Netflix’in kıdemli kodlama teknolojisi direktörü Aaron, bu yılın başlarında şirketin Screen Actors Guild Awards canlı yayınını izliyordu. Dünyanın geri kalanı tüm bu ünlülere ve onların yanıp sönen kameralar denizinde parıldayan gösterişli kıyafetlerine hayret ederken, Aaron’un zihni hemen Netflix’in kodlama teknolojisinin üstesinden gelmek zorunda kalacağı ilgili tüm görsel zorlukları analiz etmeye başladı. Yakın zamanda Netflix’in Los Gatos, California’daki ofisindeki bir röportajda “Aman Tanrım, bu içeriği kodlamak çok zor olacak” diye düşündüğünü hatırladı.
Netflix gelişmiş kodlama çözümü
Aaron son 13 yılını Netflix’in filmlerini ve TV şovlarını kodlama biçimini optimize etmek için harcadı. Aaron’a göre kendisinin ve ekibinin yaptığı çalışma, şirketin daha yavaş bağlantılar üzerinden daha iyi görünen yayınlar sunmasına olanak sağladı ve yalnızca 4K yayınlar için yüzde 50 bant genişliği tasarrufu sağladı. Netflix’in kodlama ekibi, AV1 video codec bileşeninin ve nihai halefinin geliştirilmesi de dahil olmak üzere, yayın akışını iyileştirmeye yönelik sektör çapındaki çabalara da katkıda bulundu.
Artık Aaron, Netflix için bir sonraki aşamaya geçmeye hazırlanıyor: Yalnızca art arda izleme hizmeti olmakla yetinmeyen şirket, geçen yıl bulut oyunlarına ve canlı yayına da yöneldi. Netflix şu ana kadar öncelikle SAG Ödülleri gibi tek seferlik canlı etkinliklerle ilgilendi. Ancak gelecek yıldan itibaren şirket, WWE RAW’ı her Pazartesi canlı olarak yayınlayacak. Yayıncı, güreş serisini Comcast’in USA Network’ünden aldı. Burada uzun süredir 1 numara olan şov, düzenli olarak yaklaşık 1.7 milyon izleyiciyi kendine çekiyor. Bu izleyici kitlesini her hafta memnun etmek bazı yeni zorluklar ortaya çıkarıyor.
Aaron, isteğe bağlı video akışı için sektör kısaltmasını kullanarak, “VOD için sahip olduğumuzdan tamamen farklı bir kodlama hattı. Ekibime karşı görevim, VOD ile aynı bant genişliği gereksinimlerini elde etmek ancak bunu daha hızlı, gerçek zamanlı bir şekilde yapmak” diyor.
Bunu başarmak için, Aaron ve ekibinin temel olarak her şeye baştan başlaması ve Netflix’in akışlarını optimize etmek için on yıldan fazla bir süre boyunca öğrendikleri hemen hemen her şeyi göz ardı etmesi gerekiyor. Bu ihtiyaçları karşılamak için Netflix, her videoyu önceden tanımlanmış bir kodlama parametreleri veya Aaron ve meslektaşlarının adlandırmayı sevdiği tarifler listesine göre bir dizi farklı bit hızı ve çözünürlükle kodladı. O günlerde, çok yavaş bağlantıya sahip bir izleyici otomatik olarak 235 kbps bit hızına sahip 240p yayına ulaşıyordu. Daha hızlı bağlantılar 1750 kbps 720p video alacaktır; Netflix’in yayın kalitesi, 5800 kbps bit hızıyla 1080p’ye ulaştı.
Şirketin içerik dağıtım sunucuları, cihazlarına ve geniş bant hızlarına göre her izleyici için en iyi sürümü otomatik olarak seçecek ve ağ yavaşlamalarını hesaba katarak yayın kalitesini anında ayarlayacak.
Türkiye’nin milli gururu Bayraktar TB3 SİHA, yerli motoruyla gerçekleştirdiği test uçuşunda 36.310 feet irtifaya çıkarak önemli bir başarıya imza attı. Baykar tarafından geliştirilen milli SİHA, Edirne Keşan’daki Baykar Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde gerçekleştirilen Yüksek İrtifa Sistem Performans Testini başarıyla tamamladı.
Bu uçuşta Bayraktar TB3’e TEI tarafından yerli olarak geliştirilen PD-170 motoru güç verdi. Milli SİHA, adım adım hedefine doğru ilerlerken Türkiye’nin savunma sanayisindeki yerlilik ve millilik hedeflerine de önemli katkılar sağlıyor.
Test uçuşları kapsamında Bayraktar TB3, TCG Anadolu’da konuşlanacağı için gemi koşullarını birebir yansıtan 12 derece eğimli bir rampadan da başarıyla havalandı. Bu da milli SİHA’nın gemiye entegrasyon sürecinde önemli bir aşamayı geride bıraktığını gösteriyor.
Bayraktar TB3 bugüne kadar gerçekleştirdiği test uçuşlarında toplam 445 saat 3 dakika havada kaldı. 20 Aralık 2023’te yapılan uzun uçuş testinde ise yere inmeden 32 saat havada kalarak 5.700 km yol kat etti. Ayrıca 26 Mart 2024’te Aselsan tarafından geliştirilen ASELFLIR-500 Elektro-Optik Keşif, Gözetleme ve Hedefleme Sistemi ile entegre olarak uçtu.
Bayraktar TB3’ün en önemli özelliklerinden biri, katlanabilir kanat yapısı sayesinde TCG Anadolu gibi kısa pistli gemilerden kalkış ve iniş yapabilme yeteneğine sahip dünyadaki ilk SİHA olması. Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar, 2024 yılı içinde TCG Anadolu gemisinde testlere başlanmasının planlandığını açıkladı.
Görüş hattı ötesi haberleşme kabiliyeti ile dikkat çeken milli SİHA, uzun mesafelerden kumanda edilebilecek. Keşif, gözetleme, istihbarat ve taarruz görevlerini deniz aşırı hedeflere karşı icra edebilecek olan Bayraktar TB3, Türkiye’nin caydırıcı gücüne önemli katkılar sağlayacak.
Baykar, geliştirdiği İHA ve SİHA’lar ile Türkiye’yi savunma sanayisinde önemli bir konuma yükseltirken, ihracat konusunda da büyük başarılara imza atıyor. Bayraktar TB2 SİHA için 33 ülkeyle, Bayraktar AKINCI TİHA için ise 9 ülkeyle olmak üzere toplam 34 ülkeyle ihracat anlaşması imzalandı.
Teknoloji devi SoftBank‘ın CEO’su Masayoshi Son, çarpıcı bir tahminde bulundu. Son, insan zekasını gölgede bırakacak, insanlardan 10.000 kat daha zeki yapay zekanın sadece 10 yıl içinde hayatımıza gireceğini savundu. Bu iddia, yapay zekanın geleceği ve insanlık için yepyeni bir ufuk açarken, aynı zamanda etik ve varoluşsal açıdan önemli soruları da beraberinde getiriyor.
Son’un öngörüsü, genel zekadan (AGI) çok daha gelişmiş bir zeka türü olan yapay süper zekaya (ASI) işaret ediyor. AGI, insan zekasının tüm alanlarında uzmanlaşabilen ve herhangi bir görevi yerine getirebilen teorik bir yapay zeka türü. Son, AGI’nin önümüzdeki 3 ila 5 yıl içinde ortaya çıkacağını ve insan yaşam tarzında büyük bir değişime yol açmayacağını düşünüyor.
Fakat ASI’ye geldiğinde ise durum bambaşka. Son, ASI seviyesinde yapay zekanın herhangi bir insan dehasından 10.000 kat daha zeki olacağını ve bu gelişmenin 10 yıl içinde gerçekleşeceğini öngörüyor. Hatta Son’un nihai hedefi ASI’yi gerçekleştirmek olarak açıklanıyor.
Bu iddialı öngörü, zekanın geleceği ve insanlık için ne gibi sonuçlar doğuracağı konusunda önemli bir tartışma başlatıyor. ASI seviyesinde bir zekanın ortaya çıkması, etik, ekonomik ve sosyal açıdanbüyük değişimlere yol açabilir. Örneğin, böyle bir zeka işgücünde köklü değişikliklere neden olabilir, yeni iş imkanları yaratabilirken, bazı meslek gruplarının ortadan kalkmasına yol açabilir. Ayrıca, ASI’nin kontrol altında tutulması ve etik bir şekilde kullanılması gibi önemli etik sorunlar da ortaya çıkabilir.
