Dijital baskı sistemlerindeki gelişmeler, kişiye özel posta uygulamalarına yönelik talebi artırıyor. Günümüzde şirketler yeni müşteriler bulmak, müşteri bağlılığını artırmak ve kar getiren işler yapmak için kişiye özel postayı inovatif bir çözüm olarak kullanıyor. Pazarlama faaliyetlerinde kişiye özel posta uygulamalarından faydalanan markaların yüzde 92’si gelecek yıl göndermeyi planladıkları kişiye özel posta materyallerinin bir önceki yıldan daha fazla olacağını düşünüyor.
Xerox’un kişiye özel baskı pazarına yönelik yaptığı araştırma sonuçlarına göre; tüketiciler kendilerine hitaben yazılmış postaların yüzde 70’ini açıyor. Açılan kişiye özel postaların yüzde 79’u en az bir dakika boyunca inceleniyor. Tüketicilerin yüzde 71’i, kişiye özel postanın okunmasında, gönderilen mektubun kağıt, tasarım ve baskı kalitesinin de etkili olduğunu söylüyor.
Günümüzde her alanda yaşanan dijitalleşme, pazarlama faaliyetlerinin de dijital kanallar üzerinden yapılmasına imkan tanıdı. Mobil cihazlar ve e-posta üzerinden yapılan reklamların sayısında artış gözlense de bu çalışmaların tüketiciyi satın almaya ne denli yönlendirdiği çokça tartışılıyor. ABD Posta Hizmetleri’ne göre her mesken (konut – iş yeri) haftada ortalama 16 direkt posta (mektup) alıyor. Her tüketicinin bir haftada aldığı ortalama e-posta sayısı ise 100’ün üzerinde. Bu kadar fazla e-posta alınması, çoğunun okunmadan, incelenmeden silinmesine neden oluyor.
Pazarlama araçlarının etki derecesini ve geri dönüş oranlarını her yıl düzenli olarak ölçen, satış ve pazarlama yöneticilerinin düzenli takip ettiği DMA (Designated Marketing Area) Etki ve Geri Dönüş Oranları 2015 yılı araştırmasına göre; klasik posta ile gönderilen mektupların etki derecesi ve geri dönüş oranı yüzde 3,7. Elektronik postaların geri dönüş oranı yüzde 0,2. Arama motorları veya belli bir site üzerinde paralı ilanlara geri dönüş oranı yüzde 0,1. Mobil ağlar, sosyal medya gibi mecralardaki pazarlama iletilerine geri dönüş oranı ise yüzde 0,32. Bu sonuçlar, tahmin edilenin aksine, kişilerin ev-iş adreslerine yapılan kişiye özel içerikli pazarlama içeriklerinin çok daha etkili ve amaçlanan yönde geri dönüş sağladığını gösteriyor. Araştırma sonuçlarına göre, kişiye özel posta alan ve pazarlanan içerikle ilgilenen tüketicilerin yüzde 55’i markanın fiziksel mağazasına gidiyor, yüzde 54’ü internet sitesini ziyaret ediyor ve yüzde 45’i pazarlaması yapılan ürünü satın alıyor.
Basılı postalardan tam anlamı ile yararlanmak isteyen pazarlamacıların dikkat etmeleri gereken bazı noktalar var. Postanın kişiye özel düzenlenmesi maalesef yetmiyor. Bu düzenlemenin nasıl yapıldığı da önemli.
1. İçeriklerinizi kişiselleştirin
Kişiye özel gönderi, doğrudan posta uygulamalarının başarıya ulaşmasında son derece etkili. Kişiye özel bir görsel, mesaj ve bilgi kullanarak hazırlanan dokümanlar; sadece isim ve soy isim bilgisinin yer aldığı iletilerden çok daha iyi geri dönüş alıyor. Markayı tüketici gözünde farklılaştırıyor.
2. Dijital medya ile kişiye özel postayı entegre edin
Araştırmalar, sadece basılı materyallerin kullanıldığı kampanyaların tüketicilerden yüzde 7,4 oranında geri dönüş aldığını ve yüzde 7,1’ini satın almaya ikna ettiğini gösteriyor. Ancak kişiye özel bir içerikle hazırlanan dijital baskı, e-posta, sosyal medya ve mobil uygulamalar ile desteklenmiş bir kampanyanın başarı oranı yüzde 9,5’e kadar çıkabiliyor. Pazarlama çalışmalarında birçok yöntemi birbiri ile entegre şekilde kullanmak, başarı oranını yükseltiyor.
3. İletişimin sürekliliğini sağlayın
Doğrudan pazarlama çalışmalarının satışlar üzerindeki etkisini görebilmek için devamlılık şart. Kişiye özel posta, dijital medya ile entegre edildiğinde ölçülebilir sonuçlar ortaya koyuyor. Müşterilerden maksimum geri dönüş alabilmek için her zaman kişiye özel mektup ve müşteri teklifleri gönderilmesi gerekiyor.
Çağrı merkezleri uzun yıllar boyunca Türkiye’de sadece teknik destek ekibi olarak anlaşıldı. Oysa günümüzde başta fintech, bankacılık, telekom ve zincir perakende olmak üzere, çağrı merkezleri farklı bir konuma yerleşmiş bulunuyor. Özellikle de yapay zeka destekli kişiselleştirilmiş pazarlamanın gelişimiyle birlikte, çağrı merkezleri satış, pazarlama ve tahsilatın yanı sıra müşteri memnuniyeti ile kurumsal itibarı artıran katma değerli yapılara dönüşüyor.
Procat Çağrı Merkezi Çözümleri ve Call Center Hotel CEO’su Tarkan Ersubaşı, sektörün kurucularından biri olarak sahip olduğu tecrübelerle çağrı merkezlerinin kurumlara hangi alanlarda avantaj sağladığını anlatıyor.
Çağrı merkezleri fintech sektörünün ilk örnekleri
Procat’i 2004 yılında kurmadan evvel, 1990 ve 2000 yılları arasında Türkiye’de çağrı merkezi sektörü, bankaların ve Telekom sektörünün çok ciddi yatırım yaptığı zamanlardı. Bankacılıkta, telefon bankacılığı ile başlayan süreç zamanla çağrı merkezine dönüştü. Bu açıdan bakarsak Türkiye çok özel bir ülke. Neredeyse her 7 yılda farklı bir kriz ile karşılaşılıyor ve bu krizler insanları farklı açılımlar yapmaya teşvik ediyor. Krizler bir yandan zorluklara yol açarken, diğer yandan da kendi fırsatlarını yaratıyor.
Fintech ve çağrı merkezlerinde kırılma noktası
2001 yılı öncesine çağrı merkezi sahibi olmak ve çağrı merkezi ile çalışmak bir pazarlama aracıydı. Ancak sonrasında görüldü ki ürün satmak kaliteli olsa bile yetmiyor. Ürünün yanında hizmetin de satılması gerekiyor. Ürün ve hizmetin birleşmesi gerekiyor.
Ancak, o zamanlarda Türkiye’deki algı bu şekilde değildi. İnsanlar ürüne para vermeye hazırken, yazılım gibi veya hizmet gibi know-how gerektiren ve elle tutulamayan değerlere para vermiyorlardı. Örneğin, büyük bir müşteri bulup POS cihazı satışı yaptıktan sonra, bir sonraki müşteriyi bulmak 6 ay sürüyordu ve bu süreç içerisinde şirketler resmen boş oturuyordu.
Çağrı merkezleri rekabet gücünü artırıyor
Benim fikrim ürünü bütünleyici, katma değeri yüksek hizmetler ile sürekli bir para akışı sağlamak ve müşterinin de üründen maksimum fayda sağlamasına çalışmaktı. Bir sorunun kaynağını anlamak, onu çözmenin yarısıdır. Bu yüzden danışmanlık yaparak şirketlerin gerçekten neye ihtiyaçları olduğunu ve müşterilerin şirketlerden beklentilerini anlamaya çalıştım. Her talebi dinlediğimde benim de aklımda farklı bir hizmet canlanıyordu.
2001-2002 yılları arasında dış kaynak çağrı merkezleri yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı. 2004-2005 civarında da çok büyük bir ivme kazandılar. 2006 yılı itibariyle de ses tanıma teknolojili çözümlerimizi üretmeye başladık. Bu teknolojilerin müşterilere yarar sağlaması açısından kurumlara da çok büyük yararları oldu. Şöyle ki özellikle banka, telekom ve finans kuruluşları regülasyonlar sebebi ile çağrı merkezi yüklerinin tamamını dış kaynak kullanımı ile halledemezler.
Çoğu çağrı merkezinin işlevini kendi bünyesinde bulundurması gerekiyor. Bu yüzden epey bir insan kaynağının şirket içerisinde çalışması durumu ortaya çıkıyor. Bu kadar fazla kişinin çalışması ise KPI’ların tutturulamaması anlamına geliyor. Ses tanıma ve sesli yanıtlama teknolojisi bu sorunu çözdü.
Procat Çağrı Merkezi Çözümleri CEO’su Tarkan Ersubaşı
Otomasyon maliyetleri düşürüyor
Bu teknoloji eskiden sorunluydu, örneğin sesinizi arka plan sesleriyle kaydettiği için başka ortamda sesli ibraz zor oluyordu; ancak bunlar öğrenebilen teknolojiler. Nasıl ki bir çocuğu odaya kapatırsanız ve onunla konuşmazsanız düzgün konuşmayı öğrenemez, aynı durum burada da mevcut. Sistemler yavaş yavaş insanların nasıl konuştuğunu öğrendiler ve arka plan sesi ile insan sesini ayırmaya başladılar. Böylece çok kullanışlı sistemler halini aldılar.
Dış kaynak çağrı hizmetlerinde ekosistemin gelişmesi gerek
Dış kaynak hizmetler Türkiye’de pek para kazanamıyor; çünkü 3 yıl önce konuşulan dakika başı ücretler bugün hala konuşuluyor. Ekonomi büyüdüğü halde, asgari ücret arttığı halde bu fiyatlar hala değişmedi. Bu yüzden dış kaynak şirketleri, başka yerlerden kısarak bu açığı kapatmaya çalışıyorlar. İlk kısılan da maalesef kalite oluyor.
Bu bağlamdayeni iş modelinizden söz eder misiniz?
Müşterilerimizin ihtiyaçlarından yola çıkarak kendimizi sürekli geliştiriyoruz. Eskiden müşterilerimize kendi lokasyonlarında destek verdiğimiz 1-2 ürün için, kısıtlı etki alanları içerisinde çözüm sağlıyorduk. Oysa kendilerini dinlediğimizde, sadece müşteri iletişim teknolojilerinin birkaçına destek vererek sağladığımız faydadan ziyade, kendi iş süreçlerine fayda sağlayarak ana işlerine odaklanmalarına destek olmanın müşteriyle ilişkimizi çok daha fazla kuvvetlendirdiğini açık olarak gördük.
