Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1798

Mobil ödemede lider Apple Pay değil Starbucks

1

Apple Pay’in Amerika çapında ödeme tezgahlarına gelişinden birkaç gün sonra Apple CEO’su Tim Cook hizmetin diğer tüm mobil ödeme sistemlerinin toplamından daha başarılı olduğu ile övündü. Belki de sadece mobil ödeme işinde olan şirketlerin sunduğu hizmetleri kastetti zira Starbucks’ı kastetmiş olması oldukça zor.

Yakın zamanda gelirlerini açıklayan kahve devi, ABD’de yapılan ödemelerinin yüzde 16’sının mobil cihazlardan gerçekleştiğini açıkladı – yani haftada yaklaşık 7 milyon ödeme kadarı. Bu veriyi Cook’un Apple Pay’in çıkışının ilk üç gününde 1 milyon kayıtlı kredi kartına ulaşmasını övmesiyle kıyaslayın. Bunun çok etkileyici bir rakam olduğu kesin ancak Starbucks’ın seviyesine erişmek için o kartların her birinin, haftanın her gününde, bir bardak kahve almak için kullanılması gerekiyor.

Bu eşitsizlik Apple Pay’in çıkışı yolunda yapılan bir dikkatsizliğe işaret ediyor. Evet Apple Pay telefon ile bizzat yapılan ödemeleri yaygın hale getirmekte satıcı-bağımsız sistemler içinde en çok şansı olanı. Fakat Starbucks hali hazırda öyle.

Kahve, Teknolojicileri Geçti

Starbucks CEO’su Howard Schultz geçtiğimiz hafta Wall Street analizcileri ile yaptığı bir telefon konuşmasında dükkanlarında yapılan mobil ödemelerin sayısının her yıl yüzde 50 oranında büyüme kaydettiğini söyledi. Üstelik 2013 yılında yapılan tüm mobil ödemelerin yüzde 90’ının Starbucks’ta gerçekleştiğini de ekledi. Schultz Starbucks’ın bu devasa pazar payı iddiası hakkında kaynak vermedi ancak eğer doğru olsa bile bu oranın Apple Pay’in kullanılmaya başlamasıyla bu sene içinde düşeceğine şüphe yok.

Yine de, Starbucks’ın sadece bu ham kullanım sayısı bile teknoloji sektöründeki en büyük oyuncuları kıskandırmaya yeter. Google’dan Apple’a, PayPal’dan Square gibi iyi yatırımlarla desteklenmiş girişimlere kadar teknoloji endüstrisindeki pek çok şirket müşterilerine nasıl fiziksel cüzdanlarının yerine akıllı telefonlarını koydurabileceğinin yollarını bulmak için inanılmaz miktarlarda para harcıyor. Fakat Google’ın NFC tabanlı versiyonu herkesin bildiği şekilde bocaladı. Square kendi mobil cüzdan çözümü başarılı olamadığı için bırakmak zorunda kaldı (bir zamanlar Starbucks’ın mobil ödemesinin de başarısız olacağının propagandası yapılmıştı).

Bu sırada Starbucks’ın mobil uygulaması o kadar çok kullanıcıya sahip oldu ki şirket artık dükkanları toptan aradan çıkarmanın planlarını yapıyor. Schultz aynı konuşma içerisinde Starbucks’ın müşterilerin telefondan sipariş verebileceği ve böylece şirketi bir e-ticaret şirketine dönüştürecek kahve hizmeti servisine başlamayı planladığını söyledi. Neden olmasın ki? Eğer insanlar hali hazırda kahvelerinin parasını ödemek için telefonlarını kullanıyorlarsa sipariş vermek için de kullanabilirler.

Daha büyük sınav

Fakat Starbucks’ın mobil ödemelerde başarısı hakkındaki esas soru taklit edilip edilemeyeceği. Ne de olsa henüz büyük teknoloji şirketlerinin kendilerine belirlediği daha büyük sınavdan geçemedi: mobil ödemeleri her yerde mevcut hale getirmek.

Starbucks’ı diğerlerinden ayıran bir şey mobil ödeme sisteminin nasıl ödeme kartından evrildiği. Akıllı telefonlardan öncesinde bile Starbucks sadece Starbucks’ta geçerli olan plastik kart formunda kendisine has ödeme seçeneği sunuyordu. Şirket ödeme kartlarını müşterilerine müthiş fırsatlar sunan (meşhur gold card gibi) sadakat programlarına bağlamada çok iyi hale geldi.

Starbucks’a kartlarıyla bağlı olan müşteriler için uygulama tabanlı versiyona (ki çok iftira edilmiş olan CurrentC gibi kasada bir uygulama içi QR kodu okutulması ile çalışıyordu) geçmek telefonları gündelik hayatlarının önemli bir parçasını kapladığında oldukça kolay oldu.

Schultz Starbucks’ın müşterileri mobile yönlendiren sadakat programını överek bizzat ödeme şirketlerinin bu işin sırrını aradığını söyledi. ‘‘Şu an ödül programımızın değerini ve geliştirdiğimiz mobil ödeme alışkanlığını gören mobil ödeme şirketleri bizimle partnerlik yapmaya büyük bir ilgi gösteriyorlar’’ diye konuştu.

Kapanan Pencere

Şüphesiz Walmart, Gap ve CVS gibi büyük zincirler Apple Pay’den uzak duruyorlar ve Starbucks’ın başarısına kıskançlıkla bakarak aynı yöne doğru gidebilmeyi diliyorlar. Starbucks müşterilerini kendi uygulaması içinde tutarak nasıl alışveriş yaptıkları hakkında detaylı bilgi sahibi olabiliyor ve pazarlamasıyla fırsatlarını her müşteri için isabetli bir şekilde kişiselleştirebiliyor.

Apple Pay bu kıymetli hazineden vazgeçmek anlamına geliyor, bu da muhtemelen Starbucks’ın neden onu desteklemek için acele etmeyişini açıklıyor. Fakat Apple Pay artık piyasada olduğundan diğer markaların Starbucks modeline geçmeleri için var olan fırsat penceresi hızla kapanıyor. Artık müşteriler niçin Apple Pay ile ödeyemediklerini sorgulayacaklar ve dükkana özel uygulamayı indirmek için zorlanıyor olduklarına içerleyecekler.

Sonunda ise başarı veya başarısızlık pazarlamaya bağlı olacak. Apple Pay’in çekiciliği oldukça aşikar, telefonunuzla yapabileceğiniz havalı, kolay bir şey ve Apple daha fazla telefon satmak için daha da havalı yapmaya çalışacaktır. Starbucks gibi başarılı olmak, Apple’a rağmen başarılı olmak için diğer markalar ve mobil ödeme şirketleri müşterilerin kendilerini etkileşimde ve bağlanmış hissedebilmeleri için ödeme uygulamalarını kullanmanın yollarını araştırmalılar.

Müşteriler Starbucks gibi özel ödeme yöntemlerinin müşteri verisini toplamayı daha kolay hale getirdiğinden perakendeciler için güzel bir şey olduğu gerçeğine aldırmıyorlar (ve bundan ürperebilirler). Şimdiye kadar diğer perakendecilerin müşteri çıkarlarını kendi çıkarlarından önce gözettiğine dair işaretler çok ikna edici değil. Eğer bu değişmezse Starbucks olduğu yerde durmaya devam edebilir: en tepede tek başına.

Bu yazının orjinali Wired’da yayınlanmıştır.

TechInside Analizi: Gelişmiş ülkelerde çılgınca cevabı aranan mobil ödeme, kart sistemleri, sadakat uygulamaları gibi konularda Türkiye bankacılık sisteminin kredi kartları özelinde geliştirdiği uygulamalar sayesinde oldukça ileri bir noktada yer alıyor. Bu tarz çözümler düşünüldüğünün aksine ‘uzay teknolojisi’ gerektirmiyor ve işin sırrı uygulamanın metodolojisinde saklı. Henüz yerel olarak elde edilen başarılarımızı küresel arenaya taşımamış olmamız ise üzerinde düşünmemiz ve sorgulamamız gereken bir husus.

Veri merkezlerinde dışkaynak kullanmak önemli

0

Zenium, veri merkezlerinde dış kaynak kullanımına yönelik İngiltere ve Türkiye’de “Modernizasyon Motivasyonu” adlı önemli bir araştırma gerçekleştirdi. Bu çalışmaya göre, değişen iş koşullarına ayak uydurabilmek için yeni teknolojileri benimseme, sürekli evrimleşme ve veri merkezi altyapı optimizasyonu konusunda veri merkezleri üzerindeki baskı gittikçe artıyor. Bu durum şirketlerin yüzde 70’inin genel BT bütçelerinin bir kısmını modernizasyona yönelik girişimlere ayırmasına sebep oluyor. Buna karşılık araştırmaya katılan yöneticilerin yalnızca yüzde 21’i, oluşacak ihtiyaca göre bu konudaki bütçelerini artırabileceklerini söylüyor.

Depolama ve bilişim kaynaklarına yönelik ihtiyacı en iyi şekilde karşılayabilme endişesi, bu sorunlara çözüm olarak dış kaynak kullanımını öne çıkarıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 51’i veri merkezi ihtiyaçlarını dış kaynak kullanarak çözmeleri durumunda, BT altyapılarının büyük ölçüde gelişeceğini düşündüklerini söylüyor.

Bu konuda bütçe ayıran şirketlerin ise yalnızca yüzde 24’ü özellikle veri merkezi modernizasyonu için fon ayırdıklarını belirtiyor. Çoğu şirket (yüzde 56) bütçelerinin yüzde 30’u veya daha azını bu amaca ayırırken, yüzde 22’lik düşük bir kesim ise bütçelerinin yüzde 10’dan azını bu doğrultuda kullanmak için ayırdıklarını söylüyor. Ancak katılımcıların yüzde 16’sı bu konuda olumsuz yanıt verip, veri merkezi bütçelerini “muhtemelen artırmayacaklarını” söylüyor. Yüzde 2’lik kesim ise bugünkü altyapılarının gelecekte oluşacak iş ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyeceğini açıkça söylüyor.