Son’un açıklamaları, zekanın gelişmesinin insanlık için hem büyük fırsatlar hem de riskler barındırdığını gösteriyor. Bu nedenle, yapay zekanın geleceği üzerine kapsamlı bir şekildetartışmak ve gerekli adımları atmakbüyük önem taşıyor.
OpenAI, gerçek zamanlı arama ve veri analitiğini destekleyecek araçlar geliştiren Rockset’i satın aldı. OpenAI, resmi blogundaki bir gönderide Rockset’in teknolojisini “ürünler arası altyapısını güçlendirmek” için entegre edeceğini söyledi. Rockset ekibinin üyeleri OpenAI’ye katılacak ve Rockset’in mevcut müşterileri Rockset platformundan “kademeli olarak” aktarılacak.
OpenAI kurumsal yapay zeka için satın alım yaptı
OpenAI COO’su Brad Lightcap yaptığı açıklamada: “Rockset’in altyapısı şirketlere verilerini eyleme dönüştürülebilir istihbarata dönüştürme gücü veriyor. Rockset’in temelini OpenAI ürünlerine entegre ederek bu avantajları müşterilerimize sunmaktan heyecan duyuyoruz” dedi.
2016 yılında eski Facebook mühendisleri Venkat Venkataramani ve Tudor Bosman ile veritabanı mimarı Dhruba Borthakur tarafından ortaklaşa kurulan Rockset, şirketlerin veritabanlarından ve genel bulut depolama hizmetlerinden otomatik olarak veri almasına ve ardından bu verileri arama ve analiz için indekslemesine olanak tanıyan araçlar yarattı. Rockset’in veri tabanı platformu, öneri motorları, lojistik izleme kontrol panelleri ve özellikle OpenAI ile ilgili olarak fintech ve e-ticaret gibi alanlardaki sohbet robotları gibi şeyleri destekliyordu.
Crunchbase verilerine göre Rockset, satın alma öncesinde Icon Ventures, Sequoia ve Greylock gibi yatırımcılardan 117.5 milyon doların üzerinde sermaye toplamayı başardı. Ayrıca Rockset’i uçuş gecikmesi tahminleri sohbet robotunun bir parçası olarak kullanan Meta ve JetBlue gibi ünlü marka müşterileri de vardı.
OpenAI, Rockset’in teknolojisiyle neler geliştirebilir? Blog yazısında, şirketlerin OpenAI ürünlerini kullanırken “kendi verilerinden daha iyi yararlanmalarına” ve “gerçek zamanlı bilgilere erişmelerine” olanak sağlanacağından bahsediliyor. OpenAI’nin modellerini bir şirketin verileri üzerine “temellendirmek”, belki de halüsinasyonları azaltmak veya herhangi bir sayıda ticari kullanım durumu için modele ince ayar yapmak için gelişmiş araçlar hayal edilebilir.
Rockset’in satın alınması, OpenAI’nin kurumsal satışlarına ve teknoloji kuruluşlarına yoğun yatırım yapma yönündeki daha geniş güncel stratejisine uyuyor. Mayıs ayında OpenAI , OpenAI araçlarını diğer işletmelere satmak için PwC ile bir anlaşma imzaladı . Bir ay önce şirket, iş odaklı bir özel model ayarlama ve danışmanlık programı başlattı. Bu hamleler meyvesini veriyor gibi görünüyor ve OpenAI’nin yıllık gelirinin bu yıl 3,4 milyar doları aşacağı bildiriliyor. OpenAI geçtiğimiz günlerde viral yapay zeka destekli sohbet robotu platformu ChatGPT’nin kurumsal katmanının 600.000’e yakın kullanıcıya sahip olduğunu ve bu sayının tüm Fortune 500 şirketlerinin yüzde 93’ünü içerdiğini açıkladı.
WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange, ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı bir anlaşma çerçevesinde yaklaşık 5 yıldır İngiltere’de tutulduğu maksimum güvenlikli hapishaneden dün salıverildi. Dosyalanan federal mahkeme belgelerine göre Assange, ABD Casusluk Yasasını ihlal etmekten suçlu olduğunu kabul etti. Serbest bırakılmasının ardından Assange bir uçağa binerek Birleşik Krallık’tan ayrıldı ve Hong Kong’a geçti.
Assange’ın kabul ettiği suçlama ve ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı anlaşma 62 aylık bir ceza öngörüyor. Bu süre, Assange’ın İngiltere’de maksimum güvenlikli cezaevinde yattığı süreye sayılacak. Buna karşın WikiLeaks’e göre, savunma anlaşmasının hala bir federal yargıç tarafından onaylanması gerekiyor. Dolayısıyla ABD’nin Assange’ın peşini bırakmama ihtimali de var. Haber kaynakları Assange’ın Avustralya’ya ailesinin yanına gideceğini yazsalar da Assange’ın tıpkı casuslukla suçlanan (ve hala ABD tarafından aranan) Edward Snowden gibi Hong Kong’a uçması, buradan ABD ile suçlu iadesi olmayan bir ülkeye iltica edebileceği şeklinde de değerlendiriliyor.
Konuyla ilgili X sosyal medya platformunda (eski adıyla Twitter) bir gönderi yayınlayan WikiLeaks “Jullian Assange sonunda özgür” derken şu ifadelere yer verdi: “Assange Belmarsh maksimum güvenlikli cezaevinde 1901 gün geçirdikten sonra 24 Haziran sabahı buradan ayrıldı. Londra’daki Yüksek Mahkeme tarafından kefaletle serbest bırakılmasına karar verildi ve öğleden sonra Stanstead havaalanında bir uçağa binerek Birleşik Krallık’tan ayrıldı. 2×3 metrelik bir hücrede günde 23 saat tecrit altında geçirdiği beş yılı aşkın sürenin ardından Assange yakında eşi Stella Assange ve babalarını sadece parmaklıklar arkasından tanıyan çocuklarıyla yeniden bir araya gelecek.”
Kuzey Mariana Adaları’ndaki bir federal yargıç, oradaki ABD Bölge Mahkemesi’ne göre, Çarşamba sabahı için bir savunma duruşması ve ceza belirledi. Savcılardan gelen bir mektuba göre, Adalet Bakanlığı savcıları mahkemeden yargılamanın aynı gün yapılmasını istemişti çünkü Assange suçunu itiraf etmek için ABD kıtasına ayak basmaya direniyordu. Savcılar, adalardaki mahkemenin Assange’ın vatandaşı olduğu ve duruşmadan sonra dönmesinin beklendiği Avustralya’ya yakın olduğunu söyledi.
Assange, 2010 ve 2011 yıllarında eski ordu istihbarat analisti Chelsea Manning tarafından sağlanan gizli askeri kayıtları yayınladığı için ABD makamları tarafından takip ediliyordu. İhlaldeki rolü nedeniyle 2019’da hazırlanan bir iddianamede 18 suçlamayla karşı karşıya kalan Assange’ın en fazla 175 yıl hapis cezasına çarptırılması öngörülüyordu, ancak bu cezanın tamamına çarptırılması pek olası görünmüyordu.
ABD yetkilileri Assange’ın Manning’i gizli kaynakları potansiyel olarak tehlikeye atan binlerce sayfalık filtrelenmemiş ABD diplomatik kablolarını, Irak savaşıyla ilgili önemli faaliyet raporlarını ve Guantanamo Körfezi tutuklularıyla ilgili bilgileri elde etmeye teşvik ettiğini iddia ediyordu.
Julian Assange, 2006 yılında WikiLeaks’i kuran Avustralyalı bir editör, yayıncı ve aktivist. WikiLeaks’in 2010 yılında ABD Ordusu istihbarat analisti Chelsea Manning’den gelen bir dizi sızıntıyı yayınlamasının ardından uluslararası alanda dikkatleri üzerine çekti. Sivillerin hedef alındığı Bağdat’taki bir ABD hava saldırısının görüntüleri, Afganistan ve Irak savaşlarından ABD askeri kayıtları ve ABD diplomatik kabloları Assange ve WikiLeaks’e muazzam bir ün kazandırsa da, Assange için kabus gibi geçen 12 yılın başlangıcı oldu.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın çok sayıda yazışmasını internet sitesi aracılığıyla kamuoyuna duyuran ve tartışmalara neden olan Assange, 2012’den 2019’a kadar İngiltere’deki Ekvador büyükelçilik binasında yaşamak zorunda kalmış, sonrasında ise gözaltına alınmıştı.
