Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1716

Tek tıkla yılda 50 bin Dolar tasarruf

0

1439559489_gider_yonetimiHızlı değişim gösteren ekonomik koşullar, yatırımların geciken geri dönüşleri ve öngörülemeyen gider kalemleri, her kurumun gelir-gider dengesini doğrudan etkiliyor. Güçlü ve dengeli mali yapılara sahip olmayı, tasarruf ederek rekabette ve kârlılıkta öne çıkmayı hedefleyen kurumlar, ihtiyaca özel gider çözümleri yazılımı kullanıyor. İşletme giderleri, otomatize edilmemiş yatırımlar ve iyi planlanmayan iş süreçleri, şirket bütçeleri üzerine büyük maddi külfetler getirebiliyor. Asseco SEE, Fidelity çözümü ile kurumsal varlık ve gider yönetimini optimal seviyede sağlıyor. Çözüm sayesinde işletmeler gider kalemlerini doğru yönetiyor, tasarruf sağlıyor ve yoğun rekabet ortamında karlılığını koruyor.

İşletmelerin yüzde 46’sı gider analizi ile yüzde 12 tasarruf sağlıyor

Aberdeen Group tarafından gerçekleştirilen “Gider Analizi” araştırmasına göre, gider analizi yöntemlerini kullanan büyük işletmeler yüzde 12, küçük işletmeler ise yüzde 9 oranında tasarruf elde ediyor. Araştırmaya katılan yöneticilerin yüzde 88’i, gider analizi yönetim süreçlerini “yüksek öncelikli proje” olarak değerlendiriyor. Söz konusu işletmelerin yüzde 46’sı gider analizini iş süreçlerini destekleyen kritik kurumsal uygulamalar olarak kullanıyor. Satın alma ve ERP sistemlerinden alınan düşük kaliteli raporların, karar alma süreçlerini olumsuz etkilemesi, işletmelerin gider analizi çözümünü tercih etmesine neden oluyor.

Gider yönetimi, yöneticilerin hızlı ve doğru karar almalarını kolaylaştırıyor

Kurumsal varlık ve gider yönetimi, şirketlere yoğun rekabet koşullarında avantaj sağlıyor.

Yeni tasarruf avantajlarının yakalanmasına olanak sağlayan gider yönetimi çözümü, yönetim kararlarının doğruluk yüzdesini artırıyor. Varlık ve gider yönetimini iş süreçlerine entegre eden işletmeler; diğer kurumlara oranla yüzde 33 daha iyi gider kalemi yönetimi, yüzde 21 daha iyi tedarikçi analizi ve yüzde 11 daha iyi gider görünürlüğü sağlıyor.

Sık seyahat edenler için mobil çözümü de var

Mobilitenin her geçen gün yaygınlaştığı günümüzde Asseco SEE Fidelity, kurumlara, zaman ve mekândan bağımsız yönetim ve karar alma platformu sunuyor. Sahada çalışanlar ve tedarikçiler, ihtiyaç duyulan kritik bilgilere anında erişebiliyorlar. Böylece kritik kararlar ve onaylar zamanında verilerek, mali kayıpların önüne geçiliyor.

Fidelity çözümü, ihtiyaca özel ve esnek gider yönetimi modeli sunuyor

Asseco SEE, Fidelity çözümü ile kurumların varlık, satın alma ve gider yaşam döngülerine katma değer sağlıyor. Fidelity, kurum ihtiyaçları doğrultusunda ölçeklenebilecek şekilde esnek ve modüler bir yapı sunuyor. İşletmeler, 500’den fazla özel fonksiyon ile deneyimlenmiş en iyi iş uygulamalarını, esnek ve ihtiyaçları doğrultusunda özelleşebilen bir altyapı ile çok kısa sürelerde kendi sistemlerine uygulayabiliyor ve yatırımlarının geri dönüşünü sağlayabiliyor.

CEO’ların can simidi gider yönetimi analizi olacak

Fidelity, varlık ve gider yönetimi için temel uygulamalar olan satın alma yönetimi, tedarikçi sözleşmeleri yönetimi ve varlık yaşam döngüsü yönetimini tek bir çatı altında bir araya getirirken, gayrimenkuller, şubeler, inşaat hizmetleri ve araç filosu gibi özel gider kalemlerinin operasyonunu da yönetiyor. Tüm gider kalemlerine ilişkin proaktif maliyet kontrolü sağlayan çözüm, bütünleşik bütçe yönetimi sayesinde talepten itibaren tedarik sürecinin her aşamasında bütçe kontrolü yapıyor.

Kullanılamazlıktan kullanılabilirliğe hayat dersi

1

kullanilabilirlik-testiÜretimde operatörler mobil cihazlar kullanacaklar ve üretimin aşamalarını takip edip mobil ortamdan müdahale edebileceklerdi. Yönetim ise ekranından hangi makinede, hangi müşteriye ait siparişin, hangi aşamada olduğunu anlık görebilecekti.

Daha bilgisayar mühendisliğinde öğrenci olmama rağmen bana verilmiş çok büyük bir fırsattı. Proje için otomobil bile verilmişti. Projeyi çok kısa bir sürede yazmıştım ama operatörler nedense kullanmıyorlardı. Ben de operatörler üzerinde yeterince motivasyon oluşturulmadığını düşünüyordum. Yoksa o güzelim uygulamayı kim neden kullanmasın ki.. Kesin operatörlerin eksikliği olmalıydı.. Ya da yeniliğe bir direnç.

Fabrika müdürü çok başarılı ve aynı zamanda çok zeki birisiydi.  Operatörlerdeki eksikliği kesin bulur, hatta kullanmaları için gerekli baskıyı bile yapabilirdi.  Beni de çok severdi. Gittim yanına anlattım durumu. Bu uygulamayı kullanmamak için bir neden bulamıyorum, tüm fonksiyonlar çalışıyor hiçbir hata yok demiştim.  Hatta fonksiyonlar spekte verilen sürelerden daha kısa sürede bile çalışıyordu. Sağolsun kırmadı beni, atladık otomobile düştük Bursa yoluna. Havadan sudan konuşurken fabrikaya varmıştık bile.

Odasına geçerken sen bir dakka bekle dedi bana. Kapıda bekliyordum ki ne göreyim? Fabrika müdürü kirli tulumları giymiş yüzüne de biraz sanırım makine yağı bulaştırmıştı. Ben hazırım gidelim dedi. Şaşkınlıktan bana verilen fabrika ayakkabısının bağcıklarını bağlamayı bile unutmuştum.

Operatör olan abilerin yanına vardığımızda önce içten bir selamla başladı muhabbete.  Havadan sudan konuştular derken ben olan bitene hala anlam veremiyordum.  Sonra bir şekilde konuyu uygulamaya getirdi. Neden kullanmıyosun ağabey ya bunu. Ne güzel yapmışlar işte dedi. Operatör dedi ki “Abi çok güzel de bu düğmeler çok küçük, birbirine çok yakın, benim elim büyük, basınca ikisine birden basıyor, ya da yanlışına basıyor.” Ben o sırada anladım benim bilmediğim birşeyler vardı.. Biraz daha konuşup geri bildirimleri aldıktan sonra odasına gitmiş, üzerini değiştirmişti. Sonra tekrar çıktık fabrikadan.. Güzelce bir restorana gittik. Bir yandan yanıbaşımızdaki mangalda etlerimizi pişirirken bir yandan da mangal dar olsaydı ne olurdu,  maşa yeterince uzun olmasaydı ne olurdu gibi sorular sordu bana. Orada üniversite yıllarımda görmediğim dersleri tek tek alıyordum şimdi.

Sonra dedi ki bana kullanılabilir olmalı uygulama. Dünyanın en güzel şeyini de yapsak, kullanıcı kullanmazsa bir anlamı yok. Kullanıcının kolay ve hızlı kullanması lazım dedi. Yapılması gerekenleri konuştuk, bir hafta içinde tamamladım hepsini. Operatörler artık kullanıyordu ve proje çok başarılı olmuştu.