Bu nedenle, özellikle ana iş ihtiyaçlarını bizlerle direkt paylaşan kurumsal müşterilerimize yıllardır yapmakta olduğumuz yazılım danışmanlığı, lisans, bakım ve destek gibi hizmetleri vermek dışında ek çözümler sağlıyoruz:
Bunların başında bulut çözümlerimiz yer alıyor. İlgili çözümü kendi veri merkezimizde barındırarak, onlara bunu bir hizmet olarak veriyoruz. Bu hizmetimizi Contact Center as a Service (CCaaS) olarak adlandırıyoruz. Böylelikle müşterilerimiz kendi donanımlarını çalıştırma zorunluluğundan kurtuluyorlar. Önceden satın aldıkları ve ikinci kez yarar sağlayamayacakları donanımları, işletim sistemini, sanallaştırma çözümünü, veri tabanı sunucu lisansını ve bunlara ait uzak sunucuları çalıştırmak için gereken enerjiden bile tasarruf edebiliyorlar.
Teknoloji danışmanlığı ve işletim desteği
Bunun dışında uzman kadro ve işletim desteği sağlıyoruz; çünkü kurulumu kendi lokasyonlarında yaptığımız büyük kurumsal firmaların da bu çözümlere destek verecek uzman bulmakta ve bulsalar dahi bu uzmanların yetkinliklerini tam zamanlı kullanmakta zorlandıklarını gözlemledik. CCaaS modelinde tüm müşterilerimize en deneyimli ekip üyelerimiz ile destek veriyoruz.
Bu sayede bizler de farklı müşterilerimizin farklı iş ihtiyaçlarına destek olarak zaman içerisinde büyük bir deneyim edinmiş olduk. Sahada danışmanlık yapan ekibimiz ile bizden iletişimi hizmet olarak alan müşterilerimize destek veren ekiplerimizi birbirinden ayırarak hizmetlerimizi optimize ettik.
Çok kanallı dijital pazarlama
‘Dijital’ kelimesinin önemi son zamanlarda hayatımızda ciddi anlamda arttı. Yıllardır multimedya hizmetleri vermekteydik. Ancak, müşterinin beklentisinin bunun çok ötesinde olduğunu görerek sosyal medya ve yeni mesajlaşma platformlarını birer duvar olmaktan çıkartarak yaşayan kanallar haline getirebildik. Bu şekilde müşterilerimize yeni lead oluşturma ve servis verme kanalları oluşturduk. Yakın zamanda veri üzerinden haberleşmenizi sağlayan mesajlaşma platformlarının yaygınlaşması ile (Whatsapp vb.) ilginin azaldığı SMS’i bile dinamik ve çok önemli bir kanal haline getirdiğimiz projelerimiz oldu. Bunu sosyal ağların çok kanallı pazarlama çağrı merkezlerine entegrasyonu olarak adlandırabiliriz.
Altyapı girişimciliği ve ekosistem
Grup şirketlerimiz Procat, Speechouse ve Call Center Hotel olarak kesintisiz iletişimi ve verimliliği artırmayla kalmayıp yakından çalıştığımız tüm müşterilerimizin satış ve tahsilat oranlarını arttıran çok değerli çalışmalara imza attık. Bunda grup şirketlerimizi bir altyapı ekosistemi olarak kullanmamız büyük avantaj sağladı.
Yeni nesil çağrı merkezleri
Türkiye konvansiyonel çağrı merkezi hizmetlerinden ileri teknolojiler ile desteklenen, müşterisinin tercihlerini iyi anlayan ve elindeki verileri çok iyi analiz eden bütünleşik çağrı merkezi modeline geçiyor. Bu tür çağrı merkezleri, iş geliştirme yetkinliği ile rekabet avantajı sağlayabilen dinamik ve deneyimli kadroları bünyesinde bulunduran bir OmniChannel Center veya Türkçesiyle İletişim Merkezi olarak hizmet veriyor.
En kritik hizmet performans artırımı
Bunun için yıllardır bir platform üzerinde çalışıyoruz. Bu platform daha önce olmayan bir çözümdü ve müşterilerimiz sürekli bu hizmeti talep ediyorlardı. Müşteri temsilcilerinin yaptıkları satışları, kalite değerlendirme sonuçlarını, performanslarını etkileyen tüm KPI’ları tek ekrandan takip edebileceği, içerisinde eğitim ve sınav sonuçlarının harmanlandığı üzerinden prim de hesaplanabilen Qua Services adında bir portal geliştirdik.
Bu portal operasyon ve teknoloji bağımsız olarak tüm kurumsal tüm müşterilerimizin hizmetine sunuluyor. Gerek bulut üzerinden, gerekse iş yerinde sunabildiğimiz bir araç bu aracın dışında a Collect(+) ürünümüz var. Tahsilat sürecini ve farklı kanallardaki müşteri verisini (SMS, IVR, IVN, Dialer, E-mail, Inbound etc.) tek ekrandan yönetebildiğiniz, müşteri verisinin kanallar arasında kayıplara uğramadan döngüsünü sürdürebildiği bu Tahsilat İletişimi Süreç Otomasyon yazılımı sektörde bir ilk olarak öne çıkıyor.
Bir de dijital kanalların tamamını tek ekrandan yönetebildiğiniz yeni çözümümüz geliyor, ama şu aşamada onun sürprizlerini bir lansmana saklamayı uygun görüyoruz. Dialer çözümlerimiz ise Ses Tanıma, Sanal Asistan ve Ses Analiz projelerimiz ile devam ediyor.
Son dönemde öne çıkan hizmetleriniz neler?
Farklı ölçek ve yapıdaki tüm ihtiyaçlar için en uygun hizmetleri sunuyoruz. Son dönemde kurumsal iş ortaklarımız tüm kanallarda aynı seviyede hizmet vermeyi hedeflediklerinden, süreçlerini otomatize eden projelerimiz, dijital kanallarını aktive ettiğimiz ve kalite ölçümüne gittiğimiz projelerimizin sayısında hatırı sayılır derecede artış görüyoruz.
Procat olarak teknoloji ürün yelpazemizde eskiden sadece temel çağrı merkezi ürünleri yer alıyordu. Şimdi ise kendimiz ürünler geliştirmeye başladık. Örneğin Qua Services gibi iletişim merkezi çalışanlarının 360 derece performans yönetiminin yapılmasına olanak tanıyan bir platform oluşturduk. Qua sayesinde artık çalışan karnelerinin oluşturulmasını ve görev atamalarıyla ilgili süreçlerin yönetimini tek bir platform üzerinden gerçekleştirebiliyorsunuz. Ayrıca bu platform bulut üzerinden çalışabiliyor. Ek olarak bir de tahsilat alanındaki deneyimlerimizi bir araya getirmek sureti ile işi tahsilat olan kurumların faydalanabileceği bir tahsilat yönetim platformu oluşturduk.
En büyük beklenti aramanın cevapsız kalmaması ve hızlı iletişim
Bu konuda devrim niteliğinde yeni uygulamalarımız olacak. Bizimle çalışmakta olan kurumsal iş ortaklarımızın bir kısmı, yakında lansmanını yapacağımız bu uygulamaların neler olduğundan haberdarlar ve projelerimiz devam ediyor. Ancak yeni çözümümüzün öncesinde de, her daim yüksek servis seviyesi hedefi olan organizasyonlar ile çalışmaktaydık. Kanallar arası çok sayıda çözümümüz mevcuttu.
Müşteriler self servis kanallardayken, çağrı süresini kısaltacak gelişmiş teknoloji çözümlerimiz bulunuyordu. İlk aklıma gelenlerden biri; müşterinin ihtiyacını sesli yanıt sisteminde, müşterilerin kendi kelimeleri ile anlayan, kurum için anlamlandıran, çözebilirse hemen orada çözen ve bekleme ihtimalini ortadan kaldıran; çözemezse tüm detayları ile doğru müşteri temsilcisine aktararak çözüm süresini kısaltan Call Steering adlı ürünümüz.
Geniş bant internet yaygınlaşmalı
Call Steering ile ilgili geçtiğimiz günlerde kendi yaşadığım bir deneyimi de aktarmak isterim. LTE’ye (4.5G) geçiş nedeni ile SIM kartımı değiştirmem gerekti ve mobil bankacılık uygulamalarım çalışmaz hale geldiğinden bankalar ile temasa geçtim. Sadece bizim müşterilerimizden olan ve Call Steering uyguladığımız bankada ihtiyacımı sesli yanıt sistemi üzerinde konuşarak çözebildim. Diğerlerinde ise bizzat şubeye giderek dilekçe yazmam gerekti.
Sesli imza bankacılık işlemlerini hızlandırıyor
İşlemlere hız kazandıran ve hizmet kalitesini artıran çözümlerimiz arasında sesli imza ve sanal asistan uygulamalarımız da bulunuyor. Sesli imza çözümümüzü çok sayıda kurumsal müşterimizde uyguladık ve sadece kendilerine değil, yaklaşık 20 milyon üzerinde kullanıcının gereksiz sorular ile doğrulanmasını daha güvenli ve kısa süreli hale getirerek, müşterilerine de büyük zaman kazandırdık. Son 2-3 yıldır kullanımı yaygınlaşmakta olan, sanal asistan projelerimiz ile ise; müşteri hizmetleri ile görüşmeye bile gerek kalmadan, kurumsal iş ortaklarımızın mobil uygulamalarının veya web portallarının içerisinde ihtiyacı çözümleyebiliyoruz
Teknoloji danışmanlığı çözümlerimizin ayrılmaz parçası
Türkiye’de dış kaynak kullanımı Business Process Outsource mantığında işlemiyor. Bunun yerine Body Leasing mantığında işliyor; yani bir süreç yönetimi değil, insan kaynağı satın alınıyor. Bu yüzden biz de Call Center Hotel’i dış kaynak müşterilerine değil, büyük kurumsal müşterilere hizmet olarak veriyoruz.
Kurumsal şirketlerin sorunu, çağrı merkezini kendi bünyelerinde barındırırken yer sıkıntısı çekiyor olmaları. Örneğin, Orijin Plaza’da bir çağrı merkezi kurmaya kalktığınızda, gerekli olan katın veya katların kirası oldukça yüksek maliyet getirecektir. Ancak şirket prestiji açısından kenar mahalle olarak tabir edilen yerlerde de bir çağrı merkezi kurulması yakışık almaz. İşte böyle bir durumda büyük kurumsal şirketler bizden yardım alıyorlar. Çalışanları dış kaynak olarak göstermeyip kendi bordroları altında gösteriyorlar. Ancak yeri, imkanları ve yönetimi biz sağlıyoruz. Böylece regülasyonlar nezdinde de bir sorun oluşmuyor.
Satış ve tahsilat iki kritik hizmet
Çağrı merkezi uzmanlık gerektiren bir konu. Çağrı merkezlerinin bundan sonraki dönemde satış yetkinliği olması gerekiyor. Tahsilat yetkinliğinin olması gerekiyor. Bu ikisi, özellikle Türkiye şartlarında çok önemli konular.
Ayrıca çağrı merkezleri, müşteri bağlılığı oranına göre aynı şirket için farklı hizmetler vermeye de başladılar. Örneğin bağlılığı yüksek müşterilerinin karşısına gerçek bir insan çıkarken, yeni müşterilere veya çağrı merkezi hizmetini genellikle kullanmayan müşterilerinin karşısına sanal asistan destekli bir chat bot çıkıyor.
