Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1801

Mobil alışveriş için özel olarak geliştirilen mobil uygulamalar revaçta

0

mobil shopİnternet ortamında yapılan alışveriş hacminin her geçen gün artması ve masaüstü bilgisayarlardan akıllı telefon ve tablet gibi mobil cihazlara taşınması, alışveriş alışkanlıklarımızı da kökten değiştirmeye başladığı için, mobil alışveriş ayrı bir inceleme konusu olarak karşımıza çıkıyor.

Fiyat ve karşılaştırma sitesi Bilio.com da bundan hareketle, düzenli olarak yaptığı mobil alışveriş eğilimlerini ortaya koyan anket çalışmalarıyla e-ticaret dünyasına, yazılımcılara ve girişimcilere fikir verecek sonuçlar elde ediyor.

13-18 Kasım tarihleri arasında Bilio.com’un web sitesi üzerinden yaptığı mobil alışveriş anketinin sonuçları şöyle:

Mobil alışverişte “güven” sorunu var

“Akıllı telefonunuz üzerinden alışveriş yaptınız mı?” sorusunu yanıtlayan 1.500 kişiden yalnızca yüzde 40’ının “evet” yanıtını verdiği, geri kalan yüzde 60’lık kesimin ise, bugüne kadar akıllı telefonlarından hiç alışveriş yapmadığı görülüyor.

Anket sonuçlarına göre, bu kişilerin, mobil alışveriş süreçlerine yeterince güvenmedikleri için akıllı telefonlardan alışveriş yapmamayı tercih ediyor.

Neden mobil alışveriş?

Ankette akıllı telefonları üzerinden alışveriş yaptıklarını söyleyen kişilerin yüzde 85’i, mobil alışveriş için akıllı telefon yerine tableti tercih ediyor.

Mobil alışveriş yapanların yüzde 48’i ise, kullanım kolaylığı nedeniyle mobil alışverişi tercih ederken, yüzde 36’sı fırsatları kaçırmamak, yüzde 16’sı da güvenli bir alışveriş deneyimi yaşamak için mobil alışverişi tercih ettiklerini belirtiyor.

Bu kişiler, mobil alışverişlerinde en çok, yüzde 50 oranıyla teknoloji ürünlerini satın alıyorlar. Geri kalan kısım ise, yüzde ağırlığına göre sırasıyla moda, kozmetik ve dekorasyon ürünleri takip ediyor.

Akıllı telefon kullanıcılarının mobil alışveriş için tercih ettiği özel bir gün veya dönem ise yok. Anketi yanıtlayanların yüzde 83’ü “En çok hangi dönemde mobil alışveriş yaparsınız?” sorusuna “Farketmiyor” yanıtını verirken, yüzde 7’lik oranlarla en çok Sevgililer Günü ve Yılbaşı özel günler kategorisinde öne çıkıyor.

Mobil uygulamalar tercih ediliyor

Bilio.com’un anketini yanıtların yüzde 61’i, alışveriş yapacakları sitenin mobil uygulaması olmasının veya web sitesinin mobil cihazlara uyumlu olarak erişilmesinin, alışveriş kararlarını etkileyeceğini belirtiyor.

Akıllı telefon kullanıcılarının yüzde 46’sı web siteleri üzerinden alışveriş yapmayı tercih ederken, yüzde 54’ü de e-ticaret sitelerinin farklı telefon işletim sistemleri için özel olarak geliştirdiği mobil uygulamaları kullanıyor.

Mobil alışveriş yapanların yüzde 64’ünün akıllı telefon işletim sistemi Android iken, yüzde 16’sı iOS işletim sistemlerine sahip akllı telefonlarla internetten alışveriş yapıyor.

HP, akıllı saatlerle mi geri dönecek?

0

HP OHP, on sene öncenin çok güçlü bir donanım ve teknoloji markası olarak piyasanın en büyük oyuncularından biriydi. Rakibi Compaq’ı rekor fiyatla satın alması, tüm dünyada manşetlere taşınan HP ne yazık ki teknolojinin hızla gelişen sınırlarına yetişmekte yeterince hızlı davranamadı ve akıllı telefon devriminde rol almakta yavaş kaldı.

Aslında çevremizde Android ve iOS telefonlar patır patır piyasaya çıkarken elbette HP de boş durmadı. Android henüz çok yeniyken, akıllı telefonların henüz “ne kadar küçük olursa o kadar değerli olur” anlayışıyla satın alındığı, insanların kalın parmaklarıyla minicik ekranlardaki küçücük tuşlara basmaya çalışırken akrobasi yaptığı o komik yıllarda, HP de kendi mobil işletim sistemini geliştirmeye ve Android’le iOS’un karşısında üçüncü mobil işletim devi olarak yer almayı planlıyordu. O yıllarda elbette Windows Mobile de yer alıyordu Microsoft’un bile umudunu kestiği ve güncelleme bile yapmadığı eskimiş bir işletim sistemi olan Windows Mobile’ı kimse ciddiye almıyordu.

Ancak ne var ki, HP’nin mobil işletim sistemi pratik olarak başarıya ulaşamadı. Popüler olamadı. Birkaç model akıllı televizyon ve bugün adını hatırlamadığımız bazı telefon modellerinde kendine yer bulduysa da Android ve iOS karşısında tutunamadı.

Ancak HP pes etmiş değil. Akıllı telefon devrimini kaçıran HP şimdi, hem iş dünyasında hem de sosyal hayatta büyük önem kazanacak gibi görünen giyilebilir cihazları ve akıllı saatleri hedef almış durumda.

Dünyanın beşinci büyük saat üreticisi olan Hintli Titan ile işbirliği anlaşması imzalayan HP’nin yakında Hindistan’daki büyük teknoloji birikmini de kullanarak, hem ekonomik hem de güçlü akıllı saatler piyasaya sürmesi bekleniyor.

HP ve Titan, yeni işbirliği hakkında henüz detaylı bir açıklama yapmış değiller ancak akıllı telefon devrimini kaçırarak gündelik teknoloji ürünlerindeki hakimiyetini yitiren HP uzun zamandır iş dünyasına yönelik güçlü ürün ve hizmet yelpazesi sayesinde varlığını koruyabiliyordu. Bu yeni anlaşma sayesinde, yine hem iş dünyasındaki profesyonel kullanıcıları hem de sosyal hayatında, gündelik yaşamında giyilebilir cihazlara ilgi duyacak teknoloji tüketicilerini memnun edebilecek ürünler ortaya koyması mümkün olacak.

Bakalım, HP’nin Titan ile anlaşmasının arkasından nasıl ürünler ortaya çıkacak ve bu yeni hamle, eski devin yeniden kükremesini sağlayabilecek mi?

 

Lenovo’dan kurumsal inovasyon merkezi müjdesi

0

lenovo logoLenovo, Supercomputing 2015 Konferansı’nda, 2016 yılının başında Pekin’de açılacak yepyeni bir ileri teknoloji İnovasyon Merkezi’nin (EIC) müjdesini verdi. Aynı zamanda Barcelona Supercomputing Centre ve EIC projelerinde Oxford Üniversitesi ile sürdürülen ilişkilerin de kapsamının genişletildiğini açıklayan Lenovo, Intel® Scalable System Framework kapsamında geleceğin yüksek performanslı bilgisayar sistemi (HPC) tasarımlarına ve optimizasyona odaklanan çok sayıda yeni girişim haberi de verdi. Lenovo, bu kapsamda HPC kullanıcılarına açık kaynak ekonomisi sağlamayı amaçlayan OpenHPC’nin kurucu üyelerinden biri olacağını açıkladı.

Lenovo Girişimci İnovasyon Merkezleri

Yaklaşık bin sunucuyla donatılmış olan Pekin EIC, bu yıl açılmış olan Almanya Stuttgart’taki Lenovo EIC’ye katılarak yenilikçi işbirliğine ortak bir global erişimsağlayacak. HPC, büyük veri analizleri, bulut ve hiper ölçek veri merkezleri gibi alanlardaki araştırmalar; yaşam bilimleri, imalat, enerji ve mühendislik gibi endüstrilere odaklanacak.