Kullanılabilirlik terimi ile ilk o gün tanışmıştım. Uygulamayı ölmekten, projeyi başarısızlıktan kurtarmıştı bu yöntemle. Basit ve hızlı olmalıydı, çabuk öğrenilebilir ve kolay kullanılabilir olmalıydı. Hayatta her şey böyle olsa ne güzel olurdu.

Beynimizin buluta erişmesine çok az kaldı

0

brainwavesİnsan beyni üzerinde ne kadar çok çalışılsa da büyük bir muamma. Ancak, sahip olduğu gizemler bir bir ortadan kaldırılıyor. Beynimizin hangi bölümünün ne tür işlevleri olduğu, bunlar arasında iletişimin nasıl sağlandığı ve çok daha fazlası hakkında artık bilgi sahibiyiz.

Bununla birlikte, yakın gelecek bize yeni bir dünyanın kapılarını da açmaya hazırlanıyor: İnternete doğrudan bağlanabilen bir beyin! Filmlerde gördüğümüz, kafamızın üst kısmına yerleştirilmiş çeşit çeşit elektrodlarla erişim sağlamaya çalışan ya da çalışılan bir beyinden bahsetmiyorum. Doğrudan, küçük bir şırıngaya enjekte edilmiş nanobotlar aracılığıyla beynimizin kapasitesini yükselten bir teknoloji bu.

Bu yaklaşımı destekleyen biliminsanlarının ve uzmanların sayısı hızla artmakta. Örneğin Ray Wurzeil, Mart 2014’te TED Konferansı’nda yaptığı bir konuşmayı tamamen buna ayırmış durumda. Beynin nasıl işlediğine dair on yıllardır çalışan ve halen Google’ın mühendislik biriminin başında bulunan Wurzeil, yakın geleceği “hibrit düşünme” dönemi olarak ifade ediyor. Wurzeil’in tanımı şu şekilde:

“Söyleyecek akıllıca bir şeyler düşüneyim. Sadece üç saniyem var. Neokorteksimdeki 300 milyon modül bunun için yeterli olmayacak. Bir milyar daha fazlasına ihtiyacım var. Buna bulutta ulaşabileceğim. O zaman düşünmemiz biyolojik ve biyolojik olmayan hibrit bir düşünme olacak, ancak biyolojik olmayan kısmı benim artan geri dönüşler yasama tabi olacak. Katlanarak artacak şekilde büyüyecek.”

Benzer bir nanobot – kan dolaşımı – beyin üçlemesini dile getiren bir başka isimse 30 yıl önceden dokunmatik ekran dahil bugünün teknolojilerini doğru bilen Nicholas Negroponte. İnternetin kurucuları arasında gösterilen isim, Wurzeil ile aynı konferansta bunun nasıl gerçekleşeceğine dair detayları paylaşmıştı.

Bu yazdıklarımın gerçekleşebileceğinin bir diğer kanıtı ise “telepatik internet” çalışmaları. Şimdilik bir iki başarılı deneme dışında hayatımıza girmeyen telepatik internet, birbirinden binlerce kilometre uzakta olan insanların, internet üzerinden birbirlerinin beynine mesaj gönderebilmesini ifade ediyor. Çok mu uçuk geldi? O zaman bu kavramın okullarda zorunlu dersler arasına girmesinin beklendiğini eklemeliyim.

Beynimizi internete açmak neler getirecek?

Burada iki senaryo var. İlkinden yani iyimser olandan başlayalım. İhtiyaç duyduğumuz hemen her bilgiye neredeyse anında erişebilmenin sağlayacağı faydalar. Örneğin ilk kez gittiğiniz bir binada çıkan yangının ortasındayken, binanın planlarına erişip dışarıya çıkan en kısa yolu öğrenmek hayatınızı kurtarabilir. Veya özenle hazırlandığınız bir konuşmada söyleyeceklerinizi unutmanız ya da o an emin olamadığınız bir bilgiyi söylemeden önce doğrulamanız da mümkün. Tabii bunlara gezdiğiniz şehre ait tüm turistik bilgilere cihaz gerektirmeksizin anlık erişimi ya da Alzheimer gibi hafıza kaybıyla birlikte anılan bir hastalığın tedavisini de ekleyebiliriz.

İkinci senaryo ise kötümserler. Bu tip bir yeniliğin gelmesini istemeyenlerin öne sürdüğü sebepler arasında elbette beynimizin hack’lenmesi, irademizi kontrol edemememiz ve bundan kaynaklanabilecek ekonomik ya da adli sorunların ortaya çıkmasını düşünebiliriz. Yani daha Hollywood’vari bir tanımla, “başkalarının kontrolünde olan robotlara” dönüşebiliriz. Mümkün mü? Evet, ama nasıl bilgisayarlarımıza DDoS vb. saldırılarda kullanılmaması, virüs bulaşmaması için güvenlik yazılımları yüklüyorsak beynimizi de bu tip bir güvenlik önlemiyle koruyabiliriz, hatta bu işi beynimiz doğrudan riskli bölgelere erişimi durdurarak da engelleyebilir. Ancak bu sefer de felç dahil ciddi hastalıkların ortaya çıkma ihtimali var. Bunu şimdilik bilemiyoruz, en azından beynimizle ilgili bildiklerimiz net bir yanıt verebilmek için yeterli değil.

Hollywood demişken yapay zeka, internet ve beyin üçlüsünü biraraya getiren Transcendence filminden de bahsetmek gerek. 2014 yapımı filmde Johnny Depp’in canlandırdığı Dr. Will Caster karakteri bu bileşimin etkilerini güzel bir şekilde yorumluyordu. Ölmek üzere olan bir yapay zeka uzmanı olan Dr. Caster’ın beyni, yapay zekaya hayat veren bir süper bilgisayarla birleştiriliyor ve Caster, internete eriştiği andan itibaren neredeyse tüm dünyayı kontrol edebiliyordu. Eğer bu konulara ilgi duyuyorsanız izlemenizi öneririm.

İyi, kötü, teknolojik

Yukarıdaki soruların yanıtları henüz net olarak verilemese de ortak görüş, 2030’dan itibaren bu dönemin yaşanacağı. Nanobotlar, daha uzun yaşam süreleri, daha fazla teknolojik cihazla bütünleşmemiz, daha fazla erişim için çok fazla beklemek gerekmeyecek. Burada sormamız gereken asıl soru belki de şu:

İyi ve kötüyü ayırt edemeyen makineler ve yapay zeka, insan beyniyle birleştiğinde ya da etkileşim sağladığında iyi ve kötü, doğru ve yanlış nasıl tanımlanacak? Eğer sizin ya da çocuklarınızın kariyer planlarınızda hukuk varsa, hukuğun bu teknolojik dalında uzmanlaşabilir…

Dev teknoloji şirketleri ırkçı ve cinsiyetçi mi?

1

0023ae606c3e13e2efa608Irkçılık veya cinsiyetçilik aslında her toplumda bir sorun. İş dünyası da içinde bulunduğu toplumun hamurundan yoğrulduğundan, aynı sorunlar iş dünyasına da yansıyor.

ABD’de, siyahi vatandaşlar veya “beyaz Avrupalı ırk” dışından gelen diğer topluluklar, kendilerine karşı negatif ayrımcılık yapıldığı konusunda yoğun şikayetlerde bulunuyorlar. Ülke çapına yayılan tüm protestolar, ABD’li teknoloji şirketlerini de yakından etkiliyor. Facebook, Twitter, Apple, Google, Microsoft gibi dev teknoloji şirketlerinde çalışanların çoğunlukla beyaz ırktan olması ve erkeklerden oluşması, toplumda sürekli sorgulanıyor.

Apple 2014’ten beri bu şikayetlerin önüne geçmek için, farklı ırklardan, azınlıklardan ve kadınlar arasından daha fazla çalışanı işe almaya çalışıyor. Apple’ın raporlarına göre Apple eskisine oranla %65 oranında daha fazla kadın çalışan işe alıyor. Siyah çalışanların işe giriş oranı ise %50 artmış. Latin kökenlilerin işe giriş oranındaysa %66 artış var. Toplamda 110 bin çalışanı olan şirketin 11 bini kadın, 2200’ü siyah, 2700’ü ise Latin Amerikalı. Elbette bu 110 bin çalışanın tümü ABD’de bulunmuyor. Yani Avrupa’da veya Türkiye’de iş pozisyonları açıldığında Latin Amerikalı bulmak mümkün olmuyor. Ancak yine de, tüm çabalara rağmen 110 bin kişilik şirkette sadece 11 bin kadın bulunmasını açıklamak kolay değil.