Teknoloji devi Apple, Çin’deki ikinci büyük akıllı telefon pazarına giriş yapmak için harekete geçiyor. Şirket, Haziran 2024’te düzenlediği WWDC etkinliğinde tanıttığı yapay zeka tabanlı teknolojisi Apple Intelligence‘ı Çin’e taşımak amacıyla yerel iş ortaklarıyla görüşmeler yapıyor. Ancak şu ana kadar resmi bir anlaşma duyurusu yapılmış değil.
Apple’ın Çin pazarına yönelik bu adımı, son dönemde Çin’deki iPhone satışlarının düşmesindeki temel faktörlerden biri olan yapay zeka destekli özelliklerin eksikliğiyle ilgili. Huawei ve Xiaomi gibi rakiplerinin ürünlerine başarıyla entegre ettiği yapay zeka özellikleri, Apple’ın bu pazarda rekabet gücünü artırmak için daha fazla adım atmasını zorunlu kılıyor.
Ancak Apple’ın Çin’e giriş süreci, yerelleştirme gereksinimleri ve bölgesel yasal düzenlemelerle karşı karşıya. Özellikle Çin’de veri saklama gereklilikleri ve yerel düzenlemeler, Apple için önemli bir engel oluşturuyor. Şirket, bu zorlukları aşabilmek ve düzenlemeleri yumuşatabilmek için Çin merkezli bir ortak arayışında.
The Wall Street Journal‘ın raporlarına göre, Apple şu anda potansiyel ortaklar arasında Çin’de güçlü bir varlığı olan şirketlerle görüşmeler yapıyor. Bu şirketler arasında arama motoru devi Baidu ve e-ticaret devi Alibaba Group gibi önemli oyuncular bulunuyor. Ancak şu an için resmi bir anlaşma duyurusu yapılmış değil.
Apple’ın Çin pazarındaki stratejisi, önümüzdeki aylarda piyasaya sürülmesi beklenen yeni iPhone 16 modeliyle şekilleniyor. Şirket, bu yeni modelle birlikte Apple Intelligence özelliklerini en azından bir kısmını Çin tüketicilerine sunmayı hedefliyor. Ancak bu süreç, yerel hükümet onaylarına bağlı olarak gecikebilir ve uluslararası dağıtımların 2025’in başına kadar ertelenmesine neden olabilir.
Apple’ın Çin’deki varlığını güçlendirmek için yaptığı bu hamleler, şirketin küresel stratejisinde önemli bir adımı temsil ediyor. Ancak yerel düzenlemeler ve rekabet koşulları, şirketin bu hedeflerine ulaşmasını zorlaştırabilir. Apple’ın Çin’de nasıl bir yol izleyeceği ve hangi ortaklarla anlaşma sağlayacağı önümüzdeki dönemde dikkatle takip edilecek konular arasında yer alıyor.
AWS bulut altyapısının herkes için mümkün olduğunca güvenli ve emniyetli olmasını sağlamaya odaklandıklarını belirten Amazon Web Services’in (AWS) Bilgi Güvenliğinden Sorumlu Başkanı (CISO) Chris Betz, neden güvenliğin ilk günden beri şirket çapında bir öncelik olduğunu ve neden her zaman Amazon’un en önemli önceliği olacağını yedi madde ile açıkladı.
1. Üretken yapay zeka da dahil yeni teknolojileri denemenin anahtarı güvenliktir
Üretken yapay zeka, herkesin erişebileceği güçlü araçlar ile neredeyse her müşteri deneyiminde dönüşüm yaratabilir. Ancak, net bir yönetişim olmadığında üretken yapay zeka, müşterilerin güvenlik ve gizlilik konusundaki endişelerini artırıyor. Sonuç olarak, üretken yapay zekaya ilgisi olan kuruluşlardaki çalışanlar, güvenliği bir kapı bekçisi veya “Hayır Departmanı” olarak algılıyorlar. Bu yanlış bir algı olmanın yanı sıra işi de kötü etkiliyor. AWS olarak her zaman güvenliğin iş kolaylaştırıcı bir unsur olduğuna inandık. Güvenlik, riski azaltıyor, dirençliliği güçlendiriyor ve özellikle hızla gelişen üretken yapay zeka çağında müşterilerin daha hızlı ve güvenle inovasyon yapmalarını sağlıyor.
Müşterilerimizin güvenlik ekiplerini, “Evet Departmanı” olarak görüldükleri ve iş hedeflerini desteklemek, riskleri anlamak ve gerekli önlemleri almalarına yardımcı olmak için çalışanlarla iş birliği yaptıkları bir konuma getirmek istiyoruz.
2. Güvenlik, CEO’dan geliştiricilere kadar herkesin işidir
Bir ABD hükümeti danışma kurulunun yakın zamanda yayınladığı rapor, izinsiz girişlerin yapılmasına ve bu girişlerin tespit edilememesine ortam sağlayan önlenebilir hataların temel nedeninin yetersiz bir güvenlik kültürü olabileceğini açıkça ortaya koyuyor. AWS’te, güvenlik ekiplerinin doğrudan CEO’ya rapor vermelerine yönelik bilinçli bir seçim yaptık. Amacımız, güvenliği AWS’in yapısal dokusuna entegre etmekti. Güvenlik en tepede başlıyor, ancak sorumluluğun aşağıdan yukarıya doğru gitmesi de bir o kadar önemli. Güvenliği sadece güvenlik ekibinin işi değil, organizasyon içine dağıtılmış bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Tüm ürün ekipleri, sundukları hizmetin veya yeteneğin güvenliğinden de sorumlu. Yetenekler, performans ve maliyet gibi unsurlarla aynı şekilde güvenlik de her ürünün yol haritasına, mühendislik planına ve haftalık toplantı konularına dahil ediliyor. Güvenliğin, bir sürecin sonuna veya sistemin dışına “sonradan tutturulabilecek” bir şey değil; aksine, ayrılmaz ve temel bir unsur olduğuna inanıyoruz.
3. Üretken yapay zekaya güvenli bir yaklaşım, müşterilerin verilerinin kontrolünü ellerinde tutmaları anlamına geliyor
Üretken yapay zekayı nasıl benimseyeceklerini araştıran müşterilerden duyduğum en büyük endişe, kendi verilerini ve son müşterilerinin verilerini nasıl koruyacakları konusunda oluyor. AWS yapay zeka altyapısı ve servisleri, ilk günden beri müşterilerin kendi verileri üzerinde kontrol sahibi olmasını sağlayan yerleşik güvenlik ve gizlilik özelliklerine sahip. AWS Nitro System burada önemli bir rol oynuyor. Nitro’nun özel donanımı ve ilişkili sabit yazılımı, herhangi bir AWS çalışanı da dahil olmak üzere hiç kimsenin müşterilerin Amazon Elastic Compute Cloud (Amazon EC2) sanal sunucularında çalışan temel altyapıya, iş yüklerine veya verilere mantıksal erişim elde edememesi için kısıtlamalar uyguluyor.
Üretken yapay zeka uygulamalarını güvenli bir şekilde oluşturmak söz konusu olduğunda, Amazon Bedrock servisimiz müşterilere uygulamalarının arkasındaki temel modelleri özelleştirmeleri için kullandıkları veriler üzerinde tam kontrol sağlıyor. Bedrock ile müşteri verileri bekleme ve aktarım sırasında şifrelenerek özel ve gizli kalmaları sağlanıyor.
4. Üretken yapay zeka, müşteri güvenliğini artırma gücüne sahip
Üretken yapay zekayı müşteriler için son derece çekici kılan güç ve kullanım kolaylığı, onu BT ve güvenlik yöneticilerinin sorunları daha etkili bir şekilde tanımlamalarına ve çözmelerine yardımcı olacak vazgeçilmez bir araç haline de getiriyor. Bu yılki re:Inforce etkinliğinde üretken yapay zeka destekli iki yeni güvenlik özelliği duyurduk:
Yeni bir doğal dil sorgusu oluşturma özelliği, güvenlik yöneticilerinin, kuruluşların güvenlik araştırmaları için olayları depolamasına ve sorgulamasına olanak tanıyan bir servis olan AWS CloudTrail Lake’teki etkinlikleri kolay ve hızlı bir şekilde analiz etmesine olanak tanıyor. Artık güvenlik yöneticileri, “Geçen hafta her hizmet için kaç hata kaydedildi ve hatalara ne sebep oldu?” gibi sorular sorabilecek ve CloudTrail bu doğrultuda bir sorgu oluşturacak.