Oxford Üniversitesi ve Barcelona Supercomputing Center (BSC) ile Yeni İşbirlikleri

Oxford Üniversitesi, Lenovo’nun yeni İnovasyon Merkezi iş ortaklarından biri oluyor. Büyük veri hacimli ortamlarda HPC enerji verimliliğinin iyileştirilmesi konusunda birlikte çalışılan Oxford Üniversitesi’yle, aynı zamanda HPC kullanım maliyetlerini azaltmak ve daha küçük kuruluşların teknoloji potansiyellerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmak üzere tasarlanmış, açık kaynaklı bir dizi yazılımın geliştirilmesine yönelik ortak bir değerlendirme projesinin startı verildi. Lenovo ile Barcelona Supercomputing Center (BSC) arasında devam eden işbirliği ise planlama, performans araçları, enerji verimliliği ve büyük veri gibi konuları de içine alacak şekilde genişletildi.

Yapay zekanın yerini yapay yığın zekası mı alacak?

2

robot-artificial-intelligenceYapay zekanın (AI) çok geliştiğinde insanoğlunu gereksiz olarak göreceği ve hatta kendine karşı tehdit olarak görüp insanları ortadan kaldırmaya kalkabileceği tehlikesi tüm bilim insanlarının en büyük endişesi. Bu alanda yapılmış filmleri ise saymaya gerek yok. Matrix’ten, Terminator’e kadar, sayısız bilim kurgu filmi, yapay zekanın insanları yok edeceği fikrini işleyerek popüler oldu.

Ancak mesele film senaryolarından daha ciddi. Elon Musk’tan Stephen Hawking’e kadar, binlerce bilim insanı ve aydın, geçtiğimiz sene dünyayı yapay zeka çalışmalarına karşı uyardı ve ortak bir bildiri hazırlayıp yapay zekanın çok gelişmesi halinde, insanoğlunu yok edeceğinin altını çizdiler.

Bilim insanları yapay zekayı barışçıl amaçlar için geliştirecek olsalar bile, bu teknolojiyi günün birinde savaş alanlarında kullanarak düşmanları yok etmek isteyecek devletler, askeri kuruluşlar veya örgütler ortaya çıkacaktır. Son derece gelişmiş silahlara sahip ve yok etme dürtüsüyle donatılmış, kendi başına düşnüme yetisi bulunan bu robot askerler insanoğlu tehlike oluşturacağı kadar, elektrik santralleri, barajlar, hava limanları, oto yollar, nükleer santraller gibi toplumların hayati organlarını elinde bulunduracak yapay zeka yazılımlarının da birgün kontrolden çıkmasın riski bulunduğunu kabul etmek gerekiyor.

Bilim insanları şimdi bu tehdide karşı yapay yığın zekası (Artifical Swarm Intellegnce) isimli yeni bir kavramı ortaya attılar.

Yapay Yığın Zekası, yani ASI, yapay zekadan daha güvenli bulunuyor çünkü işin içinde insanların bulunması öngörülüyor. Yani yapay zeka işlevini görürken, zekasını diğer insanların deneyimlerinden ve zekasından alacak. Dolayısıyla, düşünce biçimini geliştirirken, insanların endişeleri, korkuları, vicdanları da yapay yığın zekanın bir parçası olacak. Yapay yığın zeka, bir işlem hakkında karar verirken, ilişkide olduğu insan gruplarının vicdanı, duyguları, düşünceleri kararda etkili olacak. Savaş alanında çatışan bir robot asker, bağlantılı olduğu yapay yığın zeka zayesinde, elini kaldırıp teslim olan, savaşmayan bir düşman askerine ateş etmeyecek ve onu bağlayıp etkisiz hale getirecek. Aslnda normal yapay zekanın da bunu yapma potansiyeli bulunuyor ancak aynı yapay zekanın, insan hayatını hiçe sayıp her türlü tehdidi yok edecek kesin ve acımasız bri tavır geliştirmesi de mümkün olduğundan, işin içinde insan zekası ve vicdanı olmadan yapay zekanın ne kadar acımasız olabileceğini tahmin etmek kolay değil.

Şimdi bu alanda çalışan yeni start-up’lar da ortaya çıktı. Örneğin, İngiliz EnSwarm şirketi, geliştirdiği yapay yığın zeka ile işe alma ve iş performansını değerlendirme süreçlerini, yapay yığın zeka ile birleştiriyor.

Kısaca söylemek gerekirse, bilim dünyası çok çekindiği yapay zekaya karşı şimdi işin içine insan duygularını ve vicdanını katacağı yapay yığın zekası (ASI) kavramını geliştirmeye çalışıyor ve yakında bu terimi çok daha fazla duyacağız gibi görünüyor.

Robotlar mı, akıllı sensörler mi kazanacak?

0

robotsBizim neslimiz robot hikayeleriyle büyüdü. Robotların dünyayı işgal edeceği endişeleri bir tarafta, robotların bütün ağır yüklerimizi alacağı bir hizmetçiler rehaveti diğer yanda gelecek senaryolarını okuduk.

Geçmiş 50 yıllık dönemde robotların ağırlıkta olduğu bir üretim teknolojisi anlayışı ile verimliliğimizi hesap ettik.

Robotlaşma bir nevi otomasyondu, verimlilikti, hassas işlerin şartı, sıfır hata payının vazgeçilmeziydi.

Robotlaşma katma değerli üretim, ileri teknoloji ve hızın ifadesiydi.

Geldiğimiz noktada robot anlayışı da, verimlilik anlayışı da değişti.

Yeni nesil üretim, verimlilik ve katma değerde esas olan Big Data kullanımı oldu. Bunun da vazgeçilmezi “sim kart” teknolojisi oldu. Sim kartlar ile sensörler akıllanacak ve tahmin etmeyeceğini her noktaya akıllı sensörler yerleşecek.

Sim kart tarihi cep telefonlarından önce başlıyor. 1956 yılında İsveçli MTA şirketi yarı otomasyonlu mobil telefonu yaptığında, 40 kg ağırlığında sim kartı vardı. Haliyle cebe sığacak, bir insanın taşıyacağı hafiflikte değildi.

1973 yılında Martin Cooper ilk cep telefonuna sim kart takan kişi olmuştu. Ancak bugünkü anlamıyla 1991 yılında hayatımıza girmeye başladı.

Cep telefonlarıyla başlayan sim kart kullanımı bununla yetinmedi. Otomobiller, veri paylaşımı, tarım uygulamaları derken aklımıza gelen her yerde sim kartlar karşımıza çıkmaya başladı.

Özellikle giyilebilir teknolojiler dediğimiz saat, gözlük ile birlikte kullanma alanları hayallerimizin de ötesine geçmeye başladı.

Ancak geleneksel robot anlayışımız da sim kartlar ile birlikte yeni bir anlayış kazandı. Sim kartlar, endüstriyel üretimde kullanılan robot artışında ivme kazandıran bir etken oldu.

Konunun anlaşılması için dünyadaki robot kullanımına bir bakalım.

Hali hazırdaki kullanım itibariyle en yoğun robot kullanımı otomotiv sektöründe… Onu sırasıyla elektrik-elektronik, metal, plastik, gıda ve ilaç sanayi takip ediyor.

Şu anda dünyada 10 bin çalışana göre robotlaşma sadece 66 adet olarak var sayılıyor. Otomotiv sanayi öncü durumunda ve Japon otomotiv sanayiinde 10 bin kişiye karşılık 1.520 robot kullanılıyor.

Aslında sektörlerdeki büyüme oranları da dikkat çekici durumunda. Otomotivde 2010 yılına göre 2013 yılında yüzde 82 oranında robot kullanımı artmış görünüyor. Bu sektörü yüzde 80 ile metal sanayi, yüzde 44 ile gıda sanayi, yüzde 35 ile ilaç sanayi izliyor.

Buna rağmen halen 6 milyon istihdam sağlayan elektronik sektörüne geleceğin en fazla robot kullanan sanayisi olarak bakılıyor.

Endüstriyel üretimde robot kullanan ülkeler sıralamasında geleneksel teknoloji devleri ilk sırada yer alamıyor. Burada 10 bin işçi başına kullanılan robot sayısı kriter olarak kullanılıyor. Buna göre 396 oranıyla Güney Kore’yi 332 robot sayısıyla Japonya takip ediyor. Ardından Almanya, İsveç, İtalya, ABD, İspanya, Tayvan, Fransa ve Kanada olarak sıralanıyor.

Son yıllardaki robotlaşma rakamları daha ilginç bir seyri gösteriyor: Mesela 2012 yılında Çin’de kullanımda olan robot sayısı 96 bin civarında iken 2013 yılında 36 bin 560 yeni robotu üretime katarak rekor kırdı.

