Kripto para piyasalarındaki coşkulu hava, altcoin boğası beklentilerini de beraberinde getirdi. Zincir üstü veri platformu CoinGecko’da listelenen kripto para birimlerinin sayısının 13 bine yaklaştığı bilinirken, gelecek vaat eden yenilikçi projelerin yatırımcıyla nasıl buluştuğu konusu da kripto para ve blokzinciri geliştiricileri için önemli bir başlığa dönüştü. Bir kripto para projesinin başarısında, merkezi borsalardan aldığı destek kritik rol oynarken, bu konudaki rekabet de kızıştı. Dünyanın önde gelen küresel kripto para borsalarından Gate.io’nun lansman platformu Gate Startup, bugüne dek onlarca projenin 160 milyon doları aşkın yatırım toplamasına aracı oldu.
Konuyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan Gate.io Küresel Büyüme Operasyonları Müdürü Temir Gökalp, “Kripto yatırımcılarının potansiyel projeleri keşfedebileceği, yeni projelerin ilk yatırımcıları arasına katılabileceği ve airdrop’lar aracılığıyla gelir elde edebilecekleri bir platform sunan Gate Startup, ekosisteme yeni ve nitelikli projeler kazandırıyor” dedi.
Merkezi borsa lansman platformları içinde ikinci sırada
CryptoRank tarafından, mevcut yatırım geri dönüşü, tüm zamanların en yüksek yatırım geri dönüşü, ilk borsa arzı, toplam yatırım ve 24 saatlik işlem hacmine göre sıralanan merkezi borsa lansman platformları arasında ikinci sıraya yerleşen Gate Startup’ta listelenen projelerin yıllık getiri oranı (APY) ise %16,49 oldu.
Bir kripto para projesinin yatırımcılarla ilk buluşma anını geleneksel piyasalardaki halka arzlara benzeten Temir Gökalp, “Son dönemde ülkemizde de sıkça konuşulan halka arz, kripto ekosisteminde Launchpad olarak bilinen lansman platformları aracılığıyla uygulanıyor. Bir proje, saygın bir borsada listelendiğinde, oldukça güçlü bir karşılık görebiliyor. Gate Startup, bugüne dek desteklediği ve Startup programında yatırımcılara sunduğu projelerle 160 milyon dolar fon toplanmasına aracılık etti. Gate.io’da kimlik doğrulaması adımlarını tamamlayan tüm kullanıcılar, VIP seviyelerine göre yeni projelerle tanışma ve yatırımcı olma fırsatı buluyor” diye konuştu.
“5 projeden ikisi en yüksek seviyesine 2021 boğasında ulaştı”
CoinGecko tarafından yapılan yeni bir analizin piyasa koşullarının airdrop kazançlarına etki ettiğin saptandığını da belirten Timur Gökalp, “Airdrop, yeni projelerin, arzlarının bir bölümünü belirli sayıdaki yatırımcıya ücretsiz vermesini tanımlıyor. Analize göre 50 en büyük airdrop’tan 19’unun, başka bir deyişle 5 projeden ikisinin en yüksek seviyesine 2021 boğasında ulaştığı görülüyor. Bugün, Bitcoin’de 60 bin dolar seviyelerinin aşıldığı, piyasa koşullarının olumlu seyrettiği bir dönemi yaşıyoruz. Bu noktada portföylerinde altcoin ağırlıklandırması da yapmak ve potansiyel vaat eden nitelikli projeleri ilk keşfedenlerden olmak isteyen kullanıcılarımıza, Gate Startup’ın dinamik listelemelerini takip etmelerini öneriyoruz. Gate, Startup ürününü sıradan bir launchpad olarak değil, bir kuluçka merkezi olarak görüyor. Gate Startup, dünyanın en büyük token lansman platformlarından biri” ifadelerini kullandı.
“Yenilikçi ve gelişmiş projeleri yatırımcılarla buluşturuyoruz”
Lansman platformunda yer verdikleri projeleri seçerken dikkat ettikleri kriterleri sıralayan Gate.io Küresel Büyüme Operasyonları Direktörü Temir Gökalp, şu ifadeleri kullandı: “Projelerin vizyonları, hedefleri, token ekonomileri ve teknik değerlendirmeleri, Gate.io’nun kıdemli analistlerince gerçekleştiriliyor. CEO’larının ve geliştirici ekiplerinin geçmişleri de araştırılıyor. Zira günün sonunda, bir başarı hikayesine imza atmak ve o hikayede destekçi olarak konumlanmak var. Titizlikle incelediğimiz projeler arasında belirli kriterleri karşılayanları, cazip lansman planlarıyla yatırımcıyla buluşturuyoruz. VIP sistemimiz adil ön satışı mümkün kılarken, kriptodan bugün dahi konuşulan hazine projelerin çıktığı dönemleri Gate Startup ile geri getirmeye çalışıyoruz. Boğa sinyallerinin güçlendiği bu dönemde, keşfetmeye değer ve güvenilir bir lansman platformu sağlıyoruz.”
Fotoğraf ve görüntüleme teknolojileri alanında lider firmalardan Nikon, dijital sinema kameralarıyla tanınan Amerikan şirketi RED Digital Cinema‘yı satın alıyor. Bu hamle, Nikon’un profesyonel dijital sinema kamera pazarına genişlemesine olanak tanıyacak ve sektörde önemli bir dönüşüm yaratacak.
Nikon ve RED’in stratejik birleşimi
Nikon, bu stratejik hamleyle, RED’in dijital sinema kameralarındaki bilgi birikimini, özellikle benzersiz görüntü sıkıştırma teknolojisini ve renk bilimini kendi ürün geliştirme süreçlerine dahil ederek pazarda daha etkili bir rol oynamayı hedefliyor.
RED, Guardians of the Galaxy Vol. 3, Captain Marvel, Planet Earth II gibi büyük yapımlarda tercih edilen kameralarıyla ünlü. Bu birleşme, Nikon’un geniş tüketici ve profesyonel fotoğrafçılık pazarındaki yerini daha da güçlendirecek.
Nikon ve Red kamera teknoloji ve inovasyon
Nikon’un RED’i tamamen sahip olduğu bir yan kuruluş olarak entegre etmesi bekleniyor. RED’in inovatif yaklaşımları ve teknik bilgisi, Nikon’un zaten zengin olan teknoloji portföyünü daha da derinleştirecek.
Nikon, bu satın alma işlemiyle RED’in yenilikçi yaklaşımlarını ve teknik bilgisini kendi ürün geliştirme süreçlerine entegre ederek, sinema ve hareketli resim pazarlarında daha etkili bir rol oynamayı hedefliyor.
Nikon’un RED Digital Cinema’yı satın alması, dijital sinema ve hareketli resim teknolojileri sektöründe önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. İki şirketin birleşmesiyle, sektördeki teknolojik yenilik ve yaratıcılıkta önemli bir sıçrama bekleniyor.
Altınay Savunma Teknolojileri A.Ş.’nin Gebze-Dilovası’nda yapımı devam eden ve elektronik alt yapı, üretim ve kompozit konularında üst düzey yeteneklere sahip yeni üretim tesisi, Türkiye’deki nadir tesislerden biri olma özelliği taşıyor. Tesis, Türkiye’nin savunma sanayisindeki üretim kapasitesini önemli ölçüde arttırırken, şirketin uluslararası oyuncu olma hedefine yaklaşması açısından da dikkate değer bir katkı sağlayacak.
Kocaeli Dilovası Makine İhtisas OSB’de savunma ve havacılık sanayisine yönelik olarak tasarlanan 12 bin 500 metrekare kapalı alana sahip yeni tesiste, yatay-dikey çok eksenli işleme merkezleri, sayısal denetimli yüzey ve hassas işleme tezgâhları, lazer makine yatırımları yer alıyor. Ayrıca elektronik kart üretiminde kullanılacak yüksek hızlı tam otomatik dizgi hattı, tesisin önemli yetenekleri arasında bulunuyor. Bu yatırımlarla birlikte, Türkiye’nin savunma sektöründeki üretim kabiliyetleri önemli ölçüde artacak, Altınay Savunma Teknolojileri ise dünya genelinde sayılı üretim merkezleri arasında yerini alma hedefine bir adım daha yaklaşacak.
