Marka imajını yeniden yaratmanın 3 yolu
Marka imajınız, iş modelinizin B2B veya B2C olması fark etmeksizin müşterilerinizin size ulaşma kararı almalarını etkiliyor. Bu nedenle kurumsal başarınız markanızın imajını yeniden yaratarak iyileştirme yeteneğinize bağlı bulunuyor.
Adobe’den 540 milyon dolarlık satın alım!
Adobe, ünlü reklam teknolojileri firması TubeMogul’u satın almak için 500 milyon dolardan yüksek bir rakam teklif etti ve anlaşma sağlandı.
TubeMogul son 2 yıldır gerileme yaşıyordu
2006 yılında kurulan TubeMogul, ajans ve markalara video reklam konusunda destek vererek tanındı. 2014 yılında hisseleri kamuya da açılan firma, buna rağmen son dönemde ciddi düşüş içindeydi. Bu hafta hisseleri 8 dolar seviyesine kadar düşen TubeMogul’un yatırımcılarını teşvik etmek için Adobe, hisse başına 14 dolar gibi bir miktar önerdi ve firmanın son dönem durumu düşünülünce, bu gerçekten de yüksek bir rakam. Şirketteki tüm nakit parayı ve borçları da kapsayan anlaşmanın net miktarı ise 540 milyon dolar oldu. Yapılan açıklamaya göre TubeMogul bundan böyle Adobe Marketing Cloud bünyesinde kullanılacak ve bağımsız reklam ile veri yönetimi hizmeti sağlayacak. Dev şirketin yetkili isimlerinden Brad Rencher da yaptığı açıklamada televizyonda, bağımsız filmlerde veya meşhur Hollywood filmlerinde artık video reklamların önemli yer tuttuğunu, TubeMogul satın alımıyla da Adobe’un müşterilerine daha stratejik hizmetler sunacağını dile getirdi. Satın alma işleminin şirketin 2017 yılı mali dönemi ilk çeyreğinde gerçekleşmesi beklenirken, TubeMogul CEO’su Brett Wilson bundan böyle Adobe çatısı altında aynı ekibiyle çalışmaya devam edecek. Kaynak: Shiftdelete.netSnapchat otomatla gözlük satacak
Snapchat’ın merakla beklenen kameralı gözlüğü Spectacles hakkında ilginç detaylar ortaya çıktı.
Popüler mobil sosyal medya uygulamasının piyasaya sürmeye hazırlandığı kameralı gözlükleri Spectacles için planları, çok ilginç bir pazarlama kampanyası içeriyor.
130 dolarlık gözlükler bisküvit/şeker gibi satılacak
Gözlüklerin normal elektronik mağazalarında müşteri beklemek yerine, müşterileri peşinden koşturduğunu göreceğiz. 130 dolarlık gözlükler, Snapchat’in özel otomatlarında satılacak ve bu otomatlar sürekli yer değiştirecek. Gözlükleri satın almak isteyenler, uygulamadan otomatların yerini takip edip peşine düşmek zorunda kalacaklar. Snapchat böylece gözlükleri bir “arzu nesnesine” çevirerek satışlarını patlatmayı planlıyor. Kampanya başarıya ulaşır da Snapchat bu yöntemle büyük miktarda gözlük satmayı başarırsa veya gözlükler bu kampanya sayesinde çok popüler olursa, bundan sonra Apple dahil pek çok teknoloji şirketinin ürünlerini, müşteriyi peşinden koşturtarak satmaya kalkışması hiç şaşrtıcı olmayacak. Sosyal medya servisi bu yeni kampanyası hakkında bir de teaser video yayınladı. Bu videoların devamının da geleceği anlaşılıyor. Aşağıda izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=Vc9SOkPWqIQOnline alışverişte dilediğin zaman teslimat devri
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de online alışveriş oranı her geçen gün artıyor. Hızla büyüyen bu pazarda özellikle ülkemiz açısından bakıldığında en büyük sorun teslimatın gecikmesi, yanlış ya da hasarlı ürün teslim edilmesi. Peki kaliteli teslimatta neye dikkat etmeli?
TÜİK’in 2015 yılı Hane halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre, Türkiye’de 16-74 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 56’sı internet kullanıyor ve bunların yüzde 33,1’i, kişisel kullanım amacıyla sanal mecradan alışveriş yapıyor. Internet alışverişlerinde en fazla karşılaşılan sorunların arasında ise, ürünün gönderim süresi, hasarlı veya sipariş verilenden farklı ürün teslimatı olduğu görülüyor. İnternet üzerinden yaptıkları alışverişlerde sorun yaşayanların yüzde 47’sinin siparişi gecikirken, yüzde 45,4’ü de hasarlı veya farklı bir ürün teslim aldığını ifade ediyor.
E-ticaret şirketleri teslimat için neye dikkat etmeli?
- Satış hacmi: Günlük, haftalık, mevsimsel ve yıllık satış hacminiz nedir? Örneğin günde ortalama kaç ürün satıyorsunuz?
- Paketleme maliyetleri: Ürünlerinizi neyle paketliyorsunuz? Karton kutu, paketleme malzemeleri (örneğin baloncuklu zarf), etiket, bant ve benzerinde hangi markaları, materyalleri kullanıyor ve bunlara paket başına ne kadar ödüyorsunuz?
- Paketleme ve teslimat süreleri ile maliyetleri: Sipariş geldikten sonra paketleyip kargoya vermek ne kadar sürüyor? Örneğin gece paketlesiniz ve sabah teslim etseniz maliyetleriniz düşer mi?
- Depoyla ev arası mesafe: Trafiğin yoğun olduğu saatlerde ürünü evlere ulaştırmak ne kadar sürer?
- Gönderim hızı: Siparişler ne kadar acil? Örneğin en uzun süreli ve en ucuz teslimat seçenekleriyle hem müşteriyi memnun edip hem de maliyetleri azaltarak daha rekabetçi fiyatlar verebilir misiniz?
- Kargonun ortalama teslimat mesafesi ve ortalama ağırlığı: Sipariş edilen ürünlerin maksimum ve minimum ağırlığı arasında ne kadar fark var? Bu da maliyetlerinizi ne kadar etkiliyor?
- Kargo takip: Siz ve müşterileriniz ürünü yolda takip edebiliyor musunuz?
YTÜ Kuluçka Girişimciliğin Tüm Paydaşlarına Çözüm Sağlıyor
Türkiye’de girişimcilik ekosistemi olgunlaşmaya başladı. Teknoparklar teknoloji transfer ofisleri ve kuluçka merkezleri ile hızla kurumsal yapılara dönüşüyor. Melek ağlar doğru yatırımcı ve girişimciyi buluşturmakta üniversitelerin desteğiyle daha büyük başarı sağlıyor. Fintech girişimciliğe yeni bir soluk vermiş bulunuyor. Techiside adına Türkiye’nin gelişen teknoloji ekosistemini Yıldız Kuluçka Müdürü Latif Ulu ile konuştum.