Aynı yıl Japonya’da 26 bin, ABD’de 23 bin, Güney Kore’de 21 bin, Almanya’da ise 18 bin civarında robot endüstrinin hizmetine girdi.

Malum bu yılın en büyük teknoloji çıkışı sürücüsüz otomobillerde oldu. Akıllı sensörlerle yüklü sürücüsüz bir otomobilin robottan ne farkı vardır? Robot mu diyeceğiz yoksa akıllı otomobil mi? Dönüşümle birlikte kavramlar da değişmek zorunda.

Dünyanın en büyük robot üreticileri arasında İsveçli ABB, Alman Kuka ve Japon Yaskawa anılıyor. Her üç firma da yeni yatırım planları yapıyor. Japonya’daki altı robot üreticisinin üretimlerinin yarısını Çinliler alıyor. Bu yüzden Çin’de robot üreticileri ülkede üretim araştırması yapıyor.

Bütün bunların yanı sıra hizmet sektöründe de robot kullanımı artıyor. Otomasyon dışında robot kullanımı için sim kart veya akıllı sensörler bir zorunluluk olarak görülüyor.

2015 yılına kadar 171 milyar dolar değerinde 95 bin hizmet robotu hayatımıza girmiş olacak. Bu rakamın içinde mutfak robotları, ev süpürgeleri, çim biçme makinaları dahil değil.

Sağlık sektörü de bundan payını alıyor. Geçen yıl 570 bin robotik cerrahi operasyonu yapıldığı tahmin ediliyor.

Robotlar binlerle sayılırken, sim kartlar milyar ile konuşuluyor. Halen dünyada 6,5 milyar adet sim kart olduğu tahmin ediliyor. 2020 yılında bu rakamın 50 milyar olacağı düşünülüyor.

Vücut terimizi ölçen çamaşırlar, nabzımızı sayan saatler, kalori kaybımızı haber veren ayakkabılar gibi yüzlerce giyilebilir teknoloji yanı sıra çocuğun çantası – bisikleti, eşin arabası gibi her nesnedeki sim kartlar hesap edildiğinde bu rakam 100 milyarı aşması şaşırtıcı olmaz. O yüzden “Nesneler Çağı” diyoruz.

Eğer robotik pazar değeri olarak bakacak olursak, 2020 yılına kadar pazarın büyüklüğünün 152 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Robotlara bağlı olarak da bazı sektörlerdeki verimliliğin de yüzde 30 artacağı öngörülüyor.

“Ne kadar robot o kadar işsizlik” diye bir hükme de varabilirsiniz. Yüzde 90’na varan emek maliyetinden tasarruf yapılabilecek. Buna bağlı olarak çalışma mesailerinin de değişmesi zorunluluğu doğacak. Diğer taraftan da da bu kadar boş zaman, çoğu hizmet sektöründe olmak üzere yeni iş alanları da doğurabilecek.

Küresel olarak tam otomasyonun gerçekleşmesiyle 9 trilyon dolar maliyet tasarrufu sağlanacağı da başka bir hesaplamada ortaya çıktı.

Sadece robot ve sim kart üzerinden fikir yürütmeyin. Geleceğin sim kartı şimdi kullandığımızdan da farklı olacak. Japon Docomo telefona takılma zorunluluğu olmayan yeni bir sim kart üzerinde tartışıyor. Ancak yeni kartlara yeni özellikler de yüklenecek. Her nesneye bir kart veya akıllı sensör ekleyebilirsiniz.

Mevzuat ne kadar müsaade eder bilinmez ama gelecekte banka ödeme sistemlerinde, kimlik belgesi olarak, sağlık bilgileri güvenliğinde en geçerli araç sim kart olabilir.

Bir taraftan bulut veri paylaşımı, bir yandan yeni nesil akıllı sim kartlar eşyalara robot özelliği katacak. Bulut sistemlerin dönüşümü üzerine de kafa yormak gerekiyor.

Endüstriyi yeniden yapılandıracak ve verimli kılacak iki teknoloji olan robot ve sim kart birlikteliği geleceğin vazgeçilmezi olacak.

Sadece Google örneği ile pazardaki hareketi anlatmak istiyorum. Google, akıllı termostat üreticisi Nest’ten sonra Boston Dynamics şirketini satın aldı. Bu şirket BigDog projeleri arasında 46.6 km hızla koşan çitayı herkes hatırlar. Aynı şekilde, yapay zeka firması DeepMind de portföyüne katıldı.

Peki, bunca oluşacak yeni yapı pastasından kim ne kadar pay alacak? Kim nerede nasıl konumlanacak? Robotlar mı, akıllı sensörler mi daha baskın olacak?

Yoksa onlar kazanacak, insanlık kaybedecek mi? Yaşayıp göreceğiz!..

Google’ın robot köpeği eğitime başladı!

0

Google’ın 2013 yılında bünyesine kattığı Boston Dynamics’in ürettiği robot köpek Spot, gerçek doğa koşullarında eğitime başladı. Spot şu an Deniz Kuvvetleri tarafından test ediliyor ve doğanın zorlu koşullarında, keşfin zor olduğu engebeli arazilerde kullanılıyor. 

15-11/23/googlein-robot-kopegi-egitime-basladi.jpg

500 metre gibi bir uzaklıktan bir oyun konsolu veya dizüstü bilgisayar ile kontrol edilen Spot, silahlı çatışma gibi durumlarda nasıl hareket edeceğini ve nasıl yardım sağlayacağını da öğreniyor. Kullanım açısından da çok kolay olduğu üreticinin “4 yaşındaki bir çocuk bile kullanabilir” cümlesinden anlaşılıyor.

72.5 kilogram ağırlığındaki Spot’un aldığı eğitim şu an arama kurtarma, doğal afetler gibi durumlarda yardımcı olmayı içeriyor. İlerleyen test aşamalarında ise düşman bölgesine sızma, yer tespiti gibi amaçlar için kullanılabilir.

Kaynak: ShiftDelete.Net

Zuckerberg iki ay babalık iznine çıkıyor

0

ZuckerbergCardCEO30315sk[1]Facebook, 100 milyar doları aşan değeri ile iş dünyasının internete bakışını değiştirdiği gibi, sosyal medyanın büyük gücünü de herkese ispatlayan firma oldu.

Kurucusu ve ortağı Zuckerberg ise ilk günden beri şirketin CEO görevini üstleniyor. Hatta, bir dönem iş kartının üzerinde “I’m CEO, Bitch!” yazıyor olması, medyada büyük yankı bulmuştu. Ancak internet üzerinde popüler bir mim olan bu “bitch” formatı, konusu sosyal medya olan ve gençleri hedefleyen bir şirketin CEO’su için hiç de şaşırtıcı değildi.

Fakat Zuckerberg’in şaşırtıcı faaliyetleri, iş kartı ile sınırlı kalmadı. Silikon Vadisi’ndeki yüksek kiralardan şikayetçi çalışanları için havuzlu, alışveriş merkezli, özel site inşaa ettirmesi gibi sıradışı eylemleri ile farklı bir “patron” olduğunu gösteren Zuckerberg, şimdi de hamile eşinin doğuma yaklaşması nedeniyle iki aylık yasal babalık izni alacağını açıkladı.

Patronların genellikle iş hayatlarını özel hayatlarına uyduracak şekilde esnetebilmelerine alışkın olduğumuzdan bu karar herkesi şaşırttı. Zuckerberg, çok kolayca asistanlarını, çalışma arkadaşlarını, kendi iş planına uyum sağlayabilecek şekilde yeniden organize edebilir, günde birkaç saatlik çalışma/raporları okuma/imzaları atma seansından sonra evine dönüp eşinin ve çocuğunun yanına dönebilirdi. Hatta tüm bu işlemleri evinden de yapabilirdi ancak Zuckerberg, yasal hakkını sonuna kadar kullanıp, iki ay boyunca izinli olacağını açıklayınca, iş dünyası yine şaşırdı.

Türkiye’de özel sektörde kadınların bile doğum iznine çıkması sıkıntı yaratırken ve şirket içinde mızmızlanmalara neden olurken, bir babanın iki ay boyunca işe gelmeyeceğini söylemesinin işini kaybetmesi için yeterli olacağını düşünüyorum. Türkiye’deki iş kanununda, babaların doğum sonrası izni sadece 5 günle sınırlı ki, bu da babanın sadece hastanede eşine yardımcı olması için düşünülmüş bir izin. Ama anne eve çıktıktan sonra artık babanın işe dönmesi bekleniyor. Tabi Türkiye geleneğinde doğum yapan kadının annesi ve hatta eşinin annesi gelip doğum yapan anneye yardımcı olduğu için, babaların işe dönmesinde sakınca görünmüyor. Elbette yardıma gelecek annesi olmayan çiftlerin işleri çok zor.

