Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1801

2015 için yedi dijital planlama fikri

Bütçe ve planlama sezonunun gelmesiyle 2015 yılında herkesin pazarlama çabalarında nelerin etki bırakacağını derinlemesine irdeleyen bir yazı yazmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Bir diğer hedefim de bu işi başarmanız için gereken liderlik zihniyetinin ne olduğunu sizlere anlatmak.

Aşağıdaki tavsiyeleri Google, Facebook, Linkedin, WPP/JWT, Publicis/Performics, Disney, Cisco ve Amazon’dan çok zeki yetkililerle 9 ayda yaptığım sayısız görüşmeleri, ClickZ Live ve benzeri etkinliklerde geçirdiğim zamanı, izlediğim pek çok videoyu, New Digital Life, Learning and Skills Study isimli rapordaki ön veriyi özetleyerek hazırladım.

Konu başlıklarını ihtiyacınız olan bölüme hemen ulaşabilmeniz için aşağıda listeliyorum. Ancak şirketlerin yüzde 97’sinin bunları hiçbirini tam olarak doğru yapamadığını hatırlatarak ‘‘öyle veya böyle yaptıklarınıza’’ veya ‘‘yapmayı düşündüklerinize’’ de göz atmanızı tavsiye ediyorum. İyice detaylara gireceğimizden sadece ne yapmanız gerektiğini değil, neleri daha iyi yapabileceğinizi de öğrenebileceksiniz.

7. Tek bir içerik fikri için elinizden geleni yapın

6. Büyük veriyi küçük şekillerde kullanın

5. Teknoloji için zaman yaratın

4. Gerçekçi olun: En iyi uygulamaları tekrar öğrenin

3. Hedefleyin veya ilgisiz bir şekilde ölün

2. Daha çok reklam verin, daha az ümit edin

1. Kendinize ve çalışanlarınıza yatırım yapın


 7. Tek bir içerik fikri için elinizden geleni yapın

İçerik pazarlaması yapmak bugünlerde sorgulanmaz bile. Ancak bunu gerçekten dijital ve özellikle sosyal medya çabalarınız için bir çerçeve olarak kullanıyor musunuz? Büyük bir içerik üzerine yapacağınız tepeden-aşağıya planlama size mükemmel bir 2015 haritası çıkarmak için yardımcı olacaktır.

Eğer birinci çeyrekteki içerik pazarlamanız için tek, büyük bir içerik hazırlayıp ondan çıkartabileceğiniz küçük içerik parçalarını planlarsanız daha çok başarılı olacaksınız. 20 küçük parça içerik yerine tek bir büyük parça içerik üzerine odaklanın – büyük parça 20 küçüğe bölündüğünde toplamda daha fazla etki bırakacaktır.

Örnek: Yüksek etkili tek bir içerik üretmek için bütçe ayırıp daha sonra bunu küçük parçalar halinde blog gönderilerine, web seminerlerine, markalı içeriklere ve doğal reklamlara bölünebilecek bir araştırma veya yüksek kalitede video gibi bölümleyin. Bu ürününüzün dikkat çekici satış noktalarınızı öne çıkarmanıza ve farklı özellikleri yeni izleyicilere ön plana çıkarmanıza olanak tanıyacak.

6. Büyük veriyi küçük şekillerde kullanın

CRM’inizi (bazıları için pazarlama otomasyonunu) küçük araçlar ile çok etkin bir şekilde kullanabilirsiniz. Bunun için yeniden hedefleme (retargeting) yapmanıza imkân sağlayacak için çerezleri (cookie) IP’lerin kimlere ait olduğuna dair veriler üreten servis ve programları (Demandbase, 6Sense) kullanmanız gerekir. Bu araçlar yardımıyla web sitenizi hangi şirketlerin ziyaret ettiğini bilecek ve hali hazırda müşteriniz olanların profil verilerini daha yakından takip edebileceksiniz.

Örnek: Perakendecilerin yeni yaklaşımı ‘‘Sitemizi ziyaret eden kullanıcılara kim olduklarına göre daha fazla alakalı içerik ve reklam göstermek istiyoruz’’ şeklinde olabilir. Bu davranış hedefleme olarak bilinir ve çok kolay olmasının yanında inanılmaz etkilidir. Bunu önce bütüncül bir test etme/hedefleme ile büyük resim içinde görmenizi ve ardından yukarıda bahsettiğimiz gibi spesifik duruma girmenizi tavsiye ederim.

Büyük veriyi sahip olduğunuz CRM ve pazarlama otomasyon programlarınıza girmeyi deneyin. Yeni veri kümeleri örnek olarak şirket IP adresine bakarak bu ziyaretçinin potansiyel bir müşteri olup olmadığını size söyleyebilir. Çok olay değil mi? Bu kadar faydalı olmasına rağmen pek çok şirket tarafından nadiren kullanılır.

5. Teknolojiye zaman ayırın

Günümüzde pazar payını arttıranlar ile kaybedenler arasındaki fark teknolojidir. Bu, özellikle pazarlama ve reklam bölümleri olmak üzere iş dünyasının her yerinde geçerlidir. İyi kullanılmış bir teknolojinin pek çok avantajı vardır: pazarlama kampanyaları oluşturma ve yayınlamada zaman bakımından daha verimli olması, harcanan her dolar için çok daha fazla etkileşim getirmesi ve müşteri deneyimi ve uygunluğunu arttırmada derinlere inebilmesi. Bu gelişmeler bugün teknoloji tarafından sağlanıyor dolayısıyla tam bir “ya sev ya terk et” durumundan bahsedebiliriz (bilinçli olsun olmasın).

Bu işlem korkuyu yenmek ve verdiğiniz kararlar hakkında (fikriniz sorulmasın diye umduğunuz toplantılar için) kendinize güvenmek için biraz temel öğrenme ile başlar. Teknoloji pek çok deneyimli pazarlamacıyı ve ajansı korkutur, yaratıcılıkla sarmalanmış durumdadırlar. Akılları büyük kampanya fikirleri bulmaya ve marka oluşturmaya çalışır. Küçük şirketler içinse pazarlama ve teknolojinin aynı cümlede kullanılması bile kafalarını karıştırır. Ancak cesur olmak zorundasınız. Teknolojinin zorluklarını aşmada size yardımcı olacak ve iş-pazarlama amaçlarınız için onu kolay hale getirebilecek insanları bulmalısınız.

Teknolojiyi kullanarak devasa kazanımlar elde etmek pazarlamanın bu çağında sorgulanmaz bile. Büyük ve global reklam verenler için bugerçek zamanlı programlanmış reklamlar (programmatic) demektir. B2B şirketleri içinse pazarlama otomasyonu demektir. Küçük şirketler içinse basit ve ücretsiz olan Google Analytics veya e-posta pazarlamaya (tetiklenen e-posta akışları gibi, muhtemelen kullanmıyorsunuz ama kullanmalısınız!) vakit harcamak demektir.

Örnek: Sosyal medyayı sadece medya ve pazarlama için kullanan bir şirketten, (baştan aşağı) insanların “sosyal olarak” nasıl yaşadığını, iletişim kurduğunu ve satın aldığını özümsemiş bir şirket haline gelmek mükemmel bir başlangıç. Bunu yapan pek çok Fortune 500 şirketi pazarlama dahil işin her alanında çok büyük kazançlar elde ediyor.

4. Gerçekler acıdır, dolayısıyla en iyi yöntemleri elden bırakmayın

Bazen gerçekler can yakabilir. Ancak sonuç olarak onlarla yüz yüze geldiğimizde ve direk başa çıktığımızda bizi geliştirirler. Neredeyse hepimiz gayri resmi bir eğitime sahibiz veya hiç bir resmi eğitime, referansa veya eğitimsel derslere sahip değiliz. İşi sadece deneme yanılma ile öğrendik. Ve hayır, katıldığınız o etkinlik, okuduğunuz bir blog yazısı veya katıldığınız bir web semineri eğitimden sayılmıyor. Unutmayın ki bilgi ücretsiz ve kolaydır, ancak eğitim öyle değildir.

Yani bir takımın veya organizasyonun lideriyseniz veya tüm işi yapan elemanıysanız sizi uyandırayım: bazı dijital esaslara kesinlikle geri gitmek zorundasınız. Dijital bir ajans, global bir marka veya küçük bir işletme; ne olursanız olun muhtemelen işleri öğrendiğiniz gibi – deneme yanılma ile yapıyorsunuz. Temel yöntemleri düşünerek en baştan düşünmeye başlayın.

