42,5 milyon dolar yatırım alan girişimin sırrı
Yatırımcılar arasında Salesforce.com CEO’su Marc Benioff, Yahoo kurucusu Jerry Yang, Box’un kurucusu Aaron Levie, Andresseen Horowitz’den Ben Horowitz, Joe Lonsdale, Data Collective’den Matthew Ocko ve ilk VMware çalışanlarından olup daha sonra General Catalyst Partners’ın risk sermayesinin başına geçen Steve Herrod bulunuyor.
Illumio, bulut dünyası için güvenlik sistemleri tasarlıyor. Özellikle son aylarda bulut üzerindeki güvenlik açıkları ve yaşanan sızmalar Illumio’nun çözümünü farklılaştırıyor. Steve Herrod salı günü blogunda şirket hakkında ‘‘Illumio Amazon, Google ve Microsoft’un sağladığı herkese açık bulutta veya gerçek/sanal özel sunucularda çalışan uygulamaların etrafında nereye ne zaman giderse gitsin onunla beraber kalan koruyucu bir baloncuk oluşturuyor’’ bilgisini verdi.
Adrew Rubin, PJ Kirner ve birkaç eski Cisco, VMware ve McAfee çalışanının kurduğu Illumio’nun ‘Adaptive Security Platform’ adını verdikleri yeni teknoloji yatırımcılarına göre hackerların sonu olacak.
Illumio’yu farklı kılan bir diğer şey de otomatik olarak çalışması. Ağ hakkında bir şeylerin değiştiğini fark eden Illumio güvenliğini bu değişikliğe göre ayarlıyor.
Illumio’nun CTO’su yaptığı açıklamada ‘‘Bazı müşterilerimiz çok büyük ve milyonlarca güvenlik duvarı kuralları var. Bunun üstesinden gelmek neredeyse imkansız gibiydi ancak bilişim yardımıyla bunun üstesinden geliyoruz’’ diye konuştu. Müşteriler arasında bünyesinde oldukça fazla veri barındıran Morgan Stanley, Yahoo ve Creative Artists Agency gibi şirketler bulunuyor. Cohen Illumio’nun tam 25 müşterisinin olduğunu ve sunulan teknolojinin üretilmesi çok zor olduğundan bu sayının artmaya devam edeceğini söylüyor.
Belki de bu durum en önemli yatırımcılardan bazılarının neden Illumio hakkında bu derece heyecanlandıklarını gösteriyor olabilir.
Türkiye’de bulut alanında son yıllardaki gelişmeleri göz önüne alacak olursak belki de Türk yatırımcıların da Türkiye’de olmasa bile yabancı ülkelerde benzer alanlarda faaliyet gösteren şirketlere yatırım yapmayı düşünme zamanı gelmiş olabilir. Elbette bu yatırımları gerçekleştirirken satınalma da göz önüne bulundurulması gereken seçenekler arasında yer alıyor.
BYOD hakkında bilmeniz gereken 10 şey
Günümüzde çalışanların yüzde 40 ile yüzde 60 arasındaki oranı iş yerlerine kendi telefonlarını getiriyorlar. Bring Your Own Device (BYOD – Kendi Cihazını Kendin Getir) olarak adlandırılan bu hareket modern çalışma ortamının baştan keşfedilmesine sebep oluyor. Çalışanlar için elverişli olan bu uygulama elbette şirket verilerine erişimi kontrol altında tutmak isteyen ve virüslerle kötü amaçlı yazılımları sistem dışında tutmak isteyen bilgi işlem departmanları için baş ağrısı olabiliyor. İşte kalıcı olacağı kesinleşen bu anlayışın şirketinize faydalı olması için bilmeniz gerekenler:
- Başlangıçta ilgili taraflar ile görüşün: Her bölümün temsilcilerinden ve üst kademenin her seviyesinden ihtiyaçları hakkında görüş alın. Nerede ve ne zaman çalışıyorlar? Hangi bilgilere erişmeleri gerekiyor?
- BYOD’un Vahşi Batı olmadığını hatırlayın: En çok kullanılan cihazların hangileri olduğunu, insanların hangi cihazları satın almayı düşündüğünü öğrenin. Bu size hangi cihazlara yoğunlaşmanız gerektiği hakkında fikir verecektir.
- Önemli verileri korumak için Mobil Cihaz Yönetim sistemi kurun: Bu sistemle uygulama ve ağ kullanımını kontrol edebilir, kurumsal verilerinizi şifreleyebilir ve güvenlik durumlarında cihazları sıfırlayıp kapatma yetkinizi saklı tutabilirsiniz.
- Bulut tabanlı iletişim sistemi kullanın: Bulut tabanlı bütünleşik iletişim ile her bir cihaz üzerindeki verinin güvenliği için endişe duymaktan kurtulursunuz. Kullanıcılar istedikleri yerlere veri yükleyebilir, güncellemeler ve yeni özellikleri yönetmesi de kolaydır.
- Esnek olun: Bazı şirketler genel bir BYOD programı isterken bazıları şirket cihazları ve kişisel cihazların harmanlandığı bir sisteme ihtiyaç duyabilir. Buradaki karar verinizin ne kadar önemli olduğuna, ona kimin ulaştığına ve çalışanların ne çeşit cihazlar kullandığına göre değişebilir.
- İlgili taraflar ile tekrar görüşün: Evet, tekrar. Bu defa eğitim vermek ve sisteminiz hakkında güvence vermek için görüşün. Güvenliği, erişimi ve kayıp/çalıntı cihazlar hakkındaki politikalarınızı tartışın. Ayrıca cihazı olan çalışanlar için uygun mobil paketleri hakkında vereceğiniz destekten bahsedin.
- Her katılımcıya son kullanıcı sözleşmesi imzalatın: Bu durum şirketinizin veri ve saygınlık kaybını önlemek, kaybolan veya sızan veriler hakkındaki hukuki süreçleri işletmek adına hayati öneme sahiptir.
- Önce kendiniz deneyin: Daha ilk günden tüm şirketi kaplayan bir BYOD servisi uygulamak zorunda değilsiniz. Önce küçük bir deneme yapıp sonra genele yaymak en iyi çözüm olacaktır. Bu şekilde sorunları küçükken çözebilir, bilgi işlem departmanınızın yeni gelenler için yeterli kaynağa sahip olduğundan emin olabilirsiniz.
- Takip edin ve değerlendirin: Kullanıcı memnuniyeti ve uyumunu, maliyet tasarrufunu ve kullanmaya değer yeni teknolojileri sürekli takip edin. Önerilen değişiklikler konusunda bilgi işlem departmanına danışmayı unutmayın.
- Şirketten ayrılan çalışanlar ve cihazlar için aksiyon planı hazırlayın: Çalışanlar şirketten ayrıldıklarında telefonlarında sadece kişisel bilgileri olmalı, şirket hakkında hiçbir bilgi olmamalıdır. Aynı kural her cihaz değişiminde de geçerli olmalıdır – şirket hakkındaki bilgiler eski telefonlardan silinmelidir. Çalışanlarla eski numaralarını tutmanın faydaları hakkında konuşun.
ViewSonic NaviSite ile ortaklığını duyurdu
Monitör ve görüntüleme teknolojisi alanında ürettiği ürünlerle büyük beğeni toplayan ViewSonic, bulut tabanlı masaüstü sanallaştırma ürünlerini geliştirmek için NaviSite ile işbirliği yaptı. ViewSonic, NaviSite ile birlikte ölçülebilir ve esnek bulut çözümleri sunacak.
NaviSite’in DaaS (Destop as a Service) sistemleri, ViewSonic’in masaüstü sanallaştırma altyapılı ürünleriyle birlikte çalışarak, karmaşık IT süreçlerine gerek kalmadan bulut altyapısına geçişi sağlayacak.
ViewSonic’in ödüllü masaüstü sanallaştırma altyapılı (VDI) ürün yelpazesi, NaviSite DaaS’ın bulut tabanlı masaüstü sanallaştırma sistemlerinin esnekliği ve yönetilebilirliğini en uygun şekilde ortaya çıkararak, kurumlar için optimum performans sunacak.
NaviSite DaaS (Desktop as a Service), NaviCloud platformunun da ivmesiyle, tamamen yönetilebilir ve güvenli bir bulut bilişim çözümü ortaya koyuyor. Kullanışlılık, ölçülebilirlik ve etkinlik çevresinde temellendirilen NaviSite DaaS (hizmet olarak masaüstü), şirketlere geleceğin teknolojileri çerçevesinde büyüyerek iş yapma imkânı tanıyor.
Türkiye cari açığı e-ihracat ile kapatabilir
Sınır ötesi e-ticaretin küresel trend olduğu saptamasının yapıldığı raporda, ihracatta boyut ve tecrübe faktörlerinin öneminin azalmasının ve uzak pazarlara erişimin kolaylaşmasının şirketler, girişimciler ve hatta her bir hane açısından sınır ötesi e-ticaretin en önemli avantajları olduğuna işaret ediliyor.