ABD’de iş kanunları çok sıkı şekilde uygulandığından ve kanuna aykırı davranmanın ağır cezaları olduğundan oradaki şartları Türkiye ile karşılaştırmak doğru olmayabilir ancak Zuckerberg’in çok farklı bir yönetim anlayışına sahip olduğunu ve kendini, diğer çalışanlarla eşit konumlandırmaya özen gösterdiğini biliyorduk, ki bu yeni kararı da Zuckerberg’in, şirket içinde popüleritesinin artmasına, çalışanların kalbini kazanmasına yardımcı olacak gibi görünüyor.

Türkiye’deki patronların da bu örneği iyi incelemesi doğru olacak.

HP, dünyanın ilk dört çekirdekli ultrabook iş istasyonunu tanıttı

0

hp z2kg ağırlığından ve 18 mm incelikten başlayan HP ZBook Studio, ofis ve mobil çalışanların ihtiyaçlarını; profesyonel bellek, işlemci, grafik ve birçok seçenekle karşılamak üzere geliştirilmiştir. Bu model, Intel® Core veya Xeon işlemciler, ikili soğutma fanları ve opsiyonel olarak DreamColor UHD veya FHD dokunmatik ekranlar ile 32 GB’a kadar ECC bellek ve 2TB toplam depolamayı kullanıcılara sunuyor. ZBook Studio, ağır grafik yüklerinin üstesinden gelmek için yeni NVIDIA Quadro M1000M 2GB GDDR5 Profesyonel veya Intel HD Graphics 530 ekran kartları ile donatılmıştır.

HP ZBook Studio dışında 3 HP ZBook Mobil İş İstasyonu modelini daha tanıttı. Öncekilerden çarpıcı biçimde daha ince ve daha hafif olan 3. nesil ürünler; performans, inovasyon ve güvenilirlik beklentilerini karşılamak için üretilmiştir.

·         HP ZBook 15u, iş istasyonu performansını düşük maliyetli kompakt bir paket halinde sunar. 15.6 inç diyagonal ekranıyla birlikte uygun fiyat ve mobilitenin mükemmel bir kombinasyonudur. Hafızası 32 GB’a kadar artırılabilen bu ultrabook iş istasyonu, 2GB grafik bellek özelliğine sahip AMD FirePro™ profesyonel grafikler, HP Z Turbo Drive G2, 1.5 TB toplam depolama ve FHD dokunmatik ekran özelliğine sahip. 

·         HP ZBook 15, dünyanın en çok satan mobil iş istasyonunun bir sonraki neslidir. Bu ince ve hafif taşınabilir güç merkezi %27 daha ince ve %7 daha hafif şekilde tasarlandı. Önceki nesillerden %27 daha uzun pil ömrüne sahip HP ZBook 15, 15.6 inç diyagonal ekranı, Intel Core veya Xeon işlemci ile donatılmıştır. DreamColor UHD veya FHD dokunmatik ekran seçenekleri ile birlikte 64 GB ECC bellek, 3 TB’ye kadar arttırılabilir çift 1 TB HP Z Turbo Drive G2 depolama ve çift Thunderbold 3 de mevcuttur.

·         HP ZBook 17, öncekilerden %67 daha uzun pil ömrüne sahip 17.3 inç diyagonal ekranlı iş istasyonu aynı zamanda %25 daha ince ve %11 daha hafiftir. Intel Core veya Xeon işlemciyle donatılmış bu ürün, 64 GB’a kadar ECC bellek, 4 TB’ye kadar toplam depolama sağlayan çift 1TB HP Z Turbo Drive G2, çift Thunderbolt 3 ve opsiyonel olarak HP DreamColor UHD veya FHD dokunmatik ekrana sahiptir. ZBook 17, aynı zamanda 8GB çerçeve arabelleğe sahip NVIDIA M5000M Quadro grafik desteği sağlar.

HP ZBook Studio, ZBook 15 ve 17, önceki nesil grafiklerinin neredeyse iki katı performans sağlayan yeni NVIDIA Quadro ile geliyor. Bu sistemler aynı zamanda müşterilerine, Intel® Iris™ Pro Graphics P580, Intel HD Graphics P530 veya Intel HD Graphics 530 ekran kartları arasında seçim yapma imkanı da sunuyor.

Bütün HP Zbook mobil iş istasyonları güvenilirdir ve MIL-STD 810G testini geçecek şekilde tasarlanmıştır. HP ZBook modellerde, uzaktan kontrol imkanı sunan HP Remote Graphics yazılımı,  optimal performans için HP Performance Advisor ve daha güvenilir ve hızlı ağ performansı için HP Velocity ön yüklü şekilde yer alır.

HP ZBook iş istasyonları ile birlikte, Thunderbolt bağlantıya sahip yeni HP ZBook Dock da sunuluyor. Böylece kullanıcılar Thunderbolt 3 (DisplayPort 1.2, USB 3.1 Gen 2 ve PCIe’yi destekler), dört USB 3.0, RJ-45, VGA, çoklu ses ve iki ek DisplayPort ile10’a kadar cihazı tek seferde birbirine bağlayabiliyor.

HP Kurumsal ve Perakende Çözümler Satış Müdürü Emre Er yaptığı açıklamada, “HP ZBook ürünleri açıkça görünen güvenilirlik avantajlarına sahiptir. Bu ürünler askeri seviyedeki testleri geçmek üzere tasarlanmış ve 120.000 saatlik HP test sürecinden geçmiştir. HP, güvenilirliği artırmak ve performansı geliştirmek için başarısızlık tekniklerini de testlerinde uygulamaktadır. Bu mühendislik yaklaşımı, son kullanıcılar için en güvenilir iş istasyonlarımız ulaşılabilir hale getiriyor.’’ dedi.

Fiyatlandırma ve Erişilebilirlik

·         HP ZBook Studio modelinin, tüm dünyada Aralık ayında vergiler hariç 2300 dolardan başlayan fiyatlarla satışa sunulması bekleniyor.

·         HP ZBook 15, HP Zbook 15u ve HP ZBook 17 modellerinin ise EMEA bölgesine Ocak ayından itibaren raflardaki yerini alması bekleniyor.

Yeni yasayla şirketler veri kaybına uğradı

0

muratEmarsys Türkiye Ülke Müdürü Murat Erdör, yeni e-ticaret yasasından sonra şirketlerin önemli oranda veri kaybına uğradığını belirterek, şirketlerin yeni tüketicilere ve üyelere ulaşmasını sağlayacak 5 yöntemi açıkladı. Yazılı veya elektronik onay olmadan, tüketicilere ileti gönderimini yasaklayan yasayla şirketlerin ciddi veri kaybına uğradığını ifade eden Erdör, yeni ortamda doğrudan pazarlama kanallarının interaktif yapıya dönüştüğünü ve tüketici odaklı dijital pazarlamanın daha önem kazandığını vurguladı. Emarsys Türkiye Ülke Müdürü Murat Erdör, tüketici odaklılık açısından yeni üyeleri çekmenin 5 yöntemini şirketlere hitaben şöyle açıkladı:

1. Sadece mutlaka gereken bilgileri isteyin: Üyelik formunuzu sadeleştirerek, sadece en gerekli bilgileri talep edin.

2. Farklı üyelik türleri sunun: Hedef kitlenize, e-bülten seçenekleri sunarak ne tür içerikleri ne sıklıkla almak istediklerini size söyleme imkânı verin.

3. Potansiyel üyelere neye abone olduklarını anlatın: Müşterilerinize; indirimler, yeni ürünler, özel etkinliklere davetiyeler vb. neler göndermeyi planladığınızı söyleyerek, kendileriyle ilgili olup olmadığını anlamalarını sağlayabilirsiniz.

4. İzin formunuzu sitenizde öne çıkarın: Üye olmayı kolaylaştırmak için izin formunuza sitenizin çeşitli sayfalarında yer verin ancak gizlemeyin, bir köşeye saklamayın. Yeni ziyaretçilerin üye olmasını teşvik etmek için “light box” veya “pop over” kullanılabilir.

5. Blog yazılarına üyelikle ilgili bir aksiyon çağrısı ekleyin: Her blog yazısının, YouTube videosunun veya başka içeriklerin sonuna üyelikle ilgili bir link ve aksiyona çağrı ekleyin.