Örnek: En iyi yöntemleri kavramış olmak inanılmaz sonuçlar getirecektir. Burada dönüşüm oranları ve tıklama rakamlarında küçük artışlardan bahsetmiyoruz. Mesela bir adım geriye çekilip elinizdeki yeni veri ideolojisiyle temel web analizi yöntemlerini elden geçirebilirsiniz. Ya da pek çok lider için öğrenme alanındaki dijital/sosyal ekosistem hakkında yeni bir kavrayış geliştirmek önemlidir. Hatta 5 numaradaki hedefleme konusunda bahsettiğim son teknolojiyi kullanmak da öyle.

3. Daha çok reklam verin, daha az ümit edin

Biliyorum, bunu “internet çağında” ve içerik pazarlaması hakkında onca şey varken söylemek kulağa çılgınca geliyor. Ama bunu hemen şimdi yeniden hedefleme (retargeting) ve gerçek zamanlı programlanmış reklamlar (programmatic) kullanan temel veri stratejileri ile hayata geçirirseniz her büyüklükte şirket müthiş sonuçlar görecektir. Yeniden hedefleme gibi alanlarda giderlerinizi tartarak işe başlayın. Bunu bazı “markalaştırma” yapıp özelleştirme olmadan sonuca gittiğimiz daha büyük kapsamlı kampanyalar ile kıyaslayın.

Aynı şeygerçek zamanlı programlanmış reklamlar için de geçerlidir. Oldukça basit: işe yarayan ve başarı ölçütlerine uyan reklamlar daha çok bütçe alır. Bu şartlara uymayanlar ise daha azgerçek zamanlı programlanmış reklamlar olur. Böylece artık “Umarım bu reklam başarılı olur, çok para harcadık” anlarını yaşamayacaksınız. Bunun yerine test edebilecek, hedefleyebilecek ve müthiş kazanımlar için optimizasyona gidebileceksiniz. İşe yarayan reklamlara daha çok harcayın ve genel olarak reklam verme hakkında daha az ümit edin.

Örnek: Geniş reklam satın alımları yerine harcamalarınızı web sitenizi, Facebook’ta belli sayfaları veya sizin sayfalarınızı ziyaret etmiş kişilere hedefleme üzerine yapacaksınız. Ziyaret ettikleri o sayfalara göre o kişilere etkileşime geçmeleri için tasarlanmış müthiş reklamlar göndereceksiniz.

2. Hedeflenin yada alakasız hale gelin

İnsanlar bugünlerde onlarla alakalı reklamları, mesajları ve içerik pazarlamalarını görmek istediklerinden yüksek derecede odaklanma ve hedefleme yapmak hayati derecede önemlidir. Bu kişiye özel yaklaşım olmazsa markanız zarar eder, tıklamalar, satışa dönüşümler ve hatta e-posta açılma ve abonelik sonlandırma oranlarıyla başınız derde girer.

Hedeflemeyi arttırma aşamasında karakterlerinizi tekrar düşünmek, kitlenizi psikolojik profillere göre hedeflemek (mesela Facebook’taki beğenilerine göre) ve dijital kullanıcıyı bütünsel olarak ele almak (45 yaşında yıllık geliri 120.000 dolar olan ve çocuklarını spor aktivitelerine taşıyan ortalama bir anne gibi değil) zorunda kalacaksınız. Bu işlem planlama aşamalarında olduğu gibi fazlaca düşünmeyi gerektirdiğinden zor işlere hazır değilseniz bu adımı atlayın.

Örnek: Yeni bir çevre dostu giyim ürününüze filtrelenmiş ve özelleşmiş müşteriler istiyorsanız Google ve Facebook üzerinde şu kişilere hedefleme ve yeniden hedefleme yapmalısınız:

  1. Sitenize tıklamış olanlara (yani sitenizle ilgisi olanlara)
  2. Facebook’ta özel bir durum üzerine olanlara (örnek olarak Facebook üzerindeki çevre gönüllüleri sayfalarına ilgi duyan kadınlar)
  3. Google Display Network veya Facebook üzerinden çocuk giyim reklamlarına tıklamış olanlara
  4. Doğal ve sürdürülebilir tarıma devam eden ilgi göstermiş olanlara.

1. Kendinize ve çalışanlarınıza yatırım yapmaya başlayın

Karşılaşacağınız her araştırma size çalışanlarınızın, yeteneklerinizin yani insanlarınızın işiniz için en kritik unsur olduğunu söyleyecek. Zaten iyi bir lider araştırma sonuçlarına gerek duymadan bu gerçeği içgüdüsel olarak bilir. Problem bu önemi anladığımız gösteren hiç ama hiçbir şey yapmamamızdır. Bu hem sizin hem de diğer liderlerin zamanından ve tabii sizin bütçenizden yatırım yapmakla başlar. Ne yazık ki bu probleme en genel yaklaşım “Bir eğitim programımız var” cümlesidir, o da gerçekte “İnsan kaynakları bir plan ve bütçe gönderdi, ben de bu şirketin lideri olarak onu onayladım, dolayısıyla artık listede değil” demektir. Ancak “işe yaramayan bir şeye” sahip olmak kadar kötü bir durum yoktur, ona sahip olmayın ama çözülmesi gereken bir problem olduğunu bilin daha iyi!

En genel faydasız “bütçesi sınırlanmış” yöntemler şunlardır:

Bireysel bütçe ayırma: çalışanların 500 ile 3000 dolar arasındaki bir rakamı eğitim için harcayabilecekleri durum. Çoğu zaman eğitim yerine kokteyllerde tüketilir.

İzin verme için lisanslama: bir içerik kütüphanesi için lisans satın alıp ekibe bunu geliştirme için kullanmalarını söylediğimiz durum. Tonlarca deneyim sonrasında rahatlıkla söyleyebilirim ki o kütüphane kullanılmayacak, aynı herhangi birinin kariyerinde gelişim sağlamadığı veya en iyi yöntemlerin kullanıldığını garanti etmediği gibi.

İç uzmanların eğitim gayreti: Takım elemanlarınız uzman olsalar bile bir eğitimci değildir. Yapabileceğiniz en iyi şey bilgiyi diğerlerine yayabileceklerini ummaktır. Ancak bu sürdürülebilir ve şirketi değiştiren mükemmel bir öğrenme biçimi değildir. Fikri genel olarak sevsem de bu kesinlikle bir eğitim programı değildir.

Ayaklarınızla oy verin ve size yatırım yapıp değer veren bir şirkete geçin!

Liderlik pozisyonunda olmayanlarınız için bu tarz “listeden çıkarmalar” liderler kendini toparlayana kadar vaktinizden yatırım yaparak sosyal medyayı, mobili vesaire kariyerinizi geliştirecek şekilde öğrenmeye çalışmaktır. Ya da tabii arkadaşım John Batelle’in söylediği gibi “ayaklarınızla oy verin ve size yatırım yapıp değer veren bir şirkete geçin.

Çözüm gerçekten neye ihtiyaç olduğuna bakmakla başlar. Markanın trendler ile senkronize kalması ve insanların içeriklerini satın alma ve tüketme yollarına bağlı olarak sosyal ve mobil yetenek geliştirme programına sahip olması gerekir. Küçük şirketler de aramayı, e-postayı, sosyali, web sitelerini nasıl kullanacaklarını bağlantılı bir şekilde tasarlayacak bir “Dijital Başlangıç” programını başlatmaya büyük bir ihtiyaç duymaktadırlar.

Örnek: Kısacası yapılacak olan şey düzgün bir “Dijital Yetenekler” değerlendirmesinden geçirmek, sonra bunu İK’dan dijital liderliğe kadar planlamak ve ardından da iyi, kötü ve çirkinin üstesinden gelmek için bir pilot program başlatmaktır. Ondan sonra tüm şirketinize yayabilirsiniz. Tabii tüm bunları yapmak için para harcamanız gerekecek.

Bu sıkça personel değişen bir pazarda en önemli kaynaklarımız olan yetenekleri bulmak ve elimizde tutmak buna bağlı olacak ve insanlar da bunu bekleyeceklerdir. 2015 yılının kazananlarını ve acı bir şekilde kaybedenlerini belirleyecek anahtar açıkça bu olacak ve dijital zeka, akıllı planlama ve çalışanlarımızı eğitmek için yapacağımız yatırımlar da uzun ve kısa vadede etkili olacaktır.

ClickZ üzerinde yayınlanan bir makaleden Türkçeye çevirilmiş ve düzenlenmiştir.

