GoDaddy en önemli yöneticilerinden birini bir başka teknoloji devine, Google’a kaptırdı. ABD Sermaye Piyasası Kurulu’na GoDaddy tarafından verilen bilgiye göre, şirketin CTO’su ve başkan yardımcısı olarak görev yapan Elissa Murphy, yaklaşık bir hafta önce istifa dilekçesini sundu.
Inc.com haberine göre GoDaddy hakkında yaklaşık bir yıl önce yayınlanan detaylı bir makalenin başında dahi, “GoDaddy’nin yeni CEO’su Blake Irving’in ilk görüştüğü kişi Elissa Murphy oldu” şeklinde başlıyor. Bizzat CEO tarafından teknoloji operasyonlarının sorumlusu olarak görev yapmaya başlayan Murphy’nin ilk işi, genelde müstehcen ve tartışmaya açık reklamlarıyla bilinen GoDaddy’nin marka imajını düzeltme sürecinde Irving’e yarımdı olmaktı.
Elissa Murphy neler başardı?
Üç yıl boyunca görev yaptığı GoDaddy’e yetenekli birçok kadın teknoloji uzmanı kazandıran Elissa Murphy, aynı zamanda şirketin 30 bin civarında olan sunucu kapasitesinin 100 bine çıkarılmasını yönetti ve sadece ABD’de değil, dünyanın dört bir yanında (Türkiye dahil) KOBİ pazarındaki GoDaddy payının artışını sağladı.
Halka arzın yaklaşık bir yıl sonrasında böylesi bir kayıp, GoDaddy’i güç duruma düşürebilir. Resmi evraklara göre 17 Mayıs itibarıyla yetenekli CTO’nun şirketle ilişkisi kalmayacak. Borsada yaşadığı çalkantılı sürecin ardından yüzde 20 artışta sabitlenen GoDaddy hisse değerleri, 2016 ilk çeyreğinde beklentileri aşan rakamlar sayesinde bir süre daha idare edecektir.
Murphy döneminde kazanılan “KOBİ’ler için en uygun fiyatlı alan adı (domain) servisi” imajı dünya genelinde büyük bir potansiyeli GoDaddy’nin önüne sunuyor. Buna karşın bir sonraki adım için şirkette Elissa Murphy olmayacak. Özellikle altyapı kurulumu alanındaki yetkinliği, kurum için önemli bir kayıp olacaktır.
İşin Google kısmına geldiğimizde ise, teknoloji devinin Murphy’i nasıl renklerine bağladığı şimdilik bilinmiyor. Ancak yetenekli yöneticinin bulut altyapısı alanındaki uzmanlığı ve Google’ın bu alanda vites yükselttiği düşünüldüğünde, şirketin cömert bir teklifte bulunduğu tahmin ediliyor.
Apple’ın ürün isimlerini değiştirmesi pek de alıştığımız bir durum değil; bu nedenle MacOS adını okuyunca ilk anda yazım yanlışı olduğunu düşündük. Ancak aynı cümle içinde tvOS ve watchOS geçince kafada bir ampul yandı tabii. Dünya Günü promosyonu için ürün yaşam döngülerini nasıl belirlediğini anlatan bir yazıda, aynen şu ifade yer alıyor: “İlk cihaz sahiplerini baz alan kullanım ömrü, MacOS ve tvOS cihazları için dört yıl, iOS ve watchOS cihazları için ise üç yıldır.”
Bugüne kadar OS X adıyla kullandığımız, MacBook ve iMac bilgisayarların temel yazılımını oluşturan işletim sisteminin adı yakın zamanda MacOS olarak değişebilir. Apple’ın bu yılki geliştirici konferansı WWDC’de tüm işletim sistemlerini aynı formatta düzenlemesi beklenen bir gelişmeydi. Ancak öncesinde yayınlanan bu yazıda, diğer tüm işletim sistemlerinin adı küçük harfle başlamasına karşın OS X’in büyük harfle MacOS şeklinde başlaması dikkat çekiyor.
MacOS sonrası sırada phoneOS olabilir
iWatch olarak beklediğimiz, aylarca dedikodularını duyduğumuz cihazın Apple Watch olarak piyasaya sürülmesi, Apple’ın yeni cihaz isimlerinde şablonunun ilk ipucuydu. Apple TV’nin işletim sistemi tvOS, akıllı saatin yazılımı ise watchOS adını taşıyor. TNW haberine göre sırada iOS’un adının phoneOS şeklinde değiştirilmesi olabilir.
Ne var ki iOS cihazların, Mac veya AppleTV’den çok daha popüler olduğunu ve bulundukları pazarı domine ettiklerini hatırlamakta fayda var. Bu nedenle Apple’ın önünde iki seçenek görünüyor; ya marka adının daha önemli olduğuna kanaat getirerek iOS yerine Apple phoneOS gibi bir adlanmaya gidecek ya da kendisine o marka değerini sağlayıp bugünlere getiren ismi değiştirmeden iOS olarak kullanmaya devam edecek.
İyi bir özgeçmiş hazırlamak, iyi haber yazmaya benzer; uzun ve gereksiz cümlelerle dolu bir içerik yerine kısa ve net anlatım her zaman tercih sebebidir. Online CV hazırlama servisleri sunan Novorésumé de bunu hatırlatmak için ilginç bir yol seçmiş: Elon Musk için kısa bir özgeçmiş hazırlamak.
Her biri alanında devrim yapmış beş dev şirketin kurucu ekibinde yer alan, dördünü halen kendisi yöneten milyarder bir girişimcinin özgeçmişinin sayfalar dolusu uzunlukta olacağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Aşağıdaki görselde görüleceği üzere, kariyer uzmanlarının önerdiği tek sayfalık bir CV formatını en zengin özgeçmişe sahip başarılı liderler için de hazırlamak mümkün:
Elon Musk özgeçmiş hazırlar mı bilmiyoruz ama BİM’de iş başvurusuna gittiğini düşünelim. Bir işe alım uzmanının ihtiyaç duyduğu tüm detaylar, tek bakışta anlaşılacak ve akılda kalacak şekilde tasarlanarak, iletişim bilgileri ve düz bir tasarımla birleştirilmiş. İsmin hemen altında profesyonel hedef, sayfanın diğer ucunda ise temel iletişim bilgileri bulunuyor. Beş ayrı iş deneyiminin her biri kısa ve öz biçimde kazanılan deneyime ve ulaşılan başarıya odaklanıyor.