Apple’ın yeni işe alma politikası, diğer teknoloji şirketleri tarafından da dikkatle izleniyor. Teknoloji söz konusu olunca, yöneticilerin doğru işe doğru kişiyi seçme zorunluluğunda erkeklerin ön plana çıktığı anlaşılıyor. Erkeklerin teknolojiye biraz daha yakın olması bu konuda  etkili olabiliyor. Bunu farklı sektörlerdeki dağılımlara bakarak açıklamak da mümkün. Kadın giyim/perakende sektöründe erkek çalışanların daha az olması, mağazaların kadın çalışanlarla dolu olması gibi, teknoloji konusunda da erkeklerin elinin daha yatkın olması bu işleri elde etmelerini kolaylaştırıyor.

ABD’de son iki yıldır süre gelen ve ülkede dev protestolara neden olan ırkçılık ve cinsiyetçilik tartışmalarının harareti sırasında işin özü dikkatten kaçabiliyor gibi görünüyor. Ancak yine de Apple’ın niçin daha az siyah veya Latin çalışan işe aldığını açıklamak kolay değil.

Bu sırada, sayıları önümüze koyarak konuşmak da hata yapmaya neden olabiliyor. Bir teknoloji şirketi, fabrikalarına veya mağazalarına çalışan alırken, teknik eğitimden geçmiş, alt yapısı teknolojiye uygun okullardan gelen çalışanları tercih etmek zorunda. Bu tür teknik eğitimlere de kadınlardan çok erkekler ilgi gösteriyor, dolayısıyla, eğitimi işe uygun olan adaylar arasında kadınların yoğunluğu bulunmuyor.

Öte yandan, ırkçılığı veya cinsiyetçiliği değerlendirirken, çalışanların sayısına değil, yönetim kadrosuna bakmakta fayda var. Bir şirketin yönetiminde, kadınlara veya azınlıklara ne kadar yer verildiği sorusu aslında çok daha önemli.  Elbette CEO’su kadın olan Yahoo’nun adı bu konudaki tartışmalara bile katılmıyor, kimse  Yahoo’nun kaç çalışanı olduğunu, kaçının kadın, kaçının erkek olduğunu merak bile etmiyor zira tüm şirket bir kadına emanet edilmiş durumda. Dolayısıyla, “ırkçılık” suçlamalarından endişelenen şirketlerin, çalışan sayılarını oranlamak yerine yönetim kadrosunda adil bir pozisyonlandırma yapması suçlamaları karşılamak için ellerine daha fazla koz verecektir.

Yandex.Haritalar, Apple Watch’e girdi

0

applewatch_twitter_yandex_bultenPiyasaya çıktığı andan itibaren tüm dünyada popüler olan Apple Watch, 31 Temmuz’dan itibaren Türkiye’de de resmi olarak satışa sunuldu. Dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip eden Yandex, en çok beğenilen uygulamalarından biri olan Yandex.Haritalar’ın en önemli bazı özelliklerini vakit kaybetmeden Türkçe olarak Apple Watch’a taşıdı.

Küçük ekran boyutu için özel olarak tasarlanan bir kullanıcı arayüzüne sahip olan Yandex.Haritalar’ın Apple Watch sürümünde, bulunduğunuz şehrin trafik durumu ve önceden belirlenen ev ya da iş yeri gibi noktalara trafik yoğunluğu da göz önünde bulundurularak ne kadar zaman sonra varılabileceği, özel tasarlanmış özet sayfalarından kolaylıkla görülebiliyor.

Bilişim Müteahhitleri geliyor

0

software-field-service-softwareFirmaların birbirleriyle rekabet etmelerinin yanında, büyük projelere odaklanarak işbirliği geliştirmelerini hedefleyen proje, yazılım sektörünün en büyük eksiklerinden biri olan “Bilişim Müteahhitlerini” doğuracak. Smart Cluster ile güç birliği yapacak yazılım firmaları, yurtdışında büyük projelere talip olmayı planlıyor.

Ekonomi Bakanlığı’nın UR-GE teşvikleri (Uluslararası Rekabetçiliğin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ) kapsamında Yazılım Yurtdışı Pazarlama Takımı (Tetsoft) Projesi ile çalışmalarına hız veren TET, şimdiye kadar yaptığı çalışmalarda tespit ettiği gelişmeye açık alanları tamamlamak için kolları sıvadı. “Smart Cluster” yaklaşımıyla yazılım firmalarını bir araya getirerek, rekabetten öte birlikte çalışma ve işbirliği ortamını geliştirmeyi hedefleyen TET, böylelikle UR-GE desteklerinin altyapısını da bir adım ileriye taşımayı hedefliyor.

Yazılım sektörüne “Bilişim Müteahhitleri”, “Birlikte Rekabet (coopetition)”  gibi birçok yenilikçi ve dinamik yeni kavramı getirecek olan “Smart Cluster” projesinin temel amacı, dünya çapında büyük projelere talip olacak bir küme oluşturmak.

Türkiye’nin uluslararası alanda rekabette güçlenmesi için Bilişim Müteahhidi olan ‘Entegratör’ firmalara ihtiyacı olduğunu ifade eden TET Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Esim, “Yeni geliştirilen “Smart Cluster” projesi ile Bilişim Müteahhitlerinin doğmasının önü açılacak. Kümelenme metodu hep rekabet üzerine kurulu ancak rekabet ederken de projelerde birlikte çalışma yeteneğinin geliştirilmesi gerekiyor. Sektördeki etkin firmalarımız “Smart Cluster” altında toplanarak yurtdışında büyük projelere talip olacaklar. Bunun ilk adımı da Akıllı Şehir konsepti dahilinde geliştirmeyi planladığımız Smart City projemiz olacak. Dünyada hızla yayılan Smart City, şehirde yaşayanların günlük yaşamlarını kolaylaştırmayı ve verilen hizmet kalitesini artırarak maliyetlerini azaltmayı amaçlıyor. Bunun için ulaştırma ağları, alt yapı hizmetleri, enerji ağları gibi bileşenlerin bilgi-işlem teknolojilerinin yoğun olarak kullanımıyla entegrasyonunu hedefliyoruz.” dedi.

Uluslararası rekabet ortamında, Türkiye’nin en zayıf olduğu noktalardan birinin kümelenme olduğunu vurgulayan Esim, “Büyük bir projeye talip olurken firmaların birlikte çalışma yetenekleri maalesef yeterince gelişmiş değil. Bu yeteneğin gelişmesi için kamunun yazılım ve bilişim projelerini kendi bünyesinde yapmaktan vazgeçmesi ve bu projeleri tamamen özel sektöre devretmesi gerekiyor. Böylelikle yurtiçinde büyük projeler yapıp referans oluşturacak Bilişim Müteahhitlerinin veya İş Ortaklığı yapan kümelenme gruplarının uluslararası arenaya çıkarken somut ve kanıtlanmış iş bitirme belgeleri olacak.” dedi.

Siber saldırganların yeni hedefi, yakıt tankları oldu

0

GaspotExperiment_1Trend Micro uzmanları benzin istasyonlarını hedef alan siber saldırıları ölçümlemek adına bir araştırma gerçekleştirdiler. Yapılan gözlemlerde ortaya çıkan sonuçlar ise oldukça korkutucu. Özellikle yakıt tanklarının doluluk oranları gibi verilerinin izlendiği ve yönetildiği sistemler hedefte. Siber saldırganlar bu sistemleri kapatmaya ve ele geçirmeye yönelik saldırılar düzenliyorlar.