Havacılık sektörünün yerli ve milli üretiminin geliştirecek
Altınay Savunma Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Altınay
Altınay Savunma Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Altınay, yeni tesisin hayata geçirilmesiyle, Türkiye’nin savunma ve havacılık sektöründeki büyüme hedeflerine önemli bir katkı sağlamaktan büyük bir heyecan duyduğunu ifade ederek, bu yatırımın Türkiye’nin savunma ve havacılık sektörünün yerli ve milli üretiminin gelişmesinde önemli bir kilometre taşı olacağını vurguladı. Altınay, “Son yıllarda ivme kazanan büyüme yolculuğumuzda Letven Capital’in de bize yaptığı yatırım sonrasında, mühendislik tasarım yeteneklerimizin yanına ölçek ekonomisine uygun üretim yeteneğimizi de ekleyerek daha rekabetçi bir firma haline geldik. Ülkemizin yüksek teknolojiye dayalı üretim yeteneğini artıracak yeni tesisimiz, Türkiye’nin savunma kapasitesine değer katacak ve uluslararası alanda rekabet avantajı sağlayacak. Yılın ilk yarısı tamamlanmadan faaliyete geçmesini hedeflediğimiz ve yaklaşık 100 kişilik ilave istihdam sağlamasını planladığımız tesisimiz, bölge ekonomisine ve istihdama da büyük bir katkı sunacak. Savunma sanayi çözümlerini daha yüksek oranda yerlileştirmek ve millileştirmek adına bu önemli adımı atmaktan gurur duyuyoruz. Şirketimiz, büyüme stratejimizin bir parçası olarak ülkemiz için yapılan bu yatırımı milletimizle paylaşmak üzere halka arz kararı aldı.Bu süreç hem mevcut yatırımlarımızı güçlendirecek hem de gelecekteki projelerimize değer sağlayacak. Milletimizin, Altınay Savunma Teknolojileri’ni sahiplenerek, vatan savunmasına katkı sağlayacağına yürekten inanıyoruz. Yatırımcılarımızla birlikte ülkemizin savunma sanayisindeki başarı hikayesine daha fazla katkı ile ortak olmayı heyecanla bekliyoruz.” diye konuştu.
Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (GSYF) yöneten, portföy yönetim şirketleri içerisinde fon büyüklüğünde ilk 10’da yer alan ve Altınay Savunma Teknolojileri’ne 2021 yılında yüzde 20’lik pay ile ortak olan, Letven Capital’in Genel Müdürü Kamil Kılıç, “Altınay Savunma Teknolojileri’nin teknoloji geliştirme gücüne, iş modeline ve halka arz sonrası elde edeceği kaynakla milli yatırım stratejisine daha güçlü devam edeceğine çok inanıyoruz.” dedi.
1000 kişilik Ar-Ge merkezi planlanıyor
Yapılacak yatırımlar sonucunda faaliyete geçecek tesis, Türkiye’nin savunma sanayisine ve ulusal güvenliğe katkı sağlayacak. Bu stratejik adım, Altınay Savunma Teknolojileri’nin sadece ulusal değil, aynı zamanda uluslararası alanda da etkin bir rol oynamasına olanak tanıyacak. Kurulması planlanan 1.000 kişilik Ar-Ge merkezi ise şirketin inovasyon ve teknoloji alanındaki sektördeki önde gelen konumunu pekiştirecek. Aynı zamanda Türkiye’yi bu alanda dünya sahnesinde daha görünür kılmayı da sağlayacak.
Kara, deniz ve hava platformlarına yönelik anahtar teslim çözümleriyle, teknolojik ürünleri ve kritik alt sistemleri ile iç pazarda olduğu gibi uluslararası pazarda da yer alan şirket, sahip olduğu teknolojileri, üretim kabiliyetlerini ve imkanlarını geliştirme yolunda çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.
Amerika’nın efsanevi “muscle car” dünyasında elektrifikasyon rüzgarları esti! Yeni nesil Dodge Charger, Hemi V8 motorundan vazgeçerek düz altı silindirli ve bataryalı elektrikli konfigürasyonlarıyla dikkat çekiyor. 2022 yılında Charger Daytona SRT konseptiyle duyduğumuz dönüşüm, şimdi sekizinci nesil Charger’ın üretim versiyonuyla karşımıza çıkıyor.
İçten yanmalı motor tutkunları için “Sixpack” olarak adlandırılan Charger modeli, 3.0 litre twin turbo düz altı silindirli motoruyla güçlü performans vaat ediyor. Model, 420 hp ve 550 hp olmak üzere iki farklı güç çıkışı sunarken, dört tekerlekten çekiş özelliği standart olarak sunulacak.
Charger’ın elektrikli versiyonu olan Daytona Scat Pack, kalıcı mıknatıslı senkron motorlarla destekleniyor. Silikon karbür inverter kullanan bu motorlar toplamda 630 hp güç ve etkileyici 850 Nm tork üretiyor. Özel bir Powershot modu sayesinde, 670 hp’ye kadar güç elde edebilen bu elektrikli muscle car, 0-100 km/s hızlanmasını 3,3 saniyede tamamlıyor.
Giriş seviyesindeki R/T versiyonu ise çift motor düzeni ve dört tekerlekten çekiş ile performans sunuyor. Maksimum 496 hp’ye ulaşabilen bu model, 0-100 km/s hızlanmasını 4,7 saniyede tamamlıyor. Stellantis’in STLA Large platformu ve 400V elektrik mimarisi ile donatılan Charger, 100.5 kWsa kapasiteli bataryasıyla etkileyici bir sürüş menziline sahip.
Yeni Dodge Charger, 183 kW’a kadar DC hızlı şarj desteği ile donatılmış bataryası sayesinde kısa sürede şarj olma avantajı sunuyor. R/T versiyonu EPA ölçümlerine göre 510 km’ye kadar, Scat Pack versiyonu ise 418 km’ye kadar sürüş menzili vaat ediyor.
Dodge, elektrikli araçların sessizliğini sevenler için özel bir detay eklemiş. R/T ve Scat Pack modellerine entegre edilen yapay ses sistemi, Hellcat’in ünlü gürültüsünü aratmıyor.
Geleceğe yolculuk:
Elektrikli Charger modelleri, hem iki kapılı coupe hem de dört kapılı formda satışa sunulacak. İki kapılı modeller 2024’ün sonlarına doğru ABD yollarında yerini alırken, dört kapılı versiyonlar 2025 yılında kullanıcılarla buluşacak.
Bu elektrikli Charger serisi, hem içten yanmalı motor tutkunlarını hem de çevreci sürücüleri etkileyici performansı ve dikkat çekici özellikleriyle cezbetmeye hazırlanıyor. Dodge Charger, efsanevi mirasıyla elektrikli çağa uyum sağlarken, yeni teknolojileri ve güçlü performansıyla adından söz ettirecek gibi duruyor.
Reklam Harcamalarının Satış Üzerindeki Getirisi’ni (ROAS) değerlendirmek ve mobil pazarlama kampanyalarını lansmandan haftalar sonra dahi optimize edebilmek için aylarca bekleme devri sona erdi. Yandex Reklam Ağı ile birlikte Yandex Ads hizmet portföyünün bir parçası olan AppMetrica’nın yeni LTV (Müşteri Yaşam Boyu Değeri) ve müşteri kayıp analizi özelliği, mobil uygulamada kullanıcı kazanımını artırıyor. Aynı zamanda kampanyanın başladığı ve uygulama yüklemelerinin yapıldığı ilk günden itibaren müşteri yaşam boyu değeri ve müşteri kayıp olasılığı hakkında ürün yöneticilerine hızlı bir şekilde bilgilendirme yapıyor.