PayPal Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi CEO’su Rupert Keeley şöyle konuştu: “eBay’in hazırladığı ‘Ticaret 3.0: Türkiye’nin Küçük Ölçekli İşletmelerini Küresele Taşımak’ raporuna göre, Türkiye’de PayPal ile ödeme alarak eBay üzerinden yurtdışına satış yapan binlerce şirketin yüzde 84’ü yurtdışına satış gerçekleştiriyor. Türkiye’de geleneksel yollarla ihracat yapan firmalar ortalama üç ülkeye ürün satarken, e-ihracat yapan firmalar ortalama 34 ülkeye erişebiliyor.Son bir yılda eBay üzerinden ihracata başlayan şirketler, e-ihracatın yüzde 26’sını ve PayPal ödemelerinin yüzde 33’ünü gerçekleştiriyor.”
YENİ BAŞLAYANLARA FIRSAT EŞİTLİĞİ
Keeley, sözlerini “Türkiye bir e-ticaret üssü olmak adına gerek bölgedeki pozisyonu, gerek mal çeşitliliği açısından oldukça önemli bir konuma sahip. Biz PayPal olarak Türkiye’de ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Türkiye, en hızlı büyüme kaydeden e-ticaret pazarlarından biri. Ancak ülkenin dinamik özellikleri, üretimi ve altyapısı düşünüldüğünde sınır ötesi online satış rakamlarının henüz arzu edilen seviyede olmadığını düşünüyoruz. Özellikle KOBİ’lerin ve bireysel girişimcilerin desteklenmesiyle Türkiye bir e-ihracat üssü haline gelebilir. PayPal olarak buna destek olmak için buradayız” diye sürdürdü.
TEPAV raporunda, internet kullanımındaki artış, girişimcilik ruhu, uygun politikaların bulunması gibi konuların e-ihracat potansiyelini geliştirdiği belirtilirken, uluslararası online ticaretin artmasının Türkiye’nin ihracat yapısındaki zayıflıkları aşması ve daralan ihracat menzilinin genişletilmesi için büyük bir fırsat olduğuna işaret ediliyor. Ayrıca yurtdışına elektronik ticaretin, 500 milyar dolar olarak belirlenen 2023 ihracat hedefinin tutturulmasında oynayacağı role odaklanan çalışma, e-ihracatın yerel şirketlerin büyümelerine de katkı sağlayacağına dikkat çekiyor.
TEPAV Direktörler Kurulu Üyesi Durmuş Yılmaz şunları kaydetti: “Son 10 senede Türkiye’nin yüksek ihracat performansının temelinde büyük ve eski firmaların, eski ürünleri eski pazarlara satması yatmaktadır. Türkiye’nin benzer ülkelere göre zaten dar olan ihracat menzili son 10 yılda daralmaya devam etmiştir. Katma değeri ve teknoloji seviyesi yüksek ürünlerin ihracatı düşük seyretmektedir. E-ihracat, bu sorunları çözmek için tutulacak yollardan biridir. Ancak yasal ve fiziki altyapı, ödeme sistemleri, gümrük mevzuatı ve lojistik sistemlerinin şirketten tüketiciye değil, şirketten şirkete ihracata yönelik düzenlenmiş olması, sorunları beraberinde getiriyor. E-ihracatın sürdürülebilir bir büyüme sergileyebilmesi için önündeki engelleri kaldırmaya niyetli bir devlet iradesi ve kamu ile özel sektör arasındaki diyalog kanallarının açık tutulması gerekmektedir. TEPAV olarak bu konudaki diyaloğu güçlendirmeyi hedefliyoruz.”
SINIR ÖTESİ ONLİNE TİCARET SEFERBERLİĞİ
PayPal’ın bugünkü toplantıda duyurulan ’Ben Kazanıyorum, Türkiye Kazanıyor’ kampanyası ise, yurtdışına online satış yapan binlerce başarılı Türk şirketine ve girişimciye yenilerinin de katılması hedefiyle başlatıldı. Kampanyanın ana fikri, girişimcilerin yurtdışına ürün ve hizmet satarak hem kendilerinin kazanması hem de ihracat yoluyla Türkiye ekonomisine katkıda bulunmaları.
PayPal Türkiye, Avrupa ve Kuzey Afrika Bölgesi Direktörü Kıvanç Onan şu bilgileri paylaştı: “Mayıs 2014 itibarıyla ilk kez Türkiye’den satıcıların yurtdışına sattıkları malların bedeli, Türkiye’den alıcıların yurtdışından aldıkları ürünlerin bedelini geçti. Yani PayPal ekosistemi içerisinde, Türkiye cari açık değil cari fazla vermektedir. Yılsonuna geldiğimizde ise bu fazlanın yüzde 20 civarında olmasını bekliyoruz. Türkiye’den yurtdışına online ürün satışının günümüzde 250-300 milyon dolar seviyelerinde olduğunu tahmin ediyoruz. Türkiye bu alanda ciddi bir potansiyele sahip ve bu rakamın önümüzdeki birkaç yıl içinde 2-3 milyar dolara çıkabilmesi mümkün. Bu nedenle de PayPal olarak, kurumsal küçük ve orta ölçekli firmalar ile bireysel girişimcileri ve hatta hane halklarını e-ihracata dahil etme hedefiyle bir seferberlik başlatıyoruz.”
PayPal bu amaçla, girişimcilere e-ihracata başlamanın yollarının gösterildiği ve sınır ötesi e-ticaretle ilgili pek çok ipucu ile içeriğin paylaşıldığı www. benkazaniyorumturkiyekazaniyor .com portalını hayata geçirdi. Ayrıca, e-ihracat yapmayı planlayan şirketlerin hedefledikleri ülkelerde güvenilir iş ortakları bulabilmelerini sağlayacak içerik ve bu pazarlardaki uygulamalara dair bilgiler de portalda sunuluyor.
Söz konusu kampanyanın bir diğer ayağını ise, e-ticaretin Türkiye’de bilinirliğini artırmak amacıyla kurulan eğitim firması EticaretSEM işbirliğiyle gerçekleştirilecek e-ihracat eğitimleri oluşturuyor. İşbirliği kapsamında PayPal ekibi tüm Anadolu’yu şehir şehir gezerek girişimcilerle bir araya gelecek, onlara e-ihracat konusunda rehberlik edecek.
‘Türkiye’de E-ihracat: Fırsatlar ve Sorunlar’ Raporundan Bulgular:
· G-20 ülkelerini kapsayan ve Avustralya’nın ilk sırada bulunduğu ‘E-ihracata Hazırlık Endeksi’nde Türkiye, e-ticarete yönelik düzenleyici çerçeve, yasal ve fiziki altyapıdaki zayıflıklar gibi nedenlerden dolayı listenin 15inci sırasında bulunuyor.
· E-ihracatın gelişmesi hem Türkiye’nin internet ekonomisine hem de ihracatına önemli katkı sağlayabilir.
· Türkiye’nin ilk 10 e-ihracat pazarının ağırlıklandırılmış ortalama mesafesi, 4 bin 308 kilometre. Bu rakam, geleneksel ihracat menzilinin üstünde yüzde 65’lik bir artış teşkil ediyor.
· E-ihracata konu olan ürünlerin katma değerinin, elektronik ve otomotiv parçaları gibi geleneksel ihracat ürünlerine göre daha yüksek olduğu görülüyor.
· Türkiye ekonomisi e-ihracat sayesinde yüzde 38’lik bir oranla, dünya ortalamasının üzerinde büyüyebilir.
· E-ihracat yapan firmaların en küçük yüzde 10’luk kesiminin ortalama pazar sayısı 23 iken, en büyük yüzde 10’da bu sayı 45 olarak ölçülüyor.
· Üreticiler açısından bakıldığında ise ihracatta boyut ve tecrübe faktörlerinin öneminin azalması ve uzak pazarlara erişimin kolaylaşması, sınır ötesi e-ticaretin en önemli avantajlarını oluşturuyor.
Dağıtık veride tutarlılık sorunları
Bir dağıtık veri tutarsızlık hikayesiyle başlayayım. Uzağa gitmeye gerek yok, kendi hayatımdan…
Lisans sırasında askerlikle ilgili hiçbir tehir işlemi yapmamıştım, zaten üniversite hallediyordu. Yüksek lisansta meğer yine üniversite hallediyormuş, ama okula bir dilekçe vermek gerekiyormuş. Benim bundan haberim olmadığı için yüksek lisans yaparken bakaya durumuna düştüm.
Aylar sonra bu durumda olduğuma ilişkin haberdar olunca gerekli belgeleri alarak başvurumu yaptım ve bakaya durumundan kurtuldum. Ne de olsa hâlâ öğrenciydim.