Üniversiteler açısından girişimciliğin kısa bir özetini sunabilir misiniz?
Teknoparklar dışarıdan içeriye çalışan yapılar. Aslında dünyada üniversitelerde geliştirilen fikirlerin yeni kurulan şirketlerle ticari hayata taşınması konusu Silikon Vadisi’nde başladı. Bu Amerika’da yıllardır garaj kültürü diye tanıdığımız bir süreç. Stanford Üniversitesi’ndeki bir öğretim üyesinin öğrencilerine mezun olunca kendi şirketinizi kurabilirsiniz demesiyle başlayan eğilimi bugün biz girişimcilik ekosistemi olarak görüyoruz. Ancak Türkiye’de hikaye tersine bir süreçle başladı: Üniversite bünyesinde teknopark kuralım. Firmalar Ar-Ge çalışmaları için bu alanlarda ofis açsınlar. Karşılığında teşvik amacıyla vergi muafiyeti gibi avantajlardan yararlansınlar mantığı uygulandı. Türkiye’de böyle olması gerekiyordu; çünkü biz bu trene geç bindik ve açığı kapatmak için hızlı olmamız gerekiyor. Ayrıca akademisyenlerin devlet memuru olması nedeniyle şirket kurması, fikirlerini üniversitenin bilgisi dışında bir iş yaparak ticarileştirmesi yasaktı. Bunu çift yönlü sağlayabilmek için önce üniversite kampüslerine teknoparklar kurulmaya başladı. YTÜ bünyesindeki Yıldız Kuluçka Merkezi’nin amacı da bu. Üniversite-sektör işbirliğini güçlendirmek.Başlangıç hikayenizden söz eder misiniz?
Yıldık Teknik Üniversitesi teknoparkı için 2003’te burada, Davutpaşa kampüsü civarında bir alan oluşturuldu. Ancak faaliyete geçmemiz 2009’u buluyor. Ar-Ge yapmak isteyen firmaların, yazılım geliştiren firmaların üniversiteyle etkileşim halinde yenilikçi projeler geliştirmesi için gereken ortamı sunmayı amaçladık. Teknoparklar aynı zamanda üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerinin burada şirket kurmasına da imkan tanıdı. Şirketleri teşvik etmek amacıyla vergisel avantajların sunulmasına ek olarak teknoloji transfer ofisleri (TTO) de kurulmaya başladı. Üniversitede bu ofislerin proje büroları gibi altyapıya yönelik belli birimleri zaten üniversite bünyesinde bulunuyordu. Ancak, TÜBİTAK 2013 yılından itibaren daha da ileri giderek TTO’ları finanse etmeye başladı. Böylece TTO’lar öğretim üyeleri ve öğrencilere iş fikirlerini şirketleştirme ve patentini alma sürecinde danışmanlık vermeye de başladılar. İşte YTÜ Kuluçka Merkezi gibi oluşumlar bu noktada devreye girdiler; çünkü bu işin sadece teknopark ve TTO’lar arasındaki işbirliğiyle yürütülmesi mümkün değildi. Tüm danışmanlık, teşvik, destek ve altyapı hizmetlerinin organize edilmesiyle mentorluk programlarının tesis edilmesi için kuluçka merkezleri altında ayrı bir yapılanmaya gidilmesi gerekiyordu. Ardından startuplar teknopart şirketi olarak veya üniversite dışında yapılanarak faaliyetlerine devam edeceklerdi. YTÜ Kuluçka merkezinin hikayesi de Şubat 2014’te başlıyor. Merkezimiz Teknopark B2 blokta 700 metrekarelik bir alanda faaliyete geçti. Ancak o kadar büyük talep gördük ki İkitelli’deki YTÜ yerleşkesinde de 400 metrekarelik bir ofis açtık. Örneğin, orada konuşlanan firmalar da sanayiye yakın girişimler ve yalnızca yazılım geliştiricilere değil, uçtan uca her sektöre destek vermemizi sağlıyorlar.Girişimcilik okuluyuz
Yine de artan talebe sadece teknik olarak değil, sosyal alanlar ve daha geniş bir altyapıyla cevap vermemiz gerekiyordu. Böylece Davutpaşa’da Ekim ayı içerisinde 2500 metrekarelik yepyeni bir alan açtık. Bu noktada ön kuluçka hizmetleri de vermeye başladık. Bildiğiniz gibi iş fikrini hayata nasıl geçireceği konusunda danışmanlık ihtiyacı doğuyor. Şirketleşmeye hazır girişimler veya mevcut girişimlerden daha fazla sayıda talebi karşılamak gerektiği için yeni yerimizin tam zamanında açıldığını söyleyebiliriz.
Peki girişimcilik sistemi sizde nasıl çalışıyor?
İş fikri olan girişimciler bize başvuruyorlar. Hem TTO’nun girişimcilik modülünü işlettiğimiz hem de Yıldız Kuluçka’nın yönetimini üstlendiğimiz için bu konuda özel avantajlar sağlıyoruz. Girişimcilik modülü şapkamızda öncelikle iş fikirlerinin hayata geçirilmesiyle ilgili danışmanlık sunuyoruz. İş fikri doğru mudur? Bunu nasıl doğrulayabiliriz? Nasıl bir sürdürülebilir kârlılık iş modeline aktarabiliriz?Girişkenlikle girişimciliği karıştırmayalım
Elbette bu soruları kafamızdan cevaplamıyoruz. Bunun yerine girişimci adaylarıyla bir araya gelip pazar analizi yapmalarını sağlıyor, iş fikirlerini modelliyor, yatırım fizibilitesini çıkarıyoruz. Ön kuluçka aşamasına gelmeden girişimci adaylarına bunları yapmaları için küçük ödevler veriyoruz (zaten bu nedenle kendimizi girişimcilik okulu olarak tanımlıyoruz). Yenilikçi fikirlerini pratik iş zekasıyla birleştirip şirketleşmeye hazır hale gelen girişimcileri ön kuluçkaya alıyoruz. Henüz şirketleşerek para kazanmaya başlamamış girişimlere ofis sağlıyoruz. Ön kuluçka merkezinde 80 saatlik bir eğitim programımız var. Burada pazarlamadan finansa ve muhasebeden şirket yönetimine kadar birçok ders görüyorlar. Bu eğitim programı hızlandırıcılık hizmetlerimizin bir parçası. İkinci kısmında ise mentorluk aşaması var. Ön kuluçkadan çıkan firmalara üçer mentor atıyoruz. Kendini