Doğal Reklamcılık

1

Bir çok internet kullanıcısı, internet üzerindeki reklamcılık fonksiyonlarından sıkılmaya başladı bile. Acaba ilerleyen zamanlarda televizyon reklamcılığı gibi can sıkıcı hale dönüşür mü diye düşünmüyor değiliz. Bir web sayfasını açmadan önce 20 dakikalık reklam kuşağını seyretmek zorunda kalır mıyız? Kim bilir?

Televizyon reklamcılığı maddi açıdan çok ulaşılabilir bir reklamcılık türü olmadığı için, çoğu zaman büyük markaların gövde gösterisi yaptığı bir mecra haline dönüşüyor. Ancak internet üzerinden yapılan reklamcılık faaliyetleri çok daha uygun fiyata olduğundan, bir süre sonra bir banner kirliliği, popup pencereler ile yapılan can sıkıcı reklamlar, sessiz sakin bir şekilde okuduğunuz bir makalenin bulunduğu sayfanın kenarında köşesinde aniden başlayan bir video reklamlar oldukça can sıkıcı olmaya başlıyor.

Video reklamınızı bulup kapatmak için ciddi emek harcıyoruz

Özellikle son söylediğime dikkat çekmek istiyorum. Değerli reklam verenler, bir reklamcı olarak size şunu özellikle belirtmek istiyorum, x sayfada, sayfaya girer girmez minik bir kutu içerisinde açılan video reklamınızı bulup kapatmak için ciddi emek harcıyoruz ve markanız hakkında iyi şeyler düşünmüyoruz. “Reklamın iyisi kötüsü olmaz”, “öyle yada böyle kendimizi hatırlatıyoruz size” derseniz, halen sizi bu kafa ile çalışmaya zorlayan ajansınızdan koşarak uzaklaşmanızı tavsiye ediyorum.

Hiç duydunuz mu bilmiyorum. Yeni bir reklamcılık akımı var, özellikle 2014 yılı başlarında popüler olmaya başladı. Adına Native Advertising diyoruz. Türkçesi “Doğal Reklamcılık“.

Doğal reklamcılık fonksiyonlarını bir çok firma kullanır oldu. Yapılan araştırmalarda kullanıcılarında doğal reklamcılık fonksiyonlarına verdikleri tepkiler oldukça olumlu.

Peki nedir bu doğal reklamcılık? Birlikte göz atalım.

Doğal reklamcılığın en büyük özelliği, kullanıcının reklamı doğal bir içerik gibi algılaması ve buna göre tepkiler vermesine yönelik hazırlanmış olmasıdır. Tüm reklam içerik akışına uygundur ve bir reklam kutusu ile beslenmemiştir. Web sayfasının içeriği ile reklam kullanıcıya eşit mesafededir. Durum böyle olunca, reklamlar sanki web sayfasının bir parçasıymış gibi algılanır. Bannerlar gibi sayfadan ayrılmamıştır.

Bir kaç örnek verelim;

forbes-dr1

Bu makale aslında bir doğal reklam örneği. Web sayfasının doğal akışında yer alarak, kullanıcıların diğer makalelere verdikleri tepkinin aynısını vermeleri sağlanmış. Farklı bir örnek daha; 

atlantic-dr1

Aslında siz kullanıcılar olarak bir çok gazete sayfasında doğal reklamcılık örnekleri ile karşılaşıyorsunuz. Bazılarından haberdarsınız, bazılarından değil. Çünkü, cümle içine yerleştirilmiş ufak bir kelime bile bazen doğal reklamcılık çalışması olabiliyor.

Özetle, bir reklamcı olarak markalara tavsiyem kenarından köşesinden doğal reklamcılık fonksiyonlarını da test etmeye başlamaları yönünde. Tabii ki bu konunun da abartılıp, kullanıcıların okuduğu haberlerin sürekli markalar tarafından yaratılıyor algısını da oluşturmamak lazım. Buradaki ince çizgiyi koruyacak olanlar web sayfaları sahipleridir. Sırf para kazanmak uğruna sayfanızın her köşesini doğal reklamcılık fonksiyonları ile süslerseniz, bir süre sonra kullanıcılarınız haberlerinizin tamamını bir reklam çalışması olarak görmeye başlayabilirler.

Verdiğim örneklerin tamamı web sayfaları üzerinden yapılan doğal reklamcılık fonksiyonlarına yönelikti. Bir sonraki yazımda sosyal medya mecraları aracılığı ile yapılan doğal reklamcılık fonksiyonlarına el atacağız…

“Kurumdan Kuruma Çalışma Modeli” Türkiye’de

0

ADEO, kaliteli hizmet yaklaşımı ve profesyonel BT danışmanları ile dünyadaki Corp-To-Corp (Kurumdan Kuruma) çalışma modelini Türkiye’de uygulayan bilişim danışmanlığı ve eğitim firması olarak öne çıkıyor.

Temel olarak BT Güvenlik Çözümleri, Cloud Danışmanlık ve Eğitim Hizmetleri alanlarında faaliyet yürüten ADEO, iş gücünü daha verimli kullanmak ve uzmanlık alanlarına odaklanmayı amaçlayan BT müşterilerine gelecek teknolojilerini ulaştırmak adına dinamik ve butik çalışarak ağ, sunucu, depolamadan başlayan ve özel bulut, genel bulut  ve melez buluta kadar devam eden bir yelpazede Eğitim, Güvenlik, Analiz, Planlama, Optimizasyon, Kurulum/Entegrasyon ve Sorun Giderme hizmetleri sunuyor.

ADEO’nun çalışma modeli ve hizmet yelpazesi, sektöre ismi ile adım attığı 2008 yılından beri gerek BT entegratörleri, gerekse üretici firmalar tarafından takdir gördü ve benimsendi. ADEO sektörde kazandığı güven ve profesyonel çalışma prensibi sayesinde sadece Türkiye’de değil, Türkmenistan, Gürcistan, Ukrayna, Rusya, Ortadoğu ve Afrika bölgesinde de sektörel odaklı çok sayıda projeyi başarı ile gerçekleştirme fırsatı buldu ve her geçen gün bu çalışmalara bir yenisi daha ekliyor.

ADEO’nun Türkiye’de 60’ın üzerinde eğitmeni, 5 şubesi, 12 sınıfı bulunduğunu ifade eden ADEO Genel Müdürü Selçuk Ekin, 5 şubede her yıl yaklaşık 1200 ve 2008 yılından bugüne toplamda 6000 kişiye bilişim eğitimleri verdiklerini belirtiyor. Ekin sözlerine şu şekilde devam ediyor:

“Her geçen gün değişen ve gelişen teknolojilerle beraber bilişim sektöründeki oyuncu sayısı hızla artmakta ve bilişim firmaları müşterilerine daha iyi ve katma değeri yüksek hizmetler sunabilmek için önemli yatırımlar yapmakta. Bunun yanı sıra, en ileri bilişim sertifikaları ve saha tecrübesine sahip yüksek kalitede uzman personeli bulabilmek ve onları sürekli istihdam edebilmek her geçen gün daha da zorlaşmakta. ADEO Bilişim Danışmanlık, uluslararası geçerliliğe ve yeterliliğe sahip sertifikaları bulunan, konularında Türkiye’nin en önemli projelerinde görev almış 45 danışman ve 25 eğitmen ile bilişim sektörü üreticileri ve iş ortaklarına kullanabileceği ve güvenebileceği yüksek kalitede bir kaynak havuzu yaratmaktadır. ADEO olarak, önümüzdeki süreçte mevcut yöntem ve yaklaşımlarımızı geliştirmeye devam ederek yine iş ortaklarımız ve müşterilerimizin bizden beklediği memnuniyeti sağlamayı sürdüreceğiz. Daha geniş çaplı bir iş ortaklı ekosistemiyle çalışarak, gerek yurtiçinde gerekse bölgede başarılı projelere imza atmak gelecek planlarımız arasında yer alıyor.”

Telekom endüstrisi dönüşümün eşiğinde

0

Donanım tabanlı ağlar ve iletişim sistemleri kendini yazılım tabanlı yenilikçi ve hızlı servis geliştirmeye ortam sağlayan iletişim sistemlerine bırakıyor. SDN ağ kontrol katmanı ile veri katmanını birbirinden ayırırken NFV ağ servislerinin daha güçlü ve becerikli olmasına olanak sağlıyor. Bu iki teknolojiyi bir arada kullanabilen iletişim altyapı sağlayıcıları çok daha yetenekli merkezi bir altyapı ile ağ kaynaklarını daha iyi optimize etme, becerilerini arttırma ve daha kısa sürede yenilikçi servisler sunma yanında daha dinamik donanım bağımsız yazılım tabanlı çözümler sunma yeteneğine sahip olacaklar.

