SAP Gold Partner’i ve Türkiye’nin önde gelen kurumsal yazılım çözüm sağlayıcılarından Solvia’nın SAP ERP sistemleriyle entegre Enflasyon Muhasebesi çözümü, işletmelerin enflasyondan arınmış gerçekçi finansal sonuçlara ulaşmasına yardımcı oluyor.
Son yıllarda dünyanın her yerinde hissedilen yüksek enflasyon ülkemizde de etkisini gösteriyor. Yüksek enflasyona maruz kalan piyasalarda yaşanan hızlı ve ani artışlar, nakit akışında yaşanan sıkıntılar ve belirsizlikler operasyonlardan raporlara ve finansal tablolara kadar işletmeler üzerinde birçok olumsuz etkiye yol açıyor.
Ayrıca finansal tablolar üzerinde doğru değerlendirmeler yapılamıyor ve şirketin gerçek performansını ölçmek zorlaşıyor. Bu durum, finansal tabloların enflasyonun etkilerinden arındırılması ve gerçeğe en yakın şekilde hazırlanması ihtiyacını ortaya çıkarıyor.
İşletmeler açısından finansal stabilitenin büyük önem taşıdığının altını çizen Solvia Genel Müdürü Serkan Yıldırım, “Enflasyonun gölgesinde faaliyet gösteren İşletmelerin finansal değişikliklere anlık tepki vermeleri, muhasebe süreçlerini otomatikleştirmeleri, risk analizi yapmaları ve uyum sağlamaları büyük önem taşıyor.
SAP ERP sistemleriyle entegre olan Enflasyon Muhasebesi Çözümümüz tam da bunu yaparak işletmelerin enflasyonun finansal risklerinden korunmalarına olanak tanıyor ve enflasyon karşısında daha güçlü durmalarını sağlıyor” dedi.
Parasal olmayan değerlerin finansal tabloların hazırlandığı dönemdeki satın alma gücünü yansıtacak şekilde düzenlenmesine olanak tanıyan Solvia Enflasyon Muhasebesi Çözümü, enflasyonun finansal tablolar üzerindeki etkisinin ortadan kaldırılarak daha gerçekçi rakamlara ulaşılmasına olanak tanıyor.
Türk mühendisler tarafından geliştirilen çözüm, işletmelerin tüm enflasyon muhasebesi süreçlerini birden fazla mevzuatla uyumlu olarak yönetebilmelerini, enflasyon etkisini minimuma indirmelerini, daha gerçekçi, dinamik ve güncel finansal tablolar oluşturmasını sağlıyor.
Elon Musk’ın öncülük ettiği uzay taşımacılığı devi SpaceX, son fırlatmalarının ardında bıraktığı etkileyici izlerle gündemde. Yapılan gözlemler, SpaceX roketlerinin atmosferin üst katmanlarında geçici delikler açarak, gökyüzünde parlak kırmızı ışık izleri oluşturduğunu gösteriyor. Bu fenomen, bilim dünyasında büyük bir merak uyandırırken, uzmanlar bu olayın çevresel etkilerini incelemeye odaklanıyor.
Atmosferin üst katmanlarında meydana gelen geçici delikler, gaz moleküllerinin etkileşimine bağlı olarak kutup ışıklarına benzeyen parlak kırmızı ışık çizgilerine neden olabiliyor. Bu olay, gökyüzünde muazzam bir görsel şölenin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Ancak, uzmanlar bu parlak ışık gösterilerinin astronomi ve iletişim sistemleri için potansiyel sorunlara yol açabileceği konusunda endişeli.
Bilim insanları, SpaceX’in roket fırlatmalarının atmosferde oluşturduğu bu geçici deliklerin, astronomik gözlemleri ve iletişimi nasıl etkileyebileceğini anlamak için çeşitli araştırmalara odaklanıyor. Şu ana kadar yapılan incelemeler, bu olayın çevre için herhangi bir doğrudan tehdit oluşturmadığını ortaya koyuyor.
SpaceX’in atmosferde yarattığı bu görsel şölen, uzay keşifleri ve teknolojik ilerlemelerle birlikte, atmosferik etkileşimlerin daha detaylı bir şekilde incelenmesine yönelik yeni araştırmalara kapı aralıyor. Gelecekteki fırlatmaların ve uzay görevlerinin, bu atmosferik etkileşimlerin anlaşılması açısından daha fazla veri sağlayabileceği belirtiliyor.
Türkiye’nin lider, dünyanın önde gelen e-ticaret platformlarından Trendyol, 30 Kasım-1 Aralık tarihlerinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleştirilen, bölgenin en önemli inovasyon etkinliği olan InMerge Innovation Summit’in ana destekçileri arasında yer aldı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Shahmar Movsumov, Azerbaycan Dijital Kalkınma ve Ulaştırma Bakanı Rashad Nabiyev, Azerbaycan Ekonomi Bakan Yardımcısı Elnur Aliyev, Apple’ın kurucularından Steve Wozniak, Shazam Kurucusu ve CEO’su Chris Barton, Tesla’nın kurucu ortağı ve CTO’su JB Straubel ve PASHA Holding CEO’su Jalal Gasimov gibi önemli isimlerin ve kanaat önderlerinin yer aldığı etkinliği yaklaşık 3 bin kişi takip etti.
Trendyol Grubu CEO’su Erdem İnan’ın açılış konuşmacılarından olduğu etkinlikte Trendyol’un Azerbaycan Genel Müdürü İrem Yılandil de farklı oturumlarda bilgi ve deneyimlerini izleyenlere aktardı. Türkiye’nin lider e-ticaret şirketi olduklarını belirten Erdem İnan, “Amacımız Avrupa, Orta Doğu ve Körfez Ülkeleri’nin de içinde olduğu bölgenin lider e-ticaret şirketi olmak ve 300 binden fazla yerli üretici ve esnafımızı bu bölgeye satış yapar hale getirmek” dedi.
Trendyol Grubu CEO’su Erdem İnan, InMerge Innovation Summit kapsamında, Bakü’de basın mensuplarıyla bir araya geldi. İnan toplantıda Trendyol’un Azerbaycan pazarına ilişkin sonuçlarını değerlendirirken, yurt dışı açılım ve e-ihracat planlarından da bahsetti.
Azerbaycan pazarında 1,3 milyon müşteriye ve 6,3 milyon siparişe ulaştıklarını söyleyen İnan, “Azerbaycan’daki sonuçlarımızdan çok memnunuz. Teknolojik altyapı ve fiziki yatırımlarımız ve aynı zamanda pazarlama çalışmalarıyla, satıcılarımızla birlikte daha iyi sonuçlar elde edeceğiz.
Yurt dışı açılım stratejimiz kapsamında önemli bir adım daha atıyoruz. 2024 yılı ilk çeyrek itibarıyla Doğu Avrupa pazarına açılacağız. Romanya, Yunanistan, Macaristan ve Çekya ile başlayacağımız pazarda önümüzdeki dönemde ülke sayısını da artıracağız” dedi. İnan, “Hedefimiz 300 bin satıcımızın tümünü Avrupa, Orta Doğu ve Körfez Ülkeleri’nin de içinde olduğu bölgeye satış yapabilir hale getirmek” şeklinde konuştu.
Doğu Avrupa’da hedef 350 milyon dolar ticaret
Trendyol’un Doğu Avrupa pazarına açılma planına ilişkin açıklamalarda da bulunan İnan şunları söyledi:
“Uluslararası operasyonlarımızı genişletme, daha fazla sayıda yerli üretici ve esnafı yurt dışına açma hedefimize- yeni coğrafyaları da ekleyerek- koşmaya devam ediyoruz. Türk ürünlerine o coğrafyada da büyük bir ilgi olduğunu biliyoruz.
Üreticilerimizin kalite anlayışı, ürünleri ve marka konumlandırmaları için önemli potansiyel vaat eden bir pazar. Türkiye’den kısa sürelerde ve düşük maliyet ile erişimimiz olan bir bölge olması, birçok anlamda avantaj sağlıyor.
Bu pazarın sunduğu avantajları kullanarak, Türk üreticilerini, ürünlerini ve markalarını yurt dışı pazarlara ulaştırıp ülkemizin e-ihracatına katkı sağlayacağız. Doğu Avrupa pazarında, 2024 yılı ilk çeyrek itibariyla öncelikle Romanya, Yunanistan, Macaristan ve Çekya’da faaliyetlerimize başlayacağız.
Öncelikli ülkelerdeki faaliyetler belli bir olgunluğa eriştikten sonra ise Polonya, Slovakya ve Bulgaristan pazarlarına gireceğiz. 2024 yılı sonunda Doğu Avrupa pazarında 2 milyon aktif müşteriye ve 4 milyonun üzerinde siparişe ulaşmayı hedefliyoruz. 350 milyon dolarlık bir ticaret hacmine erişmeyi planlıyoruz”
Mayıstan bu yana Azerbaycan pazarında bulunduklarını hatırlatan ve ilk günden itibaren yoğun ilgiyle karşılaştıklarını belirten Erdem İnan “Azerbaycan pazarına girmeden önce de buradaki müşterilerimizin bize olan ilgisini biliyorduk. Yurt dışından aldığımız siparişlerde Azerbaycan ilk sıradaydı. Pazara girdiğimiz günden bu yana en çok indirilen mobil uygulama olduk.