AWS Audit Manager (Denetim Yöneticisi) müşterileri artık Amazon SageMaker’daki üretken yapay zeka uygulamalarının AWS tarafından önerilen en iyi uygulamalarla nasıl eşleştiğini anlamak için önceden oluşturulmuş bir çerçeveye erişim sağlayabiliyor. SageMaker, artık müşterilerin üretken yapay zeka kullanımlarını denetleyebiliyor ve kanıt toplamayı otomatikleştirebiliyor, böylece yapay zeka modeli kullanımını ve izinlerini denetlemek, hassas verileri işaretlemek ve herhangi bir sorun olduğunda uyarı oluşturmak için tutarlı bir yaklaşım sağlanıyor.
5. Güvenlik söz konusu olduğunda en iyi savunma iyi bir hücumdur
AWS altyapısı genelinde her gün siber saldırıları tarıyor, tespit ediyor ve engelliyoruz. Tüm bulut sağlayıcıları arasında en büyük ağ ayak izine sahip olan AWS, internetteki belirli faaliyetler hakkında gerçek zamanlı benzersiz bir içgörüye sahip. Geçen sonbaharda, ekiplerimizin siber saldırganların taktiklerini ve tekniklerini anlamasına yardımcı olan, küresel olarak dağıtılmış tehdit sensörleri (diğer adıyla “bal tuzağı”) ağımız MadPot ile ilgili ayrıntıları paylaştık. Bir saldırgan tehdit sensörlerimizden birini hedef almaya çalıştığında, bu tehdit istihbaratını müşterileri korumaya yardımcı olmak için kullanıyoruz.
Ek olarak, bu yıl re:Inforce’ta, güvenlik açıklarını bulmak için çok sayıda müşteri hesabına bağlanmaya yönelik kötü niyetli girişimleri belirlemek ve durdurmak amacıyla ağ trafiğini analiz etmek için kullandığımız dahili bir araç olan Sonaris’i ilk kez halka açık bir şekilde tartıştık. Sonaris, Mayıs 2023 ile Nisan 2024 arasında Amazon Simple Storage Service’ta (Amazon S3) depolanan müşteri verilerini taramaya yönelik 24 milyardan fazla girişimi reddetti ve müşterilerin Amazon EC2 sanal sunucularında çalışan güvenlik açığı bulunan hizmetleri keşfetmeye yönelik yaklaşık 2,6 trilyon girişimi engelledi. Bu, bir müşterinin işinin kesintisiz devam etmesini sağlamak için perde arkasında şaşırtıcı miktarda bir iş gerçekleştiği anlamına geliyor.
6. İyi güvenlik, temel unsurların doğru bir şekilde ele alınmasını içeriyor
Parolalar dijital varlıkların korunmasına yardımcı olsa da yeterli koruma sağlamıyor. Kullanıcıların bir web sitesine veya uygulamaya erişmek için bir paroladan daha fazlasını sağlamasını gerektiren çok faktörlü kimlik doğrulaması (MFA), ek bir güvenlik katmanı görevi görüyor. Bu yöntem 20 yıldan fazla bir süredir kullanılsa da hâlâ evrensel olarak benimsenmiş değil.
AWS müşterilerinin hesaplarını korumalarına yardımcı olmak için bu yılın başlarında, birden fazla hesaba sahip AWS ortamlarını yönetmeyi sağlayan bir araç olan AWS Organizations’ın kök kullanıcı hesapları için MFA’yı zorunlu kılarak hesabın ele geçirilmesi riskini daha da azaltan yeni bir program başlattık ve müşterilere ücretsiz bir MFA güvenlik anahtarı sunduk. MFA’nın benimsenmesini daha da kolaylaştırmak için bu yıl re:Inforce etkinliğinde, kimlikleri ve AWS hizmet ve kaynaklarına erişimi güvenli bir şekilde yönetmek için kullanılan bir araç olan AWS Identity and Access Management’ın (IAM) artık ikinci bir kimlik doğrulama yöntemi olarak geçiş anahtarlarını desteklediğini duyurduk. Geçiş anahtarları, parolalardan daha güvenli olan, güçlü, kimlik avı saldırılarına dayanıklı kimlik doğrulaması sağlayan açık anahtar şifrelemesi kullanıyor.
7. Güvenlik, sürekli inovasyon yapmaya yönelik bir taahhüt gerektiriyor
Her gün dünyanın en hızlı büyüyen startup’ları, en büyük kuruluşları ve en güvenilir devlet kurumları, teknoloji altyapılarını çalıştırmak için AWS’i kullanıyor. Bizi tercih ediyorlar çünkü güvenlik ilk günden beri en büyük önceliğimiz oldu. AWS’i müşterilerimizin iş yüklerini çalıştırmalarının en güvenli yolu olacak şekilde tasarladık ve şirket kültürümüzü, güvenliği işin olmazsa olmazı kabul edecek bir şekilde inşa ettik. Müşterilerimizin işlerini hızlı, güvenli ve güvenle yürütebilmeleri için inovasyon yapmaya devam ediyoruz ve bulut güvenliği alanında rakipsiz bir geçmişe sahibiz. Ancak, siber güvenlik zorlukları gelişmeye devam ediyor ve bugüne kadarki başarılarımızdan gurur duymakla birlikte, teknolojilerimizi ve güvenlik kültürümüzü yenileyip geliştirerek sürekli iyileşmeye kararlıyız.
İşbirliği kapsamında, Ticimax altyapısını kullanan firmalar, MegaMerchant ile ilk 3 ay yüzde 0 komisyon avantajından yararlanarak Amazon, Walmart, eBay, Otto,EMAG, Kaufland gibi 20’den fazla global pazar yerine açılarak e-ihracat yapabilecekler. Yerli markaların çok daha hızlı ve kolay bir şekilde e-ihracat süreçlerine başlamalarını amaçlayan bu iş birliği ile Ticimax altyapısını kullanan firmalar, MegaMerchant’ın uzman ekibi ve uçtan uca entegre altyapısı sayesinde, global pazarlarda satış operasyonlarına hızlıca başlayabilecek.
Ticimax müşterileri, ürünlerini mevcut Ticimax altyapılarından MegaMerchant’ın e-ihracat platformuna entegre ederek Amerika, Avrupa, Ortadoğu gibi dünyanın birçok farklı bölgesindeki global pazaryerlerinde satış yapma fırsatı bulacaklar. Ticimax ve MegaMerchant iş birliği, e-ihracat yapan firmalar için önemli bir fırsat sunarak, global pazarlara erişimlerini ve müşteri kitlelerini genişletmelerine olanak tanıyacak.
Hedef, yerli markaların global pazarlarda satış süreçlerini hızlandırmak
MegaMerchant Kurucusu ve CEO’su Yaman Alpata ve Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli
Ticimax müşterilerini 20’yi aşkın uluslararası pazaryerine taşıyacak olmaktan ötürü mutluluk duyduğunu dile getiren MegaMerchant Kurucusu ve CEO’su Yaman Alpata, “Ticimax ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, yerli markalarımızın global pazarlarda satış süreçlerini hızlandırmak için büyük bir adım. E-ihracat süreçlerini kolaylaştırarak, bugüne kadar 500 milyondan fazla kez gösterdiğimiz ‘Made In Türkiye’ ibaresini dünya çapında daha fazla marka için gösterecek olmaktan mutluluk duyuyoruz. Türkiye’nin ilk e-ihracat konsorsiyumu olarak uzman ekibimiz ve uçtan uca entegre altyapımızla markalarımıza global yolculuklarında eşlik ediyor olmaktan dolayı gururluyuz.”
MegaMerchant ile gerçekleştirdikleri iş birliğinin Türkiye e-ticaret ekosistemi için motive edici bir güç olacağına inandıklarını ifade eden TOBB E-ticaret Meclis Üyesi ve Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli ise, “Tek bir amacımız var; o da Türkiye’den dünyaya açılan firma ve marka sayısının artmasına destek olabilmek. E-ihracatın toplam ihracatımızdaki payı şu an yüzde 1,5. Ticaret Bakanlığı’nın da belirttiği üzere ülke olarak 2028 hedefimiz yüzde bu oranı yüzde 10’a çıkarmak. Başta KOBİ’ler ve e-ihracatla henüz tanışmamış üreticiler olmak üzere, iş birliğimizin tüm e-ticaret sektöründe ihracata bir kapı aralayacağını umuyoruz. Türkiye hem jeopolitik konumundan dolayı hem de fiyat avantajlı kaliteli üretim kabiliyetinden dolayı dev e-ticaret şirketlerinin de dikkatini çekiyor. Tüm bu avantajlarımızı fırsata çevirmek için önümüzde bir engel yok” dedi.