İnternet kullanımının inanılmaz seviyelerde artması, sanal altyapılar ve bulut teknolojileri; beraberinde muazzam altyapı gereksinimlerini de getirdi. Bu inanılmaz yükseliş karşısında gelirleri sabit seviyelerde kalan internet altyapı sağlayıcı ve operatörlerin uzun süre altyapı yatırımlarını devam ettirmesi zor görünüyor.

SDN ve NFV teknolojilerinin telekom endüstrisinde önemli bir dönüşüm olduğunu belirten Vizyon Arge Ürün ve Çözüm Yöneticisi Armağan Baş; “Bu iki konsepti bir arada kullanabilen operatörler mevcut statik konfigure edilen altyapılardan kurtularak, yeni nesil paket işleme, trafik optimizasyon, sanal ağ fonksiyonları gibi uygulamaların gerek duyduğu çeviklik ve esnekliği sağlayabilecekler” şeklinde sözlerini tamamladı.

Girişimlerde ‘‘Halkla İlişkiler’’ önemli mi?

6

Bir vizyon ve fikir ile girişimciliğe başladığımızda açık konuşmak gerekirse oldukça safmışız. Bir halkla ilişkiler firmasının (PR) girişimimizin daha büyük bir kitleye yayılması için güzel bir fikir olduğunu düşünmüştük. İşe yarayabilirdi de…

Diğer pek çok kurucu gibi biz de fikrimize aşıktık ve diğer insanların da aşık olacağından emindik. Bazıları oldu da ancak basını ikna etmekte açıkça başarısız olduk.

Bir basın mensubuna yaklaşmanın yazılı olmayan fakat gizli de olmayan bazı kuralları varmış. Bizim ise bunlardan hiç haberimiz yoktu. Şu an geriye dönüp olaylara tekrardan baktığımızda neredeyse her şeyi yanlış yaptığımızı görebiliyoruz (basın bültenleri göndermek oldukça eski usul bir işmiş).

Dersimizi aldıktan, idealistliğin ve kararlılığın her şey olmadığını kabul ettikten sonra ‘deneyimin’ sorunumuzu çözebileceğini düşündük: Bu işin nasıl yapılacağını bilen insanlarla çalışmamız gerektiği sonucuna vardık ve bir PR ajansı ile anlaştık. Büyük hataydı. Burada sebeplerini teker teker sıralamak çok kolay değil. Ancak genel sorun bizim için içerik üretmeleri ve bunu bir yerlerde yayınlatmaları değildi. Bir kaç güzel yemek eşliğinde pek çok muhabire bir şeyler anlatıp sizden bahsedecekleri bir yazı yazmalarını sağlayabiliyorsunuz. Ancak bu iş için verdiğimiz paranın karşılığında, işimiz için yeterince geri dönüş alamadığımızı gördük.

Çıkardığımız en önemli ders yanlış işbirlikleri ve medyanın işe yaramayan başarıları yerine kendi güçlerimize güvenmemiz gerektiği oldu.

Artık yeni bir yol deniyoruz. Online Press Kit 24/7, Help a Reporter (HARO) ve Pitchrate gibi servisleri kullanarak bu işi kendimiz yapmaya çalışacağız.

Okuyucularımızdan gelen tepkiler üzerine bu güncellenme notu eklenmiştir: Bu haber bir advertorial çalışması değildir. Yabancı kaynaklardan bize ulaştırılan bir yazıdır. Bu yazıda geçen deneyimler tüm PR firmaları için bağlayıcılık içermez. Aynı PR şirketlerinin pek çok haber çalışmasına yer verdiğimiz, röportaj teklifine de olumlu dönüş yaptığımız bir yayın kanalında PR şirketlerine karşı bir tavır oluşması söz konusu olamaz. Yerli PR şirketlerimizin girişimcilik ekosisteminde elde ettikleri başarılara dair örnek hikayelerine de sayfalarımızda yer vermekten memnuniyet duyarız. 

Kliksa’nın Operasyon Direktörü Tolga Ertam oldu

0

Ertam, Kliksa’nın müşteri operasyonları, müşteri hizmetleri ve lojistik alanları dâhilinde; merkezi müşteri operasyonları, çağrı merkezi, müşteri hizmetleri birimleri ile depolama ve nakliye hizmetlerini sunan tüm grup içi ve dışı tedarikçilerin yönetiminden sorumlu olacak.

1994 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Ertam, aynı yıl Arçelik’te Montaj Hattı Mühendisi olarak profesyonel kariyerine başladı. Ardından DHL’de Operasyon Yöneticisi, Operasyon Geliştirme Müdürü, Tedarik Zinciri Projeler Müdürü ve Proje Optimizasyon Müdürü olarak görev yaptı. 20082010 yılları arasında Best Buy’da Tedarik Zinciri Direktörü olarak görev alan Ertam, 2011’de HAVI Lojistiğe geçerek sırasıyla İş Geliştirme Direktörlüğü ve Operasyon Direktörlüğü görevlerini üstlendi. 2014 yılında Kliksa İç ve Dış Tic. A.Ş.’ye Operasyon Direktörü olarak geçen Ertam, evli ve 2 çocuk sahibidir.

Siber saldırılardan korunmanın yolları

0

Şirketinizi koruyacağınız siber hırsızlık çetelerini oluşturan gruplar şunlardır:

Programcılar: Bu teknoloji uzmanları bir şirketin ağına bulaşacak virüsleri kodlarlar.

Kartçılar: Kredi ve banka kartları çalıp dağıtmakta uzmandırlar. Bazen kartlar üzerindeki veriyi folyolar yardımıyla boş kartlara kopyalayabilirler.

Hacker’lar: Bu grup şirketin ağlarına çeşitli güvenlik açıklarını kullanarak sızar.

Sosyal Mühendisler: Bu uzman tiyatrocular insanları kişiler bilgilerini vermeleri veya virüslü sitelere girmeleri için zekice senaryolar uydururlar. Bu grup suç şebekesinin yaratıcı kesimini oluşturur.

Dolandırıcı sistem sağlayıcıları: Siber hırsızlar için sunucular sunan yasal şirketlere sahiptirler.

Para katırları: Bu kişiler çalıntı kredi kartları ile mağazalardan ürün satın alırlar. Bazıları kara para aklar, bazıları ise ürünü yerine ulaştırır.

Patronlar: Suç şebekelerinin şefleri olan bu kişiler işçi arıları kiralar ancak tüm paraya kendileri konarlar.

Siber saldırganlar şu önemli verilerin peşindedir: Sosyal güvenlik ve kredi kartı numaraları, banka hesap bilgileri, e-posta adresleri, ev adresleri, doğum günleri vb. Bu araçlar ile var olan hesapları ele geçirebilir veya sahte hesaplar oluşturabilirler. E-posta adresleri ele geçirdikten sonra elektronik kimlik avı dolandırıcılığına başlayabilirler.

Dolandırıcılar kandırılmaya müsait çalışanlar veya eski nesil işletim sistemleri ve tarayıcılar gibi zayıf noktaları ararlar.

Küçük şirket sahibiyseniz siber saldırganları uzak tutmak için aşağıdaki tavsiyelere dikkat edebilirsiniz.

  1. İşletim sistemlerinizi güncel tutun.
  2. Bir güvenlik duvarı ve virüs, casus yazılım ve dolandırıcılık sitelerine karşı koruma sağlayan bir yazılım bulundurun.
  3. Tarayıcılarınızı güncel tutun.
  4. Sistem yazılımlarınızı güncel tutun.
  5. Kablosuz ağınızı şifreleyin.
  6. Uygulamaları kısıtlayın ve yetkisi olmayanın bilgisayarlara herhangi bir yazılım kuramayacağı yönetici yetkileri tanımlayın.
  7. Veriye erişimi denetleyen filtreler kullanın.
  8. İnternet filtreleri kullanarak çalışanların ve dolandırıcıların buluta veri yükleyebileceği sitelere erişimi kısıtlayın.
  9. Zararlı yazılımların yüklenmesine sebep olabilecek USB portlarını kaldırın veya devre dışı bırakın.
  10. Sıkı şifre kuralları koyun.
  11. Tüm sürücülerinizi, klasörlerinizi ve dosyalarınızı şifreleyin.