Mayıs ayında işbirliğimizi açıkladığımız PASHA Holding’in Azerbaycan pazarındaki deneyimleri ile Trendyol’un teknoloji, lojistik ve üretim yetkinliklerinin yarattığı sinerjinin gücünü hissediyoruz. Amacımız bu sinerjiden de faydalanarak buradaki e-ticaret ekosistemini geliştirmek, hayatın her alanında dijital uçurumun kapatılması için çalışmak.
Kardeş ülke Azerbaycan’da ABAD (Aile İşletmelerine Kolay Destek) ile bir işbirliği yaptık. Bu işbirliği sayesinde Azerbaycanlı KOBİ ve zanaatkarların el emeği ürünlerini de Trendyol platformuna dahil ettik. İlk etapta Türkiye’deki ve Azerbaycan’daki müşterilerimizin beğenisine sunduğumuz Azerbaycan’ın meşhur el sanatı ürünlerini, çok yakında Almanya ve Körfez ülkelerindeki müşterilerimizle de buluşturmayı hedefliyoruz.
Azerbaycanlı müşterilerimizi ihtiyaç duydukları ürünlerle buluşturabilmek için, satıcılarımızla birlikte her geçen gün kendimizi geliştirmeye, teknoloji yatırımları yapmaya devam ediyoruz. Mevcutta çalıştığımız çok sayıdaki kargo firmasının yanı sıra kendi lojistik ağımız olan Trendyol Express’i Azerbaycan operasyonlarımız için de devreye aldık” dedi.
Bu yıl ilk kez Kasım kampanyalarını yurt dışına açtıklarını ifade eden İnan, Azerbaycan pazarına ilişkin şu bilgileri verdi: “22 bin satıcımız kasım ayında Azerbaycan’a ihracat yaptı. Bunların 17 bini ilk kez Trendyol aracılığıyla ihracat yapmış oldu. Ay boyunca Azerbaycan’da 60 milyonun üzerinde ziyaret aldık. 4 milyona yakın ürün satılırken öne çıkan kategoriler; giyim, ev-yaşam, hızlı tüketim ürünleri ve kozmetik oldu.
Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı, Türkiye’nin toplam ihracatı içinde e-ihracat’ın payını yüzde 10’a çıkarma vizyonuna katkı sunmak için çalıştıklarını ifade eden Erdem İnan şunları söyledi:
“Yurtdışı açılımımızın en önemli çıktısı, ülkemizin dört bir yanındaki üretici ve esnafa kendi ürünleri ile markalaşabilme ve ihracat yapabilme kabiliyeti kazandırması. Türkiye’deki yüz binlerce üreticimize ve esnafımıza e-ihracat yolunu açıyoruz, onları dünyayla buluşturuyoruz. 2023 yılında tüm yurtdışı operasyonlarımızı yaklaşık 3 milyon müşteri ve 12 milyon sipariş ile tamamlamayı hedefliyoruz.
2022 yılı başından bu yana 51 binden fazla satıcımızın ihracat yapmasına aracılık ettik. Bu satıcıların 42 bini ise ilk kez ihracat yaptı. İhracat yapan satıcılarımızın yaklaşık yedi bini deprem bölgesinden. Burada da hedefimiz depremden etkilenen 11 ilimizdeki en az 35 bin satıcımızı ihracat yapar hale getirmek. Trendyol satıcıları, 2 yıllık süreçte yurtdışına 37 milyonu aşkın ürün sattı.
Mikro ihracat ile yüzde 97’si KOBİ ve esnaf olan 300 bin satıcımızı ihracatçı haline getirmeyi hedefliyoruz. Satıcılarımız aracılığıyla gelecek yıl 2 milyar dolar, önümüzdeki üç yılda ise 10 milyar dolarlık e-ihracat hacmine ulaşmayı hedefliyoruz. Bu hedefe giderken 5 milyar dolarlık yatırım yapacağız
Bu öncelik doğrultusunda ilk durağımız Almanya olmuştu. O pazarda da geride kalan bir yılı aşkın sürede koyduğumuz iş hedeflerinin üzerine çıkmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Orada da satıcılarımızla birlikte çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz.
Körfez ülkelerinde faaliyet gösterdiğimiz Ağustos ayından bu yana 2 milyon adedi aşkın ‘Made in Türkiye’ etiketli ürün satıldı. Ekim ayında 5 binden fazla satıcımızı bu ülkelere satış yapar hale getirdik. Bu yılın sonunda 60 binden fazla satıcımızı tek tuşla Körfez ülkelerine satış yapar hale getireceğiz.
2024 yılında 13 milyon ürünü, bölgedeki 4,5 milyon müşterimize ulaştırmayı hedefliyoruz. Körfez ülkelerindeki büyüme stratejimiz en önemli önceliklerimiz arasında. Bu kapsamda, bölgenin en önemli şirketlerinden Cenomi Grup ile stratejik ortaklık için niyet anlaşması imzaladık. Orada da ortak sinerjilerden faydalanacağız”
WhatsApp, popüler mesajlaşma uygulamaları arasında öne çıkmaya devam ediyor ve şimdi de kullanıcılarına heyecan verici bir özellik sunuyor. Son beta sürümü olan 2.23.25.20 güncellemesi ile birlikte, artık durum güncellemelerinizi sadece Facebook Hikayeler’de değil, aynı zamanda Instagram Hikayeler’de de paylaşabilirsiniz.
Bu güncelleme ile birlikte, WhatsApp kullanıcıları durum güncellemelerini paylaşırken daha geniş bir kitleye ulaşma şansına sahip olacaklar. Ekran görüntülerine göre, WhatsApp paylaşım özelliğini geliştirerek Instagram ile uyumlu hale getiriyor. Kullanıcılar, içeriklerini paylaşırken Instagram Hikayeler’deki hedef kitlelerini seçebilecek, böylece içeriklerini daha kişiselleştirebilecekler.
Bu yeni özellik, kullanıcıların hem zaman tasarrufu yapmasını hem de içeriklerini farklı platformlarda paylaşmalarını kolaylaştırmayı amaçlıyor. Henüz test aşamasında olan bu özellik, WhatsApp’ın sosyal medya platformları arasındaki entegrasyonunu artırarak kullanıcı deneyimini güçlendirmeyi hedefliyor. Ayrıca, bu özelliğin içerik paylaşımlarının güvenilirliği ve tutarlılığına olumlu bir katkıda bulunması bekleniyor.
Ancak, unutmamak önemlidir ki bu özellik hala test aşamasında ve genel kullanıma sunulmadan önce çeşitli düzeltmeler ve iyileştirmeler geçirebilir. Kullanıcılar, gelecekteki güncellemeleri heyecanla bekleyerek, WhatsApp’ın sosyal medya deneyimini daha da zenginleştiren bu özelliği deneme şansını yakalayacaklar. Gelişmelerden haberdar olmak için bizi takip etmeye devam edin!
Xiaomi’nin merakla beklenen amiral gemisi, Xiaomi 14 Ultra, kullanıcılarına birçok yenilik sunmaya hazırlanıyor. Son gelen bilgilere göre, Xiaomi 14 Ultra, biyometrik güvenlik teknolojilerinde bir devrim yapmaya hazırlanıyor. Uzun süredir beklenen bir özellik olan ultrasonik parmak izi sensörü, bu modelde kullanılacak.
Ultrasonik parmak izi sensörleri, özellikle kirli veya ıslak parmaklarla daha etkili çalışabilen bir teknoloji sunmaktadır. Xiaomi, bu teknolojiyi test etmek üzere çalışmalara başlamış durumda. Eğer testler başarılı olursa, Xiaomi 14 Ultra, bu teknolojiyi benimseyen ilk Xiaomi telefonu olacak ve ilerleyen dönemde diğer modellerde de kullanılabilir.
Xiaomi’nin ultrasonik parmak izi sensörleriyle ilgili geçmişi, 2016 yılına kadar uzanmaktadır. Ancak o dönemde yaşanan gelişim aşamasındaki sorunlar nedeniyle, şirket ekran altı optik parmak izi teknolojisine geçiş yapmıştı. Şimdi ise Xiaomi, bu teknolojiyi tekrar gündeme getirerek kullanıcılarına daha güvenli ve kullanışlı bir biyometrik çözüm sunmayı hedefliyor.
Xiaomi 14 Ultra’nın diğer özellikleri de oldukça etkileyici. 120Hz yenileme hızı ve 2K çözünürlüğe sahip AMOLED ekran, Snapdragon 8 Gen 3 platformu, 90W kablolu ve 50W kablosuz şarj desteği sunan 5.180mAh pil paketi gibi özellikler, kullanıcıları cezbetmeye devam ediyor. Kamera bölümünde ise OIS’li 50MP Sony LYT-900 birincil sensör, 50MP ultra geniş açılı lens, 50MP telefoto lens ve dördüncü bir Sony LYT900 sensörü yer alacak.
Xiaomi 14 Ultra’nın bu özellikleriyle birlikte, amiral gemisi kategorisindeki iddiasını bir kez daha ortaya koyması bekleniyor. Resmi tanıtımın ise çok yakında gerçekleşmesi bekleniyor.
