ABD’de federal güvenlik düzenleyicileri, Ford’un otonom sürüş destek sistemi BlueCruise’un yakın zamanda meydana gelen ve birden fazla kişinin ölümüne yol açan iki kaza sırasında aktif olduğunun tespit edilmesi üzerine soruşturma başlattı.
ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi’nin Kusur Araştırma Ofisi (NHTSA – ODI) yaptığı açıklamada BlueCruise’un her iki kazada da aktif olduğunu doğruladı. Kazalardan biri Şubat ayında Teksas’ta, diğeri ise Nisan ayı başında Pennsylvania’da meydana geldi. Bunlar BlueCruise kullanımını içeren kazalardan kaynaklanan bilinen ilk ölümler.
İki kazayla ilgili soruşturma, şu anda Mustang Mach-E’de ve bazı Ford F-150’lerde (Lightning dahil), Explorers ve Expeditions’da bulunan BlueCruise üzerindeki baskıyı ve incelemeleri artırıyor. Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu Teksas’taki kazayla ilgili bir soruşturma başlattı bile. Ford yaptığı açıklamada “soruşturmayı desteklemek için NHTSA ile birlikte çalıştığını” söyledi.
Yeni soruşturma, ODI’nin bugüne kadarki en yüksek profilli otonom sürüş ve sürücü destek soruşturmasını kapatmasından sadece birkaç gün sonra geldi. Güvenlik kurumu ilk olarak 2021 yılında, sürücüler Autopilot kullanırken Tesla’ların sabit acil durum araçlarına çarptığına dair çok sayıda raporun ardından Tesla’nın Autopilot’u hakkında bir soruşturma açmıştı. ODI geçen hafta soruşturmayı kapatırken “sürücülerin [Autopilot’un] çalışma yeteneklerine ilişkin beklentileri ile sistemin gerçek yetenekleri arasındaki kritik güvenlik açığına” vurgu yaparak otonom sürüş sisteminin “öngörülebilir kötüye kullanım ve önlenebilir kazalar” yarattığını tespit ettiğini açıklamıştı.
Ford otonom sürüş sistemi BlueCruise’i 2021’de duyurdu. Bu sistem yalnızca önceden haritalanmış otoyollarda kullanılabiliyor ve Ford bu sistemi, sistem aktifken sürücülerin gözlerinin hala yolda olup olmadığını kontrol eden kamera tabanlı bir sürücü izleme sistemi ile eşleştiriyor. Bunlar sistem üzerinde Tesla’nın Autopilot kullanımına koyduğu kısıtlamalardan çok daha sıkı kısıtlamaları temsil ediyor.
BlueCruise, Tüketici Raporları da dahil olmak üzere bazı testlerde ve sürüş deneyimlerinde yüksek puan almış olsa da, son kazalar ve sonuçta ortaya çıkan soruşturmalar, gelişmiş sürücü destek sistemlerinde bu şirketlerin bazılarının kabul etmek istediğinden daha temel bir sorun olabileceğini gösteriyor.
Öte yandan Mercedes-Benz geçtiğimiz hafta Seviye 3 otonom sürüş teknolojisine sahip araçları doğrudan ABD’li tüketicilere satan ilk otomobil üreticisi olurken, Tesla’nın sahibi Elon Musk ise otonom sürüş konusunda benimsemeyi artırabilmek için Çin’de çeşitli ziyaret ve temaslarda bulundu.
Geçtiğimiz hafta Birleşik Krallık Ukrayna’ya yönelik bugüne kadarki en büyük askeri destek paketini açıkladı. Tasarı, Birleşik Krallık’ın bu mali yıl için toplam desteğini 3 milyar sterline çıkarıyor. Bu meblağ ABD’nin yakın zamanda taahhüt ettiği 50 milyar dolar kadar olmasa da yine de önemli. Söz konusu fonların çoğu geleneksel askeri donanıma harcanacak olsa da, geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen yeni bir teknoloji hackathon etkinliği Ukrayna’nın Rusya’ya karşı asimetrik savaş yeteneklerini geliştirmeyi amaçlıyordu.
Londra Savunma Teknolojileri Hackathon’u, İngiltere’nin teknoloji, risk sermayesi ve ulusal güvenlik alanlarındaki en parlak beyinlerinden bazılarını askeri bir ortamda bir araya getiren ilk etkinlikti. Amaç hem Ukrayna’ya yardımcı olacak fikirleri bir araya getirmek hem de hızlı tempolu sivil teknoloji dünyası ile ordunun çok farklı dünyası arasında çok daha gözenekli bir katman oluşturmaktı.
Etkinlik Skyral’dan Alex Fitzgerald ve Future Forces’tan Richard Pass tarafından düzenlendi ve ikiliye Honourable Artillery Company, Apollo Defense, Lambda Automata ve D3 VC gibi diğer ortak organizatörler de katıldı. NATO da hackathon etkinliğine özel bir fon ile katıldı. Etkinlik; savunma, ulusal güvenlik ve derin teknoloji alanlarında inovasyonu teşvik etmek için hem donanım hem de yazılım konusunda yetenekli geliştiricileri bir araya getirdi. Drone’lar ve savaş alanındaki uygulamaları, hem donanım hem de onları hedeflerine uçurmak için gereken elektronik sistemler ve karşı-drone sistemleri üzerinde önemli sunumlar da yapıldı.
Savaşın çoğu gözlemcisinin de belirttiği gibi, Rusya – Ukrayna savaşı önceki savaşlara kıyasla tamamen yeni bir boyut kazanmış durumda. Ukrayna’nın çok daha büyük bir saldırgan olan Rusya’ya karşı asimetrik yöntemlerle mücadele etmeye çalıştığı günümüzde insansız hava araçları ve elektronik karşı tedbirler günün konusu. Etkinliği düzenleyen Skyral’dan Alex Fitzgerald “Bu etkinliklere gelen üç grup insan var. İnşaatçılar, yatırımcılar ve askerler. Bence bu noktada herkes meslektaşlarını savunma teknolojisini inşa etmek ya da yatırım yapmak için bir seçenek olarak daha fazla düşünmeye ikna etmeye çalışıyor” diyor
Etkinliğin ilham kaynaklarından biri bu yılın Şubat ayında Kaliforniya, El Segundo’da düzenlenen savunma teknolojileri hackathonuydu. Fitzgerald, “Bence askeri teknolojiyle ilgili en önemli şey, onu kullanımı kolay ve inşa edilen bazı tüketici teknolojileri kadar güçlü hale getirmektir” diyor ve ekliyor: “Klasik bir söz vardır: ‘Snapchat’teki bir snap’te, çoğu modern askeri sistemde olduğundan daha fazla yapay zeka var.”
Etkinliğe Apollo Defense’i temsilen katılan Catarina Buchatskiy ise etkinliğin Hackathon formatında düzenlendiğini çünkü bunun daha fazla etkileşim yarattığını söylüyor. Buchatskiy “Savunma teknolojisi 10 yıl süren sözleşmelerden oluşan dev bir kara kutu gibi görünebilir ve inşa edilen teknolojiler genellikle halkın gözünden gizlenir. Bir hackathon’da ise fark yaratacak bir şey ortaya koymak için yalnızca 24 saatiniz vardır” diyor.
Peki NATO neden bir hackathon etkinliğini finanse ediyor?
NATO Yatırım Fonu ortağı Patrick Schneider-Sikorsky fonun “kolektif savunma güvenliği ve direncini güçlendiren” girişimleri desteklemek üzere kurulduğunu söylüyor ve “derin teknolojiye yatırım yapıyoruz, ancak fon Ukrayna’daki savaştan önce tasarlandı. Çatışma şu anda yatırım tezimizi büyük ölçüde etkiledi ve Avrupa’yı daha güvenli ve emniyetli hale getirebilecek savunma teknolojilerine yatırım yapmaya hevesliyiz” diyor.
Schneider-Sikorsky ayrıca “Savunma teknolojilerinin pek çok geliştirici için yeni olduğunu düşünüyorum. Oluşabilecek zorlukları anlamak ve son kullanıcılara erişmek onlar için o kadar da kolay değil. Normalde pek çok geliştiricinin savunma bakanlıklarındaki doğru kişilerle temasa geçmesi aylar, hatta yıllar alabilir ama pek çoğu bugün burada ve hemen erişebilir durumda. Umarım bu, işleri önemli ölçüde hızlandırır” diyor.
Londra’daki Hackathon, oldukça ilgi çekse de savunma teknolojilerinin kullanımı konusunda gerilimin arttığı bir döneme denk geldi. Örneğin Google kısa bir süre önce İsrail ile yapılan tartışmalı Project Nimbus sözleşmesi nedeniyle yaptıkları oturma eyleminin ardından 28 çalışanını işten çıkardı.
Son dönemde gerek ülkemizde gerekse de tüm dünyada e-devlet sitelerini, kargo firmalarını ve posta servislerini taklit ederek kimlik avı saldırısı (phishing) gerçekleştiren siteler oldukça revaçta. Akamai tarafından gerçekleştirilen bir araştırma Amerika Birleşik Devletleri Posta Servisi’ni (USPS) taklit ederek kullanıcıları hedef alan kimlik avı saldırış yapan sitelere olan trafiğin yasal siteye olan trafik kadar yüksek olduğunu ortaya koydu.