Mobil uygulama pazarlama sektöründe çok önemli bir ölçüt olan LTV, bir kullanıcının uygulama ile olan tüm ilişkisi boyunca getirmesi beklenen geliri temsil ediyor. AppMetrica’nın LTV analizi, yapay zeka kullanımıyla en yüksek LTV oranına sahip potansiyel kullanıcıları bularak bu kavramı bir üst seviyeye taşıyor. LTV analizi, çeşitli kategorilerdeki onbinlerce uygulamanın anonimleştirilmiş verileri kullanılarak Yandex Makine Öğrenmesi (Machine Learning) teknolojisi üzerine kuruldu. Bu özellik, kullanıcı edinmeden sorumlu yöneticilerin en yüksek getiriyi sağlayacak olanlara odaklanarak stratejilerini optimize etmelerine olanak tanıyor. LTV analizleri, her kullanıcıyı uygulamaya katıldıktan sonraki 24 saat içinde değerlendiriyor ve bunu takip eden 28 gün için bir LTV analizi oluşturuyor. Bu analize dayanarak,yöneticiler sadece birkaç tıklamayla en iyi LTV kullanıcıları için kampanyaları optimize edilebilir.
Yüksek performanslı reklam kampanyaları
LTV ve müşteri kayıp analizi ile;
Reklam kampanyasının ilk gününde hangi reklam kanallarının artırılacağı veya kapatılacağı görülebilir,
Doğru bir LTV analizi ile mobil uygulama ile yüksek değere sahip kitleye ulaşılabilir,
Gelir ve yatırım geri dönüşünü artırmak için yüksek performanslı reklam kampanyaları optimize edilebilir,
ROAS en üst seviyeye çıkarılabilir ve hangi kanallara daha fazla yatırım yapılması gerektiği anlaşılabilir,
Kullanıcılar, LTV ve kayıp olasılıklarına göre analiz edip karşılaştırılabilir,
Yüksek oranda kayıp olasılığı olan kullanıcı segmenti tanımlanarak, bu kullanıcıların kaybedilmesinin önüne geçilir.
Geleneksel metrikler olan “harcanan zaman” ve “etkileşim” gibi klasik optimizasyon önerilerinin aksine, yeni yapay zeka tabanlı analiz modeli, reklam kampanyaları için en yüksek kaliteye sahip potansiyel müşterileri bulmak için her kullanıcının potansiyel LTV’si hakkında geniş miktarda veri toplar ve analiz eder. Ayrıca, LTV analizleri kullanıcıları çeşitli LTV gruplarına (en iyi %5, en iyi %20, en iyi %50 ve en alt %50 gibi) ayırmanıza ve bunları karşılaştırmanıza olanak tanıyor.
Nasıl çalışır?
Mobil uygulama pazarlama sektöründe müşteri kaybı yaygın bir sorundur. Uzun vadeli başarı için uygulamayı bırakma olasılığı yüksek kullanıcıları belirlemek ve onları elde tutmak için proaktif önlemler almak çok önemlidir. AppMetrica’nın Kullanıcı Kayıp Analizleri, uygulama sahiplerine ve pazarlama ekiplerine, uygulamayı yükledikleri anda zamanla uygulamayı bırakma olasılığı en yüksek olan yeni kullanıcıları belirleme imkanı sunuyor.
Yapay zeka modeli, 3 haftalık süre boyunca tüm aktif kullanıcıları analiz ediyor ve aktiviteleri günlük olarak puanlıyor. Model, özel metriklere ihtiyaç duymasa da kurulumdan sonraki 3 hafta içinde pasif olma olasılığı daha yüksek olan kullanıcıları doğru bir şekilde tahmin ediyor. Oluşturulan rapor, tüm kullanıcıları dönüşüm olasılığına göre >%95, %75-%95, %50-%75 ve <%50 olmak üzere gruplara ayırıyor. Analiz, bir kullanıcıya “kayıp riski var” etiketi atandığında, bu etiketin doğru olma olasılığı % 99’dan yüksektir.
Bu özellik, analize dayalı analitikleri kullanarak, kullanıcıların uygulamayı bırakmasını önlemek amacıyla hedefli elde tutma stratejileri uygulanmasına olanak tanıyor. Örneğin kişiye özel anlık bildirimler ve teşvikler gibi araçlar sunabiliyor.
18 milyon kullanıcıya ulaşan Papara, banka satın alıyor! T-Bank ve Papara, T-Bank’ın %50-50 oranındaki hissedarları Bankmed SAL ve Arab Bank PLC ile süren görüşmeler sonucunda anlaşmaya vardıklarını açıkladılar.
Papara, bugüne kadar yaptığı en büyük satın almaya imza atarak, büyüme yolunda ilk adımı gerçekleştirdi. Anlaşmanın finansal danışmanlığını Lucid Investment Bank, hukuksal danışmanlığını Durukan+Partners üstlendi.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Rekabet Kurulu’nun onayları sonrasında devir işlemlerinin tamamlanacağını belirten Papara CEO’su Emre Kenci “2023 yılında sigorta ve yatırım ürünleriyle zenginleştirdiğimiz kullanıcı deneyimini, temel bankacılık ürünlerinin de eklenmesiyle birlikte en üst seviyeye taşıyacağız. Böylelikle Papara’nın finansın her alanında hizmet veren bir “Super App” olma yolcuğunu tamamlayacağız” dedi.
T-Bank Genel Müdürü Servet Taze ise yapmış olduğu açıklamada “T-Bank’ın bireysel ve kurumsal bankacılık alanındaki köklü uzmanlığı ve 1930’lu yıllardan bugüne kadar bankacılık sektöründe elde ettiği geniş bilgi birikimi ve deneyimi Papara’nın kullanıcı odaklı vizyonu ile güçlenerek, geleneksel bankacılık ürünlerinin yenilikçi teknolojiler ve çözümlerle daha çok kullanıcıya ulaşmasını sağlayacak” dedi.
Papara’nın küresel pazarlarda rekabet edebilme potansiyeline inandığını belirten Taze, bu satın almanın Türkiye’de finans alanında bir mihenk taşı olacağını ve sektörü daha da ileriye taşıyacağını belirtti.
Google Haritalar, kullanıcı deneyimini geliştirmeye yönelik küçük ama önemli bir adım atıyor. Uygulama şu anda test aşamasında olan bir özellikle, bina ve mekan girişlerini harita üzerinde gösterme yeteneği kazanacak. Bu yeni özellik, kullanıcılara daha doğru ve etkili yönlendirme imkanı sağlayarak mekanlara ulaşım konusunda pratik bir çözüm sunmayı hedefliyor.
Google Haritalar, zaman içinde birçok güncelleme ve özellik ekleyerek kullanıcı memnuniyetini artırdı. Ancak, özellikle bir binanın veya mekanın giriş kapılarını gösterme konusundaki eksiklik dikkat çekiyordu. Bu eksiklik, kullanıcıları doğru giriş noktasına yönlendirmekte zorluk yaşanmasına neden oluyordu. Google, nihayet bu konuda yapılan talepleri dikkate alarak, giriş kapılarını harita üzerinde gösterme özelliğini test aşamasına aldı.
Şu an için test aşamasındaki bu özellik, belirli bir bölgede ve sınırlı sayıda kullanıcıya sunulmuş durumda. Ancak Google, birkaç ay içinde bu özelliği tüm kullanıcılarına sunmayı planlıyor. Bu süreç içinde, bütün mekan girişlerini harita üzerinde göstermek için detaylı bir veri tabanı oluşturmak zaman alacak olsa da, kullanıcılar artık giriş kapılarını haritadan kolayca takip edebilecekler.
