Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1799

BlackBerry kurtarılabilir mi?

0

2006 yılında akıllı telefon pazarının yüzde 50’sine hakim olan BlackBerry’nin bu gün aynı pazardaki payının esamesi bile okunmuyor. Peki, BlackBerry kurtarılabilir mi? Bu sorunun amacı aslında BlackBerry’yi kurtarmaktan ziyade yok olmaya doğru ilerleyen bir teknoloji şirketinden çıkartılabilecek yönetim dersi olarak ele alınabilir. Nedir bu dersler?

1- BlackBerry uygulamaları iOS ve Android platformuna taşınmalı

Bu gün iOS ve Android mağazalarında arama yaptığınızda karşınıza çıkan tek BlackBerry uygulaması maalesef eski günlerini kaybetmiş olan BlackBerry Messenger (BBM). Oysa BlackBerry kendi cihazları üzerinde çalışan pek çok başarılı diğer uygulamaya sahipti. Bu uygulamaları farklı platformlara taşımak BlackBerry markasının bilinirliği için fayda sağlayabilir.

2- Tekrardan iş odaklı mesajlaşma cihazlarına odaklanmak

Güvenli, kolay kullanılabilen ve ucuz fiyata sahip mesajlaşma odaklı cihazlar modern telefonların kabiliyetleri yanında kulağa basit gelebilir. Ancak bu tarz cihazlar pek çok şirketin çalışanlarına vermek isteyebileceği türden bir çözüm sağlayacaktır. BlackBerry geçmişte başarılı olduğu noktayı tekrardan paketleyip, doğru fiyat ile pazara sunabilir.

3- BBM’i ihmal etmemeli

BlackBerry Messenger iOS ve Android platformlarında bulabileceğiniz tek BlackBerry uygulaması. İş dünyasının kesinlikle animasyonlu etiketlere, cicili bicili görsellere ve aile fotoğrafları paylaşmaya ihtiyacı yok. Güvenilir, hızlı ve kolay bir mesajlaşma platformu olan BBM yeniden küllerinden doğabilir. BBM’i popüler mesaj uygulamaları ile yarıştırmak yerine BlackBerry’nin iş odaklı şekilde geliştirmeye devam etmesi gerekiyor.

4- BlackBerry Enterprise Server’i geliştirmek

Kim ne derse desin BES iş dünyası için mükemmel bir mobil cihaz yönetim platformuydu. Her ne kadar BlackBerry BES’i geliştirmeye devam ettiyse de bu noktadaki yenilikçiliği kaybetti. Tekrardan bu sahaya dönmesi, odaklanması ve BES’i tüm cihazları yönetecek bir bulut servisi olarak konumlandırması ona bir şans tanıyabilir.

5- Güvenlik, Güvenlik ve Güvenlik

BlackBerry’nin en güçlü yönü güvenlik altyapısıydı ve özellikle son iki yıldır uluslararası güvenlik skandallarından sonra BlackBerry tekrardan bu alandaki üstünlüğünü dile getirip kendini ön plana çıkartabilir.

Veya…

BlackBerry bu güne kadar kaybettiği iyi mühendisleri, son CEO’sunun talihsiz açıklamaları ve ümidini kaybetmiş olmaktan dolayı birilerinin kendisini satın almasını beklemeye karar vermiş olabilir.

Ne olacak bu e-ticaretin hali?

0

Kaspersky Lab ve B2B International tarafından Türkiye’nin de dahil olduğu ülkelerde gerçekleştirilen ankete göre, dünya genelindeki internet kullanıcılarının yüzde 49’uevrimiçi alışveriş yaparken ya da para transferi gerçekleştirirken kendilerini güvende hissetmediklerini söyledi. Türkiye’de kullanıcıların yüzde 56’sı ise siber dolandırıcılığa karşı korunduklarını bilseler çevrimiçi ödeme sistemlerini daha sık kullanacaklarını belirtti. Kullanıcıların bu tutumları göz önüne alındığında, tüketicilerin çevrimiçi ödeme hizmeti sağlayıcılarının güvenlik uygulamalarına güvenmedikleri ortaya çıkıyor.

Anket sonuçları, Türkiye’de kullanıcıların yüzde 58’inin internette karşılaşabilecekleri finansal dolandırıcılıktan korktuklarını gösteriyor, Avrupa genelinde bu oran yüzde 62. Sonuçlar ayrıca müşterilerin bu konudaki başka birçok çekincesini de ortaya çıkarttı. Örneğin, Avrupa’da çevrimiçi ödeme yapan kullanıcıların yüzde 34’ü finans şirketleri tarafından sunulan resmi mobil uygulamaların dahi güvenliği sağlamak için daha fazla koruma gerektirdiğine inanıyor, Türkiye’de bu oran ise daha yüksek, yüzde 54. Ayrıca, Türkiye’de kullanıcıların yüzde 49’u finansal bir işlemi güvenlik tedbirlerinden emin olmadıkları için tamamlanmadan sonlandırdıklarını belirtmiştir.

Kaspersky Lab Dolandırıcılık Önleme Bölümü Dünya Başkanı Ross Hogan; şu yorumları yaptı: “Birçok kullanıcı, hala bilgisayarları ya da mobil cihazları üzerinden çevrimiçi alışveriş yapmak yerine, fiziksel satış noktalarında nakit ödeme ile veya banka kartlarını kullanarak alışveriş yapmanın daha güvenli olduğunu düşünüyor ve bu isteksizlik çevrimiçi ödeme pazarının gelişmesini engellemektedir. İnsanları elektronik ödeme hizmetlerini daha etkin bir şekilde kullanmaya başlamaları konusunda teşvik etmek için bankaların, çevrimiçi mağazaların ve e-ödeme sistemlerinin kullanıcılara siber dolandırıcılara karşı güvende olduklarını hissettirmeleri gerekir. Ödeme hizmeti sağlayıcıları için bunun bir yolu, çevrimiçi olarak veya mobil cihazlar üzerinden yapılan bankacılık işlemlerini ve ödemeleri finansal dolandırıcılığa karşı korumak için özel olarak tasarlanmış ilave güvenlik katmanları sunmaktır. Finansal işlemlere odaklı bu ilave korumaların varlığı, kullanıcılara paralarının güvende olacağı konusunda anlık ve görünür bir güvence veriyor.”

Bilişim 2014 için geri sayım başladı

0

Türkiye Bilişim Derneği (TBD) tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Ulusal Bilişim Kurultayı’nın 31’incisi Bilişim 2014, bu yıl ilk kez CITEX’2014 Ankara Bilişim Fuarı’yla birlikte gerçekleştirilecek. Kurultay, 6-9 Kasım 2014 tarihlerinde Ankara Ticaret Odası (ATO) Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda (Congresium) düzenlenecek.

Bilişim 2014 kapsamında 6 Kasım’da açılışı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, 7 Kasım’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız gerçekleştirecek.

Bilişim 2014’ün ana teması “Sayısal Gündem 2020”

Bilişim 2014, bu yıl ülkemizin çağdaş ve uygar bir bilişim toplumuna dönüşümü için Avrupa Birliği’nin (AB) Ağustos 2010’da kabul ettiği yedi eylem alanını kapsayan “Sayısal Gündem 2020” ana temasına odaklanacak.

Turhan Menteş: “Genç nüfus olmadan Avrupa hedeflerini gerçekleştiremez”

TBD Yönetim Kurulu Başkanı Turhan Menteş, bu konunun Türkiye için çok önemli olduğunu ve dernek olarak son 2 yıldır AB kapsamında sürdürülen Sayısal Gündem 2020 çalışmasının içeriğini Türkiye’de zenginleştirmek için çaba gösterdiklerini söyledi. AB çerçevesinde oluşturulacak sayısal tek pazarda Türkiye’nin de yer alması gerektiğini vurgulayan Menteş, şu bilgileri verdi:

“Avrupa’nın giderek yaşlanan nüfusu Sayısal Gündem 2020 hedeflerinin gerçeğe dönüşmesinin önünde bir risk oluşturuyor. Teknolojiyi tetikleyerek dünyayla rekabet etmek isteyen ve ekonomisini yeniden canlandırmayı amaçlayan Avrupa, bunun için ihtiyaç duyduğu niteliklerle zenginleştirilecek iş gücünü bulmakta zorlanıyor. Türkiye’nin bölgede yatırım için tercih edilmesinin en büyük nedenlerinden biri bu. Türkiye, yarısından fazlası 29 yaşın altında olan dinamik nüfusuyla istenen nitelikte iş gücünü ortaya koyabilmek için büyük bir potansiyele sahip. Bu nedenle TBD olarak Sayısal Gündem 2020 programının Türkiye’de bir an önce anlaşılması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz. Geçtiğimiz yıl bu amaçla 650 uzmandan oluşan 40 farklı uzmanlık grubu oluşturduk. Bu gruplar ilk çalıştaylarını Bilişim 2014’te gerçekleştirecek. Söylemin ötesine geçerek ikna, müzakere, izleme, yazılı takip süreçlerini hayata geçirecek.”