Daha sonra yüksek lisansı bitirdim, askerlik kararı aldırdım, askerliğimi yapıp döndüm, bir iki işten sonra SQL Server alanında eğitmenlik/danışmanlık yapmaya başladım.
Buraya kadar ilginç bir şey yok, ama işler yavaş yavaş ilginçleşecek.Microsoft adına vereceğim bir eğitim için Ankara’ya uçtum ve otele girişimi akşam geç vakit yaptım. 12 gibi uyumuştum sanırım. Gece 1’e doğru kapı çalıyor, telefon çalıyor… noluyor diyerek uyandım. Meğer ben hâlâ bakaya olarak aranıyormuşum ve GBT’de (Genel Bilgi Tarama) bu doğrultuda kaydım varmış. Belgelerimi götürüp bakaya durumunu kaldırdığımda da, mezun olup askerlik kararı aldırdığımda da, askere gittiğimde de, askerliği bitirip tezkere aldığımda da o arama kaydı öylece durup durmuş. Ve otele girdiğim gece de yakama yapışmış oldu. O geceyi genç bir komiserin daha önce bir Kıbrıs gazisini de kayıt hatası yüzünden asker kaçağı olarak ağırladıkları için edindiği tecrübe sayesinde nezarethane yerine odalardan birinde koltukların üzerinde uyuyarak geçirdim. Sabah askerlik şubesine teslim edildim ve bir iki saatlik bir araştırma sonucu askerliği zaten yapmış olduğum anlaşılarak serbest bırakıldım.
Eğitime bir saat gecikmeli de olsa başlayabilmiştim.Hikayemiz burada bitmiyor! Ankara’daki bu eğitimden dönüşte, İstanbul’da evimde ilk yaptığım işlerden biri askerlik tezkeremi bulup yanımda taşımaya başlamak oldu. İsabet etmişim. Bir müddet sonra tekrar bir Ankara eğitimi çıkıp yine otelde gecelediğimde, yine uyuduktan az sonra aynı senaryo yeniden başladı. Telefon, kapı güm güm, polis… Yine GBT, aynı bakaya sorunu… Neyse ki bu sefer tezkere yanımdaydı. GBT’ye faks çektiler ve böylece arama listesinden düştüm. Bu hikaye, dağıtık veride tutarlılık sağlamamış olmanın sonuçlarıyla ilgili gayet net bir kişisel örnekti benim için. Başka nerelerde dağıtık veride güncel ya da senkron olmamayla ilgili sorunlar yaşanabilir? Bazı örnekleri düşünelim:
- Müşteri şikayet sistemi ve müşteri ödeme sistemi arasında gerekli bağlantı ve senkronizasyon olmadığı için hiçbir ödeme yapmamış ve mahkemelik olmuş bir müşterinin ürün şikayetiyle ilgili pahalı süreçler yürütülmesi…
- Müşteri olmuş ve hizmetinin kurulmasını bekleyen bir adayın, henüz müşteri veritabanında aktif hale gelmediği için tekrar satış çabasına muhatap olması…
- Bir şirketin satın aldığı şirketle kendi verileri arasında eşleme yapmamış olması sonucu, toplam kredisi yeterli olmayan bir müşterinin kredi kullanım limitlerinin bir araya getirilmemesi sebebiyle limitlerin üstünde alım yapabilmesi…
Amazon 437 milyon dolar zarar yazdı
Analiz ve istatistik sitesi olan Statista tarafından hazırlanan yukarıdaki grafik Amazon’un 2009 yılının başından bu yana cirosundaki değişim ile birlikte net kâr ve zararını da gösteriyor. Amazon tüm bu süreç içinde en büyük zararını geride bıraktığımız 2014 üçüncü çeyreğinde yaşadı. Tam 437 milyon dolar zarar açıklayan Amazon yatırımcılarını büyük hayal kırıklığına uğrattı.
Jeff Bezos‘un uzun yıllardır, uzun süreli kârlılık hedefinde yaşanan bu kayıp Amazon hisselerinin yüzde 10 değer kaybetmesi sonucunu beraberinde getirdi.
Bu zararın ana sebebi olarak Fire Phone satışlarındaki başarısızlık gösteriliyor. Amazon Fire Phone yüzünden 170 milyon dolar değer kaybederken elinde hâlâ satılmamış 83 milyon dolar değerinde Fire Phone olduğu düşünülüyor.
Tüm bu olumsuz finansal göstergeye rağmen Amazon’un 2014’ün üçüncü çeyreğini 20,58 milyar dolar ciro ile kapattığını gözden kaçırmamak lazım. Amazon büyük bir ihtimalle ciroda büyümeye devam edecektir. Omurilik felcine çare bulunmuş olabilir
2010 yılında göğsünden aldığı bıçak darbesi sonucu felç geçiren Darek Fidyka artık bir destek yardımıyla yürüyebiliyor. Dünyada ilk defa uygulanan tedavi Londra’lı bilim adamları ile yapılan ortak çalışma ile Polonya’da gerçekleştirildi. Tedavinin detayları ‘Cell Transplantation’ adlı bilimsel dergide yayınlandı.
Destek yardımıyla yürüyebilen Fidyka bunun ‘‘inanılmaz bir duygu’’ olduğunu söyleyerek şunları ekledi: ‘‘Vücudunuzun yarısını hissedemezken çok çaresizsiniz ancak hissiniz geri gelmeye başladığında yeniden doğuyormuş gibi oluyor’’.
Tedavide koku almayı sağlayan hücrelerin bir kısmı kullanıldı. Çıkarılan yaklaşık 500.000 hücre iki hafta sonra omurilikte zedelenen kısmın üzerine ve altına toplam 100 mikro enjeksiyon ile nakledildi. Bu tedavi sonucunda hasarlı sinirlerde iyileşme başladı. Oldukça karmaşık ve zorlu bir tedavi sonucunda tekrardan zorlukla da olsa adım atmaya başlayan Darek, sinir zedelenmelerinden kaynaklanan felçli hastalar için bir umut ışığı oluşturuyor.
Bilim insanları gelecek 10-15 yıllık dönem içinde sinir zedelenmelerine dayanan felç vakalarının tedavi edilmeye başlanacağına dair ümitli olduklarını belirtiyorlar.
Fişlenmekten kendinizi nasıl gizlersiniz?
İnternet mahremiyetinizi sadece hacker’lar ve zararlı yazılımlar tehdit etmiyor. Eski bir Amerikan Haber Alma Ajansı, ajanı olan Edward Snowden’in ortaya çıkardığı gerçek İnternet kullanıcılarının korkulu rüyası oldu. Yıllardır, İnternet üzerinden yaptığınız her konuşma ve arama Amerika tarafından kaydediliyordu. PRISM adı verilen birimin tek görevi buradaki bilgileri deşifre edip insanları fişlemekti. İnternet üzerindeki profiliniz sizi potansiyel terörist ve suçlu yaparken, tüm geleceğinizi de etkileyen bilgiler türetiyor. F-Secure CRO (Araştırma Bölüm Müdürü) Mikko Hyppönen konuyla ilgili ilginç açıklamalarda bulundu. Sizin için önemli olan, İnternet güvenliği mi yoksa kişisel haklarınız mı?
Son yıllarda dünya çapında İnternet’i kontrol altına almak isteyen devletlerin sayısı artış gösteriyor. Bazı ülkeler yasaklarla İnternet özgürlüğünü kontrol etmeye çalışırken, Amerika herkesin güvendiği markaları silaha çevirerek bunu yaptı. Birçok ünlü markanın ürettiği verileri ele geçiren NSA, insanları sınıflara ayırarak fişledi.
Mikko Hyppönen sorunun çözümünü vatandaşın kendi verilerini kullanmasında görüyor. Özel hayatınızın zorla ihlali yerine, vatandaşların verilerinin nasıl kullanacağını seçmesi için özgürlük sunulması gerektiğini savunuyor. Hyppönen “Unutmayın, mahremiyet insani bir haktır. Mahremiyetimizi korumak istediğimiz için, kimseye açıklama yapmak zorunda değiliz” diyerek konun altını çizdi.
F-Secure CRO’su Mikko Hyppönen 9 Aralıkta Türkiye’de olacak. İnternet güvenliği ve yasal haklarla ilgili basın mensuplarının sorularını özel olarak cevaplayacak.
Dijital video tüketimi dudak uçuklatıyor
İnsanlar video izlemeye giderek daha fazla zaman harcıyor ve çevrimiçi platformlarda bu oran çok daha hızlı yükseliyor. Elbette ‘çevrimiçi’ kavramı sadece bilgisayarları değil mobil platformları, oyun konsollarını ve IP TV tabanlı televizyon kutularını da içeriyor.