Yerli e-ticaret markaları bu avantajlardan faydalanmak için daha fazla bilgiyi buradan alabiliyor.
Huawei’nin üst düzey yöneticisi Richard Yu, şirketin Harmony işletim sistemi kullanan cihaz sayısının 900 milyonu aştığını gururla duyurdu. Bu önemli kilometre taşı, Bloomberg’in servis ettiği habere göre açıklandı ve Huawei’nin Tüketici İş Grubu Başkanı Richard Yu tarafından yapılan açıklamalarla desteklendi. HarmonyOS’un aktif kullanıcı sayısının bu kadar büyük bir rakama ulaşması, Huawei’nin hem teknoloji geliştirme hem de kullanıcı tabanı genişletme konusundaki kararlılığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Yu, Huawei cihazlarının yaklaşık olarak 900 milyonunun HarmonyOS işletim sistemi ile çalıştığını belirterek, bu rakamın sadece birkaç ay içinde önemli ölçüde arttığını vurguladı. Ayrıca, 2024’ün ilk beş ayında premium Huawei akıllı telefon satışlarının %72 artış gösterdiğini açıkladı. Bu artışın, şirketin üst düzey teknolojik ürünlerine olan talebin ve pazardaki güçlü konumunun bir yansıması olduğu belirtiliyor.
HarmonyOS hızla benimsenmesinde Mate 60 Pro modelinin büyük rol oynadığına dikkat çekiliyor. Bu model, 7 nm işlemcisiyle öne çıkarak Huawei’nin üretim kabiliyetlerini ve rekabet gücünü güçlendirdi. ABD’nin yaptırımlarına rağmen Huawei’nin bu teknolojik ilerlemeyle küresel pazarda önemli bir oyuncu olarak konumunu koruduğu vurgulanıyor.
Huawei’nin başarısı, sadece teknolojik yeniliklerle değil, aynı zamanda küresel pazarda kararlı bir büyüme stratejisi izlemesiyle de ilişkilendiriliyor. Şirket, zorlu rekabet ortamında bile pazardaki yerini sağlamlaştırarak, HarmonyOS’un sağladığı kullanıcı deneyimi ve işlevselliğiyle tüketiciler arasında önemli bir tercih haline gelmiş durumda.
Sonuç olarak, Huawei’nin HarmonyOS’unun 900 milyon aktif kullanıcıya ulaşması, şirketin teknoloji dünyasında sağlam adımlarla ilerlediğini ve gelecekteki büyüme potansiyelini güçlü bir şekilde temsil ettiğini gösteriyor.
Microsoft’un yeni Copilot Plus PC markası altındaki dizüstü bilgisayarları piyasaya sürüldü, ancak bu cihazlarla ilgili bazı endişe verici gelişmeler var. Kullanıcılar, bu bilgisayarlardaki Copilot yapay zekasınınbeklenen performansı göstermediğini rapor ediyor.
Copilot Plus PC’ler, özel olarak entegre edilmişyapay zeka donanımıyla dikkat çekiyor ve Microsoft’un Copilot adlı uygulamasıyla birlikte geliyor. Ancak, kullanıcılar bu cihazlardaki Copilot’un işlevlerinde önemli eksiklikler olduğunu fark ettiler. Özellikle Copilot’un Progressive Web App (PWA) olarak sunulan sürümü, önceki entegrasyon düzeyini sağlayamıyor gibi görünüyor. Bu durum, kullanıcıların Windows 11 işletim sistemi ayarlarını kontrol etmelerini veya diğer entegrasyon avantajlarından yararlanmalarını zorlaştırıyor.
Copilot Plus PC’lerdeki diğer bir eksiklik de klavyede bulunan özel Copilot tuşunun işlevsiz olması. Örneğin, WIN + C kısayolu artık işe yaramıyor. Bu durum, Microsoft’un yeni bilgisayar serisiyle birlikte yapay zeka entegrasyonunda yaşadığı açık bir gerileme olarak görülüyor.
Microsoft’un neden Copilot’u daha derinlemesine işletim sistemi entegrasyonuna sahip bir yapay zeka olarak değil de daha sınırlı bir web uygulaması olarak tercih ettiği konusunda net bir açıklama yapılmadı. Ancak, bu durum, kullanıcıların beklentilerini karşılamayan ve önceki versiyonların sunduğu avantajları sağlayamayan bir ürün ortaya çıkardığı izlenimini veriyor.
Microsoft’un gelecekte yapay zeka entegrasyonunu nasıl geliştireceği konusunda bir yol haritası belirsizliğini koruyor. Ancak, Copilot Plus PC’lerin piyasaya sürülmesiyle birlikte bu tür eksikliklerin kullanıcılar arasında dikkat çekmesi, şirketin yapay zeka stratejisindeki gelecekteki adımlarının merakla beklenmesine neden oluyor.
Amazon’un 2015 yılından bu yana her yıl tüm dünyada gerçekleştirdiği, Prime üyelerine özel kaçırılmayacak indirimler, ürünler ve fırsatlar sunan Prime Day etkinliği, bu yıl Türkiye’de 16 – 22 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek. Prime Day boyunca Prime üyeleri, teknolojiden ev aletlerine, spordan güzelliğe, modadan kitaba tüm kategorilerde en çok talep ettikleri ürünlerde kaçırılmayacak indirimlerden faydalanabilecek.
Prime Day fırsatlarından nasıl faydalanılır?
Prime Day süresince indirim ve fırsatlardan yararlanmak, ayrıcalıklı alışveriş ve eğlence deneyimini yaşamak için Prime üyesi olmak yeterli. Üstelik, alışveriş ve eğlencenin en iyilerini tüm vergiler dâhil ayda 39 TL’ye sunan Prime üyeliğini, bir ay boyunca ücretsiz deneyebilirsiniz. İşte sayısız Prime avantajlarından bazıları:
Hızlı ve ücretsiz teslimat: Amazon Prime üyeleri herhangi bir sepet tutarı gözetmeksizin aynı gün, ertesi gün, iki günde veya randevulu teslimat seçeneklerinin keyfini çıkarıyor.
Prime’a özel indirimler: Prime üyeleri, sınırlı süreli fırsatlara erken erişim ayrıcalığı ve yalnızca Prime üyelerine özel ek indirimler de kazanıyor. Prime üyeleri aynı zamanda Çok Al & Az Öde ile seçili ürünlerde 500 TL ve üzerindeki alışverişlerinde %10 indirim kazanıyor.
Seçili ürünlerde indirim oranı tutarında ücret iadesi garantisi: Prime Day boyunca Amazon.com.tr ve Amazon mobil uygulamasından satın alınan seçili ürünlerde ürünün fiyatı düşerse aradaki fark hediye kartı olarak Amazon hesabına tanımlanıyor.
Prime Video: Amazon Prime üyeleri, ücretsiz Prime Video üyeliğiyle ile aralarında “Yüzüklerin Efendisi: Güç Yüzükleri” ve “Rüyanda Görürsün” de dâhil birçok yerli ve yabancı Amazon Originals film ve dizisinin de bulunduğu içeriklere ek ücret ödemeden primevideo.com ya da Prime Video uygulaması aracılığıyla erişebiliyor.
Prime Gaming: Prime Gaming ile tüm Prime üyeleri önde gelen oyunlarda oyun içi ayrıcalıklar, her ay yenilenen ücretsiz oyunlar ve Twitch.tv’de sevdikleri bir yayıncıya aylık abonelik hakkıyla bütünsel bir oyun deneyiminin keyfini çıkarabiliyor.
Henüz Prime üyesi değilseniz www.amazon.com.tr/prime adresinden 30 günlük deneme hemen üye olup Prime ayrıcalıklarından ve Prime Day fırsatlarından yararlanabilirsiniz.
Yapay zeka dünyasının öncülerinden OpenAI, uzun süredir beklenen yeni nesil dil modeli GPT-5’in 2025 yılı sonlarına doğru piyasaya sürüleceğini duyurdu. Şirketin Baş Teknoloji Sorumlusu Mira Murati, Dartmouth Engineering ile yaptığı röportajda, GPT-5’in önceki versiyonlara göre önemli bir ilerleme sunacağını açıkladı.