Raporda ortaya çıkan ilginç sonuçlardan biri de, ölçekleme ve modernizasyon konusunda dış kaynak kullanımının potansiyel bir çözüm olarak görülmesi ve bu konuda duyulan güvenin hayli yüksek olması. Araştırmaya katılan kıdemli BT profesyonellerinin yüzde 94’ü veri merkezi gereksinimlerinin dış kaynak kullanılarak çözülmesinin, şirketlerinin BT altyapısını belli bir seviyeye kadar iyileştireceğini düşünüyor. Yüzde 13’ü radikal bir iyileşme beklerken, yüzde 51’lik kesim de iyileşmenin yüksek bir seviyede olacağını düşünüyor. Halihazırda dış kaynak kullanan şirketler (yüzde 99), dış kaynak kullanımının bir şirketin BT altyapısını bir dereceye kadar geliştireceğini düşünürken, dışkaynak kullanmayan şirketlerde bu oran daha düşük (yüzde 79). Bu sonuçlar, işletmelerin büyük çoğunluğunda kısa ve uzun vadede veri merkezi sorunlarına “test edilip onaylanmış” bir çözüm olarak dışkaynak kullanımının gösterildiğini ortaya koyuyor.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Zenium Technology Partners CEO’su Franek Sodzawiczny, “Dışkaynak kullanımının birçok altyapı sorununa maliyet odaklı bir çözüm olarak görülmesi sürpriz değil. Ancak BT profesyonellerinin üzerindeki iş yönetiminin gerektirdiği çevikliği sağlama baskısı arttıkça, dış kaynaklı veri merkezi servisi sağlayıcılarının da rekabette öne çıkmak için çalışması gerekiyor. Günümüzde temel hizmetlere ve taktiklere odaklanmak artık yeterli görülmüyor. Müşteriler dijital ekonominin şart kıldığı dönüşümü sağlamak adına alanındaki liderlerden fikir almak, yeni teknolojilere ve gelişmiş mantıksal analizlere erişim sağlamak istiyor” diyor.

Dış kaynak analiz şirketi HfS Research ve KPMG tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen “2014 Dış Kaynak Hizmet Sağlayıcıların Durumu” adlı araştırmaya göre müşteriler, servis sağlayıcıların önümüzdeki iki yıl içinde işleyişlerinin standardizasyonu, otomasyonu ve dönüşümüne yardımcı olmalarını bekliyor. Aksi takdirde dış kaynak servis sağlayıcıları, müşterilerini kaybedebilir.

 

Siber güvenlik tehdidi sandığınızdan tehlikeli

0

CIO ve CSOile birlikte PwC tarafından yayımlanan 2015 Global State of Information Security Araştırmasına göre, dünya çapında bilgi güvenliği alanında raporlanan vaka sayısı yüzde 48 artarak, 42,8 milyonu buldu. Bu rakam, 2013 yılında günde 117.339 saldırı yapıldığı anlamına geliyor. Araştırma verileri, 2009’dan bu yana tespit edilen güvenlik vakalarının yıldan yıla yüzde 66 artış gösterdiğini ortaya koyuyor.

Güvenlikle ilgili olayların daha sık yaşanmasıyla, söz konusu ihlallerin yönetilmesi ve azaltılmasıyla ilgili maliyetler de artış gösteriyor.  Küresel çapta bakıldığında, siber güvenlik vakalarının neden olduğu, tahmini olarak raporlanan ortalama mali zarar, 2013 yılı süresince yüzde 34 artış göstererek, 2,7 milyon dolar oldu. 20 milyon doları aşan maddi kayıp rakamları açıklayan organizasyonların sayısı neredeyse iki katına ulaştığı için büyük çaplı zararlara bu yıl daha fazla tanık olduk.

Artan kaygılara rağmen, araştırma, küresel bilgi güvenliği bütçelerinin 2013 yılına kıyasla yüzde dört düşüş gösterdiğini ortaya koydu. Bilgi teknolojisi harcama bütçelerinin yüzdesi olarak bakıldığında da güvenlik harcamaları, geçtiğimiz beş yıllık süreçte yüzde dört veya daha düşük bir oranda asılı kaldı.

Büyüklük ve sektör fark etmeksizin tüm organizasyonlar, siber güvenlikle ilgili ciddi riskleri biliyor. Bu farkındalığa rağmen, daha büyük ölçeğe sahip şirketler, her yıl daha fazla sayıda saldırıya maruz kalıyor. Yıllık 1 milyar veya daha fazla brüt gelire sahip büyük ölçekli organizasyonlar, bu yıl, yüzde 44 daha fazla vaka tespit ettiler. 100 milyon dolar ile 1 milyar dolar arası gelire sahip orta ölçekli organizasyonlar, tespit edilen vaka sayısı açısından yüzde 64’lük bir artışa tanık oldular.  Risk küresel bir zemin kazanırken, araştırma, mali zararların organizasyonun ölçeğine göre büyük oranda değiştiğini de gösteriyor.

Aynı zamanda, ulus devletlerce gerçekleştirilen yüksek nitelikli saldırılarla birlikte organize suçlar ve rakipler, en az görülen fakat en hızlı büyüme gösteren siber tehditler arasında bulunuyor.  Bu yıl, ulus devletlerce yapılan siber saldırıları raporlayan katılımcıların oranı, yüzde 86 artış gösterdi. Üstelik bu vakalar yüksek ihtimalle eksik raporlanıyor. Araştırma ayrıca, bazılarına ulus devletlerin destek sağlayabildiği rakiplerle ilgili yaşanan güvenlik vakalarında yüzde 64’lük çarpıcı bir artışı da ortaya koydu.

Etkin güvenlik bilinci, en alt makamdan en üst makama kadar bağlılığı, iletişimi ve araştırmaya göre çoğu organizasyonun sahip olmadığı bir taktiği gerekli kılıyor.  Katılımcıların sadece yüzde 49’u, bilgi güvenliği konularında konuşmak, işbirliği yapmak ve haberleşmek amacıyla düzenli olarak bir araya gelen organizasyon çapında bir ekibe sahip olduklarını belirtiyor.

 

 

 

Turkcell SuperOnline yüzde 33 büyüdü

0

Turkcell Superonline, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 38 artışla 328 milyon TL gelir elde etti. Amortisman, vergi ve faiz öncesi kârında (AVFÖK) yüzde 51 gibi dikkate değer bir artış sağlayan şirketin AVFÖK marjı ise büyüyen ölçek etkisiyle 2,5 puan yükseldi ve yüzde 27,8’e çıktı.

Turkcell Superonline bugüne kadar gerçekleştirdiği 2,5 milyar TL’lik yatırımla fiber ağ üzerinden 2 milyon ev ve işyerinin kapısına kadar 1000 Mbps hızında internet hizmetini ulaştırdı. Üçüncü çeyrek sonu itibariyle toplam internet müşteri sayısı 1,1 milyon olurken, bunların 686 binini fiber kullanıcıları oluşturdu. Üçüncü çeyrekte 33 bini fiber olmak üzere toplam 69 bin yeni müşteri kazanımı gerçekleşti. Aynı dönemde Turkcell Superonline ses müşterilerinin sayısı ise 500 bini aştı.

Üçüncü çeyrekte Turkcell Superonline bireysel gelirlerinde yıllık bazda yüzde 55, kurumsal segment gelirlerinde yüzde 32 artış sağladı. Kurumsal gelirlerdeki artışta grup sinerjisi önemli rol oynarken, bu iki segmentin gelir içerisindeki payı yüzde 66 olarak gerçekleşti.

Apple Pay’in bankalara maliyeti ortaya çıktı

0

Apple’ın kredi kartı şirketleri ve bankalar ile yaptığı Apple Pay ödemelerinin işlenmesi ile ilgili ‘‘ticari anlaşma’’ büyük oranda gizlilik içinde tutuluyordu ancak görünen o ki bir hisse analisti anlaşmanın ön protokolünü ele geçirdi ve bazı temel noktaları yayınladı.

Anlaşmayı basitçe özetleyen Keefe, Bruyette & Woods’dan Sanjay Sakhrani Apple’ın Apple Pay için yaptığı ücretlendirmelerin tahmin ettiği sınırlar içerisinde kaldığı yorumu yaptı. Sakhrani’nin yazdığına göre ön protokolde Apple’ın her bir kredi kartı ödemesinden yüzde 0,15, her banka kartı ödemesinden ise 1,5 kuruş (yarım peni) komisyon alacağı belirtilmiş. Kredi kartı ağları Apple’ın ücretlerini anlaşmalı bankalardan toplayarak Apple’a ödeyecekler.

Sakhrani’nin raporunda ayrıca Apple’ın anlaşmalı bankalara portfolyolarındaki MasterCard veya Visa kartlarının en az yüzde 95’inin Apple Pay’e katılmasını şart koştuğu belirtiliyor. Bu bankalar aynı zamanda Apple için oldukça fazla miktarda operasyonel veri toplamak zorundalar. Sakhrani, ön protokolde neredeyse üç düzineye yakın veri göstergesi belirlendiğini yazıyor. Bunlar arasında kredi kartları ve banka kartlarının ödeme hacimleri, mağazalardan ve uygulama içi yapılan satışların karşılaştırılması, ödeme hacmine göre en büyük 100 satıcı sıralaması ve ortalama ödeme miktarı bulunuyor.

Sakhrani Apple ve anlaşmalı bankalar arasında görülen sıkı ilişkiden duyduğu şaşkınlığı da dile getiriyor. Aynı zamanda kredi kartı şirketlerinin (Visa, MasterCard, American Express gibi) ödeme işlemeye yüksek derecede dahil olduğuna inanıyor. ‘‘Visa ve MasterCard şifrelemenin güvenlik açısından da öte ilginç bir şekilde platformda Apple için büyük bir operasyonel rol de oynuyor gözüküyorlar ve bu onları ilgili yapıyor.’’ diye yazıyor.

Apple Pay sadece iPhone 6 için ve mağaza içi ödemelerde geçerli ancak Apple hizmeti açtığı ilk 24 saatte tam 1 milyon kayıt aldı.

Bu makale ilk kez VentureBeat sitesinde yayınlanmıştır.

TechInside Analizi: Apple’ın Apple Pay ile pazarda kuracağı büyük mobil ödeme ekosisteminin dışında kalmak istemeyen bankaların anlaşma şartları üzerin de çok fazla oynama yapamadığına inanıyoruz. Apple Pay’in Apple’a kazandıracakları ve ödeme sistemleri ekosisteminde üstleneceği rolü gelecek aylarda daha iyi görebileceğiz.