İnsanlar sadece 2014 yılının ikinci çeyreğinde internet üzerinden tam 38,2 milyar adet ücretsiz video izledi. Bu sayı geçtiğimiz yıl aynı döneme göre yüzde 43 daha yüksek. Üstelik izlenen bu videoların beşte üçü akıllı telefonlar üzerinden izlendi.
Aynı dönem içinde reklam verenler yüzde 25,8 oranında daha fazla para harcadılar. Bu artışın sebebi de elbette her ücretsiz video başına düşen ortalama iki reklam olarak gösterilebilir.
Ayrıca video sitelerinin aylık tekil ziyaretçi sayısı iki katından fazla arttı, yılda yüzde 146 civarında bir büyüme görülüyor.
Video trafiğini sadece Youtube veya Vimeo’da yayınlanan ücretsiz videolar oluşturmuyor. Adobe’nin araştırmasına göre çevrimiçi hizmetlere ‘giriş yapılarak’, yani bir kullanıcı adı ve şifre ile televizyon izleme oranları da geçtiğimiz yıla göre yüzde 388 oranında artmış durumda. Bu şekilde televizyon izleyen insanların sayısı da yine geçtiğimiz yıla göre yüzde 85 artmış.
Son olarak masaüstü bilgisayarlarından video izleyenler ‘televizyon kutularına’ geçiş yapıyor.
Araştırmalar Adobe Analytics ve Adobe Primetime kullanılan sitelerden alınan verilere göre yapılmış, dolayısıyla genel internet videosu çılgınlığının sadece bir kısmını içeriyor. Örnek olarak Youtube, Hulu ve Netflix gibi büyük oyuncuların araştırmaya dahil olup olmadığı belli değil.
Daha fazla detay için Adobe Digital Index‘e göz atabilir veya ilgili raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
Kurumlar için sosyal medya tavsiyeleri
Beyaz yakalıların en büyük sıkıntılarından biri ‘varlığı bir dert, yokluğu yara’ haline gelen sosyal medyanın varlıklarının yönetimi.
Önce kullanıcılar için en belirgin sıkıntıları gözden geçirelim:
- Sosyal medya hesaplarımız gerçekten bizim şahsımıza mı ait yoksa kurumumuzu da bağlıyor mu? Evde, trafikte ya da hafta sonu gezintide yaptıklarımız şirketimizi bağlamıyorsa -mesela- Facebook’ta yazdıklarımız neden bağlıyor?
- Kişisel hesaplarımızda paylaşımların bağlı olduğumuz (bir garip terim daha işte) kurumu bağlamadığını yazmamız bir şeye yarar mı?
- Kişisel hesaplarımızda kurumsal bir tavır takınmak sosyal medyada alerjik reaksiyon yaratabilir mi? Kendimize ait bir siber alan ütopya mı?
- Kurumsal dünyaya adım atmadan önce oluşan dijital ayak izlerimiz çalışma hayatımızda bizi bağlamalı mı?
- Yöneticilerimizin bizi sosyal medyada takip etmesi ya da kimi durumlarda denetlemesi şahsi alanımıza yönelik bir yetki aşımı olarak algılanabilir mi?
- Çalışanlarınızın elektronik postadan bloga, sosyal medyadan site yorumlarına kadar dijital kullanıma yönelik prensiplerimizi, kırmızı çizgilerinizi içeren bir protokol hazırlayın ve bunu iş sözleşmesine mutlaka ekleyin. Karşılıklı sorumluluk ve sınırların bilindiği bir ortamda her şey daha kolay olacaktır.
- Şirketinizin ve bütün üst düzey yöneticinizin (özellikle sahiplerin) mutlaka en az bir sosyal medya hesabının bulunmasını sağlayın (Kullanılmayacak olanları dahi başkaları kullanmasın diye alın, bir kenarda dursun. Sakla samanı, gelir zamanı). İnsanlar resmi açıklamaları nereden takip edebileceklerini bilsin (yoksa ilk krizde onlarca sahte hesabın sizin adınıza saçmalamasını çaresizce seyretmek zorunda kalırsınız).
- Kriz senaryosu yangın tatbikatı gibidir. Ne yapacağınızı önceden belirlemediyseniz çıktığı zaman kafası kopuk tavuk gibi oradan oraya savrulup durur, her şeyi daha da elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Olası krizlerin senaryolarını önceden kurgulayın.
- Sosyal medyada var olmamanın maliyetiyle ilgili kafa yormaktan çekinmeyin (bunu belki başka bir zaman, başka bir yazıda işleriz).
- Çalışanların kurum içi sistemlerden internet hizmetlerine erişimi kısıtlama yöneticilerin çok sevdiği bir uygulama fakat (çaba özellikle verimlilik eksenindeyse) bu pratikte mümkün değil. Zira herkesin cebinde her şeye erişebileceği mobil cihazları var. Bunun yerine bu ‘harici heves’in kuruma yönelik nasıl kullanılabileceğine kafa yormakta fayda var.
- Analog ya da dijital dünyada her zaman, her konuda işe yarayan altın kuralı sakın unutmayın: bir konuda karar verme, hareket etme konusunda tereddütte kaldıysanız, karar veremiyorsanız üstünüze danışın. Her kademe yükselişinde hem çözüme bir adım daha yaklaşmış olur hem de bombanın elinizde patlamasını engellemiş olursunuz.
Lenovo teknik serviste yeni isim
Profesyonel iş yaşamına 2008 yılında bilişim alanında destek hizmetleri müdürü olarak başlayan Çağrı Duruk, teknik destek servis departmanlarına şirket stratejileri ve vizyonu doğrultusunda liderlik etmek, bankalar, FMCG şirketleri, üniversiteler, sağlık endüstrisi vb. kuruluşların hizmet aktivitelerini koordine etmek, yeni çözümler ve süreçleri tasarlamak, aplikasyon ve yazılım ihtiyaçlarını koordine etmek gibi hizmetlerde bulundu. Çağrı Duruk’u geliştirdiği diğer öncü projeler arasında ise teknik servis departmanı ve cevaplandırma servisi kuruluşu, Wmvare Türkiye destek merkezi, bölge altyapı sistemlerinin tasarımı ve geliştirilmesi, Adidas Türkiye mobil giriş sistemi ve network projesi yer alıyor. İTÜ İşletme Fakültesi İşletme Mühendisliği mezunu olan Çağrı Duruk, Lenovo Türkiye’nin tüm teknik servisinin başında görev yapacak.
Mobil cihazlarımızı nasıl korumalıyız?
İnternet ve veri güvenliğinde küresel çözüm sağlayıcı Trend Micro, ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Ulusal Siber Güvenlik Birliği ve Çoklu Eyalet Bilgi Paylaşımı ve Analizi Merkezi’nin ortaklaşa başlattığı ve Ekim ayı boyunca sürecek olan Ulusal Siber Güvenlik Farkındalık Ayı programı kapsamında tüm kullanıcıları bilgilendiriyor.
E-posta gönderimi, sosyal medya erişimi ve çevrimiçi bankacılık uygulamalarının kullanımı mobil cihazlar için artık rutin uygulamalar. Kullanıcılar ise genellikle mobil cihazlarında ne kadar veri barındırdıklarının farkında değiller. Kötü niyetli kişiler ise mobil cihazlarımızdan arama geçmişi, SMS, e-posta bilgileri, fotoğraflar, videolar, uygulamalara giriş şifreleri ve GPS bilgileri dahil birçok değerli bilginin peşinde.
Bilgisayar korsanları aynı zamanda sosyal ağlar, bankalar, uygulama mağazaları ve oyunlar gibi platformlardaki verilerimize de erişmek istiyorlar. Bu platformlarda bulunabilecek kredi kartı numaraları, adresler ve kişi bilgileri ise siber suçlular için oldukça cazip hedefler.
Kullanıcılar korunmak için neler yapabilirler?
‘Aşırı paylaşım’dan kaçının
Bazı kullanıcılar sosyal ağları kendi uzantıları olarak gördüklerinden kişisel bilgileriyle ilgili ‘aşırı paylaşım’ olarak nitelendirilen çok fazla detay paylaşabiliyor. Örneğin tatil planları gibi kişisel bilgilerin sosyal medya üzerinden paylaşılmasıyla, kötü niyetli kişiler fiziksel olarak evden uzakta olunduğunuzu anlayabiliyorlar. Aynı zamanda bu tarz iletişim bilgilerinin açıkça paylaşılması dolandırıcılar ve istenmeyen e-posta gönderimi yapan kişiler için interneti kocaman bir telefon defterine dönüştürüyor.
Birçok uygulamanın sosyal medya hesaplarıyla bağlantılı olması kişilerin aşırı paylaşım yaptıklarının farkında olmamasına neden oluyor. Sosyal medya platformlarıyla senkronize olan uygulamalar kişiler adına paylaşım yaptıkları için yapılan birçok aktivite sosyal medyada yer alıyor. Sosyal medya hesapları ve mobil cihazlardaki gizlilik özelliklerinin düzgün ayarlanmamış olması aşırı paylaşıma neden oluyor.