kanıtlayarak ilerleme kaydetmiş teknopark firmalarından orta-üst düzey yöneticiler (bunlar networking ve şirket kurma, yönetimi hakkında bilgi veriyor), özel sektör mentorları (bu kez şirketin açılacağı pazarda faaliyet gösteren özel şirketlerin yöneticileri pazara açılma, satış kanalları kullanma gibi bilgiler veriyor) ve son olarak da akademik mentorlar var. Yıldız Teknik Üniversitesi yapısı itibariyle teknik açıdan donanımlı öğretim üyeleri barındırıyor. YTÜ Kuluçka’nın en önemli özelliklerinden biri de desteklediğimiz girişimcilerin yüzde 60’nın donanım üreticisi olması. Bunun içinde öyle ilginç şeyler var ki: Bir kere 3D printerlar var. Hem de sanayi tipi cihazlar. Buna ek olarak dokunma hissine sahip yapay deri ile hassas işleri yapan robotlar geliştirme, damar görüntüleme spreyi gibi ürünler var. Dolayısıyla YTÜ Kuluçka’da ileri düzeyde Ar-Ge çalışmaları yapılıyor. Elbette bunları desteklemek için akademik mentorlar gerekiyor.Sadece bu değil
Akademik mentorların kuluçka firmalarına destek vermesi, kendilerinin de ileride kurabilecekleri veya çalışabilecekleri girişimlerde en iyi uygulamalar hakkında bilgi sahibi olmasını sağlıyor. YTÜ Kuluçka’nın iki yönlü iletişimi destekleyen yapısı diğer nadir yapılarla birlikte ülkemizde önemli bir işlevi yerine getiriyor. Elbette donanım geliştirirken girişimci teknisyenlere başta malzeme bilimi olmak üzere birçok alanda destek oluyorlar.Kuluçka prototip atölyesi
Biz de bu bağlamda girişimcilere yardımcı olmak için CNC tezgahlarından elektronik aletlere, deney ve test ekipmanlarına kadar birçok farklı cihazı barından prototip atölyemizi ücretsiz olarak kullanıma açtık. Aslında torna, freze ve diğer makineleri kullanan teknisyenlerimiz var; ama prototip geliştirmenin dünyanın en heyecan verici ve yaratıcı işlerinden biri olduğunu unutmamak lazım. Kuluçka merkezini de işin mutfağı olarak düşünmek gerekiyor ve bu açıdan birçok girişimcinin torna tezgahı kullanmayı öğrendiğini de görüyoruz.5200 çekirdekli süper bilgisayar
Net söyleyebilirim ki en basitten en karmaşığa, işin mutfağında yetişen girişimcilerin çok daha başarılı olduğunu görüyoruz. İşin mutfağı derken sadece makine atölyesini düşünmemek lazım tabii ki. 5200 çekirdekli süper bilgisayarımız ile bilgisayar simülasyonları ve modellemelerinin yapılmasına da imkan tanıyoruz. Teknopark bünyesinde kurulan SVR Bilgisayar ve dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden olan Çin merkezli Huawei ile süper bilgisayarımızı hayata geçirdik. YTÜ süper bilgisayarı render alma ve video oyunlarının animasyonlarının yapılması, reklam filmleri için özel efektler hazırlanması gibi dijital medya alanlarında da kullanılıyor.
Merkez laboratuar
Davutpaşa gerçekten de büyük bir alan üzerine kurulu ve bu da girişimcilere en iyi olanakları sunmamız için gereken esnekliği sağlıyor. Teknopark’ın hemen karşısına kurulan merkez laboratuarında da kimya ve biyoloji sektörlerine yönelik çalışmalar yürüten arkadaşlarımız çalışacaklar, teknik imkanlardan yine ücretsiz olarak yararlanacaklar. İşte tüm bu aşamalardan geçerek kuluçka aşamasına giren girişimciler arasında TTO üzerinden TÜBİTAK, AB projesi ve KOSGEB gibi herhangi bir devlet desteğine uygun olan arkadaşların da ücretsiz olarak bu desteklere başvurmasına yardım ediyoruz. Hatta başvuru sürecini beraber yürütüyoruz. Ayrıca iş fikri patent başvurusuna uygunsa patent tarama ve yerli-yabancı patent başvuru işlemlerini de ücretsiz yapıyoruz. Dolayısıyla YTÜ Kuluçka’da iki firkateyn genişliğinde (yaklaşık 250 metre çapında) bir alanda tam kapsamlı bir girişimcilik ekosistemi kurmuş bulunuyoruz.Donanım kuluçkası daha mı zor?
Doğrusu evet. Normalde şirketleşen girişimcilerden beklentimiz 1 yıl içinde ürünlerini geliştirip satışa hazır hale getirmeleri. Ancak takdir edersiniz ki NASA’nın da kullanacağı dokunmatik robot kol için dokunma hisli deri geliştiren arkadaşlarımızı bu kadar kısa bir süreyle sınırlayamayız. Bunun için de kuluçka sonrası programımız var. Bu ücretsiz değil ama indirimli bir program. Girişimciler daha büyük ofislerden düşük kiralarla yararlanabiliyor.Melek ağlar da işin içinde
Melek ağlar kuluçka merkezlerinin ayrılmaz bir parçası. Ancak, Türkiye’de genellikle bu görüşmeler de girişimci mantığıyla yürür. Biz ise girişimcilerin doğru yatırımcıları ve açıkçası yatırımcıların da doğru girişimcileri bulmasını istiyoruz. Bunu sağlamanın yolu da kurumsal bir yatırım ofisini devreye almaktan geçiyordu. Biz de öyle yaptık. Yeni yatırımcı ofisimizde melek ağ temsilcileri ayın veya haftanın belirli günlerinde kendilerine ayırdığımız ofiste kalacaklar ve girişimcilerle yatırım yapmak için görüşecekler. İstedik ki 10 dakikalık hızlı görüşmeler yerine çok daha ciddi ve kalıcı buluşmalar olsun. Kalıcı derken aynı zamanda yatırımcı bulma konusunda mentorluk da yapmış olacaklar. Buna zaten bağlantı halinde olduğumuz melek ağlarla başladık (Keiretsu, BIC Angels, 212, İstanbul Startup, 500 Startups vb.); ama ofisimiz tüm akredite melek ağlarına açık.