Türkiye’de bilişim sektörü 2015’te yüzde 12 büyüyecek

TBD, 31. Ulusal Bilişim Kurultayı’nda sunulmak üzere, bilişim sektöründe görev alan 89 uzmanın katkılarıyla 2014 Değerlendirme Raporu’nun detaylarını Bilişim 2014’te paylaşacak. TBD 2014 Değerlendirme Raporu’nda Türkiye’nin, 21. yüzyılda etkin bir dünya gücü olabilmesinin ancak ve ancak kendi bilişim teknolojilerini üretebilmesi ve geliştirdiği teknolojilerle uluslararası arenada rekabet edebilmesiyle mümkün olabileceğinin altı çiziliyor. Raporda ayrıca giderek büyüyen bilişim teknolojileri pazarının sürekli yeni elemanlara ihtiyaç duyduğu ve talep karşılanamadığı için kariyer fırsatlarının değerlendirilemediğine dikkat çekiliyor.

Yatırımcıların yeni mecrası: Mobil İnternet

0

İnternet dünyası yatırımcıların en çok ilgisini çeken alanlardan birisi zira hızlı giriş, hızlı büyüme ve kârlı çıkışlar için yeni ekonomilerin lokomotifi olmayı başardı. İnternet hâlâ popülaritesini koruyor ve büyümeye devam ediyor ama yatırımcıların ilgisini çeken çok yeni bir alan daha var; Mobil İnternet.

Digi-Capital tarafından yayınlanan Mobil İnternet Yatırım araştırmasına göre son 12 ayda mobil internet alanındaki girişimlere gerçekleşen yatırımları önceki döneme göre yüzde 232 artarak toplam 19,2 milyar dolar büyüklüğe ulaştı. Farklı bir şekilde ifade edersek Türkiye’nin yaklaşık ortalama 1,5 aylık tüm ihracat tutarına eşit bir rakamdan bahsediyoruz.

Yatırımların dağılımına baktığımızda;

digi-capital-mobile-internet-invesment

En büyük yatırımı 4,2 milyar dolar ile mobil ticaret (mCommerce) girişimlerinin aldığını görmekteyiz. mCommerce’i sırasıyla, ulaşım ve seyahat, yardımcı uygulamalar ve oyunlar takip ediyor.

Raporun bir diğer ilgi çekici noktası ise Apple iOS platformundaki tüm uygulama indirmeleri içinde sadece yüzde 40 payı olmasına rağmen oyunların tüm cirodan yüzde 74 pay alması.

TechInside Analizi: Türkiye’deki girişimciler açısından bu gelişme yeni girişimlerin özellikle mobil alana odaklanmaları gerektiğini ortaya koyuyor. Eğer internet tabanlı girişim fikrinizin odağında mobil cihazlar yoksa bile uygulamanızın mutlaka mobil platformlarda da desteklenmesi bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Microsoft’un geleceği oldukça bulutlu

1

Dışarıdan baktığınızda Microsoft’u yazılım, oyun konsolu ve birtakım cihazlar satan bir şirket gibi görüyor olabilirsin ama işin gerçeği inanılmaz bir hızla bulut alanında büyümeye devam ediyor.

Elbette bu ilk bakışta belli olmuyor. Şirketin Temmuz – Eylül çeyreğini kapsayan son gelir raporuna göre 23,2 milyar dolar geliri ve 4,5 milyar dolar net kârı bulunuyor. Office yazılımından gelen bulut gelirlerinin ve herkese açık bulut sunucu servisi Azure’den gelen gelirlerin dahil olduğu “ticari bulut” gelirleri sadece 1,2 milyar dolar ile yazılım devinin satışlarının yüzde 5’ini oluşturuyor.

Fakat biraz daha yakından bakıldığında Microsoft’un ticari bulut gelirlerinin şirketin tümünden 11 kat daha hızlı büyüdüğü, sadece önceki çeyreklere göre iki katından fazla genişlediği görülebiliyor. Tüm şirketin gelirleri aynı zaman aralığı için sadece yüzde 11 büyümüş durumda. (Bu orana Microsoft’un Nokia’nın telefon birimini satın alışından sonra Temmuz-Eylül aralığında telefon satışlarından elde ettiği 2,6 milyar dolar dahil değil.)

Üstelik, Microsoft’un bulut ve “kurumsal servis” operasyonları ile alakalı brüt kârı çeyrek içerisinde neredeyse üçe katlanmış durumda. Bu kâr çeyrek içinde yüzde 194 artarak 805 milyon dolara ulaştı. Genel olarak Microsoft’un brüt kârı ise çok az artarak yüzde 8’e yaklaştı (yine Nokia hariç).

Bulutların üzerine çıkmak

Tüm bunlar uzun zamandır süregelen ve Microsoft’un Windows ve Office’e bağımlı eski bir yazılım şirketi olduğu görüşünün değişme zamanının geldiğini gösteriyor. Windows ve Office elbette büyüklükleri sebebiyle önümüzdeki senelerde de Microsoft’un işlerinde anahtar rolü oynayacaklar fakat daha da büyümüyorlar. Microsoft’un “cihaz ve tüketici lisansları” (yani tüketici bilgisayarları ve diğer cihazlar için olan Windows’ların) gelirleri tüketicilerin bilgisayarlardan tablet ve telefonlara devam eden geçişini göstererek yüzde 8,7 düştü. “Kurumsal lisanslar” (yani şirketler için olan Windows’lar) ise çeyrekte sadece yüzde 2,7 büyüdü.

Her iki segment de yüzde 92 ile yüzde 93 aralığında değişen brüt kâr oranı ile oldukça kârlı kalmaya devam ediyor. Gerçekten de 14 milyar dolarlık gelir ve 12,9 milyar dolarlık brüt kar ile tam manasıyla ana gelir kaynakları oldukları söylenebilir ancak bu kaynaklar genişlemiyor, hatta zaman ilerledikçe tersi bir durumun söz konusu olduğu söylenebilir.

Düz mantık genellikle yanlış çıksa bile farklı bir bakış açısı kazandırması için şunu düşünün: Microsoft’un bulut işi bu hızda büyümeye devam ederse (ki böyle olmayacağı neredeyse kesin) sadece dört yıl içinde tüm Windows işinin önüne geçebilir.

Microsoft her ne kadar yardımcı olarak kalsalar da elbette daha pek çok ilginç şeyler yapmaya devam ediyor. Surface tabletlerinin satışı çeyrek içinde ikiye katlanarak 1 milyar dolara çıktı. Toplam Xbox satışları da ikiye katlanmış durumda ancak Microsoft hâlâ Xbox 360 ile Xbox One’ı tam olarak birbirinden ayırmış değil, bu da ikincisinin övünülebilecek bir yanı olmadığını gösteriyor.

Şimdilik şirketin gerçek geleceği bulut gibi duruyor.

TechInside Analizi: Türkiye Açısından Ne Anlama Geliyor?

Her geçen gün bulut servis ve hizmetleri giderek artıyor. Öyle ki gelecek 3-5 yıl içerisinde kişisel cihazlarımızda hiç bir veri saklamıyor ve tümünü internet üzerinden kullanıyor hale gelebiliriz. Bu durumda dünyanın en büyük servis sağlayıcılarının veri merkezlerini barındırdığı ülkelerin dünya veri trafiğinde veri ihracatı yaparak milyarlarca dolar kazandığı bir ekosistem oluşurken Türkiye maalesef kendi ürettiği verinin ithalatçısı durumuna düşebilir. Bu sebeple Türkiye’de veri merkezlerinin hızla arttırılması, yatırımların teşvik edilmesi ve hatta küresel anlamda Türkiye’nin bir veri merkezi cenneti olması için politikaların belirlenmesi gerekiyor. Elbette 5651 gibi kanunları tartışırken bu vizyon nasıl ortaya konulacak şimdilik büyük bir muamma.

Amazon ve Apple’ın büyük bir problemi var!

0

Fire Phone’un başarısızlığı Amazon’un felaketle sonuçlanan son çeyreğinin sebebi olarak anılıyor ancak dünyanın en büyük çevrimiçi perakendecisinin başında daha da kara bir bulut var. Amazon’un çekirdek işi ve varoluşunun temel sebebi olan “kitap ve diğer medya ortamlarının satışı” kararsızlaştı. Problem ise insanların artık bir şeyler satın almak istememesi, bunun yerine kiralamayı tercih etmesi.

