Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 619

LLM üretecek startup’lara destek programı için başvurular başladı!

Meta, Hello Tomorrow Türkiye ve Türkiye Yapay Zekâ İnisiyatifi iş birliğiyle hayata geçirilen, sektör ayırt etmeksizin açık kaynak Büyük Dil Modeli (LLM) tabanlı çözümler üreten teknoloji girişimlerini geliştirmeyi hedefleyen “BAŞLAT LLM Etki Programı” yeni dönemi başladı. Hello Tomorrow Türkiye’nin Facebook’un çatı markası Meta ile 2020’den bu yana yürüttüğü BAŞLAT Programı bu yıl Türkiye Yapay Zekâ İnisiyatifi’nin katılımıyla açık kaynak geniş dil modeli (LLM) tabanlı çözümler üreten startup’lara odaklanıyor.

Girişimlerin ihtiyaçlarına göre tasarlanacak olan program kapsamında, teknoloji odaklı eğitim ve mentorluk desteği sağlanacak. BAŞLAT LLM Etki Programı kapsamında, startup’ların ihtiyaçları startup’lara özel analiz edilerek belirlenecek. Bu ihtiyaçlara uygun Türkiye’den ve globalden uzmanlar tarafından teknoloji, patent, yatırım stratejileri, satış kanalları geliştirme, uluslararası büyüme stratejileri, insan kaynakları yönetimi gibi önemli alanlarda eğitimler verilerek startup’ların büyümesine ve gelişmesine destek olunacak.

BAŞLAT Programı bu yıl açık kaynak yapay zekâ çözümlerine odaklanacak

Türkiye girişim ekosisteminin gelişmesi adına bu programın önemini vurgulayan Meta Türkiye ve Azerbaycan Kamu Politikaları Direktörü Sezen Yeşil, “Meta olarak Türkiye’nin girişim ekosisteminin teknoloji üretmesini desteklemeye yönelik birçok çalışma yapıyoruz. Bu doğrultuda geçen sene BAŞLAT Programı ile yerli girişimlere topluluk kurmaları için ihtiyaç duydukları gücü sağlamak adına büyük bir adım attık. Programımızın bu yılında yapay zekâ ekosistemini güçlendirmeyi amaçlayan bir eylem planıyla birlikte BAŞLAT Programı’mızı açık kaynak çözümler sunan geniş dil modeli (LLM) tabanlı startup’lara yönlendiriyoruz. Açık kaynak yapay zekâ çözümlerine odaklanan bu yılki program kapsamında verilecek olan eğitimlerle teknoloji girişimlerine büyümeleri için destek sağlayarak ülkemizdeki girişim ekosistemini güçlendirmeyi amaçlıyoruz” şeklinde konuştu.

LLM bazlı çığır açan yeni teknolojiler geliştirmeyi hedefliyoruz

Programın bugüne kadar pek çok girişimin başarısına önemli katkılar sağladığının altını çizen Hello Tomorrow Türkiye Kurucusu ve Başkanı Timur Topalgökçeli ise “2020’de hayata geçirdiğimiz BAŞLAT Programı kapsamında yatırım alan startup’ların dikeyleri arasında Sağlık, Enerji, Eğitim, Tarım ve Veri & Siber Güvenlik alanlarında yenilikçi teknoloji geliştiren girişimler yer alıyor. BAŞLAT Programı, girişimlerin yerli ve uluslararası alanlarında büyük başarılara imza atmalarını sağlayarak etkisini ortaya koydu. Erken aşamada programa katılan 25 ekip toplam 4 milyon dolar yatırım topladı ve bu rakam hızla artıyor. Bu sene, günümüzü hızla şekillendiren üretken yapay zekâ ve LLM modelleri kapsamında, Meta’nın getirdiği öncü açık kaynak LLM platformu ve Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi’nin Türkiye’de geliştirdiği önemli yapay zeka ekosisteminin destekleriyle, BAŞLAT LLM Etki Programı’nı lanse etmekten büyük mutluluk duyuyorum. İnsanlık için kritik olan bu alanlarda LLM bazlı çığır açan yeni teknolojiler geliştirmeyi hedefleyen bu programda yeni başarılara imza atacağımıza eminiz.” dedi.

Programın finali, 31 Ekim’de 7. Türkiye Yapay Zekâ Zirve’sinde gerçekleşecek

Türkiye Yapay Zekâ İnisiyatifi (TRAI) Ekosistem Yöneticisi Betül Kübra Ekinci ise şöyle konuştu; “Türkiye’de yapay zekâ farkındalığını artırmak ve ekosistemi geliştirmek amacıyla 2017’den bu yana etki odaklı çalışmalar yürüten TRAI olarak, BAŞLAT LLM Etki Programı’na katkı sunacağımız için çok heyecanlıyız. İnovasyonun ve dijital dönüşüme çarpan etkisiyle katılan yapay zekâ teknolojilerini etkin kullanan Türk girişimcilerinin desteklenmesi ekosistemin sürdürülebilir bir şekilde büyümesine katkı sağlayacaktır. BAŞLAT LLM Etki Programı, Türkiye’deki startup’ların üretken yapay zekâ ve doğal dil işleme teknolojileriyle küresel arenada rekabet edebilmelerini hedefliyor. Bu sene programın paydaşlarından biri olarak, hedef startup’lara doğrudan ulaşılması yönünde katkı sağlayacağız. Gelişmiş ve açık kaynaklı bir LLM olan Llama altyapısının Türkiye sınırları içerisinde kurulan yapay zekâ girişimlerinde kullanılması amacıyla hızlandırma, güçlendirme, kapasite geliştirme, eğitim, mentorluk ve danışmanlık desteklerinden oluşan programın finali, 7. kez düzenlenecek olan Türkiye Yapay Zekâ Zirve’sinde 31 Ekim 2024 tarihinde gerçekleşecek.”

Programa başvurabilecek girişimlerin; Türkiye’de yasal olarak kurulmuş ve devam eden bir ticari kuruluş olması, en az 2 kişilik bir ekipten oluşması, seri A seviyesinde yatırım almaya hazır olması, en az bir başarılı POC yapmış olması (referans kontrolüne uygun olması), üretken yapay zekayı, doğal dil işlemeyi veya büyük dil modellerini, inovatif bir ürün veya servis sunmak için kullanması, ürünlerini ve hizmetlerini gerçekleştirmek için Llama veya benzeri bir altyapı kullanması ve/veya bu ürün ve hizmetlerin Llama altyapısına entegre olabiliyor olması ve etik yapay zeka ilkelerine bağlı ve sorumlu yapay zeka farkındalığının olması bekleniyor.

Program kapsamında geçmiş yıllarda Dijital Sağlık, Eğitim Teknolojileri, Tarım Teknolojileri, Akıllı Şehirler ve Veri & Siber Güvenlik endüstrileri ilgili çözümlere odaklanıldı. Yüksek değerli endüstrilere odaklanan LLM tabanlı startup’ları teşvik ederek ve eğiterek potansiyellerini ortaya çıkarmayı hedefleyen “BAŞLAT LLM Etki Programı” başvurularını 17 Haziran 2024 tarihine kadar kabul edecek.

Detaylı bilgiye https://www.hello-tomorrow.org.tr/baslat-llm-etki-programi/ üzerinden ulaşabilirsiniz.

Samsung ve SK hynix DDR3 bellek üretimini durdurdu!

Dünya çapında tanınan bellek üreticileri Samsung ve SK Hynix, DDR3 bellek üretimini sonlandırarak yapay zeka donanımlarında kullanılan HBM3 belleklere yöneliyorlar. 2007 yılında hayatımıza giren DDR3 bellekler, günümüzde hala bazı elektronik cihazlarda kullanılmakla birlikte, Samsung ve SK Hynix gibi büyük şirketlerin bu alandan çekilmesiyle sona eriyor. Özellikle Wi-Fi yönlendiricileri gibi düşük bellek ihtiyacı olan cihazlarda tercih edilen DDR3 bellekler, artık yerlerini daha yüksek performanslı ve optimize edilmiş belleklere bırakıyor.

Samsung ve SK Hynix, DDR3 üretim hatlarını emekliye ayırırken, yapay zeka uygulamaları için optimize edilmiş HBM3 belleklere odaklanacaklarını duyurdu. Yapay zeka teknolojilerinin patlamasıyla birlikte, yüksek kapasiteli ve bant genişliğine sahip belleklere olan talep de hızla artıyor. Bu talebi karşılamak için ise DDR3 bellekler yerine daha modern ve verimli bellek türlerine yönelmek, şirketler için stratejik bir hamle olarak öne çıkıyor.

HBM belleklerin talebinin artmasıyla birlikte, bu alandaki üretim kapasitesinin 2025 yılına kadar tükenebileceği öngörülüyor. Bu durum, bellek fiyatlarında artışlara yol açabilirken, DDR3 belleklerin yerini HBM belleklerin almasıyla pazarın yeniden şekillenmesi bekleniyor.

Samsung ve SK Hynix‘in DDR3 üretiminden çekilmesi, DDR3 belleklerin tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Diğer bellek üreticileri Micron ve Nanya, sınırlı miktarda DDR3 bellek üretmeye devam edeceklerini açıkladılar.