Şirketler ‘bize bir şey olmaz’ mantığı ile devam edip önlem almadıkları sürece bir saldırıya maruz kalmaları sadece zaman meselesidir.

Girişimler neden başarısız oluyor?

2

Bir girişim başarısız olduğunda kurucusu camiaya nelerin yanlış gittiğini ve neden başarısız olduğunu açıklayan ‘‘failure post mortem’’ adı verilen bir makale kaleme alır. Her on girişimden dokuzunun battığı Silikon Vadisinde bu oldukça klişe bir terimdir. Bu makalelerden bazıları dürüst, aydınlatıcı ve cesurca yazılmıştır. Kalanları ise birilerini suçlar veya pişmanlık içermeyen özürler içerir.

CB Insights girişimlerin kurucuların niçin başarısız olduklarını düşündüklerini ortaya çıkarmak için yakın zamanda 101 başarısızlık makalesini inceledi. Perşembe günü bulgularını açıklayan şirket bir numaralı başarısızlık sebebinin ‘ürünler için pazar bulunmaması’ olduğunu açıkladı. Kimse ürünü istemiyorsa o ürünün başarısız olacağı aşikar. Ancak pek çok girişim beğenmezlerse bile insanları ikna edebileceklerini düşünerek onların istemediği ürünleri üretmeye devam ediyor.

Şirketin bulgularına yakından baktığımızda başarısızlık nedenlerinin yüzdeleri şöyle dağılıyor.

  • %42: Pazarın ürüne ihtiyacı olmuyor
  • %29: Sermaye tükeniyor
  • %23: Yanlış ekip kuruluyor
  • %19: Rekabet ile başa çıkamıyorlar
  • %18: Fiyat/Maliyet yönetimi yapamıyorlar
  • %17: Ürün zayıf kalıyor
  • %17: İş modeli yeterince iyi olmuyor
  • %14: Pazarlama zayıf kalıyor
  • %14: Müşterileri dinlemiyorlar
  • %13: Ürün yanlış zamanda pazara sunuluyor
  • %13: Odak kaybı yaşıyorlar
  • %13: Takım/Yatırımcılar ile uyumsuzluk yaşanıyor
  • %10: Yön değişikliğinde* hata yapılıyor
  • %9: Şansları yaver gitmiyor
  • %9: Yanlış bölge seçiyorlar
  • %8: Yatırımcı bulamıyorlar
  • %8: Yasal engellere takılıyorlar
  • %8: Danışmanları ve çevrelerini dinlemiyorlar
  • %8: Tükeniyorlar
  • %7: Yön değişikliği yapamıyorlar

*Yön değişikliği (Pivot): Girişimlerin başlangıçta yola çıktıkları iş fikrini pazarın ve tüketicinin ihtiyacına göre yeniden belirlemeleri ve büyük ölçekli bir değişiklik yapmalarıdır. Örneğin 60-70 arası emekliler için geliştirdiğiniz bir servisin 25-35 yaş arasındaki tüketiciler tarafından ilgi gördüğünü anlayıp hedef pazarı bu yönde değiştirmek bir yön değişikliğidir.

NVIDIA’da iki yeni yönetici

0

NVIDIA Avrupa, Afrika, Hindistan ve Rusya bölgesi için iki yeni başkan yardımcısının atamasını duyurdu. Jaap Zuiderveld, tüm ürün grubu için Satış ve Pazarlama bölümünün başkan yardımcılığı pozisyonunu üstlenirken, Xochilt M. BalzolaWidman bölgenin Tüketici Çözümleri bölümünün başkan yardımcılığı pozisyonunu üstlendi.

Zuiderveld, daha önce Londra’da bulunan Colt Technology Services şirketinin Kurumsal Hizmetler Grubu’nun küresel satış ekibine liderlik etti. Bu görevden önce ise ACN şirketinde Avrupa’dan sorumlu operasyon direktörü, Active 24 şirketinde ise icra kurulu başkanı olarak görev almıştır. Daha önce Versatel Telecom International, KPN Telecom ve British Telecom’da görevler üstlenmiş olan Zuiderveld’in bilişim teknolojileri ve telekomünikasyon sektöründe 20 yıldan fazla deneyimi vardır. NVIDIA’da, Avrupa, Afrika, Hindistan ve Rusya bölgesinde NVIDIA’nın tüm ürün portföyüne liderlik edecek.

NVIDIA Tüketici Çözümleri Balkan Yardımcısı Xochilt M. Balzola-Widman
NVIDIA Avrupa, Afrika, Hindistan ve Rusya Bölgesi Tüketici Çözümleri Balkan Yardımcısı Xochilt M. Balzola-Widman

Balzola-Widmann’ın NVIDIA’daki görevi öncesinde Amazon Orta Avrupa bölgesinde Kindle ürün grubundan sorumluydu. Activision Blizzard ve Electronic Arts’da üst düzey pozisyonlarda görev almış olan Balzola-Widmann oyun sektöründe çok deneyimlidir.  20 yıllık kariyeri boyunca Balzola-Widmann, ayrıca Ingram Micro ve Symantec’in Avrupa’daki bölümlerinde yönetim ve satış pozisyonlarında görev almıştır. Kendisi, Avrupa, Afrika, Hindistan ve Rusya bölgesinde GeForce ve SHIELD markalarının kanal yönetiminden sorumlu olacaktır.

İnventram geleceğe yön verecek yenilikleri hayata taşıyor

1

Yenilikçi ve erken aşamadaki teknolojik buluşları en doğru iş modelleri ile ticarileştiren İnventram, Türkiye’nin tek ‘yüksek teknoloji taciri’ olma iddiasıyla mucitlerden yeni icat çıkarmalarını bekliyor. Mucitlere ve girişimcilere, pazar yaratma potansiyeli olan buluşlarını tüm dünyaya duyurmak için büyük bir fırsat sunan İnventram, yepyeni buluşları, doğru yatırımcılarla bir araya getirerek, teknoloji dünyasına benzersiz yenilikleri kazandırmayı amaçlıyor. İnovatif fikir ve fikri mülkiyet hakları yatırımlarının, Koç Holding  ve Koç Üniversitesi ortaklığı ile yönetildiği İnventram, teknolojiyi kullanan girişimleri ve insan kaynağını tespit edip, doğru iş modeliyle iş dünyasına taşıyor. İnventram, bu sayede mucit için umut olurken, yatırımcıya da benzersiz bir güven sağlıyor.

Teknoloji taciriyiz

Türkiye’de girişim yatırımcılığı yapan pek çok şirket olduğunu belirten İnventram Genel Müdürü Cem Soysal, yüksek teknolojiye yatırım yaparak sektörde farklılaştıklarını söyledi. Mucit ve girişimci için umut, yatırımcı için güven dolu bir ortam hazırladıklarını ifade eden Cem Soysal, “İnventram hem Koç Topluluğu’nun hem de ülkenin sağlıklı, sürekli ve sürdürülebilir büyümesine yapılmış önemli bir yatırımdır. Biz de diğerlerinden farklı ve oyunun kurallarını değiştirebileceğine inandığımız ileri teknoloji ve mühendislik projelerine ciddi anlamda yatırım yapan ilk erken aşama teknoloji yatırım şirketi olduğumuz için, kendimizi teknoloji taciri olarak adlandırıyoruz. Türkiye’de buluşçuların, teknoloji geliştirenlerin, projesi, ürünü, servisi olan insanların ilk başvuracağı destek noktası olma vizyonu ile hareket ediyoruz. Girişimcilerin olduğu kadar yatırımcıların da ne istediğini biliyor ve ona göre risklerden arındırılmış yenilikleri kendilerine sunuyoruz” dedi.

3 binden fazla proje geldi

2010 yılından bu yana,  biyoteknoloji, sağlık, otomotiv, bilgi ve iletişim teknolojileri, savunma sanayi teknolojileri, malzeme bilimleri,  elektronik ürünler ve uzay sistemleri alanlarında yatırım yaptıklarını hatırlatan Cem Soysal, enerji, çevre teknolojileri, internet ve mobil tabanlı hizmet, gıda teknolojileri alanlarının da destek verdikleri sektörler arasında yer aldığını söyledi. Cem Soysal, bugüne kadar 3 binden fazla şirket ve projenin kendilerine ulaştığını belirterek, “Bunlardan 50 tanesine yatırım yaptık. Bu da dünyadaki yatırım fonlarıyla çok paralel olan yüzde 1,5’un üzerindedir. Bunların içerisinde 35 tane patent yatırımı, 3 şirket yatırımı ve 12 adet de teknoloji ticarileştirme iş ortaklığı bulunuyor” diye konuştu.