Bu güncelleme, özellikle şehirlerarası seyahat eden veya yeni mekanlara giden kullanıcılar için büyük bir avantaj sağlayacak. Artık Google Haritalar, kullanıcıları doğru giriş noktasına yönlendirerek zaman kaybını minimize etmeyi amaçlıyor. Yakın gelecekte tüm kullanıcıların bu özellikten faydalanması beklenirken, Google’ın bu adımı, harita servisi alanındaki rekabeti daha da kızıştırabilir.
HP’de 26 yıldır görev yapan Filiz Akdede, HP’nin faaliyette bulunduğu çeşitli ülke ve bölgelerde Perakende ve Kurumsal Satış ve Pazarlama Direktörü olarak çalıştı. Akdede bu süreçte dönüşüm stratejileri, iş yürütme ve derinlemesine pazar içgörüleri konularında liderlik yaptı. Yeni görevinden önce 5 yıl boyunca HP Geniş Formatlı Yazıcılar Avrupa Genel Müdürü, 5 yılı aşkın süre ile de HP Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapan Akdede, karmaşık pazar zorluklarının üstesinden gelerek ve etkili pazara giriş stratejilerine öncülük ederek derin bir uzmanlık da kazandı.
HP’nin büyüme sürecine olan önemli katkısı ve vizyoner liderliği sayesinde bu göreve getirilen Akdede, büyüme fırsatlarına sahip pazarlar hakkındaki bilgisi ve karmaşık kategori yönetimindeki uzmanlığı ile dikkat çekiyor. Akdede, bu deneyimiyle HP 3D Yazıcı Grubu’nun global pazarı genişletme çalışmalarında önemli bir itici güç olacak. Sürdürülebilirlik ve çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılığın (DE&I) savunucusu ve başarılı bir kadın lider olan Akdede sürdürülebilirlik ve DE&I konularında saygın bir ses olarak İspanya’da çok kültürlü İş Araştırma Gruplarına (BRG) liderlik ederken kapsayıcılık ve sürekli öğrenme kültürünü de teşvik ediyor.
HP Kişiselleştirme ve 3D Yazıcı Grubu Başkanı Savi Baveja konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Filiz Akdede’nin atanması ekibimiz için önemli bir dönüm noktası. Geçmiş performansındaki başarısı, stratejik içgörüsü, sürdürülebilirlik ve çeşitlilik konusundaki tutkulu savunuculuğu, onu pazara açılma stratejimizi ileriye taşıyacak mükemmel bir lider haline getiriyor.
Kendisi HP’de değer verdiğimiz yenilikçilik ve liderlik niteliklerini bünyesinde barındırıyor. Yeni görevinde de son derece pozitif bir etki yaratacağından eminim. HP 3D Yazıcı Grubu olarak Filiz Akdede’nin ekibe getireceği yeni bakış açıları ve yenilikçi stratejiler konusunda heyecan duyuyoruz. Bu atamanın HP’nin 3D Yazıcı sektöründe mükemmellik, yenilikçilik ve liderliğe yönelik süregelen taahhüdünü yansıttığına inanıyoruz.”
Filiz Akdede yeni göreviyle ilgili olarak, “Katmanlı üretim, HP’nin inovasyona olan tutkusunun en güzel örneklerinden biri. 3D yazıcı liderlerimizle birlikte çalışmak ve çözümlerimizi yeni sektörlere taşımak, bu çığır açan teknolojinin şirketlerin tedarik zinciri, sürdürülebilirlik ve kişiselleştirme yaklaşımlarını nasıl değiştirebileceğini görmek için mükemmel bir fırsat.” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun olan Filiz Akdede, Stanford Üniversitesi’nde Yaratıcı Liderlik Programı’nı ve Berkeley Üniversitesi Kapsayıcı Liderlik Programı’nı tamamladı. Ayrıca, Amerikan Şirketler Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği, TÜSİAD Bilgi Teknolojileri Masası Başkanlığı, TÜSİAD Bu Gençlikte İş Var Projesi Mentorluğu, B20 Zirvesi Çalışma Komitesi Üyeliği, Turkish WIN Barcelona Ekibi Liderliği, EADA Business School Sürdürülebilirlik Komitesi Üyeliği, Win-Win Connection Proje Liderliği görevlerini de yürüttü. Filiz Akdede Sürdürülebilirlik, Mega Trendler, Değişim Yönetimi, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık, Yüksek Performanslı Takımlar Yaratma, Şirket Kültürü konularında konuşmacı olmasının yanı sıra çeşitli üniversitelerde eğitim vermektedir.
HPE Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar & Orta Asya Bölgesi Genel Müdürü Güngör Kaymak ve HPE Aruba Networking Türkiye, Kafkaslar ve Orta Asya Ülke Müdürü Ersin Uyar bu yılın neler getireceğine dair trendleri ve görüşlerini paylaştı.
Paylaşılabilir süper bilgisayarlar, Wi-Fi 6 destekli özel 5G ağlar ve gelecekte yapay zekanın taleplerini karşılayacak donanımlar için bugün neler yapılıyor? @HPE_Turkey Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar & Orta Asya Bölgesi Genel Müdürü Güngör Kaymak ile teknoloji dünyasındaki en… pic.twitter.com/0CSYKqLVkr
Kaymak, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Ağ teknolojileri birleşiyor. Müşteriler ve son kullanıcılar, nerede olurlarsa olsunlar hız ve güvenlik yeteneklerine sahip evrensel bağlantıya ihtiyaç duyuyorlar. HPE’nin en bütüncül özel 5G ve Wi-Fi portföyüne ulaşması amacıyla geçen yıl, Athonet’i satın aldığımızı duyurduk. Athonet’i portföyümüze entegre ettik ve özel 5G çözümlerinde dünya lideri olarak yolumuza devam ederek müşterilerin karmaşık bağlantı ihtiyaçlarını karşılayan kapsamlı bir çözüm seti sunma yeteneğimizi geliştirdik. Gelecekte Juniper Networks satın alımı ile ağ teknolojileri konusundaki erişimimiz daha da genişleyecek.”
Uyar ise şöyle konuştu: “Şirketlerin esneklik ve güvenlik ihtiyaçları giderek karmaşıklaşırken, HPE Aruba Networking olarak, SASE (Güvenlik Hizmetleri Uç Noktası) çözümümüzle bu zorlukları ele alıyoruz. Kullanıcıların herhangi bir yerden, herhangi bir cihazdan güvenli bir şekilde erişimini ve kuruluşların ağlarını korumasını sağlayarak, işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerini destekliyoruz. HPE Aruba Networking’in SASE çözümü, müşterilerimize daha iyi bir kullanıcı deneyimi sunarken, ağlarını daha güvenli ve yönetilebilir hale getiriyor.”
Bağımsız güvenlik duvarlarının sonu geliyor
Hibrit iş gücündeki yükseliş ve IoT cihazlarının yaygınlaşması, ağ sınırlarını geri döndürülemez bir şekilde aşındırdı ve bağımsız güvenlik duvarının yeterli gelmediğini gösterdi. Artık “içerdeki” iyiler, “dışarıdaki” kötülerden güvenlik duvarı halkasıyla korunamıyor. Kurumun içine daha fazla güvenlik duvarı yerleştirerek boşlukları kapatmaya çalışmak yalnızca karmaşayı artırıyor, hata için fırsat yaratıyor ve hızlı hareket etmek isteyen işletmeleri yavaşlatıyor.