Sıra işbirliği ofisinde
İşbirliği ofisleri melek ağları tamamlayan bir ekosistem oluşturuyor. Burada artık girişimcilere destek veren büyük şirketlerden söz ediyoruz. Bunların arasında Microsof, iyzico ve Radore gibi şirketler bulunuyor. İşbirliği ofislerimizin yatırım ofislerimize benzer şekilde çalıştığını söyleyebiliriz. Ancak bu konuda Türkiye ile sınırlı kalmayacağız. Ekonomi Bakanlığının desteğiyle San Francisco’ya gittikten sonra orda olmaya karar verdik ve bunun bir devamı olarak Silikon Vadisi’nde de bir ofis açacağız. KOSGEB bu noktada Amerika’da kuluçka merkezi kurmak isteyen üniversitelerin bir konsorsiyum olarak toplu başvuru yapmasını ve bu başvuruları destekleyeceğini söyledi. Böylece YTÜ liderliğinde İTÜ, Gebze Teknik Üniversitesi, BAU ve Hasan Kalyoncu Üniversitesi ile toplu başvuru yapıldı. Sonuçta 5 yıl için 3,75 milyon dolar destek aldık, Türkiye’deki şirketimizi kurduk ve bu şirket de Silikon Vadisi’ndeki kuluçka merkezi şirketini kuracak. Gelecek ay Amerika’da uygun bir yeri kiralama işine başlamış olacağız. Bu sebeple şehir merkezini değil, ekosistemin, etkinlikler ve programların bulunduğu Silikon Vadisi’ni tercih ediyoruz. Aynı nedenle Seattle modelinden farklı olarak kendi yapımız içinde yer almak istiyoruz; çünkü amacımız teknopark firmalarının Amerika’ya açılmasını ve buradaki girişimcilerin Amerika’daki girişimcilerle bağlantı kurmasını hızlandırmak. Burada 5 üniversitenin iki büyük teknoparkı var. Birincisi YTÜ Teknopark, diğeri de İTÜ Arıkent. İki teknoparkta da Amerika’ya açılmak isteyen çok sayıda firma var ve elbette iki büyük kuluçka merkezimiz mevcut. Dolayısıyla Silikon Vadisi çok işlek bir merkez olacak ve biz de bu nedenle 400-500 metrekarelik hatırı sayılır bir alanı kiralamak istiyoruz. İşin ilginci bizim firmalarımız bu istekle devam ederse tıpkı Davutpaşa’da başımıza geldiği gibi, Amerika’da da ikinci, üçüncü ofisleri açmak zorunda kalacağız. Gelecekteki hedeflerimiz arasında Londra ve Dubai’de Kuluçka ofisleri açmak bulunuyor. Sonuçta teknopark firmaları bizi yönlendiriyor, onların talep ettikleri ülke ve şehirleri önceliklendirmemiz daha sağlıklı oluyor. Dış ilişkiler koordinatörlüğündeki arkadaşlarımız Ekonomi Bakanlığıyla birlikte ticaret heyetleri düzenleyerek bütün bu süreci organize ediyor. Teknoparkımızda kuluçka aşamasında olan 100 şirketle (yüzde 60’ı donanım girişimi) birlikte toplam 382 firmanın ihtiyaçlarını karşılamak için hızla büyümeye ve organize olmaya devam ediyoruz.Dijital Yerliler Mobil Bankacılık Seviyor
Mobil cihazlar dijital yerliler segmentinin ayrılmaz bir parçası. Ancak, mobil ödemelerin yaygınlaşması için biyometrik kimlik doğrulama gibi siber güvenlik teknolojilerinin de yaygınlaşması gerekiyor. Bunun için de kullanıcıyı mobil ödemeyi güvenli kılan bankacılık çözümleri hakkında bilgilendirmek şart.
Finsev araştırmasına göre1 tüketicilerin yüzde 70’i son bir ay içinde online bankacılık hizmetlerinden en az iki kez yararlandı (Amerika ortalaması ayda 8 online işlem). Kullanıcıların yüzde 61’i online fatura öderken yüzde 51’i de bankadan değil, doğrudan hizmet/ürün aldıkları şirketlerin web sitesinden ödeme yaptı. Amerika’da online fatura ödeme oranı yüzde 58’e ulaştı.
Dijital yerliler önde
Araştırmaya göre dijital yerlilerin yüzde 82’si (25-35 yaşları) son 30 günde online bankacılık kullandı ve online bankacılıkta 10 kat uzun süre geçirdi.
Akıllı telefonlar yeni marka
Tüketicilerin yüzde 40’ı mobil bankacılık kullanıyor. Dijital yerlilerde ise bu oran yüzde 87. Tüketicilerin yüzde 60’ının mobil bankacılık kullanmamasının sebebi ise Amerika’da parola ve güvenlik şifre destekli çok adımlı kimlik doğrulama teknolojisinin henüz Türkiye’den geride olması. Bununla birlikte mobil bankacılık kullananların yüzde 47’si online alışveriş ve yüzde 45’i havale yapıyor.P2P geride
Kişiler arası doğrudan havaleye izin veren P2P teknolojisi diğer ödemelerin oldukça arkasından geliyor (yüzde 14). Bunun en büyük nedeni tüketicinin çalıştığı bankanın P2P ödeme sunduğundan haberdar olmaması. Diğer sebebi ise güvenlik kaygıları.Dijital yerliler patlama yaptı
Son bir yılda Amerika’da mobil bankacılık kullanan dijital yerlilerin oranı yüzde 66 arttı. Üniversite gençliğinde bu artış yüzde 59. En büyük artış kalemi ise mobil fatura ve mobil havale. Dijital yerliler tüm işlemlerin ve ekstre bilgilendirmenin gerçek zamanlı olmasını istiyor. İşlemin gün içinde tamamlanmasını isteyenlerin oranı yüzde 36, gerçek zamanlı olmasını isteyenlerin oranı ise yüzde 25.Üstelik P2P isteğini artırıyor
Finsev araştırmasının en ilginç sonuçlarından biri de gerçek zamanlı mobil ödeme isteyenlerin yüzde 40’ının P2P ödemeleri de kullanmak istemesi.
Parmak izi kral
Mobil ödemede en büyük çekince mobil güvenlik: Bu noktada mobil bankacılık kullananların yüzde 29’ı son bir yıldaki siber saldırılar yüzünden mobil ödemelerde çekince yaşadıklarını söylüyor. Yüzde 41’i sırf bu kaygıyla mobil bankacılığı bırakıp laptop ve masaüstüne geçtiklerini, yüzde 33’ü de nakit/çek kullanmaya başladıklarını belirtiyor. Ancak en basit parola ve çok adımlı güvenlik şifresi desteği bile kullanıcıları mobil ödeme kullanmaya teşvik ediyor. Bu oran üniversite gençliğinde yüzde 57, X kuşağında yüzde 47 ve genelde yüzde 61. Biyometrik kimlik doğrulama mobil ödemelerde daha çok güven veriyor. En başta parmak izi teknolojisi var (yüzde 62; hem de 1 yılda yüzde 72 artışla!). Ardından göz tarama yüzde 42, yüz tanıma (yüzde 26) ve ses tanıma (yüzde 23) geliyor. Bu da bankaların hem fintech sektöründe biyometrik kimlik doğrulama teknolojilerini geliştirmesini hem de tüketiciyi bu konuda bilgilendirmesini gerektiriyor. Sonuçta mobil ödemeler, özellikle de temassız ödemeler zincir perakende sektöründe dijital alışveriş oranını yüzde 30’a kadar artırıyor. 1Expectations & Experiences: Consumer PaymentsTrump kazandı ve Amazon’un başı dertte
Trump’ın başkanlık yarışını kazanması, ABD’deki teknoloji sektörü açısından çok hayırlı olmayabilir. Özellikle de Jeff Bezos’un sahibi olduğu Amazon’u çok kötü günler bekliyor.