Akıllı saat tamam, peki ya müşterisi?

1

Önce cebe girerek kişisel olan saatler, zamanla -dönemin şartlarında at üstünde giderken saate bakma zorluğundan olsa gerek- deri kayışlar ile bileklerimizde yer edinmiş. 1800 lü yıllarda kullanımına başlayan kol saatleri hakkında bir başka şaşırtıcı gerçek ise o dönemde sadece kadınlar tarafından kullanılması. Daha sonra 1.Dünya Savaşı esnasında erkeklerde de kullanılmaya başlanan saatler bu dönemden sonra saat sektörünün gelişmesine ve değişmesine sebep olmuş.

Günümüzde saatler sahip oldukları mekanik özelliklere ve tasarımsal farklılıkları ile özellikle bir erkeğin vazgeçilmez aksesuarlarları arasında. Hatta öyle ki lüks bir araba fiyatına kadar çıkan modelleri kullananların bir çoğu, sahip oldukları saatin, ait oldukları ekonomik sınıfın bir göstergesi olarak görüyor.

Lüks saat pazarı günümüzde o kadar çeşitlilik gösteriyor ki, 28-30-31 çeken ayları otomatik ayarlayan saatlerden, güneş zamanı yerine yıldız zamanını baz alan saatlere, hatta havayla çalışan saatlere kadar uzanan bu çeşitlilik, analog teknolojideki mühendislik başarısını gözler önüne seriyor. Bu ince düşünülmüş özelliklere bir o kadar da ince işçilik dahil olduğunda analog saatleri bir ömür kullanmak mümkün.

Diğer yandan gelişen teknoloji ile doğru orantılı olarak saatlerin de gittikçe daha akıllı (!) hale geldiği bir gerçek. Tansiyonumuzu ölçen, kaç kilometre koştuğumuzla ilgilenip kaç kalori yaktığımızı bize söyleyen akıllı saat pazarına bir çok teknoloji şirketinden sonra sektörün bir diğer büyüğü Apple’ın da girmiş olması, ilerleyen günlerde bizi bu konuda ne tarz sürprizlerin beklediğine dair yeterli bir işaret.

Akıllı saatler, analog saat ruhunu ne kadar yansıtabilir?

Fakat tekonoloji denen bu nimetin küçük birer meyvesi olan bu akıllı saatler sizce analog saat ruhunu ne kadar yansıtabilir? Tüketim çağının verdiği en doğal haklardan biri sonucu her sene yeni modeli ile değiştireceğimiz akıllı saatler analog muadillerine oranla ne kadar ömürlük olabilir? Ya da markalar arası fiyat rekabeti sonucu oluşacak mali ulaşılabilirlik, asalet ve ekonomik statü göstergesi olarak ne kadar kabul edilebilir?

Bu yüzden gelecekte “akıllı saat” müşterilerinin yanında bir de “akıllı” saat müşterileri’nin olacağı görüşündeyim. Ceplerinde zaten yeterince akıllı cihazlar bulunan bu müşteri kitlesi, yeni bir akıllı cihazdan öte analog saatinin taşıdığı ruha sadık kalarak her yeri ince ayrıntılarla donatılmış tasarım harikası saatini kullanmaya devam etmesi en olası senaryo. Bu senaryoya karşı, akıllı saat pazarına giren teknoloji şirketlerinin ürün çeşitliliği konusunda bahsi geçen müşterilere yönelik ürünler de çıkarması beklentilerim arasında.

Üretimde de güvenlik şart

0

Türkiye’nin de aralarında olduğu ülkelerde 3.900 BT çalışanı arasında yapılan Kaspersky Lab anketine göre, endüstri ve imalat firmaları, hizmet tmelli firmalardan çok daha farklı güvenli önceliklerine sahip. Kurumsal BT güvenliği veri korumaya odaklanmış, endüstriyel BT güvenliğiyse süreç korumaya odaklanmış durumda.

Kaspersky Lab’ın anketinde, İmalat ve Kamu Hizmetleri ve Enerji sektörleri de dahil olmak üzere 17 farklı sektörden kullanıcılar sınıflandırıldı. Bu iki endüstriyel sektör, BT ağlarının tasarımları – üst düzeyde özellikli endüstriyel yazılımlar tarafından yönetilen makineler – ve şirketlerin bu ağları korumak için çok daha farklı önceliklere sahip olmaları açısından diğer sektörlerden farklı bir yerde duruyor.

Bu noktayı görselleştirmek amacıyla aşağıdaki tablolarda bu iki sektörün en çok değer verdikleri verilerin hangi tür veriler oldukları ve güvenlik ihlali durumlarında en fazla hangi tip verileri kaybettikleriyle ilgili sorulara ne gibi yanıtlar verdikleri görülüyor. Bu taban tabana zıt yanıtlar endüstriyel şirketlerin belirli tiplerdeki verilere diğer sektörlerdeki şirketlere kıyasla çok daha fazla önem verdiğini ve bu verilerin oldukça yüksek bir oranda çalınıp çalınmadığını gösteriyor.

 

Unutkanlık veri güvenliğini tehdit ediyor

0

İngiltere’nin başkenti Londra’da yaklaşık 24 bin taksi bulunuyor. ESET, London King’s Cross istasyonundaki taksiler ve yaklaşık 300 taksi sürücüsü ile bir anket çalışması gerçekleştirdi. Anket verilerine göre, her taksici aracında yılda 8 unutulmuş telefon buluyor. Yani bir başka deyişle her gün 520, yılda ise 190 bin  telefon taksilerde unutuluyor.

 

Anket sonuçlarının gösterdiği diğer şaşırtıcı ve endişe uyandıran sonuç ise; bu telefonların yaklaşık yarısı korunmasız olarak bulunuyor. Bu demektir ki, telefonu bulan kişi içerisindeki bütün bilgilere kolaylıkla erişebilme imkanına sahip.

 

Kullanıcılar kendilerini ne yazık ki hedef olarak görmüyor

Anketi değerlendiren ESET Güvenlik Uzmanı Graham Cluley, “Günümüzde pek çoğumuz cep telefonlarımızı bankacılık ya da kurumsal e-posta yazışmaları gibi  işlerimiz için kullanmaktayız. Bu nedenle telefonlarımızın yanlış ellere düşmesini asla istemeyiz. Çalışmamız gösteriyor ki, siber suçlara karşı medyada da pek çok  bilgilendirme yapılmasına rağmen tüketiciler hala kendilerini gerçek bir hedef olarak görmemektedir. Siber suçlular, mobil cihazlarımızda hassas verilerin olduğunun oldukça farkındadırlar ve bunu avantaj olarak kullanırlar. Tüketiciler, herhangi bir kayıp durumunda en azından cihazlarındaki verileri koruyabilmek için parola kullanmalıdırlar” uyarısında bulundu.

 

Mobil cihazların güvenliği öncelik olmalı

Graham Cluley, anket değerlendirmesini şu sözlerle tamamlıyor: “Kullanıcıların kendine sorması gereken ilk soru, eğer mobil cihazım kötü niyetli birinin eline geçerse, içinde bulunan hem kişisel hem de profesyonel anlamdaki veriler beni zor durumda bırakır mı? Eğer cevap evet ise, ki öyle olacağını varsayıyorum, mobil cihazların güvenliği birincil öncelik olmalıdır.”

Cep telefonunuz ne kadar temiz?

0

Akıllı telefonlarda sağlığı çok ciddi anlamda tehdit eden bakterilerin yaşadığı biliniyor. Bu bakterilerin birçok hastalığa yol açtığı haberleri, bilinçli telefon kullanıcılarının akıllarında soru işareti oluşturuyor. “Akıllı telefonların da insanlar gibi düzenli olarak bakıma ihtiyacı vardır” diyen Mobilcadde Genel Müdürü Erkan Yılmaz, telefonların temizliğine özen göstererek, herhangi bir mikrop ve hastalığa karşı önlem alınabileceğini belirtti.