Özgeçmişin sağ kısmında beceriler, görsel bir puanlama sistemiyle sıralanıyor. Alt kısımda ise iyi bir CV’nin olmazsa olmazı, başarı ve sertifikalar, dil bilgisi ve ilgi alanları yer alıyor. Özgeçmiş bu kadar sade ve net olunca, genelde görmezden gelindiği bilinen ilgi alanları bile dikkat çekiyor.
iPhone ilk çıktığında “radyosu bile yok” gibi pek çok eleştiriyle karşılanan, başarısı tartışılır bir cihazdı. Apple asıl devrimi mobil uygulama mağazası App Store ile yaptı. Bu platform sadece bağımsız mobil geliştiricilere gelir elde etme olanağı sunarak yepyeni bir pazarın doğmasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda o dönem sıkça kullanılan “Onun için bir uygulama var” sloganının hakkını vererek iPhone kullanıcılarına ihtiyaç duydukları her alanda en iyi uygulamaları sunmayı başardı.
Apple bugüne kadar App Store üzerinde her türlü reklamdan uzak durmaya çalıştı. Google AdWords benzeri bir sistemi kullanmaya yanaşmaması, yapılan uygulama aramalarında tamamen organik sonuçlar görüntülemesi, milyonlarda iPhone kullanıcısının ihtiyaç duyduğu uygulamayı kolayca bulmasını sağladı. Bu sayede mobil uygulama geliştiricileri ekosistemi de hızla büyüdü. App Store reklam ile aynı cümlede bile geçmedi.
App Store reklam kuşağına geçiyor
Ne var ki Bloomberg kaynaklarına göre Apple, App Store üzerinde ücretli gösterim de dahil olacak şekilde bir dizi yenilik için çalışmalar yapıyor. Şirket bunun için, başında eski iAd yöneticisi Todd Teresi’nin yer aldığı 100 kişiye yakın personeli seferber etmiş durumda. Yine aynı habere göre bu reklamlar sadece Arama bölümünde gösterilen sonuçlarda görüntülenecek.
Örneğin “harita” gibi bir arama yaptığınızda, ücretli reklam veren herhangi bir uygulama, Yandex.Maps ya da Google Haritalar’ın üstünde görüntülenecek. Tabii Yandex ve Google gibi büyük isimlerin yanı sıra işin bir de bağımsız geliştiricileri ve küçük stüdyoları etkileyen boyutu var.
Düşük bütçelerle çalışan ve App Store arama sonuçları sayesinde evine ekmek götüren uygulama geliştiriciler, bahsi geçen güncelleme yapılırsa dev şirketlerin reklam bütçeleri karşısında ezilecekler. Yaklaşan WWDC etkinliğinde Apple böyle bir duyuru yaparsa, o sırada salonu dolduran geliştiricilerden gayet ‘organik’ tepkiler alabilir.
Intel’in güvenliğe odaklanan alt şirketlerinden Intel Security, “Blue Skies Ahead? The State of Cloud Adoption” (Bulut Benimsemede Mevcut Durum) adıyla yayınladığı raporda dünyanın çeşitli yerlerindeki IT profesyonellerinin bulut güvenliği ve yaygınlığı hakkında düşüncelerini öne çıkarıyor. Avustralya, Brezilya, Fransa, Almanya, İspanya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri merkezli şirketlerde bulut güvenliği konusunda karar yetkisi bulunan 1200 IT profesyonelinin katıldığı araştırmaya katılanların yüzde 77’si buluta bir önceki yıla oranla daha fazla güven duyuyor.
Intel Security bulut araştırması, özellikle açık bulutun kritik operasyonlarda benimsenmesi için güvenlik konusunda güçlü adımlar atılması gerektiğini gösteriyor. Çünkü hassas veriyi korumak için genel bulut sağlayıcılarına tamamen güvendiğini belirten IT yetkililerinin oranı yüzde 13’ü geçmiyor. Katılımcılar üst düzey yöneticilerin bulut teknolojisinde güvenlik riskleri konusunda bilgi sahibi olduklarına da inanmıyor. Yöneticilerin bulutta güvenlik riskleri hakkında yeterince bilgilendirildiğini düşünenlerin oranı sadece yüzde 34 ile sınırlı kalıyor.
Intel Security bulut araştırması başka neler söylüyor?
Bulut Yatırım Eğilimleri: Rapora göre, işletmelerin %81’i servis olarak Altyapı (IaaS), %79’u servis olarak Güvenlik, %69’u servis olarak Platform (PaaS) ve son olarak %60’ı servis olarak Yazılım (SaaS) yatırımı yapmayı planlıyor.
Güvenlik ve Uyumluluk: Araştırmaya katılanların %72’si tüm bulut kurulumlarında en çok endişe duydukları konu olarak uyumluluğu gösterirken, şirketlerin yalnızca %13’ü hassas verilerinin bulutta saklanıp saklanmadığını biliyor.
Güvenlik Riskleri ve Bulut: Algılar ve Gerçekler: Katılımcıların beşte birinden fazlası SaaS konusunda veri güvenliği kazalarından endişe ederken, IaaS ve özel bulut hizmetlerine ilişkin en büyük çekincenin veri ihlalleri olduğu görülüyor. Buna karşın, rapor sonuçlarına göre şirketlerin dörtte birinden azı (%23’ü) bulut hizmeti sağlayıcılarıyla veri kaybı ya da veri ihlali yaşamış.
C-Suite Kör Noktası: Mali kayıp ve itibar kaybı gibi önemli sonuçlar doğuran yüksek profildeki veri ihlalleri, veri güvenliğini üst düzey yöneticiler için en büyük endişe haline getiriyor. Ancak, bulutta hassas veri barındırmakla ilgili riskler ve güvenlik yöntemleri hakkında farkındalık ve bilgi düzeyinin artırılması için hala daha fazla eğitime ihtiyaç var. Araştırmaya katılanların sadece %34’ü üst yönetim kadrolarının buluttaki güvenlik gereklilikleri konusunda yeterince bilgili olduğunu düşünüyor.
Gölge IT, Riskler ve Fırsatlar: IT departmanlarının gölge IT aktivitelerini azaltma operasyonlarına rağmen, iş birimlerinin %52’si halen IT’den departman kaynaklı izinsiz bulut hizmetlerini korumalarını bekliyor. Bulut kullanımında gölge IT kaynaklı görünürlük eksikliği, IT departmanlarını güvenlik konusunda endişelendiriyor: Orchestrating Security in the Cloud araştırmasına katılanların %58’i gölge IT’nin bulut güvenliğini olumsuz yönde etkilediğini düşünüyor.
Güvenlik Yatırımı: Bulut güvenlik yatırımları, farklı bulut kurulum tiplerine göre değişiklik gösteriyor. Araştırmaya katılanların %43’ü E-mail Koruma, %41’i Web Koruma, %38’i Kötü Amaçlı Yazılımlardan Koruma, %37’si Güvenlik Duvarı, %34’ü Şifreleme ve %31’i Veri Kaybı Önlemeye yönelik yatırımları önceliklendirdiklerini belirtiyor.