Facebook Devlet Talepleri raporu güncellendi

0

Facebook Baş Hukuk Müşaviri Vekili Chris Sonderby, şirketin üçüncü Devlet Talepleri Raporu’nu (Government Requests Report) yayınladığını Facebook’un resmi blog sayfasında duyurdu.

Facebook, ilki Ağustos 2013’te yayınlanan Devlet Talepleri Raporu ile devletleri faaliyetleri konusunda daha şeffaf olmaya teşvik etmeyi hedefliyor.

Facebook, insanların devlet taleplerinin kapsamını ve Facebook’un bunları yanıtlarken uyguladığı sıkı politikaları ve süreçleri anlamalarını istiyor. Bu amaçla dünyanın dört bir yanındaki devletlerden gelen talep sayısı ve bu taleplerin içeriği ile ilgili bilgileri 2013’ten beri düzenli olarak yayınlıyor.

Rapor, 2014 yılının ilk 6 ayında (1 Ocak 2014 – 30 Haziran 2014) devletlerin Facebook’a ilettiği talepleri kapsıyor. Devlet Talepleri Raporu’nda yer alan bilgilerden bazıları şöyle:

  • Facebook’u kullanan kişiler hakkında gelen devlet talepleri:
  • Her ülkeden gelen taleplerin sayısı
  • Bu taleplerde belirtilen kişi veya kullanıcı hesaplarının sayısı
  • Ülkelerin yerel yasalarına uyum sağlamak doğrultusunda Facebook’un karşıladığı taleplerin yüzdesi
  • Devletlerin, yerel yasalara aykırı olmaları gerekçesiyle içerik sınırlamasına yönelik talepleri

Rapora göre, devlet taleplerinin büyük çoğunluğu soygunlar ve kaçırılmalar gibi suç vakalarıyla ilgili olarak geliyor. Türkiye özelinde ise bir önceki rapordan bu yana Facebook’un aldığı devlet taleplerinde çok büyük bir değişim olmadığı görülüyor. 2014 yılının ilk yarısında Türkiye’den gelen talep sayısı 153 idi. Avrupa’ya bakılırsa bu sayı Almanya için 3.010, İtalya için 2.621 ve Birleşik Krallık için 2.610’a ulaştı. ABD’den ise gelen talep sayısı 23.003 oldu.

Raporda, aynı dönemde Türkiye’de 1.893 içeriğin sınırlandırıldığı belirtiliyor. Bu rakam 2013 yılının son altı ayı ile kıyaslandığında (2.014 içerik), Türkiye’de sınırlanan içerikte düşüş olduğunu gösteriyor. Facebook tarafından gerçekleştirilen kapsamlı incelemelerin ardından, içeriklerin yerel yasalara aykırı olduğu tespit edildiğinde söz konusu içeriğe erişim yalnızca talebin geldiği ülkede sınırlandırılıyor.

Raporun geneline bakıldığında, Facebook’un ilk yayınladığı Devlet Talepleri Raporu’ndan beri devletlerden gelen veri ve içerik kısıtlama isteklerinde artış olduğu görülüyor. Toplamda 34.946’ya ulaşan kişi veya kullanıcı hesapları taleplerinin sayısında 2013 yılının son yarısına kıyasla %24 oranında artış olurken, aynı dönemde yerel yasalara bağlı olarak yapılan içerik sınırlamalarında da %19’luk bir artış gözleniyor. Fakat raporun genelinde belirtilen rakamlar, 1,35 milyar aylık aktif kullanıcı sayısına ulaşan Facebook’un, devlet taleplerini olumlu yanıtladığı durumların oldukça küçük bir kullanıcı grubunu kapsadığını ve Facebook’un şeffaflığa verdiği artan önemi ortaya koyuyor.

Facebook, raporu yayınlarken devletlerin daha şeffaf olması gerektiğini savunmayı ve gelecekteki raporlarında aldığı talepler hakkında daha da fazla bilgi paylaşmayı sürdüreceğini belirtti.

Raporun tamamını https://govtrequests.facebook.com/ adresinde inceleyebilirsiniz.

Özetle;

Türkiye 2014 yılının ilk 6 aylık döneminde Facebook’tan 153 talepte bulundu. Bu talepler ile toplam 249 kullanıcı/hesap bilgisini istedi. Facebook bu taleplerin yüzde 60,78’ine olumlu cevap verdi. Taleplerin büyük kısmının Atatürk’e hakaret kanunu kapsamında gerçekleştiği raporda bildirilmiş.

Geçmiş raporlara göre Türkiye’nin talepleri şöyle gerçekleşmişti;

Toplam Talep Sayısı Talep Edilen Kullanıcıların / Hesapların Sayısı Bazı Verilerin Verildiği Taleplerin Yüzdesi
2013 Ocak-Haziran 96 170 47.00%
2013 Temmuz-Aralık 129 353 56.59%
2014 Ocak-Haziran 153 249 60.78%

Küçük işletmelere büyük koruma

0

Cyberoam, küçük ölçekli işletmeler, şubeler ve ev ofislere yönelik birleşik tehdit yönetimi çözümü CR10iNG’i duyurdu. Kurumsal ölçekteki güvenlik standartlarını küçük işletmelerin hizmetine sunmak üzere özel olarak tasarlanan CR10iNG, saniyede 400 megabit hızında firewall korumalı bağlantıya izin veriyor ve 60 megabit veriyi gerçek zamanlı olarak tehditlerden arındırabiliyor.

Çoğu şirketin ana merkezindeki güvenlik çözümlerini kurgularken gösterdiği özeni küçük ofis ve şubeleri için göstermediğine dikkat çeken Cyberoam Türkiye Ülke Müdürü Emre Aktaş, bu durumu keşfeden saldırganların öncelikle bu zayıf noktaları hedef aldığını söyledi. Özellikle evden çalışma eğiliminin kabul görmesiyle giderek yaygınlaşan ev ofislerde güncel tehditlerle mücadele için gereken güvenlik altyapısının genellikle göz ardı edildiğini vurgulayan Aktaş, şu bilgileri paylaştı:

“Yakın zamanda Amerikan perakende zinciri Target örneğinde olduğu gibi şubelerdeki güvenliğe yeterince özen göstermeyen şirketlerin oldukça pahalı bedeller ödediğine şahit olduk. Son zamanlarda yaşanan olaylar bu konunun önemini gündeme getirmekle birlikte, piyasada bu gibi ihtiyaçları karşılayacak güvenlik çözümleri konusunda önemli bir boşluk vardı. Cyberoam CR10iNG’i bu boşluğu doldurmak üzere konumlandırdık. Cyberoam CR10iNG ile uzak ofislerdeki güvenliği şirketlerin genel merkeziyle kıyaslanacak bir ölçeğe taşımayı hedefliyoruz.”

Kurumsal şirketlerin ihtiyaçlarına özgü NG serisi üst sınıf Cyberoam UTM cihazlarında kullanılan CyberoamOS’ten güç alan CR10iNG, küçük işletmeleri ve ofisleri kurumsal nitelikte güvenlik çözümleriyle tanıştırmak için tasarlandı. Ürünün sunduğu güvenli bağlantı yeteneğiyle mobil çalışanlar şirket ağlarına ve uygulamalarına güvenle erişebiliyor. Ayrıca merkezi yönetim fonksiyonları sistem yöneticilerine büyük kolaylık sağlıyor.

Geniş bir coğrafyaya yayılan perakende, konaklama, finansal hizmetler, kamu ve sağlık kurumları gibi kuruluşlar, özellikle sahip oldukları verileri hedef alan saldırılara karşı korunmak ve mobil çalışanlarının verimliliğini artırmak için daha fazla güvenliğe ihtiyaç duyuyor. Cyberoam CR10iNG ile mobil çalışanlar şirket ağlarıyla IPSec veya SSL VPN üzerinden güvenli bağlantı kurabiliyor. Bu durum, özellikle iş gücünün önemli bir bölümünü uzaktan çalışanların oluşturduğu işletmelere büyük avantaj sağlıyor.

CR10iNG küçük şirketlerin daha büyük şirketlerle işbirliği yapmak için ihtiyaç duyduğu güvenlik standartlarına uyumluluğun sağlanmasına da yardımcı oluyor. Ayrıca sahip olduğu yüksek performansla yatırımın geleceğini garanti altına alıyor.

Cyberoam CR10iNG, beraberinde Cyberoam’ın öncülük ettiği Layer 8 güvenlik standardı, Cyberoam Central Console (CCC) merkezi yönetim konsolu, Cyberoam on-Cloud bulut tabanlı yönetim hizmetleri ve Cyberoam’a özgü açık kaynak kodlu kayıt ve raporlama çözümü iView ile birlikte geliyor.

Türkiye’nin 111 ilginç icadını görmek ister misiniz?

0

İstanbul dolayısıyla da Türkiye ilk kez bir Mini Maker Faire etkinliğine sahne olacak. “Maker Faire” Maker’ların şöleni, kutlaması, panayırı anlamına geliyor. Bol bol eğlence, acayip icatlar, işe yarayan ve hiç bir işe yaramayan acayip makineler, programlar, gösteriler İstanbullular’ın başını döndürmek üzere 12-13 Kasım’ı bekliyor.

“Maker” ise hobi amaçlı icat çıkaran, yeni bir şeyler bulan, yaptığını seven, bir şeyler araştıran, kendi kendine öğrenen, yaptığını ve öğrendiğini etrafıyla paylaşan kişiyi temsil ediyor. Yeni teknolojileri amacına uygun olan veya olmayan şekillerde kullanan, başkalaştıran, daha önce hiç yapılmamış işler yapan kişi… Yapılan işlerin çoğu tek olma özelliğini taşıyor ve bir daha o şekilde yapılmayacak. İcat çıkartanlar veya çıkartılan icatlara meraklılar bu etkinlikte bir araya gelecek.

Turkcell ev sahipliğinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Mini Maker Faire ile 111 ilginç proje-icat kamuoyuyla paylaşılacak. 150’den fazla maker, yani üretken ve yaratıcı insan çalışmalarını sergileyecek. Aynı zamanda iki gün boyunca maker kültürü üzerine bir konferans da düzenlenecek. Konuyla ilgili birbirinden değerli konuşmacılar, deneyimlerini ve görüşlerini paylaşacak.