Bugüne kadar çağrı merkezinin başarısı büyüme, daha doğrusu insan sayısını artırmakta göründü. Aslında gerçek başarı, çağrı merkezi hizmetinin değerini artırıyor. İnsan pahalı bir araç. Sürekli öğrenmesi gerekiyor, gelişmesi gerekiyor ve elde tutmak için iyi ödeme yapılması gerekiyor. Monoton işleri insanlara yaptırdığınızda sıkılıyorlar, verimlilikleri düşüyor. Bu yüzden katma değerli hizmetleri insanlara yaptırıp, monoton işleri botlara bırakmak genel verimlilik anlamında çok daha iyi bir çözüm.
Hizmet kalitesini artırmak
Türkiye’de çağrı merkezlerinin en büyük sorunu pazarı büyütmeye çalışırken dış kaynak kullanımını optimize etmek olarak ortaya çıkıyor. Örneğin, bankaların kişi başı kâr ve ciro gibi temel göstergelere dikkat ederken, veri koruma kanunu uyarınca tüm işlemlerini dış kaynağa aktarması mümkün görünmüyor. Bu noktada satış yapmayan çağrı merkezleri temel performans göstergelerinde maliyet merkezlerine dönüşüyor. Öte yandan, kurumların 1 yıllık sözleşmelerle çağrı merkezlerini dışarıdan desteklemesi bu alana yatırım yapmak isteyen girişimciler için yeterince güçlü bir teşvik oluşturmuyor.
Çağrı Merkezi Oteli konseptimiz bu noktada ortaya çıktı. Çağrı merkezlerinin kurumsal müşterilere kiralanması modeliyle iş geliştirmeye yönelik yeni teknoloji projelerinde müşterilerimize destek oluyor ve pilot uygulamaları kendi bünyelerinde hayata geçirmek istediklerinde onlara teknoloji danışmanlığı alanında gereken desteği sağlıyoruz. Böylelikle hem kurumlar hem de çağrı merkezi pazarı için sürdürülebilir bir gelir döngüsü oluşturuyoruz. Örneğin bankalarda anne kızlık soyadı gibi yılda 100 milyon dakika alan bir gider kaynağını sesli tanıma sitemine ekleyerek otomasyon sağlıyoruz. Böylece hem şirketlerin maliyetleri azalıyor hem de müşteri memnuniyeti artıyor.
Yükselen değerler ve yakın geleceğin trendleri
Yakın gelecekte bunların kişisel dijital asistanlar ve botlara entegre edildiğini göreceğiz. Müşteriler en sık sorulan sorularına sesli tanıma sistemi ve sanal müşteri temsilcileri ile cevap bulurken satın almaya yönelik işlemlerinde ve bağlılık programlarında gerçek insanlardan destek alacaklar. Bu noktada çağrı merkezlerinin Whatsapp, Instagram ve Facebook gibi sosyal ağlara entegre edilmesi gerektiğini görüyoruz. Telekom, zincir perakende, bankacılık ve e-ticarette çok kanallı kişiselleştirilmiş pazarlamanın yolu çağrı merkezinde otomasyonu artıran mobil uygulamalardan geçiyor.
Örneğin, Garanti Bankası için geliştirdiğimiz Mobil İşlem Asistanı MİA “anneme para gönder” gibi bir sesli komutu algılayarak dijital yerlilerin ekonomiye entegrasyonunu güçlendiriyor. Rekabetle idjital pazarlamanın geleceği yapay zeka, kişiselleştirilmiş pazarlama ve müşteri memnuniyetini otomasyon ile gerçek insanlardan oluşan hibrit çağrı merkezlerinde birleştiren kurumların elinde yatıyor.
Dünyanın ilk dijital pazarlama servis sağlayıcılarından Related Digital Group bünyesinde faaliyet gösteren euromessage, Ekim ayında markaların pazarlama faaliyetlerine katkı sağlayacak özel fırsatları açıkladı.
1euromessage, özel günlerden ilham alarak tasarlanan iletişim çalışmalarının yüksek başarı sağladığına dikkat çekiyor. Özellikle e-posta, mobil ve sosyal medya kanallarında etkileşimi artırmak üzere bu ayki özel günlerin başında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı geliyor. euromessage, 94. yaşına girecek olan Cumhuriyetin doğum gününün ülke çapında bağları güçlendiren bir etkisi olduğunu belirtiyor.
Markaların hedef kitlelerini çok iyi tanıyarak özel günleri değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan euromessage Ülke Müdürü Murat Erdör konuya ilişkin şu bilgileri paylaştı; “Markaların paydaşlarıyla kurduğu bağların güçlü olması için özel günlerin birleştirici gücünü kullanmak önem taşıyor. Ancak bunu yaparken markaların doğru kitleye, doğru zamanda ve ilgi çekici bir içerikle ulaşması gerekiyor. Örneğin spor gündemi üzerinden kurulan bir iletişim stratejisinde markalar sezon boyunca düzenli olarak iletişimi sürdürmeli ve gündemle paralel yaratıcı içeriklerle paydaşlarına ulaşmalı.”
Ekim ayında spor gündemi çok hareketli
Süper Lig tüm hızıyla devam ederken, Avrupa Kupaları’nda yarışan Beşiktaş, Fenerbahçe, Osmanlıspor ve Konyaspor’un da maçları olacak.
Erkekler Euroleague ise 12 Ekim’de başlıyor. Darüşşafaka Doğuş, Fenerbahçe, Galatasaray Odeabank ve Anadolu Efes’in Türkiye’yi temsil edeceği Euroleague, ülke gündemini etkilerken pazarlama iletişimi faaliyetleri için de yeni fırsatlar yaratacak.
Gıda, yoksulluk ve tasarruf alanında farkındalık artıyor
Ekim ayı tüketim, gıda ve yoksulluk kavramlarının öne çıktığı üç önemli güne ev sahipliği yapıyor. 16 Ekim tüm dünyada Dünya Gıda Günü olarak kutlanıyor. Hemen ertesinde, 17 Ekim ise Dünya Yoksullukla Mücadele Günü olarak kabul ediliyor. Bu iki gün peş peşe tüketicilerin tüketim alışkanlıkları ve evrensel farkındalıkları üzerine yoğunlaştıkları bir gündem yaratıyor. Ayrıca 31 Ekim de Dünya Tasarruf Günü olarak bu ayın son gününde kaynakların verimli kullanımı mesajını yayıyor.
Markaların toplumsal sorumluluğunun bir parçası olarak bu gündeme katkıda bulunması, tüm kaynakların verimli kullanılması ve bu yolla yoksulluğun engellenmesi için çağrıda bulunan iletişim çalışmalarına imza atması önemli bir etkileşim sağlıyor.
European Business Awards, Avrupa çapında daha güçlü ve başarılı bir şirketler topluluğunun oluşmasına katkı sunmak üzere 10 yıldır düzenleniyor. Her yılı 30’u aşkın ülkeden binlerce şirketin katıldığı European Business Awards’ta en iyi uygulamalar ve en mükemmel performanslar; inovasyon, iş etiği ve başarılarını baz alan zorlu kriterler kapsamında bağımsız bir jüri tarafından belirleniyor. Organizasyon ilk yıldan itibaren dünyanın altıncı büyük odit, vergi ve danışmanlık ağı RSM tarafından destekleniyor. UK Trade and Investment, ELITE ve PR Newswire ise European Business Awards’ın diğer sponsorları arasında yer alıyor.
Avrupa’nın en iyi şirketleri arasında işte mükemmelliği ve en iyi uygulamaları teşvik etmek üzere 10 yıldır gerçekleştirilen European Business Awards’ta bu yıl 34 ülkeden 33.000 kurum yer aldı.
Ödeme sistemleri çözümleriyle tanınan Cardtek, Avrupa’nın en prestijli iş ödülleri European Business Awards’ta, Türkiye’den Ülke Şampiyonu olmaya hak kazandı.
Cardtek, inovasyon, iş etiği ve başarılarının temel alındığı kriterler kapsamında bağımsız bir jüri tarafından değerlendirildi. Böylece şirket, ilk aşamada Ülke Şampiyonu seçildi ve halk oylamasının da olduğu ikinci bir aşamada değerlendirilmeye hak kazandı.
İkinci aşamada Ülke Şampiyonları şirket hikâyelerini özel bir video ile anlatacak ve bağımsız bir jüri tarafından ‘Ruban d’Honneur’ statüsü için değerlendirilecek. Bu ödüle layık görülen şirketler ise 2017 yılında gerçekleşecek ödül töreninde açıklanacak.
Aynı zamanda şirketlerin hazırlamış olduğu video’lar iki aşamalı olarak European Business Awards web sitesinde halk oylamasına sunulacak. Her bir şirketin kendi ülkesi kapsamında oylanacağı bu aşamada, en çok oyu alan şirket “Ulusal Halk Şampiyonu” seçilecek. 2015-16 döneminde şirketlere küresel çapta 227.000 kişi oy vermişti. Aynı dönemde European Business Awards’a AB ülkeleri, Türkiye, Norveç, İsviçre ve Makedonya’dan katılan şirketlerin toplam cirosu 1,2 trilyon Euro, toplam çalışan sayısı ise 2,5 milyondu.
European Business Awards CEO’su Adrian Tripp ise; “Türkiye’yi temsilen Ülke Şampiyonu seçilen Cardtek’i kutluyorum. Bu ödül, Cardtek’in Avrupa’nın güçlü iş dünyasında önemli bir rol üstlendiğinin; inovasyon, iş etiği ve başarılarından oluşan kriterlerimiz kapsamında üstün bir performansa sahip olduğunun bir göstergesidir” şeklinde konuştu.
Cardtek Payment Solutions Genel Müdürü Ahmet Akgün; “Avrupa’nın en dinamik, en iyi şirketlerinin yer aldığı European Business Awards’ta Türkiye’yi temsilen Ülke Şampiyonu seçilmek bizler için büyük bir gurur kaynağı. 15 yılı aşkın bir süredir ödeme sistemleri alanında sunduğumuz 360 derece çözümlerimizle sektörün öncüleri arasında yer almak ve üstün bir müşteri memnuniyeti sağlamak üzere çalışıyoruz. European Business Awards’taki bu başarımız doğru yolda olduğumuzun bir kanıtıdır” dedi.
Dünya Ekonomik Forumu (World Economy Forum – WEF) San Francisco’da bir teknoloji merkezi açmakta. Merkezin teknoloji şirketleri ile hükümet yetkilileri arasında bir köprü kurması ve teknoloji üretimi konusundaki hukuki düzenlemelerin, gerçek hayata daha uygun hale getirilmesini sağlamasının hedeflendiği bildiriliyor.
Dünya Ekonomik Forum kurucusu Klaus Schwab merkezle ilgili olarak, “Tüketici, İş Dünyası, Hükümet ya da Sivil Toplum Liderleri olarak yaptığımız kollektif seçimlere bağlı olarak, bu teknolojik gelişmeler dünyanın daha ileriye, daha verimli ve sürdürülebilir gitmesini sağlayacak. Aksi takdirde, dünyanın ekonomik, politik ya da sosyal sistemleri daha katı, eşitsiz ve karmaşık hale gelecek.