Erzurum, teknoloji alanında yaptığı önemli bir atılımla, görme engelli vatandaşların hayatını kolaylaştırmak üzere yerli bir deneyap kartı ve teknoloji takımı işbirliğiyle akıllı baston üretti. Bilim Erzurum Merkezi’nde geliştirilen bu inovatif proje, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’in öncülüğünde hayata geçirildi.
Yerli deneyap kartına entegre edilen özel yazılım, mesafe ölçer sensörler ve titreşim özellikleriyle donatılan akıllı baston, görme engelli bireylerin günlük yaşamında karşılaştıkları engelleri algılayarak kullanıcısına anında bilgi veriyor. İlk etapta 50 adet üretilen bu akıllı bastonlar, görme engellilerin yürüyüş sırasında karşılarına çıkabilecek engelleri titreşim yoluyla hissetmelerine olanak tanıyor.
Bilim Erzurum’da yerli deneyap kartla üretilen, mesafe ölçerli ve titreşimli “akıllı baston”, görme engellilerin yaşamını kolaylaştıracak. Görme engellilerin adeta gözü ve kulağı olacak akıllı baston, yürüyüş sırasında çıkan engellerin titreşim yoluyla fark edilmesini sağlıyor. ( İlhami Erkılıç – Anadolu Ajansı )
Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, akıllı bastonun görme engelli vatandaşlara sağladığı avantajları şu şekilde ifade etti: “Görme engelli vatandaşlarımız için Bilim Erzurum Merkezimizde beyaz bastonun yanı sıra akıllı baston üretimimiz oldu. Baston, kullanıcıya çevresindeki engelleri titreşimle bildirerek daha dikkatli olmalarına yardımcı olacak. Bu, onların günlük yaşamlarını daha bağımsız ve güvenli bir şekilde sürdürebilmelerine katkı sağlayacak bir adım.”
Geliştirilen akıllı bastonun, özellikle şehir içi ve dışındaki yolları daha güvenli hale getireceği ve görme engelli bireylerin toplumla etkileşimini artıracağı belirtiliyor. Ayrıca, projenin sadece engellilere değil, aynı zamanda yerli teknoloji üretimi konusundaki potansiyeliyle de Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemesine önemli bir katkıda bulunması bekleniyor.
Bilim Erzurum’da yerli deneyap kartla üretilen, mesafe ölçerli ve titreşimli “akıllı baston”, görme engellilerin yaşamını kolaylaştıracak. Görme engellilerin adeta gözü ve kulağı olacak akıllı baston, yürüyüş sırasında çıkan engellerin titreşim yoluyla fark edilmesini sağlıyor. ( İlhami Erkılıç – Anadolu Ajansı )
Bu yerli teknoloji, Erzurum’un sadece yerel değil, aynı zamanda ulusal düzeyde de dikkat çeken bir teknoloji merkezi olma yolundaki adımlarını güçlendirmekte. Görme engellilere yönelik bu önemli proje, ülkemizin teknolojik gelişimine katkı sağlama vizyonunu da yansıtarak takdir topluyor.
Kuzey Koreli hacker gruplarının, kripto para dünyasında yıllardır siber saldırılara öncülük ederek ünlü birer isim haline gelmeleri, sadece dijital dünyayı değil, aynı zamanda ülkelerin ulusal güvenlik politikalarını da ciddi şekilde tehdit ediyor. Kripto para piyasasının düzenlemeden ve denetimden uzak yapısı, Kuzey Koreli siber saldırganlar için adeta bir cennet oluştururken, bu durum ülkenin nükleer füze programlarına sağladıkları önemli finansmanla birleşiyor.
Yapılan son araştırmalara göre, başta Lazarus olmak üzere Kuzey Kore kaynaklı siber saldırganlar, son altı yılda toplamda 3 milyar dolarlık bir vurgun gerçekleştirdi. 2022 yılına özel olarak incelendiğinde ise bu grupların, sadece bu yıl içinde 1.7 milyar doları aşkın bir miktarda kripto parayı ele geçirdiği belirlendi. Bu rakam, 2021 yılı Kuzey Kore ihracat rakamının neredeyse on katına denk geliyor ve Kuzey Kore askeri bütçesinin hemen hemen yarısını oluşturuyor.
Son zamanlarda öne çıkan Axie Infinity saldırısı ise 600 milyon dolarlık kayba neden oldu. Kuzey Kore tarafından finanse edildiği iddia edilen siber saldırganlar, elde ettikleri dijital varlıkları Tornado Cash ve Sinbad gibi gizlilik odaklı kripto para borsalarında akladı. Bu durum, ABD’nin bu platformları kara listeye almasına neden oldu. Ancak, çalınan paraların Kuzey Kore’nin nükleer programını finanse ettiği endişesi, uluslararası toplumda giderek artıyor.
Bu olaylar, kripto para dünyasının düzenlemeden uzak yapısının siber suçlular için ne kadar elverişli bir ortam sunduğunu bir kez daha ortaya koyarken, ulusal güvenlik uzmanları, bu konuda daha etkin önlemler alınması çağrısında bulunuyor. Kripto paraların daha sağlam bir düzenlemeye tabi tutulmaması durumunda, siber saldırganların benzer faaliyetlere devam etmesi ve ulusal güvenlik açısından büyük bir tehdit oluşturması kaçınılmaz görünüyor.
Japonya’nın Avrupa Birliği (AB) ile ortak nükleer füzyon reaktörü projesi JT-60SA, Cuma günü Japonya’nın Naka kentinde açıldı. Bu tesis dünyanın en büyük ve en gelişmiş tokamak deneysel operasyonlarının başlangıcını işaret ediyor.
Tokamak, Rusça тороидальная камера с магнитными катушками kelimesinin kısaltması olup “manyetik bobinli toroidal oda” anlamına geliyor. Gaz halindeki yakıt odaya verildiğinde, manyetik bobinler gazın çok yüksek hızlara çıkmasına neden oluyor ve bu noktada gaz iyonize olarak plazmaya dönüşüyor. Plazma daha sonra olağanüstü yüksek sıcaklıklara (300 milyon santigrat dereceye kadar) ısıtılır. Manyetik bobin kullanılmasının nedeni de sadece güçlü manyetik alanların bu kadar sıcak plazmayı tutabilmesidir.
Japonya’da faaliyete geçen JT-60SA nükleer füzyon reaktörü, hem füzyon enerjisi üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar hem de bu teknolojinin fizibilitesi ve günlük yaşama uyarlanabilirliği bağlamında büyük önem taşıyor.
Nükleer füzyon nedir, neden önemli?
Basitçe söylemek gerekirse, nükleer fisyon bir atomun ikiye bölünmesidir. Nükleer füzyon ise iki hafif atomun nükleer reaksiyonlar sonucu birleşerek daha ağır bir atom oluşturmasıdır. Günümüzde Akkuyu Nükleer Enerji Santrali gibi operasyonel nükleer santrallerin tamamında fisyon teknolojisi kullanılıyor. Ancak nükleer fisyon süreci, hem zincirleme reaksiyonların kontrol altında tutulmasının güçlüğü hem de yüksek seviyede uzun ömürlü radyoaktif atık ürettiği için son derece tehlikeli bir süreçtir.
Öte yandan, füzyon ise hem pozitif yüklü ve birbirini iten atomların birbirine bağlanmasını sağlamak için ihtiyaç duyulan son derece yüksek atomik enerji hem de ana ısı kaynağı harici bir kaynaktan ziyade füzyon reaksiyonunun kendisinden gelen yanan plazmaların davranışının anlaşılmasında yaşanan zorluklar nedeniyle yönetilmesi son derece zor bir süreç. Yani füzyon, fisyona kıyasla çevresel etkileri açısından çok daha temiz bir süreç olsa da hem başarılması, hem kontrolü hem de uygulanabilirliği (sisteme verilen enerji – sistemden elde edilen enerji kıyası gibi) oldukça zorlayıcı bir süreçtir.
Temiz nükleer enerji hayali gerçek mi oluyor?
Bilim insanlarından iklim değişikliği aktivistlerine ve enerji endüstrisi profesyonellerine kadar pek çok kişi bu sürecin dünyayı beslemek için kullanılmasına umut bağlamış durumda. Atomları birleştirmek yerine bölen ve tehlikeli atık ürünler üreten nükleer fisyonun aksine, füzyonun temiz olduğu düşünülmektedir. Ayrıca Avrupa Komisyonu Enerji Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı üzere “Füzyon enerjisi üretimi karbondioksit üretmez” ki bu da onu net sıfır emisyona giden yolda önemli bir teknoloji haline getiriyor. Füzyon reaksiyonu özünde güvenli bir süreç zira yakıt kaynağı veya güç kaynağı kapatıldığında fizyon reaktörlerinin aksine durur. Yüksek seviyede uzun ömürlü radyoaktif atık üretmez.
Etkinliğin bir videosu, açılışında tokamak’ın aktivasyonu için geri sayımı gösteriyor. Aktivasyonun ardından plazma akımı bir mega ampere ulaştı. Boşalma süresi on saniyeydi ve yaklaşık 140 metreküp plazma yarattı. Bu miktar, insanlığın şimdiye kadar yarattığı süper sıcak yıldız benzeri maddenin en büyük hacimli üretimi anlamına geliyor.