Amazon bu konuda yalnız da değil. Müşteri önceliklerinde uzun süre önceden öngörülen ‘sahiplikten-erişime’ olan geçiş insanları bir şeyler satın almaya ikna etmek olan bir diğer şirket Apple’dan da bir şeyler götürüyor. Ortam satışı üzerine inşa edilmiş şirketler için basit varsayımları gözden geçirme vakti geldi.

Geçtiğimiz çeyrekte Amazon’un Kuzey Amerika’daki kitap, müzik, film ve oyun satışı bir önceki seneye göre yüzde 5 büyüdü. Bu oran kulağa sağlam gelebilir ancak BGC Financial’dan bir analist olan Collin Gillis’in söylediğine göre bu rakam geçtiğimiz 5 senedeki yıllık büyüme rakamları arasında en düşüğü. Gillis; “Kitap yayıncısı Hachette ile yaşanan çekişmeye baktığımızda oldukça halka açık bir şekilde yapılan bu kavganın bazı kitapların satışının durdurulması kararından ve okuyucular üzerinde Amazon’a karşı ters etki yapmasından dolayı ortam satışlarını kötü etkilediğini görmemek zor.” diyor.

Problem: Pek çok insan artık bir şeyler satın almak istemiyor, onun yerine kiralamayı tercih ediyor.

Ancak Amazon’a göre baş suçlulardan bir tanesi kulağa en azından çok daha zararsız gibi gelen ‘ders kitapları’. Amazon’un CFO’su Tom Szkutak Perşembe günü analistlere yaptığı açıklamada “Kuzey Amerika’daki ortam satışlarının büyüme oranlarına bakıldığında gördüğümüz tek şey kuşkusuz ders kitapları alanında satın alımdan kiralamaya olan bir kayma.” diye konuştu. Szkutak aynı zamanda daha çok müşterinin dijital ortamları satın almak yerine kiraladığını da söyledi.

Problemleri Amazon’un kendisi için yarattı

İki durumdaki ironi ise bu problemleri Amazon’un kendisi için yaratmış olduğu. Ders kitapları kiralamalarının patlamasındaki bir sebep de şirketin bunu oldukça kolay hale getirmiş olması. Kitap kiralamak isteyenler ve kitaplarını kiralayabilecek olanların birbirlerini takip etme zorunluluğu yerine kullanılmış bir kitabın sahibi bunu Amazon’da kolayca listeleyebiliyor. (Bu da kitap basımcılarının nefret ettiği bir model zira onlar sadece satılan yeni kitaplardan para kazanabiliyorlar – ki bu da ders kitapları fiyatlarının bu derece uçmasının bir sebebi).

Aynı şekilde Amazon internet üzerinden yayınlanan ortamları o kadar pratik hale getirdi ki satın alma isteği yok oldu. Örnek olarak Amazon üzerinden dijital video satın almak veya kiralamak bir indirme işlemi barındırmak zorunda değil. Yani gerçekten “elinizde olmasına” gerek yok. Videonuzu Amazon’un bulut servisleri sayesinde uygulamalardan, tarayıcılardan ve internet televizyonu kutularından izleyebilirsiniz. Bu düzen Amazon’a hâlâ para ödediğiniz için şirketin yararına gözükebilir ancak sahip olmak için ödediğiniz paradan daha az ödeyeceğiniz için muhtemelen ona daha az kazandıracak.

‘Elma’dan da bir ısırık 

Cuma günü borsanın Amazon’u dövmeye başladığı sıralarda Apple’ın da “sahip olma” ile kendi problemleri olduğunu gösteren bir rapor yayınlandı. Anonim kaynakları gösteren Wall Street Journal iTunes üzerinden dijital müzik satışının yıl başından bu yana yüzde 13 ile yüzde 14 arasında düştüğünü raporladı. Journal’ın raporuna göre bu durum müzik endüstrisini endişelendiriyor zira Apple dünyanın en büyük müzik satıcısı.

Apple da problemin yaratılışından büyük ölçüde sorumlu

Eğer daha az insan Apple’dan müzik satın alıyorsa muhtemelen daha az insan artık müzik satın alıyordur, bu kadar basit. Sebebi de oldukça açık; Amazon gibi Apple da problemin yaratılışından büyük ölçüde sorumlu. Müzik akışı uygulamalarının yükselişi güçlü, taşınabilir, çevrimiçi ve hızlı veri transferi için yüksek bant genişliğine sahip olan cihazlar olmadan gerçekleşemezdi. Bir başka deyişle iPhone akışın uygulanabilir ve popüler bir müzik tüketim aracı haline gelmesinde sorumlu. Journal’ın işaret ettiğine göre Apple Beats’in hem kulaklıklarını hem de akış servisini satın alarak bu trendden haberi olduğunu göstermiş durumda.

Bu makalenin orjinali ilk kez Wired’da yayınlanmıştır.


TechInside Analizi: Türkiye Açısından Durum Nedir?

Basın Yayın Birliği‘nin 2013 Türkiye kitap pazarına yönelik yayınladığı rakamlara göre ülkemizde kitap okuma oranlarının, düşünüldüğü kadar, düşük olmadığı görülmekte. Öte yandan Türkiye’de dijital kitap (e-kitap) pazarının henüz emekleme aşamasında olduğunu söyleyebiliriz. Bu yıl içinde pazarda biraz hareketlenme olması önümüzdeki yıllarda e-kitap pazarında kiralama veya dijital satın alma cephesinde gelişmeleri beraberinde getirecektir ancak genel olarak kitap pazarının henüz yeterince doygunluğa ulaşmadığı ve büyümediği için dijital kitaplar ve kiralama modeli Türkiye’deki geleneksel kitap satışları karşısında kısa ve orta vadeli bir gelecekte tehdit oluşturmayabilir.

Aynı şeyi müzik pazarı için söylemek içinse güç. iTunes, Spotify, Deezer gibi platformların Türkiye pazarında yaygınlaşması ve özellikle kiralama modeli ile çalışan Spotify ve Deezer’in müzik satışlarını olumsuz yönde etkilediğini açıkça görebiliyoruz. Ancak bu Türkiye pazarına has bir durum değil.

NVIDIA’dan 3D devrimi

0

Geçtiğimiz hafta Dassault Systemes tarafından İstanbul’da düzenlenen 3DEXPERIENCE Forum’a HP ile birlikte katılan NVIDIA, burada yeni ürün ve çözümlerini sergiledi.

3DEXPERIENCE Forum Türkiye gerçekleştirildi

0

Bu yıl beşincisi düzenlenen forumu 300’den fazla davetli izlerken katılımcılar; 3DEXPERIENCE’ın nasıl bir iş deneyim platformu olduğunu, bu amaca yönelik farklı sektörler için Dassault Systèmes’in sunduğu hizmetleri ve bu hizmetlerin kullanıcılara geri dönüşlerini etkinlikte tüm detaylarıyla öğrenme imkânı buldular.

Etkinliğe Dassault Systèmes EMEA Bölgesi Başkan Yardımıcısı Laurent Blanchard, Dassault Systèmes Türkiye Ülke Müdürü Burak Süsoy, Dassault Systèmes’in Türkiye ve Fransa’dan üst düzey yöneticileri, teknik uzmanlar, Türkiye’deki Dassault Systèmes iş ortakları ile birçok Dassault Systèmes Türkiye müşterisi katıldı.

Etkinlik Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Laurent Bili’nin konuşmasıyla açıldı. Dassault Systèmes’in Türkiye’de her geçen sene büyüdüğünü görmekten memnun olduklarını söyleyen Bili, “Fransa-Türkiye dostluğunun gelişimi açısından inovasyon ve Ar-Ge’nin gücüne inanıyoruz. Türk şirketlerinin dinamizmi ve enerjisiyle Dassault Systèmes’in yenilikçi çözümlerinin birleşmesi çok olumlu sonuçlar veriyor” dedi.

Bili’den sonra söz alan Dassault Systèmes Türkiye Ülke Müdürü Burak Süsoy konuşmasında;  katılımcılara teşekkür ederken, “Türkiye ofisimizin açılmasının 6. yılını kutluyoruz. 2008’de 3 kişiyle başladığımız yolculuğumuz bugün alanında uzman 17 kişilik ekibimizle devam ediyor. Yılı ise yapacağımız yeni istihdamlarla kapatmayı hedefliyoruz. Diğer yandan iş hacmimiz de sürekli büyüyor. Firma olarak deneyim ekonomisi çağında herşeyin kökten değiştiğine inanıyoruz. Bu yeni dünyada yeni kavramları anlamak ve iş süreçlerini buna uygun şekilde dönüştürmek çok kritik öneme sahip. Bizim de temel vizyonumuz budur. Bu yolda hem organik hem de şirket alımlarıyla her geçen yıl gücümüze güç katıyoruz” dedi.