2016’da siber paralı askerlerin sayısı artacak

0

cyber attackMacaristan’ın Budapeşte şehrinde düzenlenen Kaspersky Lab’ın Cyber Security Weekend etkinliğinde Kaspersky Lab uzmanları 2016 tahminlerinden de söz ettiler. 2016 tahminleri, şirketin dünyanın her yerinden 42 üst düzey güvenlik uzmanını içeren GREAT (Global Araştırma ve Analiz Ekibinin) uzmanlıklarına dayanıyor.

Tahminleri hakkında konuşan Kaspersky Lab Avrupa Araştırma Merkezi Başkanı Marco Preuss şunları söyledi: “BT güvenliği sektörünü zorlayacak gelişmelerle dolu bir yıl bekliyor. Bilgi ve tahminlerimizi sektörün her yerinden meslektaşlarımızın yanı sıra kamu kuruluşları, emniyet gücü ve özel sektör kuruluşlarıyla paylaşmanın önümüzdeki sorunlarla proaktif olarak yüzleşmek için gerekli işbirliğini teşvik edeceğine inanıyoruz.”

Kaspersky Lab’ın uzmanları, 2016 yılında siber casusluk simsarlığında büyük bir değişim göreceğimizi tahmin ediyor. Öncelikle APT’lerin (gelişmiş kalıcı tehdit) yapılandırma ve kullanımlarında büyük bir değişiklik olacak. Bellekte barınan veya dosyasız zararlı yazılımlara yönelim büyürken ‘kalıcılığın’ önemini yitireceği ve dolayısıyla virüs bulaşan bir sistemde bırakılan izlerin ve algılanma olasılığının azalacağı beklenmekte.

Bunun yanı sıra uzmanlar, üstün siber beceriler sergileme ihtiyacının azaldığını ve yatırım geri dönüşünün ulus devlet saldırganların çoğunun aldığı kararlara yön vereceğini görüyor. Bu nedenle, bootkit’ler, rootkit’ler ve araştırma ekipleri tarafından kullanılan özel zararlı yazılımlara yatırım yapmak yerine hazır zararlı yazılımların yeniden tasarlanmasında bir artış olacak.

Daha uzun vadeli bir bakış açısıyla, APT alanına daha fazla yeni başlayanın gireceğini beklemek doğru olacak. Daha fazla kişi çevrimiçi saldırılardan faydalanmaya çalıştıkça siber paralı askerlerin sayısı da artacaktır. Bu paralı askerlerin, ödemeye hazır olan herkese saldırı uzmanlığı sunması ve ayrıca ilgili şahıslara, ‘Hizmet olarak Erişim’ olarak adlandırılabilecek bir teklif biçiminde yüksek profilli kurbanlara dijital erişim satması beklenmekte.

Tüketicilere yönelik tehditler de gelişecek

Uzmanlara göre fidye yazılımları bankacılık Trojan’larında daha fazla zemin bulacak ve genellikle zengin ve bu nedenle karlı hedeflerin sahip olduğu OS X cihazlara ek olarak mobil ve Nesnelerin İnterneti gibi yeni alanlara yayılması bekleniyor.

Siber suçlular, durmadan kurbanların paralarını çalmanın yeni yollarını arayacak. Bu nedenle ApplePay ve AndroidPay gibi alternatif ödeme sistemlerinin yanı sıra borsaların finansal siber saldırılara daha fazla hedef olması bekleniyor.

2015 yılında Kasperksy Lab uzmanları, korsan aktivistlerden ulus devletlere kadar herkes özel resimler, bilgi, müşteri listeleri ve kodların kurbanları utandırmak amacıyla stratejik olarak bırakılmasını benimsediğinden utandırma ve zorbalık saldırıları olan DOXing’lerin sayısında artışa tanık oldu. Ne yazık ki Kaspersky Lab, bu uygulamanın 2016 yılında katlanarak devam etmesini bekliyor.

Peki ne yapılmalı?

Geleceğin siber saldırılarıyla bağlantılı riskleri en aza indirmek için şirketler, eksiksiz bir güvenlik stratejisi oluşturmalı ve uygulamaya koymalı. Personeli siber güvenlik konusunda eğitmek, fazladan koruyucu katmanla çok katmanlı Uç Nokta koruma uygulamak ve altyapının tüm unsurlarını korumak, mobil olan her şeye özen göstermek ve haberleşme ve hassas verilere şifreleme uygulamak önemli. Siber saldırılarla karşılaşma riski yüksek olan şirketler özel bir Güvenlik Operasyonları Merkezi oluşturmayı düşünmeli.

Bireysel kullanıcılar tüm cihazları için sağlam bir güvenlik çözümüne yatırım yapmalı ve şifreli haberleşmeye geçmeli. Bununla birlikte sadece teknolojiye de güvenmemeli. Siber güvenliğin temelleri hakkında bilgi edinmek çalışmak ve koruma çözümleriyle gelen seçenekleri keşfetmek sizi birçok vakaya karşı koruyabilir. Yaşamlarımızın git gide büyüyen bir bölümü çevrimiçi hale gelirken çevrimiçi alışkanlıklarınızı gözden geçirmek akıllıca olabilir; çünkü bilgi bir kez çevrimiçine yüklendiğinde sonsuza dek orada kalır ve size ve şirketinize karşı kullanılabilir.

Türk girişimcilere Birleşik Krallık’ın kapıları açılıyor

0

picture-of-united-kingdomBirleşik Krallık’ın Türkiye ile sağlık, eğitim ve enerji gibi pek çok farklı sektörde ticaret ve yatırım ilişkilerini geliştirmek amacıyla Mart 2013’ten bu yana sürdürdüğü GREAT kampanyası, Türk şirketlere yeni ufuklar açmaya devam ediyor. Kampanya kapsamında geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen GREAT Start-up yarışmasında elde edilen başarının ardından bu yıl düzenlenen GREAT Scale-up yarışması, kazanan şirketlerin Birleşik Krallık’ta işlerini büyütmelerini ve uluslararası bir ağa dâhil olmalarını sağlamanın yanı sıra girişimci bir ekosistem ile bağlantı kurmalarına yardımcı olacak.

Türk şirketleri Londra’da fırsatlarla buluşacak

GREAT Scale-up yarışmasının tanıtımı Suada’da yapılan 5. Geleceğin Gücü Girişimciler Forumu’nda gerçekleştirildi. GREAT Scale-up yarışmasını duyuracak olmaktan dolayı duyduğu heyecanı dile getiren Birleşik Krallık İstanbul Başkonsolosu Leigh Turner, “Türkiye ve Birleşik Krallık tüm sektörler genelinde girişimci ve yenilikçi şirketlere sahip. Birleşik Krallık olarak biz fikir ve ticaret alışverişinin istikrar ve refaha katkı sağladığına inanıyoruz. Bu yüzden Türk ve İngiliz şirketlerini her fırsatta bir araya getirmeye çabalıyoruz.” dedi.

Yarışma hakkında bilgiler de veren Leigh Turner, “İşletmelerini İngiltere’de büyütmek isteyen şirketler, Türk CEO’lardan oluşan güçlü bir heyet tarafından değerlendirilecek ve iş fikri, niteliği ve İngiltere’deki büyüme potansiyeli gibi kriterlere göre katılımcılar arasından 5 girişimci şirket seçilecek. Şirketlerin ufuklarını genişletme fırsatı bulacağı bu yarışmanın iki ülke arasındaki bağları daha da güçlendireceğine inanıyoruz” diye konuştu.

Twitter anket özelliğini geliştiriyor

0

twitter-polls-1Popüler sosyal medya kanallarından Twitter, bilindiği gibi geçtiğimiz dönemde anket özelliğini duyurmuş ve kullanıcıların beğenisine sunmuştu.

Birçok farklı kesimden kullanıcının ilgisi ile karşılanan Twitter’ın söz konusu bu anket özelliği, beraberinde bir eleştiriyi de getirmişti. Zira Twitter, bahsi geçen anket özelliğini, sadece iki farklı seçenek sunabilme olarak kısıtlamıştı.

Son gelen bilgilere göre ise Twitter, gelen bu eleştirileri göz ardı etmemiş ve yakın zaman içerisinde, iki seçenek kısıtlamasını artırma yönünde adım atma hazırlığında!

Twitter Anket’in iki seçenek kısıtlaması, kalkabilir!

