Fidye yazılım saldırıları son yıllarda oldukça popüler hale geldi. Daha önce ticari bankalardan hotel ve kumarhanelere dek çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren pek çok özel şirket ve devlet kurumunu hedef alan siber saldırganlar Romanya’da hastaneleri ve ABD’de sağlık sistemini de hedef aldı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, bireysel kullanıcılar ve KOBİ’ler de aslında ciddi bir risk altındalar. Buna karşın sadece birkaç basit yöntemle, bilgisayarınızı daha güvenli hale getirmeniz mümkün.
Öncelikle belirtmemiz gerekiyor ki fidye yazılımlarına karşı en iyi savunma, bu yazılımlarla dolu sitelerden ve indirmelerden kaçınmaktır. Yani https uzantılı olmayan veya güvenilirliği şüpheli web sitelerinden uzak durmak ilk yapmanız gereken şey. Ancak elbette başka koruyucu önlemler de alabilirsiniz. Modern antivirüs yazılımları genellikle fidye yazılımlarının hedef aldığı klasörlerdeki dosyaların hangi uygulamalar tarafından değiştirilebileceğini kısıtlar.
Windows’ta yerleşik olarak bulunan Microsoft Defender da bunu yapabilir. (Microsoft birkaç yıl önce Windows Defender olan adını değiştirdi, ancak aynı programdır). Bazı antivirüs paketleri de dosyalarınızı geri yüklemeniz gerektiğinde otomatik yedekleme yapar. Buradaki tek porblem ise üçüncü taraf antivirüs yazılımlarının aksine, bu ekstra korumaların Microsoft Defender’da varsayılan olarak açık halde olmamasıdır. Bunları kendiniz etkinleştirmeniz gerekir.
Windows’ta fidye yazılımı koruması nasıl açılır?
Birinci Adım: Windows Güvenliği’ni açın. Bunun için öncelikle Bilgisayarınızda Windows Güvenlik uygulamasını açmanız gerekir. Buna ise erişmek için Klavyenizde Alt + Boşluk tuşlarına basın, windows security yazın ve Enter tuşuna basın ya da Başlat Menüsünü açın ve windows security yazın, ardından Enter tuşuna basın
İkinci Adım: Fidye yazılımı ayarlarınızı bulun. Bunun için Windows Güvenlik uygulamasında Virüs ve tehdit korumasına tıklayın. Ardından ekranın alt kısmındaki Fidye yazılımı korumasını yönet’e tıklayın. Ardından, denetimli klasör erişimini açın. Bu ayar, bilgisayarınızın varsayılan OneDrive, Belgeler, Resimler, Videolar, Müzik ve Sık Kullanılanlar klasörlerine uygulama erişimini kısıtlar. Listeye manuel olarak başka klasörler de ekleyebilirsiniz.
Windows’ta tüm uygulamaların bu alanlara erişimi engellenmez. Microsoft Office programlarının dosyaları açmasına ve değiştirmesine otomatik olarak izin verilir. Ancak Microsoft’un dahili güvenilir uygulamalar listesinde yer almayan bir program, Windows Güvenliği’nde açık izin verilmediği sürece bu klasörlerdeki hiçbir şeyi göremez.
Üçüncü adım: OneDrive’da oturum açtığınızdan emin olun. Dosya ve klasörlere erişimi sınırlamak onları tamamen korumaz. Bir diğer önemli savunma yöntemi de iyi yedeklemeler yapmaktır; OneDrive’da oturum açtıysanız Windows bunu otomatik olarak yapar. (Bir Microsoft hesabını tüm Windows bilgisayarınıza ya da yalnızca OneDrive uygulamasına bağlayabilirsiniz).
Bu korumanın açık olduğunu doğrulamak için Fidye yazılımı koruması > Fidye yazılımı veri kurtarma bölümüne bakabilirsiniz.
Elbette, fidye yazılımlarının en kötü etkilerinden korunmak amacıyla, dosyalarınızın en güvenli yedeği çevrimdışı tuttuğunuz yedektir. Bulutta depolanan her şeye ek olarak bir yedek daha yapmalısınız; verilerinizin yalnızca bir kopyasına sahipseniz, sonuçta düzgün bir şekilde yedeklenmemişsiniz demektir.
Güvenlik ve rahatlık bir spektrumun zıt uçlarında yer alır ve burada da durum böyledir. Windows’ta klasör erişimini kontrol etmek saldırganları önemli klasörlerinizden uzak tutabilir, ancak biraz rahatsız edici de olabilir. Örneğin oyunlar genellikle Belgeler klasörünüze kaydedildikleri için sık oyun oynayanlar kaydetme dosyalarına erişimin varsayılan olarak engellenmiş olabileceğini fark edebilirler.
Bu sorunu minimum çabayla çözebilirsiniz; bunun için uygulamayı erişim listesine ekleyin. Ya da oyun dosyalarını bilgisayarınızda erişimi kontrol edilmeyen farklı bir klasöre kaydedin. (Düzenli yedeklemeler için bir zamanlama ayarlamak üzere üçüncü taraf yazılım kullanmanız gerekecektir).
Son olarak tüm bu ayarların yalnızca basit (ama etkili) birer ilk adım olduğunu unutmayın. Eğer bilgisayarınızı iş için kullanıyorsanız mutlaka IT biriminizi de bilgilendirin ve destek alın ve/veya modern bir güvenlik yazılımı kurmayı ihmal etmeyin.
Ülkemizin en büyük market zincirlerinden ŞOK, özellikle pandemi dönemiyle birlikte kullanımı tavan yapan çevrim içi market teslimatı alanında faaliyetlerini sürdüren İstegelsin‘i satın aldığını duyurdu. 2018 yılında kurulan İstanbul merkezli şirketin satın alımı için dudak uçuklatan bir ücret ödendi. İşte ŞOK – İstegelsin satın alma detayları!
ŞOK – İstegelsin satın alma detayları – Ne kadar ücret ödendi?
Kamu Aydınlatma Platformu (KAP) ile duyurulan bu anlaşmanın ŞOK’a maliyeti 220 milyon TL. Bunun dışında yapılan açıklamada şirket değerinin indirgenmiş nakit akım ve benzer şirket çarpanları yöntemlerinin ortalaması baz alınarak 190,0 Milyon TL ve 303,3 Milyon TL değer aralığının orta noktası olan 244,9 Milyon TL olarak belirlendiği ifade edildi.
Satın alma işlem fiyatının değerleme raporunda belirlenen şirket değer aralığı orta noktasına göre yüzde 10 iskonto içerecek şekilde pazarlık usülü ile 220 Milyon TL olarak belirlendiği ve Future Teknoloji Ticaret A.Ş’nin ödenmiş sermayesinin yüzde 100’üne tekabül eden payların Future Star E-Ticaret A.Ş’den peşin olarak satın alınması için pay alım sözleşmesi imzalandığı belirtildi.
KAP açıklamasının tamamı ise şu şekilde;
”Yönetim Kurulumuzun 16/04/2024 tarihli ve 2024/14 sayılı toplantısında bağımsız üyelerin olumlu oyu ile alınan karara göre;
Gıda perakende sektörünün önde gelen oyuncuları arasında yer alan Şirketimizin, e-ticaret kanalındaki gelişimine katkı sağlamak ve yeteneklerini geliştirmek üzere, bu alanda İstegelsin markasıyla önemli bir marka bilinirliğine sahip Future Teknoloji Ticaret A.Ş ‘nin ödenmiş sermayesinin %100’üne tekabül eden paylarının satın alınması için KPMG Yönetim Danışmanlığı A.Ş.’ye değerleme çalışması yaptırılmıştır.
Yapılan değerleme çalışmaları sonucunda;
KPMG Yönetim Danışmanlığı A.Ş. ‘nin 16.04.2024 tarih ve 202401K12826979 sayılı değerleme raporuna (değerleme raporu) göre Şirket değeri; indirgenmiş nakit akım ve benzer şirket çarpanları yöntemlerinin ortalaması baz alınarak 190,0 Milyon TL ve 303,3 Milyon TL değer aralığının orta noktası olan 244,9 Milyon TL olarak belirlenmiştir.
İşlem fiyatı, değerleme raporunda belirlenen şirket değer aralığı orta noktasına göre %10 iskonto içerecek şekilde pazarlık usülü ile 220 Milyon TL olarak belirlenmiş olup; Future Teknoloji Ticaret A.Ş ‘nin ödenmiş sermayesinin %100’üne tekabül eden payların Future Star E-Ticaret A.Ş’den peşin olarak satın alınması için pay alım sözleşmesi imzalanmıştır.
Pay alım sözleşmesi imza tarihi itibariyle Future Teknoloji Ticaret A.Ş ‘nin finansal borcu bulunmamaktadır.
Bahsi geçen işlem, yatırım kararını ve pay değerini etkileyebilecek nitelikte olması nedeniyle, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Özel Durumlar Tebliği’nin 6’ncı maddesi kapsamında 26/01/2024 tarihli, 2024/1 numaralı Yönetim Kurulu kararıyla taraflar arasında somut bir gelişme oluncaya kadar ertelenmişti.”
Yeni bir araştırmaya göre, kurumsal ortamlarda macOS cihazlarının benimsenmesindeki artış, tehdit aktörlerinin gözünden kaçmadı. Interpres Security’nin yeni raporu, özellikle Kuzey Kore güvenlik servisleriyle bağlantılı olanlar olmak üzere ulus-devlet tehdit aktörleri tarafından şeffaflık, onay ve kontrol (TCC) veritabanı manipülasyonunu manipüle eden tehdit aktörlerinin yeniden yükselişini detaylandırıyor.
Bir zamanlar güvenlik özellikleri nedeniyle ödüllendirilen Apple cihazları ve özellikle Mac’ler, son yıllarda bir dizi güvenlik açığından yararlanan bilgisayar korsanları tarafından hedef alındı. Buna Achilles Gatekeeper açığı gibi örnekler dahil. Interpres Security’nin raporu ise giderek artan sayıda işletmenin Mac sistemlerini benimsediğini ve bu artan kurumsal pazar payının artan saldırı hacmine davetiye çıkardığını belirtti.
Statcounter’ın raporunda yer alan istatistiklere göre, şirketler giderek daha fazla MacBook’ları tercih ediyor. Apple son 14 yılda %3’lük pazar payından yaklaşık %17’lik bir paya ulaşarak yılda ortalama %1’lik bir büyüme kaydetti. Buna ek olarak Interpres, tehdit aktörlerinin genellikle macOS cihazları kullanan ve ele geçirildikleri takdirde hassas bilgilere veya kritik sistemlere ayrıcalıklı erişime sahip olma olasılığı daha yüksek olan geliştiriciler ve mühendisler gibi daha teknik bir kitleyi hedeflediğini belirtiyor.