Tüm interneti tek fiberde taşımak

0

Hollanda ve ABD’den bir grup ortak araştırmacı fiber ağ hızında tek bir fiberglas kanal üzerinden saniyede 255 Terabit hız ile dünya rekorunu kırmayı başardılar. Bu da 1 Gigabyte’lık bir filmin iki milisaniyede indirilebileceği, 1 Terabyte’lık hard diskinizin iki saniye altında taşınabileceği hıza denk geliyor.

255 Tbps ile karşılaştırma yaparsak; günümüzde ticari amaçla kullanılan tek-fiberlik bağlantılar maksimum 100 Gbps’ye ulaşabiliyor, yani tam 2550 kat daha yavaşlar. 255 Tbps gerçekten akıllara durgunluk verici bir hız: Atlantik Okyanusu’nun altındaki yüzlerce fiber bağlantının toplam kapasitesinden çok daha fazla. Aslında 255 Tbps internet üzerinde en yoğun saatte akan toplam trafik ile aynı hatta belki de daha fazla.

Bu haber de ilginizi çekebilir: Türkiye’nin genişbant açmazı biter mi?

Eninde sonunda bir gün çok modlu fiberler günümüz internetinin tek modlu omurgasının yerine geçecek. Fakat böylesi bir güncellemenin gerektirdiği milyonlarca kilometre çok merkezli kablo döşemesi ve yeni çok modlu bağlantıların üstesinden gelebilmek için ihtiyaç duyulacak çok sayıda yönlendirici cihaz göz önüne alındığında bunun çok uzun bir süreç olacağı aşikar. Yine de internet trafiğinin video akışları ve akıllı telefon ve tabletlerin çevrimiçi hale getirdiği milyarlarca insan sayesinde tehlikeli bir biçimde büyüdüğü bu dönemde yakın zamanda internetin bant genişliğinin bitmesini engelleyecek teknolojilerin bulunduğunu görmek güzel.

Yaya algılama teknolojisi kazaları önleyecek

0

İki büyük otomobil üreticisi Ford ve Honda yaya algılama ve fren sistemleri üzerindeki çalışmalarını tamamladılar ve bu özelliğe sahip araçlarını yakında pazara çıkartıyorlar. Yeni otomobiller kişileri tespit ederek, sürücüyü uyarıyor ve çoğu zaman da fren yapmasına yardımcı olmak için radar ve kamera sistemlerini birleştiriyor. Böylece birlikte bu yaya güvenliği özelliklerine liderlik eden Lexus, Mercedes-Benz, Subaru ve Volvo’ya katılıyorlar.

Çoğu sistem 15 ile 30 km/saat hızlarında mükemmel çalışıyor. Hızlar 50 km/saate yaklaştıkça algı için gerekli süre kısalıyor ancak en azından aracını hızını düşürmek mümkün oluyor. Böylece yayalara yüksek bir hız yerine daha düşük hızlarda çarparak hasarı en aza indirmek mümkün hale geliyor.

Ford’un Teknolojisi: Pre-Collision Assist with Pedestrian Detection

Ford’un sistemi Pre-Collision Assist with Pedestrian Detection (yaya algılamalı çarpışma öncesi destek) olarak adlandırılıyor. Radar ve optik (kamera) teknolojilerini birleştiren sistem diğer sistemler gibi öndeki araç ile mesafe hızla azaldığında uyarıyor ve sonra kazayı önlemek için ya hız kesiyor ya da fren yapıyor.

Ford Pre-Collision Assist with Pedestrian Detection Technology

Honda’nın Teknolojisi:  Pedestrian Collision Mitigation Steering System

Honda çatı terim “Honda Sensing” altında tanımladığı yayaların ve yakındaki araçların üstesinden güvenle gelecek bir sistem sunduğunu söylüyor. Yaya güvenliği sistemi Pedestrian Collision Mitigation Steering System (yaya çarpışması azaltma idare sistemi) olarak adlandırılıyor. Radyatör ızgarasında milimetre dalgalı bir radar ve ön camdaki bir video kamera aracın önündeki ve yanındaki yayaları sezebiliyor. Yoldaki yayaların normalden fazla yakınlaşması durumunda araç yayadan uzağa doğru yön değiştiriyor ve belli ki bunu yaparken gelen başka araç olup olmadığına dikkat ediyor.

Yayaları korumak için diğer özellikler

Radarlar iyi görse ve optik kameralar da geceleri kısa mesafede yeterli performans sunsa da BMW ve Mercedes-Benz gibi otomobil üreticileri objelerin yaydığı ısıları yolun kızılötesi görünümüyle birleştiren kızılötesi gece görüş sistemlerinde uzmanlaşıyorlar. Bu BMW/Mercedes sistemleri çok ışınlı ve yönlendirilebilir farlarından birini çözerek yayanın ayağına tutup üç kere yakıp söndürebiliyor. Ayrıca geyik ve diğer büyük hayvanların üzerine ışık tutabiliyor. Amerika’da bu sistemler ABD güvenlik standartlarına uymak için basitleştirilmiş durumda.

Honda-sensing-diagram

Yaya algılama nerede yetersiz kalıyor?

Yaya algılama gündüzleri gece olduğundan daha iyi çalışır. Çarpışma önleyici sistemler (özellikle sadece optik olanlar) kar ve yağmurdan etkilenebilir. Otomobil üreticileri ayrıca yayaların kesinlikle çarpılmayacağı maksimum hız konusunda da emin değiller.

Radar ve kamera teknolojileri üçüncü partiler tarafından üretildiği için 2 veya 3 yıla kadar tüm otomobil yapımcıları bir şekilde yaya algılama sistemi sunmaya başlayacaklar. Tüm araçlarda nasıl USB girişleri bir standart halini aldıysa bu tarz teknolojilerin de birer standarda dönüşmesi için önümüzde sadece bir kaç yıl bulunuyor.

Özellikle elektrikli otomobillerin yaygınlaşmaya başladığı bir dönem içindeyiz. Bu tarz yenilikçi teknolojiler sayesinde otomotiv dünyası yeni bir çağın içine giriyor. Akıllı ve elektrikli otomobiller Türkiye’nin kaçırdığı otomotiv üretim trendlerini tekrardan yakalaması için bir fırsat oluşturuyor.

Web sitenizde mutlaka yapmanız gereken üç şey

0

Hangi tür işi yapıyorsanız yapın güçlü bir web yüzüne ihtiyacınız var. Girişimciler bugünlerde şirketlerini Linkedin ve Facebook ve diğer sosyal mecralar üzerinde tanıtmaya o denli konsantre oluyorlar ki kendi şirketlerinin webdeki merkezlerini gözden kaçırmaları kolay oluyor.

Maalesef güzel bir web sitesi olmadan satış yapmak mümkün değil. Şirketinizin web sitesine müşteri deneyiminin diğer herhangi bir kısmına önem verdiğiniz kadar önem vermelisiniz. Sitenin her tarafı müşterilerin sizi bulmasını, sizinle iletişime geçmesini ve satın alım yapmasını kolaylaştıracak şekilde tasarlanmalıdır.

1. SEO’nun temellerini iyi öğrenin: Web siteniz müşterileriniz içindir ancak onların bulması için web sitenizi Google ve diğer arama motorlarını gözeterek hazırlamalısınız. Şirketinizin herhangi bir arama sonucundaki sırası görünürlüğünüze, web trafiğinize ve netice olarak da satışlarınıza doğrudan etki edecektir.

2. Müşterilerin sizinle iletişime geçmesini kolaylaştırın: Şirketiniz ne kadar büyük veya küçük olursa olsun web sitenizde her departman için detaylı iletişim bilgisi bulundurmaya ihtiyacınız vardır. Tek bir statik form değil telefon numaraları, adresler ve e-posta adresleri sağlayın. Eğer müşterilerinize size para vermelerinin kolay bir yolunu sunmazsanız paralarını başkalarına vereceklerdir.

Müşterilerin size ulaşmasının kolaylaştırmanın yanında sitenize bir de canlı sohbet fonksiyonu eklemek müşteri etkileşimini arttırabilir, onların sorunlarına cevap vermenize yardımcı olabilir ve dönüşümleri arttırabilir.