Sonuçta yeni nesil güvenlik duvarı cihazı, son güvenlik duvarı cihazına dönüşme yolunda. Diğer tarafta güvenli hizmet sınırı (SSE), güvenlik duvarlarının ve proxy’lerin yerini bulut tarafından sağlanan güvenli web ağ geçidine, bulut erişimi güvenlik aracısına ve sıfır güven ağ erişimine bırakıyor. Secure Service Edge mimarisi, uygulamalara her yerden erişen kullanıcılar için güvenliği yönetmenin ilgi uyandıran bir yolunu simgeliyor. Diğer taraftan IoT güvenliği için de şirket içinde, ağın hemen ucunda segmentasyona ihtiyaç duyuluyor ve bunu sağlamak adına doğrudan erişim noktalarına, ağ anahtarlarına ve SD-WAN ağ geçitlerine güvenlik duvarı hizmetleri yerleştiriliyor. Veri merkezinde bile L4-7 güvenlik işlevselliğine sahip raf üstü ağ anahtarlarının kullanıma sunulması, geleneksel yeni nesil güvenlik duvarlarından çok daha uygun maliyetle ihtiyaç duyulan segmentasyonu sağlayabilir. Önümüzdeki birkaç yıl içinde yerleşik ve bulut tabanlı yeteneklerle güvenli bağlantıları yönetmenin daha basit yolları keşfedildikçe, yeni nesil güvenlik duvarı pazarı daralmaya devam edecek.
Sıfır güven ilkelerinin kullanımı yaygınlaşacak
Çoğu kuruluşun ağı ve güvenliği yöneten ayrı ekipleri vardır. Birçok yönden bunların hedefleri birbiriyle çelişebilir. 2024 yılında önde gelen kuruluşlar, daha iyi son kullanıcı deneyimi ve iş odaklı sonuçlar ortaya koymak üzere iki ekibin çıkarlarını uyumlu hale getirmek adına sıfır güven ilkelerinin nasıl kullanılabileceğini gösterecek.
Ağ ekibinin kurumdaki hedefi, çalışanları ve hizmetleri güvenilir bir şekilde birbirine bağlı, çalışır durumda ve tahmin edilebilir derecede iyi performansla işlevsel halde tutmaktır. Çalışanların ihtiyaç duydukları herhangi bir kaynağa bağlanmalarını kolaylaştırırken kesintilere, gecikmelere veya yavaşlamalara neden olacak karmaşa yaratmaktan kaçınırlar. Öte yandan, güvenlik bölümü riski en aza indirmekten ve uyumluluğu sürdürmekten sorumludur. Bunu yaparken de çoğu zaman kullanıcı ve kullanıcı deneyimi arada sıkışıp kalır. Aşırı sıkı bir güvenlik uygulaması, kullanıcıların ihtiyaç duydukları uygulamalara ve verilere erişimini yavaşlatabilir ya da imkansız hale getirerek işletmeyi yavaşlatabilir. Öte yandan, gevşek güvenlik önlemleri eşliğinde çalışanları memnun etmeyi amaçlayan bir ağ ekibi, sistemlere sızılmasını ve fidye yazılımlarının bulaşmasını kolaylaştırabilir.
Dünyanın önde gelen şirketleri, ağın görevinin herhangi bir şeyi herhangi bir şeye bağlamaktan öte güvenlik politikası için bir uygulama katmanı olarak tanımlandığı sıfır güven mimarilerini benimsiyor. Uygulamalara erişmek isteyen kullanıcılar için güvenlik politikaları bulut üzerinden uygulanabilir. Ancak özellikle IoT cihazları ve ilgili hizmetlere dair trafik akışı söz konusu olduğunda güvenlik politikalarını erişim noktaları, anahtarlar ve yönlendiriciler gibi erişim cihazlarında otomatik olarak uygulamak daha verimli olacaktır. Doğru ölçüde sağlanacak görünürlüğün yanı sıra otomasyon, politika ve zorlayıcı kuralların net bir şekilde tanımlanmasıyla, ağ ve güvenlik ekipleri birbiriyle uyumlu hedeflere sahip olabilir ve kullanıcılara daha iyi bir deneyim sunabilir.
Son kullanıcı deneyimi mutlaka ölçülmeli
Çalışanların ve müşterilerin beklentilerini karşılamak için, BT kuruluşlarının ölçülebilen kullanıcı deneyimine dayalı SLO’lara ve SLA’lara geçmesi gerekecektir. Kullanıcılar neyin hatalı olduğunu umursamazlar, onun yerine son derece basit bir şeye odaklanırlar: Kullandıkları uygulama iyi çalışıyor mu çalışmıyor mu? Kullanıcı bir sorun bulduğunda, BT ekibi tüm cihazların çalışır durumda olduğu ve doğru şekilde çalıştığı yönünde bir raporla geri dönüş yaparsa memnuniyeti bir anda düşer.
Bu durumu ele almak için kuruluşlar, hem son kullanıcıların gerçek deneyimini ölçen hem de kullanıcılar mevcut olmadığında bile altyapı hazırlığı sağlamak için sentetik ölçümler yapan dijital deneyim yönetimi (DEM) araçlarını yaygın olarak kullanıma alacaklar. Kuruluşlar bunun için muhtemelen uç nokta aracılarından (SSE aracısı gibi) toplanan ölçümlere ve özellikle Wi-Fi performansını izleyen özel donanım sensörlerinin topladığı ölçümlere ihtiyaç duyacaklar. Bu ölçümler en iyi uygulamaları öğrenip uygulayabilen, sorunları hızla önceliklendirebilen ve otomatik olarak düzeltebilen otomatik AIOps’u destekler.
6GHz Wi-Fi kullanımı hızla artacak
6GHz spektrumunda Wi-Fi dağıtımını yavaşlatan engeller çoğu coğrafyada ortadan kalkacak ve benimseme hızla artmaya başlayacak.
Bundan birkaç yıl önce, Wi-Fi 6E standardı 6GHz bandı için destek sunarak Wi-Fi kapasitesini iki katı artırdı. Bu da daha fazla kullanıcının desteklenmesine ve daha yüksek hızlara yolu açtı. Bu teknoloji bazı segmentlerde hızla benimsendi, ancak diğerleri daha temkinli davrandı. 2024 yılında teknolojinin geniş çapta benimsenmesinin önündeki son engeller de ortadan kalkmış olacak.
İlk olarak, 6GHz bandının özellikle açık havada kullanımının hükümet yetkililerinin onayına tabi olduğunu belirtmek lazım. ABD gibi bazı ülkeler spektrumu Wi-Fi için açma konusunda hızlı davransa da, diğer ülkeler daha yavaş davranıyor. Neyse ki bu alanda da çok fazla ilerleme kaydedildi ve 2024’te çoğu şirket dünyanın çoğu yerinde erişilebilir 6GHz spektrumuna sahip olacak.
İkincisi, bazı işletmeler Wi-Fi 7’nin eli kulağındayken Wi-Fi 6E’yi benimseme konusunda temkinli davranıyordu. Wi-Fi 7 onaylandığına göre, Wi-Fi 6E ve Wi-Fi 7’nin birlikte çalışabileceğinden şüphe yok. 6E cihazlarının ve erişim noktalarının yüksek hacimlerde dağıtılmasıyla, 6GHz Wi-Fi yaygınlaştırması tam hızda ilerleyebilir.
Son olarak, bu teknolojinin benimsenmesi hem erişim noktalarındaki hem de istemci cihazlardaki desteğe bağlı. Wi-Fi 6E’yi destekleyen çok sayıda yeni cihaza ve 6E erişim noktalarının yaygınlaşmasına tanık oluyoruz. Bunun da ötesinde, ufukta daha fazla Wi-Fi 7 cihazı görünüyor. Bunlar Wi-Fi 6E veya Wi-Fi 7 erişim noktalarında daha iyi kullanıcı deneyimi sunmak için 6GHz bandını kullanabilir.
Bu gelişmelerin bir araya gelmesi, 2024 yılında 6GHz spektrumunun büyük ölçüde kullanılacağını ve daha hızlı veri aktarımının yanı sıra daha iyi kullanıcı deneyimi sağlanacağını gösteriyor.
Yapay zeka BT yöneticilerini özgürleştirecek
Bazıları tarafından işinizi yapay zekaya kaptırmayacağınız, işinizi yapay zekayı etkin bir şekilde kullanan birine kaptıracağınız söylenir. Bu, BT yöneticileri için kesinlikle doğru bir tespit.