İlk başta tamamen uzun formlu yazılara odaklanan blog platformu Medium, emekleme dönemini atlatıp nakit ihtiyacıyla karşılaşınca farklı alanlara yönelmiş ve hem okurlara farklı deneyimler sunmak hem de yazarları içeride tutabilmek için çeşitli yöntemler denemeye başlamıştı. Bu yöntemlerden biri Çinli yöneticilerin bam teline basmış olacak ki, yasaklarıyla ünlü Çin, Medium’a erişimi de yasakladı.
TNW haberine göre erişim engelinin altında yakın zamanda gelen güncelleme var. Bu güncellemeyle birlikte blog ve sosyal ağ harmanına dönen platformda içeriği bulunan yayıncılara bundan maddi gelir elde etme imkanı tanımıştı. Yapılan değişiklik üzerinden, Çin’de yasaklı olan blogların da Medium aracılığıyla ülkedeki okurlara erişebilmesinden endişe edildiği belirtiliyor.
Medium’un getirdiği yeni özellik sayesinde yayıncılar, içeriklerini abonelik yoluyla okurlarına ulaştırabiliyor. Dileyen yayıncı ise abonelik ücreti yerine her gönderinin altına ‘doğal reklam’ alabiliyor.
Medium ilk değil; Çin bunu hep yapıyor
Time ve The Economist gibi dünya genelinde itibar gören yayınlara da erişim engeli koyan Çin’in bu tutumu, bir yandan da ülkenin kendi teknolojisini geliştirmesine zemin oluşturuyor. Engeller üzerinden ilerlemek ne kadar mümkün bilinmez ancak, Facebook ve Twitter’ın yasaklı olduğu ülkede Weibo gibi yerel sosyal ağlar ve WeChat gibi anlık mesajlaşma uygulamaları milyonlarca kullanıcıya ulaşıyor.
Elbette ülkedeki gelişimi doğrudan uygulanan sansüre bağlamak doğru olmaz. Neticede Twitter, YouTube ve ara sıra Blogger’a sansür uygulamasına karşın, bu servislerle yerel arenada bile rekabet edebilecek bir değer ortaya koyamayan ülkeler de mevcut.
TechInside.com’da Cuma akşamları saat 17.00’de gerçekleştirdiğimiz “5 gün önce 10 yıl sonra” adlı canlı yayınımızda, sektörün geçen haftadaki önemli olaylarını ve 10 yıl sonrayı konuşmaya devam ediyoruz. Bu hafta ise haberler arasından çıkıp yaşama dahil olmaya başlayan yapay zeka konusunu işliyoruz.
İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar’ın Enigma cihazındaki şifreli yazışmalarını kırmayı başaran ve günümüz bilgisayarlarının oluşmasını sağlayan en önemli isimlerden biri olan Alan Turing’in “makineler düşünebilir mi?” sorusuyla hayatımıza giren yapay zeka kavramı, bugün teknolojinin gelişimiyle yaşamın her alanında kendini hissettirmeye başlıyor.
Programımızda Turing’in açtığı yolda yapılan çalışmaları, yapay zeka – robot ilişkisini, yapay zekanın şirketlerin yönetiminde ne zaman yer almasının beklendiğini ve gezegenimizi nasıl etkileyeceğini konuşacağız.
Her hafta olduğu gibi benzersiz bir içerikle sunacağımız programımızda canlı yayın sırasında da sorularınızı iletebilirsiniz.
Programımız YouTube üzerinden canlı olarak yayınlanıyor ve daha sonra kaydediliyor. Kaçıranlar diledikleri zaman tekrarını izleyebiliyor. Kanalımıza abone olarak TechInside’da yayınlanan tüm videolara erişebilirsiniz.
Yeni Ar-Ge Reformu pek çok yenilik ve değişiklik getiriyor. Bunların içinde şirketlerin Ar-Ge personeli kullanımı, hangi sektörlerde daha fazla teşvik verileceği gibi konular da yer alıyor. Bu kapsamda da, özellikle ülke genelindeki teknokentlerin üye firmalarına bilgilendirici çalışmalar yapması gerekiyor.
Sakarya Teknokent Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek toplantıda, Ar-Ge Reform Paketi hakkında daha fazla bilgi sunulurken, anlaşılmayan alanların netleştirilmesi de sağlanacak. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Bilim ve Teknoloji Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Mehmet Madencan tarafından anlatılacak konu başlıkları şu şekilde sıralanıyor;
Tasarım Merkezleri kurularak Ar-Ge Merkezleri’ne sağlanan destek ve muafiyetlerden yararlandırılması. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nde gerçekleştirilecek tasarım faaliyetlerinin de destek ve muafiyet kapsamına alınması.
Ar-Ge ve tasarım yapan firmalarımızın yanı sıra, Ar-Ge ve tasarımı siparişle yaptıran KOBİ’lerimizin de vergi indiriminden yararlandırılması.
Ar-Ge Merkezi kurmak için gerekli en az Ar-Ge personeli sayısının özellikle yüksek teknolojili sektörlerde 30’dan 15’e düşürülmesi.
Ar-Ge Merkezleri’nde istihdam edilecek Temel Bilimler mezunlarımızın maaşlarının brüt asgari ücret kadarlık kısmının, 2 yıllığına Devlet tarafından karşılanması.
Firmaların ortak proje yapmalarını teşvik etmeye yönelik Rekabet Öncesi İşbirliği projelerine vergisel ve hibe destekler sağlanması.
Ar-Ge, yenilik ve tasarım projeleri kapsamında dışarıdan temin edilen ürünlere Gümrük Vergisi İstisnası getirilerek proje sürelerinin kısaltılması ve maliyetlerinin düşürülmesi.
Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ile Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri’nde çalışan personelin, projelerle ve lisansüstü eğitimleriyle ilgili olarak dışarıda geçirmeleri gereken sürelerin de muafiyet kapsamına alınması.
Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nde yer alan Teknogirişim Sermayesi Desteği ile kurulan firmalara doğrudan girişim sermayesi sağlayan firmalara vergi indirimi kolaylığının getirilmesi.
Yenilikçi fikirlere sahip gençlerimize verdiğimiz 100.000 TL’lik Teknogirişim Sermayesi Desteği’nin, proje niteliğine göre 500.000 TL’ye kadar artırılması, mezuniyet sonrası 5 yıllık sürenin 10 yıla uzatılması.
Bilişim sektöründeki firmalarımızın güvenli ve kaliteli yazılımlar geliştirmelerini sağlamaya yönelik standart belirleme ve yetkilendirme sisteminin getirilmesi.
Üniversite-Sanayi İşbirliği faaliyetlerinde bulunan öğretim üyelerinin bu faaliyetleri sonucunda elde ettikleri gelirlerden; gelir vergisi kesintisi yapılmaması, döner sermaye kesintisinin %15 ile sınırlandırılması öğretim üyesine %85’inin ödenmesi.