Trump’ın teknolojiden anlamadığı ve teknoloji şirketlerine karşı olumsuz görüşlere sahip olduğuna dair yorumlar ortaya çıkmaya başlamışken ayrıca bir Amazon konusu gündeme geldi.
Amazon’un sahibi ünlü iş adamı Jeff Bezos ile Donald Trump arasındak husumet, başkanlık yarışı sırasında da kendini gösterdi.
Bezos’un sahip olduğu ünlü gazete The Washington Post, Trump aleyhine her türlü fırsatı kullanarak Trump’ın kampanyasını zedeleyecek manşetler atmasıyla dikkat çekti. Bu kavga o kadar büyüdü ki, Donald Trump bizzat “Başkan olursam Jeff Bezos’u çok zor günler bekliyor,” diyerek Bezos’u açıkça tehdit etti.
Ve şimdi o senaryo gerçekleşti. Donald Trump artık ABD Başkanı oldu ve seçim yarışı süresince Trump’ı vergi kaçakçısı olarak suçlayan Washington Post ile sahibi Jeff Bezos ve elbette Amazon’u çok zor günler bekliyor. Donald Trump’ın, elindeki yetkilerle e-ticaret devini çok sıkıştıracağı ve bulacağı her açığı milyar dolarlık cezalara çevirteceği tahmin ediliyor.
Trump, Jeff Bezos’un Washington Post’ta masrafları büyük göstererek veya farklı alışverişlerle diğer şirketlerindeki büyük geliri vergiden kaçırdığını düşünüyor. Dolayısıyla Ocak ayından sonra vergi müfettişlerinin Bezos’un şirketlerini didik didik incelemesi bekleniyor.
Bilgisayar oyunlarında kara para aklıyorlar
Bilgisayar oyunlarında oldukça popüler bir gelir modeli haline gelen oyun içi eşya, sanal oyun para birimi ya da indirilebilir içerik satışı sistemini siber suçluların hedefi oldu. Dijital para birimlerini ve oyun platformlarını kullanan suçlular, buradaki mali denetim boşluğunu kullanarak para aklama girişimlerinde bulunuyor. Trend Micro, bilgisayar korsanlarının oyun platformlarını kullanarak nasıl kara para akladığını araştırdı.
Masum oyuncular suçluların oyuncağı
Siber suçlular, ilk adımda oyun içindeki hatalardan ve kodlama açıklarından faydalanarak oyun içi sanal para birimi biriktiriyorlar ya da zararlı yazılımlar kullanarak diğer oyuncuların kullanıcı hesaplarını ele geçiriyorlar. Burada olta saldırısı başta olmak üzere birçok sosyal mühendislik yöntemi kullanarak, özellikle dijital oyun dağıtım platformlarındaki hesapları ele geçirmek siber suçlular arasında oldukça revaçta. Bu şekilde oyunla ilgili elde ettikleri dijital varlıkları internet üzerinde satışa çıkarıyorlar. Siber suçlular kimi zaman bu satış ilanlarını sosyal medya üzerinden de verebiliyorlar. Siber korsanlıkla elde ettikleri dijital varlıkları satarak para kazanan bu kişiler, sonrasında alınan ödemelerin izini kaybettirebilmek için bu parayı hemen dijital para birimlerine çeviriyorlar. Bilgisayar oyunları yıllar içindeki büyük gelişimleriyle birçok insana eğlencenin doruk noktasında olduğu büyülü bir dünyanın kapılarını açtılar. Sadece ABD’de hane halkının yüzde 63’ünde en az bir kişi bilgisayar oyunu oynuyor. Oldukça büyük bir pazarı temsil eden bilgisayar oyunları sektörünün son dönemdeki önemli gelir modellerinden biri de oyun içi satın almalar. Bu şekilde oyuncular ekstra ödeme yaparak bazı özel içeriklere sahip olabiliyorlar. Eğlence Yazılımcıları Derneği (ESA)’nın verilerine göre ABD’deki oyuncuların yüzde 65’i oyun içinde gerçek para kullanarak satın alma yapma isteğine sahip.Facebook ABD seçimlerinde Filtre Balonu etkisi mi yarattı?
ABD’de, beklenmedik bir oy artışı ile seçimi kazanarak yeni ABD başkanı olan Donald Trump, rakip aday Clinton’ın destekçilerini şoka soktu.
Clinton’ın kazanmasına kesin gözüyle bakan destekçiler şimdi, bu mağlubiyetin sorumlusu olarak Facebook’u ve Zuckerberg’ü gösteriyorlar.
Facebook’un, sorunlu haber gösterme algoritması nedeniyle farkında olmadan Trump’ın propaganda makinesine dönüştüğünü vurgulayan Clinton’cılar bu durumu Filtre Balonu teorisiyle açıklıyorlar.
Facebook insanları filtre balonu içine mi hapsetti?
Sosyal medya servisinin haber akış algoritmasının insanları bir filtre balonu içinde yaşamaya mecbur bıraktığını ve bu yüzden Trump hakkındaki gerçeklerin insanlara ulaşmadığını savunan Clinton’cılar, şu sıralar Facebook’a ateş püskürüyorlar. Filte Balonu kavramı, yazar Eli Pariser’ın 2011 yılında best seller olan kitabı “Filtre Balonu: İnternet sizden ne saklıyor?” içinde ortaya atılmıştı. Söz konusu kavram, istediklerini filtreleyen mekanizmalar nedeniyle insanların artık kendi küçük dünyaları dışında olan biteni görmekten uzaklaşarak, seçtikleri filtrelerden oluşan küçük bir balonun içinde yaşamaya başlayacaklarını anlatıyor. Filtre balonu kavramı, insanlara online mal satmak için icat edilen bu filtreler nedeniyle insanların dış dünyada olanlardan habersiz kalacağını, yabancı kültürlerle ve etkenlerle tanışmadan yaşayacakları bir hayata itileceğini savunuyor. Sosyal medya servisinde seçim süreci boyunca yaşananların filtre balonu oluşturduğunu anlatan Clinton’cılar, yarışı bu yüzden kaybettiklerini düşünüyorlar. Clinton’cılar, tarafların karşı tarafın argümanlarını duymak, görmek, okumak istemedikleri için Trump’ın yanlışlarını ve tehlikelerini anlatan paylaşımları, haberleri engellediklerini, bu konuda konuşan insanları listeden çıkardıklarını veya “bu kişiden daha fazla gönderim almak istemiyorum,” gibi seçeneklerle kendilerini dışa kapadıklarını vurguluyorlar. Suçlamaların dozu arttığında Zuckerberg’in sosyal medya servisinde yeni bir güncelleme yapması ise olası görülüyor.Slack yöneticileri patır patır istifa ediyor
Hızlı bir yükseliş gösteren Kanadalı Startup Slack’in geçen hafta istifa eden bir yöneticisinden sonra şimdi de iki yöneticinin istifa etmesi gözleri bu şirkete çevirdi.