İnovasyon, girişimcilik, üretimin demokratikleşmesi, yeni icatların çıkarılması, üretim önündeki engellerin kaldırılması, gençlerin güçlendirilmesi, üretimin yaygınlaştırılması gibi konular ilginizi çekiyorsa, bu etkinlikte olmak sizlere iyi gelecek.

Türkiye’deki maker hareketi uzun bir zamandır faaliyette… 20 Şubat 2014 tarihinde GelecekHane düşünce kuruluşu Endüstri 2.0 başlıklı bir konferans düzenledi. Bu konferansta endüstriyi etki eden maker hareketi de konuşuldu. ABD menşeli Maker Media şirketinin CEO’su Dale Dougherty bu etkinliğin açılış konuşmasını yaptı.

Konferans sonrasında Dale Dougherty liderliğinde, GelecekHane’nin koordinasyonu ile ve Halil Aksu’nun kişisel çabalarıyla, Türkiye’deki Maker Hareketi organize oldu. 20 Şubat 2014 tarihi için Maker Hareketi’nin Türkiye’deki organize başlangıç tarihi denilebilir. O tarihten beri İstanbul Maker camiası her ay düzenli olarak toplanıyor. Maker Faire düzenlenmesi de bu toplantıların sonucu olarak karşımızı çıkıyor.

Bu etkinlik kapsamında İstanbul’da öne çıkan Maker’lar ve maker mekanları ise; İskele 47, Atölye İstanbul, StudioX, 3Dörtgen, 3BFab, InfoTron / +90, Robotistan gibi gruplar ve kuruluşlar. Ayrıca Şişli Terakki ve ALKEV Liseleri de baştan beri bu harekete destek veriyor.

Sıradan kullanıcılar için büyük veri yazılımı

0

Bir görev petabytelarca veya daha fazla veriyi elden geçirerek fikirler, anomaliler veya işlenebilir verinin diğer uygun özlerini bulmayı içeriyorsa yazılımlar devreye girerek insanların yapamadığını yapabiliyor. Fakat yazılımlar aynı zamanda büyük veri stratejilerini yönlendiren insan uzmanlara olan bağımlılığı da azaltabilir mi?

Bu önemli bir sorun zira içlerinde iş analistliğinin, yapay zeka uzmanlığının ve veri mühendisliğinin bulunduğu karmaşık teknik yeteneklere sahip kişilerin sayısının tahmin edildiği şekilde azalması birkaç yıl içinde büyük verinin potansiyelini engelleyebilir. Öte yandan bu korkular özellikle teknolojik gelişmeler gelecekte veri uzmanlarının şirketlerin veri güdümlü planlarında önemini azaltabileceği, onları olmazsa olmazlar arasından çıkartabileceği için boşuna da çıkabilir.

Florida merkezli büyük veri güvenliği ve analitiği girişimi Red Lambda’nın yöneticileri karmaşıklığı git gide artan yazılım araçlarının büyük verinin karmaşıklığını azalttığını ve ortalama şirket kullanıcılarını büyük veriye daha erişebilir kıldığını söylüyor.

Red Lambda kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Bahram Yusefzadeh ve CEO Iain Kerr telefon üzerinden verdikleri bir röportajda veri uzmanlarının iş tanımının Red Lambda’nın ürününün de yaptığı gibi hareket eden uçsuz bucaksız veri akışları içinde güvenlik tehlikelerini bulmak için tasarlanmış akış analizi programları ile nasıl değişim gösterdiği üzerine yorumlarda bulundular.

Örnek olarak güvenlik tehlikeleri gibi anomalileri algılamak neredeyse anlık analiz gerektiriyor.

Yusefzadeh; “Red Lambda’nın çalıştığı bir dünyada güvenlik problemini çözmek ve anormal davranışları tespit etmek için veri uzmanlarına ihtiyacımız yok” diyor ve ekliyor; “Veri hareket halinde olduğundan bir veri uzmanının gelip incelemesi için vaktimiz yok. Böyle bir işi yapan kimse bulamayacaksınız.

Bir veri uzmanının gelmesi için zamanınız yok

Güvenlik problemlerini çözmenin samanlıkta iğne aramaya benzediğinin ancak farklı olarak çok kısa süre içinde yapılması gerektiğinin de altını çizen Yusefzadeh; “kötü adamlar o kadar zeki ve birçok şeyi o kadar kısa süre içinde yapıyorlar ki bir veri uzmanının gelmesi için zamanınız yok” diye konuştu.

Sürmekte olan geliştirmelerin kompleks teknolojileri ana akım kullanıcılara sunacağı kanısı elbette yeni bir düşünce değil. Fakat günümüzün karmaşık büyük veri yazılımlarını sorunsuz çalıştırmak için gereken veri uzmanlarının belirgin kıtlığı göz önüne alındığında analiz araçlarındaki geliştirmeler özellikle hoş karşılanıyor.

Kerr; “Şirketinizde veri uzmanına ihtiyacınız yok demiyoruz, bu kişilerin birçok var olma sebebi var” diye konuştu.

Fakat Kerr etkin olarak kurulan karmaşık yazılımların (Red Lambda’nın anomalileri gösteren güvenlik uygulamaları gibi) kontrol paneli stili görselleştirme araçları ile kurumsal kullanıcılara hızlı bir şekilde potansiyel tehlikelerin yerlerini kesin olarak saptamaları kabiliyeti kazandırabileceğini ekledi.

Elbette tüm şirketler büyük veriyi neredeyse anlık olarak analiz için kullanmıyorlar ve veri uzmanları aralarında mevzuata uygunluk ve hukuki analizin bulunduğu pek çok alanda önemli bir rol oynuyorlar.

Mesela Red Lambda büyük verisini bilgiyi satma, reklam getirme ve güvenlik tehditleri gibi zaman kısıtlaması olmayan daha pek çok kullanım için parçalayarak analiz etmek isteyen bir sosyal medya şirketi ile çalışmış.

Ek olarak “kiralıkveri uzmanı konseptinin yanıltıcı olduğunu, dışarıdan gelen bir kişinin paraşütle bir şirkete dalıp stratejisini ve verisinin alakasını anında çözmesinin imkansız olmasa bile çok zor olduğunu belirten Yusefzadeh; “Verinize bakarak ne yapmanız gerektiğini söyleyen veri uzmanlarına denk gelmenizin imkanı yok. ” diye konuştu. Onların yerine “şirketinizin hali hazırda içinde olan” yönetim, strateji ve pazarlama takımlarındaki insanlar size gerçek işlemeye uygun kavrayışı sunabilirler.

Bu yazının orjinali InformationWeek‘de yayınlanmıştır.

TechInside Analizi: Büyük veri tüm dünyada hızla yükselen bir konu ve ister küçük ister büyük bir şirket olun bu kavramdan uzak durmanız mümkün değil zira artık rekabetin kuralları anlık olarak gerçekleştirilen büyük veriye dayalı stratejilerden geçiyor. Bu noktada yayın danışmanımız M. Serdar Kuzuloğlu’nun sitemiz için kaleme aldığı Büyük veri büyük akıl ister başlıklı köşe yazısı en çok okunan yazılarımızdan birisi oldu. Büyük veriyi yönetmek teknik bir yatırımdan çok bir strateji ve akıllıca davranma yaklaşımı ile mümkün. Zaten Red Lambda’nın çözümü bu tespitimizi doğrular nitelikte.

Nitelik mi, nicelik mi?

1

Sosyal medya hayatımıza girmeden önce tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan sorusunun cevabı üzerine kafa patlatırdık. Hatta bu sorunun bir benzerini Macaristan seyahatim sırasında Macar rehberden öğrenmiştim. Macarlar mı Türk, Türkler mi Macar? Tabii işin latife tarafı ama yazının görselini bir sabah işe gelirken çekmiştim. Ayakkabımın fotoğrafını haber amaçlı kullanmak istemezdim ama oldu bir kere.

Görselde de göreceğiniz üzere artık sosyal ağlarda milyonlarca takipçi satın almak mümkün. Hatta bir gece Twitter’da yazıştığım bin küsur takipçili arkadaşımın ertesi sabah 60 bin takipçiyle güne başlamasını bile görmüş birisiyim. Ama bu takipçi, izleyici meselesini de yanlış anladığımızı düşündüğüm için attım bu başlığı.

Gerçek hayatta kompleksleri olan kişilerin takipçi satın aldığı gün gibi aşikar. Yine takipçi artırmak için çeşitli hile hurdalara başvuranlar ya da saatlerini buralarda geçirenleri de pek sağlıklı bulmuyorum. Ancak birilerinin takipçi sayılarına bakarak pazarlama yapanlar var ya hah işte onlar için çeşitli odunlar hazırlıyoruz ofiste, duyurusunu buradan yapmış olalım.

IMG_20141022_063723

Yalancının mumu yatsıya kadar…
Tabii ki bu bol takipçili hesaplara kanıp pazarlama aracı olarak kullananlar kampanya sonrasında karşılarına çıkan rakamları gördüklerinde bildiğiniz kalp krizi geçiriyor. Ama böylesine de bu yakışır demek için hiçbir engel göremiyorum önümüzde.

Başlığa gelecek olursak. Nitelik de nicelik de önemli kavramlar. Ben rakamdan çok içeriğe kafayı taktığım için biraz o tarafa meyilliyim. Ama bir de hem içeriği güçlü hem de takipçisi fazla olan dostlar var ki işte onlara şapka çıkartıyorum.

İyi bir hafta dileğiyle…

Yapay kaslar robotların geleceği olabilir

0

Robot kaslar günümüzde modern araştırmaların büyük bir bölümünü oluşturuyor ve sadece eklemleri güçlü bir şekilde hareket ettirmeyi değil verimli bir şekilde hareket ettirmeyi de amaçlıyor. Robot kaslara daha az enerji tükettirip yeterince güç ürettirerek daha hafif ve sıkı bir şekilde bizim kaslarımızın yaptığı işleri yaptırmaya ihtiyacımız var. Bu alanda problemi sınırdan bir adım ileri taşıyan gayet iyi gelişmeler var: eğer kabul edilebilir robot kasları yapabilmeye başlıyorsak o halde itmeleri ve çekmeleri için kabul edilebilir robot eklemleri de yapmalıyız.