Stack Overflow, 2023 yılında 87.000’den fazla geliştiriciyle yaptığı bir ankette, her üç geliştiriciden birinin profesyonel yaşamlarında macOS kullandığını tespit etti. Sonuç olarak, Interpres’e göre bilgisayar korsanları saldırılarını macOS ile çapraz uyumlu olacak şekilde uyarlıyor ve bu eğilimin devam edeceğini öngörüyor.
Interpres söz konusu araştırmasında özellikle Sony, WannaCry ve JumpCloud gibi önemli saldırılardan sorumlu olan Kuzey Koreli tehdit aktörü Lazarus Group‘un tekniklerine odaklandı. Interpres, grubun son yöntemlerinin, SIP korumasının durumunu sorgulamak için csrutil komutundan yararlanan macOS kötü amaçlı yazılım türü CloudMensis’i dağıtmayı içerdiğini tespit etti.
CloudMensis, TCC’yi aşmak için saldırganın kurbanın ekranının kontrolünü ele geçirmesine ve ‘ilgilenilen belgeler’ için çıkarılabilir depolama alanını taramasına ve aynı zamanda klavye olaylarını günlüğe kaydetmesine olanak tanıyan iki teknik kullanıyor. SIP devre dışı bırakılırsa, CloudMensis kendisine daha fazla izin vermek için TCC.db dosyasına girişler ekliyor.
Hedef macOS Catalina 10.15.6 ya da daha önceki bir sürümünü çalıştırıyorsa, SIP etkin olsa bile kötü amaçlı yazılım, TCC arka plan programının CloudMensis’in yazabileceği bir veritabanı yüklemesini sağlamak için bir güvenlik açığından yararlanabiliyor.
Rapora göre, SIP etkinleştirilmiş güncel MacBook’ları çalıştıran işletmeler CloudMensis’e karşı korunmaktadır, ancak macOS ortamlarına karşı dağıtılabilen bir dizi başka TCC hedefli kötü amaçlı yazılım türüne dikkat çekilmektedir. Bu aileler arasında Bundlore, Callisto, BlueBlood keylogger ve henüz VirusTotal tarafından etiketlenmemiş yeni macOS truva atları yer alıyor.
Girişimcilik ekosistemini güçlendirmeyi hedefleyen StartupTeknoloji, Türkiye’nin önde gelen girişimcilik etkinliklerinden biri olan Girişimcilik Ekosistemi Kahvaltı Buluşması’nı 20 Nisan’da Cube Incubation mekanında gerçekleştirecek. Bu etkinlik, girişimcilerin iş dünyasındaki liderlerle bir araya gelme, deneyimlerini paylaşma ve gelecek vizyonlarını oluşturma fırsatı bulacakları önemli bir platform olacak.
Girişimcilik Ekosistemi Kahvaltı Buluşması Nedir?
Girişimcilik Ekosistemi Kahvaltı Buluşması, girişimcilik dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren ve girişimcilik ekosistemine katkı sağlayan bir etkinliktir. Bu buluşmada, girişimciler, yatırımcılar, iş dünyasının liderleri ve sektör uzmanları bir araya gelerek, deneyimlerini paylaşmak, yeni iş fırsatları keşfetmek ve iş bağlantıları kurmak için benzersiz bir fırsata sahip olacaklar.
Etkinlik Programı
Açılış Konuşması: StartupTeknoloji CEO’su İlker Elal tarafından yapılacak olan açılış konuşmasıyla etkinlik başlayacak. Elal, girişimcilik ekosisteminin önemini vurgulayacak ve katılımcılara etkinlik hakkında bilgi verecek.
Yatırımcı Paneli: Moderatör İlker Elal ve konuşmacılar Tunç Berkman, Anıl Gökçen Körpınar, Selma Bahçıvanoğlu ve Hande Enes’in katılımıyla düzenlenecek olan yatırımcı paneli, girişimcilere yatırım olanakları hakkında önemli bilgiler sunacak ve soruları cevaplandıracak.
Networking İmkanı: Etkinlik boyunca katılımcılar, StartupTeknoloji uygulaması sayesinde networking yapabilecekler. Uygulamaya kayıt olarak diğer katılımcılara randevu daveti gönderebilecekler. StartupTeknoloji Komünite uygulamasını buradaki linkten (https://onelink.to/yk32k6) indirebilirsiniz.
Medya Destekçileri
Etkinliğin medya destekçileri arasında TechInside, BrandingTürkiye, Teknotalk, Technologic, Teknoloji ve İnovasyon ve Girişimci Kafası gibi önemli medya kuruluşları bulunmaktadır. Bu destekçiler, etkinliğin duyurulması ve katılımcıların bilgilendirilmesi konusunda önemli bir rol oynamaktadır.
Katılım için Önemli Bilgiler
Girişimcilik Ekosistemi Kahvaltı Buluşması’na katılmak için Ön Başvuru Formu(https://forms.gle/qXU9mSXkEXJqmzqn9)’nu doldurabilirsiniz. Katılım için kontenjan sınırlıdır, bu nedenle erken başvuru yapmanızı öneririz.
Bu heyecan verici etkinlik, girişimcilik ekosistemine katkıda bulunmak ve yeni iş birlikleri kurmak isteyen herkesi bekliyor. Siz de bu önemli etkinliğe katılarak, girişimcilik dünyasının nabzını tutabilirsiniz.
Toplantıları online platforma taşıyarak daha verimli hale getiren uygulamalardan biri olan Zoom, günlük iş döngümüze de bu anlamda katkı sağlıyor. Toplantıları mekan bağımsız yapmaya yardımcı olan bu uygulamada da her teknolojik çözüm gibi zaman zaman sorun yaşanabiliyor. Biz de sizin kullanıcıların karşılaştığı en yaygın Zoom sorunlarını ve bunların çözümlerini derledik.
Web kamerası veya ses çalışmıyor
Hiçbir şey bir Zoom aramasında web kameranızın veya sesinizin çalışmaması kadar sinir bozucu olamaz. Web kameranız görünmüyorsa veya seçili olduğu halde çalışmıyorsa, önce bu temel ipuçlarından bazılarını deneyin.
Çözüm 1: Yakınlaştırma ayarlarını kontrol edin
Bir çağrıya katılmadan hemen önce toplantı kimliği isteyen açılır pencerede aşağıdaki ayarların işaretini kaldırın:
Sese bağlanma
Videomu kapat
Bu, sesiniz ve görüntünüz otomatik olarak etkinleştirilerek bir aramaya katılmanızı sağlar.
Çözüm 2: Diğer ilgili uygulamalardan çıkın
Web kameranız görünmüyorsa, web kamerasını kullanan diğer tüm programların kapalı olduğundan emin olun. Zoom, o anda farklı bir uygulama tarafından erişiliyorsa kamerayı kullanamayabilir.
Çözüm 3: Ses ve görüntüyü test edin
Web kameranız veya ses sorunlarınız devam ederse, Zoom test sayfası üzerinden ses ve görüntünüzü test edebilirsiniz. Açıldıktan sonra, Zoom uygulamasında bir test aramasına katılabilir ve ekrandaki talimatları takip edebilirsiniz.
Çözüm 4: Bilgisayar ayarlarını kontrol edin
Bazen sorun Zoom olmayabilir. Windows 10 veya Windows 11 PC ya da Mac kullanıyorsanız, web kamerası engellenmiş olabilir. Zoom uygulamasının veya web tarayıcınızın web kameranızı kullanabildiğinden emin olmak için uygulama izinlerinizi kontrol ederek bunu düzeltebilirsiniz.
Özellikle web üzerinde, aramanızı yeniden başlatarak ve kamera ve mikrofon erişimi sorulduğunda İzin Ver’e bastığınızdan emin olarak da bu ayarı kontrol edebilirsiniz.
Windows 10
Görev çubuğu arama kutusuna “web kamerası” yazın ve menüden Kameranıza hangi Microsoft uygulamalarının erişebileceğini seçin öğesini seçin. Aşağı kaydırdığınızda web kameranızı kullanmasına izin verilen Microsoft Store ve masaüstü uygulamalarının listesini göreceksiniz.
Zoom gibi Microsoft Store dışı uygulamalar için Masaüstü uygulamalarının kameranıza erişmesine izin ver geçişinin Açık konumuna getirildiğinden emin olmanız gerekir.
Windows 10 Mikrofon ayarlarında da yapabileceğiniz benzer ayarlar vardır.
Windows 11
Windows 11’de Başlat Menüsü’ne Webcam yazın ve Kamera gizlilik ayarları bağlantısını seçin. Buradan Uygulamaların kameranıza erişmesine izin verin seçeneğini bulun ve geçiş anahtarının Açık olduğundan emin olun. Ardından bu seçeneği seçerek genişletin, böylece Masaüstü uygulamalarının kameranıza erişmesine izin ver seçeneğini bulabilirsiniz. Ardından bu geçiş anahtarının da Açık olduğundan emin olun.
macOS
Sistem ayarlarını açın ve Gizlilik ve güvenlik öğesini seçin. Ardından Kamera‘yı seçebilir ve istediğiniz web tarayıcısının ve Yakınlaştırma‘nın açık olduğundan emin olabilirsiniz. Mikrofon erişim ayarlarınızı yapmak için de benzer adımları takip edebilirsiniz. Kamera yerine Mikrofon‘u seçmeniz yeterlidir.
Not: Bazı dizüstü bilgisayarlarda web kamerasının düzgün çalışması için etkinleştirilmesi gereken fiziksel bir web kamerası anahtarı da vardır. Eğer varsa, sizinkinin doğru konumda olup olmadığını iki kez kontrol edin.
Çözüm 5: Zoom’u Yeniden Yükleyin
Her şey başarısız olursa, yazılımı kaldırın. Bir dahaki sefere sanal bir toplantıya katılmayı veya başlatmayı denediğinizde, web tarayıcısı istemcisi yazılımı sizin için indirmelidir. Yazılımı Zoom’dan manuel olarak da yükleyebilirsiniz.
Görüşme sırasında yankılar
Zoom ile ilgili bir başka yaygın sorun da toplantı sırasında ses yankısıdır. Bir ses yankısı veya geri bildirim duyuyorsanız, bunun üç olası nedeni vardır.
Çözüm 1: Girdiyi sınırlandırın
Birisi aynı anda hem bilgisayar hem de telefon sesini aktif hale getirmiş olabilir. Bu durumda, mikrofon simgesinin yanındaki Yukarı ok simgesini seçip Bilgisayar sesinden çık seçeneğini belirleyerek telefon görüşmesini kapatmalarını veya konferans sırasında bilgisayar tabanlı sesten çıkmalarını isteyin.