Trend Micro uzmanları araştırma için özel olarak hazırlanan GasPot adını verdikleri düzmece yakıt tankı seviye izleme sistemlerini kullandılar. Araştırma kapsamında ABD, Brezilya, İngiltere, Ürdün, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’da aktif hale getirilen sistemlerin uğradıkları siber saldırılar gözlemlendi. Kurulan GasPot sistemleri, siber saldırganların dikkatini çekmek için birer benzin istasyonuymuş gibi yerel ve gerçekçi isimlerle adlandırıldılar. Trend Micro’nun kurduğu GasPot’lar arasında en fazla saldırıya uğrayanlar ise yüzde 44’lük oranla ABD’dekiler oldu. İkinci sırayı ise Ürdün’deki GasPot’lar aldı. Dünyada Almanya’dakilerin dışındaki tüm GasPot’lar siber saldırıya maruz kaldı.

Mevcut durumu Türkiye açısından ele alan Trend Micro Akdeniz Ülkeleri Genel Müdürü Yakup Börekcioğlu, “Akaryakıt sistemlerindeki güvenlik zafiyeti uzun zamandır biliniyor. Özellikle teknik ekibimizin sahada yaptığı güvenlik testlerinde bu sistemlerin ciddi güvenlik açıklarına sahip olduğunu gördük. Bu durum çoğunlukla bu sistemlerin dağıtık yapıdaki bilgi işlem altyapısının yönetimindeki zorluklardan kaynaklanıyor. Ek olarak, özel yazılımlar veya eski donanımların kullanılması da buralara başka yazılımların yüklenmesini zorlaştırıyor. En son yaptığımız yerel araştırmalarda bölgesel dağıtımlı olan bu noktalarda özellikle eski versiyon işletim sistemlerinin güncellemelerinin yapılmadığını ve saldırılara açık olduğunu tespit ettik. Raporda da bahsi geçen güvenlik sorunlarının çözümü için özel olarak geliştirilmiş Portable Security +Safelock ve Deep Discovery’den oluşan bir çözüm seti öneriyoruz” şeklinde konuştu.

Hackerlar ava giderken avlandı
Bir benzin istasyonunu hakladıklarını düşünerek GasPot’lara saldıran siber saldırganlar ise sistemi ele geçirmeye, yakıt tanklarının isimlerini ve programın kodlarını değiştirmeye çalıştılar. Saldırıları inceleyen Trend Micro uzmanları saldırının arkasındaki kişilerin Iranian Dark Coders (IDC) adındaki İranlı bir siber sald ırgan grubu olduğunu ortaya çıkardılar. Sanal ve düzmece yakıt tankının verileriyle oynayan siber saldırganlar program kodları arasına saldırının IDC tarafından gerçekleştirildiğini ifade eden ibareler yerleştirdiler.

Bununla da yetinmeyen korsanlar, ABD’de Washington DC’de kurulan bir başka GasPot’u kilitlemek amacıyla iki gün boyunca aralıksız şekilde DDoS saldırıları düzenlediler. Trend Micro’nun elindeki bulgulara göre bu saldırı ise Suriye Elektronik Ordusu (SEA) tarafından gerçekleştirildi.

Ortaya çıkacak zararlar, saldırganların hayal gücüyle sınırlı
Trend Micro’nun bu araştırma için özel hazırladığı GasPot’ların yanında endüstride kullanılan AST seviye izleme sistemlerine yapılan saldırılar, internet bağlantılı yakıt tankı izleme ve kontrol sistemlerine yönelik tehlikelerin, bir varsayımdan öte gerçeklik olduğunu ortaya çıkarttı. Endüstriyel boyutlu sistemlerden benzin istasyonlarındaki ölçüm ve izleme sistemlerine kadar birçok yapı ciddi tehlike altında. Örneğin Porto Rico’nun Bayamon kentinde 2009’da gerçekleşen bir olayda, yakıt tanklarının doluluk oranını kontrol eden sistemdeki bir hata nedeniyle çıkan büyük yangında kentin birçok bölgesi tahliye edilmek zorunda kaldı. Bu gibi örnekler göz önüne alındığında özellikle enerji ve yakıt sistemlerini hedef alan siber saldırıların binlerce kişiyi etkileyebilecek tehlike potansiyeli taşıdıkları ortaya çıkıyor.

Samsung Pay nihayet ortaya çıktı

0

Samsung-PayApple’ın dijital ödeme sistemi Apple Pay ortaya çıktığında piyasadaki bütün dengeleri değiştirmişti. Google’ın Android sistemi üzerinde dijital ödemeye imkan tanıyan bir servisi zaten bulunuyordu ama bunu ne Google ne de Android kullanıcıları hatırlıyordu.

Apple ise birebir görüşmelerle, ABD pazarındaki bütün büyük perakende zincirlerini, restoranları, mağazaları, alışveriş merkezlerini Apple Pay sistemini kullanmaya ikna ederek ortaya çıktı. iPhone kullanıcıları, hiçbir yerde kullanmayacakları, “yavaş yavaş büyütürüz” mantığıyla hazırlanmış bir servisle değil, aksine daha piyasaya çıkmadan iş ortaklarını belirlemiş ve ABD’deki tüm büyük mağazalara yerleşmiş bir ödeme servisiyle karşılaştı. Dolayısıyla Apple Pay ilk günden yoğun kullanılmaya başlandı.

Şimdi, yaklaşık bir sene sonra, Samsung yaptığı hatayı telafi etmek için ABD’de kendi dijital ödeme servisini hizmete soktu. Google’ın Android Pay servisinden tamamen farklı, olan servis ile kullanıcılar cep telefonlarını kredi kartı gibi kullabilecek ve bu sırada satıcıya kredi kartı bilgileri, özel mali detaylarını vermeden alışverişi tek tıkla tamamlayabilecekler. Samsung bu hamlesiyle, aynı Apple gibi, dev bir bankaya da dönüşmüş oluyor. Çünkü, yeni servisinin telefon satmakla hiçbir ilgisi bulunmuyor. Aksine milyonlarca kullanıcının hergün Samsung Pay servisi ile alışveriş yapmasını ve bu alışverişlerden komisyon almayı umut ediyor. Bu da Samsung’un kasasına her gün akacak milyonlarca dolar anlamına geliyor.

Samsung’un sisteminde NFC, parmak izi ve dijital onay adımları kullanılıyor. Böylece kredi kartı bilgileri satıcıya asla ulaşmıyor. Özellikle online alışveriş yaparken, bu detay kullanıcıları çok endişelendiriyor ve elbette endişelenmekte haksız da değiller.

Samsung kendi ödeme servisini hizmete açmak için Şubat ayında ABD’de dijital ödeme sistemleri konusunda ürünler sunan LoopPay’ı satın almıştı. Yeni tanıtılan Samsung Pay servisinin eski LoopPay çözümleri üzerine kurulduğunu da tahmin edebilirsiniz.

Samsung’un şimdiki hedeki Pay servisini Avrupa’ya ulaştırmak ancak bunun için bir tarih değil. Servisin Türkiye’deki geleceği de Samsung’un Avrupa planları ile bağlantılı olacak. Bakalım, Samsung kullanıcıları cep telefonlarını bir ödeme aracı olarak kullanmaya, Apple kullanıcıları kadar hevesli olacaklar mı?

Girişimciler 500 milyon dolarlık oyun pazarını büyütecek

0

Gamebootcamp+Istanbul_2Destekleme platformu StartersHub bünyesinde hayata geçen Gamebootcamp İstanbul destek programının tanıtım toplantısı 12 Ağustos Çarşamba Günü StartersHub’ın İstanbul’daki ofisinde gerçekleşti. Toplantıda Netmarble EMAE CEO’su Barış Özistek ve program koordinatörü Cem Nahit Kone, Türkiye’de hızlı gelişmekte olan oyun sektörünün geleceği ve Gamebootcamp İstanbul programının geliştiricilere sağladığı yatırım olanakları hakkında bilgilendirme yaptı. Sunumlar ve konuşmaların ardından katılımcılar, programda yer alacak mentorlar ve sektör yöneticileri ile tanışma ve fikir alışverişinde bulunma şansını yakaladı.