Yeni bir Japon araştırması vücudumuzdaki eklemlerin çalışma prensiplerinden ilham alarak kültür ortamında üretilmiş kasları eklemlerin iki yanından çektirmek suretiyle ilk “zıt” robot eklemleri yaptı.

Ön kolunuzu üst kolunuz ile paralel hale getirmek için yukarı kaldırdığınızda kol kasınızı esas hareketi sağlamak için kullanırken pazu kasınızı rahatlatır ve dirseğinizin öteki tarafından uyguladığınız kuvvet ile gerersiniz. Ön kolunuzu geri çekerken ise bu işlemin tersi meydana gelir ve bir kası rahatlatırken zıttı ile etkileşime geçmenizi sağlayan nörolojik tetikleyiciler vardır. Bu ‘iki kaslı’ sistem sadece iki yöne birden hareket etmek için yüksek bir potansiyel enerji barındırmakla kalmaz aynı zamanda her birine sürekli büzüştürme uygulayarak kısa kalmalarını sağlar. Her bir kas her seferinde zıttı olan kası gerdiği için hiçbiri çok fazla kasılıp kullanılamaz hale gelmez.

Bu durum üretilen pek çok kas örneği için büyük bir problem teşkil ediyordu fakat omyrgalı canlıların kas yapısındaki zıt sistemi kullanan araştırmacılar her iki tarafa da kalıcı şekilde kasılmasını engelleyebildi. Yeni kasların eski teknolojilere göre 10 kat daha dayanıklı olması bekleniyor. Bu şekilde robotlar sadece daha uzun ömürlü olmakla kalmayacak, aynı zamanda bir objeyi uzun bir süre boyunca sıkı bir şekilde tutmak, kaslardan sadece bir kısmını oynatmak gibi kaçınmak zorunda kaldıkları şeyleri de yapabilecekler. Zıt dizayn bu tip sürekli kasılmaların uzun süreli aşındırma yapmasını engelliyor.

Araştırmada kültürlenmiş kas hücreleri elektriksel impulslar ile etkileşime geçmek üzere aktifleştirildi. Böylece bedenin nöronları aktif hale getirmek için kullandığı kimyasal sinyal yerine aktifleşmenin direkt başladığı gerçek bir şok geçirilmiş oldu. Gerçek biyolojik kaslar üzerlerinde kendilerini oluşturan hücrelerin küçük kasılmaları sayesinde kasılıyorlar. Her bir hücre sadece küçük bir alanda kasılabiliyor fakat milyonlarca kas hücresi bir araya geldiğinde bu küçük kasılmalar başlangıç ve bitişte eşit güç harcayan büyük güçlü hareketlere dönüşüyor. Tüm bunlar için de vücudun herhangi bir yerine tek bir motor veya uyarıcı koymak gerekmiyor – yapay kaslar üzerine yapılan modern araştırmaların bu özellikleri taklit etmeye yoğunlaşmasını anlamak kolay.

Bu bizi, geleceğin ev robotlarını metal veya plastik iskeleti belli bir hayvandan alınan veya sadece robotlara özgü üretilen kaslarla bağlanmış olacağını hayal etmeye zorluyor. Böyle bir durumda DNA kanıtı toplayıp robot genomu içerisindeki devlet tarafından yönetilen kimlik etiketlerini araştırarak hangi robotun suç işlediğini öğrenebiliriz.

Canlı dokunun büyük problemi ise onu beslemenin ve güç vermenin özel nem seviyeleri, farklı pek çok metabolit/vitamin ve tüm bunların işlemesi için bir çeşit dolaşım sistemi mekanizması gereklilikleri sebebiyle oldukça zor olması. Elbette pek çok robot her halükarda bir dolaşım sistemine ihtiyaç duyacak (sadece soğutma için bile olsa) ancak uzun süreli dayanıklılık için bu tip dolaşım sistemlerini en az sayıda tutmak gerekecek.

Yine de şu an içinde bulunduğumuz çağ ileride robotik alanı geliştiğinde geriye dönüp bakacağımız çağ olacak. Zıt birleşik eklemler veya grafen mikro uyarıcılar veya her ne olursa olsun geleceğin şekil bulmasını izlemek oldukça zevkli olacak.

Bu yazı ilk olarak Geek sitesinde yayınlanmıştır.

TechInside Analizi: Tarihin belli dönemlerinde teknolojik açıdan önemli dönüm noktaları yaşanıyor. Buhar makineleri, seri üretim, internet, nesnelerin interneti ve elbette bu haberimizde bahsedilen robotların geleceğinde devrim yapacak bir teknoloji. Bu teknolojilerden ne kadar erken haberdar olup, önemini kavrarsak, o denli hızlı üzerinde çalışmaya başlayarak bu devrimlerin bir parçası olabiliriz. Aksi takdirde takipçisi olmaktan kurtulamayacağız.

Firmalar için dijitalleşmenin ABC’si

0

Sektörü ucundan dahi takip ediyor bile olsanız defalarca duyduğunuza emin olduğum dijitalleşme kavramı hakkında bu kadar yazılıp çizilmesi -sosyal medyanın da etkisiyle- belki çok normal geliyor olabilir. Ancak okuduklarını uç uca getirip dijitalleşmeye karar vermiş firmaları genelde ya yarı yolda vazgeçmiş görüyorum, ya da daha yola çıkmadan pes etmiş oluyorlar. Bu durumun en önemli nedeni, belli bir strateji oluşturmamış olmaktan ve nereden başlanacağını bilmemekten kaynaklanıyor.

Aslında durum klasik yöntemden çok da farklı değil. Nasıl gelen müşterisini en iyi şekilde ağırlamak isteyen bir iş yeri sahibi, mağazasını en iyi şekilde dekore ediyor, mağazasının önünden geçen (potansiyel) müşterileri cezbetmek için vitrinini en çarpıcı ürünler ile donatmaya çalışıyorsa, dijitalleşmedeki ilk adım ise aynı şekilde mağazayı, yani web sitesini en iyi şekilde hazırlamaktan geçiyor.

Dijitalleşme faaliyetleri içinde yapılacak derya deniz iş var ancak ilk adımın doğru atılmaması genelde sonraki yapılan işleri de etkiliyor. Bu yüzden temeli sağlam atmak adına firmaların web sitesi konusuna çok ciddi önem vermeleri gerek.

Web siteleri projelerinde firmaların klasik beklentisi; tasarımın iyi olması, göze hoş gelmesi ve basitçe sorunsuz bir şekilde çalışması. Ancak iş sadece bu konularla kısıtlı değil.

Web sitesi yaptırırken öncelikle çalıştığınız ajans’a yeterli olacak bir brief hazırlamalısınız, bu brief’i hazırlarken hedef müşteri kitlenizden bahsederek, yapılacak tasarıma yön vermiş olursunuz. Ayrıca firmanız hakkında da detaylı bir sunum gerçekleştirerek firmanızın kurumsal karakteri konusunda bilgi verebilir, web sitenizin tamamen firma karakteriniz ile uyumlu olmasını sağlayabilirsiniz.

Web sitenizde kullanılacak fotoğraf, metin, ürün görselleri gibi bütün donelerin kaliteli ve özgün hazırlanmış olmasına dikkat etmelisiniz. Gerekirse bir içerik ajansından destek alarak, web sitenizdeki anlatımın orijinal ve dilin müşterilerinize hitab edecek şekilde hazırlanmasını sağlayabilirsiniz.

Sosyal medya artık dijitalin olmazsa olmazları arasında. Dijitalleşme faaliyetleriniz kapsamında ileriki adımlarda yapacağınız sosyal medya planlamaları ile örtüşecek şekilde, web sitenizde de sosyal medya entegrasyonları doğru bir şekilde yapılmış olmalı. Ayrıca hazırlatacağınız web sitesi üzerinden blog yayını da yapmalı, periyodik olarak sitenize veri (dolayısı ile ziyaretçi) akışı sağlamalısınız.

Kullanıcı deneyimi ilkelerinden faydalanmalısınız. Daha önceden bir internet siteniz var ise, buraya gelen ziyaretçi hareketlerini çeşitli araçlar ile analiz edebilir, yeni yaptıracağınız web sitesi tasarımını bu analiz sonuçlarına göre şekillendirebilirsiniz.

Web sitesi yayına girdikten sonra yapılması gereken, reklam bütçesi ayırıp bilinirliği artırmaktır. Tabi bunu yaparken sitenize gelecek dönüşleri inceleyebileceğiniz analiz araçlarından da faydalanmanız gerekiyor.

Tabi bu maddeleri detaylandırıp uzatmak mümkün, ancak işin özü şuna dayanıyor. Dijitalleşmek artık çağımızın kaçınılmaz gereksinimleri arasında sayılıyor, dolayısı ile bu süreci sancısız ve profesyonel bir şekilde geçirmek yine firma yetkililerinin elinde. Bu konuda yapacakları, yöneticilik becerilerini kullanmak, web sitesi projelerini teslim edecekleri doğru ajansı bulmak ve bu ajansla uyumlu bir şekilde çalışmak olacaktır.

Türkiye’de e-ticaret yüzde 30 arttı

0

Üye ağıyla Türkiye e-ticaret sektörünün yüzde 90’ını temsil eden Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD), Türkiye’de 2014 yılında e-ticaret sektörünün gösterdiği gelişmeyi değerlendirdi. ETİD üyelerinden elde edilen veriler, Türkiye’de internet kullananlar arasında e-ticareti tercih edenlerin sayısının hızla arttığını ve 2014’te e-ticarette yaklaşık yüzde 30 oranında bir büyüme yaşandığını ortaya koydu.

ETİD verilerine göre, 2013 sonu itibariyle e-ticaret hacmi 15,3 milyar TL’yi buldu. 2014’te internetten alışveriş yapanların sayısı 12 milyonu geçerken, e-ticaretin toplam perakende içindeki payı ise yüzde 1,7 oldu. E-ticarette en çok tercih edilen ürünlerin başında cep telefonu, tablet, bilgisayar ve televizyon gibi elektronik ürünler gelirken, bu ürünleri beyaz eşya, mobilya ve giyim ürünleri takip etti.