Etkinlikle ilgili yapılan bir duyuruda AB ve Japonya’nın JT-60SA’nın gelecekteki füzyon reaktörlerinin tasarımına ışık tutacak araştırmalara devam edebilmesi için operasyonlarını ve teknik yükseltmelerini destekledikleri yinelendi. JT-60SA’daki “SA” harfi “süper gelişmiş” anlamına geliyor ve JT-60’ın ekstra süper iletken bobinler ve diğer donanımlarla geliştirilmiş halini yansıtıyor.
JT-60SA’nın inşaatına 2013 yılında başlandı ancak 2016 yılında yapılması planlanan açılış birkaç kez ertelendi. Örneğin 2021’de yaşanan bir kısa devre, 100’den fazla elektrik bağlantısında yalıtımın yeniden yapılmasını gerektirmişti. Ekim 2023’te JT-60SA ilk plazmayı elde ettiğinde dünyanın en büyük operasyonel süperiletken tokamakı oldu. Tokamak içindeki aşırı yüksek sıcaklıklar sonunda hidrojen parçacıklarını doğal elektromanyetik dirençlerinin üstesinden gelmeye ve helyum oluşturmak için birleşmeye zorlamak için yeterli olabiliyor. Tüm bu süreç ışık ve ısı şeklinde enerji açığa çıkarıyor ki bu da aslında Güneş’in iç işleyişini taklit eden bir süreç.
JT-60SA, AB ve Japonya’nın üzerinde iş birliği yaptığı füzyonla ilgili üç cihazdan birisi durumunda. Bir diğer tesis olan Uluslararası Termonükleer Deneysel Reaktör (ITER) projesi üzerindeki çalışmalar ise devam ediyor. ITER’in ana reaktörü ve ilk plazmasının 2025 yılında devreye girmesi planlanıyor. Halen Fransa’da yapım aşamasında olan ITER, bilim insanlarının JT-60SA üzerindeki testlerden elde ettikleri bilgiler üzerine inşa edilecek.
Çin merkezli teknoloji devi Baseus, son teknolojiye sahip güneş enerjili Bluetooth kulaklık modeli CM10’u kullanıcılarının beğenisine sundu. Mobil cihazların vazgeçilmezi haline gelen kablosuz kulaklıklar arasında dikkat çeken Baseus CM10, sadece görüşme değil, uzun müzik dinleme seansları için de ideal bir tercih olmayı hedefliyor.
Baseus CM10 Bluetooth kulaklık, tek şarj ile 5 saate kadar kesintisiz kullanım sağlarken, beraberinde gelen özel tasarlanmış şarj kutusu ile birlikte bu süreyi etkileyici bir şekilde 50 saate çıkarabiliyor. Kutunun en önemli özelliklerinden biri ise güneş enerjisiyle şarj edilebilme özelliğidir. Aracın ön camına pratik bir şekilde yapıştırılabilen kutu, güneş panelleri sayesinde sürekli enerji alarak kullanıcısına kesintisiz bir deneyim sunuyor.
Bluetooth 5.3 teknolojisi ile donatılan kulaklık, aynı anda farklı cihazlara bağlanabilme özelliği ve çift mikrofonuyla arka plan gürültüsünü etkili bir şekilde azaltarak kristal netliğinde ses ile iletişim sağlıyor. Ayrıca, özel sensörü sayesinde kullanıcı aracın içerisine oturup kapıyı kapattığında titreşimi algılayarak otomatik olarak yeniden bağlantı kuruyor, böylece kullanıcıya ek bir işlem yapma zahmetinden kurtarıyor.
USB Tip-C üzerinden sadece 90 dakikada tam şarj olabilen Baseus CM10 Bluetooth kulaklık, kullanıcılara hızlı ve pratik bir şarj deneyimi sunuyor. İlk etapta Çin pazarında 28$ fiyat etiketiyle satışa sunulan ürün, Türkiye’de ise Çin’den sipariş verilerek ulaşılabilir.
Baseus CM10, güneş enerjisiyle şarj olabilme özelliği, uzun pil ömrü ve çağdaş tasarımıyla kablosuz kulaklık dünyasında fark yaratıyor. Kullanıcılarına teknolojik özgürlük ve konfor sunan bu yenilikçi ürün, mobil yaşam tarzına uyum sağlamak isteyenler için ideal bir seçenek olarak öne çıkıyor.*
Teknoloji devi AMD, kullanıcıların büyük bir heyecanla beklediği yeni işlemcileri Ryzen 7 5700X3D ve Ryzen 5 5500X3D’yi piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Önceki nesil AM4 platformu için özel olarak geliştirilen bu işlemcilerin çıkış tarihiyle ilgili beklenen bilgiler sonunda gün yüzüne çıktı. Özellikle Ryzen 7 5700X3D’nin, 2024’ün ilk çeyreğinde tüketicilerle buluşması bekleniyor.
AMD Ryzen 7 5700X3D, 8 çekirdek ve 16 iş parçacığı ile yüksek performans sunmayı vaat ediyor. Bu işlemci, 96MB X3D önbelleğe sahip olacak ve temel saat hızı 3.0GHz olarak belirlenmiş durumda. Ayrıca, 4.1GHz’e kadar çıkabilen boost saat hızlarıyla kullanıcılara dinamik bir performans sağlamayı hedefliyor. Önemli bir detay olarak belirtmek gerekir ki, bu saat hızları Ryzen 7 5800X3D modeline kıyasla 400MHz daha düşük.
Diğer yandan, AMD Ryzen 5 5500X3D hakkında henüz detaylı bilgiye sahip değiliz, ancak 6 çekirdek ve 12 iş parçacığı ile uygun fiyatlı bir X3D seçeneği sunması bekleniyor. Bu, bütçe dostu bir alternatif arayan kullanıcılar için çekici olabilir.
AMD’nin bu yeni X3D işlemcileri, özellikle eski AM4 anakartlara sahip olan kullanıcılar için çekici bir alternatif sunuyor. AM5 ve DDR5 güncellemelerine katılmak istemeyenler, mevcut sistemlerini birkaç yıl daha kullanabilecekleri bu yeni işlemcilerle ilgili heyecan verici bir seçeneğe sahip olacaklar. Ayrıca, aynı dönemde Ryzen 8000 APU’larının da piyasaya sürülmesi bekleniyor ki bu da AM5 yongalarını hedefliyor.
Tüm bu gelişmeler, AMD’nin geniş bir kullanıcı kitlesine hitap etmek ve beklentilere yanıt vermek adına attığı önemli adımlar olarak değerlendiriliyor.
Apple, Çin’de sürdürdüğü iPhone üretimlerini Hindistan’a taşıyor. ABD-Çin ekonomik savaşından sonra planlarını değiştiren şirket, bu kapsamda dev ortaklarını farklı ülkelere davet etti. Ancak bölgesel krizlere ek olarak, hava olayları bile iPhone üretimlerini etkilemeye yeterli oluyor.
iPhone fabrikası, Hindistan’daki sel felaketi ile kapatıldı
Apple’ın iki büyük tedarikçisi Foxconn ve Pegatron, Hindistan’da yaşanan kötü hava şartlarından etkilendi. Bölgesel siklondan dolayı şiddetli yağışlar yaşandığı ve Chennai’daki fabrikalarının kapatıldığı belirtildi. Bu durum ise iPhone üretiminin askıya alınmasıyla sonuçlandı.
iPhone üretim tesisinde yaklaşık 35 bin çalışana sahip olan Foxconn, üretimin ne zaman devam edeceğine dair bilgi paylaşmadı. Konuyla ilgili bilgi sahibi kaynaklar, şiddetli yağışların bölgeyi vurması nedeniyle fabrikanın faaliyetlerini durdurduğunu söyledi.
Tayvanlı üretici Pegatron da tesisindeki iPhone montajını durdurdu. Bu, Pegatron’un Eylül ayında bir yangın nedeniyle fabrikasını kapatmak zorunda kalmasının ardından son aylarda gerçekleştirdiği ikinci kapatmayı temsil ediyor.
Hindistan’da yaşanan siklon olayları, sel sularının araçları sürüklemesine ve havaalanının kapatılmasına kadar geniş bir hizmet aksaklığına yol açtı. Şiddetli sağanak yağış, başta iPhone fabrikaları olmak üzere teknoloji montajlarına darbe vurmuş durumda.
Apple üretimini Çin’den uzaklaştırmaya çalışırken, Foxconn da Hindistan’daki yatırımlarını hızla genişletiyor. Piyasa verileri, Apple’ın geçtiğimiz çeyrekte Hindistan’dan 2,5 milyon adedin üzerinde iPhone sevkiyatı yaptığını ortaya koydu.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Lütfen görüşlerinizi yorumlar kısmından bizlerle paylaşınız.
Otomotiv endüstrisinde çok büyük bir değişim yaşanıyor. Elektrikli araçlara geçiş, sürekli bağlı araçların ortaya çıkması, bulut mimarilerinin otomobillere entegre edilmesi ve uzun yıllar boyunca süregelen otomotiv geleneğini yıkan yeni araç üreticilerinin ortaya çıkışı, bu değişimi ateşliyor.