Sabit, hatta azalan personel sayısıyla yeni teknolojileri uygulamanın ve siber güvenliği sürdürmenin artan yükü, her yöneticinin daha fazlasını ortaya koyması gerektiği anlamına geliyor. Neyse ki, yapay zeka ve otomasyon hızla ilerliyor. İşler tek tek cihazları yönetmekten ve yapılandırmaktan, tüm bir mülke hükmeden politika tanımlamaya ve bu politikanın otomatik ve tutarlı bir şekilde uygulanmasına doğru kayıyor. Yapay zeka ayrıca anomalileri belirlemek, çözüm önermek ve hatta uygulamak için büyük hacimli verileri tarayabiliyor. Yapay zekanın yalnızca onu besleyen veri seti kadar iyi olduğu, daha büyük, yüksek kaliteli veri setlerinin daha iyi yapay zekanın anahtarı olduğu artık iyi bilinen bir gerçek. Bunun için önde gelen tedarikçiler, milyonlarca yönetilen cihazı ve yüz milyonlarca uç noktayı temsil eden veri göllerinden yapay zeka içgörüleri elde edecekler. Son olarak büyük dil modelleri (LLM’ler) mevcut doğal dil arayüzlerini çok büyük ölçüde hızlandıracak ve yöneticilerin ihtiyaç duydukları bilgileri almaları için daha uygun yollar sağlayacak.
Sonuç olarak, kuruluşlardaki yöneticilerin BT ekiplerine, piyasada rekabetçi kalabilmek için ihtiyaç duydukları yapay zeka kuvvet çarpanını sağladıklarından emin olmaları gerekiyor.
Google’ın benzer planları duyurmasından yaklaşık iki ay sonra gelen bu haber, Google’ın AWS ve Microsoft’un ardından halka açık bulut üçlüsünde üçüncü büyük oyuncu olarak “örnek olmak” için büyük ölçüde teşvik edildiği gerçeğini yansıtıyor.
AWS veya Azure’den tamamen ayrılmak daha ucuzsa, bir şirketin Google Cloud’a geçme olasılığı daha yüksek olabilir.
Ancak bu kararlar aynı zamanda Ocak ayında yürürlüğe giren ve bulut müşterilerinin sağlayıcıları tamamen farklı bir buluta; çoklu bulut yaklaşımını benimseyerek veya şirket içindeki tüm verileri şirket içi bir altyapıya geri çekiyor.
AWS halihazırda müşterilerinin sunucularından ayda 100 GB’a kadar veriyi ücretsiz olarak aktarmalarına izin veriyor olsa da bu, tüm veri depolarını “kaldırıp başka bir sağlayıcıya taşımak” isteyen şirketleri kapsamıyor ve AWS için etkili bir şekilde değişen şey de bu.
Avrupa Veri Yasası tamamen Avrupa’da rekabeti teşvik etmekle ilgili olsa da, AWS’nin hareketinin küresel operasyonlar için geçerli olduğunu da belirtmekte fayda var.
Verilerini AWS’nin dışına taşımak isteyen şirketlerin AWS ile iletişime geçmesi isteniyor; bu durumda AWS, görünüşe göre taşınan veriler için kredi verecek. AWS baş geliştirici savunucusu Sébastien Stormacq, değişiklikleri duyuran bir blog yazısında “bunu yapmamanızı içtenlikle umduğunu” söylüyor.
Birleşik Krallık’ın buluta kilitlenme uygulamalarına yönelik devam eden antitröst soruşturmasıyla ilgili bugünkü haberlerin ne anlama geldiği açık değil. Bu soruşturmanın önemli bir yönü çıkış ücretleriyle ilgiliydi ve Microsoft’un bu değişikliği yaparken iki rakibine katıldığını varsayarsak, bu durum düzenleyicileri endişelendirecek bir şey daha yok olacak.
Bununla birlikte, burada oyunda başka faktörler de var. Birleşik Krallık Rekabet ve Piyasalar Otoritesi (CMA) tarafından belirlenen bir diğer sorun, bulut şirketlerinin ürünlerini rakip hizmetlerle iyi performans göstermeyecek şekilde tasarladığı alanlarla ilgili birlikte çalışabilirlikti.
Ücretlerin kaldırılması, CMA’nın deyimiyle “geçişin önündeki teknik engelleri” kesin bir netlikte ortadan kaldırmıyor; bu nedenle, hâlâ bazı düzenleyici olumsuzluklar yaşanabilir.
Hepsiburada, teknolojinin ve girişimciliğin kadınlar için açtığı imkanları kutlamak ve onlara destek olmak amacıyla “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”ne özel bir film yayınladı. Bu özel film, izleyicilere ilham veren bir hikaye sunuyor: ipekböceklerine duyduğu büyük sevgi sayesinde, küçük bir kız çocuğunun bu tutkusunu ileride nasıl başarılı bir işe dönüştürdüğünü anlatıyor.
Film, aynı zamanda Hepsiburada’nın “Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü” programının önemli bir özelliğini vurguluyor. Bu program, 2017 yılından bu yana kesintisiz bir şekilde sürdürülüyor ve şimdiye kadar 47 bin kadına ulaşarak onların teknoloji alanında kendilerini geliştirmelerine yardımcı oluyor.
Filmde, programın katılımcılarından biri olan Duman Pedük’ün başarı hikayesi detaylı bir şekilde anlatılıyor. Pedük, başlangıçta küçük bir kız çocuğu olarak ipekböceklerine olan sevgisiyle tanınıyor.
Ancak zamanla bu tutkusunu bir işe dönüştürmeyi başarıyor ve Girişimci Kadınlara Teknoloji Programı sayesinde girişimci bir kadın oluyor. Pedük’ün başarısı, programın katılımcılarına ilham kaynağı oluyor ve izleyicilere de kadınların teknoloji dünyasında nasıl güçlü bir rol oynayabileceklerini gösteriyor.
Filmin sonunda izleyicilere, kadınların güçlü birer girişimci olabileceklerini ve teknoloji dünyasında önemli bir rol oynayabileceklerini hatırlatan bir mesaj veriliyor. Hepsiburada’nın bu tür etkinliklerle kadınların güçlenmesine katkı sağlaması, toplumda cinsiyet eşitliği ve kadınların iş dünyasındaki yerinin güçlenmesi için oldukça önemli.
Yapay zeka sektörünün öncü kuruluşlarından biri olan OpenAI, Elon Musk’ın şirketi terk etmesi sonrasında başlattığı dava için detaylı bir cevap verdi. OpenAI, yayınladığı blog gönderisinde, Musk’ın şirket üzerinde “mutlak kontrol” talep ettiğini ve yaşanan görüş ayrılıklarını özenle anlattı.
Elon Musk, geçtiğimiz günlerde OpenAI’a karşı dava açarak, sözleşme ihlali iddiasında bulunmuş ve şirketin orijinal misyonunu terk ettiğini, Microsoft’un etkisi altında “kapalı” bir yan kuruluşa dönüştüğünü öne sürmüştü. OpenAI ise bu iddiaları reddederek, Elon Musk’ın şirketin misyonuyla ilgili taleplerinin uyumsuz olduğunu belirtti.
OpenAI kurucu ortakları Greg Brockman, Ilya Sutskever, John Schulman, Sam Altman ve Wojciech Zaremba tarafından kaleme alınan cevap metninde, Musk’ın şirketin Tesla ile birleşmesini istediğini, çoğunluk hissesini, yönetim kurulu kontrolünü ve CEO pozisyonunu talep ettiğini ifade etti. Ancak, OpenAI ekibi, bu taleplerin kâr amacı gütmeyen bir yapının misyonuna uygun olmadığını düşündükleri için kabul edilemez bulduklarını belirtti.