E-ticaretin en yaygın olduğu illerin başında, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana ve Antalya gibi büyük şehirler geldi. Öte yandan e-ticarete ilginin her geçen gün arttığı Anadolu’da, internetten alışverişin en yaygın olduğu iller arasında Kocaeli, Konya, Diyarbakır, Samsun, Muğla ve Erzurum yer aldı.

Taksit yasağı gelen cep telefonu tek çekim alışverişlerde en çok tercih edilen ürün olurken, diğer kategorilerde daha çok taksitli alışveriş tercih edildi. Alışverişlerin yaklaşık %40’ı tek çekim olarak yapılırken, %60’ı taksit ile gerçekleşti. Alışverişin tutarı arttıkça taksit sayısının da artması dikkat çekti.

ETİD Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Orhun, e-ticaretin yükselen bir trend olmasına karşın henüz istenen seviyede olmadığını belirterek şöyle konuştu: “Türkiye’de e-ticaret sektörü büyük bir potansiyele sahip. E-ticaretin beklenen seviyeye gelmesi için yıllık 100 milyon TL ciro yapan firma sayısını hızla arttırmamız lazım. Yeni oyuncuların sektöre girmesi ve mevcut oyuncuların büyümesi ile önümüzdeki 5 sene içinde toplam perakende içindeki payımızı %10’a çıkartmayı hedefliyoruz” dedi.

Kelle sayısının fayda getirisine oranı

1

O günü çok net hatırlıyorum; 1999 yılının Temmuz ayında e-posta kutuma bir gelmişti. Outlook Express’in hem haber sunucularına bağlanmak hem de e-posta alıp göndermek için kullanıldığı, kısacası kral olduğu, günlerdi. Şimdi Dünya Gazetesinde BT Yayınlar Grubu Direktörü Murat Yıldız (Abi) bana GamePro dergisinde köşe yazmakla ilgilenip ilgilenmeyeceğimi soruyordu. Böylelikle biraz uç bir noktada, akademik eğitimini almadığım, kariyer anlamında basamaklarını teker teker tırmanmadığım medya dünyasında kendimi köşe yazarı olarak buldum.

İlk köşe yazımdan bu güne aradan 15 sene geçti. Köprünün altından çok sular aktı, hatta kimi zaman biz köprünün altına girdik köprünün üstünden, genellikle insan olmak üzere, çok canlılar geçti. Pek çok gazeteci büyüğümüz ile kıyaslanamaz ama özellikle son beş yıl içinde yüzlerce yurt içi ve dışı seyahat yaptım, belki sayısı bine yakın basın etkinliğine katıldım. Tüm bunların sonucunda bir gazeteci için önemli pek çok şey öğrendim. Bunlardan bir biri ile alakalı olan ikisi için de iki ders çıkardım.

people-conference

Birinci Ders: Pek çok basın etkinliğinde önemli olan kelle sayısıdır.

Hangi gazetecinin o etkinliğe katıldığı, ne kadar değer ürettiği, görüşmede masaya koyduğu veya salonda sorduğu soru (eğer ilgili kurumun canını acıtmayacaksa) hiç önemli değildir. Günün sonunda gazeteci istatistik tablosunda bir rakamdan ibarettir. (Bu kadar basit değil tabi işin makyajı her zaman olur)

İkinci Ders: Gazetecinin önceliği her zaman fayda getirisi olmalıdır.

Katıldığımız etkinlikler için asla geri dönüşü olmayan bir kaynak harcıyoruz; Zaman. Genellikle medya kuruluşları ve gazetecilerin beklentileri her ne kadar maddi olarak ölçülüyor algısı oluşsa da benim için bu yatırımın geri dönüşü sadece maddi değil fayda odaklıdır. Eğer ülkemiz, milletimiz, dünya ve insanlık için fayda ürettiğine inandığım bir etkinliğe katılmışsam ne kadar zaman ve maddi kaynak harcadığım kesinlikle hesabını yapmamak gerektiğini düşünüyorum. Öte yandan kimi zaman bu fayda kişisel olarak kazandığım bir deneyim, düşünce ufkumda bir bakış açısı da olabilir.

pen-and-note

Bir gazetecinin üretkenliğini belirleyen şey yukarıda belirttiğim iki dersin bir birine oranı olarak yorumlanabilir. Kelle Sayısını, Fayda Getirisine böldüğünüz zaman eğer çıkan oran birden küçükse (hatta arzu edilen sıfıra doğru yaklaşmasıdır) gazeteci üretebiliyor ve kazanıyor (kazandırıyor) demektir. Aksi takdirde maalesef boşa harcanmış bir basın kariyeri (kişisel hayat) karşımıza çıkıyor.

Bir gazeteci olarak yıllar içinde hangi toplantı ve davetlerin “kelle sayısı” odaklı olduğunu ve hangilerinin “fayda getirisi” sağladığını tecrübe ile öğreniyorsunuz. Buradaki kayıpları da bu işin yatırım sermayesi olarak görmek lazım. Ancak üzücü bir nokta var. Cirosu yüz milyon doların üstünde olan, Türkiye’deki bütün büyük işletmelerin altyapısında imzası bulunan firmaların bile zaman zaman bu kadar basit kavramları yönetmekten aciz kaldığını görüyoruz. Hemen insanın aklına Cem Yılmaz’ın yıllar önce Telsim için çektiği reklam filmi geliyor.

Üçüncü Ders: Bunları çok yüksek sesle söylememek lazım.

Bir saniye iki ders demiştik değil mi? Üçüncüsü de bonus olsun malum günümüzde puan, mil kazandırmayan kredi kartı bile makbul değilken bonusu olmayan köşe yazısından medet beklememek lazım. Yukarıdaki tespitleri paylaştığımız zaman bazı dostlarımız (hem PR hem şirket tarafında) alınıp küsebiliyor. Bizim maharetimiz biraz da dostları küstürmemek üzerine kurulu zaten.

Burada suçu hiç kimseye yüklememeliyiz, bu hataya çok düşüyoruz. Esas büyük görev biz gazetecilerin üstünde olmalı. Eğer kendimizi kesrin üstünde konumlandırmaktan hoşlanıyorsak geriye yapacak bir şey kalmıyor. TechInside Genel Yayın Yönetmeni olarak bu yönde aldığım bazı kişisel kararları hep birlikte göreceğiz. Çok popüler bir söz ile yazımıza son verelim; Bizi izlemeye devam edin.

Ölçeklenebilir eğitim yatırımcıların odağında

0

KnowRe‘nin eski yatırımcılardan olan Softbank Ventures Korea tarafından başı çekilen yatırıma KTB Network Partners Fund, Partners Investment ve SparkLabs Global Ventures da eşlik ederek lise öğrencileri için ölçeklenebilir matematik dersleri sunan internet sitesine 6,8 milyon dolar daha yatırım yapıldı.

KnowRe kurucu ortağı ve CEO ortağı David Joo yaptığı açıklamada aldıkları Seri A yatırımı hakkında “ABD’de dağıtımımızın okullardan gelen güçlü talep ile birlikte genişlemesine yardımcı olurken ABD, Kore ve diğer Asya pazarları için ürün geliştirmeleri yapabilmemize ve tekliflerimizin artmasında rol oynayacak” diye konuştu.

KnowRe TechCrunch sitesinde ilk defa 2013 yılında uyarlanabilen öğrenme platformu için SoftBank Ventures Korea’dan 1,4 milyon dolar yatırım aldığında listelenmişti. Sitenin teknolojisi öğrenme hızına göre her öğrencinin derslerini kişiselleştiriyor. Platform öğretmenler için ödevlerde kullanılmak üzere veya eğitmenler için ders sırasında kullanılmak üzere tasarlanmış.

Web sitesi düzinelerce orta okul ve lisede bir senelik pilot programının ardından resmi olarak bu yılın başlarında yayınlandı. New York City Department of Education’un 2013 App Gap Challange’ının kazananı oldu ve “en iyi eğitici program” ödülüne layık görüldü. Yakın zamanda da Robin Hood College Success Prize’da yarı finale kaldı.

knowre-class

Neden ölçeklenebilir eğitim sistemleri yatırımcıların ilgisini çekiyor?

Yüzlerce yıldır eğitim sistemi temel bir esas üzerine kurulu. Tek bir sınıf, belli sayıda öğrenci, hepsine aynı içeriği aktaran bir eğitmen. Tüm öğrencilere yapılan ortak bir sınav ve beklenen belli bir seviyedeki başarı sonucu. Oysa tüm öğrencilerin yapısı, ailesi, ortamı, kapasitesi bir birinden farklı. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte eğitim sisteminde kullandığımız araçlarda gelişmeler yaşanmış olmasına rağmen eğitim sisteminin temelleri aynı kalmaya devam etti.

Ölçeklenebilir eğitim sistemleri ise öğrencilerin öğrenme süreçlerini analiz ederek içerikleri öğrencilere uygun şekilde sunabiliyor. Bu tarz yapılar milyonlarca öğrenciye aynı içeriği mümkün olan en mükemmel ve elbette farklı şekillerde ulaştırmak için kullanılabiliyor. Eğitimin yeniden şekillendiği bu yapıların ekonomik büyüklüğü devasa bir potansiyel sunuyor.

Türkiye açısından ne anlama geliyor?

Ülkemizde 17 milyondan fazla öğrencimiz var. Bu öğrencilere tablet dağıtılmasına yönelik F@tih projesi çok uzun süredir gündemde. Öte yandan cihaz dağıtımı bu sürecin sadece tek yönlü bir parçası olabilir. Ölçeklenebilir eğitim sistemleri ile 17 milyon öğrencimizin kendileri için en verimli eğitimi almasını sağlayabilir ve tüm öğrencilerimizi ilgi gösterdikleri alanlarda en mükemmel şekilde eğitebiliriz.

Nesnelerin İnterneti’ne hazır mısınız?

1

Mobil, sosyal, bulut, analitik ve internete bağlı cihazların (“nesnelerin”) mükemmel dijital fırtınası şirketleri, devletleri ve tüketicileri korkutucu bir hızla değiştiriyor. Bunun toplumsal etkileri nesiller boyunca hissedilecek ve bize göre şirketler bundan faydalanarak veya görmezden gelerek kendi kaderlerini yazacaklar.