Şüpheli ve zararlı yazılımlara karşı dikkatli olun
Geçtiğimiz sene yüksek güvenlik riski taşıyan ve zararlı yazılımların sayısı büyük ölçüde arttı. Zararlı yazılımlar genellikle kişilerin kullanıcı adı ve şifrelerini ele geçirmek, SMS’lerini okumak ve konum bilgilerine erişmek için kullanılıyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise sosyal medyaya ve depolanmış bilgiye erişim izni isteyen yasal mobil uygulamaların birçoğunun kişisel bilgileri açığa çıkartma tehlikesi. Yoğun reklam içeren uygulamalar da cihazlarda birçok şüpheli aktiviteye neden oluyor.
Açık Ağ Bağlantıları korunmasız cihazları tehdit ediyor
Mobil cihazıyla ortamdaki ortak kablosuz ağa bağlanarak internete giren kullanıcıların trafikleri, yine o ağa bağlanmış kişiler tarafından izlenebiliyor. Aynı ağa bağlı kötü niyetli kişiler bazı takip uygulamalarıyla kullanıcıların ağ üzerinde gönderdiği korunmasız verilerini kaydedip Facebook, Twitter ve YouTube hesaplarına erişebiliyorlar. Bu durum kullanıcıların kişisel hesaplarındaki bilgilerin çalınması ve değiştirilmesine neden oluyor.
Zayıf Şifrelerden kaçının
Kullanıcılar şifre konusunda belli başlı iki büyük hata yapıyorlar. Bunlardan birincisi zayıf şifreler oluşturmak. İkincisi ise e-posta ve mobil bankacılık gibi birçok farklı işlemde aynı şifreyi kullanmak. Bu işlemlerde tek ve zayıf bir şifre kullanmak, bilgisayar korsanlarına elinizdeki bütün zenginliklerin kapısını açabilen tek bir anahtar vermekle eşdeğer. Bunun yanında birçok cihazın güvenlik kilidi ve şifreleme özelliği olmasına rağmen kullanıcıların pek kullanmaması, kötü niyetli kişilerin cihaz kaybolduğu zaman içindeki bütün bilgilere erişebilmesine imkân tanıyor. Bu durumlarda cihazları uzaktan kilitleyebilen mobil bir güvenlik yazılımı kullanmak sorunu çözüyor.
Güvenli olmayan Bulut Hizmetleri
Son dönemde meydana gelen Hollywood ünlülerinin kişisel bilgilerinin çalınması olayı bu alandaki en dikkat çekici olaylardan birisi. Sektöre birçok bulut servis sağlayıcısı eklenmesine rağmen birçoğu güvenlik ve veri korumayı ön planda değerlendirmiyor. Bu tarz bulut hizmetleri veri güvenliğini tehlikeye atabiliyor. Bunun yanında kapanan bazı bulut sağlayıcılar verilere ulaşılmasını imkânsız hale getirebiliyor. Bu durumda daha başka bulut hizmeti sağlayıcısına bu verilerin taşınması durumunda güvenlik açıkları meydana geliyor.
Verilerinizi koruyor musunuz?
Mobil cihazınızda uygulayacağınız koruma önlemleri cihazınızda ne kadar bilgi bulunduğuyla doğru orantılı olmalı. Bunu şu şekilde yapabilirsiniz:
- Cihazın kendi sahip olduğu güvenlik önlemlerini kullanın. Bu sayede cihazın içindeki bilgilere sadece siz erişebilirsiniz. Bu özellikler cihazı kaybettiğiniz zaman, size ek bir koruma katmanı daha sağlar.
- Güçlü şifreler oluşturun. Karmaşık şifreler seçmek ve bir şifre yöneticisi program edinmek yararlı olacaktır.
- Kablosuz ağ bağlantısı yaparken sadece güvendiğiniz ağları seçin. Cihazınızın kablosuz ağ bağlantılarına otomatik bağlanmasına izin vermek sorun yaratabilir. Halka açık bir kablosuz ağ kullanacaksanız bir sanal özel ağ (VPN) servisi ile bağlantınızı güvenlik altına alın.
- Uygulamaları iyi inceleyin. Herhangi bir uygulamayı indirmeden önce ilgili değerlendirmeleri ve geliştirici notlarını okuyun. Uygulamaların erişim izinlerini dikkatli seçin.
- Bir güvenlik yazılımı edinin. Uzaktan erişim yoluyla cihazınızı kilitleyebileceğiniz ya da içindeki verileri silebileceğiniz bir güvenlik yazılımı çok daha yararlı olacaktır.
- Düzenli olarak verilerinizi yedekleyin. Yedekleme işlemini bilgisayar ya da güvenli bir bulut servisi aracılığıyla yapabilirsiniz. Bulut servisi üzerinden verilerinizi yedeklemek istediğiniz yerde ve zamanda bu verilere erişebilmenizi sağlayacaktır. Bazı uygulamalar farklı cihazlar üzerinden bu verilere erişmenize izin vererek vakit tasarrufu yapmanızı da sağlayabiliyor.
Azure, Amazon ve Google için büyük bir tehdit
Microsoft CEO’su Satya Nadella Azure platformunun hızlı büyümesini gözler önüne seren rakamlar sundu. Nadella yaptığı açıklamada Fortune 500’deki şirketlerin yüzde 80’inin Azure kullandığını söyleyerek bunun yaklaşık 4,4 milyar dolarlık bir kârlılığa işaret ettiğini belirtti.
Nadella, Azure’un 350 milyonluk aktif kullanıcı sayısını her hafta 100 bin arttırdığına dikkat çekerek bu kullanıcıların toplam 30 trilyon obje depoladığını söyledi. Azure’un satış kanallarındaki çeşitlilikten de bahseden CEO, platformun gelirlerinin yüzde 40’ının girişimlerden ve üçüncü parti bağımsız yazılım geliştiricilerden geldiğini gösterdi.
Forrester Research’ün Genel Müdür Yardımcısı ve Analisti olan John Rymer’ın Business Insider’a yaptığı açıklamada Salesforce.com’un açık ara dördüncü olabileceğini ancak Microsoft’un rakamlarının oldukça etkileyici olduğunu ve CEO Satya Nadella’nın Microsoft’un bulut hizmetlerinde oldukça iyi iş çıkardığının altını çizdi.
Rymer büyüme rakamlarının yanı sıra Microsoft’un Dell ile yapacağı işbirliğinin de oldukça önemli olduğunu söyledi. Rymer’a göre yeni ‘‘Hybrid Computing’’ platformunda şirketlerin uygulamalarını kendi özel sunucuları ve Microsoft’un sunucuları arasında rahatlıkla taşıyabilecek olmaları da Azure’u Google ve Amazon gibi rakiplerinden öne çıkarıyor.
Bulut servisleri ve hizmetleri tüm dünyada hızla büyürken bu alanlar Türkiye için de önemli bir fırsatlar pazarı oluşturuyor. Son yıllarda bu alanlara yatırım yapan alt yapı, veri merkezi, danışmanlık ve entegrasyon firmalarının hızla yükselmeye devam ettiğine şahit oluyoruz. Elbette hâlâ bulut çözümleri için güvenlik, mahremiyet gibi konular tartışılmaya devam ediyor ve bu alanlarda çok büyük bir pasta söz konusu.
Türk Telekom 3. Çeyrek Sonuçlarını Açıkladı
Türk Telekom CEO Rami Aslan 2014 üçüncü çeyrek sonuçları hakkında şöyle konuştu:
Türk Telekom Grubu’nun güçlü finansal ve operasyonel performansı 2014 yılının üçüncü çeyreğinde de devam etti. Grup gelirleri yıldan yıla yüzde 4,4 büyüyerek 3,5 milyar TL’yi aştı. Konsolide FAVÖK de yüzde 4,4 artarken, FAVÖK marjı yüzde 38’in üzerinde gerçekleşti.
Grubun gelir büyümesinde ana itici güç mobil ve onu izleyen sabit genişbant idi. Mobil gelirlerimiz yıllık %18 büyüme oranı ile yüksek büyümesini sürdürdü. Müşteri kazanımı üçüncü çeyrekte de güçlü bir şekilde devam etti ve mobil abone sayısı yıldan yıla yüzde 15’lik bir artış ile 16,2 milyona ulaştı. Geride bıraktığımız 12 ayda ölçek yaratma stratejimizi başarılı bir şekilde uygularken kârlılığımızı da koruduk.