Bu değişiklikler, teknoloji dünyasında yaşanan sürekli dönüşümün bir parçası olarak değerlendirilirken, yapay zeka ve benzeri teknolojilere yönelik yatırımların hızla arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu nedenle, bellek üreticilerinin bu trendlere ayak uydurmak için stratejilerini yeniden şekillendirmesi kaçınılmaz görünüyor.

Android telefonunuzu koruyacak yeni güvenlik özellikleri geliyor!

Android 15 Beta 2 ile gelen yeni güvenlik özellikleri, telefonunuzu daha da güvenli hale getiriyor. Hırsızlık Algılama Kilidi özelliği sayesinde, yapay zeka ile telefonunuzun çalındığını anlayabilen sistem, ekranı otomatik olarak kilitleyerek hırsızın verilerinize erişmesini engelliyor.

Cihazınız çevrimdışıyken bile güvende

Hırsızlar, telefonunuzu şebekeden koparmaya çalışsa bile Çevrimdışı Cihaz Kilidi devreye giriyor ve ekranı kilitleyerek verilerinizi koruma altına alıyor. Ayrıca, çok sayıda başarısız kimlik doğrulama girişimi tespit edildiğinde de otomatik kilit devreye giriyor. Bu iki özellik, Android 10 ve üzeri cihazlarda Google Play hizmetleri güncellemesiyle bu yılın sonlarında kullanıma sunulacak.

Uzaktan kilit ve şifre sıfırlama

Telefonunuz kaybolur veya çalınırsa, Android.com/lock [geçersiz URL kaldırıldı] adresini ziyaret ederek ve telefon numaranızı girerek uzaktan kilitleme işlemini gerçekleştirebilirsiniz. Bu sayede şifrenizi unutmuş olsanız bile cihazınızı koruma altına alabilirsiniz.

Özel alan ile gizliliğinizi koruyun

Android 15 Beta 2 ile gelen Özel Alan özelliği sayesinde, artık seçtiğiniz uygulamalar için ayrı bir alan oluşturabilirsiniz. Bu sayede, başkalarının görmesini istemediğiniz fotoğraflar, uygulamalar ve diğer veriler bu özel alanda saklanabilir ve sadece parmak izi veya şifre ile erişilebilir hale gelir.

Play koruma daha da güçleniyor

Android’in Play Koruma özelliği, yeni bir güncelleme ile canlı tehdit tespiti özelliğine kavuşuyor. Bu özellik, kimlik avı ve dolandırıcılık girişimlerini önleyerek hassas izinlerinizi korumaya yardımcı oluyor. Şüpheli bir durum tespit edilirse, Google konuyu detaylı incelemeye alıyor.

Android 15 Beta 2 ile gelen bu yeni güvenlik özellikleri, telefonunuzu her zamankinden daha fazla koruma altına alıyor. Güncellemelerin sonbaharda tüm kullanıcılara sunulması bekleniyor.

Türkiye’nin en büyük bulut dönüşüm projesi hayata geçti!

SabancıDx, AgeSA ve Bulutistan, Türkiye’nin en büyük bulut dönüşüm projelerinden birini hayata geçirdi. Türk mühendislerin yetkinlikleriyle gerçekleştirilen Hibrit Bulut Altyapı Taşıma Projesi ile AgeSA’nın altyapısı, Bulutistan ortamına kesintisiz hizmet akışı ile taşındı. Bu proje, Türkiye’de dijital altyapının güçlendirilmesine önemli bir katkı sağladı.

SabancıDx’in Liderliğinde Dijital Dönüşüm

Türkiye’nin öncü teknoloji şirketi SabancıDx, hibrit bulut altyapı yatırımları, Yapay Zeka Destekli Hibrit Bulut Çözüm Merkezi, stratejik iş birlikleri ve teknoloji programları ile uçtan uca bulut çözümlerine odaklandı. AgeSA’nın altyapısı, Türkiye’nin ilk yerli bulut hizmet sağlayıcısı Bulutistan ortamına kesintisiz bir şekilde taşındı. Operasyonel mükemmelliğin en üst seviyede tutulduğu proje, Türkiye’deki en büyük bulut geçiş örneklerinden biri oldu.

Türk Mühendislerin Katkısı

Yaklaşık 8 ay süren projede Türk mühendisler, altyapının yeni veri merkezine taşınmasında kritik rol oynadı. Bu süreçte gerçekleştirilen konteyner yönetim platformunun değişimi ve 100’e yakın uygulamanın yeni mimariye taşınması projenin en dikkat çeken konuları arasında yer aldı. Proje kapsamında, 800’e yakın sunucu taşınırken, ortalama 5 bin vCPU, 1.5 PB disk ve 30 terabayta yakın RAM aktarımı gerçekleştirildi. Yeni konteyner yönetim platformuna ise 150’ye yakın servis taşındı.

Kesintisiz Geçiş ve Yüksek Verimlilik

Projenin teknoloji bacağına liderlik eden SabancıDx, AgeSA’nın mevcut veri merkezinden Bulutistan ortamına geçişini sanallaştırma teknolojisi ile gerçekleştirerek finansal verimlilik sağladı. Bu geçiş, sistem kesintilerini engelleyerek müşteri hizmetleri verimliliğini en yüksek noktaya çıkarmayı başardı. AgeSA, Türkiye’nin en büyük 3 internet servis sağlayıcısı ile kapalı network erişimi ve internet erişiminde çalışmaya başladı. Data erişim oranlarının %100 arttırılmasıyla AgeSA, çevresel güvenlik, enerji güvenliği, internet erişim güvenliği ve veri güvenliği alanında daha güçlü hale geldi.

Performans Artışı ve Maliyet Azalması

AgeSA İş Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı A. Fahri Arkan, bulut bilişim teknolojilerinin iş süreçlerini optimize etmek, müşteri deneyimini geliştirmek ve rekabet avantajı sağlamak için büyük önem taşıdığını belirtti. Projeyle verilerin normal yedeklenmesinin yanı sıra bölgesel yedeklilikler sağlanarak MPLS, internet altyapısının ve ses erişim oranlarının %100’lerde olması amaçlandı. Proje tamamlandığında performansta %25 artış, maliyetlerde ise %20 azalma bekleniyor.

SabancıDx, AgeSA ve Bulutistan’ın İş Birliği

SabancıDx Genel Müdürü Tevfik Kor, bulut bilişimde dönüştürücü bir yaklaşım sunduklarını belirterek, “SabancıDx olarak müşterilerimize, bulut teknolojileri ve yönetilen hizmetler alanında ihtiyaç duydukları tüm çözümleri, tek bir noktadan ve uçtan uca sağlıyoruz. AgeSA ve Bulutistan ile Türkiye’nin en büyük bulut dönüşüm projelerinden birini gerçekleştirmekten gurur duyuyoruz” dedi.

Bulutistan Genel Müdürü Gökhan Gençtürk ise AgeSA’nın teknoloji altyapı dönüşüm projesinin, Bulutistan ve SabancıDx’in profesyonel yaklaşımları sayesinde planlanan sürede, hizmet akışında herhangi bir kesintiye gidilmeden başarıyla tamamlandığını ifade etti.

Türkiye’de Bulut Pazarı Büyüyor

Pazar araştırmalarına göre, dünya çapında genel bulut hizmetlerinin 2024’te %20,4 oranında büyüyerek 678 milyar dolara ulaşacağı, 2027’de ise pazarın 1 trilyon doları aşacağı öngörülüyor. Türkiye’deki genel bulut hizmetleri pazar büyüklüğünün 2024 yılında 280 milyon doları bulması, 2027’de ise 400 milyon dolara çıkması bekleniyor.

Etkili bir eğitim programı uygulamanın 7 yolu

0

Selçuk Aytekin
Teedo Genel Müdürü

Çalışanların bireysel çabaları ile kişisel gelişimlerine yatırım yapmalarını veya yeni uzmanlıklar öğrenmelerini beklemek yerine, her çalışanın ihtiyaç duyduğu bilgi ve becerileri kazanmasını sağlamak, bir şirket için performansın iyileştirilmesi, verimliliğin ve çalışan memnuniyetinin artırılması gibi önemli kazanımlar yaratacak stratejik bir yatırımdır.

Amaç ister yeni çalışanların oryantasyonu ister mevcut personelin donanım ve yetkinliklerinin artırılması veya yeni teknolojilerin öğretilmesi olsun; ‘Eğitim’ tüm şirketlerin kurum kültürü ve çalışan değer önermesinin vazgeçilmez bir unsuru olmalıdır.

Çalışanı mutlu etmenin tek yolu, yüksek maaş politikası uygulamak değildir. Şirketler insan odaklı bir iş kültürü yaratarak, çalışanlarına değer vererek, kişisel ve mesleki gelişimlerini teşvik ederek de mutlu bir iş ortamı sunabilir. Bu, iş yerinde katılımcılığı ve sadakati artırır. Kendilerine değer verildiğini gören sadık çalışanların şirkette kalmaları ve işlerinde daha iyi performans göstermeleri kuvvetle muhtemeldir. Böylece şirketin tutarlı bir beceri ve bilgi düzeyine sahip olması, başarılı iş sonuçları elde etmesi sağlanmış olur.