Bir anda çok popüler olan, kurumsal alana yönelik takım sohbet uygulaması Slack’in başarısı Microsoft’un da gözünden kaçmamış, yazılım devi geçen hafta Slack’e rakip olarak Teams uygulamasını duyurmuştu.
Hızla büyüyen şirkette anlaşmazlık mı var?
Slack’te istifaların neden yaşandığı bilinmiyor. 3.8 milyar dolar değer biçilen Kanadalı şirketin işten ayrılan yöneticileri en az bir senedir Slack’le çalışıyorlardı. Bugün istifa eden Anne Toth, şirketin insan kaynakları yöneticisiydi ve bu iş için Google’daki işinden ayrılmıştı. Mark Lawson ise şirketin yaratıcı yönetmeniydi ve bu iş için sekiz ay önce, büyük bir animasyon stüdyosundaki işini bırakmıştı. Şirketin sözcüsü ise, 700 çalışan bulunduğunu ve bazılarının işte ayrılmasının normal olduğunu dile getirse de çok kısa bir süre içinde 3 üst düzey yöneticinin ayrılması doğal görünmüyor. Akla ilk gelen senaryolardan biri Microsoft ve Facebook gibi rakiplerin, bu yöneticileri gizlice transfer etmiş olabileceği. Diğeri ise aniden çok hızlı büyüyen şirketten pay almak isteyen yöneticilere CEO’nun olumsuz cevap vermiş olabileceği… Kanadalı şirket bu sırada hızla büyümeye devam ediyor. Geçen 45 gün içinde çalışan sayısı %15 büyürken, önümüzdeki kısa dönem için de 100 yeni işe alım planı bulunuyor.HPE Aruba, yeni partner programını duyurdu
18 ay önce HPE’ın bir parçası olan HPE Aruba, iş ortaklarının gelişen kurumsal mobilite pazarından yararlanmalarını sağlamak ve eski Aruba ile HP Enterprise Networking kanal programlarını tek bir yapıda birleştirmek adına Partner Ready for Networking programını tanıttı.
Her iki eski programın en iyi unsurlarını koruyan program, artık ağa odaklanıyor ve iş ortaklarına öngörülebilir kârlılık, iş yapma kolaylığı ve mobil ağın avantajlarını vadediyor.
1 Kasım’da başlayan 2017 Mali Yılı için, eski Aruba PartnerEdge ve HPE Partner Ready programlarında kazanılan üyelik katman seviyesi korunuyor. Bir başka deyişle, 2016 Mali Yılında PartnerEdge veya Partner Ready’de Platin statüsü kazanan iş ortakları, 2017 Mali Yılında Partner Ready for Networking’de de Platin üye olarak kabul edilecekler.
Partner Ready for Networking neler sunuyor?
Partner Ready for Networking, üç katmanlı bir üyelik yapısını içeriyor: Platin, Altın ve Gümüş. Bunların yanı sıra var olan programlardan, kademeli üyelik indirimleri, başarılan uzmanlık alanları için teşvikler ve düşük anlaşma boyutları ile avantajlı kayıt kolaylığı gibi hem satıcı iş ortakları hem de yöneticileri için kazançlı olacak olan bir çok özellik de programa dahil oluyor.
1 Kasım’da başlayan 2017 Mali Yılı için, eski Aruba PartnerEdge ve HPE Partner Ready programlarında kazanılan üyelik katman seviyesi korunuyor. Bir başka deyişle, 2016 Mali Yılında PartnerEdge veya Partner Ready’de Platin statüsü kazanan iş ortakları, 2017 Mali Yılında Partner Ready for Networking’de de Platin üye olarak kabul edilecekler.
Şeffaf ve basit yapı
Her zaman açık ve detaylı olarak açıklanan gereksinimlere sahip Partner Ready for Networking programında, iş ortakları herhangi bir sürprizle karşılaşmıyor ve önünde ne olduğunu her zaman açıkça biliyor. HPE Aruba, bütün ağ ürünü yeniliklerine ve araçlarına kolaylıkla erişilebilmesi adına, Partner Ready portalında özel bir Partner Ready for Networking sitesi oluşturdu. Bu web sitesi, iş ortaklarına HPE’nin birleşik portal ortamında sorunsuzca dolaşabilmeleri için Single-Sign-ON (SSO) özelliği de sunuyor.İlk Ulusal Bulut Veri Merkezi açılıyor
Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. ve Oracle aralarındaki stratejik işbirliğinin bir parçası olarak Oracle Bulut yapısını yeni teknoloji ile donatılmış veri merkezinde açmayı planladıklarını duyurdu. 2017 yılının ortalarında açılması planlanan bu yeni veri merkezi, Oracle’ın PaaS ve IaaS bulut hizmetlerinin kurulumunu destekleyecek.
Turkcell’in Gebze Veri Merkezi’nden sunulacak olan Oracle Bulut yapısı, verinin nerede konuşlandırılması ile ilgili yerel düzenlemeleri desteklerken, Türk şirketlerinin bulut çözümleri ile maliyetlerinin azaltılmasına, esneklik ve çevikliklerinin ise artmasına olanak sağlayacak.
Data artık en büyük zenginlik
Oracle EMEA ve APAC Bölge Başkanı Loic Le Guisquet; “Türkiye, Oracle için önemli bir pazar ve yeni veri merkezi ile Türk müşterileri son teknoloji ile donatılmış tesisten her yönüyle faydalanırlarken dijital dönüşümlerini de hızlandırma imkanı elde edebilecek”. “Oracle, uygulama ve müşteri verilerinin gizliliğiyle ilgili yerel düzenlemelere uyumluluğu desteklerken yeni pazarları değerlendirmeye de devam ediyor. Oracle olarak veri merkezi konusunda iş ortağı seçiminde önceliğimiz tesis, operasyon, güvenilirlik ve güvenlik ve yüksek devamlılık sağlayarak kaliteli ve kesintisiz hizmet sunabilmek oldu.” Datanın günümüzün en büyük verimlilik ve zenginlik kaynağı olduğuna dikkat çeken Turkcell Genel Müdürü Kaan Terzioğlu, “Türkiye’nin datası Türkiye’de kalmalı tutkumuzla bundan 6 ay önce 27 bin metrekare ile Türkiye’nin en büyük veri merkezini devreye aldık. Yıllık geliri 25 milyar dolar civarında olan küresel datacenter pazarında Türkiye’nin en büyük oyuncusuyuz. Bu kısa sürede ilk defa uluslararası bir teknoloji devi Oracle, Türkiye’nin datası Türkiye’de kalacak dedi. Bunun Turkcell veri merkezimizde host edilecek olması bizim için büyük bir gurur kaynağı. Türkiye’nin datasının Türkiye’de kalacağı ilk örneğin oluşmadında yarattığı işbirliği için Oracle’a çok teşekkür ediyorum.” Oracle Türkiye Genel Müdürü ve Başkan Yardımcısı Filiz Doğan, “Oracle’ın Turkcell ile arasındaki stratejik işbirliği sayesinde müşterilerimiz, yeniliklerini daha hızlı geliştirebilecekleri, maliyetlerini azaltabilecekleri ve sektörde lider konumdaki güvenli bir ortamda işlerini büyütebilecekler. Yüksek performanslı bir buluta erişim imkanına sahip olacaklardır” dedi.Sağlık Sektöründe 3 Boyutlu Yazıcılar
Fizikist’in Bilim Konuşmaları isimli konferans serisi tüm hızıyla devam ediyor!