3. Sıkı bir gelen link stratejisi geliştirin: Arama sonuçlarında yükselmek web sitenize ada muamelesi yaparak elde edebileceğiniz bir sonuç değildir. Bunun için sitenize gelen linklerden oluşan bir ağa ihtiyaç vardır. Endüstriniz ile ilgili yazılar yazan editörlere ve blog yazarlarına ulaşıp bir misafir yazısı kaleme alıp alamayacağınızı sorun. Sonra da müşterilerinizi kendi sitenize yönlendirmek için kendi bloğunuza link ekleyin.

Olası müşterilerinizi sitenize çektiğinizde sitenizden satın alım yapmadan ayrılsalar bile markanızla onların akıllarında yer etmek sizin görevinizdir. Sitenizde müşterilerinizle iletişimde bulunmak ve onlara özel teklifler sunmak için e-posta adresini almanızı sağlayacak bir yol bulmalısınız.

Bilinmeyen bir yerin ortasına listelenmemiş bir telefon numarasıyla bir dükkan inşa etmeyi düşünmezsiniz. SEO’yu göz ardı etmek ve müşterilerinize sizinle iletişime geçmeleri için bir yol sunamamak da bunun çevrimiçi versiyonudur. Böylelikle sanal trafik almamanın yanında müşterilerinize de onlarla ilgilenmediğiniz mesajını vermiş olursunuz.

Çevrimiçi işinizi kurarken temellerin üstesinden gelmeden sosyal medya hakkında endişelenmeye başlamayın. Müşterilerin şirketinizi bulmasını ve size para vermesini kolaylaştırırsanız sonuçları beklediğinizden çok daha hızlı  görmeye başlayacaksınız.

Apple yine zirvede

0

The Boston Consulting Group (BCG) bu yıl 10.’su hazırlanan “The Most Innovative Companies 2014–En Yenilikçi Şirketler 2014” raporunu açıkladı. BCG’nin 2004 yılından bu yana 1.500’den fazla global şirket üst düzey yöneticisinin katılımı ile gerçekleştirdiği ve ‘inovasyon’ kavramının değerlendirildiği araştırmada yöneticilerin seçimine göre şirket sıralamasına ek olarak, inovasyonda öne çıkmayı sağlayan ipuçları da yer alıyor.

Apple, 2014 yılında da, en yenilikçi firma sıralamasında sahip olduğu lider konumunu korurken, listede geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi teknoloji ve telekomünikasyon şirketlerinin ağırlığı devam etti. Apple’ı Google, Samsung, Microsoft ve IBM izlerken, bu yıl ilk ellide toplam yirmi bir teknoloji ve telekomünikasyon şirketi yer aldı. Otomotiv şirketlerinin inovasyon önceliğinde düşüş gözlenirken, ilk ellide sadece dokuz otomotiv şirketi listeye girebildi.

2014 yılın en yenilikçi firmaları listesi aşağıdaki şekilde oluştu:

Yapılan çalışmaya göre:

  • Inovasyonun önemi geçtiğimiz yıllardaki gibi artmaya devam ediyor.
  • Katılımcıların yüzde 60’dan fazlası inovasyon üzerine 2013’de yaptıklarından daha fazla yatırım yapmayı planlıyor.
  • Gelişmekte olan ülkelerde inovasyona verilen önemin küresel ortalamanın üzerinde olduğu gözleniyor.
  • Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’de inovasyonda ‘güçlü’ olduklarını düşünenler cirolarının %20’den fazlasını son üç yılda geliştirdikleri yeni ürün ve hizmetlerden sağlıyor.

İnovasyonda ‘güçlü’ olduklarını düşünenler ile ‘zayıf’ olduklarını düşünenlerin diğer cevapları incelendiğinde iki grubu birbirinden ayıran beş ana nokta göze çarpıyor.

  1. Üst düzey yöneticilerinin inovasyona olan desteği ve bağlılığı: Yöneticilerin yeniliğe verdiği önemin şirketin inovasyon profilini doğrudan etkilediği gözlemleniyor. En yenilikçi şirketlerde, ‘inovasyonu kim yönlendirir?’ sorusuna verilen cevapların yüzde 46’sınında CEO’ların ya da genel müdürlerin olduğu belirtiliyor.
  2. Fikir mülkiyetine odaklanma: Listede yer alan en yenilikçi şirketler fikir mülkiyetinin rekabetçi avantaj yaratmada en önemli araç olduğu konusunda ortak görüş bildiriyor. Güçlü yenilikçi şirketlerdeki katılımcıların neredeyse yüzde 70’i rakiplerini fikir mülkiyetiyle saf dışı bırakabildikleri görüşünde birleşiyor.
  3. Müşteri odaklılığı ve müşterinin inovasyon sürecine mümkün oldukça fazla dahil edilmesi: Yenilikçi şirketlerin müşteri nabzını yoklama ve müşteri geri bildirimlerini yeni ürün geliştirme sürecine en etkin biçimde dahil ettikleri gözleniyor.
  4. Etkin proje portföyü yönetimi: Yenilikçi firmaların sürekli portföylerindeki projeleri takip ettiği, uzun vadeli avantaj sağlayacak projeleri ve alanında köklü değişiklik yaratacak girişimleri önceliklendirdikleri gözleniyor.
  5. Yeni ürün geliştirme kabiliyeti: Bir şirketin yeni ürün geliştirme kabiliyetini belirleyen faktörler olarak, etkin süreç yönetimi, proje takibi ve zamanlama, şeffaf ve iyi belirlenmiş karar verme mekanizmalarının öne çıktığı anlaşılıyor.

Kısa mesaj denetimi sıkılaşıyor

0

TBMM’de görüşülen Elektronik Ticaretin Düzenlenmesine ilişkin yasa tasarısı kapsamında izinsiz olarak gönderilen pazarlama ve tanıtım amaçlı kısa mesaj (SMS) ve e-postalara denetimler sıkılaştırılıyor. Toplu kısa mesaj gönderimlerinde, bu yasa kapsamında izinsiz pazarlama yapan firma ve şahıslara büyük cezalar geliyor. Defne Telekomünikasyon Genel Müdürü Oğuz Haliloğlu GSM şirketlerinin mevcut düzeni içerisinde, cezadan kurtulabilmeleri için özel filtreleme yazılımlarını kullanmaları gerektiğini belirterek: “Bu hizmetlerin altyapı sağlayıcıları olan mobil operatörlerin ve kısa mesaj kısa mesaj lisansıyla faaliyet gösteren STH’ların bu cezalara maruz kalmamaları için altyapılarında iyileştirme çalışmaları yapmaları ve önlemler almaları gerekmektedir” dedi.

Defne Genel Müdürü Oğuz Haliloğlu
Defne Genel Müdürü Oğuz Haliloğlu

Haliloğlu, mecliste görülen yasa tasarısı ile ilgili yaptığı açıklamada şu bilgileri verdi: “Bu önlemlerin en başında hem bu hizmeti sağlayan telekom operatörlerinin hem de abonelerin filtreleme yapabilmelerini sağlayan kısa mesaj Filtreleme veya Kara Liste/Beyaz Liste gibi uygulamalar ön plana çıkmaktadır. Bu filtreleme uygulamaları sayesinde operatörler mesajı gönderen kaynağın (originating number) kendi iletişim ağları aracılığıyla izinsiz kısa mesaj gönderimini engelleyebilir ya da izin verebilirler (kısa mesaj Filtreleme). Bu filtreleme uygulamaları yurt içi ve yurt dışı kaynaklı tüm izinsiz kısa mesaj gönderimleri için geçerlidir. Filtreleme uygulamalarındaki ayarları kullanarak aboneler, istedikleri kaynaklardan gelen mesaj ve telefon çağrısını alma, istemedikleri kaynaklardan gelen iletişimleri de engelleme imkânına sahiptirler (Kara Liste/ Beyaz Liste). Aboneler filtreleme ayarlarına telefonları üzerinden kullanımı kolay bir ara yüzle veya tanımlanmış bir Web sitesi üzerinden rahatlıkla ulaşabilir ve istedikleri filtreleme değişikliklerini kolaylıkla hayata geçirebilirler” dedi.

Defne Telekomünikasyon’un ürün yelpazesinde yer alan ve bu tarz izinsiz pazarlama çalışmalarında filtreleme hizmetleri sunan SMS Filtering ve Black List/White List ürünleri ile hem SMS altyapısı sunan telekom operatörlerinin hem de abonelerin istemedikleri firmalardan veya abonelerden gelen SMS ve çağrıları engelleyebileceklerini, istediklerine de izin verebileceklerini belirten Haliloğlu, “CIS ve Orta Doğu ülkelerinde hali hazırda pek çok iletişim ağında servis veren Defne SMS Filtering ile Black List/White List ürünleri sayesinde aboneler günlük iletişimlerini istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar ve telekom operatörleri müşteri memnuniyetini arttırmış olmanın verdiği rahatlığı yaşıyorlar” dedi.