Yapılan araştırmalar, resmi bir eğitim programı uygulamak ile şirketin artan karlılığı arasında şaşmaz bir bağlantı olduğunu ortaya koyuyor. ABD’de yapılan bir çalışma, yerleşik bir eğitim programı olan kuruluşların, eğitim programı olmayan kuruluşlara oranla çalışan başına yüzde 218’den fazla gelire ve yüzde 24 gibi şaşırtıcı bir oranda daha yüksek kâr marjına sahip olduğunu gösterdi.

Peki, çalışanlar için etkili bir program tasarlamak ya da satın almak için hangi adımları atılmalı?

Eğitim ihtiyaçlarını değerlendirin

İşletmenizde becerilerin geliştirilmesi gereken alanlarına bakarak başlayın. Eğitimin işlevsel ve pratik bir hedefi olmasına dikkat edin. Örneğin, şirketinizin yüksek düzeyde müşteri memnuniyetini sürdürmekte zorluk çekip çekmediğini belirleyin. Eğer öyleyse müşteri deneyimini iyileştirmek için yenilikçi ve etkili çözümler sunan bir eğitim programı tasarlayabilir ya da profesyonel destek alabilirsiniz.

Bir eğitim yöntemi seçin

Bir eğitim yöntemi seçmeye gelince doğru ya da yanlış yoktur. Örneğin, şirket içinde bir sınıf eğitimi gerçekleştirebileceğiniz gibi hibrit bir eğitim modeli tercih edebilir ya da mobil eğitimin avantajlarından yararlanabilirsiniz. Örneğin; çevrimiçi öğrenme, bir konuyu öğrenmek için gereken süreyi yüzde 40-60 oranında azaltabilir, çalışan performansını ise yüzde 25’e varan oranda artırabilir.

Doğru araçları tercih edin

Çalışanlarınızın eğitim bilgilerine kolayca erişmesini sağlayacak akıllı araçları seçin. Bu aynı zamanda finansal bir karardır, çünkü maliyetleri kontrol altında tutmak için yeni eğitim kaynaklarına akıllıca yatırım yapmak gerekir. Bu noktada Teedo gibi bulut tabanlı e-öğrenme platformları ideal bir çözüm sunuyor. Sanal sınıflarda hem ders materyallerinin hem de ders kayıtlarının erişime açık olduğu Teedo’ya, Türkiye’nin dört bir yanından katılımcılar ulaşabiliyor.

Eğitimi tüm beceri seviyelerine göre uyarlayın

Zaman değerlidir ve çalışanlarınızın beceri düzeylerini ve ne öğrenmeleri gerektiğini bilmek önemlidir. Beceri değerlendirmeleri, çalışanlarınızın teknik bilgisini ölçmenize ve bir beceri envanteri oluşturmanıza yardımcı olur. Böylece ekibinizin güçlü ve zayıf yönlerini anında anlayabilir ve doğru kişileri doğru yere yerleştirebilirsiniz.

Konuları güncel tutun

Bir şirket sürekli olarak gelişir. Bu nedenle eğitim içeriğinin de çalışanların gerçekte karşılaştığı zorluklarla alakalı olmasını sağlayacak şekilde ayarlanması gerekir. Eğitim içeriğinin güncelliğinden ve ihtiyaçları karşıladığından emin olmalısınız.

Çalışan katılımını teşvik edin

Günümüzde çalışanlar gelişim fırsatları konusunda istekli. Pek çok çalışan, mesleki ve kişisel gelişimlerine yatırım yapılması durumunda şirkette daha uzun süre kalacağını, iyi planlanmış bir eğitim programının şirkete olan bağlılıklarını olumlu yönde etkilediğini söylüyor. Yine de ödül, ikramiye gibi unsurlar daha fazla katılımı teşvik edebilir.

Geri bildirim döngüsü sağlayın

Ekibinize eğitim yolculuğu sırasında geri bildirim paylaşma fırsatı verin. Sürekli geri bildirim, olumlu öğrenme davranışlarını güçlendirmeye, motivasyonu sürdürmeye ve katılımcı bir iş gücü oluşturmaya yardımcı olur. Sık iletişim yöneticilerin eğitim içeriğini çalışanların ilgi alanlarına, öğrenme stillerine ve iş rollerine uygun olacak şekilde uyarlamalarına yardımcı olarak ilgi ve katılımı artırır.

Teedo Genel Müdürü Selçuk Aytekin
Teedo Genel Müdürü Selçuk Aytekin

Selçuk Aytekin
Teedo Genel Müdürü

Selçuk Aytekin’in hayatı, yurtdışında aldığı eğitim ve 2012 yılından itibaren Türkiye’ye dönüşü sonrasında edindiği deneyimlerle şekillendi. Medya, iletişim ve online eğitim sektörlerinde tecrübe sahibi oldu. Pandemi sürecinin başlangıcından itibaren, ekibiyle birlikte online eğitim sektörüne odaklandı.

Teedo ekibi canlı ve online eğitimlerin her sektördeki ihtiyaçlarını belirleyerek, bu ihtiyaçları karşılamak amacıyla özelleştirilmiş müfredatlar oluşturdu ve C-Level yöneticilerle yakın bir iş birliği içinde çalışarak, alanında uzman eğitmenlerle bir araya gelme çabası içinde oldu. Teedo, bu stratejik planlamaların ilk adımını oluşturan bir proje oldu.

Apple M4 Çipi tek çekirdek performansında dünya rekoru kırdı!

Apple, geçtiğimiz hafta düzenlenen etkinlikte, teknoloji dünyasını heyecanlandıran bir duyuruyla karşımıza çıktı. Yeni nesil iPad Pro’nun yanı sıra, beklenmedik bir hamleyle M4 çipini de tanıttı. M4 çipi, Apple’ın kendi geliştirdiği özel ARM mimarisiyle tasarlanmış güçlü bir işlemci olarak öne çıkıyor.

Yeni Apple M4 çipi, önceki nesillere kıyasla dikkate değer bir performans artışı sunuyor. Sentetik kıyaslama testleri, M4 çipinin bu artışı somut şekilde gösteriyor. Özellikle, tek çekirdek performansında elde edilen sonuçlar, sektörde büyük yankı uyandırdı.

Apple M4 çipini tanıtmakla birlikte, özel bir soğutma yöntemi kullanılarak yapılan testlerde çipin sınırlarını zorladığı da görüldü. Tek çekirdek testlerinde, Apple M4 işlemcili iPad Pro, Geekbench 6’da dünya rekorunu kırdı. Bu rekorun elde edilmesinde, çipin 9 çekirdekli versiyonunun kullanılması ve işlemcinin 4.41GHz’e ulaşması önemli bir rol oynadı. Bununla birlikte, M4’ün maksimum çalışma frekansının 4.40GHz seviyesinde olmasına rağmen, Apple’ın bu frekansın aşılmaması için bazı önlemler aldığı belirtiliyor.

Termal stabilitenin korunması için ise sıvı nitrojen (LN2) soğutması tercih edildi. Sıvı nitrojen, hız aşırtma işlemlerinde sıklıkla tercih edilen bir soğutma çözümü olarak biliniyor. Bu yöntem, işlemci performansını artırmak ve stabiliteyi sağlamak adına etkili bir şekilde kullanıldı.

ARM tabanlı Apple M4çipinin tek çekirdek performansında Geekbench 6’da 4.000 puan alması, yeni bir dünya rekoru anlamına geliyor. Ancak, teknoloji dünyasında rekabetin sürekli devam ettiği göz önüne alındığında, bu rekorun uzun süre korunması beklenmiyor. Zira yakın gelecekte Apple M4 Pro ve M4 Max gibi daha güçlü çiplerin piyasaya sürülmesi bekleniyor ve bu çiplerle birlikte daha yüksek performans ve rekabetçi sonuçlar elde edilmesi muhtemel.

Tüm bu gelişmeler, Apple’ın teknoloji alanındaki liderliğini ve inovasyonunu bir kez daha kanıtlıyor. Yeni M4 çipi, iPad Pro gibi cihazlarda kullanıcı deneyimini önemli ölçüde artıracak gibi görünüyor ve gelecekteki teknoloji trendlerini şekillendirmede önemli bir rol oynayabilir.

Xiaomi, Tesla Model Y’ye rakip olacak yeni bir SUV geliştiriyor!

Elektrikli otomobil pazarında adını duyuran Xiaomi, başarılı SU7 modelinin ardından şimdi de Tesla‘nın Model Y aracıyla rekabet etmeyi hedefliyor. Şirket, SU7‘nin üretimindeki büyüme ve başarının ardından elektrikli SUV segmentinde de iddialı adımlar atmaya hazırlanıyor.

Xiaomi‘nin elektrikli otomobil sektöründeki büyüme stratejisi çerçevesinde, SU7 modelinin üretiminde önemli bir dönemeç yaşanıyor. Bu yılın başlarında ulaşılan 100.000 adetlik üretim hacmi, şirketin pazardaki etkisini daha da güçlendirmiş durumda. Şimdi ise Xiaomi, elektrikli SUV segmentinde de adından söz ettirecek bir model üzerinde çalışıyor.