Devlet destekli araştırma fonları uzun zamandır var ama kural koyucularla teknoloji firmaları arasındaki ilişkiler her zaman sorunlu oldu. Bunları sivil toplum aklı ile birleştirmek yeni bir anlayışı sağlayacak. WEF’in bu yeni merkezin kuruluşu Boğaziçi Üniversitesi mezunu ve WEF Yönetim Kurulu üyesi Murat Sönmez tarafından yönlendiriliyor. WEF adına San Francisco merkezini yönlendiren Murat Sönmez ise, “Kural yaparken, insanlar için faydanın maksimize edilmesi ve kötü yönlerin minimize edilmesi göz önüne alınması lazım. Forum zaten global düzeyde düzenleyiciler, hükümetler ve uluslararası organizasyonlar ile çalışıyor. Dünyanın geri kalanını şimdi Silikon Vadisine taşıyoruz” diyor.
WEF’in “Endüstri 4.0 Merkezi” insansız hava araçlarından, otonom arabalara, yapay zekaya ve medikal robotiklere kadar uzanan 10 farklı düzenleme alanında çalışacak 60 elemana istihdam sağlayacak. Schwab’a göre hem Kuzey Amerika ve Avrupa’daki yavaşlayan ekonomilerin, hem de Afrika, Asya ve Latin Amerika’da hızlanan ekonomilerin başarısını ya da başarısızlığını etkileyen en önemli faktör teknoloji kullanımı. Schwab, “Hepimizin çok dikkatle ilgilenmesi gereken bir konu, eşitsizliğin artan düzeyi. ABD dahil çoğu gelişmiş ülkelerde, orta gelir düzeyi durgun ya da geriliyor. İnsanlar sadece kendilerinin değil, çocuklarının da hayatlarının zorlaştığını düşünüyor. Dünya yüzeyindeki milyonlarca insan sadece ekonomik olanakları değil, yanısıra ümitlerini ve hayatlarının anlamlarını kaybetmiş durumda. Bu nedenle de politik tartışmalarımızın içindeki popüler sloganlardan kaçınmalıyız” diyor.
Teknoloji firmaları halen düzenlemelerle boğuşuyor. Forumun Presidio’daki yeni ofisi global olarak kabul edilebilecek çerçeveler geliştirecek ve tavsiye edecek.
Etohum ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) düzenlediği TOBB Startup İstanbul Konferansı Volkswagen Arena’da yapıldı. ABD, Avrupa ve Asya’dan gelen yüzlerce girişimci ve yatırımcının bir araya geldiği konferansta girişimcilik ekosisteminin önde gelen isimleri bilgi ve tecrübelerini katılımcılar ile paylaşırken bu ekosistemin daha da gelişmesi için yeni çözüm önerileri ortaya konuldu. Ayrıca konferans kapsamında yapılan Startup İstanbul Challenge yarışmasının en başarılı girişimleri de belirlendi.
Bu yıl Startup İstanbul’a katılmak için 135 ülkeden 25 bin girişimci başvurdu. Bu 25 bin başvuru tek tek değerlendirildi ve ön elemeyi geçen 4 bin 85 girişimin 2 bin 139’uyla online görüşmeler gerçekleştirildi. Görüşmeler sonucunda kısa listeye kalan 428 girişimin 100’ü ise Startup İstanbul’a katılmaya hak kazandı.
Pek çok farklı alanda geleceğin teknolojilerini yaratma hedefiyle yola çıkan bu 100 girişimci, iki günlük eğitim ve aşamalı elemeler sonunda dünya devlerinin dikkatini çekebilmek ve finalde yer alabilmek için ter döktü.
İki gün sonunda 100 startup arasında finale kalan 15 girişim, 10 Ekim Pazartesi günü Startup İstanbul Konferansı’nda MEF Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erhan Erkut moderatörlüğünde ürünlerini, ekiplerini ve iş modellerini yatırımcılara, katılımcılara ve canlı internet yayını aracılığıyla dünya çapındaki binlerce izleyiciye anlatma fırsatını yakaladı.
Rubicon VC Ortağı Andrew Romans, Y Combinator Ortağı Adora Cheung, Abraaj Capital Müdürü Omar Syed ve 500 Startups Istanbul Ortağı Rina Onur’dan oluşan jüri, finale kalan 15 girişim arasından en iyi üç girişimi seçti. Değerlendirme sonucunda Ürdün’den CashBasha birinci, Türkiye’den Innovera Labs ikinci ve Yunanistan’dan Pobuca ise üçüncü oldu.
CashBasha, gelişen pazarlardaki müşterilerin yabancı e-ticaret siteleri üzerinden alışveriş deneyimlerini kolaylaştırırken Innovera Labs, giderek artan ve gelişen siber saldırılara karşı otomatik savunma sunuyor. Pobuca ise kullanıcılara, iş bağlantılarına masaüstü veya akıllı telefonlarından erişmelerine ve bu bağlantıları iş arkadaşları ile paylaşmalarına imkan tanıyor.
CashBasha’nın söylemi aslında çok basit: Amazon.com’dan alışveriş yapın, ödemeyi ise nakit yapın. Online ödeme sistemleri ile sorun yaşayan, bu sistemlere güvenmeyen, o sırada bir banka kartına erişimi olmayan veya online ödeme sistemlerini bulunduğu bölgede kullanamayan tüketicilerin e-ticaret ile alışveriş yapabilmesi sağlanmış. CashBasha sitesi üzerinden Amazon’da arama yapılıp her zamanki gibi alışveriş yapılıyor. Ödeme noktasında bir CashBasha temsilcisi hemen tüketici ile irtibata geçip, ürünün nereye ve kime teslim edileceği bilgilerini sizden alıyor. Gerisine ise tüketici karılmıyor. CashBasha ürünü tüketicinin belirttiği noktaya getiriyor, tüketici görevliye parasını ödüyor. Süreç aslında çok basit.
Pobuca, içinde bulunduğumuz dijital çağda hala bir türlü kurtulamadığımız küçük (belki de büyük?) bir soruna odaklanmış: Kartvizitlere. Hala kartvizit alıp veriyoruz. Pobuca ise kullanıcının kendi iletişim bilgilerini, cep telefonundaki kontaklar ile doğrudan paylaşabilmesini sağlıyor. Uygulama, iletişim bilgilerini özellikle çalışma arkadaşları ile kolayca paylaşılabilecek şekilde tasarlanmış. Yani aslında LinkedIn’in en temel işlevini, kullanıcıların kontrolünde gerçekleştiriyor. İletişim bilgileri şirketlere göre gruplanabiliyor ve kategorize edilebiliyor.
Innovera Labs, gerçek hayatta evlerimize alarm takan, sitelerin kapısında bekleyen güvenlik şirketlerinin dijital versiyonu gibi çalışıyor. Şirketlere danışmanlık ve eğitim hizmetleri veren Innovera Labs, aynı zamanda uzaktan veya yerel güvenlik operasyonları da yürütüyor.
Beyaz Saray Basın Sözcüsü Josh Earnest, ABD’nin Amerikan sistemlerine girdiği suçlaması yaptığı Rusya’ya orantılı bir cevap vermeye hazırlandığını açıkladı. Earnest saldırının önceden duyurulmayacağını kaydederken “Başkan daha önce ABD hükümetinin hem kendi sistemlerimizi korumak, hem de diğer ülkelere siber saldırılar yapmak anlamında önemli bir kabiliyetimiz olduğunu söylemişti. Bu nedenle karar vereceği bir dizi karşılık üzerinden, orantılı bir cevap vermeye hazırlanıyoruz” şeklinde devam etti.
Aylarca çeşitli yorumlar ve spekülasyonlar yapıldıktan sonra ABD geçen hafta Rusya’yı politik hedeflere siber saldırı yapmakla resmen suçlamıştı [1]. Hatırlanacağı üzere, Demokratik Partinin Ulusal Komitesinin sunucularına yapılan saldırı ile mailler ortaya saçılmış ve komite başkanı Debbie Wasserman Schultz ve bir kaç üst düzey yöneticinin istifası ile sonuçlanmıştı. Ama asıl önemli olan, Clinton’a yakın olan komitenin maillerinin açıklanmasının, partinin Philadelphia’daki başkan adaylık açıklamasından bir kaç gün önce meydana gelmesiydi.
Dahası, bununla da kalmadı, önceki Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Clinton kampanyasının başkanı John Podesta’nın mailleri de ortaya çıktı.
Geçen hafta Ulusal İstihbarat Teşkilatı tarafından yapılan açıklamada “Bütün bu hırsızlıklar Amerikan seçim sürecine müdahele edilme niyetini gösteriyor. Bu hareketler Ruslar’ın Avrupa ve Avrasya’da kullandığı taktiklere ve tekniklere benziyor. Halkın fikirlerini etkilemeye yönelik” demişti.
Buna karşılık Rus konsolosluğundan yapılan açıklamada suçlamalar reddedilmişti : “Anlamsız suçlamalardan bir başkası. Putin’in web sitesi her gün onbinlerce hackerın saldırısına uğruyor. Takip edildiğinde, bu saldırılardan çoğunun da Amerikan topraklarından geldiği görülüyor. Ama biz gidip bunlar için Beyaz Saray ya da Langley’i suçlamıyoruz”
Amerikan halkı gelişmeleri takip ediyor. Ne tür bir yaklaşım geleceği yani ambargo uygulama mı, yoksa siber bir saldırı mı yapılacağı merakla bekleniyor.
ABD Daha önce Kuzey Kore, Çin ve İran için benzeri suçlamalar yapmıştı. Kuzey Kore, Sony firmasının bilgilerinin hacklenmesi ile ilişkilendirilmişti. Sonuçta Kuzey Kore’ye ambargo uygulaması gelmişti. Çin için, Amerikan firmalarının ticari sırlarını çaldığı suçlaması yapıldı. İran için ise New York’taki bir barajın kontrolünü ele geçirmeye çalıştığı iddiası yapılmıştı.
3B yazıcılar yeni sanayi devrimini başlatacak cihazlar. Ancak sanayi devriminin başında gördüğümüz gibi her yeni teknolojinin bir sürü eksik yanları da bulunuyor. Yavaş, hantal, maliyet anlamında çok az fayda sağlayabilen, bazen hiç sağlayamayan, ne yapılabileceği tam kestirilemeyen. Bütün bu sıfatlar hem ilk buhar motorları hem de 3B yazıcılar için geçerli. Ancak 3B yazıcılar, yazılım ve basit mekanik çözümler ile çağ atlamak üzereler.
3B yazıcılar, şimdiye kadar her seferinde bir tek cisim üretebiliyorlar ve bu saatler alabiliyor. Kalıp kullanmadan yapılan üretimlerde cisimlerin ince detaylarını yakalamak yazıcıların çok fazla zamanını alıyor. Kalıp üretimlerinde ise basitçe malzeme miktarı çok olduğu için yazıcıların işi uzun sürüyor.
İlk etapta 3B yazıcıları hızlandırmak ve aynı süre birimi içinde daha çok iş yapmalarını sağlamak gerekiyor. Bunun yolu açıldı. Autodesk, Netfabb yazılımı ile süreçleri oldukça hızlandıracak bir yöntem buldu. Netfabb ile aynı anda, aynı tabla üzerinde birden çok parça üretimi yapılabiliyor. Her türlü 3B yazıcı ile uyumlu olan Netfabb, farklı parçaları bir araya getirip, bir 3B yazıcıda aynı anda basılabilmeleri için aynı STL dosyasında depoluyor.