Andy Grove, “sadece paranoyaklar hayatta kalır” diyor. Şu anda ultra paranoyak olma zamanı. Zira, bir zamanlar iPhone’un ortaya çıktığı anda yaşanan durum, şimdi otomotiv dünyasında yaşanmak üzere. Değişimi kucaklayacaklar ve geleneksel düşünce kalıplarını terk edecekler, BT endüstrisindeki değişimi üretimlerine yansıtacaklar, hayatta kalacak gibi görünüyor.
Aslında modern otomobiller ile “klasik” otomobiller arasında, düşünce tarzı açısından bakıldığında çok büyük bir fark bulunmuyor. Elbette, motorlar çok gelişti, artık çok güçlüler ve çok daha verimli çalışıyorlar. Çarpışmalarda artık daha güvendeyiz. Artık LED farlar kullanıyoruz. Ancak, modern otomobillerdeki temel mimari aslında 1960’lardan beri büyük bir değişim yaşamadı.
Peki yeniliklere göz attığımızda ne görüyoruz? Modern otomobillerde bir kilometrenin üzerinde kablo var ve bunlar 100’den fazla elektronik kontrol birimini (ECU) birbirine bağlıyor. Bu birimlerden her biri otomobile bir fonksiyon veya bir özellik ekliyor. Koltuk ısıtıcılar, klima, elektrikli camlar, her biri farklı bir ECU tarafından kontrol ediliyor. Modern otomobiller ortaya çıkarken bu özelliklerin her biri peyderpey eklendi. Ve şurası açık ki, bu eklemeli mimari artık 21. yüzyılda ekonomik olarak sürdürülebilir değil.
BT sektöründe, tek işlevli cihazlardan uzun zaman önce uzaklaştık ve yazılımın inanılmaz olanakları nedeniyle birden fazla işlevin ve iş yükünün tek bir merkezi sistem üzerinde çalıştığı modern, yüksek performanslı bilgi işlem sistemlerine geçtik. Bu geçiş, çok önemli maliyet ve performans verimliliği avantajları getirdi. Modern yazılım tanımlı yüksek performanslı sistemler 20 yıldan daha uzun bir süre önce BT sektöründe kullanılmaya başlandığından beri, BT ve bu sistemleri benimseyen diğer sektörler asla arkalarına bakmadı.
Yazılım tabanlı bir araç, nasıl yapılmalı?
Peki durum böyleyken, bir otomobil üreticisi ne yapmalı? Geçiş sırasında kendisine doğru bir şekilde yardımcı olacak iş ortağını nasıl seçmeli?
Yazılım tanımlı bir mimariye geçmek, önceden söz verip ardından müşterileri tescilli mimarilere ve API’lere kilitli tutarak olmaz. BT sektöründe işler böyle yürümedi ve otomotivde de böyle yürümeyecek. Yazılım tanımlı, doğası gereği birlikte çalışabilirliğe olanak tanıyan açık mimariler ve açık API’ler anlamına geliyor. Intel Automotive, kullanıcıları asla Intel donanımına kilitleyen belirli bir işletim sistemi veya API kullanmaya zorlamayan bir açık mimari yaklaşımı olarak çıkıyor.
Intel, açık mimariye olan bağlılığının altını çiziyor. Üreticilerin, UCIe standardı aracılığıyla kendi özel yonga setlerini standart bir Intel Automotive yol haritası ürününe entegre etmek için Intel Foundry Services’i kullanmakta serbest olduğunu belirtiyor. Otomotiv endüstrisine böyle bir yeteneği sunan Intel, açık platformlara olan bağlılığının hem donanım hem de yazılım için olduğunu söylüyor.
Uzay keşfinin yeni bir dönemi olarak planlanan NASA’nın Artemis 3 görevi, bir dizi teknik zorluk ve iddialı program nedeniyle gecikme tehlikesi altında. ABD Hükümeti Hesap Verebilirlik Ofisi (GAO) tarafından yayınlanan son rapor, insanlı Ay görevinin Apollo programından bu yana karşılaştığı en büyük engellerle karşılaştığını ortaya koyuyor.
GAO’nun belgelere dayalı incelemesi, SpaceX’in Starship roketinin bir türevi ve NASA’nın Ay yüzeyine iniş için planladığı insan iniş sistemi (HLS) üzerinde ciddi teknik çalışmaların sürdüğünü gösteriyor. Rapora göre, Artemis 3 görevini Aralık 2025’te gerçekleştirmeyi amaçlayan planlar, çeşitli teknik sorunlar ve beklenenden daha uzun süren gelişim çalışmaları nedeniyle en az 2027’ye kadar ertelenebilir.
HLS programındaki gelişmelerin yanı sıra, SpaceX’in Starship teknolojisinin olgunlaştırılmasında yavaş ilerleme kaydedildiği belirtiliyor. GAO, SpaceX’in önemli kilometre taşlarını ertelediğini ve HLS programının hedeflerine ulaşmak için daha fazla zamanın gerekebileceğini vurguluyor.
Uzay giysileri konusunda da zorluklar yaşanıyor.Axiom Space tarafından geliştirilen giysilerdeki eksiklikler, NASA’nın acil durum yaşam desteği sağlama şartını karşılamada gecikmelere neden oluyor. Axiom, uzay giysisinin bileşenlerini revize etmeye çalışıyor, ancak tasarımın daha büyük oksijen tanklarını barındırabilmesi için gereken değişikliklerin zaman alabileceği belirtiliyor.
Bu gelişmelerle birlikte, Ay’a insan gönderme hedefi olan Artemis 3 görevinin 2027 yılına kadar ertelenmesi, uzay keşfinin önemli bir kilometre taşının daha uzak bir tarihe ertelenmesi anlamına geliyor. NASA ve ortakları, bu zorlukların üstesinden gelmek için kararlı bir şekilde çalışmaya devam ederken, Ay’a dönüş tarihi belirsizlik içeriyor.
Büyük veri ve yapay zeka çağında bilgi güvenliğinin önemi her geçen gün artarken, siber güvenlik liderlerinin en büyük risk kanalları arasında geleneksel cihazları gördüğü ortaya çıktı. Türkiye’nin önde gelen BT yetkilileri ve bilgi güvenliği liderleriyle yürütülen araştırma, 5 CIO ve CISO’dan dördünün, USB kanallarını en büyük risk olarak tanımladığını gösterdi.
Yapay zeka ve büyük veri çağı, siber suçların araçlarını geliştirirken, siber tehdit ortamındaki değişimi de beraberinde getirdi. Şirketler için stratejik bir varlığa dönüşen veri sızıntılarının da, siber güvenlik uzmanları için endişe kaynağı olmaya devam ettiği görüldü. Küresel risk yönetimi çözümleri geliştiren SearchInform, Türkiye’deki distribütörü Nexta Çözüm’le birlikte Türkiye’nin önde gelen 100 şirketinin bilgi güvenliği liderlerinin veri sızıntılarına karşı korumayı nasıl sağladıklarını, veri güvenliği bütçelerini artırmayı planlayıp planlamadıklarını öğrenmek için bir araştırmaya imza attı. Araştırma, 5 CIO ve CISO’dan dördünün, USB cihazları ve harici diskleri en riskli veri sızıntısı kaynağı olarak gördüğünü ortaya koydu.
Araştırma kapsamında, Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin bilgi güvenliği yöneticilerine, veri sızıntısı açısından en çok hangi kanalı riskli gördükleri soruldu. Yöneticilerin %80’i USB ve disk gibi, bilgisayar ve ağlara harici olarak bağlanan cihazların en büyük risk kaynağı olduğunu söyledi. Ayrıca araştırma, birden fazla seçeneği işaretleyebilen liderlerin %60’a yakınının Teams, Skype, Zoom, WhatsApp gibi uygulamaların veri sızıntıları ve siber güvenlik ihlalleri açısından riskli olduğunu dile getirdiğini ortaya koydu. Üçüncü büyük risk kaynağı ise e-posta oldu.
Konuyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan SearchInform Türkiye Bölge Müdürü Elena Varol, “Araştırma sonuçları, geleneksel kanalların hâlâ en güvensiz kanallar arasında olduğunu ortaya koyuyor. Çalışanlar sıklıkla yanlış alıcılara e-posta gönderiyor veya bilgi güvenliği kurallarını ihlal ederek gizli olabilecek verileri paylaşmak için mesajlaşma programlarını kullanıyor. Kötü niyetli kişiler de sürekli yeni tekniklerle, harici cihazlarla veya e-posta yoluyla işletmelerin BT sistemlerine sızmaya çalışıyor. Neyse ki modern veri koruma çözümleri (DLP | data loss prevention), bilgi güvenliği yetkililerinin risk gördüğü tüm kanalları kontrol edebiliyor ve Telegram gibi popülaritesi giderek artan yeni mesajlaşma uygulamalarının sebep olabileceği sızıntıları dahi önleyebiliyor” dedi.