Kimlik avı operasyonları genellikle insanların hassas bilgilerini (hesap bilgileri, kart bilgileri) hedef alır ya da kullanıcıları dolandırıcı mağazalara ödeme yapmaları veya çeşitli nedenlerle beklemeye alınan öğeleri temizlemek için gerekli olduğu varsayılan ücretleri karşılamaları için kandırmaya çalışır. 2023 tatil sezonu boyunca Akamai Technologies, USPS hizmetini taklit eden “combosquatting” alan adlarına giden önemli miktarda DNS sorgusu gözlemledi.
Akamai, Ekim 2023’te bir çalışanın kötü amaçlı JavaScript kodu içeren bir siteye yönlendiren şüpheli bir SMS almasının ardından USPS temalı kimlik avını araştırmaya başladı. Analistler daha sonra, son beş ay içinde aynı JS dosyasını kullanan tüm alan adlarının bir listesini çıkardı ve yalnızca adında USPS dizesi olanları tutarak bir analiz gerçekleştirdiler.
Sahte sayfaların tasarımı oldukça ikna edici ve durum güncellemeleri için gerçekçi izleme sayfaları ile gerçek USPS sitesinin tam kopyaları olarak görünüyorlar. Analistlere göre bir vakada, kimlik avı aktörleri, tüketicilerin tatil sezonu için hediye ve koleksiyon ürünleri satın almaya çalıştığı Kasım ayı sonlarında önemli ölçüde trafik almaya başlayan özel bir posta ürünleri mağazası gibi görünen bir mağaza kurdu.
Ekim 2023’ten Şubat 2024’e kadar, Akamai’nin keşfettiği en popüler kötü amaçlı alan adları yaklaşık yarım milyon sorgu aldı ve en popüler iki sahte alan adına gelen trafik toplam 300 bini aştı. İncelenen dönem boyunca Akamai’nin araştırması tarafından ortaya çıkarılan tüm kötü amaçlı web siteleri tarafından oluşturulan toplam sorgu sayısı ise 1.128.000’inin üzerinde. Meşru USPS sitesi için aynı dönemde kaydedilen sorgu sayısı da 1.181.000 civarında.
İstatistikler, özellikle tatil ve alış veriş dönemi olarak nitelenen Kasım-Aralık ayları arasında kötü niyetli alan adlarına yönelik trafiğin yasal trafiğe kıyasla daha yüksek olduğunu göstermekte ve bu da kış tatili sezonunda kötü niyetli faaliyetlerin arttığına işaret etmekte. Üstelik Akamai’nin bu araştırması sadece USPS üzerine odaklamış, dolayısıyla potansiyel olarak çok daha fazla markayı kapsayan bu kimlik avı kampanyalarının gerçek ölçeği muhtemelen daha büyük.
Güvenlik uzmanları tüketicilerin dikkatli olmaları ve paket gönderileriyle ilgili SMS veya e-posta mesajlarına şüpheyle yaklaşmaları çağrısında bulunuyor. Kullanıcılar mümkünse şüpheli SMS ve e-postaları hiç açmamalı, açtılarsa da iletide yer alan linkleri tıklamaktan kaçınmalılar. Herhangi bir e-devlet hizmeti, posta servisi veya kargo firmasını Google’dan ararken de adres çubuğuna bakarak ilgili sayfanın mutlaka https ile başladığına ve .shop, .xyz, .info, .io gibi uzantılarla sonlanmadığına dikkat etmeliler.
Yasağın Samsung menşei ülkenin Hava Kuvvetleri karargahında başladığı bildiriliyor. Salı günü yayınlanan bir rapor, yasağın ses kaydı yapabilen ve üçüncü taraf uygulamaların bunu kapatmasına izin vermeyen tüm cihazları kapsadığını belirtiyor, özellikle de iPhone’u adlandırıyor.
Askerlere dağıtılan belgede, “Resmi iletişimlerin yanı sıra, toplantılar, ofis konuşmaları, iş duyuruları ve halktan gelen şikayetler ve danışmalar gibi resmi olmayan iletişimlerin yanı sıra askeri binalarda yapılan özel telefon görüşmeleri de dahil olmak üzere her türlü ses kaydını engellemek kaçınılmazdır.” deniyor.
Salı günkü raporda alıntılanan konuya aşina kaynaklara göre, iPhone açıkça yasaklanmış durumda. Samsung marka Android tabanlı cihazlar ise yasaktan muaf tutulmuş durumda.
Yasak sadece iPhone’larda geçerli değil. Ayrıca Apple Watch gibi giyilebilir cihazları da kapsadığı söyleniyor.
Evde yetiştirilen cihazlara yönelik potansiyel kayırmacılığın ötesinde, Güney Kore hükümetinin neden iPhone’daki üçüncü taraf uygulamaların ses kaydını kilitleyemeyeceğini düşündüğü açık değil. Raporda, kameranın mobil cihaz yönetimi tarafından kilitlenebileceği ancak ses kaydını önlemenin de yolları olduğu belirtiliyor.
Sorun, Güney Kore Ulusal Savunma Mobil Güvenliği mobil cihaz yönetimi uygulamasının mikrofon kullanımını engelleyememesi gibi görünüyor. Bu, MDM 2013’te sunuldu ve 2021’de tüm askeri üyeler arasında kullanım zorunlu kılındı.
Raporda, yazılımla ilgili kullanıcı şikayetlerinden ve marka, model ve işletim sistemine bağlı olarak tutarsız sınırlamalardan bahsediliyor. Yayına konuşan bir askeri yetkili, Android‘deki eksikliklerin bir yazılım güncellemesiyle giderileceğini söyledi.
Görünüşe göre yasağın tüm orduyu kapsayacak şekilde genişletilmesi yönünde tartışmalar sürüyor. Ordunun da yasağı denediği söyleniyor.
Görünüşe göre hatalı Güney Kore askeri MDM’si bir yana, güvenliğin en üst seviyede olduğu durumlarda dış dünyayla iletişim kurabilecek bir cihazın el altında bulunmaması için bariz nedenler var.
Gereksinimlerin güvenlik ihtiyaçlarıyla orantılı olarak artması nedeniyle, güvenli tesislerde bir tür akıllı cihaz kısıtlamasının olması alışılmadık bir durum değil.
Güney Kore’nin tüm askeri binaları ve personeli kapsayan potansiyel iPhone yasağı aşırı düzeyde. Güvenlik eğitimi, uyumluluk ve erişim kontrolüyle ilgili daha büyük bir soruna değiniyor. Samsung cihazlarına açıkça izin verildiği için bir miktar milliyetçilik de mevcut.
Her 10 Güney Koreli askeri üyeden yedisi Samsung kullanıcısı. Dolayısıyla yasağın çoğunlukla sembolik olduğu görülüyor.
Yapay zekâ sohbet robotu ChatGPT’nin üreticisi OpenAI, Avrupa’da bir başka haber lisans anlaşması daha yaparak, içerik erişimi için ödeme yaptığı yayıncılar listesine Londra’nın Financial Times gazetesini de ekledi. OpenAI’nin daha önceki yayıncı lisans anlaşmalarında olduğu gibi, anlaşmanın mali koşulları kamuya açıklanmıyor.
Son anlaşma, Alman devi Axel Springer ya da AP, Le Monde ve Prisa Media ile Fransa ve İspanya’da yapılan anlaşmalar gibi diğer OpenAI yayıncı bağlantılarından biraz daha kapsamlı görünüyor çünkü ikili anlaşmayı “stratejik ortaklık ve lisans anlaşması” olarak adlandırıyor. Ancak bunun münhasır olmayan bir lisans anlaşması olduğunu ve OpenAI’nin FT Group’ta herhangi bir hisse almadığı söyleniyor. Dolayısıyla kurulan “stratejik ortaklık” aslında OpenAI’ın üretken yapay zekâ sohbet robotu ve dil modellerini eğitmek için Financial Times içeriklerinden yararlanması şeklinde özetlenebilir.
Zaten iki firma da yapılan anlaşmanın OpenAI için FT’nin içeriğini yapay zekâ modellerini eğitmek ve uygun olduğunda ChatGPT gibi araçlar tarafından üretilen üretken yapay zekâ yanıtlarında görüntülemek için kullanmasını kapsadığını ve bunun diğer yayıncı anlaşmalarıyla aynı göründüğünü söyledi. Buradaki stratejik unsur, FT’nin özellikle bir içerik keşif aracı olarak üretken yapay zekâ anlayışını artırmasına ve “FT okuyucuları için yeni yapay zekâ ürünleri ve özellikleri” geliştirmeyi amaçlayan bir işbirliğine evrilebilecek olması.
FT anlaşmayı prestij meselesi olarak görüyor
FT konuyla ilgili bir basın açıklamasında, “Ortaklık sayesinde ChatGPT kullanıcıları, ilgili sorgulara yanıt olarak FT gazeteciliğine atfedilen seçkin özetleri, alıntıları ve zengin bağlantıları görebilecekler” dedi. Yayıncı ayrıca bu yılın başlarında OpenAI’nin ChatGPT Enterprise ürününün müşterisi olduğunu da belirtti. FT, yapay zekâ kullanımını derinleştirmenin yollarını araştırmak istediğini belirtirken, otomatik çıktıların güvenilirliği ve okuyucu güvenine yönelik potansiyel riskler konusunda dikkatli olduğunu ifade etti.