Tüm oyun geliştiricileri ve fikir sahipleri için hızlandırma programı sunan Gamebootcamp İstanbul, girişimcilere 250 bin Dolar’a kadar yatırım, danışmanlık ile teknik olanak ve destek sağlayacak. Başarılı olan oyun girişimlerine Netmarble EMEA tarafından yayıncılık desteği verilerek, geliştiricilerin oyunlarını çok kısa sürede Türkiye ve dünya mobil oyun pazarına açması sağlanacak. Ayrıca geliştirme aşamasında Netmarble tarafından hem teknik destek hem de şirketin sahip olduğu deneyim, oyun geliştiricilerine sunulacak.

Netmarble EMEA desteğiyle hayata geçen Gamebootcamp İstanbul’un destek programına her dönem en fazla 10 takım kabul edilecek. Program jürisinin elemesinden geçerek seçilen oyun girişimleri 20 bin dolar yatırım aldıktan sonra ilerleyen süreçlerde ekstra yatırım olasılıkları ile toplamda 250 bin dolar yatırım alabilecek.Gamebootcamp İstanbul kapsamında seçilen oyun girişimleri finansal yatırım almanın yanı sıra ücretsiz ofis alanları, altyapı destekleri, mentor ve danışman destekleri, eğitim ve atölye çalışmaları da alarak kendi projelerine odaklanabilecek, ayrıca Netmarble Games’in bilgi birikimi ile birlikte markanın küresel ve özel oyun yayıncılığı anlaşmalarından da faydalanabilecek.

Gamebootcamp İstanbul’un açılışında programın önemine değinen Netmarble EMEA CEO’su Barış Özistek, “Türkiye’de 500 milyon dolara ulaşan dijital oyun sektöründe oyun kültürünün giderek arttığını ve oyuncu sayısının 25 Milyon’a ulaştığını gözlemliyoruz. İç pazarda büyük potansiyele sahip ülkemizin bu potansiyelinin değerlendirilerek ihracata dönüştürmesi mümkün. Türkiye’den başarılı oyunlar çıkarıp bilgi teknolojisi alanında ihracat yapmak ülke ekonomisinin büyümesinde önemli rol üstlenecektir. Ülkemizin hedefleri arasında yer alan 1 milyar dolar tutarında bilgi teknoloji ihracatına ulaşmak için dijital oyun sektörüne adım atmak isteyen girişimcilerin desteklenmesi gerekiyor. Gamebootcamp İstanbul’un da bu yolda çok önemli bir adım olduğuna inanıyoruz” dedi.

Toplamda 450 bin dolar’lık destek verilmesi planlanan programın son başvuru tarihi 12 Ekim 2015 olarak belirlendi. Netmarble EMEA, StartersHUB ve Gamebootcamp İstanbul yöneticileri tarafından yapılacak seçim sonrasında en iyi 10 dijital oyun girişimi belirlenerek programa dahil edilecek. Seçim sürecinde girişimcilerin yatırımcılar ve eğitmenlere yapacağı sunum ve görüşmeler belirleyici rol oynayacak.

Lenovo pazar payı rekoru kırdı

0

lenovo-dizüstü_bilgisayar[1]PC pazarındaki payını rekor bir artışla %20.6’ya yükselten teknoloji devi Lenovo büyümeye devam ediyor. Yılın ikinci çeyrek sonuçlarına göre gelirlerini %3 artırmayı başararak 10.7 milyar dolara yükselten Lenovo, yıldan yıla gelirlerini de %10 artırdı.. PC pazarındaki payını ise rekor bir artışla %20.6’ya çıkaran Lenovo büyümesini global ölçekte sürdürdü ve vergi öncesi 52 milyon Amerikan Doları kar açıkladı.

Global PC ve tablet bilgisayar pazarında küçülmelerin devam ettiği ve büyüme hızlarının düştüğü dönemde Lenovo’nun büyümesine devam ettiği görüldü. Lenovo markalı akıllı telefonlarda da marka, Çin dışındaki ülkelerde yıldan yıla %68’lik bir büyüme gerçekleştirdi.

Lenovo Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Yang Yuanqing konuyla ilgili şunları söyledi: “Geçtiğimiz çeyrek belki de son yılların en zor pazar koşullarıyla karşı karşıya kalmamıza rağmen yine de iyi sonuçlar elde etmeyi başardık. Üst üste 9 çeyrektir PC pazarında birinciliğimizi sürdürüyoruz. Akıllı telefon alanında, Çin’den tüm dünyaya yayılışımız doğrultusunda verdiğimiz stratejik kararın meyvelerini toplamaya başladık. Ancak uzun dönemde sürdürülebilir bir büyüme sağlayabilmek için tüm işlerimizde etkin ve kararlı aksiyonlar almalıyız. Amacımız PC pazarında %30 Pazar payına ulaşmak. Doğru iş modelleri ve maliyet yapıları kurarken, satın alma ile elde ettiğimiz unsurları mobil ve kurumsal alanda şirketimizin her alanına entegre edeceğiz. Payımızı daha da artırmak ve karlılığımızı geliştirmek için PC alanındaki maliyetlerimizi azaltıp verimliğimizi artıracağız. Bu çabalarımız sayesinde daha hızlı, daha güçlü ve daha iyi konumlanmış bir global şirket olacağız.”

Türk Savunma Sanayisi High-Tech Port Katar’da

0

2014+High+Tech+Port+Stand+Gorseli+%281%296-8 Ekim 2015 tarihlerinde Katar’da gerçekleşecek fuarda Türk ve Katar’ın savunma sanayisi oyuncuları işbirliği yapma fırsatı bulacak.Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile birlikte organize edilen projenin, Katar tarafında resmi ortağı “Katar İş Adamları Derneği”. Savunma Sanayii, Havacılık ve Uzay, Deniz Sistemleri, IT ve Mühendislik, alanlarını kapsayan fuara Türkiye’den BMC, Aselsan, Havelsan, TAI, Roketsan ve THY Teknik başta olmak üzere 70’e yakın firma katılacak.Türkiye’nin ilk bölgesel jet uçağı TRJet Ortadoğu’da ilk kez görücüye çıkacak. En yeni teknoloji ürünlerini dünya vitrinine ilk defa çıkaracak olan şirketlerden BMC de, 7 tane büyük savunma aracın tanıtımını fuarda gerçekleştirecek. 

Elektrikli otomobilleri sürerken şarj edebileceğiz

2

ChargeWhileDriving_FinalElektrikli otomobillerin menzil sorununun yaşanmayacağı zamanlara hala vakit var. Bilim insanları, çok efektif çalışan bir pil teknolojisi icat etmeyi başaramadığı için elektrikli otomobiller hala cep telefonlarımızda da yer alan ve şarj edildikçe kapasitesini kaybedip zamanla ölen eski pil teknolojilerini kullanmaya devam ediyorlar.

Türkiye, yerli ve elektrikli otomobil üretmek üzere hazırlıklarını tamamladı. İlk prototiplerin bir ay içinde ortaya çıakcağını, üretimin ise kısa süre sonra başlayacağını biliyoruz. Peki ama elektrikli otomobiller nasıl şarj edilecek?

Türkiye henüz bu problemin farkında değil. Ortada elektrikli otomobil olmadığı için onları şarj etmenin problem olduğunun da farkında değiliz.

ABD’li Tesla şirketi, 2016’da yüz binlerce adet elektrikli otomobli üretmeye hazırlanırken ABD ve Avrupa’daki ülkeler de bu elektrikli otomobillerin ihtiyacı olacak elektrik şarj istasyonlarını nasıl konumlandıracaklarını düşünüyorlar. Her ne kadar ABD ve Avrupa’da şarj istasyonları görece olarak yaygın olsa da yine de elektrikli otomobillerin yaygınlaşması önündeki en büyük engel, elektrikli otomobille şehirler arası yollara girip onlarca/yüzlerce kilometre yol kat ederken şarjı bitebilecek olan aracı tekrar şarj edebilmenin çok zor olduğu gerçeği. Yüzlerce kilometre uzunluğundaki otoyollarda belli kilometrelere elektrik şarj istasyonu açmak isteyecek “cesur” yatırımcılar çıksa bile, elektriğin benzin gibi kolay depolanması mümkün olmadığından, istasyona gelmeden şarjı bitebilecek olan aracı tekrar çalıştırabilmek çok pahalı ve zor bir işlem.