Aslında aktarılan bu bilgi, bir safsatadan çok daha ötesi… Zira Twitter’ın Genel Medya Yöneticisi Katie Stanton, çeşitli anketler oluşturdu ve Twitter aracılığı ile oluşturulan bu twit anketler, iki seçenek ile sınırlı kalmayan ve dört seçenek sunan anketlerden meydana geldi.

Twitter yöneticilerinden gelen bu anket twitlerinden sonra, yakın zaman içerisinde iki seçenek sınırının kalkacağı dillendirilmeye başlandı.

Bu da demek olacak ki artık Twitter kullanıcıları oluşturacakları anketler için, sadece “Evet” veya “Hayır” cevaplarını kabul etmekle sınırlı kalmayıp, çok daha fazla seçenek sunan twit anketler oluşturabilecekler.

Şu an için, doğrudan Twitter kanadından resmi bir bilgi gelmiş değil. Ancak anlaşılan o ki Twitter, son dönemlerde yaşadığı mali sıkıntıları, aynı zamanda mevcut kullanıcıları için yaşamamak adına, gelen bu eleştirileri geri çevirmeyecek.

YouTube, içerik sağlayıcılara hukuki destek verecek

0

youtubeYouTube’un, günümüzün en önemli içerik mecrasına dönüştüğünü kabul etmek gerek. Her gün yüz milyonlarca insanın ziyaret ettiği YouTube’da video üreten içerik sağlayıcıları da büyük önem taşıyor. Türkiye’de YouTube içerik sağlayıcıları, reklam verenlerin henüz düşük ücretler ödemesinden dolayısı, Avrupa ve ABD’deki içerik sağlayıcıları kadar büyük gelir kazanamıyor ancak piyasaya büyüdükçe, video üreticilerinin geliri de katlanıyor. Örnek vermek gerekirse, ABD’de sadece video oyunu tanıtan ortalama bir içerik sağlayacısının aylık 5-10 bin dolar düzeyinde gelir sağlaması, normal kabul ediliyor. Ortalamanın biraz üzerine çıkan içerik üreticileri aylık 20-30 bin dolarlar seviyesine çıkabiliyorlar. Çok popüler olan içerik sağlayıcıların yıllık reklam gelirleri ise milyon dolarlarla ölçülüyor.

Fakat içerik sağlayıcıların başında büyük bir bela var: Telif hakları… Videolarından büyük paralar kazandıkları ortaya çıkan içerik sağlayıcıları, videoda işlenen konu hakkında telif hakkı iddia eden fırsatçılar tarafından ağır tazminat davalarıyla tehdit ediliyorlar.

Bu durumun farkına varan YouTube da, içerik sağlayıcılarını koruma altına almak için onlara hukuki destek vermeye ve mahkeme masraflarını karşılamaya, şirket avukatlarını içerik sağlayıcıların emrine vermeye karar verdi.

Şimdilik bu karardan yararlananacak olanlar, 4 büyük içerik sağlayıcısı… Ancak YouTube diğer vakaları da inceleyerek başka içerik sağlayıcılarına da destek verebilecek. Kısacası, YouTube artık içerik sağlayıcılarını koruma altına aldı ve onlara bulaşan, YouTube’a bulaşmış olacak.

 

Windows 30 yaşına bastı

3

billgates.0PC’leri komut satırıyla kullanılan bilgisayarlardan grafik ara yüzü ile çalışan sistemlere dönüştüren Windows işletim sistemi bugün 30 yaşına bastı.

Microsfot’un, MS DOS işletim sistemi ile birlikte piyasaya sürdüğü Windows ilk defa 20 Kasım 1985 yılında kullanıcılarıyla buluştu. Ancak o zamanın PC sistemlerinin tümü Windows’u çalıştırabilecek kapasiteye sahip değildi ve komut satırı üzerinden çalışan MS DOS sistemi de uzun yıllar yoğun olarak kullanılmaya devam etti.

Windows 1.0 aynı zamanda PC’leri mouse yardımıyla kontrol etmenin lüksünü de sunuyordu. Bugünkü Windows sistemine oranla çok basit işlevler yerine getirebilen Windows 1.0 sayesinde yazılımları pencereler üzerinde çalıştırmak ve yazılımlar arasında geçiş yapabilmek, bilgisayar kullanıcıları için çok büyük bir devrimdi.

300px-Windows1.0[1]

Windows 1.0 piyasaya çıktığında, özellikle mouse’a alışık olmayan PC kullanıcıları arasında büyük şikayetlere neden olduysa da bu işletim sistemiyle IBM, Apple ve Microsoft arasında, kişisel bilgsayar pazarındaki büyük yarış da başlamış oldu.

 

“Farklı düşünmeye devam edin”

0

1447933394_Intel_Yeni_Teknolojiler_D__nya_Ba__kan_Yard__mc__s___Ay__eg__l___ldeniz_1BrandWeek2015 kapsamındaki konuşmasında reklam ve pazarlama dünyasının ezberbozan inovasyondan nasıl yararlanmaları gerektiğini anlatan Intel Yeni Teknolojiler Dünya Başkan Yardımcısı Ayşegül İldeniz, 35 yıl öncesinin en önemli bilim kurgu dizisi Uzay Yolu’ndaki ışınlanma, ışık hızında seyahat dışında her teknolojinin günlük hayata girdiğini hatırlatarak şunları söyledi: “2020 yılında 50 milyar internete bağlı cihaz çıkacak ve 7 milyar insan var. Bu demek oluyor ki, kullandığımız, var olan her şey ama her şey akıllanacak ve bunlar milyarlarca olacak. Ama bunların da ötesinde yeni bir dünyaya giriyoruz. Bu cihazların oluşturacağı yeni dünyanın şekillenmesinde drone teknolojilerinden yapay zekâya, maker hareketinden giyilebilir teknolojilere pek çok yeni akım rol oynuyor. Özetlemek gerekirse kendi kendine karar veren nesneler, bunların gündelik hayatımıza nüfuz etmesi ve robotların giderek insanların işlerini yapmaları hayatımızı değiştiren temel trendler olacak. Bu denklemi çözdüğümüz anda çok farklı bir dünyaya merhaba diyeceğiz.”

Bugün ne düşünüyorsak tüm dünyaya bunu söylemeye başladığımızı belirten İldeniz, bundan sonra üretim konusunda da ne istersek onu üretir hale gelineceğini belirterek, “Kan şekerini dengeleyen kontak lens, evlere akıllı termostat, kendi kendine park eden otomobiller gibi şeyler yaygınlaşacak. Giyilebilir teknolojiler tarafınfda akıllı saatler, yol gösteren gözlükler, akıllı zıbınlar çok yakın zamanda günlük hayatımızın bir parçası olacak” şeklinde konuştu.

Güzel ve yaratıcı bir dünya bizim elimizde

Konuşmasının sonunda “Aynı beyinleri kullanıp farklı sonuçlara ulaşamazsınız. Ekibinizde sizden farklı kişiler de olmalı” diyen İldeniz sözlerini şöyle sürdürdü: “Rengarenk bir dünya hayal edin. Bu farklılığı kucaklamamız gerekiyor. Bizden farklı düşünen bizim gibi olmayan insanlarla ilişkiye geçmek çok önemli. Büyük farklılıklar her zaman aynı kişilerle oluşmaz. Bu olanakları güzel bir dünya için kullanabilirsek çok güzel bir dünya bizi bekliyor. Farklı düşünmeye devam edin.”

Türkiye’nin sağlığı e-nabız’da atacak!

0

1447937458_Toplu_G__rselTurkcell CEO’su Kaan Terzioğlu, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. A. Arif Ergin ve T.C. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci’nin konuşmacı olarak katıldığı panelin gündem maddeleri Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen e-nabız sistemi, 5G ve teknoloji yatırımları oldu.

Moderatörlüğünü Altınay Robot Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Altınay’ın yaptığı oturumda sektörlerin geleceğine etki eden en önemli unsur olan teknoloji ve teknoloji yatırımları ile yeni ürünler, yeni ihtiyaçlar, pazarlar oluşturmada ve mevcut ürünlerin geliştirilmesinde teknoloji etkisi ele alındı.