Bankalar yatırıma hazır

0

İstanbul’da gerçekleştirilen Wincor Nixdorf Uluslararası Yönetim Semineri’nde International Data Corporation (IDC) tarafından açıklanan araştırma sonucuna göre, her geçen gün yeni teknolojileri daha fazla benimseyen bankalar, 2017 yılında şube dönüşümüne 16 milyar dolarlık yatırım yapmış olacak.

Wincor Nixdorf adına yürütülen IDC araştırmasının sonucu, 20 ülkeden 150 sektör uzmanının katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirilen Uluslararası Yönetim Semineri’nde açıklandı. Wincor Nixdorf AG’nin küresel bankacılık faaliyetlerinden sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Jens Bohlen’in sonuçlarını açıkladığı araştırma, banka şubelerinin birer dağıtım kanalı olarak bankalar için çok değerli olduğunu, fakat köklü bir dönüşüm geçirmeleri gerektiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, şube dönüşümüne yönelik projelerin başarıya ulaşması için gereken temel faktörler, şube ağı dâhilindeki şube tiplerinin farklılaşması, iyileştirilmiş bir müşteri deneyimi yönetimi ve nakit hareketleri ile diğer standart işlemlerin hızlı ve kolay bir şekilde tamamlanması olarak sıralanıyor.

“Otomasyon teknolojilerine yönelik küresel talep her geçen gün artıyor. Dünya çapındaki bankaları, dönüşüm projelerini hayata geçirme konusunda gerekli yazılımlar ile desteklemek ve çok kanallı satışlarını optimize ederken aynı zamanda müşteri deneyimlerini de iyileştirmek istiyoruz” diyen Wincor Nixdorf CEO’su Eckard Heidloff, önümüzdeki yıllarda yazılım satışlarını iki katına çıkararak orta vadede yaklaşık 600 milyon avroya ulaşmayı hedeflediklerini belirtti.

Heidloff konuşmasında, aynı zamanda Diebold ve Wincor Nixdorf tarafından temelleri atılan ve sektör oyuncuları tarafından olumlu tepkiler alan ATM Güvenlik Derneği’nden (ATM Security Association) bahsetti. Derneğin hedefi, bu self servis dağıtım kanalı için güvenlik standartları oluşturmak, bilinen güvenlik tehditlerine karşı önlemler almak ve geliştirilen karşı tedbirleri dünya çapında yaygınlaştırmak. Geçtiğimiz günlerde kuruluş sürecini resmen tamamlayan dernek, geçtiğimiz hafta kurucu üyelerin Londra’daki ATMIA Güvenlik Konferansı’nda yaptığı ayrıntılı sunumdan sonra üyelik için bankalar, üreticiler ve tedarikçilerden 70 başvuru aldı.

IDC araştırması: Şubelerin dijital dünyaya entegrasyonu

Araştırma, şube ağının başarısı veya başarısızlığının, müşteri tarafından kabul edilebilirliğiyle doğru orantılı olduğunu ortaya koyuyor. Başarıyı garanti etmek için yalnızca şubelerin değil, çevrimiçi ve mobil kanalların da mükemmel bir hizmet sunması gerektiğine vurgu yapan çalışma, günümüzde şubelerin, müşterilerin her geçen gün daha fazla zaman geçirdiği ve bankacılık işlemlerini yürüttükleri dijital dünyaya bütünüyle entegre olması gerektiğini belirtiyor. IDC’ye göre bu, pek çok banka için zorlu bir süreç anlamına geliyor, fakat aynı zamanda pek çok yeni iş fırsatını da beraberinde getiriyor. Şube altyapısı geliştikçe müşteri memnuniyeti de deneyimle sabit olarak artırıyor.

Yazılım ATM’lerde işlem kolaylığı sağlıyor

Wincor Nixdorf Türkiye Genel Müdürü Hakan Özçubukçu tarafından sunumu yapılan iki yazılım projesinin odak noktası ise müşteri odaklılık oldu. Halkbank ve Wincor Nixdorf ekipleri, ortak yürütülen yeni projelerinde ATM’lerdeki arayüzlerin optimizasyonu üzerine çalışıyor. Yaşı ilerlemiş olan müşterilerinin ekrandaki yazıları daha kolay okuması için müşteri panelini genişletmek üzere yola çıkan bir banka, aynı zamanda Wincor Nixdorf’un ProFlex yazılımını kullanıyor. Bu yazılım, bankaların self-servis sistemlerindeki hizmetleri ve hizmet ekranlarını özelleştirmelerini ve bu sayede ara bağlantı hizmet operatörlerinden kaynaklanan yükleme sınırlamasından kurtulmalarını sağlıyor. Tek ATM’ler ile merkezi bilgisayar arasındaki iletişimi en aza indirgeyen ProFlex, böylece bankanın ağ maliyetlerini de düşürüyor. Garanti Bankası da şu anda farklı üreticilerden temin ettiği 4000 farklı ATM’sini bankanın çok kanallı mimarisiyle entegre etmek için ProFlex yazılımını kullanıyor. Özçubukçu’ya göre ProFlex, “bankanın ATM ağının tamamında yeni işlevler sunmasına yardımcı oluyor.”

İzmir Hosting Festivali için hazır

0

İnternet sektörünün en önemli yapı taşlarından olan hosting sektörünün önemi her geçen gün hem ülkemiz hem de dünyamız için artan bir ivme ile devam ediyor. Bu sektörde kalıcı olmak isteyen Türk hosting şirketleri müşterilerine yoğun bir rekabet ortamında kesintisiz hizmet vermenin ağırlığını ve sorumluluğunu omuzlarında taşyor.

 

Bu nedenle ülkemizin hosting sektörünün daha da geliştirilmesi için yola koyulan ve sektör temsilcilerinin değerli katkılarıyla ilki İstanbul’da 100’den fazla firma ve 400’e yakın katılımcı ile yapılan Hosting Festivali rotasını Ege’ye çeviriyor.

 

Türkiye hosting sektörünün uzman isimlerinden Selçuk Saraç’ın moderasyonunda gerçekleştirilecek etkinlik ile sektörün sorunları, çözüm ve güçlenme yolları ile birlikte, firmalar arası kurulacak yakın ilişkiler sektör standartlarının üst noktalara taşınması planlanıyor.

 

Konu hakkında açıklama yapan Selçuk Saraç, “Sektörü daha kaliteli ve dünya standartlarında bir noktaya çekmeyi kendine misyon edinmişHosting Festivali’nin ikincisinin gelecek sene yapılmasını planlıyorduk. Fakat ilk Hosting Festivalinden sonra gelen yoğun istek ve talepler bizleri Hosting Festivali’ni Workshop şeklinde şehir şehir dolaştırmaya yetecek kadar güç ve azim verdi. Bu yolculuğun ilk adımını da İzmir Workshop ile yapacak olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. İlerleyen günler de Ankara ve Güney bölgemize kapsayacak bir şehrimizde olacak şekilde yılda 4 kez organizasyon planlıyoruz. Hosting Festivali İzmir Workshop’da değerli katılımcılarımız ilkine göre daha fazla pratik çalışma şansı bulabilecek, teknik anlamda daha da doyurucu olacak” şeklinde konuştu.

IAS, 25. yılını kutladı

0

 

İstanbul Beşiktaş’taki Shangri La Bosphorus Hotel’de gerçekleştirilen toplantıya, iş ve teknoloji dünyasının temsilcileri ile akademisyenlerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 300 kişilik bir davetli topluluğu katıldı. IAS Holding’in Almanya ve Dubai’deki operasyonlarından temsilciler de lansman katılımcıları arasındaydı.

 IAS’nin kuruluşundan itibaren alanında pek çok teknolojik yeniliğin öncüsü olduğunu vurgulayan IAS CEO’su Behiç Ferhatoğlu, “Ulusal ve uluslararası alanda elde ettiğimiz bu güçlü konumu, yıllar içinde teknolojik üstünlüğümüze deneyimli kadrolarımızın hizmet kalitesini ve farklı sektörlere ilişkin bilgi birikimimizi de ekleyebilmiş olmamıza borçluyuz. Hizmet ve ürünlerimizin kalite çıtasını giderek artan bir ivme ile yükseltmiş olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

IAS’nin kurumsal kaynak planlama yazılımı caniasERP’nin 25 ülkede, 12 ayrı dilde aktif olarak kullanıldığını belirten Ferhatoğlu, yurtdışı operasyonlarını Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ofislerinin yanı sıra 14 ayrı ülkedeki iş ortakları aracılığıyla sürdürdüklerini anlattı; Türkiye’de ise İstanbul, Ankara ve İzmir’de ofisleri ve Türkiye’nin farklı illerinde 19 çözüm ortağı bulunduğunu kaydetti.