Hayalleri gerçeğe dönüştüren 3 boyutlu yazıcı teknolojisi kullanımı gün geçtikçe artıyor. 3 boyutlu yazıcıların en önemli kullanım sahalarından biri sağlık sektörüdür.
Sürece bakıldığında 3 boyutlu yazıcı teknolojisi ile öncelikle eşyalar basıldı, telefon kabı, gözlük, ayakkabı, elbise, mimari modeller… ve şimdi sağlık sektöründe yapay organ basımı denemeleri, eksik kemik parçalarını tamamlama ve kişiye özel protez yapımı gibi araştırmalar ile geleceğin umut ışığı olma yolunda hızla ilerliyor. Tıp Dünyası 3 boyutlu yazıcı teknolojisi ile insanlara yeni umut ışığı yansıtıyor.
Dünyada ilk defa Caretta Carettaya takılan 3D çene protezini tasarlayan Btech Innovation firmasının CEO’su Kuntay Aktaş’ın konuşmacı olarak yer alacağı Sağlık Sektöründe 3 Boyutlu Yazıcılar konferansı, 20 Kasım 2016 Pazar günü saat 15.00’de İstanbul, Kadıköy’de bulunan Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.
TechInside’ın sponsor olduğu konferansta neler konuşulacak?
• 3 Boyutlu yazıcılar ile kişiye özel tedaviler • Tümör cerrahisinde 2 boyutlu röntgenlerden 3 boyutlu modellere • 3 Boyutlu teknolojiler neden veterinerlik için çok önemli? • Çözümü olmayan bir çok vaka için kişiye özel protez üretimi? • Kişiselleşmiş tedavi yöntemlerinin faydası nedir? • Endüstri 4.0 da 3 Boyutlu yazıcıların yeri • 3 Boyutlu yazıcılarda endüstriyel dünyada neler yapılıyor ? • Kullanılan malzemeler ne kadar yeterli? • 3 Boyutlu yazıcılar ile doku, organ ve hücre basımı • Kompleks cerrahiler 3 boyutlu yazıcılar ile nasıl basit hale getiriliyor? • 3 Boyutlu modeller ile planlama, cerrahların işini nasıl kolaylaştırıyor? • Etkinliğe katılım ise tamamen ücretsiz. Kontenjanlar ise sınırlıdır. Etkinliğe katılmak için buradaki bağlantıdan ücretsiz kayıt olabilir, söz konusu etkinlik ve diğer Fizikist etkinlikleri detaylı bilgiyi ise [email protected] adresine e-posta atarak öğrenebilirsiniz.Amazon gündelikçi işine giriyor!
Türkçe söylendiğinde kulağa komik geliyor ancak Amazon gerçekten de gündelikçi işine giriyor. Evinde temizliğe ihtiyacı olanlar artık Amazon Prime üyeliği sayesinde evlerine temizlikçi çağırabilecekler.
Amazon’un yeni girişimi hakkında henüz resmi bir açıklama yok ancak hem Amazon’dan sızan haberler hem de şirketin temizlik işçisi ilanları bu şüpheleri doğruluyor.
Aslında işin tanımı tan anlamıyla “temizlikçilik” değil. Amazon’un iş ilanlarına göre, bu kişiler ev asistanlığı yapacak. Yani temizliğin yanında yemek pişirmek, alışverişe çıkmak, çamaşırları yıkamak gibi görevleri de olacak.
Servisin şimdilik nerede geçerli olacağı kesin değil ancak iş ilanı verilen bölge ABD’de Seattle. Bu bölgede çok sayıda ev-ofis çalışan profesyonel olduğu da düşünüldüğünde, bu kişilerin ihtiyaç duyduğu asistanlık hizmetlerini sağlamak üzere Amazon’un bir girişimde bulunacağı anlaşılıyor.
İş yaparken eviniz bakımsız kalmasın
Amazon Prime servisi, aylık belli bir ücret karşılığında bazı hizmetleri ücretsiz veya çok uygun fiyatlarla almayı sağlıyor. Örneğin Stream TV yayınlarını ücretsiz alabilen Amazon Prime üyeleri, Amazon üzerinden satın aldıkları ürünleri indirimli kargı ücretleriyle ve beklemeden öncelikli olarak teslim alabiliyorlar. Amazon’un şimdi kendi bünyesinde istihdam edip sigortasını ve maaşını ödeyeceğini asistanları, ev hizmetleri için uygun günlük, haftalık, aylık ücretlerle kiralayacağı düşünülüyor. Hizmeti alanlarsa, maaş, sigorta, yemek, yol gibi özlük hakları ödemeleri, vergi sorumlulukları gibi bürokratik işlerle uğraşmadan Amazon’a ödeme yaparak evlerinde asistan çalıştırabilecek ve diledikleri zaman da bu hizmeti almayı durdurabilecekler. Asistan olarak hizmet veren çalışanlarsa, bir müşteri ile işleri bittiğinde bile işsiz kalmadan Amazon’un diğer müşterilerine hizmet vermeye devam edecekler. Servisin ilgi görmesi halinde ABD’nin diğer şehirlerinde ve Avrupa’da da hizmetin yaygınlaşması kaçınılmaz gibi görünüyor.SAP’den dijital ekonomiye destek: Mültecilere kod eğitimi
SAP ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarından iş ortakları ile başlattıkları Mülteci Kod Haftası kapsamında Türkiye, Mısır, Ürdün ve Lübnan’da 8 ile 24 yaş arasındaki 10 binden fazla gence kodlama eğitimi verilmesi hedefleniyor. İlk duyurusu İstanbul’da gerçekleşen Dünya İnsani Zirvesi’nde yapılan Mülteci Kod Haftası, mültecilerin ve göçmenlerin ekonomik ve sosyal açıdan güçlendirilmesini amaçlayan Birleşmiş Milletler New York Deklarasyonu’nu destekliyor.
Dünya, en zorlu mülteci krizlerinden birini yaşıyor. Türkiye, Mısır, Ürdün ve Lübnan ise yaklaşık 5 milyon mülteciye ev sahipliği yapıyor. Global Kurumsal Sosyal Sorumluluk vizyonu çerçevesinde “daha iyi bir dünya için topluma ve sosyal yaşama destek” ilkesiyle kurumsal sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştiren SAP, “Mülteci Kod Haftası” kapsamındaki ücretsiz atölye ve online eğitimler ekim ayında İstanbul’da düzenledi.