Çözüm 2: Harici hoparlörleri taşıyın veya devre dışı bırakın
Bilgisayar veya telefon hoparlörleri birbirine çok yakın olabilir. Birbirine çok yakın olan iki kişiden uzaklaşmalarını veya bir kapıyı kapatmalarını isteyin. Birinden sesli konferanstan ayrılmasını veya cihazındaki sesi kapatmasını da isteyebilirsiniz; ancak sesi kapatma tek başına yankıyı azaltmada her zaman etkili olmayabilir. Kulaklık kullanmak da yankı etkisini azaltmaya yardımcı olur.
Çözüm 3: Ek sesi devre dışı bırakın
Aktif sese sahip birden fazla bilgisayar aynı konferans odasında olabilir. Yine, birbirlerine çok yakın olan iki kişiden uzaklaşmalarını veya bir kapıyı kapatmalarını isteyin. Ayrıca birinden sesli konferansı terk etmesini, cihazındaki sesi kapatmasını veya kulaklık takmasını isteyebilirsiniz.
Toplantılar sırasında yakınlaştırma gecikiyor veya donuyor
Gecikme ve donma genellikle internet bağlantınızda bir sorun olduğunu gösterir. İşte dalgalı video kalitesi hakkında yapmanız gerekenler:
Çözüm 1: Bağlantıyı değiştirin
Bir mobil cihazda, bunun yardımcı olup olmadığını görmek için daha iyi bir bağlantıya sahip bir alana gidin. Bilgisayarlarda, mümkünse kablolu bir Ethernet bağlantısına bağlı kalın. Aksi takdirde, yerel yönlendiriciye yaklaşın ve 5GHz bağlantısını kullanın – daha hızlıdır ve (genellikle) daha az veri sıkıştırır.
Çözüm 2: Bağlantı hızını kontrol edin
Başarılı bir görüntülü sohbet için doğru internet hızlarını hedefleyin. Bir ekip ortamında birden fazla kişiyle konuşurken, yükleme hızının 1Mbps ve indirme hızının 600Kbps civarında olmasını istersiniz. Mevcut hızlarınızı her zaman hızlı bir internet hız testi ile kontrol edebilirsiniz. Hızlar istenmeyen düzeydeyse Çözüm 1’i tekrarlayın.
Çözüm 3: Yakınlaştırma ayarlarını yapın
HD ve Touch up my appearance seçeneklerinin işaretini kaldırmayı deneyin. Bu seçeneklere erişmek için, Zoom masaüstü uygulamasının ana ekranındaki Profil simgenize tıklayın ve açılan menüden Ayarlar ‘ı seçin veya bir arama sırasında video kamera simgesinin içindeki Ok simgesini seçin ve ardından açılan menüden Video ayarları ‘nı seçin. Bundan sonra, solda listelenen Video kategorisini seçin (zaten seçili değilse).
Bu iki seçeneğin işaretini kaldırarak video bağlantınızın gerektirdiği bant genişliği miktarını (ve sisteminizin donanımındaki ek yükü) azaltabilirsiniz, bu da gecikme sorunlarını çözmenize yardımcı olabilir.
Ekranımı paylaşamıyorum
Ekranınızı paylaşmak birçok Zoom görüşmesinin önemli bir parçasıdır. Zoom penceresinin altındaki Ekranı paylaş seçeneğine tıklamak kadar kolaydır. Bir arama sırasında ekranınızı paylaşmayı planlıyorsanız, önce birkaç ayarı kontrol edin.
Çözüm 1: Bağlantınızı kontrol edin
Ekranınızı paylaşmak çok fazla bant genişliği gerektirir. Sağlam bir internet bağlantınız olduğundan ve aramaya bağlı olduğunuzdan emin olun. En iyi performans için varsa kablolu bağlantı kullanın.
Çözüm 2: Ekran Paylaşma toplantısını deneyin
Ana ekranda, Yeni toplantı öğesinin yanındaki Aşağı ok simgesini seçin ve Video ile başlat seçeneğinin işaretini kaldırın. Böylece toplantınız yalnızca sesle başlayacak ve bant genişliği azalacaktır. Videonuz otomatik olarak açılmayacaktır.
Alternatif olarak, zaten bir görüşme yapıyorsanız ve ekranınızı paylaşmanız gerekiyorsa, Videoyu durdur düğmesini seçerek videonuzu kapatın ve ardından yeşil Ekranı paylaş düğmesini seçin.
Ekran paylaşımı sırasında uzaktan kumandam yok
Ekranınızı paylaşırken, izleyici sorun gidermenize veya bir işlemi daha net açıklamanıza yardımcı olmak için uzaktan kontrol talep edebilir. Bu araç, Görünüm seçenekleri altında Uzaktan kumanda iste olarak listelenir ve ekran paylaşılırken herhangi bir zamanda erişilebilir. Uzaktan kontrolü etkinleştirmek istiyor ancak düzgün çalışmıyorsa, göz önünde bulundurmanız gereken birkaç olası sorun vardır.
Çözüm 1: Uzaktan kontrole izin verin
Büyük olasılıkla, paylaşımcı (ana bilgisayar) uzaktan kontrol talebini kabul etmiyordur. Ekranlarında bir bildirim açılır ve uzaktan kontrolü etkinleştirmek için İzin Ver’i seçmeleri gerekir.
Çözüm 2: Ana bilgisayara müdahale etmeyin
Paylaşımcı (ev sahibi) işlemi yarıda kesiyor olabilir. Teknik olarak, ekranını paylaşan kişi istediği zaman faresine tıklayarak uzaktan kumandayı durdurabilir. İzleyici (istemci) uzaktan kontrolü üstlenirken ana bilgisayarı her zaman yalnız bırakın.
Çözüm 3: Uyumlu bir cihaz bulun
Yanlış cihazda olabilirsiniz. iPad ve Android cihazlar, örneğin, uzaktan kumanda veremez veya talep edemez, ancak başka biri onlara kontrol verebilir.
Zoom’dan e-posta mesajları almıyorum
Bir diğer yaygın sorun ise Zoom’dan e-posta mesajları alamamaktır. Bu, bildirimleri ve aktivasyon e-postalarını içerebilir. Bunların ulaşması 30 dakika kadar sürebilir ve daha uzun sürebilir. Eğer ulaşmazsa, e-postanızın düzgün yapılandırıldığından emin olmanız gerekir.
Genellikle, bu sizin tarafınızdan yapılan bir şey değildir, bu nedenle BT departmanınızdan Zoom’un e-posta IP adreslerini beyaz listeye almasını istemeniz gerekir. Gmail veya kişisel bir e-posta hizmeti kullanıyorsanız, spam klasörünüzü de kontrol edin. E-postalar [email protected] adresinden gelecektir.
Zoom çöküyor
Zoom çöküyor ve kendini tamamen kapatıyorsa, bu çözümlerin yardımcı olup olmadığına bakın.
Çözüm 1: Servis sorunlarını kontrol edin
Bölgesel bir Zoom sorunu olup olmadığını görmek için Zoom Hizmet Durumu ve Downdetector ‘ı kontrol edin. Bazen sunucu sorunları veya platform bakımı olabilir, bu da hizmetin bir süre kapalı kalacağı anlamına gelebilir. Eğer böyle bir durum varsa beklemeniz gerekecektir.
Çözüm 2: Web sürümünü kullanın
Sorun bölgesel değilse web sürümünü deneyin. İnternet bağlantınız yeterli olduğu sürece, yüklü uygulama sorun yaşıyorsa biraz daha güvenilir olma eğilimindedir.
Çözüm 3: Yakınlaştırma ayarlarını kontrol edin
Bazen Zoom’un ses ve video ayarları konusunda kafası karışabilir. Örneğin, web kamerası bağlantınızı bir ses çıkışı olarak kullanmaya çalışıyorsa, sonuç olarak genellikle çökmeye başlayacaktır. Video bağlantılarının web kameranıza yönlendirildiğinden ve gerekirse sesinizin bağlı hoparlörlere yönlendirildiğinden emin olun.
Zoom bombardımanına uğruyorum
Evet, Zoom bombalama diye bir şey var. Özel bir toplantıya katılıp bangır bangır müzikten pornoya kadar her şeyle toplantıyı bozmak giderek yaygınlaşan bir moda. Geçmişte biri toplantınızı Zoom bombardımanına tuttuysa, gelecekteki istilaları önlemede inanılmaz derecede etkili olan bir çözüm var.
Çözüm: Bir şifre gerektir!
Toplantıyı oluşturan ve davetiyeleri gönderen ev sahibi, tüm katılımcıların katılmadan önce bir şifre girmesini zorunlu tutabilir. Bu, yabancıların içeri girmenin yollarını bulmakta zorlanacağı anlamına gelir. Aslında, parola girme zorunluluğu varsayılan olarak ayarlanmıştır.
Daha ayrıntılı yollarla hacklenmekten endişeleniyorsanız, iyi haberler var: Zoom tüm toplantılar için uçtan uca şifreleme özelliğine sahiptir. Sonuçta bu, ücretsiz bir hesap kullanıyor olsanız bile içeriğin korunmasına ve Zoom bombardımanının daha gelişmiş sürümlerinin önlenmesine yardımcı olacaktır.
Zoom toplantım kaydedilmiyor
Zoom toplantınızı kaydetme seçeneğiniz yok mu? Muhtemelen izinlerinizle ilgili bir sorun var. İşte yapmanız gerekenler.
Çözüm 1: Zoom izinlerini yönetin
Zoom toplantılarını yalnızca toplantı sahipleri kaydedebilir veya bu yeteneği başka birine devredebilir. Toplantınızda kayıtçı olmanız gerekiyorsa, toplantı sahibinizden Katılımcılar menüsünden size izin vermesini isteyin, burada Diğer düğmesi Kayda izin ver seçeneğini gösterecektir.
Çözüm 2: Yerleşik ekran kaydedicileri kullanın
Bu biraz hantal, ancak hem Windows hem de macOS, Zoom toplantınızın gerçekleştiği ekranın bir bölümünü yakalamak için açabileceğiniz yerleşik ekran kaydedicilere sahiptir.
Zoom güvenliği konusunda çok endişeliyim, işim için kullanamıyorum
Zoom geçmişte, bilgisayar korsanlarının Mac bilgisayarların kontrolünü ele geçirmesine izin veren kötü şöhretli bir hata da dahil olmak üzere çeşitli güvenlik açıklarına sahip olduğu için bu anlaşılabilir bir durum. Bu durum birçok işletme kullanıcısını duraksattı, ancak Zoom’a güveniyorsanız vazgeçmek zorunda değilsiniz.