IAS Türkiye’nin çeyrek yüzyıldır üstün hizmet ve kalite anlayışı ile Türkiye’nin orta ve büyük ölçekteki firmalarının küresel pazarda rekabet edebilecek konuma erişimine katkıda bulunduğunu anlatan Ferhatoğlu, “Kaynakların verimli kullanılmasının yalnızca şirketlere değil ülke ekonomisine ve küresel ekonomiye katkısının da farkındayız” dedi.

Mobil iş kuranlara 5 önemli tavsiye

0

Twitter geçen hafta San Francisco’da Twitter Flight adını verdiği ilk mobil geliştirici konferansını düzenledi. Şirketin CEO’su Dick Costolo da etkinliğin başında sahne alarak hata düzeltmeleri, hayran kitlesi oluşturma ve başarılı bir uygulama geliştirmede karşılaşılabilecek zorluklardan bahsetti.

Costolo; ‘‘Amacımız Twitter için en iyi olanı değil, geliştiricilerin nasıl daha verimli olacağını bulmak olacak’’ diye konuştu. İşte bu etkinlikte mobil uygulama geliştirenlere verilen tavsiyeler;

  1. Çökme raporlarını analiz edin: Eğer uygulamanız çökerse bu sadece sorunu yaşayan kullanıcıyı etkilemekle kalmayacaktır. Kullanıcı uygulama mağazasında 1 yıldız verdiği takdirde bu durum tüm işiniz için olumsuz sonuçlar doğurabilir.
  1. Kullanıcı geri bildirimleri alın: Uygulamanızı Apple veya Android mağazasında yayınlanmadan önce gerçek insanların yeterince denediğine emin olmalısınız. Beta testleri bunun içindir.
  1. Bir büyüme planı belirleyin: Başarılı bir uygulama geliştirmekte onun nasıl daha çok kullanıcıya ulaşacağını ve kullanıcıları nasıl içeride tutacağını belirlemek hayati önem taşır.
  1. Uygulamanızdan para kazanın: Fabric, MoPub ile yaptığı partnerlik ile geliştiricilere uygulamalarından para kazanma şansını sunuyor. Hizmetleri arasında direk reklamları yönetme, en yüksek getirili reklam ağını seçme ve reklam verenlerin uygulamalar üzerinde reklam göstermek için teklifler verdiği MoPub marketinde yer alma imkanı sağlama bulunuyor.
  1. Kayıt olmayı kolay hale getirin: Mobil uygulamalar üzerinden kayıt olmak için e-posta adresi ve şifre istemek en temel yöntem olsa da bu şifreleri daha sonra hatırlamak oldukça zor hale geliyor. Facebook ve Twitter hesaplarıyla giriş yaptırma yavaş yavaş popülerleşmeye başlasa da kişisel bilgilerini paylaşmaktan bıkan kullanıcılar bunu tercih etmeyebiliyor.

Muhtemelen bu tavsiyelerin hepsini bildiğinizi düşünebilirsiniz, haklısınız. Ancak altı çizilmesi gereken, bu kadar basit yaklaşımların Twitter tarafından bir strateji olarak sunulması. Önemli olanise  bu stratejileri uygulamak için doğru bir iş planı kurmak.

Tayvan’da 4G abone sayısı 1,7 milyona ulaştı

0

Tayvanlı telekomünikasyon şirketleri 2014 yılının Mayıs ayında hizmete sundukları 4G servisinde toplam 1,7 milyon müşteriye ulaştı. National Communications Comission’nun (NCC) verilerine göre toplam 4.920 istasyonun hizmet verdiği ülkede mobil ağ operatörlerinin kurulumu için başvurduğu 12.300 LTE istasyonundan 10.300’ünün planları da onaylandı. CommsUpdate’in eski raporlarında işaret ettiği üzere ülkenin ilk 4G ağı Chunghwa Telecom tarafından Mayıs 2014’de devreye sokulmuş, rakipleri Far EasTone ve Taiwan Mobile Company de 4G ticari servislerini Haziran 2014’ün başlarında açmışlardı.

Türkiye açısından 4G servislerine baktığımızda mevcut GSM operatörlerinin yoğun şekilde planlama ve yatırım analiz çalışmaları sürdürdüklerini biliyoruz. Pazardaki üç GSM operatörü de geçtiğimiz yıllardan başlayarak 4G teknolojisi için çeşitli demolar ve testler yapmaya devam ediyorlar. Ancak Türkiye’de hâlâ 4G frekans ihalesi yapılmış değil ve bu ihalenin 2015 yılının sonuna doğru yapılması bekleniyor. Bu durumda 2016 yılından önce Türkiye’de 4G servisinin devreye girmesini beklemek pek mantıklı görünmüyor.

Öte yandan Türkiye 3G teknolojisine de geç girmekle beraber hızlı bir yaygınlaşma abone sayısını arttırmıştı. BTK’nın yayınladığı 2014 2. Çeyrek dönem raporuna göre Türkiye’de 53,3 milyon 3G abonesi bulunuyor ancak bu abonelerin tamamının 3G servisini aktif şekilde kullandığını söyleyemeyiz. Tahminimiz Türkiye’de 4G servisleri başladığında tüm akıllı cep telefonu kullanıcılarının yüzde 90’a yakını 4G servislerini kullanmaya hazır olacaklar ve GSM operatörlerinin 4G servisini yaygınlaştırma hızına paralel olarak ülkemizde 4G servisi kullanıma büyüyecek.

Hızlı şarj teknolojiyi yeniden şekillendirecek

0

Singapur’daki Nangyang Technological University’den (NTU) araştırmacılar yüzde 70 şarj seviyesine sadece iki dakika içinde gelebilen yeni bir lityum iyon pili geliştirdi. Cep telefonlarının ve elektrikli arabaların birkaç dakika içinde şarj olmalarını sağlayacak bu teknoloji aynı zamanda günümüzdeki bir lityum iyon pilinin ömrünün yaklaşık 20 katına denk gelen 10.000 şarj/deşarj döngüsü ömrüne sahip olacak. Belki de en heyecan verici gelişmeler ise NTU’nun bu yeni Li-on teknolojisinin patentini almış olması, günümüzdeki pil üretim işlemleri ile uyumlu olması ve “endüstrinin ilgisini çekmiş olması”. Geliştirilen pek çok lityum iyon pilinin aksine bu pil piyasaya birkaç yıl içinde çıkabilir.

battery

Pek çoğumuzun farkında olduğu gibi modern yaşam (belki biraz sinir bozucu veya üzücü bir şekilde) pillere ayrılmaz bir şekilde bağlı. Bir cihazın pil ile ne kadar süre dayanabildiği ve ne kadar şarj süresi gerektirdiği iş ve sosyal yaşamımızın pek çok kısmına doğrudan etki ediyor. Bu durum giyilebilir teknolojiler, elektrikli araçlar ve nesnelerin interneti ile daha da kötüye gidecek. Pil teknolojilerinde zaman zaman gelişmeler görebilsek de hala 1991 yılında Sony tarafından ticarileştirilen lityum iyon pil teknolojisine büyük oranda bağımlıyız. NTU’nun bu inanılmaz ömürlü çok hızlı şarj olan yeni teknolojisi acil ihtiyacımız olan büyük devrim olabilir.

Chen Xiaodong ve arkadaşları tarafından geliştirilen NTU’nun yeni pili standart lityum iyon pillerin grafit anodunu titanyum dioksit (TiO2) nano tüpleri ile değiştiriyor. Haberimiz olmasa da ucuz ve bol bulunan ve titania olarak da duymuş olabileceğiniz bu kimyasal madde görünen o ki lityum iyonlarını ve dolayısıyla elektrik akımını depolamada oldukça başarılı. Nano yapılı bir jel kullanmak anodun yüzey alanını ve dolayısıyla çok fazla lityum iyonu tutma yeteneğini kat kat arttırmış. Böylece hızlı şarj olabilme yeteneği yanısıra 10 bin kez şarj olma özelliği sağlanmış.

tio2

Gelecek 2-3 yıl içinde bu teknolojinin yaygın şekilde kullanılması durumunda mobil cihazlarımızı hatta elektrikli araçlarımızı yine şarj etmek zorunda kalacağız ancak bu işlem için saatlerce beklemek yerine bir kaç dakika içinde tamamlanabilecek. Gündelik hayata doğrudan etkisi olacak bu teknoloji aynı zamanda havacılık, robotik endüstrisi, savunma sanayi, sağlık gibi pek çok farklı alanda enerji sıkıntısı yüzünden hayata geçemeyen pek çok projenin de tekrar ele alınması için bir fırsat doğuracak.