SU7

Tesla‘nın popüler Model Y aracıyla rekabet edecek bu yeni SUV modeli, kompakt yapısı ve yenilikçi özellikleriyle dikkat çekecek. Henüz teknik detaylar ve fiyatlandırma konusunda net bir bilgi bulunmasa da, Xiaomi‘nin önceki ürünlerindeki kalite ve fiyat dengesi göz önüne alındığında, rekabetçi bir fiyat etiketiyle piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Xiaomi‘nin Pekin‘deki fabrikasında üretim kapasitesini artırma çabaları, yeni SUV modelinin seri üretimine yönelik bir hazırlık olarak değerlendirilebilir. 2025‘in sonlarına doğru ilk üretimin başlaması planlanıyor olsa da, bu tarihler şirketin üretim ve pazarlama stratejilerine bağlı olarak değişebilir.

Elektrikli otomobil pazarındaki hızlı büyümesiyle tanınan Xiaomi‘nin, Tesla gibi öncü bir markayla rekabet etmeyi hedeflemesi, sektördeki rekabeti daha da kızıştırabilir. Yeni SUV modelinin başarısı, Xiaomi‘nin otomotiv endüstrisindeki etkisini daha da artırabilir ve elektrikli araç teknolojilerinin yaygınlaşmasına katkı sağlayabilir.

Nakliye lojistiği girişimi Harbor Lab, 16 milyon dolar yatırım aldı!

Yunan denizcilik yazılımı girişimi Harbor Lab, bir geminin liman ziyaretlerinden kaynaklanan maliyetlerin, ticari gemiler için yakıttan sonra ikinci en büyük gider olduğunu ve gemi başına yılda yaklaşık 2,2 milyon dolara ulaştığını söylüyor. 

Şirket, platformunun bu maliyetleri düzene koyabileceğini ve faturalandırma hataları ve fazla ödemelerdeki hata marjını bağlantı noktası çağrısı başına %20’den yalnızca %3’e düşürebileceğini iddia ediyor. 

Antonis Malaxianakis bir telefon görüşmesi sırasında bana şunu söyledi: “Ben, yarattığımız yazılımın potansiyel kullanıcısıydım. 20.000’den fazla ödeme hesabını manuel olarak kontrol ettim, bu nedenle işin tüm yönlerini ve sektörün önemli noktalarını biliyordum. Yani bizim için, başlangıç ​​finansmanını elde ettiğimiz, yazılım mühendisliğini karşılayabildiğimiz ve çok katı bir yol haritasına odaklanabildiğimiz anda, başarıya çok güveniyorduk.”

Şunları ekledi: “Bir savaşımız var. Ancak denizcilik sektöründe bu nedenle ve ekstra tehlike nedeniyle navlun oranları artıyor. Gemide bulunan tüm taraflar hakkında uygun bir KYC soruşturması yapmaya odaklandık. Hem gemiler hem de dünya çapındaki acenteler. Savaş bir gecede gerçekleştiğinde, bir gecede 100 katılımcıya yaptırım uygulamak zorunda kaldık.”

Atomico ortağı Ben Blume bana şunu söyledi: “Temel lojistik süreçlerini ve eşyaların gezegenin her yerine taşınmasını araştırıyorduk. O lensle Harbor Lab’a geldik. Ticari deniz yolculuğunun birkaç farklı aşaması vardır. Her birinin etrafındaki yazılım parçalarına ihtiyacı var… Bu şirket, dahil olunması gerçekten en heyecan verici şirket gibi geldi.”

Ayrıca şunları söyledi: “Sanırım Antonis’te önünüzde gerçekten vizyoner bir kurucu var; kurduğu işe muazzam miktarda enerji ve derin endüstri deneyimi katan biri.”

Abonesepeti, İngiltere merkezli Goldmanstartups liderliğinde Keiretsu Forum Türkiye ve mevcut ŞirketOrtağım Melek Yatırım Ağı yatırımcılarının katılımı ile 400.000 Dolar yatırım aldı.

Yeni çevre mevzuatı ve çeşitli jeopolitik krizler, kargo taşımacılığındaki zorluklara çözüm bulmayı daha da acil hale getiriyor. 

Harbor Lab’ın müşterileri ve ortakları olarak halihazırda Great Eastern Shipping, Oldendorff, Veson Nautical ve 90POE gibi nakliye devleri bulunuyor.

Venture Friends Ortağı tohum yatırımcısı Apostolos Apostolakis bana şunları söyledi: “Harbour Lab’deki ilk kurumsal yatırımcılar arasında yer aldığımızdan, potansiyeli konusunda erkenden ikna olmuştuk çünkü bu Antonis tarafından çok net bir şekilde ifade edilmişti. Bu vizyona doğru istikrarlı ilerlemeyi ilk elden deneyimleme şansına sahip olduk ve ayrıca bu yeni turdan sonra geleceğin neler getireceği konusunda daha da heyecanlıyız.”

Mevcut yatırımcılar Notion Capital, Venture Friends, SpeedInvest ve The Dock ile yeni yatırımcılar Endeavor Catalyst’in katılımıyla tur, Yunan girişimin toplam finansmanını yaklaşık 22,5 milyon dolara çıkarıyor. 

Nvidia’nın yeni yapay zeka çipleri fiyatlar 70 bin doları bulabilir!

0

Nvidia, yapay zeka dünyasını sarsacak yeni nesil Blackwell çiplerini tanıttı. Blackwell B100 ve B200 yapay zeka çiplerinin maliyetlerinin, 30 bin dolardan başlayıp 70 bin dolara kadar çıkabileceği belirtiliyor. Bu çipler, sunucu maliyetlerini milyonlarca dolara ulaştırarak sektörde büyük bir dönüşüm yaratmaya hazırlanıyor.

HSBC analistlerine göre, Nvidia’nın yapay zeka uygulamalarına yönelik Blackwell Superchip çözümlerinin birim maliyeti 30 bin dolardan 70 bin dolara kadar uzanacak. Özellikle, Blackwell GB200 Superchip’in (CPU+GPU) tek başına maliyeti 70.000 dolar seviyesinde olacak. Bu yüksek maliyetler, endüstride büyük bir ses getirecek gibi duruyor.

Nvidia'nın yeni yapay

Nvidia, müşterilere sunacakları çözümleri NVL72 sunucuları ile öne çıkarıyor. Her birinin 3.000.000 dolara mal olacağı söylenen bu sunucular, endüstriye yön verecek nitelikte. Öte yandan, yeni nesil giriş seviyesi Blackwell B100 GPU’sunun ortalama satış fiyatının 30.000 ila 35.000 dolar aralığında olması bekleniyor.

Ancak Nvidia’nın yeni yapay çipleri, bu rakamlar sadece birer analist tahmini. Nvidia’nın fiyatlandırması, müşteriye göre değişiklik gösterebilir ve daha yüksek olabilir. Şirket, Blackwell çözümlerini tanıtırken, NVL72 sunucusunu öne çıkarıyor. Bu sunucu birimi, yüksek bant genişliğine sahip bağlantılarla entegre olarak devasa bir GPU işlevi görüyor ve yapay zeka eğitimi için kritik önem taşıyan 13.824 GB toplam VRAM sağlıyor.

Nvidia’nın Blackwell çipleri, sektörde büyük bir heyecan yaratırken, yapay zeka uygulamaları için yeni bir çağın başlangıcını işaret ediyor.

Apple, teknolojiyi herkes için daha erişilebilir hale getiriyor!

0

Apple, herkes için teknolojiyi daha erişilebilir hale getirmek için bu yıl kullanıma sunacağı bir dizi yeni erişilebilirlik özelliğini duyurdu. Bu özellikler, fiziksel engelli, görme engelli, işitme engelli veya bilişsel farklılıkları olan kullanıcılar için tasarlandı ve Apple cihazlarını daha kapsayıcı ve kullanışlı hale getirmeyi amaçlıyor.

Öne çıkan yeniliklerden biri, iPad ve iPhone’da kullanıma sunulacak olan Göz Takibi özelliği. Bu özellik, fiziksel engelli kişilerin cihazlarını sadece gözleriyle kontrol etmelerini sağlayacak. Yerleşik ön kamera ve yapay zeka sayesinde Göz Takibi özelliği saniyeler içinde kurulup kalibre edilebiliyor ve ek donanım gerekmiyor. Kullanıcılar gözleriyle ekranda dolaşabilir, öğeleri seçebilir ve çeşitli işlevleri gerçekleştirebilir.

Music Haptics, işitme engelli veya işitme bozukluğu olan kişilere iPhone’da yeni bir müzik deneyimi yaşatıyor.

İşitme engelli veya işitme bozukluğu olan kişiler için, Apple, Music Haptics adlı yeni bir özelliği kullanıma sunuyor. Bu yenilikçi özellik, iPhone’daki Taptic Engine’i kullanarak müziğe göre titreşimler oluşturuyor. Kullanıcılar, müzikteki ritimleri ve nüansları hissedebilir, böylece daha zengin ve etkileşimli bir müzik deneyimi yaşayabilirler.

Ayrıca, iPhone ve iPad kullanıcıları, Siri’ye çeşitli komutları atayabilecekleri Vocal Shortcuts özelliği sayesinde karmaşık işlemleri basitleştirebilirler. Listen for Atypical Speech özelliği ise, farklı konuşma biçimlerini tanıyarak konuşma engelli kişilerin cihazlarını daha rahat kullanabilmelerini sağlıyor.