TÜBİTAK’ta Fikri Mülkiyet yaklaşımı başlıyor

1960’lardan bu yana Türkiye’nin teknoloji yüzü olan TÜBİTAK’ın 2005 yılı itibariyle değişim sürecine girdiğini değinen TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. A. Arif Ergin, bundan sonra Ar-Ge süreçlerinin ticari yönünün de ele alınması gerektiğine dikkat çekerek, yatırımcılarla yeni yaklaşımları paylaştı. Destek ve fonlama kısmının günümüzde teknoloji ve bilgi üretiminde tek başına sürdürülebilir olmadığına dikkat çeken Ergin, “Bugüne dek Ar-Ge kısmı fon ve desteklerle ilerledi. Ancak fikir ya da ürün ticari hayata geçemedi, altı hep boş kaldı. Bundan sonra Ar-Ge’den nasıl yüksek teknolojili ürün çıkarırız, ürünleri nasıl ticari hayata sokarız ve yüksek getiriler elde ederiz, buna odaklanmamız gerekiyor. Teknoloji üretiminde Fikr-i Mülkiyet yaklaşımını benimsemeliyiz. Uluslararası alanda savunabileceğimiz ve satabileceğimiz üretimler gerçekleştirmeliyiz. Ticarileşme ve markalaşma konusunda geride kalıyoruz. Ürünün haksız yere kullanılmasını engellemek için haklarımızı savunma platformunu oluşturmamış lazım. Böylelikle know how ihraç edebilir hale gelecek ve yüksek ekonomik değer oluşturacağız” dedi. Ergin, TÜBİTAK’ın finansör yapıdan çıkacağının belirterek, finans kısmını Devlet Kalkınma Bankası programları ve KOSKEB yaklaşımları ile bu ihtiyacın çözülebileceğini belirtti.

Türkiye’nin iletişim altyapısı herkese avantaj ve verimlilik getirecek

Türkiye’nin artık tüketen değil, üreten tarafta olması gerektiğine dikkat çeken Turkcell CEO’su Kaan Terzioğlu, Turkcell Teknoloji Merkezi’nden çıkan ürünlerin Türkiye’de kullanılmaya başlandığını belirterek şunları söyledi: “Merkezimizde 800’e yakın mühendis bulunuyor. Burada üç ana amaç etrafında çalışılıyor. Birincisi Telekomünikasyon. Şirketlerin işletim ve yönetim sistemlerinin geliştirilmesi, ithalatı azaltmak üzerine çalışmalar yapılıyor. İkincisi altyapıya yönelik kendi Ar-Ge’mizi yapıyoruz. Amacımız az kaynak kullanımıyla verimliliği artırmak. Son olarak geleneksel hizmetlerin yanı sıra katma değerli hizmetler geliştiriyoruz. Daha çok tüketicilerimizi ilgilendiren bu çerçevede anlık mesajlaşma, görüntülü ve sesli konuşma teknolojileri üretiyoruz. Dünya ekonomisinde çok önemli olan bu uygulama ve fikirler Türkiye’den çıkıyor. Bu yazılımlar ve adapte edilmiş donanımları pazara sunuyoruz. Teknoloji verimlilik getiriyor. Verimlilik rekabetin ana unsurudur. Rekabet avantajı sağlar. İletişim teknolojileri de bunun için var. Türkiye’nin iletişim altyapısını kurarak, herkese rekabet avantajı sağlayan platformları kurmayı hedefliyoruz.”

5G bugünün buhar teknolojisi

Gelecek teknolojilerine de değinen Terzioğlu, “Turkcell olarak toplam spectrum’un %47’sini aldık ve 13 yıl içinde hayata geçireceğiz. 4.5 G bir altyapı olacak. 5 G buhar ya da elektrik teknolojisi gibi, nesnelerin interneti olacak ve 1 milyar cihaza hizmet verecek. 5G tüm iş yapış şekillerini değiştirecek. Yani makineler makinelerle konuşacak. Verimlilik artışı gelecek. Yaptığımız işin tanımı değişecek. Az kaynakla büyük üretimler gerçekleşecek. En yakın örnek sürücüsüz otomobil. Bu teknoloji baştan aşağı tüm sektörleri değiştirecek. Bunların başında da sağlık ve eğitim olacak” dedi.

Türkiye e-nabız sistemi ile tanışıyor

T.C. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci ise Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan e-nabız sistemine ilişkin çok önemli bilgiler paylaştı. Mobil uygulamaların doktor ve hastalar için kolaylık sağladığına dikkat çeken Birinci, “Tedaviyi ölçmek için kayıt sistemi lazım, bunun için de teknolojiye ihtiyaç var. Bundan sonra hasta olmayı önlemek üzere yapılacak çalışmalar öne çıkacak. Hastaya anında müdahale edebilecek teknolojik altyapıyı kurmak ilk hedeflerimizden. Bireyselleşmiş sağlık modelleri akıllı telefon kullanımı ile birleşecek. T.C Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen e-nabız sistemi bun en iyi örnek olacak. Herkes kendi durumunu sistem üzerinden takip edebilecek, kendi doktorunu seçebilecek, doktora gittiğinde sil baştan hikayeye gerek kalmayacak. Yayladaki kişi de ev hanımı anne de bunu rahatlıkla kullanabilecek. Mesafelerin bir önemi kalmayacak ve birçok hastalık, tedavi ve tavsiyeler bu kanal üzerinden yürütülebilecek. Sporcular bile kendi doping kontrollerini bu kanal üzerinden gerçekleştirebilecek. Salgın hastalıklarda önlem almak konusunda bize çok büyük hız kazandıracak. Bölgesel aksiyon alabileceğiz. Bu da maliyetleri azaltacak” diyerek yeni nesil sağlık sistemini zirvede katılımcılara anlattı.

Google o ismi işe aldı!

0

Google, bulut bilişim alanında çok deneyimli bir isim olan Diane Greene’i işe aldığını duyurdu. Diane Greene VMWare’ın kuruluşunda bulunmuş ve 1998’den beri, internet teknolojileri alanında önemli uygulamalar geliştirmiş, bulut bilişim alanında çok deneyimli bir isim. Google şimdi bulut servislerini Greene’e teslim edecek.

Google, Greene’i işe alırken aynı zamanda Greene’in kurduğu bulut startup’ı Bepob’ı da satın alarak Google servisleri arasına kattı.

Google elinde bulundurduğu güçlü arama servisi, Chrome tarayıcısı ve Android işletim servisi sayesinde bulut alanında avantaja sahip. Fortune 500 listesinde yer alan büyük şirketlerinin %60’ı Google’ın profesyonel bulut bilişim servislerini kullanıyor. Ancak bu servisler, bulut bilişim alanındaki potansiyel gelir getirici servislerin sadece küçük bir kısmını oluşturuyor.

IDC’nin raporuna göre önümüzdeki 4 yıl içinde bulut bilişim ekonomisinin boyutu 25 milyar dolara ulaşacak. Google bu alanda piyasanın lideri olan Amazon ve hızla yükselen Microsoft ile rekabet etmek zorunda. Diane Greene’in Google saflarına katılması da Google’ın bu yarışta ciddi olduğunun bir işareti. 25 milyar dolarlık pastanın büyük payını kimseye bırakmamaya kararlı görünen Google, Greene’in yönetiminde bulut tabanlı uygulamalar ve hatta işletim sistemleri geliştirmek üzere çalışacak. Bu girişimin Google için ne kadar önemli olduğunu anlamak için, Google’ın gelecek tahminlerini de doğru okumak gerekiyor.

Google’ın hesaplarına göre, 2020 yılına geldiğimizde, Google’ın reklam kazancı, bulut bilişim servisi gelirlerinin altında kalacak. Yani bulut bilişim servisleri, Google’ın asıl kazanç kapısı olacak. Google’ın bu yıl kazançlarının %89’un (69 milyar dolar) reklamdan sağladığını düşünecek olursak, bu rakamları geçecek olan bulut bilişim servislerinin ne kadar stratejik öneme sahip olduğunu anlayabiliriz.

Elbette Türkiye’de de işlerimizi planlarken, dünyadaki bu yükselen trendi gözden kaçırmamak gerekiyor. Dünya artık bulut bilişim servisleri üzerinden iş yapıyorken, Türkiye’de hala klasik servisler ve uygulamalar üzerinden iş yürütmeye çalışacak firmaların rekabette geri kalacağını görmek zor değil. Ancak asıl mesee, Türkiye’de hızla yükselen bulut bilişim teknolojilerine ne kadar yatırım yapabilecek ve bulut bilişim teknolojileri geliştirme konusunda ne kadar başarılı olabilecek?