Şirketlerin %56’sı harici disk kaynaklı veri ihlali yaşadı
Küresel risk yönetimi çözümleri geliştiricisi SearchInform ve Nexta Çözüm’ün birlikte yürüttüğü araştırma kapsamında, CIO ve CISO’lara yaşadıkları veri ihlali vakaları da soruldu. Yanıtlara göre tüm vakaların %56’sında şirket içi aktörler, harici cihazlar aracılığıyla veri sızdırmaya çalıştı. Öte yandan veri sızıntısı girişimlerinin %21’inde e-posta kullanıldı. Gelişmiş veri kaybı önleme çözümlerinin artan yetkinliklerine rağmen özel amaçlı koruyucu yazılım eksikliği olduğuna dikkat çeken Elena Varol, “Pek çok şirket, ticari sırların yanı sıra müşterilerinin ve çalışanlarının kişisel verilerini de koruma konusunda başarısız oluyor. Bu da şirketlerin, Kişisel Verileri Koruma Kanunu’na uyum konusunda yetersiz kaldığı anlamına geliyor. Şüphesiz, her ölçekten şirketin genel anlamda bilgi güvenliğine yatırım yapması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
5 şirketten dördü bilgi güvenliği bütçesini artırmayı düşünmüyor
Bilgi güvenliğine yönelik yatırım ihtiyacının önemine rağmen, kuruluşların yalnızca %20’sinin gelecek yıl bilgi güvenliğine yönelik bütçede artış beklediğine dikkat çeken Elena Varol, “Bütçe kesintisi planlayan pek çok kuruluşun ilk düşündüğü iş birimi bilgi güvenliği oluyor. Ancak mevcut bilgi güvenliği ortamı ve dünya çapında kuruluşların karşı karşıya olduğu bilgi güvenliği risklerinin artışı düşünüldüğünde, kurumsal veri güvenliğini artırmak için ayrılan bütçenin dikkatli bir biçimde planlanması gerekiyor” dedi.
SearchInform Türkiye Bölge Müdürü Elena Varol, değerlendirmelerini şu ifadelerle sonlandırdı: “Bilginin stratejik bir varlık hâline geldiği bu çağda, özellikle KOBİ’ler, münferit koruyucu yazılımlar satın almak yerine, servis modeliyle sunulan ve yönetilen, bu sebeple kaynak gerektirmeyen, çok işlevli modern çözümleri tercih etmeli. Bu sayede hem kaynakların daha verimli kullanılması, hem de üst seviye koruma mümkün oluyor. On yılı aşkın süredir güncel siber güvenlik tehditlerine odaklanan SearchInform olarak, işletmeleri ve devlet kurumlarını veri hırsızlığına, zararlı insan davranışlarına, uyumluluk ihlallerine ve eksik denetime karşı koruyoruz. 4 binden fazla şirket, değişen risk ortamında bütünsel risk yönetimi çözümü konusunda SearchInform’a güveniyor.”
Cuma günü ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na sunulan yeni bir dosyada 23andMe, olaya ilişkin soruşturmasına dayanarak bilgisayar korsanlarının müşteri tabanının %0,1’ine eriştiğini belirlediğini söyledi.
Şirketin en son yıllık kazanç raporuna göre 23andMe’nin “dünya çapında 14 milyondan fazla müşterisi” var, bu da %0,1’inin 14.000 civarında olduğu anlamına geliyor.
Ancak şirket ayrıca, bilgisayar korsanlarının bu hesaplara erişerek “23andMe’nin DNA Akrabaları özelliğini etkinleştirirken paylaşmayı seçtikleri, diğer kullanıcıların soylarıyla ilgili profil bilgilerini içeren önemli sayıda dosyaya” da erişebildiğini söyledi.
Şirket, bu “önemli sayıdaki” dosyanın ne olduğunu veya bu “diğer kullanıcıların” kaçının etkilendiğini belirtmedi.
Ekim ayı başlarında 23andMe, bilgisayar korsanlarının “kimlik bilgisi doldurma” olarak bilinen yaygın bir teknik kullanarak bazı kullanıcıların verilerini çaldığı bir olayı açığa çıkardı; bu teknikte siber suçlular, bilinen bir şifreyi kullanarak bir kurbanın hesabına giriyor ve muhtemelen başka bir hesaptaki veri ihlali nedeniyle sızdırılmış oluyor.
Ancak hasar, hesaplarına erişilen müşterilerle sınırlı kalmadı. 23andMe, kullanıcıların DNA Akrabaları adı verilen bir özelliği seçmelerine olanak tanıyor. Bir kullanıcı bu özelliği tercih ederse, 23andMe o kullanıcının bazı bilgilerini başkalarıyla paylaşır. Bu, bilgisayar korsanlarının bir kurbanın hesabına erişerek o ilk kurbanla bağlantılı kişilerin kişisel verilerini de görebildiği anlamına geliyor.
23andMe, dosyada ilk 14.000 kullanıcı için çalınan verilerin “genel olarak soy bilgilerini ve bu hesapların bir alt kümesi için kullanıcının genetiğine dayanan sağlıkla ilgili bilgileri içerdiğini” söyledi. Diğer kullanıcı alt kümesi için 23andMe yalnızca bilgisayar korsanlarının “profil bilgilerini” çaldığını ve ardından belirtilmemiş “belirli bilgileri” çevrimiçi olarak yayınladığını söyledi.
23andMe’nin veri ihlalinde bazı akrabalarının bilgilerinin açığa çıktığı bir şecere web sitesinin sahibi, 23andMe aracılığıyla yaklaşık 5.000 akrabasının keşfedildiğini söyledi ve “korelasyonlarımızın bunu hesaba katabileceğini” söyledi.
Veri ihlaline ilişkin haberler, bilgisayar korsanlarının bir milyon Aşkenazi kökenli Yahudi kullanıcı ve 100.000 Çinli kullanıcıya ait olduğu iddia edilen verileri tanınmış bir bilgisayar korsanlığı forumunda tanıttığı Ekim ayında internette ortaya çıktı. Yaklaşık iki hafta sonra, çalınan ilk kullanıcı verilerinin reklamını yapan aynı bilgisayar korsanı, dört milyon kişinin daha iddia edilen kayıtlarının reklamını yaptı. Bilgisayar korsanı, bireysel kurbanların verilerini 1 ile 10 dolar arasında satmaya çalışıyordu.
Farklı bir bilgisayar korsanlığı forumunda başka bir bilgisayar korsanının, ilk olarak Ekim ayında haber kuruluşları tarafından bildirilen reklamdan iki ay önce, çalındığı iddia edilen kullanıcı verilerinin daha da fazlasının reklamını yaptığını tespit edildi. İlk reklamda, bilgisayar korsanı 300 terabaytlık 23andMe kullanıcı verisinin çalındığını iddia etti ve tüm veritabanını satmak için 50 milyon dolar veya verilerin bir alt kümesi için 1.000 ile 10.000 dolar arasında bir ücret talep etti.
Veri ihlaline yanıt olarak 10 Ekim’de 23andMe, kullanıcıları şifrelerini sıfırlamaya ve değiştirmeye zorladı; bu, onları çok faktörlü kimlik doğrulamayı açmaya teşvik etti. Ve 6 Kasım’da şirket, yeni başvuruya göre tüm kullanıcıların iki adımlı doğrulamayı kullanmasını zorunlu kıldı.
23andMe ihlalinin ardından diğer DNA test şirketleri Ancestry ve MyHeritage, iki faktörlü kimlik doğrulamayı zorunlu kılmaya başladı.
Genellikle günümüzün en iyi sabit disklerinde ve en iyi SSD’lerinde depolanan verilerin aksine; Cerabyte, dağlar kadar veriyi tutmak için camla birlikte seramik malzeme kullanmak istiyor. Örneğin 10.000 TB veri depolayabilen avuç içi boyutunda kartuşlar oluşturacak.
Bunu özel tipte bir seramik katmanlarını bir cam tabanın üzerinde 300 mikrometre kalınlığındaki bir yüzeye yerleştirerek yapıyor. Veriler, TB/santimetre kare alan yoğunluklarıyla GBps hızlarında yazılabiliyor; bu, şu anda yalnızca 0,02 TB/santimetre kareye ulaşan HDD’lerin yoğunluğundan çok daha yüksek.
Şimdi, geçen ay ortaya çıkan önemli bilgilerin hemen ardından firma, tamamen işlevsel bir prototip sistemin tanıtımını başlattı.
Seramik bazlı depolama nasıl çalışıyor?
Bu demo sistemi, depolama erişilebilirliği için tek bir okuma-yazma rafının yanı sıra çeşitli kitaplık raflarından oluşur. Firma bunu inşa etmek için yalnızca ticari kullanıma hazır ekipman kullandı.
Her kartuş, Gorilla Glass by Corning’e benzer bir cam katmanı kullanan ve veri depolama ortamı olarak ince, koyu renkli bir seramik katman kullanan bir veri taşıyıcıdan oluşuyor. Bu kartuşlar robotik bir kütüphanede tutuluyor. Verilerin yazılması gerektiğinde kartuş, kitaplık rafından okuma-yazma rafına taşınıyor. Kartuş açılıyor ve bir sahne üzerine konumlandırılan veri taşıyıcı çıkıyor.