Hareket halindeki araçlarda iPhone veya iPad kullanırken oluşan mide bulantısını azaltmak için Apple, Vehicle Motion Cues adlı yeni bir özelliği sunuyor. Bu özellik, ekran kenarlarında hareket eden noktalar göstererek görsel uyumu artırıyor ve böylece mide bulantısını hafifletmeye yardımcı oluyor.

Apple ayrıca, CarPlay’e Sesle Denetim, Renk Filtreleri ve Ses Tanıma gibi özellikler ekleyerek, görme engelli veya işitme engelli sürücülerin ve yolcuların CarPlay’i daha kolay ve güvenli bir şekilde kullanabilmelerini sağlıyor.

Apple’ın yeni işletim sistemi visionOS da, kapsayıcı tasarım konusundaki kararlılığını yansıtıyor. visionOS, sistem genelinde kullanılabilen Canlı Alt Yazılar, FaceTime için Canlı Alt Yazılar, Made for iPhone işitme cihazları ve koklear implantlar için destek, Saydamlığı Azalt, Smart Invert ve Yanıp Sönen Işıkları Soluklaştır gibi görsel iyileştirmeler sunacak. Ayrıca, VoiceOver, Zoom, Renk Filtreleri, Denetimli Erişim, Anahtarla Denetim, Ses Eylemleri ve Dwell Control gibi özellikler zaten visionOS’te bulunuyor.

Apple, VoiceOver, Büyüteç, Braille ekranı, Kişisel Ses, Canlı Konuşma, AssistiveTouch, Anahtarla Denetim ve Sesle Denetim gibi mevcut erişilebilirlik özelliklerine de yeni güncellemeler getiriyor. Bu güncellemeler, bu özelliklerin işlevselliğini ve kullanım kolaylığını artırarak, Apple cihazlarını engelli kullanıcılar için daha da kullanışlı hale getiriyor.

Android uygulamaları artık yüz ifadeleriyle kontrol edilebilecek!

Google, Android kullanıcılarının yüz ve kafa hareketleriyle uygulamaları kontrol etmelerine olanak tanıyan bir teknolojiyi duyurdu. Bu yenilikçi özellik, kullanıcı deneyimini daha da kişiselleştirmeyi ve erişilebilirliği artırmayı hedefliyor.

Google’ın I/O 2023 etkinliğinde tanıttığı Project Gameface, başta kas distrofisi ve felçli bireyler olmak üzere, herkesin bilgisayarı veya mobil cihazı yüz ifadeleri ve kafa hareketleriyle kontrol etmesini sağlayan bir açık kaynak teknolojisi olarak karşımıza çıktı. Project Gameface, bu engelli kullanıcıların ihtiyaçlarına odaklanarak, onların dijital deneyimlerini daha kapsayıcı hale getirmeyi amaçlıyor.

Lance Carr gibi birçok kullanıcının geri bildirimlerinden ilham alan Google, Project Gameface’i Android platformuna getirme kararı aldı. Google’ın I/O ’24 etkinliğinde yapılan duyuruya göre, Project Gameface’in kodu artık Android geliştiricilerine açık kaynak olarak sunulacak. Bu da geliştiricilerin uygulamalarına bu yeni erişilebilirlik özelliğini kolayca entegre edebilecekleri anlamına geliyor.

Projede kullanılan teknoloji, cihazın kamerasını kullanarak MediaPipe’ın Yüz İşaretçisi API’sindeki yüz ifadelerini ve baş hareketlerini kusursuz bir şekilde takip ediyor. Bu sayede kullanıcılar, ağzını açarak imleci hareket ettirebilir veya kaşlarını kaldırarak tıklayıp sürükleyebilirler. Geliştiriciler, kullanıcıların yüz ifadelerini, hareket boyutunu, imleç hızını ve daha fazlasını özelleştirerek deneyimlerini yapılandırabilecekleri uygulamalar geliştirebilecekler.

Bu yenilikçi özellik, sadece engelli bireyler için değil, genel kullanıcılar için de büyük bir kolaylık sağlayacak. Doğal ve sezgisel bir kontrol yöntemi sunarak, Google daha kapsayıcı bir dijital geleceğin yolunu açıyor.

Bu gelişme, teknolojinin sadece belirli bir kullanıcı kitlesine değil, herkes için erişilebilir olması gerektiği fikrini destekliyor. Google’ın bu adımı, teknolojinin insanları bir araya getirme ve herkes için daha iyi bir gelecek inşa etme potansiyelini vurguluyor.

Nvidia CEO’su Huang’a yapay zeka başarısı nedeniyle %60 zam!

Nvidia’nın CEO’su Jensen Huang, şirketin yapay zeka alanındaki liderliği ve dönüşümünde oynadığı kritik rol nedeniyle büyük bir maaş artışıyla ödüllendirildi. Huang, şirketin yapay zeka teknolojilerine dayalı çiplerine olan güçlü talep sayesinde maaşında yüzde 60’a varan bir artışla 34 milyon dolarlık bir ödeme aldı.

Huang’ın liderliği altında Nvidia, yapay zeka alanında önemli bir oyuncu haline geldi ve şirketin piyasa değeri 2,28 trilyon doları aşarak dünyanın en büyük üçüncü şirketi konumuna yükseldi. Bu büyük başarı, Huang’ın maaşında da belirgin bir artışa yol açtı. Geçtiğimiz mali yılda 21,3 milyon dolar olan maaşı, bu yıl yüzde 60’ın üzerinde bir artışla 34,2 milyon dolara yükseldi.

Huang’ın maaşının yanı sıra, hisse senedi ödülleri ve nakit ikramiyeler de bulunuyor. Bu ödemelerin yanı sıra, konut güvenliği, araç ve şoför gibi diğer avantajlar da Huang’ın tazminat paketinin bir parçasını oluşturuyor.

Nvidia’nın çiplerine olan talep, Huang’ın şirketin donanımlarını müşterilere “adil” bir şekilde dağıttığını açıklamasına neden oldu. Nvidia’nın sonuçlarının güçlü olması beklenirken, şirketin gelecek çeyrek raporunu önümüzdeki haftalarda açıklaması bekleniyor.

Huang’ın liderliği altında Nvidia’nın büyük başarısı ve yapay zeka alanındaki etkisi, şirketin ve CEO’nun uluslararası arenada tanınmasını sağlıyor. Nvidia, gelecekte de yenilikçi teknolojiler ve yapay zeka çözümleriyle öncü rolünü sürdürmeye hazır görünüyor.

Samsung Apple’ın iPad reklamıyla dalga geçiyor

Samsung, Apple’ın M4 çipli iPad Pro için yayınladığı ve tepki çeken “Crush” reklamıyla dalga geçiyor. Kendi reklam filminde “Yaratıcılık ezilemez” mesajıyla Apple’a gönderme yapıyor.

Apple, geçtiğimiz günlerde yeni M4 çipi ve ince tasarımıyla öne çıkan iPad Pro için “Crush” adlı bir reklam yayınlamıştı.Reklamda, bir pres makinesinin çeşitli sanat eserlerini ve oyuncakları ezmesi yer alıyordu. Bu reklam, kullanıcılar tarafından sanatsal ifadeyi ve yaratıcılığı yok saymakla eleştirildi ve Apple özür dilemeyi ve reklamı yayından kaldırmayı tercih etti.

Fırsatı değerlendiren Samsung, “Yaratıcılığı asla ezmeyiz” sloganıyla kendi reklam filmini yayınladı. Reklamda, Apple’ın pres makinesinin ezdiği enstrümanları kullanan bir müzisyen, Galaxy Tab S9’un yardımıyla müzik yapıyor. Samsung bu reklamla, Apple’ın reklamının yarattığı olumsuz algıyı tersine çevirmeyi ve kendi ürününün yaratıcılığa verdiği önemi vurgulamayı amaçlıyor.

Samsung Apple bu hamlesi, iki teknoloji devi arasındaki rekabeti de gözler önüne seriyor. Samsung geçmişte de Apple’ın ürünlerine göndermelerde bulunmuştu. Örneğin, 2018 yılında Samsung, Galaxy Note 9’un S Pen kalemi ile bir iPad’i çizmeye çalıştığı bir reklam yayınlamıştı.Samsung’un Galaxy Tab S9’u geçtiğimiz yıl piyasaya sürmüş olması ve bu yıl Galaxy Tab S10’un gelmeyebilmesi, M4 iPad Pro’nun bu yıl rakipsiz kalmasına neden olabilir.

Samsung’un reklamı sosyal medyada da büyük ilgi gördü. Birçok kullanıcı Samsung’un reklamını yaratıcı ve Apple’a yerinde bir cevap olarak buldu.

Samsung’un “Yaratıcılık ezilemez” reklamı, Apple’a gönderme yapmasının ötesinde, şirketin yaratıcılığa verdiği önemi de vurguluyor. Reklam, Samsung ve Apple arasındaki rekabeti de alevlendiriyor.

  • Samsung’un reklamı:

Apple’ın “Crush” reklamı:

Hidrojenle çalışan kanatsız jet!