İngiltere’de bulunan Surrey Üniversitesi’nde Mikrobiyoloji öğrencileri, geçtiğimiz yıl cep telefonlarını yakından inceledi ve cep telefonları üzerinde birçok bakterinin varlığını farketti. Tuvaletlere oranla 18 kat daha fazla bakteri bulunan telefonlar, kullanıcıların sağlığını riske atabilecek kadar tehlikeli görünüyor. Üniversiteden Doktor Simon Park, cep telefonlarının iletişim amacı olmasıyla birlikte kullanıcılarının kişisel izlerini de taşıdığını belirtti. Yani telefonlara yiyecek ve içeçekler de bulaştırılıyor. O nedenle bu bakterilerin içerisinde gıda zehri içerenler de bulunuyor. Riski bu kadar yüksek olan cep telefonları için kolay temizlik yöntemleri yardıma koşuyor. Cep telefonu temizlik yöntemlerinden birkaçını listeleyen Mobilcadde uzmanları, cep telefonu temizliğine özen gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Tuşlu telefonlar daha fazla bakteri içeriyor

Akıllı telefonların tuşlu olan modelleri, dokunmatik türlere göre içerisinde daha fazla bakteri barındırıyor. O nedenle tuşu bir telefon kullanıyorsanız, ortalama 3 ayda bir, tuşlarını açarak kulak çöpü ile temizlemelisiniz. Eğer telefonunuzun tuş bölmesini açamıyorsanız, kullanılmamış bir diş fırçası ile arada kalan mikropları temizleyebilirsiniz.

Batarya ve kart yuvası temizliği

Cep telefonunuz parçalara ayrılabiliyorsa, yine 3 ayda bir telefonu kapattıktan sonra en ince parçalarına kadar ayırmalısınız. Bataryayı pamuk ya da toz önleyici mendil ile temizledikten sonra, kart yuvası ve diğer ayrıntı bölgeleri kulak çöpü ya da kullanılmamış diş fırçası yardımı ile temizleyebilirsiniz.

Kulaklık ve şarj girişi temizliği

Cep telefonlarının kulaklık ve şarj girişleri çok fazla toz tutar. O sebeple telefonun en çok bakteri bulunan bölgelerine bu girişleri örnek gösterebiliriz. Bu bölgeleri belirli aralıklar ile kullanılmamış bir diş fırçası yardımı ile yumuşak bir şekilde temizleyebilirsiniz. Telefonunuzun kulaklık girişi için telefon süsleri, şarj girişi için ise toz önleyici ayaklık kullanarak toz oluşumunu en aza indirebilirsiniz.

Ekran temizliği

Akıllı telefonunuzun ekranı ve arka kasasınız temizlemek için ekran temizleyici spreyler kullanmalısınız. Islak mendillerin telefona zarar verdiğini ve çizik oluşmasına sebep olduğunu bilmenizde fayda var. Telefonunuz için bu tür özel spreyler her zaman daha güvenli olacaktır.

Ekran koruyucu film kullanmanın önemi

Ekran koruyucu filmler, telefon ekranını çiziklerden koruma amacıyla kullanılıyor. Bu amaç dışında telefonu her türlü bakteri ve tozdan koruması da ekran filminin hünerleri arasında yer alıyor. Maksimum 3 ayda bir ekran filminizi değiştirmeniz, cihazınızdaki mikropların azalmasını sağlayacaktır.

Telefon kılıfı kullanın

Telefon kılıfları, cep telefonunuzu darbeye karşı korurken bakteri ve mikroplar ile de arada kalkan görevi görüyor. Telefon kılıfı kullanmak mikropların oluşumunu azaltarak daha temiz bir telefona sahip olmanızı sağlayacak. Telefon kılıfını da belirli dönemlerde temizlemeniz iyi olacaktır.

Tuvalete telefonunuz ile girmeyin

Mikropların en çok yayıldığı yer olarak bilinen tuvaletler, telefonunuza çok hızlı bir şekilde yapışacak ve çoğalarak tehdit oluşturacaktır. Bu tür kirli bölgelere girdiğinizde telefonunuzu dışarıda bırakmalısınız.

Telefonunuzu herkese vermeyin

Bildiğiniz gibi hastalık ve virüslerin en kolay yayılma yolu insandan insana geçiştir. Şahsınıza ait telefonu birden fazla kişi kullanıyor ise, mikropların artma ve bir takım hastalıkların size geçme olasılığı daha yüksek oluyor.

Kulaklık kullanın

Telefonunuzun hoparlör bölgesinde bulunan bakteriler, kulağınızda herhangi bir enfeksiyona neden olabilir. Bu mikroplardan korunmak için telefon görüşmelerinizi kulaklık aracılığı ile yapmanızı öneririz.

Lenovo, BlackBerry ile ilgileniyor

1

Geçen yılın (2013) Kasım ayında spekülatif bir şekilde kulislerde Çinli teknoloji devi Lenovo’nun Kanadalı akıllı telefon ve mobil çözümler üreticisi BlackBerry’yi satın alacağı konuşulmuştu. Ancak o tarihlerden bu yana elle tutulur bir gelişme yaşanmadı.

Bir finans, analiz sitesi olan Benzinga’nın yayınladığı bir habere göre Lenovo BlackBerry’ye tekrar bir satın alma teklifi götürmüş durumda. Doğrulanmamış haberlere göre Lenovo BlackBerry hisseleri başına 15 dolar fiyat teklifi vermiş ve daha sonra bu teklif 18 dolara kadar yükselmiş. Bu söylentiler bile BlackBerry’nin hisselerinin borsada yüzde 8 değer kazanmasını sağlamış durumda. Ancak her iki taraftan da süreç ile alakalı hiç bir açıklama gelmiş değil.

Lenovo’nun BlackBerry’ye ihtiyacı var mı?

İşin doğrusu Lenovo daha önce IBM’den kişisel bilgisayar ve yakın zamanda sunucu bölümlerini satın aldı. Güçlü bir üretim operasyonuna ve yenilikçi bir mühendislik ekibine sahip. Bu noktada BlackBerry’nin akıllı telefon pazarında yaşadığı neredeyse yok oluş sınırındaki kayıplara rağmen neden Lenovo böyle bir satın alma yapmak istiyor olabilir? Buradaki olası cevaplardan birisi Lenovo’nun BlackBerry’nin teknolojisinden çok elinde tuttuğu patentler ile ilgilendiği yönünde olabilir. Lenovo kurumsal pazara ciddi bir giriş hamlesi içinde ve “dijital dönüşüm” konsepti ile hareket ediyor. Bu süreçte BlackBerry’nin elindeki mobil ve iletişim güvenliğine yönelik patentler Lenovo için önemli olabilir.

Ancak iki firma kendi aralarında anlaşsa bile bu satış işlemi çok kolay olmayabilir. Kanada hükümeti BlackBerry’nin ülkedeki telekom yapısı içinde oynadığı önemli rol itibariyle Çinli bir firmaya satılmasını onaylamadığına dair söylemler geçen yıldan bu yana gündemde.

Kim bilir belki de bir Türk teknoloji devi BlackBerry’yi satın almaya karar verebilir.

Yandex’ten üç büyüklere destek

0

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın resmi arama motoru Yandex, bu 3 büyük spor kulübüyle daha önce eşi benzeri görülmemiş bir iş ortaklığına başlıyor. Üç büyüklere özel olarak tasarlanan Yandex arama sayfaları (yandex.com.tr/bjk, yandex.com.tr/fb, yandex.com.tr/gs) ya da Yandex.Browser sürümleri üzerinden arama yapan taraftarlar takımlarına da maddi destek sağlamış olacaklar.

Kullanıcıların aradığı bilgiye en kısa yoldan erişmesini sağlayan Yandex, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarlarının en sık araştırdığı bilgileri de takımlara özel arama sayfalarında ve Yandex.Browser sürümlerinde hızlıca sunuyor. Taraftarlar bu sayfalarda son oynanan ve gelecek maçların detaylarını anında görebiliyor. Yandex.Türkiye’nin 3 büyük kulüp ile imza attığı iş birliği sayesinde de taraftarlar, aradıklarına hızlıca erişmelerinin yanı sıra takımlarının da kazanmasını sağlıyor.

Futbol aşkı ile yanıp tutuşanlar için

Yandex ile takımına destek vermek isteyen taraftarların yapması gereken tek şey futbolaski.yandex.com.tr adresine girerek, takımlarının renklerine sahip Yandex’i kullanmaya başlamak. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarları kendi takımlarına ait Yandex arama sayfasında ne kadar çok arama yaparsa takımlarına da o kadar maddi gelir kazandırmış oluyor. Taraftarlar bu büyük yarışta takımlarının ne durumda olduğunu da yine futbolaski.yandex.com.tr adresindeki grafikten görebiliyor.