FT Group CEO’su John Ridding yaptığı açıklamada, “Bu bir dizi açıdan önemli bir anlaşma,” diyor ve ekliyor: “Bu anlaşma ödüllü gazeteciliğimizin değerini bir kez daha gözler önüne seriyor ve içeriğin yapay zekâ aracılığıyla nasıl ortaya çıkarıldığına dair bize erken içgörü sağlayacak. Bu anlaşmanın FT’ye sağlayacağı faydaların yanı sıra, sektör için daha geniş etkileri de var. Yapay zekâ platformlarının yayıncılara materyallerinin kullanımı için ödeme yapması söz konusu. OpenAI şeffaflığın, atıfta bulunmanın ve telifli içeriğin önemini anlıyor ve bunların hepsi bizim için çok önemli. Aynı zamanda, bu ürünlerin güvenilir kaynaklar içermesi açıkça kullanıcıların yararına.”
OpenAI telif davalarından mı kaçıyor?
ChatGPT sohbet robotuna güç veren OpenAI’nin GPT’si gibi büyük dil modelleri (LLM’ler), bilgi üretme veya “halüsinasyon görme” kapasiteleriyle ünlüdür. Bu, gazetecilerin bilgi ve haber doğrulaması için yaptığı çalışmanın tam tersi. Dolayısıyla OpenAI’nin daha doğru içerikler sunabilmek için model eğitiminda içerik lisanslamaya yönelik ilk hamlelerinin gazeteciliğe odaklanması aslında şaşırtıcı değil. Yapay zekâ devi bunun “halüsinasyon” sorununu çözmesine yardımcı olacağını umuyor olabilir.
Yine de burada başka bir önemli motive edici faktör daha var: Telif haklarıyla ilgili yasal sorumluluk. Geçtiğimiz aylarda New York Times, telif hakkıyla korunan içeriğinin YZ devi tarafından lisanssız olarak modelleri eğitmek için kullanıldığını iddia ederek OpenAI’ye dava açtığını duyurdu. OpenAI buna itiraz ediyor ancak LLM’lerin geliştirilmesini beslemek için içerikleri muhtemelen kamuya açık İnternet’ten kazınan (veya başka bir şekilde toplanan) bir model için haber yayıncılarının daha fazla dava açma riskini ortadan kaldırmanın bir yolu, yayıncılardan telifli içerikleri satın almak.
Yapay zekâya dahil olmak yayıncılar için bir itibar kaynağı mı güven zedeleyici mi?
Geçen yıl, içerik üretim aracı olarak üretken yapay zekâyı benimsemekte acele eden teknoloji yayıncısı CNET, Futurism’deki gazetecilerin yapay zekâ aracılığıyla oluşturulmuş makalelerde çok sayıda hata bulmasıyla ciddi bir itibar kaybı yaşamıştı. FT kaliteli gazetecilik yapma konusunda köklü bir üne sahip. Ancak yapay zekâyı çift yönlü kullanmaya başladığında (yani hem içeriklerini satıp hem de yapay zekâya makale yazdırmaya başladığında) benzer sorunlar yaşayabilir.
Salı günü Maine Üniversitesi’nde ortaya çıkan 3 boyutlu yazıcı, beş yıldan daha kısa bir süre önce devreye alınan ilk makineden dört kat daha büyük ve çok daha güçlü nesneler basabiliyor.
Bu, basılı mahallelerin bölgedeki evsizliğe çözüm bulmak için uygun fiyatlı konutlara nasıl bir yol sunabileceğini göstermek için biyo bazlı malzemeler kullanarak 3D baskılı ev teknolojisinin ölçeğini büyütmeyi de içeriyor.
Mevcut her iki yazıcının da bulunduğu UMaine Gelişmiş Yapılar ve Kompozit Merkezi direktörü Habib Dagher, termoplastik polimerlerin “Geleceğin Fabrikası 1.0” olarak adlandırılan bir 3 boyutlu yazıcıdan çıkarıldığını söyledi. Dagher, robotik operasyonları yeni sensörler, yüksek performanslı bilgi işlem ve yapay zeka ile birleştirdiğini söyledi.
Maine Üniversitesi’nin bu yaz yeni bir binanın temellerini atmasının ardından gelecekte daha da büyük yazıcılar ortaya çıkabilir.
Etkinliğe katılanlar arasında savunma, enerji ve konut bakanlıklarından temsilcilerin yanı sıra yazıcının sunduğu yeni teknolojileri kullanmayı planlayan diğer paydaşlar da yer aldı. Savunma Bakanlığı’nın araştırma ve mühendislikten sorumlu müsteşarı Heidi Shyu, yazıcının beklentilerini aştığını ve “bir yenilik işareti olarak durduğunu” söyledi.
Etkinlik boyunca siyah bir perdeyle örtülen 3 boyutlu yazıcı açıktı ve hoparlörlerin arkasında uğuldamaya devam ediyordu. Sonunda, yazıcının gelecekteki bir tekne için bir test projesi üzerinde çalıştığını gösteren perde açıldı.
Yazıcının çerçevesi, UMaine kampüsündeki büyük binayı dolduruyor ve 29 metre uzunluğunda, 10 metre genişliğinde, 5,5 metre yüksekliğinde nesneleri basabiliyor.
Doymak bilmez bir iştahı var ve saatte 227 kilograma kadar malzeme tüketiyor.
Üniversite, 2019 yılında vaftiz edilen orijinal yazıcının Guinness Dünya Rekorları tarafından dünyanın en büyük polimer 3D yazıcısı olarak onaylandığını söyledi. Geri dönüştürülebilir ahşap elyafı ve biyo-reçine malzemelerden yapılmış 600 metrekarelik tek ailelik bir ev yaratmak için kullanıldı. “BioHome3D” olarak adlandırılan bu sistem, hızlı bir şekilde ev üretme yeteneğini gösterdi. MaineHousing’e göre, artan konut talebini karşılamak için yalnızca Maine’in önümüzdeki altı yıl içinde 80.000 eve daha ihtiyacı olacak.
Dagher, hem uygun fiyatlı konut hem de ev inşa edecek işçi sıkıntısı olduğunu söyledi. Üniversite, evlerin neredeyse tamamen daha düşük karbon ayak izine sahip bir yazıcıyla nasıl inşa edilebileceğini göstermek istiyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na göre, binalar ve inşaat sektörü, büyük ölçüde çimento, çelik ve alüminyum gibi önemli karbon ayak izine sahip malzemelerin üretimi ve kullanımı nedeniyle küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %37’sini oluşturuyor.
Bu tür baskılı binalar, mevcut inşaatlarla karşılaştırıldığında benzersiz bir şekilde geri dönüştürülebilir. Dagher, etkinlikten önce şunları söyledi: “Temel olarak yapısöküme uğratabilirsiniz, isterseniz 3D baskılı parçaları öğütebilirsiniz ve onlarla yeniden basabilirsiniz, bunu tekrar yapabilirsiniz.”
Tamamen biyo bazlı malzemelerle yapılan ilk 3D baskılı eve atıfta bulunarak, “Bu, ucuz bir ev veya biyolojik ev inşa etmekle ilgili değil.” diye ekledi. “İnsanların ‘Vay canına, gerçekten orada yaşamak istiyorum’ diyebileceği bir ev inşa etmek istedik.”
Maine System Üniversitesi rektörü Dannel Malloy, birkaç milyon dolara mal olan yeni yazıcının finansmanının çoğunu Ordu Mühendisler Birliği’nin sağladığını söyledi. Yetkililer, yazıcının inşası için üniversite tarafından Ingersoll Machine Tools Inc. ve destekleyici yapı için Somatex ile işbirliği içinde inşa edildiğini söyledi.
İleriye dönük olarak araştırmacılar, ülkenin en yoğun ormanlık eyaleti olan Maine’de bol miktarda bulunan odun artıklarından elde edilen biyo bazlı hammaddeler de dahil olmak üzere, makinenin tükettiği malzeme üzerinde düzeltmeler yapmayı planlıyor.
Ancak diğer çeşitli yaratımlar için de kullanılabilir ve halihazırda teknelerden savunma bakanlığı yapılarına kadar çeşitli şeyler için kullanılmaktadır. Geçmişte üniversite, ilk 3 boyutlu yazıcının yarattığı 25 metrelik bir tekneyi sergilemişti. Dagher, yeni yazıcıyla yapılacak projelerin arasında 15 metrelik bir tekne ve evsizlere hizmet edecek evler yer aldığını söyledi.
Orijinal 3 boyutlu yazıcıya gelince, o da ortadan kaybolmuyor. Yetkililer, iki yazıcının aynı proje üzerinde (hatta gerekirse kısmen) çalışarak üretimi kolaylaştırmak için birlikte kullanılabileceğini ve gelecekte daha fazla sayıda yazıcının birlikte çalışacağını söyledi.
Bloomberg’den Mark Gurman bugün yeni Apple Pencil’ın ilk kez dokunsal geri bildirim içereceğini bildirdi. Bu, dijital kalemin kullanım sırasında daha gerçekçi hissetmesine yardımcı olacak.
Ayrıntılar az olmasına rağmen, Kurşun Kalem tarafından üretilen dokunsal geri bildirimin mevcut çizim uygulamasında seçilen araca bağlı olarak nasıl değişebileceğini hayal edebilirsiniz. Örneğin pastel boya modu Kurşun Kalem’in daha sert ve ağır görünmesine neden olabilir.