0

İspanyol tasarımcı Oscar Viñal, Mach 1,5’a kadar hızlara ulaşabilen ve 300’e kadar yolcu taşıyabilen ‘kanatsız’ süpersonik hidrojen jetinin tasarım konseptini ortaya çıkardı. Fütüristik, uzay gemisi benzeri uçak ‘Sky OV’, 1.837 km/saat’e varan hızlarda seyahat edebilir. Olayı perspektife oturtmak gerekirse, bu, modern ticari jetlerin uçma hızının iki katı.

Kanatsız jet tasarımı özellikleri

Bu, mevcut transatlantik yolculuk için gereken sekiz saate kıyasla, Londra ile New York arasında beş saatten daha kısa bir sürede uçmasını sağlayacak. Tasarımcıya göre lüks jet, yatak odaları, süitler ve banyolar dahil olmak üzere gezginler için zengin olanaklara da sahip olacak. Sky OV, uçağın gövdesi ve kanatlarının tek bir büyük yapıya entegre edildiği anlamına gelen delta tasarımına sahip. Bu nedenle kanatsız uçak, geleneksel jetlere göre daha fazla kabin alanına sahip.

Vinal’e göre kanatsız şekil aynı zamanda sürtünmeyi azaltmaya ve yakıt ekonomisini artırmaya da yardımcı olacak. Uçağın tahrik sistemi, hidrojen yakıtı ve elektrik karışımıyla çalışacak ve sıfır emisyonlu süpersonik yolculuğu gerçeğe dönüştürecek. Uçak, turbojetler yerine turbofanla birlikte hibrit darbeli patlama motorundan (PDE) güç alacak. Tasarım konsepti aynı zamanda Sky OV’nin dış yüzeyinin Güneş ışınlarından elektrik üretilmesine yardımcı olabilecek kuantum güneş noktalarıyla kaplanacağını da gösteriyor. Ayrıca uçağın performansını artırmak için yapay zeka destekli kanatçıklara da sahip olacak.

Vinal, “Bu tamamen yeni uçak şekli, ikonik B-2 bombardıman uçağı gibi askeri uçaklar tarafından kullanılan ‘uçan kanat’ tasarımına benziyor ancak karma kanadın orta kısmında daha fazla hacim var” diyor. Bu tip uçakların kanat açıklığının Boeing 747’den biraz daha büyük olacağını ve mevcut havalimanı terminallerinden uçuş yapabileceğini de sözlerine ekledi. Vinal’e göre uçak aynı zamanda “daha az ağırlığa sahip olacak. Daha az gürültü ve emisyon üretecek ve eşit derecede gelişmiş geleneksel nakliye uçaklarından daha az işletme maliyeti ile ön plana çıkacak. 16.600 km menzile ve 13.000 metre irtifaya sahip olacak.

Uçak, başarabildiği yüksek hızlı yolculuğun yanı sıra, şık uçmak isteyenler için ekstra bir lüks de sunuyor. Uçakta yatak odaları, süitler, banyolar ve hatta uçuş sırasında bir şef bulunacak.

IMF başkanı yapay zeka konusunda uyardı!

IMF Genel Müdürü Georgieva, İsviçre Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuştu. 13 Mayıs 2024’teki tartışmaya İsviçre Ulusal Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Profesör Thomas Jordan da katıldı.

Yavaş ilerleyen bir tsunami. Teknolojiyi çevreleyen heyecana rağmen, etkisi henüz tam anlamıyla hissedilmedi. GitHub’ın Yardımcı Pilotu gibi yapay zeka asistanlarının ortadan kaldırdığı rollere somurtarak bakan genç programcıların da belirttiği gibi, kesinlikle yolda.

Georgieva, Zürih’teki etkinlikte yapay zekanın dünya çapındaki işlerin neredeyse yarısını (yüzde 40); ABD ve İngiltere gibi gelişmiş ekonomilerdeki işlerin yarısından fazlasını (yüzde 60) etkileyeceğini söyledi ve bu yılın başındaki bir blog gönderisini yineledi.

Kötü yönetilirse tam bir kıyamet senaryosu olabilir. IMF MD, işletmelerin ve halkın buna hazırlanması gerektiğini söyledi.

Bir Reuters raporunda Georgieva’nın şu sözleri kaydedildi: “Eğer bunu iyi yönetirsek üretkenlikte muazzam bir artış sağlayabilir, ancak aynı zamanda daha fazla yanlış bilgiye ve tabii ki toplumumuzda daha fazla eşitsizliğe de yol açabilir.”

Bugünlerde teknoloji dünyasında yapay zekadan kaçınmak zor; ancak yapay zekanın neyi yapıp neyi yapamayacağını ve sözde “zeka”nın arkasında yatan eğitimi anlamak hâlâ önemli.

Yapay zeka sohbet

Ekonomist David Autor geçtiğimiz günlerde yapay zekanın işleri elinden almasına ilişkin endişelerin yersiz olduğunu ve üretken yapay zekanın yardımcı bir araç olarak ortaya çıkmasının, nüfus artış hızının yavaşladığı ekonomilerde işgücünün verimliliğini artırabileceğini yazdı.

Autor’un makalesinin yayınlanmasından bu yana geçen üç ayda teknoloji endüstrisi teknolojiyi geliştirmeye devam etti. Microsoft, Copilot’u ürün yelpazesine ekledi ve OpenAI, bu haftanın başlarında en yeni çok modlu makine öğrenimi modelini GPT-4o biçiminde sergiledi.

IMF’ye göre, ileri ekonomideki işlerin yüzde 60’ının yapay zeka teknolojisinden faydalanması mümkün. Ancak diğer yarısı tamamen ortadan kaldırılabilir.

Georgieva’nın ürettiği rakamlar yeni değil. Ancak “tsunami” dili önümüzdeki aylarda ve yıllarda neler olabileceğini vurguluyor.

Girişimcilerin yeni gözdesi: Bulut Bilişim!

0

Teknolojideki gelişmelerin dinamikliği her geçen gün artarken, bulut bilişime yönelik yatırımlar girişimci ekosisteminin ilgi odağı oldu. Veri güvenliği açısından stratejik olan bulut bilişime yönelik yerli yatırımlar kamunun da katkılarıyla cazibesini artırdı.

Teknoloji sektöründeki yatırımlarıyla öne çıkan iş insanı ve TÜBİTAK Ulakbim Yönetim Kurulu üyesi Halil Sarıbaş, sürdürülebilir kurumsal bir yapısı olan veya bunu hedefleyen şirketlerin yahut kurumların bulut teknolojisine ciddi bütçeler ayırmaya başladığını ve bu durumun girişimcilerin bu alana yönelmesini beraberinde getirdiğini ifade etti.

Bilişim sektörünün hızlı büyümesi şirketlerin kurumsallığa yatırım modellerini de etkiliyor. Verilerin ve işlemlerin yerel bir cihazda değil, uzak sunucular üzerinde barındırıldığı bulut tabanlı teknolojiler (Cloud), veri güvenliğini sağlamanın yanı sıra; yedekleme, kolay ulaşılabilirlik ve kaynak israfını azaltma gibi imkânlar sunuyor.

Şirket ve kurumların yatırımlarını artırdığı bulut teknolojisi aynı zamanda bireysel olarak da önemli bir satın alma potansiyeline sahip. Son yılların tartışmalı konusu olan veri güvenliği, cloud teknolojisine yönelik yerli yatırımların önemini artırdı.

Elektronik ve Haberleşme Mühendisi olan Halil Sarıbaş, otuz yılı aşan tecrübesiyle teknoloji sektörüne yatırım yapmayı sürdürüyor. Türkiye’nin önde gelen cloud girişimcilerinden olan Sarıbaş, şirketlerin ve kurumların veri güvenliği ile birlikte işlemlerin muhafaza edilmesi noktasında öncelikli ihtiyacı haline gelen bulut teknolojisini değerlendirdi.

Türkiye’de bulut bilişimin, bilgi teknolojileri alanında hızla gelişen bir sektör olarak karşımıza çıktığını ve girişimci ekosisteminin oluşan talebe kayıtsız kalmadığını söyleyen Sarıbaş, Citrix’in yaptığı araştırmaya göre ülkemizde her 4 kuruluştan 1’inin bulut bilişime yatırım yaptığını ve BT bütçelerinin %23’ünü cloud servisleri için kullandığını belirtti.

Türkiye’deki kuruluşların %34’ünün bir bulut servis hizmetini satın aldığını ve en yaygın kullanılan bulut servislerinin %70 oranla e-posta, %44 oranla veri yedekleme ve %18 oranla sanallaştırma olduğunu ifade etti. Devletin dijital dönüşümü destekleyen politikaları benimsediğini ve dijital dönüşümde önemli bir katalizör olan bulut bilişimin teşvik edilmesi ve düzenleyici çerçevenin oluşturulmasının sektörün büyümesine katkı sağladığını vurguladı.

Yerleşik veri merkezlerinden hizmet veren bulut bilişim firmalarının, BDDK, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Bilgi ve İletişim Güvenliği Rehberi ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu regülasyonlarına göre verilerini yurt içerisinde bulundurmak zorunda olan kurum ve kuruluşların ihtiyaçlarını karşılamak üzere yerel ihtiyaçlara yönelik çözümler sunarak sektörün gelişimine katkıda bulunduğunu dile getirdi.