Fakat bu muhteşem potansiyelden faydalanmak için insanlar ve “nesneler” arasında işbirliği ve uyum gerekli. İşte sebebi.

Dijitalleşme sürecinde zengin sensor yeteneklerine sahip akıllı telefonlardan evdeki robotlara, üretim fabrikalarına ve şirketlerine kadar pek çok şeyin dahil olduğu “nesneler” bir güç gösterisi haline geliyor. The Economist tarafından 2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre şirketlerin dörtte üçü nesnelerin interneti ile ilgileniyor ve yüzde 96 gibi sarsıcı çoğunlukta bir kısmı da sonraki üç sene içerisinde bu konsepti kendi yapılarına dahil etmeyi planlıyor.

Nesnelerin interneti evlerinin, arabalarının (telematiklerin), şehirlerinin, sağlık hizmetlerinin ve üretiminin yayılmasıyla birlikte Nesneleri daha iyi yapmak için artık devasa fırsatlar var.

İşte şirketlerin operasyonlarını nesnelerin internetini kullanarak değiştirebilmelerinin üç anahtar yolu:

  1. Odağı teknolojiden süreçlere çevirin

digital-process

Nesnelerinin internetinin gerçek dijital dönüşümü dijital süreçler ile olacak. Nesnelerin internetini “Her şeyin İnterneti” olarak karakterize eden Cisco insanların, verinin ve süreçlerin esas bileşenler olduğuna inanıyor. Süreçlerin uç uca dijitalleştirilmesi nesnelerin internetinin başarısı için anahtar bir gereksinim. Peki süreçler ile neyi kastediyoruz? Bir sürecin (a) girdileri, (b) görevlerinin icrası ve (c) görevlerinin tamamlanmasının ardından çıkan iş sonucu vardır.

Özerk veya yarı-özerk Nesneler iş süreçlerinde aktif katılımcılar haline geliyor

Geleneksel olarak süreç otomasyonu insanlar, iş ortakları veya kurumsal uygulamalar etrafında koordine edilirdi. Bu tabiat nesnelerin yükselişi ile değişiyor. Örnek olarak “yoğun bir havalimanında bir uçağın inişi ve kalkışının koordinasyonu” gibi karmaşık ve dijital süreci ele alın. İşin sonucu zamanında yapılan bir kalkıştır. Bunda pay sahibi olanlar arasında havalimanı çalışanlarının (bagaj, yakıt doldurma, yemek) yanında alıcı verisi sorgulanabilen veya işlem yaptırılabilen Nesneler de bulunuyor. Özerk veya yarı-özerk Nesneler iş süreçlerinde aktif katılımcılar haline geliyor.

Yani giderek artan dijital kuruluşlarda bilgi işlem departmanları sadece Nesneler için teknoloji altyapısını değil, aynı zamanda Nesneleri iş sonuçlarının parçası haline getiren iş süreci otomasyon platformlarını da sunmak zorunda. Nesnenin görevi bir alıcı verisi ile cevap vermek kadar basit (örnek: kabin sıcaklığı nedir?) veya hızlı hareket eden bir fırtınanın etrafından nasıl dolaşılacağının cevabının bulunması gibi karmaşık olabilir.

  1. Kriz olaylarını idare etmek ve değişimi dijitalleştirmek

resqu-uav-2

Bu Nesneli süreçler nasıl açığa çıkıyor? Yukarıdaki havalimanı örneği insanlar ve Nesnelerin koordine olduğu “sorunsuz bir yol” örneğini veriyor. Fakat Nesneler için en yaygın kullanım senaryolarından biri bir kriz olayını algılamak (Nesnelerin interneti sensorlarının yardımıyla) ve sonra uç uca dijitalleştirilmiş bir süreci krize cevap vermesi için aktifleştirmektir. Bu bir araç kazası, kazan patlaması, güvenlik alarmı veya yüksek kan basıncı olduğunda gerçekleşir. Nesne olayı özerk olarak algılar ve ya direk olarak ya da bir aracı katman yardımıyla olağan dışı durum sürecini aktif eder. Bu da tipik olarak bir izleme ofisi ve probleme cevap vermek ve çözmek için saha elemanlarını barındırır.

  1. Nesne verisi analizleri

big-data-buyuk-veri

Genellikle bir süreci başlatan şey sadece tek bir olay değildir. Büyük veri en sonunda “Nesne verisi” haline gelecektir. Bağlı evlerimiz, bağlı şehirlerimiz ve endüstrilerimiz (elektrik santralleri gibi) aracılığıyla Nesneler muazzam miktarda veri üretiyor. İnsanlar ve nesnelerin dahil olduğu özerk süreçlerde ele alınmak üzere alıcı verisi yayınlarına veri görselleştirme ve analizi uygulanabilir. Altyapısında yüzbinlerce alıcı olabilecek olan bir bağlı şehirde bu teknik ulaşıma, kirlilik algılamaya veya enerji nakil hatları şebekesine uygulanabilir.

Örnek olarak bir bağlı şehir uygulamasında birden çok alıcı havadaki ve sudaki kirliliği ölçüyor olabilir. Sonra eğer belli bir zaman aralığında Nesne verisinin analizinde kritik seviyelerin aşıldığı sonucuna ulaşılırsa olağan dışı durum ele alma süreçleri başlar. İkinci maddede anlattığımızdan farklı olarak burada olağan dışı durum birden çok kaynaktan saptanarak analiz edilir ve tipik olarak tek bir olay yerine bir zaman periyodunda gerçekleşir. Her ikisi de dijitalleştirişmiş özerk bir süreç yardımıyla bir olay ele alınmasında önemli kullanım senaryolarıdır.

Bazıları bir kandırmaca olduğu için görmezden gelse de Nesnelerin internetinin her tarafa yayılma durumu su götürmez bir gerçektir. Tahminler 2020 yılına kadar 25 milyar ile 1 trilyon arasında bağlı Nesne bulunacağını göstermektedir. Bunların hepsi insanlar ve şirketlerdeki uygulamalar ile iş süreçleri yardımıyla koordine edilmelidir. Ne de olsa tecrit edilmiş şeylerin az değeri bulunur.

Apple gerçeklerinden çıkartılması gereken ders

8

iPhone’un popülaritesi Apple’ı diğer PC tabanlı bilgisyar üreticileri ile mücadele eden zayıf bir şirket olmaktan inanılmaz bir hızla kurtararak piyasadaki tartışmasız en başarılı tüketici elektroniği şirketi haline getirdi.

Apple’ın ne kadar büyük olduğunun altını çizmek için şirket hakkında aklınızı kaybetmenize sebep olacak bazı gerçekleri derledik:

– Apple’ın son çeyrekteki geliri 42,1 milyar dolardı. Bu değer Türkmenistan’ın ekonomisinden daha büyük.

– Apple’ın elinde 155 milyar dolar nakit bulunuyor. Bu para 316 milyon nüfuslu Amerika’da herkese eşit pay düşecek şekilde paylaştırıldığında kişi başına 490 dolar düşüyor.

– Bu nakit miktarı ile aynı zamanda 22.384 adet Gulfstream G650 alınıp üzerine yakıt için biraz para da arttırılabiliyor.

gulfstream6501

– Apple geçtiğimiz çeyrekte 5,52 milyon adet Mac sattı. Bunları dağıtıyor olsaydı Ankara ve Giresun’da oturan herkesi kişisel bilgisayar sahibi yapabilirdi.

– Apple geçtiğimiz çeyrekte 39,3 milyon adet iPhone sattı. Bu sayı Kanada’nın nüfusundan fazla.

– Apple milli bir ekonomi olsaydı Belçika ve Venezuela arasında dünyanın en büyük 27. ekonomisi olurdu.

– Apple’ın 2014 mali yılındaki geliri olan 39,4 milyar dolar ile Snapchat 3 kereden fazla satın alınabilir.

– Apple ile kendisinden bir sonraki en değerli şirket olan ExxonMobile arasındaki değer farkı olan yaklaşık 221 milyar dolar ile Lockheed Martin’den tanesi 138 milyon dolara 1601 adet F-22 savaş uçağı alınabilir.

Hickam's total force integration

– Apple geçtiğimiz 12 ayda tam 243 milyon adet iOS cihazı sattı. Yani Amerika’nın nüfusunun yüzde 77’sine birer adet cihaz düşerken her Kuzey Koreliye 10 adet cihaz düşüyor.

– Apple geçtiğimiz çeyrekte çalışan başına 258 adet olmak üzere 12,9 milyon adet iPad sattı.

– Apple’ın önümüzdeki iki yılda yaklaşık 30 milyon civarı Apple Watch satması bekleniyor. Her bir saati en az 350 dolardan satacağını varsaydığımızda şirket toplam 10,5 milyar dolarlık bir gelir elde edebiliyor ve bu sayı da Nikaragua ekonomisinin büyüklüğüne neredeyse eşit.

– Başka bir açıdan baktığımızda ise Apple Watch’ın gelirlerinin 2016 yılının sonuna kadar Roman Abromovich’in “Eclipse” yatını 433 kereden fazla satın almaya yeteceği söylenebilir.

roman-abramovich-eclipse-yacht

Bu rakamlar Türkiye için ne anlama geliyor?

“Teknoloji, Tasarım ve Pazarlama” Bunlar ticari başarıya giden yolda mutlaka kullanılması gereken üç temel bileşen haline dönüştü. Ülkemizde tasarım ve pazarlama konusunda başarılı kaynaklara ve şirketlere sahibiz ancak bunu teknoloji alanında da sağlamamız gerekiyor. Bunu başarmak için en değerli doğal kaynak olan genç bir nüfusa sahibiz ancak bunu doğru eğitim ve yönlendirme ile işlememiz gerekiyor. Apple gibi firmalar durdukları yerde, sadece Steve Jobs veya Steve Wozniak gibi isimlerin bir araya gelmesi ile oluşmuyor. Dünyanın en değerli tohumunu doğru toprağa ekip, doğru şekilde bakmadığınız takdirde filizlenmesi mümkün değildir. Türkiye’nin sorunu kaynaklarda değil maalesef onları nasıl kullandığımız ile alakalı. Apple’ın başarısından bu dersi çıkarmalı ve hem politik, hem siyasi, hem de eğitim açısından stratejilerimizi belirlemeliyiz.