Dokunsal geri bildirimin yanı sıra yeni Apple Pencil, daha fazla çok yönlülük için ek hareketler de içerecek. Daha önce de fark edildiği gibi, mevcut göreve dayalı olarak bağlamsal bir menüyü çağıran yeni bir ‘sıkma’ hareketi olacak. Örneğin, sıkma hareketi, kullanıcıların tuvale şekil, çıkartma veya metin ekleme gibi eylemleri hızlı bir şekilde başlatmasına olanak tanıyabilir.
Aksesuarların yanı sıra, Apple’ın 2023’ü tamamen atlayarak on sekiz ay sonra ilk kez iPad donanım serisini de 7 Mayıs’ta güncelleyeceği görülüyor. Yeni iPad Pro serisinde OLED ekranlar ve hatta belki de bir M4 çip yer alacak. iPad Air de güncellenecek ve ilk kez daha büyük bir 12,9 inç boyutu eklenecek.
Apple’ın 7 Mayıs’ta düzenlenecek ‘Let Loose’ etkinliğiyle ilgili tüm duyuruların tam kapsamı için beklemeye devam edeceğiz. Apple’ın iPhone 16’lar için gelmesi beklenen yenilik rüzgarını diğer ürünlerinde ne derece uygulayacağını bu sayede öğrenmiş olacağız. Bu, telefonlar için de bir öngörüde bulunmaya imkan verebilir.
Kolektif House, iş dünyasına yönelik esnek çalışma alanı çözümleriyle piyasadaki liderliğini pekiştiriyor. Şirket, İstanbul’un finans merkezi Levent’teki üçüncü lokasyonunu büyük bir açılışla duyurdu. Kolektif House, lokasyon sayısını artırarak 30’un üzerine taşıdı ve bu yeni lokasyon, Levent 199 Teras, toplamda 5.000 metrekareden fazla kiralanabilir alana sahip. 14 bağımsız bölümle kurumsal firmalara hizmet verecek olan bu yeni merkez, iş dünyasının kalbinde konumlanıyor.
Kolektif House Kurucu Ortağı ve CEO’su Ahmet Onur, modern iş dünyasının gereksinimleri doğrultusunda hibrit çalışmanın merkeze alındığını ve esnek ofis alanlarının bu yeni çalışma düzenine mükemmel bir şekilde uyum sağladığını vurguladı. Onur, “Büyük şirketler, değişen iş gücüne uyum sağlamanın, her yerden çalışma özgürlüğünü sağlamanın ve dinamik çalışma ortamları yaratmanın yeni yollarını arıyor. Esnek çalışma alanları, bu dinamikler doğrultusunda şirketlere uzun vadeli taahhütlerden kaçınma, genel giderleri düşürme ve iş ihtiyaçlarına göre adaptasyon sağlama imkanı sunuyor.” dedi.
Bu lokasyonlar, kiradan aidata, günlük temizlikten teknik bakım ve onarıma kadar pek çok gideri kapsayan bir yapı sunarken, işbirliği ve network oluşturma kültürünü teşvik ediyor. Ayrıca, şirketler için üretkenlik ve yaratıcılığı artırıcı bir ortam sağlayarak, profesyonel gelişime katkıda bulunuyorlar.
Ahmet Onur, İstanbul’da Apa Nef Plaza ve Vadi İstanbul gibi yeni lokasyonlarla büyümeyi sürdüreceklerini ve Türkiye genelindeki genişlemelerini devam ettireceklerini belirtti. Onur, “Piyasada yeni ofis projelerinin olmaması nedeniyle arz sabit kalırken, talep giderek artıyor. Bu durum, Kolektif House olarak bizlere büyük markaların yanı sıra global kurumsal firmalardan gelen yoğun talebi karşılamak için büyük bir fırsat sunuyor.” diyerek ekledi.
Türk Hava Yolları (THY), Airbus ve Rolls-Royce firmaları arasında iş birliği protokolü imzalandı. Protokol imza törenine Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ve Ticaret Bakanı Ömer Bolat da katıldı.
Türk Hava Yolları, Airbus ve Rolls-Royce’tan işbirliği!
Bakan Kacır, törende yaptığı konuşmada, Türkiye’nin sivil havacılık sektöründe kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünyaya sunduğunu belirtti. İstanbul Havalimanı’nın bu başarıda önemli bir rol oynadığını vurgulayan Kacır, Türkiye’nin havacılık sanayisini geliştirerek ülkeyi yüksek teknolojide öncü bir konuma getirdiklerini ifade etti.
THY’nin öncülüğünde gerçekleşen iş birliği programının, Türkiye’nin havacılık endüstrisine güç katacağını ve küresel tedarik zincirindeki rolünü daha da güçlendireceğini belirten Bakan Kacır, Türk havacılık sanayisinin artık kendi özgün platformlarını geliştirme ve üretme kabiliyetine sahip olduğunu söyledi.
Bakan Kacır’ın açıklamalarının yanı sıra, THY’nin bu iş birliği kapsamında hayata geçireceği Stratejik Türkiye Gelişmiş Programı da tanıtıldı. Programın, Türkiye’nin havacılık endüstrisindeki yetkinliklerini güçlendireceği ve küresel tedarik zincirindeki rolünü perçinleyeceği belirtildi.
Türkiye’nin havacılık sektöründeki başarı hikayesine odaklanan Bakan Kacır, ülkemizin havacılık sanayisinde elde ettiği önemli başarıları ve gelecek hedeflerini paylaştı. Türkiye’nin küresel havacılık ve uzay sanayisindeki rolünü güçlendirmeyi amaçlayan stratejik adımların atıldığı bu dönemde, THY’nin Airbus ve Rolls Royce ile gerçekleştirdiği iş birliği, sektördeki dikkat çekici gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor.
Bakan Kacır’dan açıklama!
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Ticaret Bakanı Ömer Bolat, uçak bileşenlerinin yerli üretimi için Türk Hava Yolları, Airbus ve Rolls-Royce firmalarının gerçekleştirdiği iş birliği protokolünün imza törenine katıldı.
Sivil havacılık sektörünün; özellikle son yıllarda gerçekleştirilen yatırım ve projelerle kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünya ile buluşturduğunu belirten Bakan Kacır, “Havacılık sanayimizi, ana ve alt yükleniciler, KOBİ’ler, araştırma kuruluşları ve üniversitelerle Türkiye’nin yüksek teknolojide öncü sektörü hâline getiriyoruz.” dedi.
“Sivil havacılık sektörümüz, özellikle son yıllarda gerçekleştirdiğimiz yatırım ve projelerle kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünya ile buluşturuyor. Ülkemizin sivil havacılık alanındaki vizyonunun önemli bir örneği olan İstanbul Havalimanı yalnızca beş yıl gibi kısa bir sürede Avrupa’nın en yoğun havalimanı ünvanını aldı. Modern altyapısı ve sunduğu yolcu deneyimiyle İstanbul’u küresel bir kesişim noktasına dönüştürdü. Kıtaları buluşturan, küresel finans ve ticaret üssü, turizm destinasyonu konumundaki İstanbul’un küresel cazibe merkezi rolünü perçinledi.
Millî Teknoloji Hamlesi vizyonumuz doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde teknoloji üreten ve geliştiren Türkiye’yi inşa ederken; bilgi yoğun ve ileri teknoloji odaklı bu sektörde, özellikle savunma sanayinin Ar-Ge’de, inovasyonda ve üretimde uzun vadeli bakış açısı, paradigma değişimlerine odaklanan yaklaşımı ile üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerimizi ileri düzeye taşıyoruz.
Havacılık sanayimizi, ana ve alt yükleniciler, KOBİ’ler, araştırma kuruluşları ve üniversitelerle Türkiye’nin yüksek teknolojide öncü sektörü hâline getiriyoruz. Bugün Türk havacılık sanayi kendi özgün platformlarını geliştirme ve üretebilme kabiliyetini haizdir.
İnsansız hava araçlarımız Bayraktar TB-2, Akıncı, Kızılelma, Anka, Aksungur, beşinci nesil savaş uçağımız Kaan, helikopter projelerimiz Atak ve Gökbey… Her biri Türk havacılık sanayinin geldiği konumun, havacılıkta akamete uğramış serüvenimizin yeniden doğuşunun ispatı niteliğindedir.
Ülkemiz firmaları aynı zamanda küresel firmaların imalat ve tedarik zincirlerindeki rolünü de her geçen gün kuvvetlendiriyor. Havacılık sanayimiz, bugün üst düzey yöneticileri bizlerle birlikte olan Airbus ve Rolls Royce başta olmak üzere, birçok küresel uçak ve motor üreticisinin tedarik ortakları arasında yerini alıyor. Bir yolcu uçağının gövdesinde yer alan tüm parçaları üretme kabiliyetine sahibiz.
Tüm yeni nesil yolcu uçaklarında Türkiye’de üretilmiş bir parça mevcuttur. Halihazırda Airbus A320 ailesinin arka gövde ve kuyruğunu oluşturan bölüm 18 ve 19’unu, A220’nin kanopisini, A400M projesinde orta gövde, kuyruk ve kanatçıkları (aileron), Boeing 737 uçaklarının arka gövdesini oluşturan Bölüm 48, fan kaputu ve irtifa dümenini Türkiye’de üretiyoruz.