Çözüm: Sürekli güncelleyin
Zoom, hataları için hızlı yamalar, özellikle de Zoom’u güvende tutmak için güvenlik düzeltmeleri yayınlama konusunda oldukça başarılı olmuştur. Şirket ayrıca incelenmesi için en son sürümleri hakkında ayrıntılı bilgi sağlıyor. Zoom her zaman güncelleniyorsa, kullanımı kesinlikle daha güvenlidir.
Zoom iş planlarının, Zoom kullanımını yalnızca yetkili kullanıcılarla sınırlandırmaya yardımcı olabilecek yönetilen alan adlarını da içerdiğini unutmayın.
Voyager programı kapsamında NASA tarafından dış Güneş Sistemi’ni ve yıldızlararası uzayı araştırmak için 5 Eylül 1977’de fırlatılan uzay sondası Voyager 1, uzayda geçen 46 yıla rağmen yolculuğuna devam ediyor. Deneyimli sonda 2023’ün sonlarında Dünya’ya okunamayan veriler göndermeye başladı ve mühendisler sorunun doğasını anlamaya çalıştılar. Geçen ay, uzay aracının Uçuş Veri Sistemine (FDS) bir “dürtme” komutu gönderdiler ve ortaya çıkan veri akışı bilgisayardan tam bir bellek dökümü içeriyordu.
Ekip, bilgisayarın kodunu ve değişkenlerini içeren bu okumayı kullanarak FDS belleğinin yaklaşık yüzde 3’ünün bozulduğunu tespit edebildi. Bu bozulma, sondanın mühendislik ve bilim verilerinin radyo vericisi olan Telemetri Modülasyon Birimine (TMU) aktarılmadan ve Dünya’ya geri gönderilmeden önce paketlenmesinden sorumlu olan FDS’nin normal çalışmasını engelliyor.
Voyager ekibi, hafızanın bozulan kısmından sorumlu tek bir çipin hatalı olduğunu düşünmekle birlikte, ne olduğu konusunda ne yazık ki sadece tahminlerde bulunabilmekte. Bu bağlamda önde gelen iki teori, çipin uzayda 46 yıl geçirdiği için basitçe yıprandığı ya da enerjik bir parçacığın ona zarar vermiş olabileceği şeklinde.
Voyager 1 herhangi bir fiziksel müdahalenin ulaşamayacağı bir yerde olduğundan, sorunun yazılımsal olarak ele alınması gerekecek ve NASA mühendisleri bu konuda çalışmalar yürütüyor. Uzay Ajansı konu hakkında yaptığı açıklamada “Haftalar ya da aylar sürebilecek olsa da, mühendisler FDS’nin kullanılamaz bellek donanımı olmadan normal bir şekilde çalışması için bir yol bulabilecekleri konusunda iyimserler, bu da Voyager 1’in bilim ve mühendislik verilerini yeniden göndermeye başlamasını sağlayacaktır” diyor.
Kozmik ışınlar ve enerjik parçacıkların neden olduğu bilgisayar sorunları uzay aracı tasarımcılarını uzun süredir zorlayan bir problem. Bu ışınlar ve enerji parçacıklarının bazıları sadece bir bit kaybı ile sonuçlanabilirken, diğerleri uyduları çalışamaz hale getirebilir veya hasar verebilir. Voyager 1’in kardeş sondası Voyager 2 de 2010 yılında uzay aracından iletilen bilim verilerinde sorunlara neden olan ve FDS’de izi sürülen bir bit kaybına maruz kalmıştı ve bir bilgisayar sıfırlaması sorunu çözmüştü.
Ancak bu kez, donanım çalışmaz hale gelmiş gibi görünüyor ve mühendislerin basit bir kapatıp açma çözümünden daha karmaşık bir şey tasarlamalarını gerektiriyor. Üstelik sorunlar tek değil.
Stanford Üniversitesi inşaat ve çevre mühendisliği profesörü Mark Z. Jacobson, Kaliforniya’nın yenilenebilir enerji performansını takip ediyor ve eyalet rekor kırdığında bulgularını Twitter’da (X) paylaşıyor. Jacobson önceki gün şöyle bir paylaşımda bulundu: “Bu bir anomali değil, yeni gerçeklik. Yüzdeler her yıl artacak. California bir kez daha ana şebekesindeki talebin %100’ünü #WindWaterSolar ile aştı.” Jacobson Kaliforniya’nın 2035 yılına kadar tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarına ve 7/24 batarya depolamaya geçeceğini öngörüyor.
Jacobson, arzın talebi “günde 0,25-6 saat” aştığını ve bunun önemli bir gelişme olduğunu belirtiyor. Süreklilik ise yenilenebilir enerji kaynaklarının tüm gün boyunca şebekeyi çalıştırmasında değil, daha önce hiç elde edilmemiş olan tutarlı bir günlük bazda gerçekleşiyor olmasında yatıyor.
İki haftalık rekorun ardından, Rewiring America’dan Ian Magruder LinkedIn’de konunun önemine şöyle dikkat çekti: “Bunu daha da iyi yapan şey, Kaliforniya’nın dünyadaki en büyük şebekeye bağlı batarya depolama tesisine sahip olması (Ocak ayında devreye girdi). Yani bu bataryalar bugün öğleden sonra güneşten gelen fazla enerjiyle doldu ve şu anda Kaliforniya’nın gece boyunca kullandığı fosil yakıt ve gazın büyük bir kısmını dengelemek için kullanılıyor.”
Yenilenebilir enerjiyle elektrikte hedef 2045’te %100 net sıfır
2 Nisan’da Kaliforniya Bağımsız Sistem Operatörü (ISO) 6,1 milyar dolar değerinde 26 yeni iletim projesi önerdi ve bunların büyük bir kısmı açık deniz rüzgâr gücü projelerine ayrıldı. Kaliforniya eyaleti 2045 yılına kadar %100 net sıfır elektrik elde etmeyi taahhüt eden bir yasa çıkarmıştı. Son veriler ve çalışmalar bu taahhüdün 2045’ten önce gerçekleşebileceği şeklinde yorumlanıyor.
Bununla birlikte analistler, özellikle son dönemde artan yapay zekâ çılgınlığı, bulut bilişim hizmetlerine yönelik talep ve kripto paraya olan ilginin enerji tüketimi üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu da bildirmekteler. Örneğin geçtiğimiz haftalarda yapılan bir çalışma, 137 kripto para madencisi firmanın ABD’nin toplam gücünün %2,3’ünü kullandığını ortaya koymuştu. Ayrıca yine Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) kısa süre önce yayınlanan raporu kripto paralar ve yapay zeka teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, veri merkezlerinin elektrik tüketiminin adeta balon gibi şiştiğini göstermişti. Bu gelişmelerse, yenilenebilir enerji kaynaklarının talebi karşılamasını zorlaştıracak gibi gözüküyor.
2002 yılında Moskova’da kurulan ve daha sonra İngiltere, ABD ve İtalya gibi ülkelerde ofis açan siber güvenlik firması Positive Technologies’in tespitlerine göre, TA558 adlı siber saldırı grubu steganografi kullanarak dünya genelinde pek çok kurum ve kuruluşu hedef aldı. Saldırılarda kullanılan steganografi yöntemi, verileri görünüşte zararsız dosyaların içine gizleyerek kullanıcılar ve güvenlik ürünleri tarafından tespit edilemez hale getirme tekniği olarak dikkat çekiyor.
Siber saldırı gerçekleştiren TA558 grubu, 2018’den beri aktif olan ve Latin Amerika’ya odaklanarak dünya çapında konaklama ve turizm kuruluşlarını hedef aldığı bilinen bir tehdit aktörü. Steganografinin yoğun kullanımı nedeniyle “SteganoAmor” olarak adlandırılan grubun son kampanyasında çeşitli sektörleri ve ülkeleri etkileyen 320’den fazla saldırı tespit edildi.
SteganoAmor saldırıları nedir?
Saldırılar, görünüşte zararsız belge ekleri (Excel ve Word dosyaları) içeren ve 2017’de düzeltilen yaygın olarak hedeflenen bir Microsoft Office Denklem Düzenleyicisi açığı olan CVE-2017-11882 kusurundan yararlanan kötü amaçlı e-postalarla başlıyor. E-postalar, meşru alan adlarından geldikleri için mesajların engellenme olasılığını en aza indirmek için tehlikeye atılmış SMTP sunucularından gönderilir.
Microsoft Office’in eski bir sürümü yüklüyse, istismar meşru ‘dosyayı açtıktan sonra yapıştır. ee’ hizmetinden bir Visual Basic Script (VBS) indirecektir. Bu betik daha sonra base-64 kodlu bir yük içeren bir görüntü dosyasını (JPG) almak için çalıştırılır. Görüntüde yer alan komut dosyasının içindeki PowerShell kodu, tersine çevrilmiş base64 kodlu bir yürütülebilir dosya biçiminde bir metin dosyasının içine gizlenmiş nihai yükü indirir.
Siber saldırı için kullanılan kötücül yazılımlar (malware) hangileri?
Positive Technologies, saldırı zincirinin çeşitli varyantlarını gözlemlemiş. Bunlar arasında bir keylogger ve kimlik bilgisi hırsızı olarak işlev gören, tuş vuruşlarını, sistem panosu verilerini yakalayan, ekran görüntüleri alan ve diğer hassas bilgileri sızdıran AgentTesla adlı casus yazılım ve Saldırganın ele geçirilmiş bir makineyi uzaktan yönetmesine, komutları yürütmesine, tuş vuruşlarını yakalamasına ve gözetleme için web kamerasını ve mikrofonu açmasına olanak tanıyan Remcos adlı kötü amaçlı yazılım gibi farklı varyantlar mevcut.
Söz konusu siber saldırı kampanyalarında nihai yükler ve kötü amaçlı komut dosyaları genellikle Google Drive gibi yasal bulut hizmetlerinde saklanıyor ve AV araçları tarafından işaretlenmekten kaçınmak için iyi itibarlarından yararlanıyor. Çalınan bilgilerse, trafiğin normal görünmesini sağlamak için komuta ve kontrol (C2) altyapısı olarak kullanılan tehlikeye atılmış meşru FTP sunucularına gönderiliyor.