Kişiden kişiye araç kiralama platformu olan ve kısa sürede pek çok kullanıcı tarafından tercih edilen Garajyeri, ulusal ve uluslararası yatırımcılardan aldığı önemli destek ve elde ettiği başarı nedeni ile İTÜ Arı Teknokent Teknoloji ve Girişimcilik Zirvesi kapsamında düzenlenen BeeTech 2015 Awards’da “En Büyük Yatırımcı İlgisini Toplayan Start-Up Özel Ödülü”nü almaya hak kazandı.
Genç girişimciler Arda Aşkın, Güven Özyurt ve Erman Çağıral tarafından Doğa Girişim’in yatırım desteği ile 2015’te kurulan Garajyeri, kuruluşundan sonra kısa zaman içinde, e-ticaretin usta isimlerinden Yemeksepeti’nin kurucusu Nevzat Aydın, Hummingbird Ventures, aynı zamanda Yemeksepeti’nin de yatırımcılarından olan Raiffeisen Investment’tan Gökçe Kabatepe, Aydın Evren Özol ve Oytun Özer’in yanı sıra, Lidyana.com’un kurucusu Hakan Baş, Tek Cevher Yatırım Holding sahibi Mert Bayram, Gram Games’in kurucularından Kaan Karamancı ve BGCParters’dan Mahmut Dermancıoğlu ile Özgür Altuğ’dan oluşan yatırım ekibinden 800.000 dolarlık bir yatırım almıştı.
Paylaşım ekonomisine yaptığı katkıyla bu kültüre ışık tutan Garajyeri, kısa sürede ülkemizde kurulan en değerli sosyal girişimlerden biri haline geldi. Kullanıcılar Garajyeri üzerinden yakın çevrelerindeki ve hatta mahallelerindeki araçları kiralayarak hem komşuluk ilişkilerini kuvvetlendiriyor hem de İstanbul gibi trafik sorunu yaşayan bir kentte, araç sayısının artmasının önüne geçiyor.
Garajyeri nasıl çalışıyor?
10 yaşından genç olan araçlarının zorunlu trafik sigortasını yaptırmış olan araç sahipleri, araçlarını sisteme kaydedip TC kimlik numaralarını, cep telefonu numaralarını, IBAN numaralarını, e-posta adreslerini ve ruhsat bilgileri gibi temel verileri siteye giriyor. Verilen bilgilerin doğruluğunu geçerli sorgulama sistemleriyle kontrol eden Garajyeri, araç sahipleriyle iletişime geçiyor ve üyeliklerini onaylıyor. Araç kiralamak isteyenler ise ehliyet puanı yeterliliği ve Facebook ile giriş gibi bir takım ek zorunluluklar ile birlikte bilgilerini sisteme girerek platforma üye olabiliyor.
Platformdaki araçların saatlik veya günlük kira fiyatları araç sahipleri tarafından belirleniyor. Araç kiralamak isteyen kullanıcılar, lokasyon ve tarih seçerek arama yapıyor ve gelen sonuçlar içinden, fiyat, model ve mesafe açısından en uygun olan araca istekte bulunuyor. Araç sahibi bu isteği onayladığında, kiracı Garajyeri üzerinden ödeme yapıyor ve gidip anahtarı elden teslim alıyor. Araç iade edilinceye kadar Garajyeri hesabında tutulan kira bedeli, aracın teslimiyle birlikte araç sahibine aktarılıyor.
Girişim sermayesi, melek yatırımcılık, startup vb. kavramların dünya ekonomisindeki ağırlığı artıyor. Aralarında sağlık, yapay zeka gibi özel konulara odaklananların da ortaya çıktığı girişim sermayesi şirketleri yapılan analizlere göre 2016’ya rekorla başladı.
Thomson Reuters ve National Venture Capital Association verilerine göre yılın ilk 3 ayında girişim sermayesi şirketlerinin yaptığı yatırım miktarı tamı tamına 11 milyar 997 milyon 300 bin dolar. Bu, aynı zamanda .com balonunun patladığı 2001’den bu yana en iyi başlangıcı temsil ediyor.
Kurumun verilerine göre 13,2 milyar dolarlık girişim sermayesi yatırımının gerçekleştiği 2007’deki toplam yatırım miktarına da bir hayli yaklaşan 2016’nın ilk 3 ayında, adet değil ama toplam tutar açısından bir artış olduğu görülüyor.
Toplam 57 girişim sermayesi yatırımının gerçekleştiği bu dönem, geçen yıla göre düşüşte. 2015’in ilk üç ayında 69 farklı yatırım ile 7,5 milyar doların biraz üzerinde bir ekonomik büyüklük ortaya çıkmıştı. 2016’nın başlangıcı, 12 adet daha az yatırıma sahne olsa da neredeyse 5 milyar dolarlık daha büyük bir fonu işaret ediyor.
TechCrunch’ın ilgili haberinde bu durumun yeni bir balon oluşturma riskine de değinilmiş. Görüş alınan Battery Partners ortağı Neeraj Agrawal ve PwC yetkilileri şu an için böyle bir risk bulunmadığını belirtiyor.
İçinde bulunduğumuz yılın girişim sermayesi alanında bu denli hızlı bir girişe sahne olmasında iki şirketin önemli rolü var. Bunlardan biri olan Lyft aldığı 1 milyar dolarlık, Florida merkezli artırılmış gerçeklik şirketi Magic Leap ise 794 milyon dolarlık yatırımla toplamın neredeyse yüzde 10’unu almış durumda. En fazla yatırım alanlarda ilk 5’i oluşturan diğer şirketler ise Sunnova Energy, Uber ve Flatiron Health.
İlk 3 aydaki genel durumda hangi sektör dikkat çekici bir çıkış yaptı sorusunun yanıtı ise biyoteknoloji. 1.8 milyar dolarlık yatırım alan bu gruptaki şirketlere yılın kalanında yeni yatırımlar gelmesi çok da şaşırtıcı olmayacak. Kısa bir süre önce sizlerle paylaştığımız, dünyanın en hızlı 1 milyar dolarlık değere ulaşan şirketi ünvanını ele geçiren Çinli iCarbonX’in de bir biyoteknoloji şirketi olduğunu da ekleyelim.
Ticaret kanununda yapılan 2016 güncellemeleriyle birlikte, birçok mükellef için e-Faturaya geçiş zorunlu oldu. İşin yasal boyutuyla muhatap olanlar elbette bu geçişi daha erken yapmak durumunda kaldı. Ancak Türkiye’de yaşanan dijital dönüşüm ile birlikte doğrudan mükellef olmayanların da e-Fatura hizmetine geçme eğilimi göstermesi bekleniyor.