Netfabb’in işleri hızlandıran başka bir avantajı ise, prototip üretimleri kolaylaştırmak. Netfabb yazılımı, 3B baskı için hangi materyali kullandığınızı bildiği için sanal bir dayanıklılık testi gerçekleştirip, parçanın, ürünün veya her ne üretiyorsanız hangi bölümlerinin dayanıklı, hangilerinin dayanıksız olacağını önceden belirleyebiliyor. Böylece art arda birçok prototip geliştirmenin önüne geçilmiş oluyor.
Netfabb haricinde bir diğer çözüm ise, aslında uzun süredir piyasada bulunan ancak çok az 3B yazıcıda standart olarak kullanılan çift malzeme çıkışlı yazıcı kafaları. 3B yazıcılar, bir cismin karmaşık katmanlarını oluşturmak için çoğu zaman üretim sonrasında cisimden sökülüp çıkartılacak dolgu malzemesi kullanıyorlar. Bu kullanılmadığı zaman 3B üretim işi çok daha yavaş gerçekleşiyordu.
Artık dolgu malzemesi, gerçek üretim malzemesi ile aynı anda basılabiliyor, ancak bu standartlaştırılmış bir yöntem değil. İki şekilde yapılıyor: Ya 3B yazıcı kafasında dolgu malzemesi için ayrı bir çıkış bulunuyor, ya da Y şekline bir kafa ile her iki malzeme aynı delikten çıkartılıyor. İkisinin de kendine özgü avantajları ve dezavantajları var.
Günümüzün meşhur ve çok kullanılan 3B yazıcı markalarından Ultimaker, 18 Ekim tarihinde yeni bir ürününü duyuracak. Bu ürünün nasıl bir yazıcı olacağını bilmiyoruz ancak kulislerde Ultimaker’ın bu çift çıkışlı yazıcı tekniğini standart bir hale getireceği konuşuluyor. Hatta bazı uzmanlar, çift değil üç çıkışlı bir yazıcı modelinin tanıtılabileceğini de konuşuyor. Üç malzeme çıkışlı yazıcılar ile farklı yoğunluk ve özellikteki dolgu malzemeleri, farklı üretim malzemeleri veya renkler kullanılabiliyor. Böylece ürünler hem daha hızlı hem de daha çok sayıda üretilebilir.
3B yazıcıların, doğru konfigürasyonlar ile uçak motoru parçasından (Boeing) pizzaya (NASA), hatta yapay kafatası üretimine kadar birçok alanda kullanıldığını hatırlayalım. 3B yazıcı teknolojisindeki gelişmeler işte bu kadar önemli.
Samsung’un Note 7 satışını ikinci kez durdurması ve gece saatlerinde yayımladığı uyarı sonrasında tahmin edilen zararı 17 milyar dolar seviyesine ulaştı. Şirketin ve elektronik sektörünün tarihinde bir ilk olan bu fiyasko, maddi zararla birlikte ciddi bir imaj zedelenmesine sebep oluyor.
Samsung’un şu anda piyasa değeri 690 milyar dolar seviyesinde ve şirketin 235 milyar dolar nakit parası olduğu tahmin ediliyor. Bu durumda, Samsung ölçeğinde bir şirketin bir model kaybından göreceği zarar, şirketi sarsacak boyutta olmayacaktır. Fakat asıl endişe edilmesi gereken, yaşanan güven kaybı. Bu durum, sonraki modellerin satışlarında da etki gösterebilir.
Samsung krizinin başlangıç noktası, Eylül ayı ortalarında 2,5 milyon adet Note 7’nin geri çağırılmasıyla başladı. İlk turda toplanan cihazların verdiği zarar 1 milyar doları geçiyordu. Değişim dönemine girilmesi ve Eylül sonunda Note 7’lerin yenilenme çalışmalarının başlaması sonrasında, kısa süre içinde yeni vakalar ortaya çıkmaya başladı. İşte bu ikinci darbe çok daha ağır geldi çünkü artık Samsung telefonları onarsa bile insanların kırılan güvenini onaramayacak duruma düştü. Samsung Note 7’yi tamamen kaybettiğinin farkında. Onlar için asıl önemli durum, sonraki modellerde (Örneğin Mart başı duyurmaları beklenen Galaxy S8) bu imaj kaybının tüketicide etki göstermesi. Yaşanan yanma ve patlama olaylarında hiçbir insanın fiziksel zarar görmemesi veya büyük tehlikelere yol açılmaması da büyük şans. Öyle bir durumda şirketin uğrayacağı uzun vadeli kayıp çok daha büyük boyutta gerçekleşirdi.
Kriz sürecinin artık kurtarılamayacak duruma gelmesiyle birlikte bilançonun ne kadar ağır olduğu daha iyi anlaşılıyor. Credit Suisse analistleri dahil olmak üzere pek çok uzmanın hesaplamalarına göre; Samsung’un, yeniden üretilen cihazlarlala birlikte toplamda 19 milyon adet Note 7’yi pazardan geri çekmesi sonucu uğradığı zarar 17 milyar dolar seviyesinde. Şimdiye kadarki tahminler, Note 7 satışlarının dördüncü çeyrekte devam etmesi yönündeydi. Fakat son birkaç günde yaşananlar krizin boyutunu daha da büyüttü.
Şirket bir yandan da tüketici ve satıcıların açtığı davalarla uğraşıyor. Tazminat davalarının şirket aleyhinde sonuçlanması yeni bir başka kriz anlamına gelecektir.
Samsung’un içinde kaldığı bu durum, doğal olarak rekabete de etki etti. Google’ın yeni akıllı cep telefonu serisi olan Pixel telefonların tanıtılma tarihinin bu döneme rastlaması tesadüf değil. Aynı şekilde hemen hemen aynı dönemde piyasaya çıkan Apple’ın yeni iPhone telefonları da Samsung’dan pazar payı kapacaktır. Bunların sonuçlarını her üç şirketin de 2016 son çeyrek ve 2017 ilk çeyrek mali bilanço sonuçları yayınlandığında daha net görebileceğiz.
Sadece ABD’de Samsung’a gelen resmi verilere göre toplam 92 telefon patlaması yaşandı. Bunların 26’sı fiziksel yaralanma, 55’i ise maddi hasarlı olaylar. Şuu anda Samsung’a açılmış en az iki dava sürmekte. Eğer davalar tüketicilerin lehine sonuçlanırsa, Note 7 patlamalarından muzdarip diğer tüketicilerin de örnek dava üzerinden Samsung’a dava açma ihtimali doğacak.
Tasarlayan ve üreten insanlar için yazılımlar üreten Autodesk, Autodesk University Extention İstanbul 2016 (AUx İstanbul) ile 600’ün üstünde tasarımcı, mimar ve farklı sektörden pek çok profesyoneli ikinci kez İstanbul’da ağırladı. AUX İstanbul 2016’ya katılan profesyoneller, Autodesk’in üst düzey yöneticilerinden şirketle ilgili en güncel duyuruları dinlemenin yanı sıra, tasarım ve teknoloji dünyasına ilişkin trendler ve pek çok ilginç proje hakkında da bilgi edindi. Fusion 360 ve 3D printing teknolojiler de AUx İstanbul 2016’da ilgi gören konular arasındaydı.
Autodesk’in üst düzey yöneticilerinin konuşmalarıyla başlayan etkinlik, üretim, inşaat ve diğer sektörlere odaklanan paralel oturumlarla devam etti. Konuşma yapan Autodesk başkan ve liderlerinin özellikle teknolojinin gelişmesi ile ortaya çıkan trendler ve günümüz koşullarında tasarımı kullanarak sorun çözmeyi anlatan vizyoner konuşmalarını derledik.
Türkiye için bir fırsat
AUx İstanbul 2016, Autodesk Türkiye Ülke Lideri Murat Tüzüm’ün açılış konuşması ile başladı. Tüzüm “Sanayi Devrimi’nden sonra yaşanan en büyük değişimin eşiğindeyiz. Erişilebilir 3D tasarım alanındaki gelişmeler ve yeni üretim teknolojileri, tasarım, mühendislik ve eğlence sektörlerinde iş yapış şekillerini değiştiriyor. Türkiye en hızlı büyüyen pazarlardan biri ve özellikle inşaat, üretim ve eğitim alanında oldukça yüksek bir potansiyele sahip” dedi.
Bağlantıdan fayda yaratmak
AUx İstanbul 2016, Autodesk Global Satış ve Hizmetler Başkan Yardımcısı Callan Carpenter’in konuşmasıyla devam etti. “Tasarımın Geleceği” hakkında konuşan Callan Carpenter “Bugün bulut, sosyal ve mobil bilişim üzerine çalışan profesyonellerin ve ekiplerin hiç olmadığı kadar birbiri ile bağlantılı olduğu bir çağdayız. Bu birbirine bağlı olma durumundan fayda yaratmak, tasarımı en uygun hale getirmek ve ürün ya da projelerin çeşitli safhalarını gerçekleştirmek veya kullanmak için tasarımı sadece optimum hale getirmenin ötesine geçmek gerekiyor. Bir ürünün yaratıma şeklini, hatta bu ürüne bağlı sistemleri optimize etmemiz gerekiyor. Görüyoruz ki tasarım sürecinde dijital ve fiziksel dünya baştan sona kadar birbiri ile entegre durumda. 3D printing, mikro fabrikalar, dron’lar ve sanal gerçeklik gibi üretimde ve inşaatta kullanılan gelişmiş teknolojiler çok yakında vazgeçilmez hale gelecek” dedi.
Rekabet üstünlüğü ancak yeni teknolojilerle mümkün
Konuşmasında “Nesnelerin İnterneti” kavramına odaklanan Autodesk Üretim Stratejisti Diego Tamburini, “Müşteriler, daha akıllı, birbiri ile daha bağlantılı, çok daha verimli ve kullanımı kolay ürünler talep ediyor. Bunun yanı sıra, insanlık da – iklim değişimi, global ısınma, gıda güvenliği, işsizlik, terörizm, su sıkıntısı, ekonomik eşitsizlik, aşırı nüfus, trafik, kirlilik gibi ancak çok taraflı sistemlerce geliştirilebilecek çözümler gerektiren ciddi problemlerle yüzleşiyor. Tüm bu karmaşaya ek olarak, teknolojik ilerlemeler de katlanarak artıyor. Bu hız, rekabet edebilmek için şirketlerde, yeni teknolojileri anlama ve adapte olma baskısı yaratıyor” dedi.
Dünyanın önde gelen yatırımcılarını ve girişimcilerini İstanbul’da buluşturan TOBB Startup Istanbul’un 10 Ekim’de Volkswagen Arena yapılan final konferansına katılan Hanzade Doğan Boyner, e-ticaret sektöründeki deneyimleri ile Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin gelişmesine yönelik önerilerini katılımcılarla paylaştı.
Girişimciliğin şirketler için de her zamankinden daha önemli hale geldiğini belirten Hanzade Doğan Boyner, yeni ekonomide yer bulan startupların başarısında girişimci şirket kavramının önemli rol oynadığının altını çizdi.