Samsung Electronics, “Asya’nın Topluma En Duyarlı Şirketi” seçildi

0
Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung
Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung

Samsung Electronics; Asya’daki şirketler ve bireylerin liderlik ve kurumsal sosyal sorumluluk alanında gösterdikleri performansı ödüllendiren Asya Kurumsal Mükemmellik & Sürdürülebilirlik (ACES) Ödülleri 2015’te, “Toplum Sağlığına En Çok Yatırım Yapan Şirket” (The Top Community Care Award) Ödülü’nün sahibi oldu.

Çeşitli sosyal yardım girişimleri aracılığıyla toplumların gelişmesine katkıda bulunan şirketlere verilen ödülü değerlendiren Samsung Electronics Asya ve Okyanusya Kurumsal Pazarlama Başkan Yardımcısı Irene Ng, “Bu ödül, Samsung’un faaliyet gösterdiği ülkelerde topluma fayda sağlamak üzere ortaya koyduğu çalışmaların niteliğinin bir göstergesidir. Samsung olarak dünyanın farklı yerlerinde insanlara, teknolojimizi kullanarak eğitim, iş ve sağlık alanlarındaki temel problemleri aşma imkanı sunuyor ve hayatları kolaylaştırıyoruz” dedi.

Samsung Electronics Asya ve Okyanusya Kurumsal Pazarlama Başkan Yardımcısı Irene Ng:
“Hedefimiz; günümüzün dijital ekonomisinde gençlere iş bulmalarını sağlayacak becerileri kazandırmak”
 Samsung’un öncelikli olarak odaklandığı alanların başında eğitimin geldiğini vurgulayan Ng; şirketin eğitim odaklı çalışmalarını da şöyle aktardı: “Daha iyi bir gelecek yaratma vizyonuyla, özellikle belirli imkanlardan yoksun gençlere yüksek kalite standartlarında bir öğrenim ortamı ve teknolojiye erişim olanağı sunuyoruz. Uzun yıllara dayanan bilgi birikimimizi ve teknolojideki uzmanlığımızı kullanarak Asya bölgesinde Akıllı Okul, Akıllı Kütüphane ve Teknoloji Enstitüsü olmak üzere toplam 170 eğitim girişimini hayata geçirdik. Bu girişimlerimizin ardında, günümüzün dijital ekonomisinde gençlere iş bulmalarını sağlayacak becerileri kazandırma hedefimiz yatıyor.”

Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung:
“Genç nesil, Türkiye’yi inovasyonda dünya oyuncularından biri haline getirebilir”
Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung ise gençlerin geleceği oluşturmadaki önemine dikkat çekerek “Samsung olarak teknolojinin, ancak hayal gücüyle bir araya geldiğinde insanların hayatına anlam kazandırdığına inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar, yenilikçi teknolojiler ışığında farklı ve ilham verici çalışmalara imza atıyor. Bu nedenle faaliyet gösterdiğimiz bütün ülkelerde, topluma fayda sağlayacak ve insanların hayatına değer katacak projeleri desteklemeye özen gösteriyoruz.

Eğitim, Samsung’un ana yatırım alanlarının başında geliyor. Genç neslin, Türkiye’yi inovasyonda dünya oyuncularından biri haline getirecek fikirleri yaratma potansiyeline sahip olduğuna ve Türkiye’nin geleceğini şekillendireceğine inanıyoruz.” dedi.

9 ülkede 165 Akıllı Okul ve Kütüphane, 7 ülkede toplam 14 Teknoloji Enstitüsü yatırımı
Samsung, Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da, Yeni Zelanda, Avustralya, Singapur, Malezya, Tayvan, Tayland, Endonezya, Filipinler ve Vietnam olmak üzere toplam 9 ülkede 165 Akıllı Okul ve Kütüphane projesini hayata geçirdi. Çeşitli hükümet organları, yerel sivil toplum örgütleri ve eğitim kurumlarıyla işbirliği içinde çalışan Samsung, tabletler ve akıllı televizyonlar gibi teknolojilerin kullanımıyla  öğrencilere özel eğitim programları ve eğlenceli içerikle zenginleştirilmiş interaktif bir öğrenim ortamı sunuyor.

Samsung’un, sektörün kalifiye eleman sıkıntısına çözüm yaratmak amacıyla kurduğu Teknoloji Enstitüsü, gençlere temel IT ve mühendislik becerileri edindiren mesleki bir eğitim kurumu. Samsung, bölgesel çapta ise Malezya, Singapur, Laos, Kamboçya, Myanmar, Filipinler ve Endonezya olmak üzere 7 ülkede toplam 14 Teknoloji Enstitüsü kurdu.

Türkiye’de yaratıcılığı teşvik eden ve eğitimi destekleyen yatırımlar
Samsung’un Türkiye’de özellikle gençleri destekleyen ve onların hayatında kalıcı etki yaratan projelere öncelik verdiğini belirten Joung sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de gençler son derece yaratıcı ve meraklılar. Üstelik son derece de açık görüşlüler. Yeniliklere, yeni fikir ve teknolojilere açıklar. Onların öğrenmeye karşı olan bu iştahları hepimize ilham kaynağı oluyor.

Bu kapsamda; Kore Savaşı Gazilerini onurlandırmak ve minnetle anabilmek adına başlattığımız Samsung Kore Gazileri Eğitim Bursu ile gazilerin torunlarına üniversite eğitimlerinde destek sağlıyoruz. 8,4 milyon TL’lik yatırım ile açtığımız ve bugüne dek 1100’ü aşkın öğrencimize eğitim desteği sağladığımız Samsung Akademi, teknik meslek lisesi öğrencilerini iş hayatına en güncel teknoloji ile hazırlıyor ve tüketici elektroniği sektörünün her geçen gün büyüyen ara eleman ihtiyacını pratik bilgisi ve donanımı yüksek yeni mezunlarla karşılıyor. Öğretmenlere ve öğrencilere görsel ve işitsel teknoloji destekli, interaktif bir öğrenme ortamı sunmayı hedefleyen Samsung Akıllı Okul programı kapsamında, Darüşşafaka’da iki sınıf uygun altyapıya büründürülerek ‘Akıllı Sınıf’lara dönüştürüldü. Gençlerin yaratıcı ve üretken olabilmeleri için onlara ilham veren bir ortam sunabilmek adına Gazi Üniversitesi’nde ise bir Akıllı Laboratuvar Ortamı’nı hayata geçirdik. Yaratıcı Çocuklar Derneği ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Samsung Geleceğin Mucitleri Yarışması ile genç neslin eğitimine katkıda bulunarak; genç beyinlerin yaratıcılık ve hayal gücüne yatırım yapıyor, akıllı düşünmeleri için ilham veriyor ve onlara yaşanacak daha güzel bir dünya sağlamayı amaçlıyoruz. Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği ile birlikte hayata geçirdiğimiz Bilişim Mucitleri projesi ile, Türkiye’deki mobil yazılımcı sayısını artırmayı ve 1000 genç bilişimcinin sektöre kazandırmayı hedefliyoruz. Türkiye’de yazılım ve uygulama geliştirme yolunda, attığımız önemli bir adımını temsil eden Ar-Ge Merkezimizde ağırlıklı olarak eğitim ve sağlık konuları odağında çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Skype’ta video kayıt dönemi başlıyor

0

skype-6-11-androidMicrosoft’un video görüşme uygulaması Skype, Android kullanıcıları için yeni bir özelliğini devreye alıyor.

Özellikle profesyonellerin yoğun olarak kullandığı Skype mobil uygulaması altık kullanıcıların aldığı video mesajları galeriye kaydetmesine olanak tanıyacak. Böylece ilgili video, kullanıcı tarafından dilediği zaman tekrar ulaşmak için kayıt altında olacak.

Yeni özelliği kullanmak için, videoyu alan kişi mesaj kutusunda videonun üzerine basılı tutarak çıkan seçeneklerden “galeriye kaydet”i işaretleyebilecek. Ayrıca yeni gelen güncelleme ile kullanıcılar, bir görüşmede gönderilen imajların üzerine basılı tutarak çıkan menü yardımıyla, ilgili imajı başka bir görüşmeye kopyalayabilecek. Bu özellik de yine iş dünyasında müşteri ile yapılan görüşmelerde elde edilen dosyaları iş arkadaşları ile yapılan görüşmelere aktarmak için hızlı ve pratik bir çözüm sunuyor.

Skype, söz konusu özellikleri şimdilik sadece Android uygulaması için devreye almış olsa da iOS uygulamasının da kısa süre içinde güncellenmesi bekleniyor.