Veriler, QR kodu benzeri nano ölçekli desenleri medyanın yüzeyine delen iki milyon lazer ışıncığı tarafından yazılıyor. Lazer darbesi, dijital bir mikro ayna cihazı tarafından keskinleştiriliyor ve mikroskop optikleri tarafından veri taşıyıcının yüzeyi üzerinde şekillendiriliyor. Bu işlem, ikili bilgiyi temsil eden yüzey katmanına delikler açar veya hiç delik açmaz.
Bu desenler ileri hareket üzerine yazılır ve daha sonra mikroskobik kamera tarafından orijinal konumuna döndüğünde geri hareketle doğrulanır. Tamamen yazıldığında veri taşıyıcı kartuşa geri takılıyor ve kütüphaneye geri aktarılıyor.
Okuma da buna benzer ancak bu sefer depolama ortamındaki QR kodu benzeri desenleri okumak için yalnızca mikroskop kamerası devreye giriyor ve veriler her iki yönde de okunuyor.
Bu ilk tanıtım birimi, piyasadaki en iyi veri depolama birimleriyle rekabet edemiyor ancak şirket, seramik tabanlı veri depolama sisteminin ölçeğini büyütmeyi planlıyor.
Firma, bunun gelecekteki veri depolama için uygun maliyetli, hızlı ve ölçeklenebilir bir teknoloji olduğunu iddia ediyor çünkü verileri depolamak için enerji tüketilmiyor ve seramikten yapılmış olması nedeniyle 5.000 yıldan fazla dayanabiliyor.
Buna karşılık, en iyi sabit disklerin ve en iyi SSD’lerin bile birkaç yılda bir değiştirilmesi gerekiyor.
Teknoloji devlerinden Siemens AG ve yarıiletken – çip endüstrisi devi Intel mikroelektronik devre üretiminin dijitalleşmesi ve sürdürülebilirliği konusunda iş birliği yapmak üzere bir mutabakat zaptı imzaladı. Dijital ikiz projelerini de içeren bu iş birliği ile şirketler üretim çabalarını ilerletmeye, fabrika operasyonlarını ve siber güvenliği geliştirmeye ve esnek bir küresel endüstri ekosistemini desteklemeye odaklanacak.
Intel Başkan Yardımcısı ve Küresel Operasyonlar Direktörü Keyvan Esfarjani konuyla ilgili verdiği demeçte “Dünyanın artan çip talebini karşılamak için küresel olarak daha dengeli, sürdürülebilir ve esnek bir yarı iletken tedarik zincirine ihtiyacı var” dedi ve ekledi: “Yarı iletken altyapısı, tesisleri ve fabrika operasyonlarında verimliliği ve sürdürülebilirliği artırmak için Siemens’in otomasyon çözümleri portföyünü kullanabileceğimiz yeni alanları keşfetmek üzere Siemens ile işbirliğimizi genişleterek Intel’in gelişmiş üretim yeteneklerini geliştirmekten heyecan duyuyoruz. Bu Mutabakat Zaptı bölgesel ve küresel endüstri değer zincirlerine fayda sağlayacaktır.”
Siemens AG Yönetim Kurulu Üyesi ve Dijital Endüstriler CEO’su Cedrik Neike ise “Yarı iletkenler modern ekonomilerimizin can damarıdır. Çipler olmadan çalışan cihaz sayısı günümüzde çok az. Bu nedenle yarı iletken üretimini hızla geliştirmek için Intel ile işbirliği yapmaktan gurur duyuyoruz. Ortak çabalarımız küresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasına da katkıda bulunacaktır,” derken Siemens’in bu işbirliğine özellikli donanım, yazılım ve elektrikli ekipmanlardan oluşan son teknoloji IoT portföyü açısından büyük önem verdiğini belirtti.
Intel – Siemens mutabakatı enerji yönetimi ve değer zinciri odaklı olacak
İki dev firma arasında yapılan Mutabakat Zaptı, enerji yönetimini optimize etmek ve değer zinciri boyunca karbon ayak izlerini ele almak da dahil olmak üzere çeşitli girişimlerin yolunu açmak için temel işbirliği alanlarını tanımlıyor. Örneğin bu iş birliği, kazanılan her verimlilik yüzdesinin anlamlı olduğu çözümleri standartlaştırmak adına büyük önem taşıyan üretim tesislerinin “dijital ikizlerinin” kullanımını araştıracak.
İşbirliği aynı zamanda değer zinciri boyunca doğal kaynakların ve çevresel ayak izlerinin gelişmiş modellemesi yoluyla enerji kullanımını en aza indirmeyi de araştıracak. Intel, Siemens ürünlerinden kaynaklı karbon emisyonları hakkında daha fazla bilgi edinmek için Siemens ile birlikte veriye dayalı içgörüler sağlayan bir çalışma yapacak. Ayrıca sektörün kolektif karbon ayak izini azaltma konusundaki ilerlemesini hızlandırmasına yardımcı olan ürün ve tedarik zinciriyle ilgili modelleme çözümlerini araştıracak.
Sektörde güçlü ve sürdürülebilir çiplere talep artıyor
Yarı iletken ve çip yaşam döngüleri tasarım, üretim, işletme, verimlilik ve geri dönüşüm şeklinde sınıflandırılıyor. Bu yaşam döngüsünün her bir sürecinde güçlü ve sürdürülebilir çiplere yönelik talep ise giderek artıyor. Üstelik bu alandaki gelişmeler, tüm teknoloji sektöründeki ürün ve servislerin de yaşam döngülerini ve çevresel etkilerini de belirliyor. Otomasyon ve dijitalleşme, sektör net sıfır sera gazı emisyonuna doğru ilerlerken karşılaşılan zorlukların üstesinden gelmenin anahtarını elinde tutuyor. Dijital İkiz projeleri bu bağlamda son yıllarda giderek önem kazanırken Siemens ve Intel ise yapılan bu mutabakat ile güçlü yönlerini ve uzmanlıklarını birleştirerek pozitif değişimin öncülüğünü yapmaya hazırlanıyor.
Yeni nesil esnek çalışma alanlarıyla sektöre öncülük eden Kolektif House, Ankara’daki ikinci lokasyonunu hayata geçirdi. Cumhuriyetin 100. yılında Ankara açılımını başlatan Kolektif House, 1071 Ankara’nın ardından şimdi de Beştepe lokasyonunu hizmete açtı.
Kolektif House Ankara’daki ikinci lokasyonunu hayata geçirdi!
Her ihtiyaca yönelik geliştirdiği inovatif çalışma alanı çözümleriyle iş hayatına yön veren sektörün lider markası Kolektif House, Cumhuriyet’in 100. yılında Ankara yatırımlarında hız kesmiyor. Başkentteki ilk lokasyonu 1071 Ankara’yı kısa süre önce hayata geçiren Kolektif House, şimdi de Beştepe lokasyonunu faaliyete açtı.
Kolektif House Beştepe, 1.423 metrekare kapalı alanı ve 450 metrekare açık alanıyla Ankara iş dünyasının en önemli lokasyonlarından birinde konumlanıyor. Mimari olarak Kolektif House’un enerjik ve dinamik ruhunu yansıtan Beştepe lokasyonu; sanat eserleri, iç mekân peyzaj kullanımı, açık hava çalışma alanları, telefon kabinleri ve odaklanma kabinleriyle çalışma ortamı çeşitliliği ve kalitesini üst seviyeye taşıyor.
Kolektif House Beştepe’de başlangıçta ortak çalışma alanı kullanımı sağlayan Gezgin üyelik ve Hazır Ofis çözümleri sunulacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Kolektif House Kurucu Ortağı ve CEO’su Ahmet Onur, şunları söyledi:
“Bu yıl Cumhuriyetimizin 100. yılı. Kolektif House olarak bizler de Cumhuriyet idealinden aldığımız ilhamla kolektif bilincin önemini, kendimizi sürekli yenilemeyi, hedeflerimiz doğrultusunda yılmadan çalışmayı sürdürüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin asırlık çınar olduğu yılda Ankara açılımımızı yapmaktan ve 1071 Ankara’nın ardından başkentimizdeki ikinci lokasyonumuz olan Kolektif House Beştepe’yi hizmete açmaktan dolayı son derece mutlu ve gururluyuz. İşimizde dünya standartlarının üzerine çıkma arzusunu temel değerlerimiz olarak benimseyerek, geliştirdiğimiz yeni nesil esnek çalışma alanları ile sektöre öncülük etmeye devam edeceğiz
Son 5 yılda her yıl yaklaşık 2 kat büyüdük. Bugün geldiğimiz noktada açık ara pazar lideriyiz. Geçtiğimiz aylarda Moda, A+Live Ataşehir, Ferko Signature, 1071 Ankara ve şimdi de Beştepe gibi merkezi lokasyonlarımızı kullanıcılarımızın hizmetine açtık. Kısa süre sonra ise Anatolium Kartal, Now Bomonti’nin yanı sıra Ankara’da bir lokasyonumuz daha kapılarını açacak.
Açacağımız yeni lokasyonlarla pazar payımızı kısa sürede yüzde 30’a taşımayı hedefliyoruz. Farklı büyükşehirler için pazar araştırmamız sürüyor. 2024’te franchise modeli ile de talep toparlamaya başlayıp Türkiye’de yaygınlaşmayı hızlandıracağız. Orta vadede ise yeni hizmetlerle kullanıcılarımıza daha fazla değer üretmenin yanı sıra yurt dışında büyümeyi planlıyoruz.”