Startup İstanbul’un, Türkiye’yi küresel bir girişimcilik merkezi yapmanın önünü açacak önemli bir etkinlik olduğunu belirten Hanzade Doğan Boyner, şunları söyledi: “Türkiye, teknolojiye hızlı uyum sağlayan genç nüfusu ile büyük bir potansiyel taşıyor. Biz hepsiburada.com olarak bu potansiyelden heyecan duyduğumuz için yatırımlarımıza aralıksız bir şekilde devam ediyoruz. Ülkemizin ekonomisine ve potansiyeline inancımız tam. Bu yatırımlarla e-ticaret pazarını ve ekosistemi büyüyecektir. Türkiye’nin küresel girişimciliğin merkezi olmaması için hiçbir sebep yok. Girişimcilik ekosisteminin gelişmesi, girişimcilik kültürünün yaygınlaşması ekonomimizin hak ettiği noktaya gelmesinde önemli rol oynayacak. Türkiye pazarının cazibesini artırmak için girişimcilerin hayatını kolaylaştıracak adımların atılması gerekiyor.”
Pazaryeri’nin girişimcilik ekosistemini büyütecek önemli bir kanal olduğunu vurgulayan Doğan Boyner sözlerine şöyle devam etti: “Pazaryeri ile perakendenin kaçınılmaz dijital dönüşüme öncülük ediyoruz. Pazaryeri’nde kayıtlı mağazaların ve hepsiburada.com olarak çalıştığımız tedarikçilerin toplam sayısı 6 bini geçiyor. Pazaryeri’nde kapılarımızı ticaret yapmak isteyen herkese açtık. Girişimciler de bizde mağaza açabiliyor ve hepsiburada.com güvencesiyle ürünlerini burada satabiliyor.”
Hanzade Doğan Boyner, son dönemde bir başka önemli yeniliği de ödeme alanında yaptıklarını ifade etti. E-ticaret ekosisteminin en önemli parçalarından biri olan ödeme sistemleri pazarında Hepsipay markasıyla yer aldıklarını belirten Doğan Boyner, “20 yıla yaklaşan e-ticaret tecrübemizle işletmelere yeni nesil, basit ve güvenli ödeme çözümleri sunacağız” dedi.
Facebook, Workplace’i (daha önceki ismiyle Facebook at Work) kullanıma sunduğunu açıkladı.
Microsoft tarafından satın alınan ve piyasadaki ciddi bir şekilde ilgi uyandıran tek kurumsal ağ olan Yammer ile doğrudan rekabete girecek Facebook Workplace, normal Facebook kullanımının sunduğu tüm özellikleri ve kullanıcı deneyimini kurumsal çalışanlara sunacak.
Tabii, Facebook ile Facebook Workplace arasında bazı farklar var. Öncelikle Facebook Workplace ücretli bir ağ. Facebook, şirketlerden aylık aktif kullanıcı sayısına göre bir ücret alacak. Bunun iki sebebi var: Birincisi, Facebook kurumsal çalışanların Facebook Workplace’e çok talepkar yaklaşacaklarını düşündüğü için sabit bir ücret belirlemenin anlamsız olacağını düşünüyor. İkincisi, kurumsal çalışanlar eğer olur da yeterli ilgiyi göstermezlerse, kurumların boşu boşuna Facebook Workplace için para vermesini istemiyor.
Bu kapsamda şirketler kullanıcı başına, kullandıkları kadar ödeme yapabilecekler. Fiyatlandırma, bin adet aktif kullanıcı için aylık 2 USD, bin bir – on bin arası aktif kullanıcı için aylık 2 USD ve on bin üzerinde aktif kullanıcı için aylık 1 USD şeklinde olacak.
Facebook, Workplace ile özellikle ofisleri olmayan ve masa başında çalışmayan insanlar için önemli bir boşluğu dolduruyor. Facebook Workplace’in mobil özelliği sayesinde perakende sektöründe çalışanlar, gemi mürettebatları ve baristalar gibi, daha önceden geleneksel iş yeri araçlarına erişimi olmayanlar da artık bu araçlara erişebiliyorlar.
Facebook ile Facebook Workplace arasındaki başka bir önemli farklılık ise, Facebook Workplace’ün SaaS araç tedarik şirketleri ile uyumlu çalışacağı. Böylece kurumların kullandıkları SaaS araçları, Facebook Workplace ile kolayca entegre olabilecek. Böyle SaaS tedarikçileri arasında en başta Asana’nın ismi sayılıyor.
En önemli farklılık ise, Facebook Workplace dahilinde yalnızca işletmenin çalışanlarının olması. Dışarıdan başka kimse bu ağa giremeyecek. Ancak bu özellik tartışmalı. Özellikle yüksek miktarda dış kaynak desteği kullanan veya danışmanlık şirketlerinden yardım alan kuruluşların, bu kişileri de ağlarına eklemek istemeleri gibi bir senaryo doğabilir. Bu durumda Facebook Workplace’ün nasıl işlediğini sanırız ortaya çıktığında göreceğiz.
Facebook Workplace 2014 yılında geliştirilmeye başlandı ve 2015 yılında bazı seçme kurumlarca beta testleri yapıldı. Özellikle Royal Bank Of Scotland gibi çok yüksek çalışan sayısının olduğu kurumlar test için tercih edildi; 100 bin çalışandan fazla.
Facebook Workplace, Facebook’tan aşina olduğumuz News Feed yerine Work Feed kullanıyor. Adı haricinde diğer işlevleri tamamen aynı. Convo (aylık 9 dolar), Salesforce Chatter (aylık 15 dolar), ve Microsoft Yammer (aylık 24 dolar) işlevlerini tek elden yerine getiriyor. Facebook Workplace ayrıca yine aşina olduğumuz Messenger uygulamasının tüm mesajlaşma, fotoğraf, video gönderme, grup kurma, sesli ve videolu görüşme gibi işlevlerini sunduğu için bir yandan da Slack ve Skype ile rakip oluyor. Hiç kimsede olmayan özellikler arasında ise canlı video yayınını ve etkinlik düzenlemeyi sayabiliriz.
Görünüşe göre Facebook Workplace’ün iki tane çok güçlü ayrıcalığı var. Birincisi, tüm yukarıda saydığımız uygulama, yazılım ve ağların özelliklerini tek elden sunması. Böylece kurumsal müşterilerin IT departmanları birçok uygulamayı aynı anda yönetmeye çalışırken saç baş yolmayacak. Çalışanların bilgisayarları da yazılım çöplüğüne dönmeyecek.
Workplace artık Çoklu Şirket Grupları (Multi-company Groups), Live, Tepkiler, Otomatik Çeviri, Video ve gruplar için sesli arama gibi özellikler de barındırıyor. Çoklu Şirket Grupları sayesinde farklı organizasyonların elemanları birlikte çalışabiliyor.
Ama en büyük artısı, aşinalık. 1,7 milyar insan aktif olarak Facebook kullanıyor. Türkiye’de internet bağlantısı sahibi kişilerin yüzde 95’i aktif olarak Facebook kullanıyor. Yani kurumsal çalışanlar ağa girdikleri anda nasıl kullanacaklarını zaten biliyorlar. Oryantasyon süreci yalnızca saniyeler alacaktır.
İnternet kullanımının en can sıkıcı yanlarından biri, operatörün veya hizmet sağlayıcının kullanıcıya tahsis ettiği kota ve bu kotanın bitmesi. Adil kullanım veya veri paketi adı altında uygulanan internet kotası yöntemi, özellikle günümüzde internet hızının artması ve yüksek veri akışı gerektiren uygulamalar karşısında oldukça yetersiz kalmaya başladı. Herkesin cep telefonunda bulunan 2’den fazla mesajlaşma uygulaması, paylaşılan videolar, görsel içeriklerin bulut hizmetlere kaydedilmesi, neredeyse hiçbir şey yapmadan internet kotasının bitmesini sağlayabiliyor.
İnternet kotası hakkında, altyapı eksikliğinden doğan bir takım zafiyetlerin giderilmesi amacı ile oldukça mantıklı argümanlar ileri sürülebilir. Ancak Facebook’ta şöyle bir dolaşmanın bile yüzlerce megabayt veri harcadığı günümüz dijital multi medya dünyasında kullanıcılar, hiçbir kota ile memnun olamazlar. Operatörler ve hizmet sağlayıcılar da bunun farkında.
Bu farkındalık en sonunda her iki tarafı da kısmen memnun edecek çözümlerin yolunu açıyor. Bu çözümlerin başında, kullanıcıların en çok değer verdikleri ve işlevselliği yüksek uygulama ve hizmetlerin harcadıkları veriyi, kotaya dahil etmemek var. Bu yöntem, yurtdışında yaygınlıkla uygulanıyor. Ülkemizde de benzer uygulamalar var. En son örnek ise, dünyanın en çok kullanılan anında mesajlaşma ve dosya paylaşım uygulaması Whatsapp için geldi.
Türk Telekom tarafından Eylül ayında 25 yaş ve altındaki gençlerin kullanımına sunulan Selfy ile gençler hem yurtiçinde hem de yurtdışında Whatsapp üzerinden ücretsiz mesajlaşabilecek.
Gençlerin kendi kurallarını kendilerinin koyduğu yeni gençlik dünyası Selfy’nin Whatsapp kampanyasından faydalanmak isteyen Selfy’liler, WHATSAPP yazarak 4545’e kısa mesaj gönderip ya da müşteri hizmetleri aracılığıyla kampanyaya kayıt olabilecekler.
Faturasız Selfy’liler, otuz günde bir tek seferde 25 TL ve üzeri yükleme yaparak kampanyadan yararlanabilecek. Faturalı Selfy’lilerin ise bu kampanyadan faydalanabilmeleri için 1GB ve üzeri internet içeren her şey dahil bir tarifeye kayıtlı olması gerekiyor. Selfy’liler böylece birbirlerine ücretsiz olarak Whatsapp üzerinden video, fotoğraf ve sesli mesaj gönderebilecek ve bu gönderileri internet paketlerindeki kotalarını etkilemeyecek.
Yurtdışında da ücretsiz
Selfy’liler Whatsapp kampanyası kapsamında yurtdışında da 50MB’a kadar ücretsiz mesajlaşabilecek. Selfy’lilerin ücretsiz mesajlaşabileceği ülkeler ise şöyle: ABD, Andora, Arnavutluk, Almanya, Avusturya, Bahreyn, Belçika, Belarus, Bosna, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Karadağ, Kuveyt, KKTC, Litvanya, Lichtenstein, Letonya, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Malta, Moldovya, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, San Marino, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Suudi Arabistan, Ukrayna, Vatikan, Yunanistan.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, internet üzerinden sahte şifre oluşturularak kredi kartından harcama yapılan kişiye, bankayla ortak sorumluluk yükleyen yerel mahkeme kararını bozdu. Daire, bozma kararında bankaların birer güven ve itimat kurumları olduğuna işaret ederek, bu tür olaylarda müşterilerin sorumlu tutulamayacağına hükmetti.