Bu dönemde FAVÖK marjını istikrarlı bir şekilde koruyarak 2,1 milyon net müşteri kazanma başarısı doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Üçüncü çeyrekte mobil FAVÖK, yıldan yıla yüzde 26 büyüdü ve FAVÖK marjı geçen yıla kıyasla 1 puan iyileşme göstererek yüzde 19 olarak gerçekleşti. Artan abone sayımızla ilgili dikkat çeken nokta faturalı abone sayısının artmış olmasıdır. Bu yılın üçüncü çeyreği itibariyle, faturalı abone oranı bir sene önceki yüzde 44’e kıyasla yüzde 47’ye ulaştı. Mobildeki iyileşmenin bir sonucu olarak, 2012 4. çeyreğinden beri mobil segmentte ilk defa pozitif faaliyet kârı elde ettik.
Sabit hat operasyonlarımız güçlü kârlılıkla devam ediyor. Sabit hat operasyonlarında üçüncü çeyrek FAVÖK marjı yüzde 46 olarak gerçekleşti. Sabit ses tarafındaki zorluklara rağmen genişbant ve kurumsal data operasyonlarının sabit hat gelirlerine yaptığı önemli katkılar ile sabit hatta gücümüzü sürdürüyoruz. Genişbant hem abone hem de Kullanıcı Başına Ortalama Gelir artışı ile yıldan yıla yüzde 10 büyüdü. Eylül’de okulların açılmasının da etkisiyle 87 bin net genişbant abonesi kazandık ve toplam genişbant abone sayımız 7,5 milyona ulaştı.
Fiber tarafında, fiber tarifelerinde olan abone sayımızı 715 bine çıkardık. Saha dolabına kadar fiber (FTTC) şebekemiz üzerinde bulunan 308 bin hipernet abonesi ile birlikte fiber altyapımız üzerinden yüksek hız alan abone sayımız 1 milyonu aştı. Sabit seste 2014 üçüncü çeyreğinde yıldan yılda yüzde 10 gelir azalmasının korunmuş olmasını, daha önceki dönemlerde yaşanan yüzde 12 seviyelerine kıyasla bir iyileşme olarak görüyoruz.
2014’ün üçüncü çeyreğinde fonksiyonların entegrasyonu yönünde önemli adımlar attık. Daha müşteri odaklı bir yaklaşım yönünde atılan ikinci bir kararlı adım olarak, sabit ve mobil segmentlerin satış ve müşteri ilişkileri fonksiyonlarını grup çapında tek bir çatı altında topladık. Bu yeni yapı Türk Telekom Grubu’nu, hem bireysel hem kurumsal alanda müşterilerimizin tüm telekomünikasyon ihtiyaçları için tek hizmet noktası olma hedefine biraz daha yaklaştırıyor ve Türk Telekom’u rakiplerinden ayrıştırırken müşteri deneyiminde belirgin iyileşme sağlıyor.
Müşterilerimiz için daha fazla değer yaratma taahhüdümüz, Grubumuzun bu kritik öneme sahip dönüşümünde ilerleme konusunda bizim için itici güç olmaya devam ediyor. Türk Telekom Grubu’nda şirketimizin geleceğini birlikte inşa ettiğimiz takım arkadaşlarıma gayretleri için teşekkür ederim.
2015 için yedi dijital planlama fikri
Bütçe ve planlama sezonunun gelmesiyle 2015 yılında herkesin pazarlama çabalarında nelerin etki bırakacağını derinlemesine irdeleyen bir yazı yazmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Bir diğer hedefim de bu işi başarmanız için gereken liderlik zihniyetinin ne olduğunu sizlere anlatmak.
Aşağıdaki tavsiyeleri Google, Facebook, Linkedin, WPP/JWT, Publicis/Performics, Disney, Cisco ve Amazon’dan çok zeki yetkililerle 9 ayda yaptığım sayısız görüşmeleri, ClickZ Live ve benzeri etkinliklerde geçirdiğim zamanı, izlediğim pek çok videoyu, New Digital Life, Learning and Skills Study isimli rapordaki ön veriyi özetleyerek hazırladım.
Konu başlıklarını ihtiyacınız olan bölüme hemen ulaşabilmeniz için aşağıda listeliyorum. Ancak şirketlerin yüzde 97’sinin bunları hiçbirini tam olarak doğru yapamadığını hatırlatarak ‘‘öyle veya böyle yaptıklarınıza’’ veya ‘‘yapmayı düşündüklerinize’’ de göz atmanızı tavsiye ediyorum. İyice detaylara gireceğimizden sadece ne yapmanız gerektiğini değil, neleri daha iyi yapabileceğinizi de öğrenebileceksiniz.
7. Tek bir içerik fikri için elinizden geleni yapın
6. Büyük veriyi küçük şekillerde kullanın
5. Teknoloji için zaman yaratın
4. Gerçekçi olun: En iyi uygulamaları tekrar öğrenin
3. Hedefleyin veya ilgisiz bir şekilde ölün
2. Daha çok reklam verin, daha az ümit edin
1. Kendinize ve çalışanlarınıza yatırım yapın
7. Tek bir içerik fikri için elinizden geleni yapın
İçerik pazarlaması yapmak bugünlerde sorgulanmaz bile. Ancak bunu gerçekten dijital ve özellikle sosyal medya çabalarınız için bir çerçeve olarak kullanıyor musunuz? Büyük bir içerik üzerine yapacağınız tepeden-aşağıya planlama size mükemmel bir 2015 haritası çıkarmak için yardımcı olacaktır. Eğer birinci çeyrekteki içerik pazarlamanız için tek, büyük bir içerik hazırlayıp ondan çıkartabileceğiniz küçük içerik parçalarını planlarsanız daha çok başarılı olacaksınız. 20 küçük parça içerik yerine tek bir büyük parça içerik üzerine odaklanın – büyük parça 20 küçüğe bölündüğünde toplamda daha fazla etki bırakacaktır. Örnek: Yüksek etkili tek bir içerik üretmek için bütçe ayırıp daha sonra bunu küçük parçalar halinde blog gönderilerine, web seminerlerine, markalı içeriklere ve doğal reklamlara bölünebilecek bir araştırma veya yüksek kalitede video gibi bölümleyin. Bu ürününüzün dikkat çekici satış noktalarınızı öne çıkarmanıza ve farklı özellikleri yeni izleyicilere ön plana çıkarmanıza olanak tanıyacak.6. Büyük veriyi küçük şekillerde kullanın
CRM’inizi (bazıları için pazarlama otomasyonunu) küçük araçlar ile çok etkin bir şekilde kullanabilirsiniz. Bunun için yeniden hedefleme (retargeting) yapmanıza imkân sağlayacak için çerezleri (cookie) IP’lerin kimlere ait olduğuna dair veriler üreten servis ve programları (Demandbase, 6Sense) kullanmanız gerekir. Bu araçlar yardımıyla web sitenizi hangi şirketlerin ziyaret ettiğini bilecek ve hali hazırda müşteriniz olanların profil verilerini daha yakından takip edebileceksiniz. Örnek: Perakendecilerin yeni yaklaşımı ‘‘Sitemizi ziyaret eden kullanıcılara kim olduklarına göre daha fazla alakalı içerik ve reklam göstermek istiyoruz’’ şeklinde olabilir. Bu davranış hedefleme olarak bilinir ve çok kolay olmasının yanında inanılmaz etkilidir. Bunu önce bütüncül bir test etme/hedefleme ile büyük resim içinde görmenizi ve ardından yukarıda bahsettiğimiz gibi spesifik duruma girmenizi tavsiye ederim. Büyük veriyi sahip olduğunuz CRM ve pazarlama otomasyon programlarınıza girmeyi deneyin. Yeni veri kümeleri örnek olarak şirket IP adresine bakarak bu ziyaretçinin potansiyel bir müşteri olup olmadığını size söyleyebilir. Çok olay değil mi? Bu kadar faydalı olmasına rağmen pek çok şirket tarafından nadiren kullanılır.5. Teknolojiye zaman ayırın
Günümüzde pazar payını arttıranlar ile kaybedenler arasındaki fark teknolojidir. Bu, özellikle pazarlama ve reklam bölümleri olmak üzere iş dünyasının her yerinde geçerlidir. İyi kullanılmış bir teknolojinin pek çok avantajı vardır: pazarlama kampanyaları oluşturma ve yayınlamada zaman bakımından daha verimli olması, harcanan her dolar için çok daha fazla etkileşim getirmesi ve müşteri deneyimi ve uygunluğunu arttırmada derinlere inebilmesi. Bu gelişmeler bugün teknoloji tarafından sağlanıyor dolayısıyla tam bir “ya sev ya terk et” durumundan bahsedebiliriz (bilinçli olsun olmasın). Bu işlem korkuyu yenmek ve verdiğiniz kararlar hakkında (fikriniz sorulmasın diye umduğunuz toplantılar için) kendinize güvenmek için biraz temel öğrenme ile başlar. Teknoloji pek çok deneyimli pazarlamacıyı ve ajansı korkutur, yaratıcılıkla sarmalanmış durumdadırlar. Akılları büyük kampanya fikirleri bulmaya ve marka oluşturmaya çalışır. Küçük şirketler içinse pazarlama ve teknolojinin aynı cümlede kullanılması bile kafalarını karıştırır. Ancak cesur olmak zorundasınız. Teknolojinin zorluklarını aşmada size yardımcı olacak ve iş-pazarlama amaçlarınız için onu kolay hale getirebilecek insanları bulmalısınız. Teknolojiyi kullanarak devasa kazanımlar elde etmek pazarlamanın bu çağında sorgulanmaz bile. Büyük ve global reklam verenler için bugerçek zamanlı programlanmış reklamlar (programmatic) demektir. B2B şirketleri içinse pazarlama otomasyonu demektir. Küçük şirketler içinse basit ve ücretsiz olan Google Analytics veya e-posta pazarlamaya (tetiklenen e-posta akışları gibi, muhtemelen kullanmıyorsunuz ama kullanmalısınız!) vakit harcamak demektir. Örnek: Sosyal medyayı sadece medya ve pazarlama için kullanan bir şirketten, (baştan aşağı) insanların “sosyal olarak” nasıl yaşadığını, iletişim kurduğunu ve satın aldığını özümsemiş bir şirket haline gelmek mükemmel bir başlangıç. Bunu yapan pek çok Fortune 500 şirketi pazarlama dahil işin her alanında çok büyük kazançlar elde ediyor.4. Gerçekler acıdır, dolayısıyla en iyi yöntemleri elden bırakmayın