Zorunluluğu olmayan, özellikle şahıs şirketi gibi küçük ölçekli işletmelerin aklında ise aynı soru var: Geçmem gerçekten gerekli mi? Bu sorunun kısa yanıtı; hayır, mükellef değilseniz geçmeniz yasal bir zorunluluk değil. Ancak nasıl ki resmi dilekçelerinizi mektupla değil, e-posta ile göndermek işimize geliyorsa, e-Fatura da bulut çağının avantajlarını zahmetsizce size sunabiliyor.
Türkiye’de bulut tabanlı ön muhasebe servisiyle hızlı yükselen Paraşüt’ün kurucu ortağı Sean X. Yu, e-Fatura hakkında yanlış bilinen 15 konuya parmak basarken, konuyla ilgili bilinmeyenleri de izah etti:
e-Fatura benim için uygun bir çözüm değil
Eğer aylık olarak az fatura kestiğinizi düşünüyorsanız ve e-fatura uygun bir çözüm değil diyorsanız, tüm fatura işlemlerinizi bulut tabanlı ön muhasebe programlarını kullanarak ücretsiz hale getirebilirsiniz.
Zorunluluk kriterlerine uymuyorum, geçmeme gerek yok
Geçiş zorunluluğu olamayan şirketler de e-arşiv e-fatura sistemine geçiş yapabilirler. Türkiye dijitalleşiyor, gelişen teknolojiler şirketleri ve devleti dönüştürüyor. e-Fatura da bu dönüşümün bir parçası ve bu dönüşümün 2018’de tamamlanması planlanıyor. Fatura maliyetlerinizi düşürmek, işlerinizi dijitalleştirmek ve son ana kalıp aksaklıklar yaşamamak için hemen geçiş yapmalısınız.
Başvuru süreci çok zor
e-Fatura’ya geçiş şu an beklenen kadar yaygınlaşmadığı için başvuru süreci uzun görünüyor. Bulut tabanlı ön muhasebe programlarının paneli üzerinden hiç uğraşmadan, ofisinizden bile çıkmadan kolaylıkla geçişiniz sağlanıyor.
Mali mühür çok pahalı!
Geçiş önündeki en büyük sorun mali mühür ücretinin yüksek bulunması idi. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından belirlenen mali mühür ücretleri 2016 itibari ile indirildi. Daha önce tüzel kişiler için 690 TL, gerçek kişiler için 240 TL olan mali mühür fiyatları tüzel kişiler için 400 TL gerçek kişiler için ise 200 TL’ye indirildi.
Sürekli mali mühür taşımak istemiyorum
e-Fatura oluştururken mali mühüre ihtiyacınız yoktur. Mali mühürü sadece e-Fatura aktivasyon sürecinde onaylama işlemi yaparken kullanırsınız.
Şahıs şirketiyim, e-Faturaya geçemiyorum
Şahıs şirketleri de e-Fatura kullanabilir hem de daha düşük mali mühür fiyatı ile.
Elimde bir tomar matbu fatura var, e-Faturaya geçemem
Matbu faturanın size maliyeti yalnızca baskı maliyeti değildir. Tabii ki bastırılmış faturalarınızdan istifade etmek isteyebilirsiniz fakat gönderme, saklama ve muhasebeciye iletme maliyetlerinden kaçınmak için hemen e-Fatura’ya geçebilirsiniz.
e-Fatura gönderdikten sonra faturada değişiklik/iptal işlemi yapamam
Matbu faturada olduğu gibi elektronik faturada da iptal ve iade yapabilirsiniz.
Fakat şunu not düşmekte fayda var: Elektronik fatura oluşturulduktan sonra değişiklik yapılamaz. Göndermiş olduğunuz elektronik fatura e-fatura ise, faturayı karşı tarafın reddetmesi üzerine yeni bir e-fatura oluşturulabilir, e-arşiv ise siz iptal edip tekrardan yeni bir fatura oluşturabilirsiniz.
e-Fatura numarası ile elimdeki matbu faturaların fatura numarası devamlılığını sağlayamam
Böyle bir devamlılık zorunluluğu yok. e-Fatura gönderdiğiniz sürece GİB e-Faturanıza bir fatura numarası atayacaktır.
e-Fatura kullanmayan müşterilerimle sorun yaşarım
e-Faturaya geçiş yapmamış olan müşterilerinize e-arşiv faturası gönderebilirsiniz. Bu fatura mali değeri olan ve matbu fatura ile eşdeğerli bir faturadır. Faturayı isterseniz e-posta olarak gönderir isterseniz de çıktısını alarak verebilirsiniz.
Müşterim e-Fatura kabul etmiyor
Teknik olarak müşterinizin bunu kabul etmemesi mümkün değildir. e-Fatura, Maliye Bakanlığı onaylı bir faturadır ve hem siz hem de müşteriniz için işlevsel olarak normal faturadan farklı değildir.
Müşterim TC kimlik numarası vermek istemiyor
Muhatabınız eğer e-Fatura kullanıcısı ise e-Fatura’yı vergi numarası üzerinden gönderirsiniz. Eğer muhatabınız bir gerçek kişi ise ve e-Fatura kullanıcısı değilse o zaman e-arşiv faturası düzenlemeniz gerekir. e-Arşiv faturası düzenlerken TC kimlik numarası girme zorunluluğu yoktur. 11111111 yazarak geçebilirsiniz.
Gerçek kişilere, son kullanıcılara fatura gönderemem
Gerçek kişilere e-arşiv faturası düzenleyerek e-posta olarak gönderebilir ya da yazıcınızdan çıkartarak verebilirsiniz.
E-faturaya geçince Mali Müşavirim de e-Defter’e geçmek zorundaymış
Eğer şirketiniz e-Fatura’ya geçmek zorunda ise muhasebeci ya da mali müşaviriniz ile e-Defter’e geçmeniz gerekir. Eğer şirketinizi e-Faturaya geçiş zorunluluğu yok fakat siz e-Fatura kullanmak istiyorsanız e-Defter kullanmak zorunda değilsiniz.
Geçiş çok maliyetli
e-Faturaya geçiş için farklı yollar var. Geçiş sırasında aktivasyon ücreti, entegrasyon ücreti, mali mühür, anahtar ücreti, fatura başı ödeme gibi çeşitli giderlere maruz kalabilirsiniz. e-Fatura’ya entegrasyon ve aktivasyon ücreti ödenmeyen Paraşüt gibi bulut tabanlı ön muhasebe programları ile geçmeniz mümkün.