Havaya yazan kalemden para kazanmak

0

Her geçen gün üç boyutlu yazıcılar ile alakalı yeni bir haber gündeme geliyor. Geçtiğimiz sene pazara çıkan ve giderek artan şekilde kendinden bahsettiren yeni bir konsept ürün ile tanıştık; 3doodler. Piyasaya çıkmadan büyük heyecan uyandıran bu ürün piyasa çıkar çıkmaz ününü hak ettiğini ispat etti. Bu ürün üç boyutlu yazıcının çalışma mekaniğini bir kalem haline dönüştürerek yeni bir kavramın da kapısını araladı; “Üç boyutlu el sanatları”.

Peter Dilworth ve Maxwell Bogue tarafından ortaya atılan bu dahiyane fikir ile üç boyutlu yazıcıların sarf malzemesi olan abs/pla şeritleri bir kalem ile kullanılabiliyordu.

3doodler-kalem

Hikayeyi biraz başa saracak olursak; 3doodler ilk kez en popüler fonlama ortamlarından birisi olan Kickstarter üzerinde tanıtıldı. 99 dolar fiyat ile satışa çıkacaktı ve destek arıyordu. Kısa sürede inanılmaz bir ilgi gören ürün 2,3 milyon dolar toplamayı başardı ve daha piyasaya çıkmadan bir çok sipariş alarak harika bir fikir olduğunu ispat etti.

3doodler Amerika’da satışa çıktıktan kısa bir süre sonra, Mart 2014 tarihinde, İngiltere’de 100 Pound civarında bir fiyat ile piyasaya sürüldü. 3doodler sanatçılardan, çocuklara kadar geniş bir kitle tarafından alıcılar buldu.

Sanatçılar tarafından elbise tasarımından, dekoratif lambalara kadar bir çok sanatsal tasarım yapıldı.

Artistic-3Doodled-Lampshade

 

Kalemin kolay ve güvenli kullanımı sayesinde çocuklar oyuncaklar, çöpten adamlar, üç boyutlu geometrik şekiller gibi yüzlerce farklı tasarım yaptılar.

3Doodler-Set-for-2014-Release-1

 

Ürün teknik tasarımcıların da ilgisini çekti. Temmuz ayında MattBishere isimli bir tasarımcı 3doodler kalem ile tasarladığı model uçağına, uzaktan kumanda ile ilgili ilaveler yaparak, uçuş denemelerine başladığını videolar ile duyurdu.

3doodler-plane-finished-5

 

Geçtiğimiz eylül ayında Louis DeRosa isimde bir başka sanatçı hexacopter yaptı.

3ddoler-hexacopter

Ürünün resmi sitesinde her geçen gün yeni konseptler tanıtılıyor. Takip etmek bile oldukça güç. Henüz üç boyutlu yazıcıların gerçek potansiyeli keşfedilmemişken 3doodler ile aralanan kapı çok daha farklı ufukları bize göstermeyi başardı.

3Doodler-Set-for-2014-Release-4

Bu işten nasıl para kazanılır?

Şimdiden bir çok muadil ürün pazara çıktı. Her ürün, pedal ve değişik uçlar gibi yeni aksesuarlar ile farklı yaklaşımlar ortaya koyuyor. Ancak bu ürünün henüz gerçek potansiyeline ulaştığını söylemek için gerçekten çok erken.

Ürün fiyat avantajı ve kullanım kolaylığı sayesinde çok daha büyük bir kitleye hitap ediyor. Eğitim, otomotiv, tadilat işleri, mutfak sanatları gibi pek çok alanda benzeri ürünler için henüz keşfedilmemiş bir dünya var.

Öte yandan ürünün kendisi makul bir fiyata satılırken muhtelif özelliklere sahip sarf malzemeleri kullanılarak çok farklı amaçlara hizmet edecek yeni pazarlar oluşturmak mümkün. Örneğin plastik malzemeler yerine sıcaklık ile kristalize olabilen sıvılar, hatta cam kullanarak mücevher pazarında çok farklı çözümler üretilebilir.

Fırsatların altın bir tepside sunulmadığını sadece ipuçlarını takip etmek gerektiğini asla gözden kaçırmamak lazım.

Acron büyümeye devam ediyor

0

Genç bir şirket olmasına rağmen 440 civarında çalışan sayısına sahip olan Acron büyümeye devam ediyor. Konuyla ilgili Acron Genel Müdürü Semih Gür ile sohbet ettik.

Software AG yazılımın gücünü ispatladı

0

Software AG’nin Alfabet Kurumsal Mimari Platformu, Gartner raporunda 13 farklı yazılım sağlayıcı ile birlikte 15 kriter üzerinden değerlendirildi.  Gartner, raporunda ‘lider’ olarak tanımladığı şirketleri şu sözlerle tarif etti: “Bu yılki Magic Quadrant’ta Liderler kurumsal mimariyi destekleyecek geniş çeşitlilikte becerilere ve bu becerileri farklı paydaş gruplarına sunma ustalığına sahipler.”

 

Kurumsal mimaride vizyoner bir çözüm:

Software AG CTO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Wolfram Jost, konuyla ilgili şunları söyledi: “Software AG’nin Magic Quandrat’ta yer almasının, Software AG’nin kurumsal mimari alanındaki fikir önderliğini tasdikleyen bir gelişme olduğuna inanıyoruz. Alfabet’in uzun süredir tanınan yenilikçi teknolojisi kurumsal BT çapında özel bilgiler sunarak, müşterilerimizin şirketlerini modern dijital kurumlara dönüştürme çabalarına destek oluyor.”

 

Kurumsal Mimari Yönetimi doğru kararları almayı kolaylaştırıyor

Kurumsal Mimari Yönetimi, hem iş hem de BT liderlerinin BT destekli kurumsal strateji ve vizyonunun yerleştirilmesine yönelik plan ve yönetim süreçlerine destek olma amacıyla kullandıkları temel bir kurum disiplini olarak tanımlanıyor. Günümüzde dijital girişimler, şirketin kurumsal iş modelini belirlemek ve uygulamak için kurumsal yönetim, kurum mimarisi, BT stratejistleri ve BT planlamacıları arasındaki iş birliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Alfabet bu alanda kilit öneme sahip işlevsellikle kurumlara destek oluyor:

 

Raporun tamamına erişmek için: www.softwareag.com/recognition.

Ne sihirdir ne keramet yazılımda marifet

1

Düşünsenize donanım dünyası karma karışık bir hale gelmiş. IBM gibi bir dev bu tarafı karsız görmüş ki satarak savarak çıkmanın yollarını arıyor. Bir başka şirket bu elden çıkarılan işleri alarak büyüme hedefliyor. HP gibi bir marka hala yeniden yapılanma peşinde. Ama yazılım tarafı öyle değil. İşi sadece yazılım olan şirketlerin büyüme eğilimleri ortada. Donanımcı olarak başlayan dev teknoloji şirketleri de daha fazla yatırımı yazılım alanına yapıyor.

Dünün altyapı şirketi Huawei çıkıyor cep telefonu işine giriyor ve Nokia, LG gibi yılların markalarını geçerek Apple, Samsung gibi devlerin ardından üçüncü sırada kendine yer bulabiliyor. Tabii buradan şu sonuç çıkmasın. Yazılım da bu donanımlar üzerinde çalışacak. Hal böyle olunca iki tarafa da ihtiyaç olacak. Benim bahsettiğim işin dönüşüm noktası ve bizim gibi teknolojide çıkış yolu arayan ülkeler için yazılımın tünelin ucundaki ışık olması.

Ülkemizde rakamlara baktığımızda yazılımın sürekli büyüdüğünü gözlemliyoruz. Tabii son rakamları bu alanın değerli sivil toplum kuruluşu YASAD’dan almakta fayda var. Bu büyümeyi de mobil teknolojilerin desteklediği gerçeğini unutmadan hemen şunu söylemek gerekiyor.  M2M gibi teknolojiler, yeni nesil ödeme sistemleri derken son dönemde ortaya çıkan projelerle ülkemiz adından bahsettirir bir hale geldi.

Bu başarı kimseyi şımartmasın diye hemen aklıma gelen bir soruyu da gündem alayım. Peki, bu başarı sürdürülebilir mi? Bence bu sorunun yanıtı evet. Zira tesadüf olamayan bir başarıdan bahsediyoruz. 2001 krizinin e olumlu yansıması da aslında finansal alandaki teknolojilerin bu denli hızlanmasına neden oldu.

Diyeceğim o ki kaçan balık büyük olur misali biz de yıllardır bilişim alanında kaçan trenin büyüklüğünde bahsediyoruz. Gözümüzü açıp yazılım ve mobil üzerine yönelirsek ve bunun için yeterli kamu desteği sağlanabilirse önümüz gerçekten çok açık.