Teknolojinin Aşil topuğu: Elektrik

3

2012 yılında 104 milyar dolar değerlemeyle tarihe geçen bir halka arza imza atan Facebook tatminden muaf yatırımcılarını oyalamak için 3 ayda bir ortaya rakamlar döküp saçıyor. Bu sayede onun sadece bir site değil; şirket olarak da nasıl çalıştığı hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Ama şahsen en merak ettiğim soruların cevaplarına bu şekilde ulaşamıyorum. Her ay elektriğe ödediği bedel gibi.

Bilişim dünyasının perde arkasına aşina değilseniz enerji konusu aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat asla küçümsenecek, ayrıntı olarak görülebilecek bir başlık değil. Örneğin 2008’de aylık 1 milyon dolara fırlayan elektrik faturasının altından kalkabilmek için bizzat Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg Dubai’de yatırım peşinde koşuyordu (aynı dönemde internet erişim maliyeti bunun yarısıydı).

Greenpeace 2011’de yayınladığı raporda bilişim şirketlerinin dev veri merkezlerinin kaynak tüketimi ve doğal yaşamın yok olmasında büyük pay sahibi olduğunu iddia etmişti (ve hemen ardından Facebook Greenpeace ile daha temiz enerji kaynakları üstünde çalışma sözü vermişti).

Bir diğer büyük oyuncu Google, muazzam boyuttaki enerji ihtiyacını kampüs ve veri merkezlerinin tepesini kaplayan güneş panellerinden karşılamayı tercih ediyor. Bu çabası sonunda dünyanın en büyük güneş enerji tarlalarından birinin sahibi konumuna geldi. Yetmedi; evlerin çatılarının da benzer şekilde enerji üretimine katılması için bir girişim başlattı.

Dünyanın hemen her sektörünün bir ucundan bağlı olduğu ve yokluğunda ne olabileceğini dahi tam olarak hayal edemediğimiz internetin elektriğe bu kadar bağlı olduğunu düşünmek size de endişe verici gelmiyor mu? Sonuçta üretiminde ağırlıklı olarak kömür gibi çevreyi kirleten, barajlar gibi doğanın dengesine meydan okuyan ya da nükleer santraller gibi her an bir faciayı tetikleyebilecek bir nimete sırtımızı dayadığımız bir kaynaktan söz ediyoruz.

Elektrik kesintisi = gelir kesintisi

Kesintisiz hizmet her birey ve şirket için hayati önem taşıyor. Popüler sosyal ağlardan biri su kaynattığı an diğerinde isyan sesleri yükseliyor. Bu nasıl bir ayaklanma yaşatıyorsa Los Angeles Şerifi yaşanan Facebook kesintilerinde kullanıcıların telefona sarılıp kendilerini meşgul etmemeleri konusunda ricada bulundu.

Elbette bu aksaklıklar sadece eşin dostun paylaşımlarının derdine düşen kullanıcıların başını ağrıtmıyor. Bilançolarındaki gelir rakamlarından yola çıkarak kabaca bir hesap yaptığımızda anlıyoruz ki bizzat Facebook kendi sitesinin çalışmadığı her dakika 24 bin 420 dolar kaybediyor!

Facebook, Twitter gibi dev ve popüler örnekler bu tip yazılar için her zaman en lezzetli malzemeyi veriyor ama gündelik hayatta karşılaştığımız kesintilerin sıkıntısını da küçümsemek mümkün değil (devlet dairelerindeki ‘sistem gitti’ kelimesinin ıstırabını ancak yaşayan, çeken bilir).

Cihaz dolarken cepler boşalır

Bireysel teknolojilerin yarattığı yeni nesil sıkıntılar da cabası. Şarjı biten mobil cihaz çoğumuz için yaşam enerjisinin bitmesine denk. Şarj kablosu taşımak cüzdan taşımaktan daha yaygın bir kültürel kod artık. Priz bulamama stresi dev bir taşınabilir şarj cihazı sektörünü doğurdu. Telefon üreticileriyse bütün bunlara rağmen hala daha ince cihaz yarışında (heyse ki Motorola Droid Turbo gibi umut verici örnekler de yok değil).

Verimsiz pil teknolojisinin beslediği ‘şarj bağımlılğının’ yan etkisiyse israf ettiği enerji. Gün ya da gece boyu şarjda kalan cihazlar ne yazık ki hiç de azımsanmayacak derecede elektriği havaya savuruyor.

Endüstriyel verilere göre telefonlarımız şarj olurken (ortalama) 3,69 Watt, şarj olduktan sonra fişe takılı kalırsa 2,24 Watt elektrik harcıyor. 8 saatlik -ideal- uyku süresini şarjda kalan tahmini cihaz sayısıyla çarpınca israfın ürpertici boyutu daha iyi ortaya çıkıyor.

Kickstarter’da fonladığım Vampire Proof adlı bir proje bunu basit bir anahtarlı fiş sistemiyle çözüyor. Cihaz tamamen şarj olduğunda elektriği donanımsal olarak kesen son derece basit fakat etkili bir yöntemi temel alıyor. Sektörel bir standart haline gelmesini umarım (Fonladığım benzer bir diğe rprojeyse enerjiyi cihaza göre optimize ederek şarj süresini %92 oranında kısaltan Legion Meter).

Varlığına bunca bağımlı olduğumuz enerjiyi bunca hoyrat kullanmamız yaptığımız israfı görememek ve kaynakların sınırsız olduğuna yönelik bir yanılgıya sahip olmaktan başka bir şekilde açıklanamaz.

Sorumluluğu kişi ve kurumlar arasında sektirmektense hepimiz, her şapkamızla çaba göstermek ve daha iyisini talep etmek için bir şeyler yapmalıyız.

TechInside Podcast – Bölüm 13

0

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/174697930″ params=”auto_play=false&hide_related=true&show_comments=false&show_user=true&show_reposts=false&visual=false” width=”100%” height=”100″ iframe=”true” /]

Bu hafta ele aldığımız başlıklar;

Mobil cihazlarda şarj sorunu bitebilir
Fiber teknolojisinde akıl almaz bir rekor kırıldı
– Amerikan halkı devletten çok şirketlerden korkuyor
Illumio 42,5 milyon dolar yatırımı nasıl aldı?
Web sitenizde mutlaka yapmanız gereken üç şey

iTunes üzerinde Podcast yayınlarımıza buradan abone olabilirsiniz.

Twitter ve IBM’den küresel ortaklık

0

Twitter ve IBM bugün gerçekleştirdikleri duyuru ile işletmelerin ve kuruluşların, müşterilerini, pazarları ve eğilimleri anlamaları konusunda dönüşüm sağlayacak ve tüm iş kararlarını etkileyecek bir oluşuma imza attıklarını açıkladılar. Bu ortaklık, tüm dünyada milyonlarca insanın yaşama, kurumlara, ürünlere ve hizmetlere dair görüşlerini temsil eden Twitter verileriyle, IBM’in sektörde lider bulut tabanlı analitik, müşteri katılımı platformları ve danışmanlık hizmetlerini bir araya getiriyor.

İş birliği kapsamında IBM, Twitter verilerini sunmayı ve uygulama geliştiricilerin uygulamalara veri hizmetlerini dâhil etmelerini sağlayan bulut tabanlı bir veri arıtma hizmeti sunmayı planlıyor. Bu sayede girişimciler ve yazılım geliştiricileri de IBM’in Watson Developer Cloud ya da IBM Bluemix (hizmet olarak sunulan platform) ile oluşturdukları yeni bulut hizmetleriyle Twitter verilerini bütünleştirebilecek.

IBM ve Twitter sektörler ve uzmanlık alanlarında uygulanan kurumsal kararları almaya ve geliştirmeye yardımcı olacak bir dizi kurumsal uygulama geliştirecek. İlk ortak çözüm, Twitter verileriyle IBM ExperienceOne müşteri bağlantısı çözümlerini bütünleştirerek satış, pazarlama ve müşteri hizmetleri uzmanlarının, müşterileri ile olan ilişkilerini daha iyi yönetmelerini ve katılım seviyelerini yükseltmek için algı ve davranışları eşleştirmelerini sağlıyor.

 Kurumlara veri yoğun beceriler kazandıran IBM Global Business Services uzmanları, işletme genelinde müşteriler için danışmanlık hizmetlerini geliştirmek amacıyla Twitter verilerine erişebilecek. Bunun yanı sıra IBM ve Twitter; bankacılık, tüketim ürünleri, perakende, seyahat ve ulaşım gibi bazı sektörler için benzersiz çözümler geliştirmek için de iş birliği yapacak. Ortaklık, sektörün tek bütünleştirilmiş Strateji ve Analitik uygulaması ve dünyanın en büyük dijital ajansı IBM Interactive Intelligence’dan danışmanlar da dahil olmak üzere on binlerce IBM Global Business Services danışmanının ve uygulama uzmanının becerilerinden yararlanacak.

Sektörler ve uzmanlık alanlarındaki iş kararlarını geliştirmek amacıyla yeni çözümlerin hayata geçirilmesi sonucunda IBM ve Twitter, mevcut kurumsal veri akışlarını zenginleştirerek iş kararlarını iyileştirecek. Örneğin, kurumsal verilerle sosyal verilerin bütünleştirilmesi uzun vadeli eğilimlerin tahmin edilmesiyle yeni ürünlerin geliştirilmesine katkıda bulunacak; ya da hava durumları gibi gerçek zamanlı değişimlere dayalı olarak gerçek zamanlı karar verme süreçlerini iyileştirecek.

Büyük veri ve analitik danışmanlığı ve teknoloji uzmanlığı alanında dünyanın en derin portföyün sahip olan IBM’in bu alandaki yetkinliği 40 binden fazla veri ve analitik müşterisi ile olan ilişkilerine dayanıyor. Bu analitik portföyü bir yandan Ar-Ge süreçleri, çözümler, yazılım ve donanımları birbirine bağlarken diğer yandan da 15 binden fazla analitik danışmanı, 4 binden fazla analitik patenti, 6 binden fazla endüstri çözüm ortağı ve müşterilerine kurumlarını dönüştürme sürecinde büyük veri kullanımı konusunda destek olan 400’den fazla IBM matematikçisini içeriyor.