İşiniz internet ile ilgiliyse, “hosting tarafında sıkıntı var” cümlesiyle mutlaka karşılaşmışsınızdır. Bir web sitesinin teknik altyapısında ortaya çıkan sorun çözülemezse, sorun hosting firmasındadır. En azından biz öyle biliyoruz. Oysa Türkiye’de hosting işi yapan, yani web sitelerini sunucularında barındıran şirketler için kazın ayağı hiç de öyle değil. Yurtdışı çıkışlarından, haksız rekabete kadar onların da pek çok sıkıntısı var.
Türkiye’de hosting alanında faaliyet gösteren şirketlerin bir araya gelmesi ve aynı platformda bulunması, yaşanan sorunlara ortak bir çözüm getirilmesi için önem taşıyor. Bu nedenle 16 Nisan Cumartesi günü İstanbul’da düzenlenecek HostingFestivali özellikle internet ile ilgili işler yapan herkesi ilgilendiriyor.
HostingFestivali 2016 için katılım ücretsiz
Hosting ve veri merkezi sektörünün öncülerini bir araya getirecek HostingFestivali’nin ana sponsoru Hewlett-Packard Enterprise ve organizatörler sadece hosting şirketlerini değil, internet ve barındırma teknolojileriyle ilgilenen herkesi bu etkinliğe bekliyor. Geçtiğimiz yıllarda bu festivalde neler yaşandığıyla ilgili bilgilerin yanı sıra bu yılki programın detaylarına www.hostingfestivali.com adresinden ulaşmak mümkün.
ShiftDelete.Net‘in de sponsorları arasında yer aldığı festivalin bu yıl moderatörlüğünü hosting sektörünün ünlü simalarından Selçuk Saraç gerçekleştirecek. Etkinlikte hosting sektöründe yaşanan sorunlar, oturtulması gereken standartlar ve dinamikler konuşularak, bir yol haritası çizilecek.
Katılımın ücretsiz olduğu etkinlikte kontenjan sınırı bulunduğunu hatırlatalım. Web işleriyle ilgilenip, bu cumartesi İstanbul’da olacaksanız bu sayfadan yerinizi ayırtmanızda fayda var.
Google’ın şirketlere bulut alanı sunduğu ana sistemi olan Google Compute Engine hafta başında 18 dakika boyunca çalışmadı ve akıllarda hemen “bulut ne kadar güvenli?” sorusu oluştu. Öyle ya, şirketler her yıl en güvenilir şirket listelerinde zirveyi zorlayan Google’a bile güvenemeyecekse kime güvenecekler?
Google Compute Engine adı verilen sistem, şirketin bulut alanındaki en büyük rakibi olan Amazon Web Services EC2 çözümüne rakip olarak yayınlanan bir servis ve dünyanın dört bir yanındaki şirketler, bu servisi kullanarak Google’ın bulutundan alan kiralayabiliyor.
Yani Google’ın kendi bulut servisleri bu sistemde çalışmıyor. Dolayısıyla pazartesi günü yaşanan çökmeden son kullanıcıya hitap eden Gmail, arama motoru ya da Haritalar gibi servisler etkinlenmedi. Buna karşın, HTC’den BrightCove’a, DataStax’tan Zulily’e kadar pek çok büyük şirket bu altyapıyı kullanıyor.
Bulutta neler oluyor?
Her şeyden önce bu hizmetler Gmail ya da Haritalar gibi son kullanıcıya yönelik ve ücretsiz olarak sunulan servisler değil. Google Compute Engine aylık bir ücretle çalışıyor ve ciddi iş sözleşmeleri sonrası kullanıma açılıyor. Ticari bir ürün. Bu nedenle Google’da yaşanan çökme daha fazla önem kazanıyor.
Şirket yetkilileri de bunun farkında ve yayınlanan uzun özür metninde, müşterilere aylık ücretin yüzde 10 ila yüzde 25’i arasında geri kredi sunulacağını belirtiyorlar. Bu oran hizmet sözleşmesinde geçen geri ödemeden daha fazla. Ancak Google’ın bulutta rekabet oluşturmak için başka çaresi yok.
Peki, Google Compute Engine neden çöktü?
Business Insider haberine göre çökme, bir hatalar silsilesi sonucu yaşandı. Ekipten biri ağda yarı rutin bir güncelleme gerçekleştiriyordu ve bir hataya denk geldi. Sonrasında problemi bulması ve otomatik olarak düzeltmesi gereken arıza güvenlik yazılımı devreye alındı ancak onda da bir hata oluştu. Ardından sistem yazılımı kontrolden çıktı ve tüm ağa yanlış teknik bilgiyi göndererek çökmeye neden oldu.
Açıklamalara göre Google bu hatalar silsilesinden dersini aldı ve bulut servisinde bir daha benzer durum yaşanmaması için 14 önemli teknik değişiklik yaptı. Sistemde yaşanan aksaklık ayrıca önümüzdeki hafta kıdemli mühendisler tarafından Google genelinde gözden geçirilecek. Hatanın öneminin farkında olduğunu belirten şirket yetkilileri, bir daha benzerini yaşamamak için tüm önlemleri alacaklarını ifade ediyor.
GoPro hissedarları çarşamba gününü yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle kapatmış olmalı. Aksiyon kamerası işindeki başarısına karşın borsada çalkantılı bir dönem geçiren şirket, Apple’ın usta tasarımcısı Danny Coster’ı transfer edince hisselerinde bir anda yüzde 19 artış gördü.
Apple’ın tasarım gurusu Jony Ive için kilit adamlardan biri olan Danny Coster’ın adı 1995 yılındaki Apple patentlerinde bile geçiyor. Coster GoPro ekibine tasarımdan sorumlu başkan vekili olarak katıldı ve doğrudan CEO Nick Woodman’a bağlı çalışacak.
Haberin duyulmasıyla birlikte şirket hisseleri aynı güç içinde yüzde 19 yükselerek 13,90 dolar değere ulaştı. Aksiyon kameralarına yeni bir soluk getiren şirketin hisseleri, üç aylık ortalama değerinin neredeyse üç katı fiyattan el değiştirdi.
GoPro kötü gidişata dur diyebilecek mi?
Aksiyon kamerası üreticisi için işlerin bir süredir iyi gittiğini söylemek oldukça zordu. 2015 yılını beklenen 2 milyar dolarlık satışa ulaşamadan, 1,6 milyar dolar gelir ile tamamlayan GoPro için işten çıkarmalar gündemdeydi. Bu kötü gidişat hisselere de yansımış, sadece yılbaşından itibaren yüzde 25’lik bir düşüş gözlenmişti. Şirketin yeni gelir kapıları sağlayamaması ve inovasyon konusunda da durağan bir seyir izlemesi; 52 haftalık zirve olan 65,49 dolarlık hisse değerinden yüzde 79 oranında düşüşe neden oldu.
https://www.techinside.com/goproda-isler-hic-iyi-gitmiyor/
Yeni yönetici ise hissedarlara güven vermiş gibi görünüyor. Her ne kadar dip yapmış olsa da, GoPro için bile bir günde yüzde 25’lik artış yabana atılır cinsten değil. Bakalım Coster’ın Apple’da edindiği tasarım ve inovasyon deneyimi, yeni işverenini kara günlerden çıkarıp aydınlığa taşıyabilecek mi?