Positive Technologies, çoğu Latin Amerika ülkelerine odaklanan 320’den fazla saldırı tespit etti, ancak hedefleme kapsamı dünya çapında genişliyor. TA558’in saldırı zincirinde yedi yıllık bir hatanın kullanılmış olması oldukça önemli zira güvenlik uzmanlarına göre sadece Microsoft Office’in daha yeni bir sürüme güncellenmesi bile bu saldırıları etkisiz hale getirmek için yeterli olabilir
Continental yük taşımacılığı endüstrisi için tasarladığı yeni nesil Conti Eco Gen 5 lastik serisini duyurdu. Özellikle şehirlerarası ve uzun mesafe yük taşımacılığı alanında Continental’e göre devrim niteliğinde bir ilerleme sunarak düşük yuvarlanma direnci ve yüksek kilometre performansını birleştiriyor. İşte Continental Conti Eco Gen 5 serisi hakkında her şey…
Continental Conti Eco Gen 5 serisi ile yeni dönem başlıyor
Geliştirilmiş kauçuk bileşimleri ve tasarım yenilikleri ile Conti Eco Gen 5 serisi yakıt tüketimini azaltarak filoların operasyonel maliyetlerini düşürmeye ve aynı zamanda çevresel etkilerini azaltmaya yardımcı oluyor.
Continental’in davetlisi olarak Hannover’e geldim. Büyük heyecanla taşındıkları yeni binasındayım. Gurur veren bir bilgi paylaşayım. Tüm dünyadan gelen gazetecilere açılış konuşmasını bir Türk yapacak. Continental Bölge Yöneticisi Tansu Işık ile özel bir video çekeceğim. pic.twitter.com/Tug9FGEvLl
Maliyet verimliliği ve sürdürülebilirlik hedeflerini eş zamanlı olarak karşılayarak filo operatörlerinin AB regülasyonlarına uyum sağlamalarına olanak tanıyor. Ön ve çeker akslar için tasarlanmış farklı modellerle piyasaya sürülen Conti Eco Gen 5, çift katmanlı yapısı ve gelişmiş sırt tasarımı ile kilometre performansını artırırken yuvarlanma direncini azaltıyor.
Conti Eco Gen 5 lastikleri daha kalın alt sırt katmanı ve yenilikçi omuz tasarımları ile geliyor. Bu tasarımlar da lastiğin yola temas eden bölgesinin eşit şekilde aşınmasını sağlayarak uzun süreli kullanımda bile performansı koruyor.
Ayrıca Continental’in mühendislik ekibinin lastik karkas yapısını ve damak geometrisini yeniden şekillendirerek yuvarlanma direncinde yüzde 12, kilometre performansında ise yüzde 10’a varan iyileşmeler elde ettiği belirtiliyor.
Continental Lastikleri EMEA Bölgesi Filo Çözümleri Müdürü Tansu Işık sorularımızı yanıtladı:
Yeni Conti Eco Gen 5 lastik serisi, filo müşterilerinin çözüm portföyünün neresinde yer alıyor?
Bütünsel danışmanlık yaklaşımımız en düşük toplam sürüş maliyetlerine, yani LODC’ye odaklanıyor. Filo müşterilerimizi, lastikten kaynaklanan operasyonel maliyetlerini azaltmaları konusunda destekliyoruz. LODC;lastik, lastik servisi, dijitalleşme, veri analizi ve süreç optimizasyonu alanlarında tüm uzmanlığımızı bir araya getiriyor. Yeni Conti Eco Gen 5, dengeli yuvarlanma direncive ekstra çekiş gücüne sahip uzun ömürlü bir lastik. Bu yüzden ürün gamımızla tam uyum sağlayan LODC yaklaşımımız açısından da doğru bir seçim…
ContiEco Gen 5, LODC danışmanlık konseptinin neresinde yer alıyor?
Yeni Conti Eco Gen 5, seleflerine kıyasla ciddi anlamda daha iyi bir karbon dengesi sunuyor. Aynı zamanda, lastikten kaynaklanan operasyon maliyetlerini daha da azaltmaya yardımcı oluyor. Sonuç olarak, LODC konsepti ile mükemmel uyum sağlıyor. Conti Eco Gen 5’i geliştirme aşamasında lastik mühendislerimiz, hem çevre hem de ekonomiyi göz önünde bulundurarak filo faaliyetlerinin mali, çevresel ve güvenlik boyutu arasında bir denge kurmayı hedeflediler.
LODC yönteminin en önemli kaldıraçları nelerdir?
LODC için en önemli kaldıraçlar; optimum lastik seçimi, yaşam döngüsü çözümlerinin tanıtımı, zamanında lastik kontrolleri ile veri odaklı servis yönetimi ve 7/24 arızaservisidir. Ayrıca, hizmet süresini en üst düzeye çıkarmak, lastik kilometresini ve yakıt verimliliğini artırmak, onarım ve bakım maliyetlerini azaltmak ve sipariş yönetimi ve faturalandırma süreçlerini optimize etmek için kullanılandijital hizmetleri sayabiliriz. Temelde, komple bir yaşam döngüsü çözümü, lastiklerin potansiyelinden tam olarak faydalanılmasına yardımcı oluyor. Bizim açımızdan buyaklaşım, dijital çözümler, karkas yönetimi ve lastik kullanımı sırasında veri şeffaflığı gibi araç ve hizmetleri içeriyor. Kullanım esnasında lastik basıncını izlemek ve lastik bakımını optimize etmek amacıyla dijital çözümler kullanabiliyoruz. Bu çözümler, lastik ömrünü uzatırken hizmet süresini artırarakyakıt tasarrufuna yardımcı oluyor.
ContiEco Gen 5, filo operatörlerininCO2 emisyonlarını azaltmalarına nasıl katkıda bulunuyor?
Conti Eco Gen 5’i geliştirme aşamasında, düşük yuvarlanma direnci ile yüksek kilometre performansı arasındaki etkileşimi harmonize etmeyi başardık. Bunun için, mühendislikçalışmalarımız yuvarlanma direncini kilometreden bağımsız bir şekilde iyileştirmeye odaklandı. Tüm lastik bileşenlerinde, örneğin karkas yapısında, sırt bölgesinde ve genel kontur ve sırt tasarımının geliştirilmesinde yeni teknolojiler kullanıldı. Sonuçta, lastik geliştirirken filoların CO2 dengesini iyileştirmenin en etkili yolu, düşük yuvarlanma direnci ve uzun bir lastik ömrüdür.
LODC ve filo verimliliği açısından lastik kaplaması ne kadar önemli? Bütünsel LODC konseptinin bir parçası olarak, lastik seçerken sıcak kaplama ContiRe veya soğuk kaplama ContiTreadlastikler gibi daima müşterinin kullanım profiline en uygun kaplama çözümünü dikkate alıyoruz. Mühendislik ekiplerimiz birbiriyle koordineli olarak yeni ve kaplama lastikler üzerinde çalışıyor. Bu açıdan sırt kaplaması, LODC yaklaşımımız ve tüm filonun sürdürülebilirliğini artırmak açısından önemli bir faktör haline geliyor.
Yeni ContiEco Gen 5 kaplamaya uygun mudur? Conti Eco Gen 5 lastiğinin geri dönüşüm seçeneğinden ödün vermeden yuvarlanma direnci ve dayanıklılık gibi kriterleriniiyileştirmek bizim açımızdan önemliydi. Yani bu Conti EcoGen 5’in ve karkasının kaplamaya tamamen uygun olduğu anlamına geliyor. Bu nedenle, lastik geliştirme aşamasındakaplanabilirlik özelliği de dikkate alındı.
Lastik maliyetleri bir filonun toplam maliyetlerinin ne kadarını oluşturur?
İlk bakışta lastikler, bir kamyonun toplam operasyonmaliyetlerinin sadece yaklaşık yüzde 2’sini oluşturur gibi görünse de yakıt, bakım ve onarım maliyetleri, idari giderlerve yol geçiş ücretleri gibi toplam maliyetlerin ortalama yüzde 50’si üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu da lastikleri önemli bir maliyet tasarrufu aracı yaparken LODC konseptini filo müşterilerimiz için gerçek bir başarı faktörü haline getiriyor.
Filo müşterileriniz için genel pazar koşulları gelecekte nasıl şekillenecek?
Tahminde bulunmak her zaman zor olsa da maliyet baskılarının daha da artması muhtemel. Yakıt fiyatları öngörülebilir gelecekte yüksek seviyede kalmaya devam edecek, Avrupa genelinde fosil yakıtlara getirilen karbonvergisi ile bu durum daha da kötüleşecek. Ayrıca, genel enflasyon ve işgücü sıkıntısı müşterilerimize ek yük getirecek. Avrupa ve ulus genelinde yapılan düzenlemeler, filo operatörlerini sıfır emisyonlu araçlar veya döngüsel çözümler gibi sürdürülebilirlik alanında büyük yatırımlar yapmaya zorlayacak. Bu tür yatırımlar sayesinde işletmeler geçiş ücretlerinden ve kısıtlamalardan muaf olabilir, ayrıcateşviklerden yararlanabilirler. Dolayısıyla, işletme maliyetlerini azaltırken doğru lastik ve lastiklerin ötesinde etkili çözümleri seçerek sürdürülebilirliği artırmak yönündegüçlü bir ekonomik baskı mevcut.
Ticari araç lastiklerini kaplama yapmanın avantajları nelerdir?
İlk olarak sürdürülebilirlik avantajından bahsedebiliriz: Kaplama esnasında orijinal lastiğin yaklaşık yüzde 70’ini yeniden kullanabiliyoruz. Bu da hammadde, su ve enerji tasarrufu sağlar. Bir de işin maliyet boyutu var; kaplama yapılan lastikler, aynı derecede güvenlik ve hizmet ömrü sunan yeni lastiklerden daha hesaplıdır. İyi durumda olanContinental karkaslarının kullanıldığı kaplama çözümlerimiz, bir filonun lastik maliyetlerini yüzde 30 ila 40 oranında azaltabilir. Profesyonel olarak kaplama yapılan ikinci el bir lastik, yeni bir lastikle aynı performansı gösterir. Sloganımız şöyle: “Yeni gibi görünür, yeni gibi çalışır.”
LODCyaklaşmında müşterinin rolünedir?
İşbirliğini hedefleyen bir yaklaşımımız var, bu da her iki tarafta güven ve şeffaflığı gerektiriyor. Ürün ve hizmetlerimizi tam olarak müşterilerimizin ihtiyaçlarına göre uyarlıyoruz. Örneğin, filo müşterisi bize telemetri verilerini temin ediyor,biz de bu verilerden yola çıkarak maliyetleri azaltmaya yönelik önerilerde bulunuyoruz. Ardından bunları hedefe dönük olarak hayata geçiriyoruz. Böylece sadece tasarruf potansiyelini hesaplamakla kalmıyor, hizmet ortaklarımızdan oluşan ağımızla harekete geçerek somut sonuçlar elde ediyoruz.
LODC danışmanlık yaklaşımınız ne tür filo müşterilerini hedefliyor?