Bazen gerçekler can yakabilir. Ancak sonuç olarak onlarla yüz yüze geldiğimizde ve direk başa çıktığımızda bizi geliştirirler. Neredeyse hepimiz gayri resmi bir eğitime sahibiz veya hiç bir resmi eğitime, referansa veya eğitimsel derslere sahip değiliz. İşi sadece deneme yanılma ile öğrendik. Ve hayır, katıldığınız o etkinlik, okuduğunuz bir blog yazısı veya katıldığınız bir web semineri eğitimden sayılmıyor. Unutmayın ki bilgi ücretsiz ve kolaydır, ancak eğitim öyle değildir. Yani bir takımın veya organizasyonun lideriyseniz veya tüm işi yapan elemanıysanız sizi uyandırayım: bazı dijital esaslara kesinlikle geri gitmek zorundasınız. Dijital bir ajans, global bir marka veya küçük bir işletme; ne olursanız olun muhtemelen işleri öğrendiğiniz gibi – deneme yanılma ile yapıyorsunuz. Temel yöntemleri düşünerek en baştan düşünmeye başlayın. Örnek: En iyi yöntemleri kavramış olmak inanılmaz sonuçlar getirecektir. Burada dönüşüm oranları ve tıklama rakamlarında küçük artışlardan bahsetmiyoruz. Mesela bir adım geriye çekilip elinizdeki yeni veri ideolojisiyle temel web analizi yöntemlerini elden geçirebilirsiniz. Ya da pek çok lider için öğrenme alanındaki dijital/sosyal ekosistem hakkında yeni bir kavrayış geliştirmek önemlidir. Hatta 5 numaradaki hedefleme konusunda bahsettiğim son teknolojiyi kullanmak da öyle.3. Daha çok reklam verin, daha az ümit edin
Biliyorum, bunu “internet çağında” ve içerik pazarlaması hakkında onca şey varken söylemek kulağa çılgınca geliyor. Ama bunu hemen şimdi yeniden hedefleme (retargeting) ve gerçek zamanlı programlanmış reklamlar (programmatic) kullanan temel veri stratejileri ile hayata geçirirseniz her büyüklükte şirket müthiş sonuçlar görecektir. Yeniden hedefleme gibi alanlarda giderlerinizi tartarak işe başlayın. Bunu bazı “markalaştırma” yapıp özelleştirme olmadan sonuca gittiğimiz daha büyük kapsamlı kampanyalar ile kıyaslayın. Aynı şeygerçek zamanlı programlanmış reklamlar için de geçerlidir. Oldukça basit: işe yarayan ve başarı ölçütlerine uyan reklamlar daha çok bütçe alır. Bu şartlara uymayanlar ise daha azgerçek zamanlı programlanmış reklamlar olur. Böylece artık “Umarım bu reklam başarılı olur, çok para harcadık” anlarını yaşamayacaksınız. Bunun yerine test edebilecek, hedefleyebilecek ve müthiş kazanımlar için optimizasyona gidebileceksiniz. İşe yarayan reklamlara daha çok harcayın ve genel olarak reklam verme hakkında daha az ümit edin. Örnek: Geniş reklam satın alımları yerine harcamalarınızı web sitenizi, Facebook’ta belli sayfaları veya sizin sayfalarınızı ziyaret etmiş kişilere hedefleme üzerine yapacaksınız. Ziyaret ettikleri o sayfalara göre o kişilere etkileşime geçmeleri için tasarlanmış müthiş reklamlar göndereceksiniz.2. Hedeflenin yada alakasız hale gelin
İnsanlar bugünlerde onlarla alakalı reklamları, mesajları ve içerik pazarlamalarını görmek istediklerinden yüksek derecede odaklanma ve hedefleme yapmak hayati derecede önemlidir. Bu kişiye özel yaklaşım olmazsa markanız zarar eder, tıklamalar, satışa dönüşümler ve hatta e-posta açılma ve abonelik sonlandırma oranlarıyla başınız derde girer. Hedeflemeyi arttırma aşamasında karakterlerinizi tekrar düşünmek, kitlenizi psikolojik profillere göre hedeflemek (mesela Facebook’taki beğenilerine göre) ve dijital kullanıcıyı bütünsel olarak ele almak (45 yaşında yıllık geliri 120.000 dolar olan ve çocuklarını spor aktivitelerine taşıyan ortalama bir anne gibi değil) zorunda kalacaksınız. Bu işlem planlama aşamalarında olduğu gibi fazlaca düşünmeyi gerektirdiğinden zor işlere hazır değilseniz bu adımı atlayın. Örnek: Yeni bir çevre dostu giyim ürününüze filtrelenmiş ve özelleşmiş müşteriler istiyorsanız Google ve Facebook üzerinde şu kişilere hedefleme ve yeniden hedefleme yapmalısınız:- Sitenize tıklamış olanlara (yani sitenizle ilgisi olanlara)
- Facebook’ta özel bir durum üzerine olanlara (örnek olarak Facebook üzerindeki çevre gönüllüleri sayfalarına ilgi duyan kadınlar)
- Google Display Network veya Facebook üzerinden çocuk giyim reklamlarına tıklamış olanlara
- Doğal ve sürdürülebilir tarıma devam eden ilgi göstermiş olanlara.
1. Kendinize ve çalışanlarınıza yatırım yapmaya başlayın
Karşılaşacağınız her araştırma size çalışanlarınızın, yeteneklerinizin yani insanlarınızın işiniz için en kritik unsur olduğunu söyleyecek. Zaten iyi bir lider araştırma sonuçlarına gerek duymadan bu gerçeği içgüdüsel olarak bilir. Problem bu önemi anladığımız gösteren hiç ama hiçbir şey yapmamamızdır. Bu hem sizin hem de diğer liderlerin zamanından ve tabii sizin bütçenizden yatırım yapmakla başlar. Ne yazık ki bu probleme en genel yaklaşım “Bir eğitim programımız var” cümlesidir, o da gerçekte “İnsan kaynakları bir plan ve bütçe gönderdi, ben de bu şirketin lideri olarak onu onayladım, dolayısıyla artık listede değil” demektir. Ancak “işe yaramayan bir şeye” sahip olmak kadar kötü bir durum yoktur, ona sahip olmayın ama çözülmesi gereken bir problem olduğunu bilin daha iyi! En genel faydasız “bütçesi sınırlanmış” yöntemler şunlardır: – Bireysel bütçe ayırma: çalışanların 500 ile 3000 dolar arasındaki bir rakamı eğitim için harcayabilecekleri durum. Çoğu zaman eğitim yerine kokteyllerde tüketilir. – İzin verme için lisanslama: bir içerik kütüphanesi için lisans satın alıp ekibe bunu geliştirme için kullanmalarını söylediğimiz durum. Tonlarca deneyim sonrasında rahatlıkla söyleyebilirim ki o kütüphane kullanılmayacak, aynı herhangi birinin kariyerinde gelişim sağlamadığı veya en iyi yöntemlerin kullanıldığını garanti etmediği gibi. – İç uzmanların eğitim gayreti: Takım elemanlarınız uzman olsalar bile bir eğitimci değildir. Yapabileceğiniz en iyi şey bilgiyi diğerlerine yayabileceklerini ummaktır. Ancak bu sürdürülebilir ve şirketi değiştiren mükemmel bir öğrenme biçimi değildir. Fikri genel olarak sevsem de bu kesinlikle bir eğitim programı değildir.Ayaklarınızla oy verin ve size yatırım yapıp değer veren bir şirkete geçin!Liderlik pozisyonunda olmayanlarınız için bu tarz “listeden çıkarmalar” liderler kendini toparlayana kadar vaktinizden yatırım yaparak sosyal medyayı, mobili vesaire kariyerinizi geliştirecek şekilde öğrenmeye çalışmaktır. Ya da tabii arkadaşım John Batelle’in söylediği gibi “ayaklarınızla oy verin ve size yatırım yapıp değer veren bir şirkete geçin.” Çözüm gerçekten neye ihtiyaç olduğuna bakmakla başlar. Markanın trendler ile senkronize kalması ve insanların içeriklerini satın alma ve tüketme yollarına bağlı olarak sosyal ve mobil yetenek geliştirme programına sahip olması gerekir. Küçük şirketler de aramayı, e-postayı, sosyali, web sitelerini nasıl kullanacaklarını bağlantılı bir şekilde tasarlayacak bir “Dijital Başlangıç” programını başlatmaya büyük bir ihtiyaç duymaktadırlar. Örnek: Kısacası yapılacak olan şey düzgün bir “Dijital Yetenekler” değerlendirmesinden geçirmek, sonra bunu İK’dan dijital liderliğe kadar planlamak ve ardından da iyi, kötü ve çirkinin üstesinden gelmek için bir pilot program başlatmaktır. Ondan sonra tüm şirketinize yayabilirsiniz. Tabii tüm bunları yapmak için para harcamanız gerekecek. Bu sıkça personel değişen bir pazarda en önemli kaynaklarımız olan yetenekleri bulmak ve elimizde tutmak buna bağlı olacak ve insanlar da bunu bekleyeceklerdir. 2015 yılının kazananlarını ve acı bir şekilde kaybedenlerini belirleyecek anahtar açıkça bu olacak ve dijital zeka, akıllı planlama ve çalışanlarımızı eğitmek için yapacağımız yatırımlar da uzun ve kısa vadede etkili olacaktır.