Teknoloji devi Apple, 2015’ten bu yana bu teknoloji için patent başvurusunda bulunuyor ve yakın zamanda patentini güncelledi. Bu, Apple’ın sadece konseptle oynamakla kalmayıp uygulamayı ciddi şekilde düşündüğünü gösteriyor.
Patentlere göre akıllı yüzük; bağlı cihazların kontrolünü sağlayabilecek, dokunmaya duyarlı bir panel ile tasarlandı. Apple, akıllı telefonlar, medya oynatıcılar, giyilebilir cihazlar, akıllı ev kontrol cihazları, kulaklıklar, kulakiçi kulaklıklar ve hatta artırılmış/karma gerçeklik cihazları dahil olmak üzere çok çeşitli cihazların kontrolünü açıklıyor. Bu, akıllı yüzüğün geniş bir uygulama alanına sahip olduğunu ve faydasını sadece giyilebilir bir aksesuarın ötesine taşıdığını gösteriyor.
Akıllı yüzüğün en ilginç özelliklerinden biri, yüzüğü parmak boyutunda bir tüpe dönüştürebilen genişletilebilir tasarımı. Bu, daha fazla sensör kullanmasına ve daha küçük, basit bir halkadan başka işlevleri yerine getirmesine olanak tanıyacak. Böyle bir tasarım, daha sezgisel ve kusursuz bir kullanıcı deneyimi sunarak, cihazlarımızla etkileşim şeklimizde potansiyel olarak devrim yaratabilir.
Ancak bu alanı araştıran tek teknoloji devi Apple değil. Samsung da, Samsung Galaxy Ring üzerinde. Bu, teknoloji devleri arasında akıllı yüzüklere olan ilginin arttığını ve gelecekte bu cihazları daha fazla görebileceğimizi gösteriyor.
Akıllı yüzüklerin potansiyeline rağmen şu ana kadar nispeten niş kalmayı sürdürdüler. Amazon, bu alanda faaliyet gösteren tek teknoloji devi oldu ve deneysel Echo Loop’u 2020’de iptal etti. Ancak Apple ve Samsung gibi şirketlerin devam eden ilgisi, gelecekte bu durumu potansiyel olarak değiştirebilir ve süper şarjlı akıllı yüzüklerin akınına yol açabilir.
Giyilebilir teknoloji gelişmeye devam ettikçe akıllı yüzüğün bu ortama nasıl uyduğunu ve cihazlarımızla etkileşim şeklimizi potansiyel olarak nasıl değiştirebileceğini görmek ilginç olacak. Apple’ın iPod, iPhone ve Apple Watch gibi pazarı yeniden tanımlayan yenilikçi ürünler yaratma geçmişi var. Akıllı yüzük Apple’ın bir sonraki büyük hamlesi olabilir mi?
Patentlerden birinin belirttiği gibi, “Dokunmaya duyarlı yüzeylerin bilgisayarlar ve diğer elektronik bilgi işlem cihazları için giriş cihazı olarak kullanımı son yıllarda önemli ölçüde arttı.
Ancak geleneksel dokunmaya duyarlı yüzeylerin hantal veya kullanımının sakıncalı olduğu durumlar da olabilir. Örneğin kullanıcının elleri kirli veya ıslak olduğunda kullanıcı dokunmaya duyarlı yüzeye parmaklarıyla dokunmak istemeyebilir.
Başka bir örnek olarak kullanıcı, elektronik cihazı cihaza bakmadan kontrol etmek isteyebilir ancak dokunmaya duyarlı yüzeyin uygun alanını tek başına hissederek bulmakta zorluk yaşayabilir. Buna göre elektronik cihazlar için geliştirilmiş giriş cihazlarına ihtiyaç var.”
Akıllı yüzük, cihazlarımızı kontrol etmenin kullanışlı ve çok yönlü bir yolunu sunarak bu ihtiyaca cevap olabilir. Ancak patentlerin ürüne dönüşmesi gerekmediği için Apple’ın akıllı yüzüğünü ne zaman piyasaya süreceği veya piyasaya sürüp sürmeyeceği hala belirsiz.
O zamana kadar sadece spekülasyon yapabiliriz ve Apple’ın bu yenilikçi cihazla herkesi şaşırtacağı umuluyor.
Teknopark İstanbul’da kurulmuş alanında A’dan Z’ye ürün ve proje geliştirebilen Türkiye’nin ilk ve tek nükleer endüstri firması olan IRADETS, Tübitak ile iş birliği protokolü imzaladı. İmzalanan protokol ile IRADETS ‘Türk Ay Misyonu’ için radyasyon detektörü üretecek. İşte detaylar…
Teknopark İstanbul’dan IRADETS, Türk Ay Misyonu için radyasyon detektörü üretecek!
Türkiye’nin derin teknoloji merkezi Teknopark İstanbul’da faaliyet gösteren IRADETS firması savunma sanayii, sağlık endüstrisi, malzeme bilimi, uzay ve havacılık sektörlerinde radyasyon etkileşimleri alanlarında ürün, proje ve hizmetler gerçekleştiriyor.
IRADETS, Tübitak Uzay ile imzaladığı protokol kapsamında, uzaya gönderilecek elektronik, elektromekanik cihazların, materyallerin ve yaşayan organizmaların yörüngedeki radyasyon ortamının etkilerinden korunması için geliştirdiği ürün ve projeleriyle yer alacak.
Dünyada radyasyon düzeyi atmosferin filtreleme özelliği sayesinde uzaya kıyasla oldukça düşüktür ancak uzayda gerçekleştirilen faaliyetlerde yüksek radyasyona maruz kalınmaktadır.
Bu yüksek radyasyon hem uzayda çalışan personel açısından hem de yörüngede faaliyet gösteren cihazlar açısından oldukça yüksek riskler barındırmaktadır. Bu nedenle radyasyon oranlarının tespiti ve olası etkilerine karşı önlem yöntemleri geliştirilmesi projelerin devamlılığı açısından son derece önemli bir konudur.
IRADETS tarafından geliştirilen cihazlar uzayda bulunan uydular üzerine uygulanabilecek ve radyasyon alarm sistemi olarak kullanılabilecek. Bu sayede hem yeryüzünde hem de uzayda bulunan yüksek teknolojili cihazların ve personelin güvenli çalışması mümkün olacak, uzay projelerinde yaşanabilecek tehlikelerin önüne geçilecek.
Uzay ve dünyada radyasyon ölçümü alanında 3 farklı noktada faaliyet gösteren IRADETS; uzay radyasyonuna karşı ESA/NASA standartlarına uygun testlerin yapılarak raporlanması, ürettiği radyasyon detektörleri ile personellerin kullanacağı elektronik dozimetreler ve radyasyon simülatörleri ile gerek uzayda gerek yeryüzünde organizmalar üzerindeki radyasyonun etkilerini simüle edecek uygulamalar ile Türkiye’nin bu alanda hizmet sunan tek firması konumunda.
Teknopark İstanbul Genel Müdürü Muhammet Fatih Özsoy, şunları söyledi:
“Derin teknoloji merkezimizde faaliyet gösteren tüm firma ve kuruluşlar ülkemizin yüz akı projelerinde yer almaya devam ediyor. Projelerin tüm aşamalarında yerlilik ve millilik oranının artmasından duyduğumuz memnuniyeti paylaşmak istiyorum. Son yıllarda uzay faaliyetleri tüm ülkelerin ve kuruluşların hedeflediği bir nokta, Türkiye olarak biz de aynı amaçla projeler geliştiriyoruz, bu projeler çok katmanlı süreçler. Tübitak ve IRADETS arasında imzalanan protokol son derece önemli, uzaya gerçekleştirilecek her hamlede radyasyon son derece kritik bir konu, alanında tek olan firmamızın derin teknoloji merkezimizde faaliyet gösteriyor olmasından ve bir Türk ekibin bu kabiliyete sahip olmasından ötürü gururluyuz. Teknopark İstanbul olarak küçük büyük tüm firmalarımıza sağladığımız desteklerin olumlu sonuçlarını almaya devam ediyoruz.”
Teknopark İstanbul ve Tübitak Ortak Projeleri;
KÜP-SAT Üzerinde Konumlandırılacak Geniş Enerji Aralığına Sahip Yenilikçi, Çok Amaçlı Parçacık Dedektör Sistemi
Madde Radyasyon Etkileşimi Simülatörü (MRADSIM)
IMRT, Brakiterapi ve Dış Alan Ölçümlerinde, Gerçek Zamanlı, Hassas, 3-D Doz Profili İçin İnovatif Radyasyon Dedektörleri Geliştirilmesi (GZH3DOZ)
Uzay Radyasyonuna Karşı Kalifikasyon Testleri Düzeneklerinin Gerçekleştirilmesi (URAT)
Teknopark İstanbul’da gerçekleştirilen projeler;
IRADCAM İnovatif Taşınır Tıbbi 3D Gama Kamera Sistemi
MRADSIM, Uzay Radyasyonuna Dayanıklılık Analiz Sistemi Geliştirilmesi
IRADCAL, Tübitak Uzay için geliştirdiğimiz Türk Ay Projesinde kullanılacak olan Detektör Sistemi.