Havacılık yapısallarında sac metal, talaşlı imalat, özel prosesler, eklemeli imalat ve kompozit üretiminde dünya çapında ileri teknoloji geliştirme ve üretim kabiliyetine sahibiz. Dünya’nın dördüncü büyük havacılık kompozit tesisini Türkiye’ye kazandırdık. Havacılık yapısallarında geçtiğimiz yıl bir milyar dolar ihracat hacmine ve 10 milyar dolar sözleşme büyüklüğüne eriştik. Bu alanda yetkin insan kaynağımız 10 bine ulaştı.
Havacılık sanayimizin en önemli unsurları arasında yer alan toplam beş binden fazla çalışanımızın bulunduğu uçak motoru sanayimizde yıllar içinde büyük bir teknoloji geliştirme ve üretim kabiliyeti elde ettik. İnşa ettiğimiz tesislerle birlikte bugün her türlü uçak motoru parçasını test edebilecek altyapı ülkemizde mevcut. Uçak ve helikopter motorunda fan, kompresör ve türbinde üretim yetkinliğine sahibiz.
Helikopterler için TS1400, İHA’lar için PD170 motorlarında seri üretim fazına geçtik. 1750 ve 3200 newtonluk itki gücüne sahip KTJ1750 ve KTJ3200 turbojet motorlarını üretiyoruz. Milli turbofan uçak motorumuz TF 6000’nin prototipini ürettik. İnovasyon ve teknoloji geliştirmede özellikle kritik rol üstlenen yeni nesil malzeme teknolojilerinde yüksek sıcaklığa dayanıklı nikel tabanlı inconel ve kobalt tabanlı alaşımların üretiminde yetkinlik kazandık.
Millî Uzay Programımız kapsamında insanlı ilk uzay bilim misyonumuzu kısa süre önce başarıyla tamamladık. Bu misyon kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda, Türk bilim insanlarının hazırladığı on üç bilimsel deney, kendisi bir dönem Türk Hava Yolları’nda pilot olarak da görev yapan astronotumuz Alper Gezeravcı tarafından gerçekleştirildi.
Önümüzdeki dönemde, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yeni bilimsel araştırmalar yürütmek ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmek adına projeler başlatacağız. Yeni nesil uydu geliştirmede küresel bir oyuncu olmayı, bölgesel konumlandırma ve zamanlama sistemimizi geliştirmeyi ve uzay limanı kurarak uzaya erişimi güvence altına almayı hedefliyoruz.
Yerli ve millî özgün hibrit roketimizle Ay projemizi gerçekleştireceğiz. 2035 yılına kadar 1,8 trilyon dolara ulaşması öngörülen küresel uzay ekonomisinden aldığımız payı artıracağız. Uzayın bize sunduğu yeni teknoloji geliştirme kabiliyetlerinden en üst düzeyde yararlanacağız.
Uzun süren çalışmalar sonunda, bütün kritik alt sistemlerini yerli ve millî olarak geliştirdiğimiz TÜRKSAT 6A haberleşme uydumuzun üretim süreçlerini tamamladık. Temmuz ayında uzaya fırlatmaya hazırlandığımız millî haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A’nın yerlilik oranı 80’i aştı. TÜRKSAT 6A’yı devreye aldığımızda, Türkiye kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri olacak.
2012 yılından bu yana havacılık ve uzay sektöründe toplam yatırım büyüklüğü 4 milyar doları aşan 144 yatırım için teşvik belgesi düzenledik. Yatırım teşviklerimizle havacılık ve uzay sanayi gibi yüksek teknoloji alanlarında üretim kabiliyetlerini güçlendirecek yatırımlara kapsamlı ve ihtiyaca yönelik teşvik paketleri sunuyoruz.
Türk Hava Yolları’nın Airbus ve Rolls Royce ile geliştirdiği ve ülkemizin üretim kabiliyetlerini artıracak iş birliğinin aynı zamanda yeni yatırımlara da kapı açmasını temenni ediyorum. Tüm küresel havacılık ve uzay sanayi oyuncularını ülkemizin sunduğu cazip yatırım teşviklerinin, genç ve dinamik nüfusunun ve stratejik konumunun sunduğu avantajlardan yararlanmaya davet ediyorum.“
Şeffaflık Merkezi’nin açılışı, Kaspersky Kurucusu ve CEO’su Eugene Kaspersky’nin katılımıyla İstanbul’da gerçekleşti. Merkez, şirketin iş ortakları ve müşterilerinin yanı sıra siber güvenlik alanındaki düzenleyicilerin tüm Kaspersky şirket içi ürünlerinin kaynak kodunu, yazılım güncellemelerini ve tehdit tespit kurallarını inceleyebileceği bir tesis olarak hizmet verecek. Ziyaretçiler, merkezde şirketin çözümlerine yönelik bağımsız denetimlerin sonuçlarını inceleyebilecekler ve Kaspersky çözümlerinde kullanılan yazılım bileşenlerinin listesine (Software Bill of Materials – SBOM) erişebilecekler.
Yapay zekadan nasıl korunacağız? Dünyaca ünlü güvenlik uzmanı Eugene Kaspersky ile yeni dönemde kurumların karşı karşıya kalacağı siber güvenlik tehditlerini ve yeni bir tehdit unsuru olarak yükselen yapay zekaya karşı alınması gereken önlemleri konuştuk. @e_kaspersky… pic.twitter.com/nMSodVP6A1
Yapay zekadan nasıl korunacağız? Dünyaca ünlü güvenlik uzmanı Eugene Kaspersky ile yeni dönemde kurumların karşı karşıya kalacağı siber güvenlik tehditlerini ve yeni bir tehdit unsuru olarak yükselen yapay zekaya karşı alınması gereken önlemleri konuştuk.
İstanbul Şeffaflık Merkezi’nin duyurulduğu etkinlik, Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirildi ve Kaspersky ile Boğaziçi Üniversitesi arasında bir Mutabakat Anlaşması da imzalandı. Kaspersky CEO’su Eugene Kaspersky ve Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci tarafından imzalanan Mutabakat Anlaşması, gelecekteki akademik programlarda karşılıklı teknolojik iş birliği için bir çerçeve oluşturmayı amaçlıyor.
Kaspersky ve Boğaziçi Üniversitesi, Mutabakat Anlaşması’nın önemli bir bileşeni olarak, şirketin GTI’nın temellerinden biri olan Siber Kapasite Geliştirme Programı doğrultusunda, öğrencileri tedarik zincirindeki çözümlerin kalitesini ve güvenilirliğini değerlendirmeye yönelik metodolojiler ve teknikler konusunda eğitmeye odaklanacak bir Şeffaflık Laboratuvarı kuracak. Laboratuvarın çalışmaları aynı zamanda siber tehditleri tanıma konusunda yeterlilik geliştirmeye öncelik verecek. Şeffaflık Laboratuvarı, Kaspersky tarafından hem yerinde hem de çevrimiçi formatta sunulan uygulamalı eğitim seminerlerinden oluşacak.
Kaspersky Kurucusu ve CEO’su Eugene Kaspersky
İstanbul Şeffaflık Merkezi’nin açılışına ve Boğaziçi Üniversitesi ile imzalanan Mutabakat Anlaşması’na ilişkin görüşlerini paylaşan Kaspersky Kurucusu ve CEO’su Eugene Kaspersky şunları söyledi:
“Türkiye ile profesyonel ve ticari bağlarımız bugün daha da güçlendi. Uzun süredir devam eden iş birliğimizi geliştirmenin bir sonraki adımı olarak İstanbul’da Şeffaflık Merkezi açtık ve Boğaziçi Üniversitesi ile iş birliğimizi pekiştiriyoruz. Türkiye dijitalleşmesini sürdürürken ve tüm META bölgesinde bu trendin itici gücü olarak yer alıyor. Dijital yolculuklarının mümkün olduğunca sorunsuz olmasını sağlamak için yerel kuruluşlarla uzmanlığımız kapsamında bilgi paylaşımımızı geliştirmekten onur duyuyoruz.”
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci de son dönemde özellikle yapay zekâ, veri bilimi ve siber güvenlik alanlarında ortaya konan projeler ile ulusal ve uluslararası iş birliklerinin arttığını vurguladı. Rektör Prof. Dr. İnci, Kaspersky iş birliğiyle kurulacak Şeffaflık Laboratuvarı’nın bu alanda ilerlemek isteyen öğrencilere katkı sunacağını belirterek, ‘’Ülkemizi sadece bir teknoloji pazarı olarak görmek yerine, ülkemize yatırım yapan ve teknoloji transferini teşvik eden şirketlere öncelik verilmesinin önemini vurgulayan bu anlaşma, milli teknoloji girişimimiz çerçevesinde büyük değer taşıyor. Küresel siber güvenlik şirketleri çoğu zaman ülkemizi sadece kendi ürünleri için bir pazar olarak algılıyor ve ülkenin gelişimine yatırım yapmayı düşünmüyor. Ancak Kaspersky ile yapılan iyi niyet anlaşması, ülkemize yatırım yapma kararlılığını ortaya koyarak öncü bir örnek teşkil ediyor. Bu iş birliğiyle üniversitemiz Teknoloji Transfer Ofisi ve Kaspersky, genç yeteneklerimize siber güvenlik alanında araştırma yapma olanağı sağlayacak ortak bir laboratuvar kuracak. Bu girişim hem alandaki yeterliliklerini artıracak hem de yurt içinde yeni siber güvenlik girişimlerinin ortaya çıkmasına katkı sağlayacak. Bu iş birliği için üniversitemizin tercih edilmesi, siber güvenlik alanındaki liderlik konumumuzun bir kanıtıdır. Rektör olarak göreve başladığım 2021 yılından bu yana, özellikle teknolojik alanlarda, dünyaca ünlü üniversitelerden doktorasını almış değerli bilim insanlarının bünyemize kazandırılması konusunda önemli ilerlemeler kaydettik. Ayrıca Veri Bilimi ve Yapay Zeka Enstitüsü’nü kurarak teknolojik ilerlemeye olan bağlılığımızı daha da güçlendirdik. Bununla beraber düzenlediğimiz siber güvenlik kampları gibi girişimlerle siber güvenlik alanında genç yetenekleri sürekli olarak yetiştirdik. Sanayi-üniversite işbirliği vizyonumuzla akademik dünyada artan başarımızı sürdürerek oyunun takipçisi değil, oyunun kurallarını değiştiren olmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
Siber güvenlik ortamının evrimini sürdürdüğü günümüz koşullarında, Kaspersky dijital ekosistemleri koruma ve bireylerle kurumların dijital dünyada güvenli bir şekilde gezinmelerini sağlama misyonunu sürdürüyor.