Şirketlerin, kurumların ve bireylerin, bulut bilişimin sunduğu yüksek güvenlik, esneklik, ölçeklenebilirlik ve maliyet avantajlarından yararlanmak için buluta geçiş yaptığını ifade eden Halil Sarıbaş, cloud teknolojisinin sağladığı faydaları sıraladı.

Bulut tabanlı sistemleri kullanmanın, fiziksel sunucuların satın alınması, kurulması ve bakımı gibi geleneksel altyapı maliyetlerini ortadan kaldırdığını, kullanıcıların sadece kullandıkları kaynaklar için ödeme yapmalarını sağladığını ve bu sayede maliyetlerin daha iyi kontrol edilebildiğini belirtti.

İhtiyaca ve kullanıma göre kaynakları hızlıca artırabilme veya azaltabilme imkanı sunan bulut teknolojisinin, internet bağlantısı olan herhangi bir cihazdan erişilebilir olduğunu ve bu sayede kullanıcıların uzaktan çalışmasını kolaylaştırdığını, iş süreçlerini daha esnek hale getirdiğini ve küresel iş yapma imkanlarına olanak tanıdığını vurguladı.

Bulut tabanlı teknolojilerde verilerin otomatik olarak yedekleme ve felaket durumlarına karşı koruma sağlamanın daha kolay olduğunu, bulut sağlayıcılarının genellikle veri yedekleme ve felaket kurtarma hizmetlerini tüm hizmetlerle birlikte sunduğunu, farklı kullanıcılar arasında veri paylaşımını ve iş birliğini kolaylaştırdığını, dokümanları ve projeleri çevrimiçi olarak paylaşma ve düzenleme imkanı sağladığını, uygulamaları ve hizmetleri hızla dağıtmayı ve güncellemeyi kolaylaştırarak yenilikçi çözümlerin daha hızlı benimsenmesini sağladığını ve verileri korumak amacıyla güçlü güvenlik önlemleri ve en yeni teknoloji siber güvenlik hizmetleri sunduğunu ekledi.

Veri merkezlerinin yapıları gereği ileri seviyede fiziksel güvenlik önlemleriyle korunduğunu, bulut tabanlı teknolojiler ile veri merkezlerinin daha verimli bir şekilde kullanılmasını ve enerji ve kaynak tüketiminin azaltılmasını, bulut sağlayıcıların altyapı güncellemeleri ve bakımlarını üstlenerek kullanıcıların bu tür sorumluluklarla uğraşmak zorunda kalmamasını sağladığını ifade etti.

Bulut bilişimin Birleşmiş Milletler tarafından mutabakatla kabul edilen sürdürülebilirlik kriterleri açısından da önemli bir konumu olduğunu belirten Sarıbaş, bulut bilişimin büyük veri merkezlerinde yoğunlaştığını ve bu merkezlerin yapıları gereği enerjiyi daha verimli bir şekilde kullandığını belirtti.

Birçok bulut sağlayıcısının, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yaparak çevresel etkilerini azaltmaya çalıştığını, işletmelerin enerji tüketimini optimize ederek ve veri merkezi altyapısını daha verimli hale getirdiğini, bugün birçok veri merkezinin güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak sürdürülebilirliğe katkıda bulunduğunu dile getirdi.

Bulut bilişimin ihtiyaca göre ölçeklenebilir bir hizmet sunduğunu, gereksiz kapasiteyi önlediğini ve kaynakların israfını azaltarak işletmelerin talebe göre kaynak kullanımını artırabilme veya azaltabilme imkanı sağladığını vurguladı. Bulut bilişimin işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırdığını ve yenilikçi çözümler geliştirmelerine yardımcı olarak daha verimli ve çevre dostu uygulamaları benimsemelerini sağladığını ifade etti.

Ancak, büyük veri merkezlerinin enerji tüketimi ve soğutma ihtiyacının çevresel etkilere yol açabileceğini de belirterek, bulut bilişimin sürdürülebilirliğe katkı sağlaması için hem teknolojik hem de politika düzeyinde sürekli iyileştirmeler ve çabaların gerekli olduğunu sözlerine ekledi.

Kripto para yasası TBMM’de!

0

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), uzun zamandır kripto paraya ilişkin kapsamlı bir değişiklik üzerinde çalışıyordu. 19 maddelik teklif sonunda TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Konuyla ilgili detaylar ortaya çıktı. SPK ve TÜBİTAK’ın yetkili olacağı kripto varlıklarda neler değişecek?

Kripto para yasası ile dijital varlıklara düzenleme geliyor

Abdullah Güler’in açıklamasına göre, teklifle birlikte kripto varlık kavramına yasal bir tanım getirilecek. Bu kapsamda kripto varlıklar “dağıtık defter teknolojisi veya benzeri yöntemler kullanılarak oluşturulan ve dijital ağlar üzerinden dağıtılan, değer ifade eden ve sanal ortamda saklanan varlıklar” şeklinde adlandırılacak.

TBMM

Kripto para ve dijital yatırım işlemlerinde faaliyet gösterecek kurumların izin alması zorunlu hale getirilecek. Bu kurumların faaliyetlerini denetlemesi için Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) yetkili olacak.

Dijital varlıklar ile kurum açma, platformlarda alım-satım, takas ve saklama hizmetlerine ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde de SPK yetkili olacak. Ayrıca sistemlerinin ve teknolojik altyapılarının denetimi ise TÜBİTAK’a emanet edilecek. Yeni ihraçlar için ise TÜBİTAK’tan rapor alınması zorunlu hale getirilecek.

Teklifle birlikte mevcut faaliyet gösteren kurumlara geçiş süreci tanınacak. Ancak izinsiz faaliyette bulunanlara yönelik yaptırımlar artacak. Teklife göre izinsiz faaliyetin 3-5 yıl arasında hapisle cezalandırılması mümkün.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanı Ömer İleri, “Türk vatandaşlarının yurt dışı platformlarda işlem yapmasının yasaklanması söz konusu değildir. Türkiye’de yerleşiklerin kendi inisiyatifleri ile yurt dışı platformlarda hesap açarak işlem yapmasında herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bununla birlikte, yurt dışı platformların Türkçe internet sitesi açması, Türkiye’de yerleşiklere yönelik reklam yapılması gibi faaliyetlerde bulunması SPK lisansına tabi olacaktır” dedi.

Japonya, yapay zeka ve çip fabrikaları için daha fazla elektrik üretecek!

Yüksek teknoloji endüstrisinin elektrik şebekelerine yüklediği artan yük, çeşitli ülkelerde endişelere neden oldu. En sonuncusu, hükümetin enerji üretiminin mevcut on yıl için öngörülen 1 trilyon kilovat saatten (kWh) 2050 yılına kadar yaklaşık 1,35-1,5 trilyon kWh’ye çıkması gerektiğini tahmin ettiği Japonya.

Reuters’a göre, üretim kapasitesindeki bu genişleme; daha fazla veri merkezi, çip fabrikası ve diğer enerji tüketen işletmelerin çevrimiçi hale gelmesiyle Tokyo’nun beklediği talebi karşılamak için gerekli olacak.

Japonya yenilenebilir enerji üretimini artıramadığı sürece hükümetin istikrarlı bir enerji arzını garanti edemeyebileceğini belirtti. Bulgular, Tokyo’nun 2040 yılı için karbondan arındırma ve sanayi politikasına ilişkin stratejisini bilgilendirecek ve gelecek yıla kadar tamamlamayı hedeflediği söylenen bir raporda yayınlandı.

Japonya, çip üretim endüstrilerini canlandırmak için milyarlarca dolar değerinde eşdeğer bir yatırımı harekete geçiriyor. Bu kapsamda, TSMC gibi denizaşırı şirketleri yeni üretim tesisleri kurmaları için cömert sübvansiyonlarla cezbetmeyi ve Rapidus adında kendi yeni yarı iletken şirketine yatırım yapmayı içeriyor. Rapidus, aynı zamanda 2025 yılına kadar 2nm silikon üretimine başlamayı hedefliyor.

Son zamanlardaki yapay zeka çılgınlığı, güç tüketen GPU hızlandırıcılara sahip daha yüksek performanslı altyapıya yönelik küresel talebin artmasına yol açıyor ve veri merkezi operatörleri bu ihtiyacı karşılamaktan fazlasıyla mutlu. Digital Realty geçen yıl, örneğin raf başına 70 kilowatt gücü, hatta gerekirse 90kW’a kadar desteği destekleyen bit ambarları için planlarını duyurdu.

Başka bir veri merkezi operatörü olan DigitalBridge’in CEO’su yakın zamanda, gücün kullanılabilirliğinin işi açısından hızla kısıtlayıcı bir faktör haline geldiği konusunda uyardı.

Marc Ganzi, DigitalBridge’in bu ayın başlarında düzenlediği 2024 İlk Çeyrek kazanç konferansında analistlere şöyle konuştu: “İki yıl önce Berlin Altyapı Konferansı’nda yatırımcı dünyasına enerjimizin beş yıl içinde tükeneceğini söylediğimde bu konuyu konuşmaya başladık.”