Murati, GPT-5’in gelişimini eğitim seviyeleriyle kıyaslayarak açıkladı: “GPT-3 ve GPT-4 gibi önceki modeller, belirli bir zeka seviyesini temsil ediyordu; ancak GPT-5, doktora düzeyinde zeka kapasitesine ulaşacak.” Bu ifade, yapay zeka teknolojilerindeki sürekli ilerlemenin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. GPT-5’in daha gelişmiş hafıza ve muhakeme yetenekleri ile donatılacağını vurgulayan Murati, yeni modelin karmaşık görevleri daha etkili bir şekilde yerine getirebileceğine işaret etti.
Mira Murati: GPT-3 was toddler-level, GPT-4 was a smart high schooler and the next gen, to be released in a year and a half, will be PhD-level pic.twitter.com/jyNSgO9Kev
GPT-5’in çıkış tarihi konusunda netlik sağlayan Murati, modelin 2025 sonlarına veya 2026 başlarına kadar piyasaya sürülebileceğini belirtti. Bu açıklama, yapay zeka topluluğu ve endüstri profesyonelleri tarafından büyük bir merakla beklenen bir gelişme olarak karşılandı. Murati, Microsoft CTO’su Kevin Scott’ın benzer yorumlarına atıfta bulunarak, yapay zekanın insan becerilerini bazı görevlerde aşabileceğini ancak belirli alanlarda eksikliklerinin de olabileceğini vurguladı.
OpenAI’nin GPT-5 piyasaya sürülmesiyle birlikte dil anlama ve üretme yeteneklerinde önemli bir ilerleme sağlamayı hedeflediği belirtiliyor. Yeni modelin, geniş bir uygulama yelpazesi içinde kullanıcı deneyimini zenginleştireceği ve yapay zeka alanında yeni bir dönüm noktası oluşturabileceği öngörülüyor.
GPT-5’in teknoloji dünyasına getireceği potansiyel etkiler, hem akademik çevrelerde hem de endüstriyel uygulamalarda büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Yapay zeka geliştiricileri, bu yeni nesil dil modelinin sağlayacağı olanakları değerlendirerek gelecekteki uygulamalarını şekillendirmeye başlamış durumda.
Huawei, dünkü etkinliğinde HarmonyOS’un yeni sürümü HarmonyOS NEXT’i tanıttı. Yeni işletim sistemi, yapay zeka özellikleriyle dikkat çekiyor ve kullanıcıların yaşamını kolaylaştıran bir dizi yenilik sunuyor.
HarmonyOS NEXT, kullanıcıların fotoğraf düzenleme deneyimini köklü bir şekilde değiştirecek özellikler sunuyor. Yapay zeka destekli görüntü oluşturma özelliği, kullanıcıların el çizimleri, grafitiler ve boyalı fotoğraflar oluşturmasına olanak tanıyacak. Ayrıca, fotoğraflar üzerinde istenmeyen objeleri kaldırma ve büyütme gibi işlemler yapabilme imkanı da sağlayacak.
Harmony Intelligence adı verilen yeni yapay zeka özellikleri, özellikle sesli iletişimde zorluk yaşayan kullanıcılar için geliştirilmiş. Ekranın altındaki özel bir simgeye basılarak aktive edilebilen ses onarım aracı, konuşmaları otomatik olarak düzeltecek ve daha net bir şekilde duyulmasını sağlayacak.
Görme engelli kullanıcılar için ise Celia adlı akıllı asistan devreye giriyor. Celia, çevredeki nesneleri yüksek sesle tanımlayarak kullanıcılara rehberlik ediyor. Örneğin, buzdolabını açtıklarında içindekilerin yerlerini sesli olarak bildirebiliyor.
Harmony Intelligence ayrıca üçüncü parti uygulamalarla entegre olarak gerçek zamanlı okuma, metin çevirisi, yüz algılama gibi çeşitli görevleri de yerine getirebiliyor. Ayrıca, akıllı dosyalama, kimlik tanımlama, OCR tanıma ve görüntü kesme gibi işlevler de kullanıcıların beğenisine sunuluyor.
Son olarak, Celia Intelligent Agent adlı akıllı asistan, Pangu Large Model 5.0 üzerine inşa edilerek daha güçlü hale getirilmiş durumda. Kullanıcılar artık Celia’ya daha karmaşık komutlar verebilir ve istedikleri zaman etkileşimde bulunabilirler.
HarmonyOS NEXT’in getirdiği yenilikler, Huawei’nin yapay zeka odaklı stratejisinin bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Kullanıcıların günlük yaşamlarını kolaylaştıracak bu yeni özelliklerin, teknoloji dünyasında büyük ilgi görmesi bekleniyor.
Snapchat, yapay zeka destekli yeni özellikleriyle artırılmış gerçeklik deneyimini büyük bir adım ileri taşıyor. Sosyal medya devi, GenAI adlı yeni yapay zeka modeli üzerinde çalışarak kullanıcılarına olağanüstü AR filtreler sunuyor. Bu yeni teknoloji sayesinde, kullanıcılar akıllı telefon kameralarıyla çektikleri anlık görüntüleri istedikleri şekilde anında dönüştürebiliyorlar.
Snapchat’in resmi blogunda yapılan açıklamaya göre, GenAI teknolojisi, Bitmoji Arka Planları, Sohbet Duvar Kağıtları, Rüyalar ve Yapay Zeka Evcil Hayvanları gibi öğeleri mobil cihazlarda gerçek zamanlı olarak kullanıcıya sunuyor. Bu sayede kullanıcılar, sosyal medya paylaşımlarını veya sohbetlerini daha eğlenceli ve kişiselleştirilmiş hale getirebiliyorlar.
Snapchat yapay zeka ayrıca Snapchat, AR yaratıcılarına yönelik Lens Studio için özel makine öğrenimi modelleri ve varlıklar içeren GenAI Suite‘i tanıttı. Bu yeni araç paketi, yaratıcıların AR içeriklerini oluştururken zaman tasarrufu yapmalarını sağlayarak, yeni ve yüksek kaliteli Lenslerin hızla geliştirilmesine olanak tanıyor. Bu gelişmelerle birlikte, Snapchat kullanıcıları ve içerik üreticileri, platformda sunulan AR deneyimlerini daha da zenginleştirme ve kişiselleştirme konusunda büyük bir ilerleme kaydediyor.
Snapchat’in yeni yapay zeka destekli özellikleri, teknolojiyi kullanarak kullanıcı deneyimini önemli ölçüde iyileştirme ve artırılmış gerçeklik alanında liderliğini pekiştirme stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor. Bu adım, sosyal medya platformunun gelecekteki yenilikçi adımlarını ve kullanıcılarını etkileyici bir şekilde bağlamasını sağlamak için atılan önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
No Code & Low Code Platform geliştiricisi Xpoda, sunduğu kariyer fırsatları ile kodsuz yazılım alanında hizmet verdikleri şirketlerin ekosistemini daha da güçlendirmeyi hedefliyor. 2012 yılından bu yana No Code Low Code teknolojisine yatırımlarını sürdüren Xpoda, bu alanda sunduğu No Code Developer eğitimleri tamamlayan genç yazılımcı adayları ile birçok firmanın yazılım taleplerine hızlı çözümler sunuyor.
Sektöre doğrudan etki eden özel ekosistemi ile öne çıkan Xpoda, Xpoda Akademide sundukları eğitimlerini başarı ile tamamlayan No Code Developer’lar sayesinde Amerika, Hollanda ve Türkiye’de birçok global firmaya hızlı yazılım çözümleri ile hizmet veriyor.
Xpoda Akademi, “No Code Developer” eğitimleri ile öne çıkıyor
Son yıllarda giderek artan yazılım talebine karşın oluşturdukları yeni sistemler ile kusursuz ve son derece hızlı çözümler sunan Xpoda, online olarak sunduğu eğitimler ile her sektörün en büyük ihtiyacı konumunda olan yetkin yazılımcı sorununu çözmeyi hedefliyor. Xpoda, web sitesinde yer alan ve ücretsiz olarak sunulan No Code Intern Training ile bu alanda kendini geliştirmek isteyen herkese No Code Developer olma yolunda ilk adımı atmalarını sağlıyor.