Bu nedenle İngiltere hükumeti, ülkedeki çok sayıda otoyolun altına, pilleri kablosuz şarj etmeyi mümkün kılacak elektrik hatları döşeme kararı aldı. Böylece şehir içinde şarj istasyonları ile enerji ihtiyaçlarını çözen elektrikli otomobiller, şehirler arası yollara çıktıklarında ise asfaltın altına döşenmiş olacak kablosuz şarj sistemleri ile, yol boyunca ilerlerken bir yandan da pillerini şarj edecek.

İngiltere şimdi ilk denemeyi yaklaşık 30 kilometre uzunluğunda bir otoyol üzerinde yapmayı planlıyor. Ancak 2016’nın başında gerçekleşecek deney için hangi güzergahın seçileceğine şimdilik karar verilmiş değil. Güney Kore de, 2013 yılında benzer bir asfalt altı şarj sistemini, elektrikli toplu taşıma sistemleri için 7 kilometrelik bir güzergaha kurarak denemişti. Bu teknolojiye, Charge-as-you-drive (Sürüş sırasında şarj) ismiyle anılıyor ve öyle görünüyor ki, yakın gelecekte otoyollarımızın altı Charge-as-you-drive sistemleri ile kaplanmış olacak.

Bir tır dolusu domatese 10 cep telefonu

1

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “1 TIR dolusu domatesin 10 cep telefonuna denk geldiği bir zamanda yaşıyoruz. Yerli bilişim firmalarımızın gerekli desteği görmesi halinde nasıl başarılara  imza atabildiği ortada” dedi.

Hisarcıklıoğlu, TOBB öncülüğünde TEPAV ve AllWorld Network işbirliğinde düzenlenen Türkiye’nin en hızlı büyüyen şirketleri yarışmasıyla ilgili açıklamasında, büyüyen her şirketin Türkiye’nin geleceğine bir yatırım olduğuna işaret ederek, özellikle katma değeri yüksek ürünleri hayata geçiren firmaların bugünden geleceğin Türkiye’sine yön verdiklerini vurguladı.

 “Garanti iş arayanlarla değil, girişimcilerle öne çıkmalıyız”
Son yıllarda dünya ekonomisinin ‘kilo-maliyet ve bunların sonucunda elde edilen gelir’ üzerine yoğunlaştığını hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “1 TIR dolusu domatesin 10 cep telefonuna denk geldiği bir zamanda yaşıyoruz. Bu nedenle ülkemiz için katma değeri yüksek ürünler üretip dünyaya ihraç edebilmesi çok önemli. Yerli bilişim firmalarımızın gerekli desteği görmesi halinde nasıl başarılara  imza atabildiği ortada. Türkiye’nin ‘garanti’ iş arayanlarla değil, girişimcilerle öne çıkması ekonomimiz için hayati önem taşıyor. Böylesine önemli alanda bir firmanın 3 yıl üst üste ilk 100’de yer alması bizleri ayrıca mutlu etti. Bu kapsamda Ankaref’i kutluyorum. Sektörün Türkiye 1.’si olmak kolay iş değil” dedi.

 “Gecemizi gündüzümüze katarak çalışıyoruz”
ODTÜ Teknokent’te faaliyetlerine devam eden  ve 3. kez üst üste Türkiye’nin en hızlı büyüyen 100 şirketi listesine girmeye hak kazanan Ankaref Genel Müdürü Erhan Binici de kuruldukları günden bu yana Türkiye adına artı değer üretebilmek için çalıştıklarına dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Gecemizi gündüzümüze katarak çalışıyoruz. ‘Bu kadarı yeter’ ifadesi Ankaref’in asla kullanmadığı bir kavram. 2011-2013 yılları arasında yüzde 517 gibi oldukça yüksek bir büyüme rakamına imza attık ve listeye 13. sıradan girdik. Ülke ekonomisinin kilometretaşı olarak gördüğümüz Ar-Ge ve İnovasyon ile 2011, 2013 ve 2015 yıllarında en hızlı büyüyen şirketler listelerinde yer almak, imza attığımız büyümenin sürdürülebilirliğinin de en önemli göstergesi. IoT, tüm dünyanın üzerine titrediği bir konu. Tamamen yerli bir firma olarak bu konuda Türkiye birinciliği bizler için çok güzel ve önemli. Hayata geçirdiğimiz projeler ve imza attığımız başarıların ödüllerle taçlanması bilişimde ‘made in Turkey’ hedefimiz için daha iştahlı çalışmamızın önünü açıyor.”

Google Drive’a uygulama desteği geldi

0

google-drive-update[1]Bulut servisi Google Drive, çok popüler bir depolama aracı olarak kullanılıyor. Sayısız ofis ve medya dökümanının saklandığı Google Drive’da önemli sorunlardan biri, bazı dosyaları çalıştırıp görüntüleyebilmek için PC’ye indirip yüklü olan ilgili uygulama ile açmak zorunluluğu idi.

Ancak Google şimdi, Drive’ın web izleyici ara yüzü üzerinde bu uygulamaları doğrudan çalıştırma imkanına kavuştu. Google, her dosya için alternatif uygulamalar yerleştirerek o uygulamanın bulut üzerinde de çalışmasını sağlayacak bir yapı oluşturdu.

Böylece, örneğin bir Photoshop dosyasını çalıştırmak için Adobe Photosohop uygulamasına gerek kalmaksızın, aynı dosya formatını açıp görüntüleyebilen başka bir uygulama sayesinde ilgili dosyayı PC’nize indirmeden, Google Drive klasörü içinden çalıştırıp inceleyebiliyorsunuz.

İstenmeyen SMS’lere filtreleme çözümleri

0
Defne Telekomünikasyon Genel Müdürü Oğuz Haliloğlu
Defne Telekomünikasyon Genel Müdürü Oğuz Haliloğlu

İzinsiz SMS gönderiminin dünyanın birçok yerinde de kanun ile kontrol altına alındığını belirten Defne Telekomünikasyon Genel Müdürü Oğuz Haliloğlu, Mayıs 2015’de Türkiye’de de yürürlüğe giren yasanın ardından şu bilgileri verdi: “GSM şirketlerinin cezaya maruz kalmamak için öncelikle abonelerinden izin almaları, mevcut sistemlerinde düzenlemeye gitmeleri ve altyapılarında önlemler almaları gerekli.  Bu önlemlerin en başında hem GSM operatörlerinin hem de abonelerin filtreleme yapabilmelerini sağlayan SMS Filtreleme veya Kara Liste/Beyaz Liste gibi uygulamalar ön plana çıkmakta. Bu filtreleme uygulamaları sayesinde mobil operatörler mesajı gönderen kaynağın (originating number) kendi iletişim ağları üzerinden yapacağı izinsiz SMS gönderimlerini engelleyebilirler (SMS Filtreleme), aboneler de kendi iletişimlerini daha iyi yönetebilirler (Kara Liste/Beyaz Liste). Bu filtreleme uygulamaları yurt içi ve yurt dışı kaynaklı tüm izinsiz SMS gönderimleri için geçerlidir. Aboneler filtreleme uygulamalarındaki ayarları kullanarak istedikleri kaynaklardan gelen mesaj ve telefon çağrısını alma, istemedikleri kaynaklardan gelen iletişimleri de engelleme imkanına sahiptirler (Kara Liste/Beyaz Liste). Aboneler filtreleme ayarlarına telefonları üzerinden kullanımı kolay bir ara yüzle veya tanımlanmış bir Web sitesi üzerinden rahatlıkla ulaşabilir ve istedikleri filtreleme değişikliklerini kolaylıkla hayata geçirebilirler.”