Elon Musk’ın dava dosyasında, OpenAI’ın artık insanlığa fayda sağlama amacının yerine para kazanmaya odaklandığını iddia etmesine karşı, şirket, bu tutumunun misyonlarına uygun olduğunu ve Elon Musk’ın bunu anlamış olduğunu savundu. Ayrıca, yapay genel zeka (AGI) konusunda açık kaynak kullanımının zaman içinde azalabileceği ve bilimi paylaşmamanın sorun olmadığı konusunda önceden anlaşıldığını vurguladı.
OpenAI ekibi, Musk’a olan hayranlıklarını ve bu ayrılığın üzücü olduğunu belirtirken, yapay zeka sektöründeki bu çekişmenin sektöre etkilerini görmek için davanın detaylarını bekleyenleri heyecanlandırdı.
Microsoft, bu ay içinde beklenen Surface cihazlarını tanıtmaya hazırlanıyor. Şirketin iddialı yeni ürünleri, Surface Pro 10 ve Surface Laptop 6, 21 Mart’ta düzenlenecek olan etkinlikte sahneye çıkacak.
Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde Surface ailesini genişleten Microsoft, şimdi de iş ve ticaret dünyasına hitap eden üst seviye modelleriyle dikkat çekiyor. Surface Pro 10 ve Surface Laptop 6, tasarımsal anlamda küçük değişikliklere sahip olacak, ancak tüketici sınıfı modeller için büyük tasarım değişiklikleri de planlanıyor.
Her iki cihaz da ticari ve tüketici versiyonlarında, yeni Copilot tuşu ile gelecek. Microsoft‘un Windows 11 üzerinde geliştirdiği Copilot deneyimi, bilgisayar kullanımını daha etkileşimli hale getirecek. Ayrıca, “Gelişmiş Copilot” özelliği, kullanıcıların bilgisayarlarında yaptıkları her şeyi kataloglamak ve bu verilere doğal dil kullanarak erişmek için tasarlanmış.
Donanım tarafında, ticari modeller en yeni Intel işlemcileri ile güncellenecek ve tasarım açısından önceki Surface 9 ailesine benzer bir çizgiye sahip olacak. Tüketici versiyonları ise Arm işlemci seçenekleri ile geniş tasarım değişikliklerine olanak tanıyacak.
Surface Laptop 6, daha ince ekran çerçeveleri, yuvarlatılmış köşeler, dokunmatik yüzey, iki USB-C ve bir USB-A bağlantı noktası gibi özelliklere sahip olacak. Surface Pro 10 ise HDR içeriği destekleyen yansıma önleyici bir OLED ekran ile gelecek ve ön yüzde ultra geniş kamera ile donatılacak. Ayrıca, yerleşik NFC okuyucu özelliği de kullanıcılara sunulacak.
Microsoft, Nisan ayında Intel versiyonlarını, Haziran ayında ise Arm versiyonlarını piyasaya sürmeyi planlıyor. Bu yeni modeller, hem iş hem de günlük kullanıcı ihtiyaçlarına yönelik geniş özellik yelpazesi ile dikkat çekecek.
Çoğu zaman tüketicilerin yaptığı web aramaları, yüksek sıralamalarına rağmen vaat ettikleri uzman incelemelerini veya yararlı promosyonları sağlamayan düşük kaliteli veya spam içerikli web siteleri getirir. Google, bu durumun şirketin son arama güncellemesiyle değişmek üzere olduğunu söyledi.
Salı günü Google, özellikle web sitelerinin arama kalitesi sıralamasını iyileştirmeye odaklanacak ve Google Arama’nın spam politikalarını güncelleyecek bir arama kalitesi güncellemesi duyurdu.
İkincisi durumunda; Google’ın yeni politikaları, ölüm ilanlarının yanı sıra, “süresi dolmuş web sitelerinin yeni sahipleri tarafından spam deposu olarak yeniden kullanılması” gibi düşük kaliteli içeriğin arama dışında tutulması ihtiyacını ele alacak.
Şirketin duyurusunda, güncellemenin genel olarak Google’ın sıralama sistemlerini iyileştirmeyi ve “insanlar için değil arama motorları için oluşturulmuş” sayfaların sıralamasını düşürmeyi amaçladığı belirtiliyor. Yani, kullanıcı deneyimi zayıf olan veya çok spesifik bir arama sorgusuyla eşleşecek şekilde tasarlanmış gibi görünen siteler etkilenecek. Google, bu güncelleme ve daha önceki çalışmaları sayesinde düşük kaliteli ve orijinal olmayan içerikleri %40 oranında azaltabileceğini tahmin ediyor.
Her ne kadar Google’ın blog yazısında “yapay zeka” veya “AI” teriminden doğrudan bahsedilmese de, Arama Merkezi’ndeki ayrıntılı yazısında bu terim yer alıyor. Şirket, bu yeni teknolojinin web üzerinde yarattığı etkiyi, ölçeklendirilmiş içerik oluşturma yöntemlerinin genellikle “otomasyondan” yararlandığını açarak açıklıyor. Bu teknolojilerin karmaşıklığı nedeniyle içeriğin insan tarafından mı oluşturulduğu, otomasyonun dahil olup olmadığı veya ikisinin bir kombinasyonu mu olduğu her zaman açık değil.
Bunun yerine Google, sitenin nasıl oluşturulduğuna bakılmaksızın arama sıralamalarını yükseltmek için geniş ölçekte içerik oluşturmanın istismar edici davranışına odaklanacağını söylüyor. Bu, popüler arama sorgularına yanıt veriyormuş gibi görünen ancak aslında son kullanıcıya pek fazla değer sağlamayan web sayfalarını etkileyebilir.
Sözcü Jennifer Kutz’a göre Google, sıralama değişikliklerinin “tıklama çekmek için tasarlanmış, ancak çok fazla orijinal değer katmayan, düşük kaliteli yapay zeka tarafından oluşturulmuş içeriğe doğrudan değineceğini” söyledi.
“Güncellemeler aynı zamanda diğer içerik türlerini de ele alacak; bunlar öncelikli olarak insanlar tarafından oluşturulmuş olabilecek ancak kullanıcılara fazla değer katmayan içerikler. Nihai hedef, tatmin edici olmayan ve orijinal içerikten yoksun sayfaların varlığını azaltmaktır.” dedi. Google, ölçekli içerik kötüye kullanımı politikasının insanlar, üretken yapay zeka veya diğer otomatik araçlar tarafından oluşturulan içeriğe odaklanacağını belirtti.
Google’ın değişiklikleri aynı zamanda, genellikle değerli içeriğe sahip bir web sitesinin, kullanıcıların kafasını karıştırmak ve sitenin mevcut itibarını zayıflatmak amacıyla kendi alanlarında üçüncü taraflardan gelen düşük kaliteli içerikleri de barındırması anlamına gelen “site itibarının kötüye kullanılması“sorununu da ele alacak. Şirket, bir eğitim web sitesinin, sıralama avantajları elde etmek için nakit avans kredisi incelemelerini nasıl içerebileceğine dair bir örnek sunuyor; ancak bunun, görünüşe göre artık gerçek uygulamalı testler yapmayan, sadece yapıyormuş gibi davranan çok sayıda ürün inceleme sitesini de etkilediğini hayal edebiliyoruz.
Bu sorun kısa bir süre önce 404 Media tarafından gündeme getirilmiş ve bu araştırma, yıl boyunca binlerce arama terimini analiz ettikten sonra Google’ın Arama kalitesinin nesnel olarak kötüleştiğini ortaya koyan son Alman araştırmasına işaret etmişti. Arama pazarlamacıları da dolandırıcıların kazandığını söyleyerek bu değerlendirmeye katıldı. Bu arada, HouseFresh’in hava temizleme cihazı inceleme sitesi gibi niş bir pazara odaklanan bağımsız siteler, insan liderliğindeki uzman ürün araştırmalarını gölgede bırakan SEO spam’indeki artıştan zarar görüyor. HouseFresh geçen ay bir blog yazısında “Google bizimki gibi bağımsız siteleri öldürüyor.” yazdı; bu yazı, büyük medya yayıncılarının ürün tavsiyelerinin, meşru editoryal incelemeler gibi görünmeseler de Google’daki incelemelerini nasıl geride bıraktığını ortaya koyuyor.