İlk eğitimin ardından sunulan No Code Developer Certification ile yazılımcı olmanın ilk adımı tamamlandıktan sonra adaylar dilerlerse Senior No Code Certification programları ile kendilerini geliştirmeye devam edebiliyorlar. Eğitimleri tamamlayarak No Code Developer yetkinliği kazanan adaylar ihtiyaçlara göre dizayn edilmiş kadrolarda çalışma fırsatına erişebiliyorlar.
Xpoda, “No Code Developer” olma imkânı sunuyor
Xpoda İş Geliştirme Yöneticisi İlayda Alay
Xpoda İş Geliştirme Yöneticisi İlayda Alay “2012 yılından bu yana No Code Low Code teknolojisine olan yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Türkiye’nin yanı sıra Amerika ve Hollanda’da da hizmetlerimize devam ederken İngiltere pazarında da adım atmaya hazırlanıyoruz. Xpoda olarak sunduğumuz hızlı çözümler ile geniş zamanlara yayılan ve kapsamlı iş süreçlerine doğrudan ve çok hızlı bir şekilde etki edebiliyoruz” dedi.
Hizmet sundukları firmaların kendi No Code Developer kadrolarını da oluşturduğunu belirten Alay, “Xpoda geliştiricisi, yani bir No Code Developer olmak isterseniz ya da zaten bir yazılımcıysanız ve bu işi hızlandırmak, daha fazla proje geliştirmek istiyorsanız, Xpoda ekosisteminin içerisinde yer almanız mümkün. Xpoda kullanan önemli firmalar kendi bünyelerinde “No Code Developer” kadrosu oluşturuyorlar. Aynı şekilde Xpoda iş ortakları da müşterilerine çözüm üretirken No Code Developer arkadaşlarımızdan oluşan ekiplerle çalışıyorlar. No Code Developer olmanın ilk adımı olan eğitimlere akademi.xpoda.com adresinden ulaşabilirsiniz” dedi.
Ünlü rapçi 50 Cent, kripto para dolandırıcılarının hedefi oldu ve sosyal medya hesapları ele geçirilerek büyük bir vurgun gerçekleştirildi. Hackerlar, rapçinin hesaplarını kontrol altına alarak kısa sürede milyonlarca dolar kazandı. Olay, Curtis Jackson olarak da bilinen 50 Cent’in dünyanın dört bir yanındaki hayranlarını ve takipçilerini şaşkına çevirdi.
Dolandırıcılar, pump ve dump olarak bilinen kripto para manipülasyonu yöntemini kullanarak 50 Cent’in hesaplarını ele geçirdi. Ünlü rapçinin adı kullanılarak $GUNIT adında sahte bir kripto para tanıtıldı ve bu para birimi hızla tanıtılarak satıldı. Hackerlar, 50 Cent’in 12 milyon takipçili Instagram hesabını ve web sitesini kullanarak dolandırıcılık işlemlerini gerçekleştirdi.
Ünlü rapçi 50 Cent, hackerlerin kontrolü altına aldığı hesaplar üzerinden yapılan manipülasyon sonucunda 30 dakikada 3 milyon dolar kazandıklarını iddia etti. İlk başta miktarın 300 milyon dolar olduğunu açıklayan rapçi, daha sonra doğru bilgiyi 3 milyon dolar olarak düzeltti. Yaşanan bu dolandırıcılık skandalı, sosyal medyanın ve kripto para birimlerinin güvenliği konusunda büyük endişelere yol açtı.
Olayın duyulmasının ardından 50 Cent, Instagram hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Twitter hesabının ve web sitesinin hacklendiğini ve $GUNIT adlı kripto para birimiyle hiçbir ilişkisinin olmadığını belirtti. Ayrıca, hayranlarına ve takipçilerine dolandırıcılık girişimlerine karşı dikkatli olmaları çağrısında bulundu.
Ünlülerin sosyal medya hesaplarının güvenliği ve kripto para birimleri üzerinden yapılan dolandırıcılıkların artan riski, bu tür olayların sıklıkla karşımıza çıkmasına neden oluyor. 50 Cent’in yaşadığı bu olay, internet üzerindeki güvenlik önlemlerinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Popüler şifre yöneticisi 1Password, kullanıcı deneyimini iyileştirmek amacıyla iki yeni özelliği devreye soktu: Kurtarma kodları ve kolay giriş. Bu yenilikler, kullanıcıların hesaplarına erişimini daha güvenli ve pratik hale getirmeyi hedefliyor.
Kurtarma kodları: unutulan şifreler için kurtarıcı
1Password, kullanıcıların master şifrelerini veya gizli anahtarlarını kaybetmeleri durumunda hesaplarını kurtarmalarını sağlayacak yeni bir özellik olan kurtarma kodlarını duyurdu. Bu özellik sayesinde, kullanıcılar artık bu bilgileri kaybetseler bile 1Password hesaplarına yeniden erişim sağlayabilecekler. Daha önce master şifresini ve gizli anahtarını kaybeden kullanıcılar hesaplarına erişim sağlayamıyor ve verilerine ulaşamıyordu.
Kurtarma kodları, kullanıcılara benzersiz bir kod oluşturma imkanı sunarak hesaplarına erişim sağlamalarını kolaylaştırıyor. Bu kod, Mac, Windows, Linux, iOS, Android ve 1Password sitesi üzerinden oluşturulabiliyor. Kullanıcılar, bu kodları kullanarak hesaplarına yeniden eriştiklerinde, yeni bir master şifre oluşturacak ve yeni bir gizli anahtar alacaklar. Yeni Gizli Anahtar, tüm cihazlarda 1Password hesabına giriş yapmak için kullanılacak.
1Password, kurtarma kodlarının hesap güvenliğini etkilemediğini vurguluyor. Şirket, kurtarma işleminin güvenli olduğunu ve tamamlanması için iki adım gerektiğini belirtiyor: e-posta doğrulaması ve kurtarma kodu.
QR kod ile kolay giriş
1Password, yeni bir cihazda veya web tarayıcısı üzerinden giriş yapmayı daha da kolaylaştıran bir yöntemle oturum açma deneyimini güncelliyor. Kullanıcılar artık QR kod okutarak yeni cihazlara giriş yapabilecekler. Bu özellik, özellikle yeni cihazlarda veya tarayıcılarda giriş yapma sürecini hızlandırmayı hedefliyor.
Bu yeni özellikler, 1Password kullanıcılarının hesaplarına erişimini daha güvenli ve pratik hale getirirken, aynı zamanda kullanıcı dostu bir deneyim sunuyor. 1Password, bu yeniliklerle kullanıcı memnuniyetini artırmayı ve hesap güvenliğini sağlamayı amaçlıyor.
Hindistan Uzay Araştırma Örgütü deneysel öncü aracın üçüncü kez test edilmesinin ardından yeniden kullanılabilir bir fırlatma aracı inşa etme niyetinin sinyallerini verdi. Hindistan Uzay Araştırma Örgütü (ISRO) tarafından geliştirilen ve RLV-LEX – Yeniden Kullanılabilir Fırlatma Aracı İniş Deneyi – olarak adlandırılan öncü araç NASA’nın emekli uzay mekiğine, Rusya’nın Buran yeniden kullanılabilir aracına ve ABD Hava Kuvvetleri’nin X-37B otonom uzay uçağına benziyor. Araç ilk olarak Nisan 2023’te, ardından Mart 2024’te tekrar uçtu.
Üçüncü uçuşunda araç yine bir helikopterden bırakıldı. Ancak bu kez rüzgarlar önceki uçuşlardan daha kuvvetliydi. ISRO’nun duyurusuna göre, iniş aracı inişe geçerken 500 metrelik bir rota ayarlaması yaptı. Bu kalibrasyon, aracın ikinci uçuşu için 150 metrelik kaymaya kıyasla oldukça büyük bir artış. Uçuş testinin ardından araç “pist merkez hattına hassas bir yatay iniş gerçekleştirdi”.
Duyuruda, “Bu aracın düşük kaldırma-sürükleme oranlı aerodinamik konfigürasyonu nedeniyle, iniş hızı ticari bir uçak için 260km/s ve tipik bir savaş uçağı için 280km/s ile karşılaştırıldığında 320km/s’yi aştı” denildi. Önce bir paraşüt, ardından da iniş takımı frenleri uçağı durdurdu. Otonom sistemler dümeni ve burun tekerleği direksiyon sistemini kontrol ederek aracın düz ve doğru bir şekilde inmesini sağladı.