İstanbul’daki Şeffaflık Merkezi, Kaspersky GTI’ın bir parçası olarak zincirdeki 12’inci merkeze karşılık geliyor. Şeffaflık Merkezleri ve konumları hakkında daha fazla bilgiyi web sitesinde bulabilirsiniz.
Polonya Başsavcısı Adam Bodnar milletvekillerine, gözetimin boyutunu “şok edici ve iç karartıcı” bulduğunu söyledi.
Bodnar, parlamentonun alt meclisi olan Sejm’e, “Bu odada bile bu sistemin kurbanı olan insanlarla konuşuyor olmam benim için üzücü.” dedi.
Aynı zamanda Polonya Adalet Bakanı olan Bodnar, casus yazılımın gözetimine tam olarak kimin maruz kaldığını belirtmedi. Ofisi, bilgilerin gizli olduğunu söyledi.
Bodnar, başsavcılığın geçen hafta Sejm ve Senato’ya gönderdiği bilgileri sunuyordu. Veriler, Pegasus’un 2017-2022 yılları arasında 578 kişinin vakasında kullanıldığını ve bunun Merkezi Yolsuzlukla Mücadele Bürosu, Askeri İstihbarat Teşkilatı ve İç Güvenlik Teşkilatı olmak üzere üç ayrı devlet kurumu tarafından kullanıldığını gösterdi.
Veriler, 2017’de altı; 2018’de 100; 2019’da 140; 2020’de 161; 2021’de 162 ve ardından 2022’de durduğunda dokuz kişiye karşı kullanıldığını gösteriyor.
Associated Press, Toronto Üniversitesi’nin çevrimiçi gözlemcisi Citizen Lab’ın adli tıp verilerine dayanarak eski Polonya hükümetlerinin Pegasus’u kötüye kullandığına ilişkin haberi Aralık 2021’de yayınladı.
Bodnar, yazılımın gözetim altına alınan kişilerin “özel ve mesleki yaşamları” hakkında “muazzam bilgi” ürettiğini söyledi. Ayrıca sistemin İsrailli bir şirket tarafından verilen lisansa dayalı olarak çalışması nedeniyle Polonya devletinin toplanan veriler üzerinde tam kontrole sahip olmadığını da vurguladı ve “Bu tür bir yöntemin kullanılması, anayasal hakların korunması açısından ciddi şüpheler doğurmalıdır.”dedi.
İsrail’in NSO Grubu tarafından üretilen Pegasus, hükümetlere satılıyor ve suçlularla mücadeleye yönelik bir araç olarak tanımlanıyor. Ancak hükümetlerin bunu siyasi muhaliflere, gazetecilere ve insan hakları çalışanlarına karşı kullandığına dair kanıtlar ortaya çıktı.
Teknolojinin kötüye kullanılma potansiyelinden endişe duyan Biden yönetimi, NSO Grubu’nu 2021’de kara listeye alarak ABD teknolojisine erişimini yasakladı. Bu yıl daha da ileri giderek ticari casus yazılımların kötüye kullanılmasına karışan yabancı kişilere vize kısıtlamaları getirdi.
Pegasus, operatörlerine bir mobil cihaza tam erişim sağlayarak şifreleri, fotoğrafları, mesajları, kişileri ve tarama geçmişini almalarına ve gerçek zamanlı dinleme için mikrofon ve kamerayı etkinleştirmelerine olanak tanıyor.
Polonya’da Hukuk ve Adalet Partisi liderliğindeki önceki hükümet döneminde bu uygulamanın kullanılması, yetkililerin gücü kötüye kullandığı ve demokratik bariyerleri aşındırdığı yönündeki suçlamalarla sonuçlandı.
Güçlü casus yazılımın kullanımına ilişkin soruşturmalar, Başbakan Donald Tusk’ın Aralık ayında Avrupa Birliği yanlısı üç partili koalisyonun başına geçmesinin ardından başlatılmıştı.
Pegasus kullanımına ilişkin soruşturmalar, Tusk ve Bodnar’ın, 2015’ten 2023’e kadar iktidarda olan Hukuk ve Adalet hükümeti tarafından aşındırıldığına inandıkları demokratik normları yeniden tesis etme yönündeki daha büyük çabalarının bir parçası.
Tusk’ın merkezci Sivil Koalisyonu’ndan milletvekili Marcin Bosacki, Bodnar’ın sunumunun ardından milletvekillerine şöyle konuştu: “Bu birkaç yıl boyunca Pegasus’un kullanılması Polonya’da demokrasinin özünü zehirledi.”.
Hukuk ve Adalet başkanı Jarosław Kaczyński, geçen ay bir soruşturma komisyonunda ifade verirken Pegasus kullanımının yasalara uygun olduğunu ve vakaların %99’unun suçlulara karşı kullanıldığını söyledi.
Bu ayın başlarında özel yayıncı TVN24’te verdiği bir röportajda güvenlik hizmetlerinden sorumlu olan bakan Tomasz Siemoniak, Pegasus’un Polonya’da terörizm şüphesi bulunan bazı vakalarda ve karşı istihbarat kullanımında “haklı” olduğunu belirtti, ancak “çok sayıda vakada” haklı olmadığını da ekledi.
Siemoniak, yazılımın haksız kullanımının Polonya’nın yazılımı kullanma lisansını kaybetmesine yol açtığını söyledi.
Bodnar, önceki hükümetin mahkemeler üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak amacıyla adalet sistemini elden geçirmesinin ardından yargı bağımsızlığı sorununu da çözmeye çalışıyor.
Hukuk ve Adalet uygulamaları, Avrupa Birliği’ni, hükümet değişikliğinin ardından akan milyarlarca avroluk fonu durdurmaya yöneltti.
Dropbox artık, bu hafta duyurulan dosya paylaşım uygulamasında yapılan bir dizi güncellemenin parçası olarak, belirli ücretli planlardaki müşterilere uçtan uca şifreleme ve anahtar yönetimi sunuyor.
Dropbox, müşterilerin dosyalarının halihazırda 256 bitlik Gelişmiş Şifreleme Standartları kullanılarak “bekleme sırasında” şifrelendiğini, ancak ekip klasörlerine entegre edilen uçtan uca şifrelemenin ek bir güvenlik katmanı sunduğunu söyledi.
Şirket Çarşamba günü bir blog yazısında, değişikliğin yalnızca gönderenin ve alıcının içeriğe erişebileceği ve “Dropbox’ın bile müşterilerin dosyalarını görüntüleyemeyeceği” anlamına geldiğini söyledi.
Dropbox, müşterilere FIPS 140-2 Seviye 3 anahtar yönetimi hizmetleri tarafından yönetilen şifreleme anahtarlarına da erişim sağlayacağını söyledi.
Ekip klasörü şifrelemesinin nasıl etkinleştirileceği ve yönetileceğine ilişkin bilgiler Dropbox web sitesinde mevcut. Şirket, uçtan uca şifrelemenin, uygulamadaki dosyaları ekip dışındaki kullanıcılarla paylaşma yeteneği gibi belirli özellikleri kısıtladığı ve bir Dropbox hesabında depolanan tüm dosyalar için uygun olmayabileceği konusunda uyardı.
Diğer güvenlik özellikleri arasında ekip üyeliğini ve davetleri Dropbox yönetici kontrol panelinden yönetme yeteneği ve Dropbox ürünleriyle ilgili güvenlik ve uyumluluk bilgilerini içeren güncellenmiş bir Güven Merkezi yer alıyor.
Güvenlik özellikleri artık Dropbox Advanced, Business Plus ve Enterprise planlarındaki müşterilere sunuluyor. Şirket, son sürümün bir parçası olarak birkaç yeni özelliği daha duyurdu.
Birden fazla kullanıcının aynı anda Word, Excel ve PowerPoint belgelerini düzenlemesine olanak tanıyan ortak yazma özelliği sayesinde, Dropbox uygulaması içinden belirli Microsoft dosyaları üzerinde iş arkadaşlarınızla işbirliği yapmak daha kolay olacak. Kullanıcılar ayrıca bir belge üzerinde kimin çalıştığını ve yapılan düzenlemeleri gerçek zamanlı olarak görebilir. (Bu özellik şu anda beta aşamasında.)