Şanlıurfa’da yaşayan A.K’nin, kredi kartıyla internet üzerinden bilgisi dışında 34 kez, toplamda 6.970 TL’lik alışveriş yapıldığını görünce, bu alışverişi kendisinin yapmadığını belirterek bankaya itirazda bulundu ama banka bunu kabul etmedi.
Bunun üzerine A.K, kredi kartı ekstresine borç olarak yansıtılan 6.970 TL’nin kendi borcu olmadığının tespitine karar verilmesi talebiyle dava açtı. Şanlıurfa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi davayı kısmen kabul ederek, davacı müşteri ile bankanın yüzde 50 oranında ortak kusurlu olduklarına hükmetti ve davacıyı borcun yarısından sorumlu tuttu.
Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 19. Hukuk Dairesine geldi. Daire, yerel mahkemenin, müşteriye bankayla ortak sorumluluk yükleyen kararını bozdu. Bozma kararında, kredi kartı ile sanal ortamda yapılan harcamanın, internet üzerinden güvenli alışveriş (3D secure) çerçevesinde müşteriye ait kredi kartı bilgilerinin 3. kişiler tarafından ele geçirilerek gerçekleştirildiği anlatıldı. Kararda, şu tespitlere yer verildi: “Bankalar birer güven ve itimat kurumları olduklarından kural olarak hafif kusurlarından da sorumludurlar. Davacının kişisel bilgilerini koruyamadığı, bu konudaki özen yükümlülüğünü ihmal ettiği sabit olmadığı sürece davacı müşteri,internet bankacılığı yoluyla 3. kişiler tarafından sahte şifre oluşturularak yapılan harcamalardan sorumlu tutulamaz. Mahkemece bu yönler gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken davacı müşterinin de kusurlu bulunmasında isabet görülmemiştir.”
Daha önce belirttiğimiz gibi, Avrupa Birliği’nin direktiflerine uygun olarak kişisel veri güvenliğine dair çerçeve bir düzenleme getirmeyi amaçlayan “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu” 7 Nisan 2016 tarihinde yürürlüğe girdi. Şirketlerin kanuna uyumlu hale gelmesi için verilen süre ise 7 Ekim 2016 tarihinde sona erdi. Buna göre yükümlülüklere uyum sağlamayan şirketleri ise idari ve cezai yaptırımlar bekliyor. Ancak mahkemenin bir siber dolandırıcılık olayını bu kapsamda değerlendirip değrlendirmeyeceğini şu anda öngöremiyoruz.
Birçok uluslararası kuruluş tarafından Avrasya bölgesinin en önemli yeni dijital ekonomi etkinliklerinden biri olarak gösterilen Startup İstanbul, 6-10 Ekim 2016 tarihleri arasında ABD, Avrupa, Asya ve Afrika’dan gelen yüzlerce girişimci ve yatırımcının katılımı ile İstanbul’da gerçekleştirildi.
Startup İstanbul, dördüncü yılında 135 ülkeden 25 bin başvuruya erişti
Startup İstanbul’a başvuruların açıldığı Mayıs ayından bu yana yaklaşık 25 bin başvuru alındı. Bu 25 bin başvuru tek tek değerlendirildi ve ön elemeyi geçen 4.085 girişimin 2.139’uyla online görüşmeler gerçekleştirildi. Bu görüşmeler sonucunda kısa listeye kalan 428 girişimin 100’ü ise İstanbul’da gerçekleşen ve Avrasya’nın en önemli dijital ekonomi etkinliklerinden Startup İstanbul’a katılmaya hak kazandı.
Pakistan ve Nijerya’dan Türkiye’ye ilgi büyük
Bölgesinde model bir ülke olan Türkiye, özellikle Asya ve Afrika’da bulunan girişimcilerin hayallerini süslüyor. Startup İstanbul’un bu yıl aldığı 25 bin başvurunun yüzde 19’u Pakistan’dan gelirken bunu yüzde 16 ile Nijeryalı girişimciler takip etti. Başvurunun en çok alındığı üçüncü ülke yüzde 14 ile Hindistan olurken Gana, Kenya ve Cezayirli girişimciler de Startup İstanbul’a yoğun ilgi gösterdi.
“İstanbul’un girişimcilik merkezi olması gerekiyor”
Startup İstanbul’u düzenleyen erken aşama yatırım şirketi ve girişim hızlandırıcısı Etohum’un Kurucusu Burak Büyükdemir konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Bu yıl dördüncüsünü gerçekleştirdiğimiz Startup İstanbul’a tüm dünyadan gelen yoğun ilgi bizi çok mutlu etti. Aldığımız rekor başvuru Startup İstanbul’un bölgenin en önemli etkinliklerinden biri olduğunu bir kez daha bize gösterdi. Türkiye’nin girişimcilik alanında bölgenin model ülkesi olması gerçekten çok kolay. Özellikle yabancı girişimcilerin ve yatırımcıların ülkemize ilgilisi çok büyük. Bu fırsatı kaçırmamalı, girişimcilere gerekli imkanı tanımalı; ekonomimizi üreteceğimiz yüksek teknoloji ve bu topraklardan çıkartacağımız başarılı internet girişimleri ile büyütmeliyiz.
“Son bir iki yıldır yaşadığımız ekonomik durağanlığa rağmen teknoloji ve internet alanındaki girişimcilerin sayısı artıyor. Global anlamda çıkan başarı örnekleri de önümüzdeki senelerde artacak; çünkü girişimciler sadece yerel pazara değil, uluslararası pazar için de neler yapabileceklerini keşfettiler. Bunların örneklerini gördük. Artık şirketlerin nerede kuruldukları pek önemli değil. Mobil cihazlar ve internet, kullanıcılara istenilen her yerden ulaşılmasını sağlıyor. Yatırımcı sunumlarında da gördük ki İstanbul gerçekten bir çekim merkezi. Burada hem yabancı yatırımcılar var, hem de 63 farklı ülkeden girişimci yatırımcılara sunum yapıyor. Bu da bize gösteriyor ki İstanbul yalnızca yakın bölgesinin değil, aynı zamanda Afrika, Asya ve Avrupa’nın merkezi olma konumuna doğru gidiyor.”
“Yurt içine baktığımızda, katılımlarının çoğunun İstanbul, İzmir ve Ankara üçgeninden geldiğini söylemek yanlış olur. Türkiye’nin dört bir yanından çok yii girişimcilik fikirleri ve startuplar görüyoruz. İstanbul tabi etkinlik yoğunluğu anlamında başı çekiyor. Eskiden yılda 2-3 etkinlik olurdu, şimdi ise kimi zaman günde 2-3 etkinlik oluyor ve bunları takip etmekte zorlanıyoruz. Bu çok iyi bir şey. Sonuçta insanların birbirleri ile buluşmasını ve yeni işlerin kurulmasını sağlıyor.”
6 Ekim 2016 Perşembe günü başlayan etkinlikte girişimcilik ekosisteminin önde gelen isimleri bilgi ve tecrübelerini katılımcılarla paylaşırken bu ekosistemin daha da gelişmesi için yeni çözüm önerilerini ortaya koydu. Etkinlikte katılımcılarla buluşan girişimcilik ekosisteminin önemli isimleri şöyle sıralanıyor:
Doğan Online’nın Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner, Hubspot’tan Sam Mallikarjunan, Yazar Elmira Bayrasli, Kaust’tan Ozan Sonmez, CBA’dan Kaushal Choskshi, Executive Joy’dan R. Michael Anderson, Rubicon VC’den Andrew Romans, IBM Cloud Başkan Yardımcısı Maged Wassim, The Lean Brand kitabının yazarı Jeremiah Gardner, Test my Pitch’ten Bill Kenney, Y Combinator’dan Adora Cheung, Andreessen Horowitz ortaklarından Matt Spence, 500 Startups girişim ortaklarından Arjun Arora, ‘Startup Rising’ kitabının yazarı Christopher Schroeder, Google Partner Lead – VCs and Startups Sharif El-Badawi ve CNN Türk’ten Cüneyt Özdemir.
Girişimcilik için altyapı desteği şart
Startup İstanbul’un açılış konuşmasını yapan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, TOBB’nin özel sektörün şemsiye organizasyonu olduğunu ve Türkiye’nin girişimcilik merkezi olduğundan bahsetti. Hisarcıklıoğlu, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Ulusal seviyede özel sektör ile yakın temastayız ve girişimcilik dostu politikaları destekliyoruz. Genç girişimciler için 81 ilde açılmış girişimcilik sınıflarımız var. Kendi bölgelerindeki ekosistemleri güçlendirmek için çalışıyorlar. TOBB’nin Ekonomi Teknolojileri üniversitesinde, garaj kuluçka merkezimiz ve teknoloji transferi ofisimiz var. Kendi şirketlerini başlatmak için hem akademik personeli hem de öğrencileri destekliyorlar.”
“Startup İstanbul’un bölgenin lider organizasyonu olma yolunda olduğunu görüyorum. Dünyanın dört bir yanından binlerce katılım talebi alıyor. Ziyaretçilerimizin yüzde 80’i İstanbul’u ilk defa ziyaret ediyorlar. Bu da, konferansın başarısının en büyük göstergelerinden biri. İstanbul, çok uluslu birçok şirketin bölgesel merkezi konumunda. Birçok ülkedeki operasyonlarını buradan yönetiyorlar.
“Bu durumun özünde, İstanbul’un dünyanın en büyük 18. ekonomisinin merkezi olması yatıyor. Toplam ticaret hacmi 350 miyar dolara ulaştı. Toplam doğrudan yabancı yatırım 170 milyar doları aştı. Bütün bunlar İstanbul’un benzersiz coğrafi konumu ile ilgili. 3 saatten az bir süre içerisinde Avrupa’nın neredeyse her köşesine ulaşılabilecek bir konumda. Bunlara Asya ve Afrika’daki birçok önemli merkezi de dahil etmemiz lazım. İstanbul, çoklu kültürel yapısı ile herkesin kendini evinde hissedebileceği bir şehir. Yalnızca büyük şirketler için değil, startuplar için de İstanbul’a gelmek için birçok sebep var. İstanbul çok iyi çalışan araştırma üniversitelerine, kuluçka merkezilerine ve mobil hizmetlere sahip. Tüm bu avantajlar, İstanbul’u büyük fırsatlar ile dolu bir hale getiriyor. Bu yıldan başlamak üzere TOBB ve İTO, İstanbul’u global bir girişim merkezi yamak için iş birliğine gidiyorlar. Startup İstanbul, bu amaca ulaşmak için ilk adım”.
Güney Koreli teknoloji devi Samsung, ısınma sorunu nedeniyle patlama ve yanma vakalarıyla gündeme gelen Samsung Note 7 modelinin üretimini geçici olarak durdurdu.
Güney Kore haber ajansı Yonhap, Samsung içinde ismini vermediği kaynaklara dayandırdığı haberinde, Note 7’lerin değiştirilmesi sonrası tekrar eden problemler ve gelen olumsuz raporlar nedeniyle bu kararın alındığını açıkladı.
Samsung, geçtiğimiz ay ısınma sorunu nedeniyle dünya çapında yaklaşık 2,5 milyon akıllı telefonu değişim için geri çağırmıştı. Samsung Note 7 kullanıcılarına iade etme hakkı ya da değiştirme seçeneği sunmuştu. Şirketin ana merkezi Güney Kore’de 200 bin cihaz iade edilirken 200 bin ise değiştirilmişti. Dünya çapında satılmış olan 2,4 milyon yeni modelin büyük bir kısmı değiştirilmişti.