Genel olarak, olası tüm kullanım alanları ve konfigürasyonlar ile her büyüklükte filoya hitap ediyoruz. Perakende ortaklarımızla birlikte çalışarak her bir müşterinin bireysel profiline en uygun çözümü buluyoruz. EMEA bölgesindefaaliyet gösteren lastik satış ve servis ağımız ContiTrade, hizmet kalitesinin iyileştirilmesinde ve lastik yönetimi çözümlerimizin geliştirilmesinde kilit bir rol oynuyor. Ancakbundan, bağımsız ortaklarımızın (bayilerimizin) daha az önemli olduğu gibi bir anlam çıkaramayız. Aksine, ürünlerimizin son kullanıcıları için önemli bağlantılardır ve bu şekilde devam edecek.
Doğru lastik seçimi ne kadar önemlidir?
İyi bir yaşam döngüsü çözümü sayesinde lastiklerin potansiyelinden tam olarak faydalanılabilir. Dijital çözümler, karkas yönetimi ve lastik kullanımında şeffaflık da bu çözüme dâhildir.
Türkiye, yenilenebilir enerji alanında önemli bir başarıya imza attı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıklamalarına göre 12 Nisan tarihinde Türkiye’nin günlük elektrik üretiminin yüzde 78,5’i yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılandı.
Türkiye’den yenilenebilir enerji rekoru!
Bakan Bayraktar, yenilenebilir enerjinin Türkiye’nin cari açığı ve iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir role sahip olduğunu vurguladı. Özellikle yılın ilk çeyreğinde meydana gelen yoğun yağışlar sonucu barajların doluluk oranlarının artması ve güneşli hava koşulları, hidrolik ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payını artırdı.
12 Nisan’da elde edilen verilere göre, barajlardan gelen hidrolik enerji yüzde 24,52 ile en yüksek paya sahipken, rüzgar enerjisi yüzde 20,93, akarsu enerjisi yüzde 12,80 ve güneş enerjisi ise yüzde 11,27 ile takip etti. Bakan Bayraktar da bu tür enerji kaynaklarının Türkiye’nin enerji arz güvenliğini sağlamada, dışa bağımlılığı azaltmada ve karbon nötr hedeflerine ulaşmada büyük önem taşıdığını ifade etti.
Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması planlanıyor. Bu kapsamda 2024 yılı başında lisanssız yenilenebilir yatırımlar için 7 bin 500 megavatlık ek kapasite ilan edildi. Bu yeni kapasite özellikle sanayicilerin kullanımına sunulacak.
Ayrıca Bayraktar, 2035 yılına kadar her yıl 3,5 GW güneş ve 1,5 GW rüzgar santrali devreye alınacağını ve bu sayede yenilenebilir enerjinin üretim içindeki payının yüzde 55’e yükseltilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu dönem boyunca bayram tatilinin de etkisiyle bir haftalık sürede üretilen elektriğin yüzde 74,8’i yenilenebilir kaynaklardan sağlandı.
12 Nisan 2024’te üretimin kaynaklara göre dağılımı:
CHIPS Yasası’nın bir parçası olarak yonga endüstrisine dağıtılan milyarlarca doları yöneten Ticaret Bakanlığı tarafından bugün yayınlanan bir açıklamada, ajans Samsung’un ve Biden yönetiminin, yukarıda bahsedilen fonları tetiklemek için bağlayıcı olmayan bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Bu anlaşma ile Samsung’a Texas’taki operasyonlarını genişletmesi için verilen fonlar üzerinden ek bir 40 milyar dolarlık yatırım yapılması bekleniyor.
Samsung, Ticaret Bakanlığı’na, yeni Texas projelerindeki uygun sermaye harcamalarının dörtte birini kapsamak için Hazine Departmanı’nın Yatırım Vergi Kredisi’nden faydalanmayı planladığını belirtti.
Yeni fonlar, Samsung’un Teksas’ın iki farklı bölgesindeki operasyonlarını genişletmek için kullanılacak: Austin ve yakınlardaki Taylor banliyösü.
Samsung, onlarca yıldır Austin’de varlık gösteriyor ve 6,4 milyar dolar, kritik ABD endüstrileri için tamamen tükenmiş yalıtkan üzeri silikon teknolojisinin üretimini desteklemek amacıyla buradaki tesislerini genişletmek için kullanılacak. Austin anlaşması aynı zamanda Samsung’un belirtilmemiş projelerde ABD Savunma Bakanlığı ile ortaklık yapma taahhütlerini de içeriyor.
Samsung’un son yıllarda bütçeyi aşan çeşitli çip fabrikaları inşa etmekle meşgul olduğu Taylor’da; CHIPS Yasası fonları, Samsung’un çeşitli tesislerinin inşasına yardımcı olacak. Ticaret Departmanına göre Samsung, Taylor’daki fonları “son teknoloji mantıktan gelişmiş paketlemeye ve Ar-Ge‘ye kadar kapsamlı bir gelişmiş üretim ekosistemi oluşturmak” için kullanacak.
Bu kapsamlı ekosistem, 4nm ve 2nm yonga üretecek iki “lider mantık fabrikası” içerecek ve şu anda üretimde olanlardan “nesillerce ileride” yeni yongalar üzerine odaklanmış bir Ar-Ge fabrikası ile 3D Yüksek Bant Genişliği Bellek ve 2.5D paketleme üretimi için bir paketleme tesisini içerecek.
Bu, Biden yönetiminin APAC merkezli bir yarı iletken üreticisi için son haftalarda duyurduğu ikinci büyük ödül. Geçtiğimiz hafta Ticaret Bakanlığı, TSMC’nin Arizona’daki fabrika projeleri için 6,6 milyar dolar fon sağlanacağını ve Tayvanlı çip üreticisinin maliyetlerinin karşılanmasına yardımcı olmak için 5 milyar dolara kadar ek kredi tahsisi yapılacağını duyurdu.
Samsung’un Teksas’taki çalışması gibi, TSMC’nin Arizona’da inşa edilen üç fabrikası da aynı nedenlerden dolayı gecikmelerle karşı karşıya: Enflasyon, hem malzeme hem de işçilik maliyetlerini artırıyor.
Geçen hafta tanıtılan yepyeni Huawei dizüstü bilgisayar, AI iş yüklerini hızlandırmak için özel bir sinirsel işlem birimine (NPU) sahip Intel’in mevcut nesil Meteor Lake tabanlı Core Ultra işlemcilerinden birini kullanmasıyla dikkat çekiyor.
Huawei’in Batı teknolojisine erişimi ABD yaptırımları nedeniyle büyük ölçüde kısıtlanmış olsa da, 2020’nin sonlarından bu yana sahip olduğu lisans sayesinde hala Intel CPU’ları satın alabiliyor.
Reuters’e göre, Huawei’in Intel’in en yeni CPU’sunu kullanabilmesi Cumhuriyetçi yasa koyucuların tepkisine yol açtı. Çin seçim komitesi başkanı Temsilciler Meclisi temsilcisi Michael Gallagher yaptığı açıklamada, “Washington DC’deki en büyük gizemlerden biri, Ticaret Bakanlığı’nın neden ABD teknolojisinin Huawei’e gönderilmesine izin vermeye devam ettiğidir.” dedi.
Başka bir Cumhuriyetçi Meclis Temsilcisi Michael McCaul’un ise şunları söylediği bildirildi: “İki yıl önce bana Huawei’ye verilen lisansların duracağı söylendi. Bugün politika değişmiş gibi görünmüyor.”
Huawei, Başkan Trump’ın görev süresinin sonuna doğru Intel’e verdiği özel ihracat lisansı sayesinde hâlâ Intel CPU’ları alabiliyor. Intel’in lisansın yenilenmesini talep etmesi veya Ticaret Bakanlığı’nın onaylaması pek mümkün görünmediğinden lisansın süresi bu yılın sonlarında dolacak.
Biden yönetimi ihracat lisansının verilmesinden sorumlu olmasa da Ticaret Bakanlığı geçen yıl bu lisansı iptal etmeyi planlıyordu. Ancak bu planlar 2023’ün sonunda iptal edildi ve bu da Intel’in 2024’e kadar çiplerini Huawei’e satmasına olanak tanıdı. Bu planların neden iptal edildiği bilinmiyor, ancak belki de bunun nedeni son kullanma tarihinin yaklaşmış olmasıdır.
Ticaret Bakanlığı geçen hafta, İhracatın Korunmasından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Kevin Kurland’ı Senato alt komite toplantısına göndererek öfkeli milletvekillerini yatıştırmaya çalıştı. Kurland, ihracat kısıtlamalarının yalnızca Huawei’in “kötü niyetli faaliyetlere” girişmesini engellemek için var olduğunu ve Çin teknoloji devini tamamen hareketsiz bırakmadığını iddia etti.
Huawei, Intel CPU’lara erişimi bu yılın sonlarında sona erdiğinde bile boşluğu kendi silikonuyla doldurabilir. Huawei şu anda Kirin 9000S akıllı telefon çiplerini SMIC’in son 7nm süreciyle üretiyor, ancak Ticaret Bakanı Gina Raimondo açısından görünüşe göre büyük miktarlarda üretilemiyor.
Ancak Huawei’in, Çin’in kendi aşırı ultraviyole (EUV) litografi makinelerini yaratma kampanyasının parçası olduğu anlaşılan çip yapım araçlarına Ar-Ge fonları yatırmasıyla bu durum gelecekte değişebilir.
EUV’ye geçiş, SMIC’in daha eski derin ultraviyole (DUV) litografi kullandığı ve dolayısıyla verim düşüklüğü yaşadığı bildirilen 7nm düğümü için önemli bir yükseltme olacak.
Pazartesi günü yapılan bir güncellemede YouTube, videolara üçüncü taraf bir reklam engelleme uygulaması aracılığıyla erişen kullanıcıların ara belleğe alma sorunlarıyla karşılaşabileceğini veya “Aşağıdaki içerik bu uygulamada mevcut değil” yazan bir hata mesajı görebileceğini yazıyor.
Geçen yıl YouTube, kullanıcıları video izlerken reklamlara izin vermeye veya Premium’a yükseltmeye teşvik etmek için “küresel bir çaba başlattı”. Ayrıca, reklam engelleme uzantısı etkin olan kullanıcılar için videoları devre dışı bırakmaya başladı.
Ancak artık YouTube, politikalarının “üçüncü taraf uygulamalarının reklamları kapatmasına izin vermediğini çünkü bu durumun içerik oluşturucunun görüntüleme karşılığında ödüllendirilmesini engellediğini” söylüyor. Bu, YouTube’u reklam engelleme uygulaması içinde açmanıza ve videoları kesintisiz olarak görüntülemenize olanak tanıyan AdGuard gibi mobil reklam engelleyicileri hedef alıyor gibi görünüyor.