Unicorn, eğer yeni bir girişimin kurucusuysanız, sahip olmak istediğiniz en değerli ünvan olabilir. Değeri 1 milyar dolarlık şirketler için kullanılan bu tanıma sahip şirketlerin sayısı hızla artıyor. Global, en büyük şirketler listesinin de değişmesini sağlayan bu yeni nesil şirketler için önemli kriterlerden biri de ne kadar zamanda bu büyüklüğe ulaştıkları.
Çoğunlukla ABD’den, kısmen de Avrupa’dan çıkan milyar dolar değerindeki şirketler, sayısal olarak üstünlüğün bu bölgede kalmasını sağlamış olabilir. Ancak uzakdoğu, özellikle Çin ve Güney Kore merkezli şirketlerin de yarışta olduğunu göz ardı etmemek gerek.
İşte bu şirketlerden biri olan iCarbonX, kurulduğu tarihten başlayarak 1 milyar dolar değerini aşmayı en hızlı başaran şirket oldu. Bir unicorn olması, biyoteknoloji üzerine faaliyet gösteren bu girişimin ilk haber olduğu konu değil. Örneğin 27 Ekim 2015’te, yani resmen kurulduğu tarihte Çin medyasında “Biyoteknolojide geleceğin Google’ı” manşetleri atılmış. Şirket, kurulduktan sadece üç ay sonra aldığı 106 milyon dolarlık yatırımla da adından söz ettirmiş. Pazartesi günü Çin’in en büyük internet şirketlerinden Tencent’in liderliğinde, önceki yatırımcısı Vcanbio’nun 154 milyon dolarlık yeni yatırım yaptığı şirket bu sayede daha kurulalı aylar olmasına rağmen milyar dolarlık şirketler arasına adını yazdırdı.
iCarbonX’in bu başarısı aynı zamanda biyoteknolojinin gelecekte neden önemli konular arasında yer alacağını da kanıtlar nitelikte. Şirket, basit bir ifadeyle sağlık yönetimi çözümleri ile medikal uygulamalarda büyük veri analizi gerçekleştiriyor. Bu kadar popüler olmasının arkasında ise bu analizlerde yapay zekadan faydalanmayı hedeflemesi yatıyor.
Şirketin sağlık alanında ulaştığı başarıda ise kurucular arasında yer alan ve iCarbonX’in CEO’luğunu da üstlenen Jun Wang’ın rolü büyük. Daha önce Pekin Genom Bilimi Enstitüsü’nün CEO’luğunu üstlenen Wang, kuşkusuz biyoteknolojinin nimetlerinden nasıl faydalanılacağını gayet iyi biliyor. Şirketi alanındaki global isimlerden biri haline getirmek için çalışan Wang, ocak ayında ilk uluslararası girişimini Malta’da başlatmış. Ayrıca şirketin ortaklarından Yingrui Li’nin sağlık; Gloria Ai’nin ise medya, pazarlama, reklamcılık kategorilerinde Forbes’un Asya’daki 30 yaş altı 30 girişimci listesinde olduğunu da eklemek gerek.
Doğru işe odaklanan Çinli isimler arasına adını yazdıran Wang ve diğer ortaklar, şimdilik dünyanın en büyük B2B platformu olan Alibaba’nın kurucusu bir başka Çinli milyarder Jack Ma kadar bilinen bir isim değil. Ancak sağlık sektörü özelindeki başarıları ve geldiği noktayla Çinli genç girişimcilerin yeni idollerinden biri arasına girdiği kesin.
Başarılı uygulamalarıyla dikkat çeken kişi ve kurumları bir araya getiren ve bu yıl beşinci kez düzenlenecek olan E-Ticaret Konferansı, 17 Mayıs’ta Point Hotel Barbaros’ta gerçekleştirilecek.
Salesforce ve Formalis’in katkılarıyla gerçekleşecek olan konferans kapsamında Polonya finans sektöründen örnekler paylaşacak olan Miosz Brakoniecki, dijital dönüşüm sürecinde E-ticaret ve E-bankacılık arasındaki benzerlikler ve farklılıkların yanı sıra, Omnichannel ödeme sistemleri, çok kanallı dağıtım kanalları yönetimi ve dijital transformasyon stratejilerini konusunda deneyimlerini aktaracak.
Konferanstaki bir diğer konuşmacı ise Digital Transformation kitabının yazarı olan Mark Baker. “Günümüz Türkiye’sinde Dijital Transformasyon ve Strateji” konulu bir sunum yapacak olan Baker, sunumunda risk yüzdesi düşük ama verimliliği yüksek dijital transformasyon projelerinin nasıl gerçekleşeceğine dair detaylı bir içerik sunacak. Ayrıca dijital transformasyon stratejilerine dair katılımcı kuruluşlara özel yol haritaları sunacak.
Salesforce Türkiye Mid-Market Satış Müdürü Egemen Ersan ve Formalis Satış-Pazarlama Direktörü Murathan Araz’ın da konuşmacılar arasında yer alacağı konferans Türkiye ve yurtdışından çeşitli konuşmacıları katılımcılarla buluşturacak.
Farklı sektörlerde ön plana çıkan E-CRM uygulamaları, dijital transformasyon, ödeme sistemleri, dijital dünyadaki teknolojik gelişmelerin E-CRM stratejilerine etkisi, ve başarı hikayeleri ise ele alınacak diğer konular arasında yer alıyor.
Kayıtların devam ettiği etkinlik hakkında daha detaylı bilgi almak için tıklayın.
BIC Angels melek yatırımcıları yeni yatırım fırsatları aramak, girişimcilik ekosistemini yerinde incelemek için Avrupa’nın en gelişmiş ekosistemine sahip olan Berlin’e gitti. Berlin’deki kuluçka merkezleri, hızlandırma programları ve ortak çalışma alanları ziyaret edildi. 18 melek yatırımcının katıldığı gezi kapsamında Almanya’nın girişim sektöründe önde gelen hızlandırma programları ve kuluçka merkezlerinden Hubraum, Startupbootcamp, Axel Springer Plug & Play, Techstars Berlin, Point Nine Capitalziyaret edildi. Rainmaking Loft, Betahaus Berlin, The Workplace gibi ortak çalışma alanları incelendi. Berlin’deki yatırım fırsatları hukuki ve vergilendirme kapsamında değerlendirildi. Gezi sayesinde Berlin ve İstanbul melek yatırım ekosistemleri arasında yeni ve güçlü bir bağın önemli adımları atıldı.