Isınma sorunu nedeniyle son günlerde olumsuz eleştirilerin odağı olan Samsung, diğer elektronik ürünlerinden elde ettiği kazançla 2016’nın 3. çeyreğini yüzde 6’lık karla kapattı. Buna rağmen, telefonların geri çağrılmasının Samsung’a yarattığı maliyetin 1 milyar doların üzerinde olduğu sanılıyor.
Son 2 günde yine değiştirilen iki Note 7 telefon patladı. Cumartesi, ABD’nin Kentucky eyaletinde telefondan gelen dumandan rahatsızlanan bir adam hastaneye kaldırıldı. Pazar günü ise Minnesota’lı bir gencin aşırı ısınan telefondan ellerinin yandığı rapor edildi.
Bu arada telefonun güncellenmiş sorunsuz modeli Güney Kore’de gecikmeli olarak satışa çıktı, Avrupa’da ise 28 Ekim’de vitrinlerde yer alması bekleniyor.
Dropbox ve Google Drive için uygulanan erişim engelinin ardından, bugün yazılımcıların sıkça kullandığı GitHub ve Microsoft’un artık yeni işletim sistemi Windows 10’a gömülü gelen bulut depolama servisi OneDrive’a da erişim engellendi.
RedHack grubunun devletin üst makamlarındaki bazı kişilere ait olan e-mailleri yayınlaması sonucunda, dün akşamdan itibaren popüler bulut depolama servisleri Dropbox ve Google Drive’a, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından erişim engellendi.
OneDrive’a erişimin engellenmesi konusunda, devlet yetkililerine ait e-maillerin orada da yayınlanmış olabileceği tahmin ediliyor. Ancak, yazılımcıların geliştirmekte olduğu projeleri depoladıkları GitHub’a erişimin neden engellendiği sorusuna henüz yetkililerden bir cevap gelmiş değil.
Kişisel verilerin depolanmakta olduğu bulut servislerine erişimin engellenmesi, kullanıcıların mağdur olmasına neden olmaktadır. Zira, çok önemli bir dosyaya erişilmek istediğinde sürekli VPN servislerinin kullanılması mümkün olmuyor.
Microsoft’un bulut hizmeti OneDrive, Word, Excel, PowerPoint gibi Microsoft Office dosyalarının varsayılan kayıt yolu olarak uzun süredir kullanılıyor. Bütün bulut hizmetini kapatarak ne elde edilmeye çalışıldığını bilmiyoruz ancak özellikle Pazartesi gibi çok yoğun bir iş gününde, yüzlerce şirket ve milyonlarca kişi tarafından kullanılan böyle bir hizmete erişilememesinin hem ekonomiyi hem de bilişim sektörünü olumsuz etkileyebileceğini düşünüyoruz.
Otomotiv sektörü gerek sürücüsüz ve elektrikli araçlarla gerekse de internet bağlantılı araçlar ile, heyecan verici bir dönüşümden geçiyor. Bununla birlikte global trendlerin eğilimine rağmen, bölgesel ve yerel pazarlardaki ilerlemelerle sektörde yeni uygulamaların da önü açılmaya devam ediyor.
Elektrikli ve otonom araçların karşılaşacağı en büyük sorunlardan biri, yaratılacak çok yüksek miktardaki veri akışının bir şekilde sorunsuzca mevcut altyapılar ile kullanılması. Altyapı yatırımları ile paralel giden bu şekildeki uygulamalar, mevcut durumda otonom ve elektrikli otomobillerin benimsenmesini artıracaktır.
Günümüzde en yaygın veri iletişim sistemlerini sunan GPRS ve WiFi altyapıları doğal olarak bu veri iletişimi sorununu çözmek için ön plana çıkıyorlar. Bu yüzden operatörler ve hizmet sağlayıcılar, geleceğin araçlarına ne gibi faydalar sağlayabileceklerini belirlemek için kolları sıvamış durumundalar. Otomobillerimizin konsoluna SIM kart takacağımız günler çok uzakta değil. Hatta Türkiye’de de bu sistem başarılı bir şekilde denendi ve çalışma prensipleri gösterildi.
Vodafone, otomotiv sektöründeki 47 markayı temsil eden Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) ile güçlerini birleştirmek üzere Dijitalleşme Toplantısında bir araya geldi. Vodafone Arena’da gerçekleştirilen toplantı kapsamında Vodafone’un Nesnelerin İnterneti (loT) ve makineler arası İletişim (M2M) çözümleriyle donatılan internet bağlantılı araç da ilk kez tanıtıldı.
Vodafone Grubu Otomotiv Bölüm Başkanı Gion Baker’ın katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda Vodafone’un otomotiv sektörüne yönelik çözümleri paylaşılırken, Vodafone Grubu’nun otomotiv alanındaki global çalışmaları ve Türkiye’de sunduğu M2M çözümleri de anlatıldı. ODD Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bayraktar ve ODD Genel Kurul Üyelerinin de bulunduğu toplantı kapsamında otomotiv sektörünün geleceği ve ihtiyaçları, dijitalleşme ile yeni proje iş birlikleri üzerinde duruldu.
Otomotiv sektörü ve Vodafone’un global çapta sunduğu çözümlerle ilgili değerlendirmede bulunan Vodafone Grubu Otomotiv Bölüm Başkanı Gion Baker şunları kaydetti: “Vodafone Grubu olarak, otomotiv sektörü için hali hazırda dünyanın birçok bölgesinde daha fazla aracı ağa bağlı hale getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu doğrultuda yerli sanayiyi ve üreticiyi destekleyen, otomotiv sektörünün ihtiyaçlarına çözüm üretme odaklı bir stratejiyle hareket eden Vodafone Türkiye, mükemmel bir ilerleme ortaya koyuyor. Vodafone olarak, önümüzdeki dönemde tüm dünyada bağlantılı araçlar konusuna odaklanarak, yeni proje ve iş birlikleri geliştirmeye devam edeceğiz.”
Vodafone Türkiye Kurumsal Çözümler Direktörü Cenk Alper, toplantı kapsamında yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Türkiye’de ilk kez uygulama geliştirme imkanı sunan Nesnelerin İnterneti Platformu’nu bu yılın başında hayata geçirdik. İçinde SIM kart bulunan veya SIM kart bulunmayıp WiFi, lisanssız radyo frekansı gibi farklı telsiz iletişim teknolojilerini destekleyen tüm cihazlar, Vodafone’un yeni platformunda hayat buluyor. Bu platform sayesinde, çözüm ortaklarımız ve kurumsal müşterilerimiz, her sektörde bağlantılı servisleri herhangi bir altyapı yatırımına ihtiyaç duymaksızın hızla geliştirebiliyor. Bağlantılı araçlardan toplanan verilerle kullanıma göre sigorta ve araç bakım gibi farklı iş modelleri de sunmak mümkün olacak. Örneğin, ilkyardım, bilgi ve eğlence gibi uygulamalar da bu platformda bir web portalı tasarlar gibi kolayca geliştirilebilecek. Vodafone Araç Takip Sistemleri ile halihazırda işletmelere yüklerini, sahada bulunan araç, filo ve ekiplerini haritalardan takip etme imkanı sunuyoruz. Sürücülerin araç içinde ve sürüş sırasındaki davranışlarını takip etme imkanı sağlıyoruz. Takip sistemleriyle ekonomik maliyetleri azaltıyor, yakıt verimliliğini artırıyoruz. Vodafone Grubu’nun bağlantılı araçlar konusundaki tecrübelerini şimdi Türkiye’ye de aktarmak istiyoruz.”
Otomobil sanayisinde markalarıyla Dünya’da liderliği sürdüren Almanya’da federal konseyin oylamasıyla birlikte tarihi bir devrim gerçekleşti. 2030 yılı itibari ile benzinli ve dizel araçlara yasak geliyor.
Almanya federal konseyinin aldığı bu yeni kararla birlikte, üretilecek araçlar sıfır emisyon değerine sahip olmak zorunda olacak. Buda dizel, benzinli ve LPG araçların üretilemeyeceği, sadece elektrikli araçların üretimine izin verileceği anlamına geliyor.
Onaylanan yasa, sadece üretim tarafını kapsıyor. Yani 2029’da bir benzinli veya dizel araç alırsanız, onu kullanmaya devam edebileceksiniz. Lakin 2030 itibari ile üretim yasaklanacağından ötürü, o tarihten sonra sıfır araç almak istiyorsanız kararınızı elektrikli araçlardan yana kullanacaksınız.
Bu kararın Avrupa’da yer alan diğer otomobil üreticilerini ve Avrupa kurallarını etkilememesine karşın Almanya’nın otomobil sektöründe sahip olduğu liderlikten ötürü diğer ülkelerinde benzer kararları kısa sürede alacağı tahmin ediliyor. Zira çevrecilik konusunda da genellikle Almanya’nın ilk adımı atmasını bekleyen Avrupa, sonradan takip ediyor.
Aynı zamanda Avrupa komisyonunun dizel yakıtında gittiği vergi indirimi kullanıcıları dizel araç almaya teşvik etmişti. Özellikle 2010 yılından itibaren dizel araçların satışı artış gösterirken, üreticiler de satışlarını arttırmak amacıyla dizel modellerine daha ağırlık vermiş, hatta emisyon değerlerini düşük tutabilmek amacıyla yapılan birtakım hileler sonucunda emisyon skandalları baş göstermişti.
Avrupa komisyonunun zamanında yaptığı dizel vergi indirimine benzer bir durum, şimdide elektrikli araçlar için bekleniyor.
Bu karar aynı zamanda Paris İklim Anlaşması ile uyuşuyor. Anlaşmaya uymak için Almanya’nın 2050 itibari ile CO2 (karbon dioksit) salınımını yüzde 95 azaltması gerekiyor.
Birkaç gün önce Paris Motor Show fuarında BMW, Mercedes, Renault, Volkswagen ve diğer birkaç marka daha elektrik ya da başka türde bir yakıt kullanarak sıfır emisyon salınımı yapan konsept araçlarını tüketiciye göstermişti. Lakin yeni alınan bu karara ilişkin otomobil firmalarından henüz herhangi bir açıklama gelmedi.
Almanya’nın elektrikli araçlara geçmesinin bir diğer artı noktası ise, elektriklerini büyük oranda düşük ya da sıfır emisyonlu, yenilenebilir kaynaklardan sağlaması. Elektrik santralleri hala kömür veya doğalgaz yakıyorsa, elektrikli araç kullanmanın da bir mantığı olmuyor. Çünkü yakıtı otomobil yakacağına santral yakmış oluyor.
Yasanın yalnızca elektrikli araçlara izin vermesi ise başka bir tartışma konusu. Eğer öngörülen yaptırım, sıfır emisyonlu araçlara geçiş ise, elektrik haricinde başka teknolojileri de kullanan sıfır emisyonlu otomobiller var. Konsept veya prototip aşamasındaki bu otomobiller, hidrojen yakıt hücrelerinden su ile çalışan motor prototiplerine kadar çok çeşitliler.