“Eh, bu konuda yanılmışım. Önümüzdeki 18 ila 24 ay içinde elektriğimiz tükenecek gibi.” diye ekledi.

Ganzi, şirketin oluşturmak istediği sonraki 5 gigawatt’tan fazla kapasite için daha yaratıcı olması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı %55'e yükseldi

Bu büyük AI veri merkezlerinin bazılarını, gecikme duyarlılığının daha az olduğu yerlere yerleştirmeye çalışıyoruz. Bu fırsatları yenilenebilir enerjiye daha yakın yerlerde birlikte konumlandırmaya çalışıyoruz ve enerji bağımsızlığı veya şebeke bağımsızlığı yaratmaya çalışıyoruz. Düşündüğümüz şeyler bunlar.” dedi ve ekledi: “Yani, bir sonraki nesil veri merkezleri muhtemelen farklı yerlerde olacak.”

Ancak DigitalBridge, son zamanlarda artan teknoloji endüstrisi enerji tüketimi konusunda uyarıda bulunan tek kuruluş değil.

Nisan ayında Arm CEO’su Rene Haas, kontrol edilmediği takdirde AI veri merkezlerinin güç tüketiminin 2030 yılına kadar ABD elektrik şebekesi kapasitesinin yüzde 20 ila 25’ine ulaşabileceğini iddia etti.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), bu yılın başlarında bu veri yatakhanelerinden gelen küresel elektrik talebinin 2026 yılına kadar iki katına çıkabileceği ve en uç durumda, aynı yıl İrlanda’nın toplam elektrik kullanımının yüzde 32’sini oluşturabileceği konusunda alarma geçti.

Britanya Ulusal Şebekesi’nin CEO’su John Pettigrew, Mart ayında yaptığı uyarıda, İngiltere’deki veri merkezi güç tüketiminin önlem alınmazsa önümüzdeki on yıl içinde yüzde 500 artış gösterme yolunda olduğunu belirtti.

VMware, Workstation Pro ve Fusion Pro’yu ücretsiz olarak kullanıma sunuyor!

Artık Broadcom’un bir yan kuruluşu olan bulut ve sanallaştırma VMware, Pro uygulamalarının iki lisans modeli altında sunulacağını duyurdu: “Ücretsiz Kişisel Kullanım” veya kuruluşlar için “Ücretli Ticari Kullanım” aboneliği.

Workstation Pro, Windows veya Linux çalıştıran PC kullanıcıları için mevcutken Fusion Pro, Intel CPU’lara veya Apple’ın kendi işlemcilerine sahip Mac sistemleri için mevcut.

İki ürün, kullanıcıların farklı bir işletim sistemini çalıştırmak veya belirli yazılımları çalıştıracak bir sanal alan oluşturmak amacıyla yerel bilgisayarlarında bir sanal makine oluşturmasına olanak tanır.

VMware, en son hamleyi duyuran yakında yayınlanacak bir gönderide, masaüstü hipervizör ürünlerinin, kullanıcıları kendi teknolojisine alıştırmada oynadığı özel role dikkat çekecek.

Şirket, “Topluluğumuzdaki pek çok kişi için Workstation ve Fusion, şimdiye kadar kullandıkları ilk VMware ürünleri ve hem sanallaştırmayı hem de vSphere’in temellerini anlamak için önemli bir araç.” diyerek bunların uygulamaların geliştirilmesi ve test edilmesi için yaygın olarak kullanıldığını ekliyor.

VMware’e göre kullanıcılar, kullanım durumlarının ticari abonelik gerektirip gerektirmediğine kendileri karar verecek. Şirket, iki sürüm arasında işlevsel bir fark bulunmadığını ve tek görsel farkın, ücretsiz sürümde şu metnin görüntülenmesi olduğunu belirtiyor: “Bu ürün yalnızca kişisel kullanım için lisanslıdır.”.

VMware, “Bu, Mac, Windows veya Linux bilgisayarlarında sanal laboratuvar isteyen sıradan kullanıcıların, bitleri support.broadcom.com adresinde bulunan yeni indirme portalına kaydedip indirerek bunu ücretsiz olarak yapabilecekleri anlamına geliyor.” diyor. Ücretli bir ticari aboneliğe ihtiyaç duyan müşterilerin, satın alma işlemini yetkili bir Broadcom Advantage iş ortağı aracılığıyla yapması gerekir.

Bu hamle aynı zamanda VMware’in Workstation Player ve Fusion Player ürünlerinin, Pro ürünleri artık aynı rolü üstlendiğinden fiilen yedekli olduğu ve bu nedenle bunların artık satın alınmayacağı anlamına geliyor.

Ancak Fusion Player 13 veya Workstation Player 17 için ticari lisansa sahip kuruluşlar bunları kullanmaya devam edebilir ve mevcut kullanım ömrü sonu (EOL) ve genel destek sonu (EoGS) tarihleri ​​boyunca desteklenmeye devam edeceklerdir.

Satın alma işleminden bu yana yapılan diğer değişikliklerde olduğu gibi Broadcom, VMware müşterileri için lisanslamayı basitleştirdiğini, bu durumda ticari kullanım lisansına ihtiyaç duyan kullanıcılar için tek bir SKU’ya indirildiğini iddia ediyor.

Şirket ayrıca, önceden mevcut bir ticari hesabı olmayan müşterileri desteklemek için e-ticaret şirketi Digital River ile yeni bir satıcı olarak ortaklık kurduğunu da söyledi. VMware Desktop Hypervisor aboneliğinin maliyeti yıllık 120 dolar ve yeni çevrimiçi mağazadan satın alınabilir.

Şirketin son kullanıcı bilgi işlem (EUC) uzak masaüstü ve uygulama sanallaştırma portföyünde yaptığı gibi, Broadcom’un VMware’in masaüstü hipervizör ürünlerini elden çıkarabileceği veya sonlandırabileceğine dair daha önce bazı endişeler vardı. Bunlar özel sermaye kuruluşu KKR’ye satılıyor ve “Omnissa” olarak yeniden markalandırılacak.

Düşük maliyetli çinko pil uzun süreli kullanım sağlayacak

0

İsveç, 8.000 şarj döngüsüne sahip düşük maliyetli çinko pil üretiyor. Pil, bol miktarda bulunan malzemelerden yapılıyor ve 8.000 döngü boyunca performansının yüzde 80’ini koruyor. İsveç’teki Linköping Üniversitesi, Karlstad Üniversitesi ve Chalmers Üniversitesi’ndeki araştırmacılar arasındaki ortak çalışma, lityum kullanmayan ancak kağıt endüstrisinin atık ürünü olan çinko ve ligninden yapılan düşük maliyetli bir pil geliştirdi.

Düşük maliyetli çinko pil ile uzun şarj döngüsü

Rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji çözümlerinin giderek daha fazla benimsenmesiyle birlikte enerji depolama çözümlerine olan talep de artıyor. Şu anda bunlar lityum ve kobalt gibi bileşenler içeren piller kullanılarak sağlanıyor. Her ne kadar bu pillerin enerji yoğunluğu insanlığın şimdiye kadar elde ettiği en iyi seviye olsa da, bu minerallerin tedariki çevre ve insan hakları sorunlarıyla dolu.

Lityum-iyon pillerin geri dönüşümü de kolay değildir ve bu nedenle uzun vadede sürdürülebilir seçenekler değil. Çinko bazlı pil teknolojisi piyasada yaygın olarak kullanılıyor ancak yalnızca şarj edilemeyen uygulamalarda kullanılıyor. Lityum bazlı çözümler daha yüksek miktarda enerji depolayabildiği için tercih ediliyor. Yine de yangın ve patlama riskine de açık.

Buna karşılık çinko bazlı piller çok daha güvenlidir. Uzun vadede lityum iyon pilleri şarj edilebilir seçeneklerle değiştirebilirler. Bu nedenle Linköping Üniversitesi’ndeki (LiU) Organik Elektronik Laboratuvarı’ndaki araştırmacılar pil tasarımları için çinko ve lignine yöneldiler.  Çalışmaya katılan LiU’dan araştırmacı Ziyauddin Khan, “Sürdürülebilir pilimiz, enerji yoğunluğunun kritik olmadığı durumlarda umut verici bir alternatif sunuyor” dedi.

Çinko pillerin yaygın olarak kullanılmamasının başlıca nedeni, çinkonun elektrolit içindeki su ile reaktivitesidir. Bu reaksiyon hidrojen gazının oluşmasına neden olur ve aküdeki çinko kullanılamaz hale geliyor. İsveçli araştırmacılar, polimer içinde su elektroliti (WiPSE) adı verilen biraz farklı bir elektrolit kullandılar ve çinkonun stabilitesinin artırılabileceğini gösterdi. Khan basın açıklamasında “Çinko ve lignin çok ucuz ve pil kolaylıkla geri dönüştürülebiliyor. Kullanım döngüsü başına maliyeti hesaplarsanız, lityum iyon pillere kıyasla son derece ucuz bir pil haline gelir” dedi. Sadece birkaç saatte boşalan diğer çinko bazlı pillerin aksine, yeni üretilen pil şarjını bir hafta boyunca koruyabiliyor. Ayrıca pil stabildir ve 8.000 döngü boyunca bile performansının yüzde 80’ini korur.