ClickZ üzerinde yayınlanan bir makaleden Türkçeye çevirilmiş ve düzenlenmiştir.
“Kurumdan Kuruma Çalışma Modeli” Türkiye’de
ADEO, kaliteli hizmet yaklaşımı ve profesyonel BT danışmanları ile dünyadaki Corp-To-Corp (Kurumdan Kuruma) çalışma modelini Türkiye’de uygulayan bilişim danışmanlığı ve eğitim firması olarak öne çıkıyor.
Temel olarak BT Güvenlik Çözümleri, Cloud Danışmanlık ve Eğitim Hizmetleri alanlarında faaliyet yürüten ADEO, iş gücünü daha verimli kullanmak ve uzmanlık alanlarına odaklanmayı amaçlayan BT müşterilerine gelecek teknolojilerini ulaştırmak adına dinamik ve butik çalışarak ağ, sunucu, depolamadan başlayan ve özel bulut, genel bulut ve melez buluta kadar devam eden bir yelpazede Eğitim, Güvenlik, Analiz, Planlama, Optimizasyon, Kurulum/Entegrasyon ve Sorun Giderme hizmetleri sunuyor.
ADEO’nun çalışma modeli ve hizmet yelpazesi, sektöre ismi ile adım attığı 2008 yılından beri gerek BT entegratörleri, gerekse üretici firmalar tarafından takdir gördü ve benimsendi. ADEO sektörde kazandığı güven ve profesyonel çalışma prensibi sayesinde sadece Türkiye’de değil, Türkmenistan, Gürcistan, Ukrayna, Rusya, Ortadoğu ve Afrika bölgesinde de sektörel odaklı çok sayıda projeyi başarı ile gerçekleştirme fırsatı buldu ve her geçen gün bu çalışmalara bir yenisi daha ekliyor.
ADEO’nun Türkiye’de 60’ın üzerinde eğitmeni, 5 şubesi, 12 sınıfı bulunduğunu ifade eden ADEO Genel Müdürü Selçuk Ekin, 5 şubede her yıl yaklaşık 1200 ve 2008 yılından bugüne toplamda 6000 kişiye bilişim eğitimleri verdiklerini belirtiyor. Ekin sözlerine şu şekilde devam ediyor:
“Her geçen gün değişen ve gelişen teknolojilerle beraber bilişim sektöründeki oyuncu sayısı hızla artmakta ve bilişim firmaları müşterilerine daha iyi ve katma değeri yüksek hizmetler sunabilmek için önemli yatırımlar yapmakta. Bunun yanı sıra, en ileri bilişim sertifikaları ve saha tecrübesine sahip yüksek kalitede uzman personeli bulabilmek ve onları sürekli istihdam edebilmek her geçen gün daha da zorlaşmakta. ADEO Bilişim Danışmanlık, uluslararası geçerliliğe ve yeterliliğe sahip sertifikaları bulunan, konularında Türkiye’nin en önemli projelerinde görev almış 45 danışman ve 25 eğitmen ile bilişim sektörü üreticileri ve iş ortaklarına kullanabileceği ve güvenebileceği yüksek kalitede bir kaynak havuzu yaratmaktadır. ADEO olarak, önümüzdeki süreçte mevcut yöntem ve yaklaşımlarımızı geliştirmeye devam ederek yine iş ortaklarımız ve müşterilerimizin bizden beklediği memnuniyeti sağlamayı sürdüreceğiz. Daha geniş çaplı bir iş ortaklı ekosistemiyle çalışarak, gerek yurtiçinde gerekse bölgede başarılı projelere imza atmak gelecek planlarımız arasında yer alıyor.”
Telekom endüstrisi dönüşümün eşiğinde
Donanım tabanlı ağlar ve iletişim sistemleri kendini yazılım tabanlı yenilikçi ve hızlı servis geliştirmeye ortam sağlayan iletişim sistemlerine bırakıyor. SDN ağ kontrol katmanı ile veri katmanını birbirinden ayırırken NFV ağ servislerinin daha güçlü ve becerikli olmasına olanak sağlıyor. Bu iki teknolojiyi bir arada kullanabilen iletişim altyapı sağlayıcıları çok daha yetenekli merkezi bir altyapı ile ağ kaynaklarını daha iyi optimize etme, becerilerini arttırma ve daha kısa sürede yenilikçi servisler sunma yanında daha dinamik donanım bağımsız yazılım tabanlı çözümler sunma yeteneğine sahip olacaklar.
İnternet kullanımının inanılmaz seviyelerde artması, sanal altyapılar ve bulut teknolojileri; beraberinde muazzam altyapı gereksinimlerini de getirdi. Bu inanılmaz yükseliş karşısında gelirleri sabit seviyelerde kalan internet altyapı sağlayıcı ve operatörlerin uzun süre altyapı yatırımlarını devam ettirmesi zor görünüyor.
SDN ve NFV teknolojilerinin telekom endüstrisinde önemli bir dönüşüm olduğunu belirten Vizyon Arge Ürün ve Çözüm Yöneticisi Armağan Baş; “Bu iki konsepti bir arada kullanabilen operatörler mevcut statik konfigure edilen altyapılardan kurtularak, yeni nesil paket işleme, trafik optimizasyon, sanal ağ fonksiyonları gibi uygulamaların gerek duyduğu çeviklik ve esnekliği sağlayabilecekler” şeklinde sözlerini tamamladı.



Bu makale aslında bir doğal reklam örneği. Web sayfasının doğal akışında yer alarak, kullanıcıların diğer makalelere verdikleri tepkinin aynısını vermeleri sağlanmış. Farklı bir örnek daha;
Aslında siz kullanıcılar olarak bir çok gazete sayfasında doğal reklamcılık örnekleri ile karşılaşıyorsunuz. Bazılarından haberdarsınız, bazılarından değil. Çünkü, cümle içine yerleştirilmiş ufak bir kelime bile bazen doğal reklamcılık çalışması olabiliyor.
Özetle, bir reklamcı olarak markalara tavsiyem kenarından köşesinden doğal reklamcılık fonksiyonlarını da test etmeye başlamaları yönünde. Tabii ki bu konunun da abartılıp, kullanıcıların okuduğu haberlerin sürekli markalar tarafından yaratılıyor algısını da oluşturmamak lazım. Buradaki ince çizgiyi koruyacak olanlar web sayfaları sahipleridir. Sırf para kazanmak uğruna sayfanızın her köşesini doğal reklamcılık fonksiyonları ile süslerseniz, bir süre sonra kullanıcılarınız haberlerinizin tamamını bir reklam çalışması olarak görmeye başlayabilirler.
Verdiğim örneklerin tamamı web sayfaları üzerinden yapılan doğal reklamcılık fonksiyonlarına yönelikti. Bir sonraki yazımda sosyal medya mecraları aracılığı ile yapılan doğal reklamcılık fonksiyonlarına el atacağız…