Ayrıca Dropbox Replay ile Microsoft OneDrive arasında, kullanıcıların Microsoft’un dosya depolama platformundaki dosyaları inceleme ve onay için video ve ses işbirliği aracına daha kolay çekmesine olanak tanıyan bir entegrasyon da var.
Replay ayrıca PDF ve PSD dosyaları gibi ek dosya türlerini inceleme ve onaylama yeteneği, müzik prodüksiyon uygulaması Avid Pro Tools ile entegrasyon ve özel içeriğin korunmasına yardımcı olacak dinamik filigranlama gibi yeni özelliklere de sahip olacak.
Diğer güncellemeler arasında, geçen Ekim ayında yapılan yenilemenin ardından şirketin web sitesi kullanıcı arayüzünde yapılan değişiklikler yer alıyor.
Yeni özellikler, kullanıcıların dosyaları daha kolay önizleyebilmesine, favori dosyaları gezinme çubuğuna sabitleyebilmesine ve dosyalar için hızlı eylem önerilerine erişebilmesine olanak tanıyor.
Türkiye’ye ek olarak ABD ve Avrupa pazarında faaliyet gösteren Getir, bu pazarlardan çekileceğini duyurdu. Getir, uzun vadeli sürdürülebilir büyüme için en büyük potansiyeli gördüğü ana pazarı olan Türkiye’ye odaklanacak.
Getir’in ABD’deki iştiraki FreshDirect ise faaliyetlerine devam edecek. Gelirlerinin yüzde 7’sini çıkmakta olduğu pazarlardan elde ettiğini açıklayan Getir, bu kararın Türkiye’ye odaklanmasına olanak sağlayacağını belirtti.
Buna paralel olarak Getir, Mubadala ve G Squared’den yeni bir finansman sağladı. Getir, bu finansmanı Türkiye’deki işlerindeki rekabetçi konumunu güçlendirmek için kullanacak.
Getir İngiltere, Almanya, Hollanda ve ABD’deki tüm çalışanlarına, bugüne kadarki gayretli ve özverili çalışmaları için teşekkür ettiğini belirtti.
Çağrı merkezi çalışanları bu kategoriye giriyor ve zaten birkaç şirketin telefon tabanlı destek personelini üretken yapay zekayla değiştirdiğini görmüş olsak da, bir yıl gibi kısa bir süre içinde tüm sektörün çoğunlukla sohbet robotlarından oluşabileceğine dair uyarılar var.
Korkunç tahmin, Hintli BT devi Tata Consultancy Services’in (TCS) başkanı K Krithivasan’dan geliyor. Piyasa değeri açısından Hindistan’ın en büyük ikinci şirketi olan şirketin dünya çapında 616.000’den fazla çalışanı bulunuyor.
Financial Times’a konuşan Krithivasan, yapay zeka teknolojilerindeki gelişmelerin çağrı merkezlerine “minimum” ihtiyaçla sonuçlanacağını söyledi. CEO, şu ana kadar herhangi bir istihdam azalması görmediğini ancak çok uluslu müşteriler üretken yapay zekayı benimsedikçe bu durumun değişeceğini ekledi. Teknolojinin, Gartner’ın 2022 raporuna göre yaklaşık 17 milyon kişiyi istihdam eden müşteri yardım merkezi sektörü üzerinde büyük bir etki yaratması bekleniyor.
Krithivasan, FT’ye şöyle konuştu: “İdeal bir aşamada, bana sorarsanız, gelen çağrıların olduğu çağrı merkezlerinin sayısı çok az olmalıdır.” “Teknolojinin gelen bir çağrıyı tahmin edebilmesi ve ardından müşterinin sıkıntılı noktasını proaktif bir şekilde ele alabilmesi gereken bir durumdayız.
Bir chatbot’un bir müşterinin telefondaki tüm isteklerini kolaylıkla yerine getirebilmesi ihtimali çok uzakta gibi görünebilir, ancak Krithivasan “belki bir yıl kadar” bir süre içinde sorunsuz bir şekilde insanların yerini alabileceklerine inanıyor.
Şirketlerin yapay zeka lehine çağrı merkezi personelini görevden aldığını zaten gördük. Geçen yılın temmuz ayında bir CEO, bu hareketin ilk müdahale ve çözüm sürelerini kısaltırken müşteri destek maliyetlerini de yaklaşık %85 oranında azalttığını söyleyerek destek ekibinin %90’ını işten çıkardı. Daha sonra teknolojinin kopyala-yapıştır işlerini “%100” ortadan kaldıracağı konusunda uyardı.
Krithivasan, generatif yapay zeka teknolojisinin hemen etkisinin abartıldığını ve insanların yararlarını hala abarttığını belirtti. Ayrıca, teknolojinin dünya genelinde daha fazla “teknoloji yeteneği” gerektireceğini ve bu nedenle kitle iş kayıplarına yol açmayacağını savundu. Ancak çoğu CEO gibi, genAI‘in insanlara yardımcı olacağı, onları değiştirmeyeceği ve kullanımının yeni tür işlere yol açacağı hakkında bir anlatıyı itme eğiliminde.
Üretken yapay zekanın işler üzerindeki etkisini tahmin eden çeşitli anketler yapıldı. Biri, 2030 yılına kadar ABD’de iki milyon işin yerini almasının beklendiğini söylerken IMF, dünya çapındaki işlerin %40’ının teknolojiden bir şekilde etkileneceğine inanıyor.
Muhtemelen en endişe verici anket, yöneticilerin neredeyse yarısının çalışanların yerine yapay zeka aracı getirmeyi hedeflediğini ve bunu ücretleri düşürmek için kullanabileceğini ortaya çıkardı.
Ata Holding bünyesinde yer alan, teknoloji sektörünün önde gelen firmaları ATP, Tıkla Gelsin ve Fiyuu iş birliğinde düzenlenen “Core Talent Genç Yetenek Programı” başvuruları 10 Mayıs’a kadar devam ediyor. Teknoloji ve yazılım dünyasında kariyer yapmayı hedefleyen öğrenciler, yeni mezunlar ve genç profesyoneller için büyük bir fırsat sunan program, katılımcıların gerçek projelerde yer almasını ve sektör liderleriyle çalışma deneyimi kazanmasını sağlıyor.
Yenilikçi fikirlerin ve teknolojiye tutkulu bireylerin yer alacağı Core Talent Genç Yetenek Programı ile katılımcılar, ATP, Tıkla Gelsin ve Fiyuu’nun dinamik çalışma ortamlarını yakından tanıma şansı elde edecek. Program kapsamında, gerçek projelerde uzman yardımcısı seviyesinde kadrolu olarak çalışma ve mentör rehberliği ile kişisel becerilerini geliştirme fırsatı bulacaklar. Ayrıca genç yetenekler teknik ve yetkinlik eğitimleriyle desteklenerek, program boyunca sektör liderleriyle workshoplar, online ve yüz yüze buluşmalar ile bir araya gelerek profesyonel gelişimlerine katkıda bulanacaklar.
Geleceğin teknoloji liderlerlerini arayan yetenek programına başvurular devam ediyor
Geleceğin teknoloji liderlerinin, kariyerlerinde güçlü bir başlangıç yapmalarını amaçlayan Core Talent Genç Yetenek Programı’nda teknik test, kişilik envanteri ve online değerlendirme merkezi süreci ile birlikte iş hayatının başında olan genç yeteneklere keyifli ve öğretici bir mülakat deneyimi sunuluyor. Program, üniversitelerin mühendislik, matematik/istatistik gibi sayısal bölümlerinden yeni mezun olanları ve 3’üncü veya 4’üncü sınıf öğrencilerini kapsıyor. Mezuniyet sonrası en fazla bir yıl iş tecrübesine sahip olan, yeni nesil teknolojilerle çalışmaya istekli genç yetenekler de programa başvurabiliyor. 10 Mayıs tarihine kadar başvuruların devam edeceği programın ayrıntıları ve başvuru formu için ATP’nin kurumsal internet sitesi ziyaret edilebilir.
Neucyber, beyin uyarılarını kullanarak bir robot kolunu kontrol etme konusunda bir çığır açmayı vadeden yeni bir implant.
Global Times’a göre her şey, bu çipin sunumunu ortaya çıkaran yüksek performanslı beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisine dayanıyor.
Xinzhida Neurotechnology şirketinden Çinli bilim insanları tarafından geliştirilen bu çip, aynı şekilde geliştirilen üç bileşene dayanıyor: Yüksek kapasiteli esnek mikroelektrotlar, çift yüksek hızlı sinir sinyali toplama cihazları ve üretken sinir kodlama algoritması.
Global Times tarafından danışılan Çin Beyin Araştırma Enstitüsü’nden bir uzmanın açıkladığı üzere bu teknoloji, zihindeki ince değişiklikleri yakalayarak fiziksel temas olmadan makineleri kontrol etmeyi mümkün kılıyor.
Uzman, “BCI, beyin elektrik sinyallerindeki ince değişiklikleri yakalamayı, beyin niyetlerini çözmeyi ve düşünceleri eylemler üzerinde kontrol etmeyi ve fiziksel temas olmadan makineleri kontrol etmeyi sağlar.” açıklamasını yaptı.