YouTube, “Üçüncü taraf uygulamaların API’mizi kullanmasına yalnızca API Hizmetleri Hizmet Şartlarımıza uymaları durumunda izin veriyoruz.”diyor. “Bu şartları ihlal eden bir uygulama bulduğumuzda platformumuzu, yaratıcılarımızı ve izleyicilerimizi korumak için gerekli önlemleri alacağız.”
Bu sorunu aşmak için bir kez daha reklamsız Premium’a kaydolmanız öneriliyor. Bu muhtemelen YouTube’u reklam engelleme uygulamaları aracılığıyla izleyen tüm kullanıcılar için pek hoş bir haber olmayacak, ancak platformun reklam engelleyicilere karşı mücadelesinde yakın zamanda geri adım atacağı da söylenemez.
YouTube’un başlattığı savaşın ne kadar süreceğini öngörmek imkansız. Ancak yapay zeka gelişmelerinin süreci uzatması kaçınılmaz. Şirket, bu tabloda kendini ve içerik üreticilerini korumak için mücadeleye devam ediyor.
Türkiye’nin girişim ekosistemi 2024’ün ilk çeyreğinde büyük bir ivme kazandı ve tarihi bir dönem oldu. Özellikle yatırım alanında görülen rekor seviyedeki artış dikkat çekti.
Türkiye’nin girişim ekosistemi 2024’ün ilk çeyreğinde büyük bir ivme kazandı ve tarihi bir dönem oldu. Özellikle yatırım alanında görülen rekor seviyedeki artış dikkat çekiyor. @startups_watch kurucusu @serkanunsal ile Türkiye girişim ekosisteminin 2024 ilk çeyrek performansını… pic.twitter.com/a3BrhVNdFN
Startups.watch kurucusu Serkan Ünsal ile Türkiye girişim ekosisteminin 2024 ilk çeyrek performansını değerlendirdik.
Türkiye Girişim Ekosistemi 2024’te hız kazandı!
Bu dönemde tohum, erken ve geç aşamalı yatırımlar dahil olmak üzere 161 yatırım turunda toplam 111 milyon dolarlık yatırım yapıldı ve bu rakam Türkiye’nin tüm zamanların en fazla yatırım alınan çeyreği olarak kayıtlara geçti.
TÜBİTAK BiGG Fonu’nun etkileyici bir şekilde tohum öncesi yatırımlar için sağladığı destek, büyümenin ana itici güçlerinden biri oldu. Toplam 161 yatırımın 107’sini gerçekleştirdi. Bu hamleyle Türkiye’nin tohum aşaması yatırım sayısını Avrupa’da ikinci, MENA bölgesinde ise ilk sıraya taşıdı.
Belirtmiş olduğumuz gibi Türkiye artık tohum öncesi yatırımlar açısından hem Avrupa’da hem de MENA bölgesinde lider konumda. Bu başarı, ülkenin genç girişimlerine sağlanan güçlü destek ve teşvikler sayesinde mümkün oldu.
Özellikle oyun girişimleri dikkat çekici bir büyüme sergiledi. Türkiye bu alanda Avrupa’da yatırım büyüklüğü açısından 7. sıra, yatırım sayısı açısından ise 2. sıraya yerleşti. MENA bölgesinde ise oyun yatırımları büyüklüğü açısından 2., sayı açısından 1. sırada bulunuyor.
2024’ün ilk çeyreği Türkiye’deki bazı büyük stratejik satın almalarla da dikkat çekti.
Re-Pie’ın Türkiye’nin önde gelen e-ticaret şirketlerinden Modanisa’yı satın alması ve Papara’nın T-Bank’ı satın alması, sektördeki dinamikleri ve büyüme potansiyelini gösteren önemli gelişmeler olarak öne çıktı.
Büyüme oranı, yatırım çeşitliliği ve stratejik hamlelerle, Türkiye yatırımcılar ve girişimciler için çekici bir merkez haline geldi. Biyoteknoloji, yapay zeka ve sağlık teknolojileri gibi alanlarda yapılan yatırımlar, ülkenin teknoloji ve inovasyon alanında öne çıkmasını sağladı.
Pazartesi günü Meta, bir blog yazısında bu yılın sonlarında Quest’in VR kulaklığını sınıflarda öğretim için kullanılacak bir cihaz olarak konumlandırmak için yeni bir eğitim ürünü piyasaya süreceğini duyurdu.
Ürüne henüz bir isim verilmedi, ancak onu açıklayan blog yazısında şirketin küresel ilişkilerden sorumlu başkanı Nick Clegg (daha tartışmalı ve bölücü konular etrafında mesajlar vermesi muhtemel olan Meta’nın yöneticisi haline gelen eski politikacı) “Eğitime özel uygulamalar ve özellikler için bir merkezin yanı sıra, her cihazı ayrı ayrı güncellemeye gerek kalmadan birden fazla kulaklığı aynı anda yönetme becerisini içerecek.” dedi.
Donanım ve hizmetlere yönelik iş modelleri de henüz açıklanmadı. Masada hiçbir şey yokken şirket bunu uzun vadeli bir bahis olarak çerçeveliyor.
Clegg, Axios ile yaptığı röportajda “Bunun uzun zaman alacağını kabul ediyoruz ve yakın zamanda bundan para kazanamayacağız.” dedi.
Artı tarafta, eğitime yönelik bir destek, Quest kullanıcıları için daha çeşitli içeriklerin yanı sıra platform için daha geniş bir geliştirici ekosistemi oluşturma anlamına gelebilir.
Daha sorunlu bir zeminde, haberler şirketteki daha az olumlu birkaç gelişmenin hemen ardından geliyor. Meta’nın anlık mesajlaşma hizmeti WhatsApp, Birleşik Krallık ve AB’de kullanıcılar için minimum yaş sınırının 13’e (daha önce 16 idi) düşürülmesi nedeniyle çok fazla eleştiri alıyor.
Pazartesi günkü duyuru, Meta’nın gençlere ve gençlere uygun deneyimler sunabilmesi için Quest kullanıcılarının yaşlarını onaylamalarını istemesinin hemen ardından geldi.
Yeni girişim bu yılın ilerleyen dönemlerinde devreye girecek ve yalnızca 13 yaş ve üzeri öğrencileri olan kurumlarda geçerli olacak. Meta, bunu ilk olarak Meta’nın iş yeri odaklı aylık 14,99 dolarlık aboneliği olan Quest for Business’ı desteklediği 20 pazarda piyasaya süreceğini söyledi. Bu liste ABD, Kanada, Birleşik Krallık ve İngilizce konuşulan diğer bazı pazarların yanı sıra Japonya ve Batı Avrupa’nın büyük bölümünü içeriyor.
Piyasada halihazırda sınıfta VR fikrini araştıran Immersion VR, ClassVR ve ArborVR gibi isimlere sahip çok sayıda şirket var; HoloLens’i bir süredir eğitim aracı olarak öne çıkaran Microsoft’tan bahsetmiyorum bile.
VR kullanımının okullarda ne kadar yaygın olduğu açık değil: ClassVR adlı bir sağlayıcı, dünya çapında 40.000 sınıfın ürünlerini kullandığını iddia ediyor.
Bu, geniş kitle kullanımına yönelik engellerin hala var olduğunu gösteriyor. Örneğin, birisinin yüzüne bir kulaklık takmanın, gençlerin zaten fazla ekran süresine sahip olmalarıyla ilgili araştırmalar göz önüne alındığında, canlı bir eğitim ortamında kesin olarak bir fayda sağlayıp sağlamayacağı belirsiz.
Ve bir başka büyük soru işareti de kulaklık satın alma maliyeti (en yeni kulaklık olan Quest 3, temel modeller için yaklaşık 500 dolardan başlıyor), uygulama satın alma ve ardından tüm bu altyapıyı destekleme maliyetiyle ilgili olacak.
Meta, halihazırda ABD’deki 15 üniversiteye Quest kulaklıklarını bağışladığını ancak uzun vadede büyümeyi desteklemek için ne kadar ileri gideceğinin belli olmadığını söyledi.
Baykar, bugüne kadar yalnızca geliştirdiği İHA, SİHA, TİHA ve insansız savaş uçaklarıyla değil, mühimmatlar, kamera sistemleri, yapay zeka ve yazılımla da sıkça gündem oldu. Kemankeş 2 de milli ve özgün bir yaklaşımla geliştirilen mini akıllı seyir füzesi. Peki Baykar Kemankeş 2 özellikleri neler?
Yapay zekalı seyir füzesi: Baykar Kemankeş 2 özellikleri neler?
Yapay zeka gibi gelişmiş özellikleri ile dikkat çeken Baykar Kemankeş 2, geniş görev menzili ile öne çıkıyor. Edirne, Keşan’daki Baykar Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde başlatılan test süreciyle, bu füzenin operasyonel kapasitesi test edilmeye başlandı.
Türk Havacılığının Altın Çağı 🥇
Öz kaynaklarımızla milli ve özgün olarak geliştirdiğimiz #KEMANKEŞ 2 Mini Akıllı Seyir Füzesi 🏹 🚀
The Golden Age of Turkish Aviation 🏅#KEMANKEŞ 2 Mini Smart Cruise Missile that we developed indigenously and originally with our own… pic.twitter.com/pqm0zrcACv
Yaklaşık 1 saat havada kalabilen Kemankeş 2, yüksek sürate ulaşmasını sağlayan jet motoru sayesinde 200 kilometreden fazla bir menzil içerisindeki tüm hedefleri imha edebiliyor. Bu da hava araçlarının kendini riske sokmadan düşman hattı gerisindeki hedefleri vurabileceği anlamına geliyor.
Zira bu seyir füzesi yapay zeka destekli optik güdüm sistemi ile zorlu hava koşullarında dahi hedefini tanıyarak tam isabetle imha edebilme yeteneğine sahip. Yine yapay zeka destekli oto pilot sistemi ile otonom uçuş gerçekleştirip stratejik hedefleri yüksek hassasiyetle etkisiz hale getirerek muharebe sahasında önemli rol oynayacak.
Gece ve gündüz şartlarında kullanılabilen bu seyir füzesi, barındırdığı anti-jamming teknolojisi sayesinde elektronik karıştırmalardan etkilenmeden görev yapabiliyor. Elde ettiği tüm veri ve görüntüleri de yer kontrol istasyonuna ileterek kullanıcıya veri takibi konusunda destek sağlıyor.
Nikkei’ye göre Japonya için bu düzeyde bir ceza henüz taslak aşamasında ve eğer önerilen değişiklikler geçerse, bugün uygulama mağazası tekelinin kötüye kullanılmasına verilen yüzde altılık ceza yüzde 20 veya daha fazlasına çıkacak.