Defne Telekomünikasyon’un ürün yelpazesinde yer alan SMS Filtering ve Blacklist/Whitelist çözümleri ile hem SMS altyapısı sunan telekom operatörlerinin hem de abonelerin istemedikleri firmalardan veya abonelerden gelen izinsiz SMS ve çağrıları engelleyebileceklerini, istediklerine de izin verebileceklerini belirten Haliloğlu, “SMS Filtering ve Blacklist/Whitelist ürünlerimiz CIS ve Orta Doğu bölgelerindeki pek çok iletişim ağında hali hazırda kullanılmaktalar. Bu filtreleme çözümlerimiz sayesinde aboneler günlük iletişimlerini kendi kontrollerinde tutup istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar. Telekom operatörleri de regülasyonlara uyarken aynı zamanda müşteri memnuniyetini de arttırmış oluyorlar ” dedi.

Kaspersky Small Office Security en yüksek notları topladı

0

KL4528UXEFS_1600x1600Yakın zamanda gerçekleştirilen ve sonuçları Ağustos ayının başlarında yayınlanan Dennis Technology Labs testinde Kaspersky Small Office Security olası maksimum skoru elde etti ve AAA sertifikasıyla ödüllendirildi.

Testler sırasında uzmanlar, ürünün zararlı veya zararsız programlar ve web sitelerine yanıtlarına bakmakla kalmamış aynı zamanda toplam doğruluk oranını da hesapladı. Bu oran iki bileşenden oluşuyor; koruma puanı ve yasal yazılım puanı. Bunlardan birincisi her çözümün tehditleri ele alma yolunu temel alıyor İkincisi ise hangi zararsız nesnelerin tehdit olarak tanımlandığını temel alıyor: bir çözüm popüler bir programı engellerse bunun cezası, nadiren kullanılan yasal bir uygulamanın engellenmesinden fazladır.

Kaspersky Small Office Security, tüm virüslü denemeleri engellerken herhangi bir hatalı pozitif sonuç vermedi. Sonuç olarak 1016 puanla mümkün olan en yüksek Toplam Doğruluk Puanını alan tek çözüm oldu.

Kaspersky Small Office Security’nin bir diğer kurumsal çözüm testinde elde ettiği sonuçlar da eşit derecede etkileyici: Temmuz ayının son haftasında AV-Test tarafından yayınlanan bir rapora göre ürün sadece bir Onaylı Kurumsal Son Uç Koruma sertifikası almakla kalmadı aynı zamanda 18’de 18 puan alan iki üründen biri olmdu. AV-Test tarafından uygulanan test yönteminde güvenlik ürünleri üç kriterde değerlendirilir: kullanışlılık, performans ve koruma. AV-Test tarafından gerçekleştirilen testte kullanışlılık, genel olarak hatalı pozitif sonuçların olmaması anlamına gelir. Kaspersky Small Office Security hiç bir hatalı pozitif sonuç vermedi ve 6 puanın 6’sını aldı. Ürün aynı puanı, iki koleksiyon kullanılarak test edilen koruma seviyesinde de elde etti; son 4 hafta içinde keşfedilen sıfır gün tehditleri ve sık kullanılan zararlı yazılımlar. Kaspersky Lab çözümü ayrıca performans kategorisinde de olası maksimum puanı elde etti: sistem performansına önemli bir etkisi olmadı.

Kaspersky Small Office Security çözümünün Temmuz ayının sonlarına doğru aldığı diğer ödül de Virus Bulletin’in karşılaştırmalıgüvenlik ürünleri incelemesi ile verilen VB100 – Nisan sertifikası. Nisan 2015’te gerçekleştirilen bu test sırasında Kaspersky Small Office Security, modern tehditlerin %100’ünü hem talep üzerine hem de erişim üzerine testlerinde başarılı bir şekilde algıladı. Ürünün herhangi bir hatalı pozitif sonuç vermemiş ve istikrarı için en yüksek seviye olan “sağlam” seviyesine ulaşmış olması, test sırasında hiçbir sorunla karşılaşılmadığı anlamına gelir.

Ayrıca Temmuz ayının başında AV-Comparatives tarafından özel bir Kaspersky Small Office Security incelemesi yayınlanmış olması da dikkate değer bir gelişme. İnceleme, çözümün son sürümünde bulunan işlevlerin ayrıntılı bir analizini içermekte. Araştırmacılar bulut tabanlı bir konsol üzerinde ürünü yönetmenin rahatlığını ve kolaylığını özellikle vurguladılar.

Kaspersky Lab Zararlı Yazılım Engelleme araştırması Direktörü Timur Biyachuev şu yorumlarda bulundu: “Farklı ülkelerden bağımsız test laboratuarları en yeni Kaspersky Small Office Security sürümünün değerlendirilmesinde aynı görüşte birleşmişlerdir. Küçük işletmeler için tasarlanmış ürünler için görüş birliğine varılması, genellikle kendi sistem yöneticisine sahip olmayan ve BT altyapılarını korumak amacıyla bir ürün seçerken çeşitli görüşlere başvurma eğilimi gösteren küçük işletmeler için özellikle önemlidir”.

Kendi robotunu üreten robot yaptılar

1

Cambridge_robotRobot teknolojisindeki gelişmelere dair çıkan haberlerin sayıları hızla artıyor. Yakın gelecekte günlük yaşamın yeni normali olmamaları için de bir sebep yok. Ancak Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, bugüne kadar insan yapımı robotların da doğru programlandıklarında kendi robotlarını yapabileceklerini ortaya çıkardı.

Yapılan çalışmaya dair hazırlanan videoda, bir endüstriyel robotun yakınında bulunan küp vb. parçalarla kendi robotunu ‘ürettiği’ görülüyor. Üstelik bu işlem sadece 10 dakika içinde tamamlanıyor. Tek gereken, üretim için gerekli parçalar ve bu parçaların birleşimi için düz bir masa…

Araştırmayı yürüten ekibin başındaki isim olan Dr. Fumiya Lida, “Robotların ne kadar yenilikçi ve yaratıcı olduklarını görmek istiyoruz.” yorumunu yapıyor. Açıkçası bunu da başarmış görünüyorlar. Zira her bir robot çocuk, diğerlerinden farklı görünüm ve işlevlere sahip. Anne robot için tek gereken malzemelerin çeşitliliği…

Bu çalışma ister istemez klasik robotların dünyayı ele geçirmesi filmlerini anımsatıyor. Evet, şu aşamada ayakları, tekerleği ya da paleti olup uzaklara gidebilecek robotlar üretilmiyor, ancak bunun için tek gereken anne robotun erişebileceği mesafede bu parçaların bulunabilmesi ve elbette gelişmiş yapay zeka…

Dijitalleşen dünyada şirketlerin yapması gereken 5 yatırım

0

Gorsel+1Dünyanın önde gelen kişisel ürün tavsiye, e-posta, sosyal ve mobil pazarlama çözüm sağlayıcılarından biri olan Avusturya merkezli Emarsys’in Ülke Müdürü Murat Erdör, dijitalleşen dünyada şirketlerin geleceği yakalayabilmeleri ve tüketici beklentilerini anında algılayabilmeleri adına mutlaka yapmaları gereken yatırımları açıkladı.

Önümüzdeki yıllarda Y kuşağının ardından ise teknolojinin içine doğan Z kuşağının şirketler için hedef kitlelere dönüşeceğini belirten Murat Erdör, bu hedef kitlelere doğru yöntemlerle dokunabilmek adına şirketler için olmazsa olmaz 5 yatırımı şu şekilde sıraladı:

  1. Tavsiye Sistemleri

Web sayfasını ziyaret eden müşterileri binlerce ürün ile boğmadan gezinme ve alışveriş davranışlarına göre uygun ürünü sunup sitede daha fazla zaman geçirmelerini sağlamak, tavsiye sistemleri sayesinde artık daha kolay hale gelecek. Tavsiye sistemleri gelecekte dijital süreçlerin önemli unsurlarından biri olacak.

  1. Büyük Veri

Artık sahip oldukları büyük veriyi yönetebilen kurumlar, topladıkları ve anlamlandırdıkları verilerle kim olduğumuzu, nelerden hoşlandığımızı, neye tepki verdiğimizi ve neler beklediğimizi çok iyi biliyorlar. Pazarlama ve satış başta olmak üzere tüm stratejilerini veri odaklı yapan kurumlar, rekabette bir adım öne geçerek hem verimliliklerini ve karlılıklarını artıracak hem de kişiye özel mesaj gönderdikleri için farkındalık yaratacak.