Türkiye ve Orta Doğu’da 10 binden fazla mülteci gence ücretsiz kodlama atölyesi
Mülteci Kod Haftası girişimi, Galway Education Center, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve 25’ten fazla yerel partnerin katkılarıyla yürütülüyor. Türkiye’de ise Işık Üniversitesi, Kiron, IMC, Impact Hub, KızCode ve Hayata Destek Derneği gibi sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içinde ve 300’ü aşkın eğitmenin desteğiyle gerçekleştirilen Mülteci Kod Haftası’nın İstanbul ayağındaki ücretsiz kodlama atölyeleri ve online eğitim atölyelerine 8-24 yaş arasındaki 950 mülteci genç katıldı. Mülteci Kod Haftası, orta ve kısa vadede mülteci gençlerin dijital alandaki yetenek gelişimini destekleyerek, bölgedeki şirketlerin gerekli pozisyonlardaki ihtiyacına cevap vermeyi hedefliyor. IDC’ye göre, iş fırsatlarını kanıtlayan bir gösterge olarak 2016 yılı içerisinde ICT harcamalarının Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’da 260 milyar Dolar’a ulaşacak olması gösteriliyor. Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNCHR) Dış İlişkiler Yetkilisi Gavin David White “ Suriyelilerin orta doğu bölgelerinde farklı yerlere göç etmesi çocuklar ve gençler için yıkıcı sonuçlara sebep oldu. Bu doğrultuda mültecilerin zorluklarla baş etmesine ve yaşamlarını sürdürmek için farklı seçeneklere sahip olmalarına katkıda bulunmak amacıyla hayata geçirilen ‘Mülteci Kod Haftası’, bilgisayar programlamanın temel ilkelerini öğrenme şansı sunarken pazar odaklı beceriler sunarak gelecekteki istihdama olumlu faydalar sağlıyor” dedi.SAP sadece kurumları değil toplumları da iyileştirmeye odaklanıyor
SAP Türkiye Genel Müdürü Zeynep Keskin projeyle ilgili; “SAP, dünyayı daha yaşanır bir yer haline getirmek için birçok alanda kurumsal sosyal sorumluluk projelerini hayata geçiriyor. Mülteci Kod Haftası sayesinde, hükümetler, teknoloji şirketleri ve yerel sivil toplum kuruluşları güçlerini birleştirerek, mültecileri etkin bir şekilde yaşama dahil etmeye, yerel yeteneklere ilham vermeye, ICT (bilgi teknolojileri) alanında yetenek açığının kapatılmasına ve ülke çapındaki dijital dönüşüme destek oluyor. Bu proje de mülteci gençleri teknolojiye yaklaştırarak ve kodlamayı öğreterek bulundukları ülkelerde kendi kendilerine yetebilmelerini ve iş hayatına katılımlarını kolaylaştırmayı hedefliyor. SAP olarak, inovasyonlarımızla daha iyi bir gelecek için çalışırken, bölgedeki şirketler için de yetenek havuzu oluşturulmasına destek oluyoruz.”Eğitim sonunda staj veya iş imkanı da sunulacak
Türkiye’deki aktiviteler için SAP, mülteci ve Türk vatandaşlarından oluşan 300’ü üzerinde kişiyi eğitmen olarak yetiştirdi. Daha genç yaştaki katılımcılar basitleştirilmiş kod platformu Scratch’i öğrenirken, daha ileri yaştakiler ise HTML, CSS, Javascript, PHP ve SQL Business One kurumsal yazılımı hakkında da bilgi alma şansı yakaladılar. Etkinlik sonrası da online eğitimlere ulaşımının sağlanması ile etkinliğin etkisini arttırarak daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayacak. Eğitimlerde başarı gösteren öğrenciler seçilerek 15 haftalık “Bootcamp”lere alınacak. Bootcamp eğitimlerinde başarı gösteren gençlere staj veya iş imkânı da sağlanacak.Afrika’da 17 ülkeden 89 bin genç eğitildi
Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleştirilen “Dünya İnsani Zirvesi’nde duyurulan Mülteci Kod Haftası kapsamında 750 gönüllü Kodlama Eğitmeni olarak Ürdün’de eğitildi. 15-23 Ekim’de ise 4 ülkenin tamamını kapsayacak mülteci toplulukları için eğitim kampı başladı. Gelecek etaplarda gönüllü eğitmen sayısının da 2.000’in üzerinde olması bekleniyor. Projenin ilham kaynağı 2015 yılında başlayan ve bu yıl da devam eden, 10 günü aşkın sürede 17 ülkeden 89 bin gencin ve binlerce öğretmenin eğitildiği Afrika Kod Haftası(Africa Code Week).Müşteri karakteri B2B içerik pazarlamada yaygınlaştı
Online perakendenin yaygınlaşmasıyla birlikte müşteri karakteri oluşturarak hedef kitleyi tüketim alışkanlıklarına göre segmentlere ayırmak zorlaştı. Markete giren müşterinin bile 3 saniye sonra tam olarak hangi ürünü satın alacağını bilmediğimiz durumlarda, büyük veri analizi yaparak veriyi anlamlandırmak ve dinamik içgörüye dönüştürmek bu yüzden büyük önem taşıyor. Dinamik analiz müşteri karakterinin yerini almaya başlıyor.
Oysa B2B farklı
Ancak, uzun vadeli müşteri segmentasyonu kurumsal firmalar için hâlâ geçerli. Sonuç olarak bir şirketin dış kaynak kullanan satın alma departmanının rastgele harcamalar yapması mümkün değil. Her şey bütçe, planlama ve onay sürecinden geçiyor. B2B sektörü işte bu yüzden satın alma yapan müşteri karakterlerini (buyer persona) çok seviyor. Eskiden müşteri karakteri sınıflandırması şirketlerin ideal hedef kitlesini tanımlayan hayali kategoriler olarak düşünülürdü. Artık potansiyel müşterinin müşteri yolculuğundaki hangi noktalarda satın alıcıya (buyer) dönüştürüleceği açısından ele alınmaya başladı.Reklam ve içerik pazarlamanın gözbebeği
B2B sektöründe müşteri karakteri, perakendeden daha katı olan müşteri alışkanlıklarına göre dijital reklam hedeflemede kullanılıyor. Nitekim Pan Communications tarafından Mart 2016’da yapılan araştırmaya göre, Amerika’daki B2B şirketlerinin yüzde 64’ü içerik pazarlama planlarını müşteri karakterine göre yapıyor. B2B içerik pazarlamada müşteri karakteri aynı zamanda kurumsal blog, bağlılık programları ve e-bülten gibi içeriklerin daha iyi hedeflenmesi için kullanılıyor. LinkedIn üzerindeki B2B Technology Marketing topluluğunun 2016 Haziranında yaptığı araştırmada, müşteri karakteri pazarlamacılarının segmentasyon için kullandığı en popüler ikinci yöntem olarak sıralanıyor.