Elon Musk’a ait olan Neuralink şirketi, Neucyber ile benzer bir projeye sahip. Aslında X’in (eski adıyla Twitter) sahibi olan Musk, geçtiğimiz Ocak ayında ilk beyin çipinin bir insana implante edildiğini duyurmuştu.
Musk, implantasyonun başarılı olduğunu, hastanın zaten iyileşmeye başladığını ve her şeyin plana uygun gittiğini belirtti. Neuralink‘in amacı, kullanıcıların beyin aktivitesini okuyarak hasar görmüş beyin fonksiyonlarını etkinleştirmek.
Kısa bir süre önce Neuralink implantı kullanan bir deneğin satranç oynamaya başladığı bir video yayınlanmıştı, Neuzyber da aynı performansı sergileyebilirse teknolojinin en yeni noktasında da bir rekabet başlayabilir.
Ayrıca yetkililerin, ilgili bilgileri içerebilecek dijital cihazlar ve diğer eşyaları elde etmek için Mint Butterfield’in annesiyle birlikte çalıştığı da belirtildi.
Schermerhorn, yetkililerin Mint’in kişisel eşyalarının onların nerede olduğu veya ortadan kaybolmalarının ardındaki nedenler konusunda ipuçları sağlayacağından umutlu olduğunu belirtti.
Ayrıca, Mint’in ortadan kaybolmasıyla ilgili herhangi bir kötü muamele veya suç faaliyeti belirtisi bulunmadığını belirtti.
Marin İlçesi Şerif Ofisi tarafından Perşembe gecesi yayınlanan bir basın açıklamasına göre, Mint “gönüllü kayıp kişi” olarak kabul ediliyor. Mint’in annesi Caterina Fake, Pazartesi sabahı Mint’in gittiğini belirten bir not bulduktan sonra gencin kaybolduğunu bildirdi.
Şerifin basın açıklamasında, Mint’in bir araca veya telefona erişimi olmadığı için bölgeyi nasıl terk ettiğinin belirsiz olduğu belirtildi. Şu anda Mint’in kendi istekleri dışında alındığına dair hiçbir bilgi yok. Şerif Ofisi, Mint’in gönüllü olarak kaybolan bir çocuk olduğunu düşünüyor ancak daha önce bildirilen bir intihar tehdidi nedeniyle onları “risk altında” olarak listeliyor.
Fake’in açıklamalarına göre yetkililer, Mint’in San Francisco’nun Tenderloin bölgesine seyahat etmiş olabileceğine inanıyor. San Francisco Standard yetkilileri, Mint’in “madde bağımlılığı geçmişine sahip olduğunu ve sık sık Tenderloin’e gittiğinin bilindiğini” belirtti. Bu mahalle, Mint’in Bolinas’ta en son görüldüğü yerden yaklaşık 50 km uzakta.
Şerifin basın açıklamasında nerede olduğu belirtilmese de Fake ve Mint’in San Francisco’da da konutları var. Basın açıklamasına göre, Perşembe gecesi itibarıyla Marin County şerif yardımcıları ve San Francisco Polis Departmanı’nın Mint’in yerini tespit etme yönündeki ortak çabaları başarısız oldu.
Kayıp kişinin özellikleri
Marin İlçesi Şerif Ofisine göre, Mint yaklaşık 1.70 boyunda, “kıvırcık kahverengi/kırmızımsı saçlı” ve yaklaşık 45 kilogram ağırlığında. En son siyah bir sweatshirt ve pijama pantolonu ile görüldü.
Yetkililer, Mint’in nerede olduğuna ilişkin her türlü bilgi için kendileri ile iletişime geçilmesini istiyor.
Threads, 29 Nisan itibarıyla Türkiye operasyonlarını resmen durdurdu. Bu ayın başında bir güncelleme yayınlanan platform, Rekabet Kurulu kararı kapsamında ülkemizden çekileceğini açıkladı. Peki Threads yasaklandı mı, Threads neden kapandı?
Threads yasaklandı mı, Türkiye’de neden kapatıldı?
Rekabet Kurumu’nun aldığı geçici tedbir kararı nedeniyle Threads uygulamasının Türkiye’deki erişimi 29 Nisan itibarıyla durduruldu. Meta tarafından paylaşılan açıklamada, Threads ve Instagram arasındaki veri paylaşımının yasaklandığı belirtildi. Bu da uygulamanın Türkiye’de kullanımını imkansız hale getiriyor.
Konuyla ilgili açıklamada, “Rekabet Kurulu’nun kararı nedeniyle, Threads 29 Nisan 2024 tarihinden itibaren Türkiye’deki kişiler tarafından kullanılamayacak. Threads profilin devre dışı bırakılacak fakat bilgilerini indirebilir ve profilini istediğiniz zaman silebilirsin. Türkiye’deki Threads topluluğuna değer veriyoruz ve yakında geri dönmeyi umuyoruz” denildi.
Threads için erişim kesintisinin geçici olacağını belirtelim. Rekabet Kurumu, yaptığı incelemeler sonucunda Threads ve Instagram arasında veri aktarımı olduğunu tespit etti. Bu da 4054 sayılı Kanun 6. maddesini ihlal ettiği anlamına geliyor.
Meta, Threads kullanıcılarının profillerini dondurabileceğini veya tamamen silebileceğini dile getirdi. Profilini dondurmayı seçen kullanıcılar, paylaşımlarına gelecekte yeniden erişebilecek. Ayrıca Rekabet Kurumu ile konunun çözümü üzerinde çalıştıklarını belirtti.
Sosyal medya devi, Türkiye’deki kullanıcılarına karardan haberdar edeceğinin de altını çizdi. Bu kapsamda içeriklerinin muhafaza edilmesine imkan sağlayacak önlemler aldığını bildirdi. Uygulamanın Türkiye’deki geçici yasaklamasını kabul etmediğini ve karara itiraz edeceğini duyurdu.
ABD Başkanı Joe Biden Çarşamba günü TikTok’u yasaklayabilecek bir tasarıyı imzaladı. Özetle yasağın gerekçesi ABD hükümetinin Çin merkezli ByteDance’a ait olan TikTok‘un ABD‘li kullanıcılarına ait verilere Çin hükümeti tarafından erişildiğine dair bir endişe duyuyor olması. Bu yasağın içerik geliştirme ekosistemi üzerinde ciddi bir etkisi olacağı yadsınamaz bir gerçek. Ama analistler bunun yıkıcı bir etki olmayacağı görüşünde.
Bunun ilk sebebi, yasağın yürürlüğe girmesi için içerik geliştiricilerin önünde hala en azından 9 aylık bir süre olması. Örneğin Karat Financial’ın kurucu ortağı ve eş CEO’su Eric Wei verdiği bir demeçte “Sanırım iki yıl önce olsaydı bu yıkıcı olurdu. Şimdi ise pek öyle değil,” diyor ve ekliyor: “Startup’larda içerik oluşturucuların para kazanmasına yardımcı olacak ürünler geliştiriyorsanız, çerçeveniz şöyle olabilir: ‘TikTok gitti; bir içerik üreticisi olarak, yatırımlarınızı çeşitlendirmeyi ve kendinizi nasıl destekleyeceğinizi düşünmeniz gerekiyor ki günümüzde içeriğinizi konumlandırabileceğiniz pek çok farklı içerik platformu mevcut.”
Analistler ayrıca bu yasaklama girişiminin yeni olmadığını ve Donald Trump zamanında da 2020 yılında benzer bir çaba olduğuna vurgu yapıyorlar. Yani içerik geliştiricilerin bu duruma hazırlanmak ve bir B planı oluşturmak için 3 yıldan uzun bir süreleri oldu. Şimdi TikTok 1 gecede yasaklanacak bile olsa (ki bu mümkün değil) içerik geliştiriciler darbe alsa da yollarına hızlı bir biçimde devam edebilirler.
İçerik üreticilerine yönelik bir başka finansal hizmetler şirketi olan Bump’ın CEO’su James Jones da durumu paralel bir şekilde değerlendiriyor. Jones “TikTok yasağının bir sonucu olarak içerik oluşturucu topluluğu arasında şüphesiz bir dalgalanma etkisi olacaktır. Ancak içerik oluşturucular birden fazla platformda para kazanma yollarını çeşitlendirme konusunda giderek daha iyi hale geliyorlar. Bu filmi daha önce Vine örneğinde de gördük ve TikTok aslında Vine’ın bıraktığı boşluğu doldurdu. Şimdi TikTok giderse bu boşluk yine dolacaktır” diyor.
Bu nispeten olumlu havaya karşın, ne Instagram Reels ne de YouTube Shorts’un henüz içerik sayısı ve gelir modeli konusunda TikTok ile rekabet eder düzeyde olmadığını hatırlamakta fayda var. Her iki firma da (Instagram’ın sahibi Meta ve YouTube’un sahibi Google) dünyaca ünlü influencer ve içerik geliştiricilerle anlaşma imzalayarak bu alandaki benimsemeyi artırmaya çalışıyorlar. Ancak her iki platformun da ana işi “kısa videolar” olmadığı için TikTok kadar çevik değiller.
Dolayısıyla en azından TikTok’un yeri bir başka marka ile dolana kadar, ABD’deki içerik geliştiricilerin TikTok yasağından etkileneceklerini düşünmek yanlış olmayacaktır.