  1. Kişiselleştirilmiş E-posta Pazarlama

Herkese aynı mesajı gönderen firmaların satış anlamında fazla şansı yokken, kişiye özel e-posta gönderenlerin okunma ve geri dönüşüm oranları artmaya devam edecek. Web sayfasında tüketicilerin gezindikleri kategorilerin ve ürünlerin bilgisini kullanarak kişiye özel e-posta atan firmalar rekabette ön plana çıkacak.

  1. Mobil Pazarlama

Mobil cihazlarla her şeyi yapabildiğimiz günümüzde firmalar mobil uygulamalar aracılığıyla tüketicilerle daha fazla iletişim halinde kaldı. Mobil cihazlara uyumlu web sayfası ve e-posta içerikleri daha fazla önem kazanırken, mobilde yapılan hedefleme çalışmaları ön plana çıkmayı sürdürecek.

  1. Müşteri Zekası

Şirketler, hangi kanaldan gelen tüketicinin daha fazla gelir sağladığını, mevcut müşterilerinin alışveriş sıklığını, en son alışveriş yapılan tarihleri ve harcanılan paranın görülmesini sağlayan modellemeler sayesinde pazarlama stratejilerinde bir adım öne geçecek.

Olmazsa olmaz not alma uygulamaları

0

İş dünyasının profesyonelleri, hatta öğrenciler, ev kadınları, gençler, emekliler… Toplumun her kesimi, mobil cihazların not almak için çok pratik olduğunu keşfetti. Ev kadınları alışveriş listelerini artık kağıt kalemle değil, mobil cihazlarıyla oluşturuyor. Öğrenciler derslerini dinlerken tahtaya yazılan notların fotoğrafını çekip, cep telefonlarındaki not alma uygulamasına ekliyorlar.

İş dünyası da bu alışkanlığı çoktandır keşfetmiş durumda. Toplantılarda notlar özel uygulamalar sayesinde cep telefonlarına alınıyor. Kartvizitler’in fotoğrafları çekiliyor ve OCR özelliği olan not alma uygulamalarında saklanıyor. Toplantıların, görüşmelerin ses kayıtları yine not alma uygulamalarında, görüşme notları arasına işleniyor. Kısacası not alma uygulamaları iş dünyasında hayatı çok kolaylaştırıyor. Peki ama hangi not alma uygulaması, size daha uygun?

 

1- Evernote

evernote-logo-elephant[1]Not alma camiasının süper yıldızlarından biri olan Evernote, bulut tabanlı, multiplatform bir uygulama. Dilediğiniz her cihazınızda açıp çalıştırabildiğiniz uygulamada notlarınız bulut üzerinde saklanıyor. Böylece iş yerindeki masanızda, masa üstü PC’den girdiğiniz notlarınıza, gece evinizde cep telefonunuzu karıştırırken ulaşabiliyorsunuz. Bir toplantı sırasında tabletiniz üzerinden kullandığınız Evernote uygulamasına aldığınız notları, ertesi gün bir iş yemeğinde iş arkadaşlarınızla konuşurken cep telefonunuz üzerinden açıp iş arkadaşlarınıza gösterebiliyorsunuz.

Uygulama hem ücretsiz olarak çalışabiliyor hem de dileyen kullanıcılar için yıllık 36 ve 70 TL’lik iki farklı sürümü bulunuyor. Ücretsiz versiyon neredeyse her ihtiyacı karşılarken, çok daha fazla yetenek isteyen kullanıcılar için, bireysel olarak veya şirket tarafından sağlanan ücretli versiyonlar da kullanıcılarını memnun ediyor.

Eğer Evernote kullanmaya karar verirseniz, Evernote’ın özel tarayıcı eklentisini de mutlaka kullanmalısınız. böylece bir web sayfasında dolaşırken, beğendiğiniz bir makale gördüğünüzde, sadece tarayıcıdaki Evernote tuşuna basarak makaleyi, HTML formatını koruyarak otomatik olarak alıp not defterinize yapıştırabiliyorsunuz. Aldığınız notları link haline getirip bu linkleri çevrenizle paylaşabildiğinizi de unutmayalım. Böylece, toplantı notlarınızı iş arkadşalarınıza kolayca gönderebiliyorsunuz.

 

2- Google Keep

keep_android_update[1]Google’ın bulut tabanlı not alma uygulaması Google Keep, Android cihazlarla üzerinde renkli, küçük hatırlatma notları yerleştirmek isteyenleri de mutlu ediyor. Notlarınızı küçük not kağıtları şeklinde organize etmenize imkan sağlayan Google Keep sayesinde, hatırlatıcılar/alarmlar kurabiliyorsunuz ve elbette Google ekosistemindeki diğer hesaplarınızdan içerik çekip alabiliyorsunuz.

 

 

3- Any.do

anydo[1]Any.do, zengin yeteneklere sahip “yapılacaklar listesi” oluşturmanıza imkan tanıyor. Bu listeler arasında alışveriş listeniz yer alabileceği gibi, üzerinde çalıştığınız proje için yapılması gerekenlerin listesi de yer alabiliyor. Yapılacaklar listesini notlar, ses ve görüntü kayıtları, fotoğraflarla zenginleştirebiliyorsunuz. Uygulamanın güzel bir yanı ise, “daha sonra aranacaklar” listesi oluşturmanıza izin vermesi. Cevap vermediğiniz ve daha sonra aramak üzere ertelediğiniz bir telefon görüşmeniz mi var, Any.do bu cevap verilmeyen aramayı sizin için sonra aranacaklar listenize ekliyor ve zamanı gelince de alarm çalarak sizi uyarıyor. Böylece önemli bir iş kontağınızı aramayı unutarak profesyonel ilişkilerinizi riske atma tehlikesinden kurtuluyorsunuz.

 

4- Wunderlist

all-platforms@2x[1]Yine bir yapılacaklar listesi sunan Wunderlist, hem ücretsiz hem de tüm işletim sistemlerinde çalışabilen bir mobil uygulama. Wunderlist sayesinde aldığınız notlar, yaptığınız listeler için hatırlatmalar da kurabiliyorsunuz ve uygulamanın güzel yanı, bu yapılacaklar listesinde sırası gelen adımı telefonunuzun kilit ekranında görebilmenizi sağlaması. Yani her defasında “şimdi ne yapacaktım” diye dönüp uygulamayı açmanıza gerek kalmıyor, uygulama sürekli telefonun kilit ekranında size gerekli hatırlatmayı yapıyor. Bu sayede, yoğun bir iş gününde, bir işe odaklanmışken, devam etmesi gereken bir diğer projedeki önemli adımları gözden kaçırma riski yaşamıyorsunuz. Dilerseniz, uygulamanın ücretli versiyonuna geçip, çok daha zengin özelliklere de ulaşabiliyorsunuz. Bunlar arasında notlarınıza PDF’ler, fotoğraflar, ses kayıt dosyaları eklemek gibi yetenekler de var. Ancak şunu da hatırlatmakta fayda var, Wunderlist’in ücretli versiyonunda yaptığı işlerin çoğunu Evernote, ücretsiz olarak gerçekleştiriyor.

Kon-Boot’a çare Karmasis’te

0

Son dönemin en ciddi atak türlerinden bir tanesi de Kon-Boot. İnternetten kolayca bulunabilen ve bir USB, SD kart ya da başka bir medya aracılığıyla PC’deki bios ayarlarını kullanarak sistemlere şifresiz sızılmasını sağlayan Kon-Boot’a karşı dünya da birkaç farklı teori geliştirilse de kesin bir çözüm henüz duyurulmuş değil. Ancak yerli şirket Karmasis’in İnfroskope ürünü Kon-Boot’u yakalayıp sisteme sızılmasını önlüyor. Ürün ve Kon-Boot saldırılarıyla ilgili Karmasis Genel Müdür Yardımcısı Çetin Uygun’un görüşleri bu videoda.