Görevde ikinci test uçuşunda kullanılan aynı kanatlı gövde ve uçuş sistemleri kullanıldı ki bu da Hindistan’ın uzay programının yeniden kullanılabilir bir araç yaratabileceğini göstermesi açısından bir başka önemli başarı. ISRO’nun duyurusunda, başarılı inişin gelecekteki bir yörünge görevi için gereken uzmanlığı elde ettiği anlamına geldiği belirtilerek, ajansın artık “yörüngede yeniden kullanılabilir araç olan RLV-ORV’yi geliştirmeye başladığı” ifade edildi.
Hindistan uzay projelerine hız kesmeden devam ediyor
Hindistan’ın bir sonraki görevi Vyommitra olarak adlandırılıyor ve ülkenin Gaganyaan mürettebatlı görevini test etmek için bir ön fırlatma niteliği taşıyor. Vyommitra’nın bu yılın sonlarına doğru uçması beklenirken, Gaganyaan’ın 2025 yılında fırlatılması ve üç astronotu alçak Dünya yörüngesine taşıması planlanıyor.
Hindistan Uzay Araştırma Örgütü 1969 yılında kuruldu ve bugüne dek 125 uzay aracı görevine ek olarak 92 fırlatma görevi gerçekleştirdi. Özellikle Chandrayaan görev programı ile dikkatleri üzerine çeken Hindistan’ın Chandrayaan-3 mekiği 23 Ağustos 2023’te Ay’a başarıyla iniş yaparak Hindistan’ı Ay’ın güney kutup bölgesine bir uzay aracını başarıyla indiren ilk ülke ve Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’den sonra Ay’a yumuşak iniş yapan dördüncü ülke haline getirdi
Samsung üst yönetiminin GPU üretme niyetine ilişkin haberler, Yönetim Komitesi’nin “GPU işine yatırım”ın onaylandığı 19 Mart 2024 tarihli toplantısını kaydeden 2023 Mali Yılı Kurumsal Yönetim Raporu’nda ortaya çıktı. Tüm bunlar Samsung’un neler yapabileceği soru işaretini ortaya çıkarıyor.
Bir olasılık, dökümhane işini GPU üretmeye hazırlamak. Samsung, gelir açısından TSMC’nin ardından dünyanın ikinci büyük dökümhane işletmesi.
Yapay zeka hızlandırıcılara olan talebin şu anda güçlü olması ve Samsung’un dökümhane işini büyütmek istemesi nedeniyle, GPU oluşturma araçlarına yatırım yapmak bariz bir adım gibi görünüyor. Nvidia CEO’su Jensen Huang, özellikle GPU’lar ve ilgili ürünlerin çok uzun tedarik zincirlerine sahip olması nedeniyle TSMC’nin yeteneklerini sık sık övdü.
Samsung’un bu yetenekleri bir araya getirerek Nvidia ve diğer GPU üreticilerine başka bir yarı iletken üretim yeteneği kaynağı sağlaması mantıklı geliyor; özellikle de TSMC’nin Tayvan’daki evinin benzersiz jeopolitik risklere maruz olduğu göz önüne alındığında.
Mobil cihazlar için kendi GPU’larını oluşturmak başka bir olasılık. Samsung, GPU’ları Exynos SoC’lerinde zaten kullanıyor ancak en yeni modeli 2400, AMD’nin RDNA 3 mimarisi üzerine inşa edilmiş bir Xclipse 940 GPU içeriyor. Koreli dev, birçok ürününde Exynos silikonunu kullanıyor ancak amiral gemisi Galaxy S cihazları yelpazesinde kendi silikonunu ve Qualcomm’un silikonunu karıştırdığı biliniyor. Kore medyası, Samsung’un 2025’te Qualcomm’un ürünlerinden daha iyi performans göstereceğine inandığı bir Exynos’u piyasaya süreceğini bildiriyor ve söylentiler 2026’nın Exynos modellerinin Samsung tarafından geliştirilen bir GPU ekleyeceğini öne sürüyor.
Apple’ın akıllı telefon endüstrisindeki uzun süredir hakimiyeti, bir cihazın donanım ve yazılım yığınını daha fazla kontrol etmenin işe yarayabileceğini gösteriyor. Samsung, işletim sistemini Apple’ın yaptığı gibi kontrol etmeyecektir. Ancak Chaebol, cihazlarında daha fazla silikon üretirse, ürünleri kendi isteklerine göre daha da uyarlama şansına sahip olacak; belki de cihaz içi yapay zeka yeteneklerini geliştirecek ve/veya onları daha etkileyici oyun makineleri haline getirecek.
Güney Kore hükümeti son zamanlarda çip üreticilerini hafızadan daha fazlasını üretmeye teşvik etmiş olabilir, ancak Samsung’un bağımsız GPU’lar üretmesi pek mümkün görünmüyor. Üretim devi, GPU satıcısı bir yana, CPU veya SoC satıcısı olmayı planladığını hiçbir zaman belirtmedi. Nvidia’nın CUDA yazılım geliştirme aracıyla uyumlu bir kit oluşturarak GPU pazarına kısa yoldan ulaşmak mümkün olabilir, ancak Jensen Huang’ın ekibi Çinli şirketlerin bunu yapmış olmasından memnun değil ve eğer karar verirlerse Korece’yi kullanmak için Çin’dekinden daha fazla yasal kaldıraca sahip olacaklar.
Ayrıca Intel’in de keşfettiği gibi üst düzey GPU’ların üretilmesinin zor olduğu gerçeği var. Samsung, donanım ve yazılım ekosistemleri oluşturma konusunda onlarca yıllık deneyime sahip Intel’in bile GPU’ları zorlu bir pazar olarak görmesi durumunda kendi çabalarının birçok engelle karşılaşacağını da biliyor.
Şirket, Nisan ayında Hindistan’da Meta AI’i WhatsApp, Instagram, Messenger ve Facebook’ta belirli kullanıcılara sunarak test etmeye başladı. Günler sonra şirket, muhtemelen o dönemde ülkede yapılan genel seçimler nedeniyle Hindistan’da değil, bir düzineden fazla ülkede botu resmi olarak piyasaya sürdü.
Meta, chatbot’u uygulamalarındaki arama çubuğu aracılığıyla tüm kullanıcıların kullanımına sunmanın yanı sıra, aracı meta.ai web sitesi aracılığıyla da kullanılabilir hale getiriyor.
Meta AI’in işlevselliği, OpenAI’in ChatGPT’si, Google’ın Gemini‘si ve Anthropic’in Claude’u gibi diğer sohbet robotlarına benzer. Ondan yemek tarifleri önermesini, antrenman planlamasını, e-posta yazmanıza yardımcı olmasını veya bir sürü metni özetlemesini isteyebilirsiniz.
Instagram’da sohbet robotu, arama sorgunuza göre izlenecek Reels’ı önerebilir. Ek olarak, Facebook akışında gönderiyle ilgili sorular sorabilmeniz için bir Meta AI istemi göreceksiniz. Örneğin, aurora borealis’in bir fotoğrafını görürseniz yapay zeka aracından Kuzey Işıkları’nı görmek için en iyi yerler ve en iyi zamanlar hakkında öneriler isteyebilirsiniz.
Meta, chatbot’unu Hindistan’ın 500 milyon WhatsApp kullanıcısından oluşan devasa kullanıcı tabanının yanı sıra diğer uygulamalarının yüz milyonlarca kullanıcısına da getiriyor. WhatsApp’ta Meta AI ile bireysel olarak sohbet edebileceğiniz gibi, grup sohbeti içinde seyahat planlamak veya izleyeceğiniz filme karar vermek gibi konularda da chatbotun yardımından yararlanabilirsiniz.
Şirket, yapay zeka araçlarının, sohbet robotundan bahsederken veya ona yanıt verirken kullandığınız metnin ötesinde grup konuşmasının bağlamına sahip olmadığını söyledi. Şirket, kendisiyle yaptığınız görüşmelere dayanarak modeline ince ayar yaptı.
Meta, uygulamasında AI işlevini kapatmanın veya gizlemenin mümkün olmadığını söyledi. Ancak insanlar chatbot’u çağırmadan arama yapmayı seçebilirler.
Sosyal medya şirketinin kullanıma sunulması, Google’ın dokuz yerel dili destekleyen Gemini uygulamasını Hindistan’daki Android kullanıcıları için yayınlamasından bir hafta sonra gerçekleşti.