Japonya Adil Ticaret Komisyonu tarafından hazırlanan mevzuat, görünüşe göre üçüncü taraf uygulama mağazalarının akıllı telefon ekosistemlerine girmesine izin verme çağrılarına direndikleri için dünya çapında ateş altında kalan Apple ve Google’ı hedef alıyor.
Japonya’daki satışlara uygulanan yüzde altılık bir ceza, Apple ve Google gibi teknoloji devleri için yönetilebilir olsa da; yüzde 20’lik bir ceza, özellikle bu cezaların kara değil, gelire dayalı olması nedeniyle ciddi zararlar verebilir. Ek olarak, tekrarlayan suç işleyenlere yüzde 30’a kadar, yani orijinal yüzde altının beş katına kadar para cezası verilecek.
Referans olarak, Apple genellikle uygulama mağazasındaki satışlardan yüzde 30’luk bir kesinti alıyor; bu, Japonya’nın FTC’sinin uygulayabileceği mükerrer suçlara eşit para cezasına eşit. Yılda 1 milyon dolardan az ciro yapan geliştiriciler için bu Apple mağazası ücreti yüzde 15’e düşüyor.
Google daha esnek ve Google Play Store’daki geliştiricilerin yalnızca yüzde 3’ünden yüzde 15’lik bir kesinti alır, ancak geliştiricilerin geliri 1 milyon doları aştığında kesintiyi yüzde 30’a çıkarır. Japonya’nın tekel ihlalleri nedeniyle artırılan bu cezaları uygulaması halinde bu, Apple ve Google’ın kârlılığını ciddi şekilde etkileyebilir.
ABD’de iki dev, antitröst davaları nedeniyle benzer bir mücadele içinde. Google, ABD’nin her bir eyaletinin yanı sıra Washington DC ve iki bölgeyi kapsayan 700 milyon dolarlık bir davayı halihazırda çözüme kavuşturdu. Apple’a daha geçen ay 15 eyalet ve Adalet Bakanlığı tarafından dava açıldı.
Öte yandan Apple ve Google, her iki şirketin de sahip olmakla suçlandığı uygulama tekellerini ortadan kaldırmayı vaat eden Avrupa Birliği Dijital Pazarlar Yasası’na (DMA) çoktan teslim oldu. Google, DMA’nın açık uygulama ekosistemi gereksinimlerini yürürlüğe girdiğinde zaten karşılamıştı; ancak Apple, internet üzerinden uygulama dağıtımını da içeren büyük değişiklikler yaptı (bu, geliştiricilere bir milyon yüklemeden sonra kurulum başına yalnızca yarım euroya mal oluyor).
Tekelin kötüye kullanılması nedeniyle verilen yüzde 20-30’luk bir para cezasının Apple ve Google’ın yollarını değiştirmesine neden olup olmayacağı belli olmasa da, bu en azından Japonya’ya o tatlı uygulama mağazası parasından daha fazlasını getirebilir ve eğer bu konu gündeme gelirse gelecekteki bir antitröst davasının ödenmesine yardımcı olabilir.
Minbee, Türkiye’nin ilk yüzde 100 elektrikli araç filosuyla çevre dostu bir ulaşım alternatifi sunmayı hedefliyor. Minbee uygulaması aracılığıyla dakikalık, saatlik ve günlük kiralamalar yapılabiliyor. Bu esnek kiralanabilirlik seçenekleri, kullanıcıların ihtiyaçlarına uygun şekilde ulaşım sağlama imkânı sunuyor. Ayrıca, paket yükseltme seçeneğiyle kullanıcılar, kiralama süresince ihtiyaçlarına göre planlarını güncelleyebiliyor.
Tamamı elektrikli araçlardan oluşan filosuyla Minbee, atmosfere zararlı emisyonları minimuma indirerek gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakma hedefine katkı sağlıyor. Ayrıca, Minbee’nin sunduğu çeşitli kampanyalar ve ilk kullanıma özel avantajlar, kullanıcıları yeşil ulaşımı tercih etmeye teşvik ediyor.
Bu yaklaşım, sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde sürdürülebilir bir şehir ulaşım modelinin temellerini oluşturuyor. Minbee, ekonomik fiyatlarıyla da sürüş deneyimini herkes için erişilebilir kılarak, çevreci olmanın yanı sıra bütçe dostu bir ulaşım alternatifi sunuyor. Bu şekilde, Minbee hem çevreye duyarlılık hem de ekonomik çözüm arayan kullanıcılar için ideal bir seçenek haline geliyor.
Microsoft, yapay zeka şirketi G42’ye 1,5 milyar dolarlık bir yatırım yaparak azınlık hissesi ve yönetim kurulunda bir koltuk edindiğini duyurdu.
Ortaklık kapsamında, G42 yapay zeka uygulamalarını ve hizmetlerini Microsoft’un Azure bulut bilişim platformunda çalıştıracak. Bu işbirliği, dünya genelinde kamu sektörü müşterilerine ve büyük işletmelere gelişmiş yapay zeka yetenekleri sunmayı hedefliyor. G42, bulut bilişimden sürücüsüz arabalara kadar birçok uygulama için yapay zeka geliştiriyor.
Yönetim Kurulunda bir koltuk alacak olan Microsoft Başkanı Brad Smith, şunları söyledi: “Dünya standartlarında teknolojiyi, Birleşik Arap Emirlikleri ve Amerika Birleşik Devletleri hükümetleri ile yakın koordinasyon içinde güvenli, güvenilir ve sorumlu yapay zeka için önde gelen global standartlarla birleştireceğiz.”
Şirketler, Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika’ya gelişmiş yapay zeka ve dijital altyapı getirmek için birlikte çalışacak.
Bu ortaklığın, Washington’un Pekin’in teknolojik ilerlemesini kısıtlama çabaları sırasında gerçekleşiyor olması da ilgi çekici olarak değerlendiriliyor. ABD, Çin ordusu için ABD yapay zeka çiplerini satın almak isteyen dört Çinli şirketi bir kara listesine ekledi. G42, Çin’deki yatırımlarını durdurmaya ve Çin malı ekipmanlarını elden çıkarmaya başladı.
LockBit, 2022’de sızdırılan builder aracılığıyla tehlike saçmaya devam ediyor. Yakın zamanda yaşanan bir olayın ardından Kaspersky Global Acil Durum Müdahale ekibi, saldırganların kendi kendine yayılma özelliğine sahip kendi kötü amaçlı şifreleme yazılımlarını oluşturduklarını ortaya koydu. Söz konusu olayda siber suçlular, çalınan ayrıcalıklı kimlik bilgilerinden faydalanarak altyapıya sızmayı başardı. Olay Batı Afrika’da gerçekleşmiş olsa da, Kaspersky diğer bölgelerde de builder tabanlı fidye yazılımı saldırılarının yaşandığına dikkat çekiyor.
Gine-Bissau’da meydana gelen son olay, özel fidye yazılımlarının bugüne dek görülmemiş teknikler kullandığını ortaya koydu. Virüs bulaşmış ana bilgisayarların kötü amaçlı yazılımı kurbanın ağında daha fazla yaymaya çalışması kontrolsüz bir çığ etkisi yaratabiliyor.
Saldırılar nasıl gerçekleşiyor?
Kaspersky, yaşanan son olayın ardından konuyla ilgili olarak ayrıntılı bir analiz paylaştı.
Kimlik taklidi: Yasadışı yollarla elde edilen kimlik bilgilerinden yararlanan tehdit aktörü, ayrıcalıklı haklara sahip sistem yöneticisinin kimliğine bürünüyor. Ayrıcalıklı hesaplar saldırıyı yürütmek ve kurumsal altyapının en kritik alanlarına erişim sağlamak için kapsamlı fırsatlar sunduğundan, bu adım kritik önem taşıyor.
Kendi kendine yayılma: Özelleştirilmiş fidye yazılımı, yüksek ayrıcalıklı etki alanı kimlik bilgilerini kullanarak ağda bağımsız olarak yayılabiliyor. Ayrıca verileri şifrelemek ve eylemlerini gizlemek için Windows Defender’ı devre dışı bırakma, ağ paylaşımlarını şifreleme ve Windows Olay Günlüklerini silme gibi kötü amaçlı etkinlikler gerçekleştirebiliyor. Kötü amaçlı yazılımın davranışı, virüs bulaşmış her bir ana bilgisayarın ağdaki bir diğer ana bilgisayarlara virüs bulaştırmaya çalıştığı senaryoyla sonuçlanıyor.
Uyarlanabilir özellikler: Özelleştirilmiş yapılandırma dosyaları, yukarıda belirtilen yeteneklerle birlikte, kötü amaçlı yazılımın kendisini mağdur şirketin mimarisinin belirli yapılandırmalarına göre uyarlamasını sağlıyor. Örneğin saldırgan, fidye yazılımını .xlsx ve .docx dosyaları gibi yalnızca belirli dosyalara veya yalnızca belli bir dizi sisteme bulaşacak şekilde yapılandırabiliyor.
Kaspersky, bu özel yapıyı bir sanal makine üzerinde çalıştırdığında gerçekleştirdiği kötü amaçlı faaliyetlerin yanı sıra masaüstünde özel bir fidye notu oluşturduğunu gözlemledi. Gerçek saldırı durumunda bu not, kurbanın şifre çözücüyü elde etmek için saldırganlarla nasıl iletişime geçmesi gerektiğine dair ayrıntılar içeriyor.
LockBit programlama becerisi gerektirmiyor!
Kaspersky Global Acil Durum Müdahale Ekibi Olay Müdahale Uzmanı Cristian Souza, şunları söylüyor: “LockBit 3.0 builder 2022 yılında sızdırıldı ve saldırganlar bunu özelleştirilmiş sürümler hazırlamak için aktif olarak kullanıyor. Bunun için ileri programlama becerileri de gerekmiyor. Bu esneklik, incelediğimiz son vakanın da gösterdiği üzere, saldırganlara saldırılarının etkinliğini arttırmak için pek çok fırsat sunuyor. Kurumsal kimlik bilgisi sızıntılarının artan sıklığı göz önüne alındığında, bu tür saldırılar daha da tehlikeli hale geliyor.”
Kaspersky ayrıca saldırganların SessionGopher komut dosyasını kullanarak etkilenen sistemlerdeki uzak bağlantılar için kayıtlı parolaları bulup çıkardığını tespit etti.
Sızdırılan LockBit 3.0 kurucusuna dayanan- ancak Gine-Bissau’da bulunan kendi kendine yayılma ve kimliğe bürünme yeteneklerinden yoksun- çeşitli diğer türleri içeren olaylar, çeşitli sektörlerde ve bölgelerde düzenli olarak meydana geliyor. Bunların Rusya, Şili ve İtalya’da gözlemlenmesi saldırıların coğrafyasının daha da genişlediğine dair bir gösterge niteliğinde.