Bir süre daha şarj adaptörlerine ihtiyacımız devam edecek ama görünen o ki artık onlar ile daha kısa süreli ilişkiler yaşayacağız.

Galata Business Angels 3. Kez Buluştu

0

GBA Investor Meetup, bu yıl ilk kez yerel potansiyeli harekete geçirmek amacıyla İstanbul Kalkınma Ajansı’nın (İSTKA) 2014 Yenilikçi İstanbul Mali Destek Programı desteği ile Ulusal/Uluslararası Mentorluk ve Melek Yatırımcı Ağı Oluşturulması Projesi kapsamında düzenlendi. Gold sponsorluğunu Microsoft’un, Platin sponsorluğunu TEB ÖZEL Melek Yatırım Platformu ve TEB Girişim Bankacılığı ile Koç Holding ve Koç Üniversitesi ortaklığında kurulan İnventram’ın üstlendiği GBA Yatırımcı Buluşması, Intel Türkiye, Arya Women’s Investment Platform ve 26 milyon kullanıcısıyla Türkiye’nin en büyük internet portalı olan Mynet’in Silver sponsorluklarıyla yatırımcıları bir kez daha bir araya getirdi.

Yabancı yatırımcıların Türkiye’yi yakından tanımalarına fırsat veren, Türk ve yabancı yatırımcılar arasında diyalog ortamı yaratan etkinlikte, Woto, Ustaeli, Insider, Prisync, Hızılıçeviri ve Joyfoodz gibi GBA üyelerinin yatırım yaptığı girişimler de sunum yaparak görücüye çıktı.

Konferansın açılış konuşmasını yapan GBA Başkanı ve 26 milyon kullanıcıyla Türkiye’nin önde gelen internet mecralarından Mynet’in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Emre Kurttepeli, GBA’nın kurulduğu 2011 yılından bu yana yatırım desteği arayan toplam 1500 girişimden başvuru aldıklarını ve bu girişimlerden 600’üyle birebir görüşmeler yaptıklarını dile getirdi.  Seçim sürecinde 110 girişimciyle görüşme yaptıktan sonra 12 tanesine toplam 5 milyon TL civarında yatırım yaptıklarını belirten Kurttepeli, bunlardan dördünün GBA dışındaki firmalardan ikinci yatırımlarını aldıklarını ve ikisinin de başarılı bir şekilde yurt dışına açıldıklarını anlattı. Kurttepeli, “MENA bölgesinin en büyük internet ekosistemlerinden birini oluşturan bir ülke olarak, yerel kimliğimizi öne çıkararak bölgesel kalkınmaya odaklanmalıyız. İyi ekosistemlerin ve bizim gibi güçlü oyuncuların birinci görevi, bölgenin güçlü yanını ortaya çıkarmaktır” diyerek sözü, “Savaş Hikâyeleri: Gelişmekte Olan Ülkelerde Girişimlere Değer Biçme ve Çıkış Fırsatları” başlıklı panelin moderatörü ve Suudi Arabistan-Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde Yeni Girişimler Startup Hızlandırma Bölümü Yöneticisi olan Ozan Sönmez’e bıraktı. Yalnızca globalde büyümeye odaklanmak yerine girişimcinin ve yatırımcının kendi ülkesinde uzun vadeli değer yaratması ve yeni ekonominin yerelde güçlendirilmesi gerektiğini belirten Sönmez, gelişmiş bir yatırım ve girişimcilik kültürünün yerelde oluşması için ne yapılabileceğini ve başarılı bir çıkış stratejisinin püf noktalarını konuşmacılara sordu.

Pozitron adlı şirketini bu yılın Şubat ayında 100 milyon dolara Monitise’a satarak büyük bir çıkış ve büyüme fırsatına imza atan, aldığı sayısız ödüllerle Türk girişimci ve yatırımcıları gururlandıran Pozitron Kurucusu, Monitise MEA Genel Müdürü Fatih İşbecer, konuyla ilgili şöyle konuştu: ”Artık girişimcilik, gençlerin zihninde müthiş bir kariyer alternatifi olarak yer etmiş, zihinlerde oturmuş durumda. Şimdi özel şirketler ve kamu kurumları da oyuna dahil olmalı ve hep birlikte güçlü bir devlet desteğini harekete geçirmeliyiz. Önümüzdeki 5-10 yılı yeni ekonomi ve girişim-yatırım ekosistemi konusunda kurumları eğitmeye ayırmalıyız. Bireysel ve kurumsal düzeyde de, Türkiye’den ve komşularımızdan çıkan girişimcilerin ürün ve hizmetlerini kullanarak bölgesel kalkınmaya destek olmalıyız. Girişimciler ise yatırım kovalamak yerine, çok çalışıp sektörü öğrendikten sonra şirketin geleceği için her şeyi doğru yapmaya çalışırsa ve biraz da şanslıysa, doğru yatırım ve çıkış fırsatları zaten önlerine gelecektir.”

MENA bölgesinin ilk teknoloji girişim sermayesi fonu olan Accelerator Technology Holdings Kurucusu ve CEO’su Fawaz Hatim Zu’bi de İşbecer’i destekleyerek Ürdün’den bir örnek verdi. Ürdün Kralı başta olmak üzere devlet kanallarının teknoloji ve BT sektörüyle ilgili karar verme ve gerekli yasal altyapıyı hazırlama süreçlerinde çok etkili olduğunu belirten Hatim Zu’bi, üst düzeydeki karar vericilerin yeni ekonomiye yönelik yoğun ilgisinin tüm ülkeyi olumlu yönde etkileyerek dünya görüşünü dönüştürdüğünü, fiziksel sınırlarla birlikte zihinsel sınırları da ortadan kaldırdığını vurguladı. Devletin iş dünyasını ve girişimcilik potansiyelini belirli bir yönde yönlendirmeden yalnızca gerekli zemini sağlaması gerektiğini savundu.

Özellikle enerji, doğal kaynaklar ve teknolojik inovasyon alanlarındaki girişimlerin gelişmesini destekleyen ve 2001 yılından beri dört ülkedeki ofisleri aracılığıyla 16 şirkete yatırım yapan Grupo Arcano’nun Kurucusu ve Başkanı Alberto Chang-Rajii ise, “22 yaşında ilk yatırımını Silikon Vadisi’nde yapan ve dört farklı bölgede yatırımları olan bir şirketin kurucusu olarak yatırım konsantrasyonumu tek bir ülke üzerinde toparlamak istemiyorum. Bence inovasyon Türkiye’den de çıkabilir, Çin’den de” dedi.

Etkinliğin ikinci ve son oturumu ise, geçtiğimiz yıl Amerika’da en aktif network seçilen ve GBA’nın yakın zamanda işbirliği anlaşmasına imza attığı Houston Angel Network’ün Genel Müdürü Juliana Garaizar’ın moderatörlüğünü üstlendiği “Amerika, Avrupa ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Yatırım Trendleri” başlıklı panel oldu.

Özellikle ABD ve EMEA bölgesindeki bilişim ve telekom girişimleri konusunda tecrübeye sahip Vaelsys’in Ana Yatırımcısı ve Sofia Business Angels Üyesi Marcel Dridje ve Chilton Capital Management’ın varlık ve portföy yönetimi sektörlerinde sürdürülebilir ve dönüşümcü stratejiler oluşturmaktan sorumlu Baş Stratejisti Ann DeRosa’nın da konuşmacı olarak katıldığı panelistlerden biri de Houston Angel Network’ün Yönetim Kurulu Başkanı David Steakley oldu. Steakley, ABD çıkışlı bir yatırımcı ağı olarak yatırım fırsatlarını ABD’de aramaktansa gelişmekte olan ülkelerdeki fırsatlara eğildiklerini söyledi.

Zeus + Dione Kurucu Ortaklarından, aynı zamanda Endeavor Yunanistan’ın Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mareva Grabowski ise, konuşmasında Türkiye ve Yunanistan gibi yeni ekonominin gelişmekte olduğu ülkelerdeki en büyük yatırım sorununun sermaye eksikliği olduğunu belirtti. Yunanistan’da tarım, teknoloji, turizm ve insan sermayesine odaklanan bir şirket olarak, sektörde daha fazla risk sermayedarı ve özel sermaye şirketleri görmek istediklerinin altını çizdi.