Avrupa’nın en gelişmiş melek yatırım ekosistemlerinden birine sahip olan Berlin’i ziyaret etmelerinin çok önemli olduğunu paylaşan Dr. Joachim Behrendt, kurdukları bağ ve iletişim ile birlikte İstanbul’daki girişimci ve melek yatırımcı evrenine önemli bir katkı sağlamayı hedeflediklerini paylaştı. Melek yatırımcılığın Türkiye’de emin adımlarla ilerlediğinin altını çizen Behrendt bu kapsamda bir köprü görevi üstlenmelerinin kendileri açısından gurur verici olduğunu söyledi.
Facebook F8 etkinliğindeki en iyi konuşmanın Mark Zuckerberg değil, bir WhatsApp mühendisinden gelmesi şaşırtıcıydı. İki yıl önce Facebook tarafından 19 milyar dolara satın alınan WhatsApp’te yazılım mühendisi olarak çalışan Rick Reed, sadece 57 mühendisin, 900 milyona ulaşan WhatsApp kullanıcısının birbirine her gün gönderdiği 42 milyar mesajın altından nasıl kalktıklarını anlattı.
Rick Reed’in konuşmasının ana temasını, küçük ve işine odaklı bir ekip ve startup ruhu ile çalışarak cesur şirket politikalarını uygulamaktan korkmamak oluşturuyordu. Bunu ise WhatsApp’in lazer keskinliğindeki odağı sağlıyor. Reed buna örnek olarak Hangouts ya da Messenger gibi diğer anlık sohbet uygulamalarının sunduğu envai çeşit -sohbet dışı- özelliği veriyor: “Bizim odaklandığımız şey ise en basit, en güvenilir sohbet uygulamasını yapmak. Görevimiz bir sürü fazladan zımbırtı olmaksızın basit, hızlı ve güvenli bir iletişim aracı oluşturmak.”
Deneyimli mühendise göre bunun adı “Yetecek Kadar mühendislik” (Just Enough engineering) ve bu sayede şirket, kaynaklarını, kendi odağını dağıtmayacak şekilde değerlendirebiliyor.
WhatsApp ekibi toplantı yapmıyor
Şirket demek bizim için toplantı demek. Beş kişilik küçük bir ekip bile ofis ararken önce “toplantı odası nerede olacak?” sorusuyla işe başlar. Oysa WhatsApp bunun tam tersini benimsiyor. Şirketin “toplantısızlık” kültürü (her zaman sağlanamasa da) toplantılardan tümüyle arındırılmış bir çalışma düzenini hedefliyor ve çalışanların birbiriyle çeşitli mesajlaşma araçları (Rick Reed burada isim vermedi ama muhtemelen Slack’i kastetti) üzerinden iletişim kurmasını teşvik ediyor: “Böylelikle yaptığımız işe odaklanabiliyoruz ve oldukça sessiz bir ofise sahibiz.”
Business Insider, 57 mühendise sahip bir ekibin, olası bir soruna Facebook ya da Google kadar cömert bir şekilde işgücü kaynağı aktaramayacağının altını çiziyor. Böyle bir ekipte titiz bir planlama ve mühendislik ekiplerini ve zamanı doğru şekilde ayarlama gerekliliği vardır. Ancak bunu başardığınız anda eldeki ekipi tam olarak sorun çözmeye odaklanabilir. Reed, doğru pozisyona doğru kişiyi getirmek için oldukça fazla çalıştıklarını belirtiyor.
Fotoğraf: Matt Weinberger / Business Insider
Az insan az hata yapar
Google’da çalışan binlerce kişilik personelin yapabileceği hataların toplamını düşünün. Bir de 57 mühendisin birim zamanda yapacağı toplam hatayı göz önüne getirin. İkincisi daha kesin çözüm gibi görünüyor, değil mi? Rick Reed daha az çalışan sayesinde, insan eliyle yapılacak hataların ve karışıklıkların önüne geçtiklerini söylerken, böylelikle şirket altyapısını da daha küçük ölçekte tutabildiklerini vurguluyor.
Diğer teknoloji devleri ise yeni özellikler ve devasa veri yığınları nedeniyle insana bağlılıktan kurtulabilmek için milyonlarca dolar yatırım yaparak, süreç otomasyonu çözümlerine başvuruyor. Reed, mutlaka gerekmediği sürece otomasyon çözümleri kullanmadıklarını, mühendislerin el emeğine kıymet verdiklerini anlatıyor.
Az kişi olmak aynı zamanda her bir çalışanın yokluğunun daha fazla hissedilmesi demek oluyor. Reed konuşmasını bitirirken, pazarlama, basın toplantıları veya geliştirici konferansına fazla vakit ayırmanın şirket odağını dağıtacağına inanıyor ve Facebook F8 geliştirici konferansındaki konuşmasını şöyle bitiriyor; “Eğer biri sorarsa, ben burada yokum.”
Drone olarak bilinen insansız hava araçlarının havalimanları, askeri bölgeler gibi yerlerde güvenlik amacıyla yasaklanması normal bir olay. Ancak bu tip bir yasağın tüm bir ili kapsayacak şekilde uygulanması örneği ise Kocaeli’nde gerçekleşti.
Kocaeli Valiliği’nden yapılan duyuruya göre insansız hava araçları terör amaçlı kullanılabilecekleri gerekçesiyle sadece il merkezi değil, ilçeleri de kapsayacak şekilde yasaklandı. Kararın gerekçesinde; “Ülke genelinde terör örgütlerine yönelik yapılan operasyonlarda, birçok terör örgütü mensubu etkisiz hale getirilmiş, barındıkları yerlerde yapılan aramalarda patlayıcı madde, silah, mühimmat, DRONE (insansız hava aracı) ele geçirilmiştir. Terör örgütlerinin insansız hava araçları ve benzerlerini bombalı saldırı ve keşif amaçlı eylemlerde kullanabilmek amacıyla bulundurdukları ve kullandıkları anlaşılmıştır.” ifadesine yer verildi.
Yasağa uymayanlara hapis cezası
İkinci bir emre kadar yasaklandığı belirtilen drone uçuşlarında karar uymayanları hapis cezasına varan cezalar verileceği de yapılan resmi duyuruda yerini aldı. Karara uymayanların karşılaşacağı cezalar ise resmi duyuruda şu sözlerle tanımlandı:
“5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 66. Maddesi ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca cezalandırılır. Ancak kamu düzenini ve güvenliğini veya kişilerin can ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek toplumsal olayların baş göstermesi halinde Vali tarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan ve usulüne göre ilan olunan karar ve tedbirlere aykırı davrananlar, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüne istinaden adli ve idari işlem yapılacaktır.”