Güncelleme ayrıca, tüketicileri yeni içeriğin eski bir sitenin parçası olduğu konusunda yanıltmayı amaçlayan, süresi dolmuş alan adının kötüye kullanılmasıyla ve alan adlarının düşük kaliteli içerik ve spam’ı artırmak için yeniden satılıp başka amaçlarla kullanılmasıyla da mücadele edecek.
Google, arama kalitesi güncellemesiyle bu sorunları başarılı bir şekilde çözerse, tüketicilerin Google Arama’nın kullanışlılığını nasıl algıladıkları üzerinde önemli bir etkisi olabilir. Bu, yapay zeka ilerlemelerinin ardından birçok kişinin giderek daha fazla endişe duymaya başladığı bir konu.
Yayıncılar, Arc’ın web tarayıcısı gibi web sitelerine ve yeni girişimlere yönelik tıklamaların azaldığını görüyor ve haber okuyucuları, yayıncıların sitelerini canlı tutan web sitesi trafiği pahasına bilgileri özetlemek için yapay zekadan yararlanmak istiyor.
Google, site sahiplerine değişiklik yapmaları için zaman tanımak amacıyla politikasını 5 Mayıs’ta, yürürlüğe girecek tarihten iki ay önce yayınladığını açıkladı.
AMD, Amerikalı bilgisayar bilimcisi Thomas Zacharia’yı stratejik teknoloji ortaklıkları ve kamu politikasından sorumlu kıdemli başkan yardımcısı olarak görevlendirdi.
Görevi; AMD’nin hükümetler, sivil toplum kuruluşları (STK’lar) ve diğer müşterilerle olan ilişkilerinin küresel çapta genişletilmesine öncülük ederek “AMD destekli özelleştirilmiş yapay zeka çözümlerinin” dağıtımını hızlandırmak.
Zacharia; bilimsel araştırma, teknoloji geliştirme, kamu politikası ve stratejik kamu/özel sektör ortaklıkları konularında geniş deneyime sahip seçkin bir sektör lideri olarak tanımlanıyor. Daha önce, diğer şeylerin yanı sıra nükleer araştırmalar yürüten Tennessee’deki federal fonlu araştırma ve geliştirme merkezi olan Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nın direktörlüğünü yaptı. Bu nedenle, şişkin bir iletişim defterine sahip olacağından emin olabilirsiniz.
Tesadüfen, Oak Ridge aynı zamanda dünyanın ilk exascale sistemi olan AMD destekli Frontier süper bilgisayarının da evi ve dolayısıyla Zacharia yalnızca yüksek performanslı bilgi işlem bilgisine değil, aynı zamanda AMD’nin HPC kitine de sahip. Oak Ridge ayrıca; yapay zekanın güvenliği, güvenilirliği ve enerji verimliliğine odaklanan bir dizi yapay zeka programına da sahip.
Zacharia yaptığı açıklamada, “Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nda 35 yıl geçirdikten sonra, dünya için olumlu bir etki yaratmak amacıyla HPC ve yapay zeka teknolojilerinin benimsenmesine yardımcı olmak için deneyimlerimi ve yeteneklerimi kullanmak istiyordum.” dedi.
“Artık bilim, yapay zeka ve kamu politikası alanlarındaki kapsamlı deneyimimden yararlanırken, muhteşem AMD ekibiyle birlikte çalışarak dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ve kuruluşlar için küresel etki yaratacak etkili teknolojiler ve çözümler yaratabiliyorum.” diye ekledi.
Ve hiç şüphe yok ki bunun için kendisine cömert bir ödeme yapılacak.
Zacharia’nın rolünün bir kısmı, bağımsız yapay zeka dağıtımlarını teşvik etmek olacak; bu fikir, Nvidia’nın patronu Jensen Huang’ın yakın zamanda düzenlediği bir konferansta da gündeme geldi.
Huang, egemen yapay zekanın, bir ülkenin başkalarına güvenmek yerine kendi bilgi işlem altyapısını ve kaynaklarını kullanarak yapay zekayı kullanma becerisini ifade ettiğini söyledi ve hükümetleri egemen yapay zeka için gerekli yatırımları yapmaya çağırdı.
AMD CEO’su Lisa Su, Zacharia’nın atanmasını doğal olarak memnuniyetle karşıladı ve “ABD’deki en büyük çok programlı bilim ve enerji araştırma laboratuvarının eski direktörü olarak Thomas, geniş deneyimini bilim ve teknolojinin sınırlarını ilerletmek için kullanmak içineşsiz bir konuma sahip. Bu deneyimi, dünya genelindeki ülkelerin kamu yararı için AMD güçlü yapay zeka çözümlerini kullanmalarına yardımcı olmak için kullanacak.” dedi. Elbette AMD için de.
Elon Musk, Twitter’ı satın aldığından beri basit ve işlevsel bir Twitter uygulamasını, her şeyi yapan ama hiçbirini tam olarak iyi yapamayan bir uygulamaya dönüştürmekte kararlı. Çılgın milyarder yaz aylarından beri üzerinde çalışılan bir özelliği hayata geçirerek geçen hafta X’te sesli ve görüntülü arama özelliğini başlattı. Ancak bu yeni özellik varsayılan olarak açık konumda ve IP adresinizi konuştuğunuz herkese sızdırıyor ve sizi kimin arayabileceğini nasıl sınırlayacağınızı bulmak inanılmaz derecede kafa karıştırıcı.
X’in resmi haber hesabı geçtiğimiz hafta yaptığı bir paylaşımla “Sesli ve görüntülü arama artık X’teki herkes tarafından kullanılabilir! İlk kimi arıyorsunuz?” diyerek yeni özelliği duyurdu. Instagram ve Tiktok gibi mecraların birer “video paylaşım platformundan” hızla birer “sosyal medya aracına” dönüştüğü bir ortamda X için bu hamle önemli bir eşik gibi görünse de bazı sorunları beraberinde getiriyor. Bu sorunların başında da gizlilik ve mahremiyet hakkı gelmekte.
Bir kişinin IP adresi ilk bakışta son derece hassas bir veri olarak görülmeyebilir, ancak bu çevrimiçi tanımlayıcılar konum çıkarmak için kullanılabilir ve bir kişinin çevrimiçi etkinliğiyle ilişkilendirilebilir, bu da yüksek riskli kullanıcılar için tehlikeli olabilir.
Sesli ve görüntülü arama özelliği, hem iOS hem de Android’de artık sağ üst köşede bir telefon simgesinin göründüğü X uygulamasının Mesajlar bölümünde yer alıyor. X (Twitter) uygulamalarında arama varsayılan olarak etkinleştirilmiş durumda. Belki henüz tarayıcınızda değil, yalnızca X uygulamasında bu mevcut ama yine de bu özelliğin varsayılan olarak açık konumda gelmesi can sıkıcı. Varsayılan olarak, aramalar eşler arasıdır, yani aramadaki iki kişi birbirlerinin IP adreslerini paylaşır çünkü arama doğrudan cihazlarına bağlanır. Bu durum aslında FaceTime, Facebook Messenger, Telegram, Signal ve WhatsApp gibi çoğu mesajlaşma ve arama uygulamasında tasarım gereği gerçekleşiyor.
Yapılan ağ analizleri, X’in arama özelliğini Twitter’ın 2021’de durdurulan canlı yayın hizmeti ve uygulaması Periscope’u kullanarak oluşturduğunu gösteriyor. Nihayetinde, X aramasını kullanıp kullanmamak herkesin kendi seçimi. Ancak hesap ayarlarınızı değiştirmezseniz bu sizi muhtemelen arama almak istemediğiniz kişilerden gelen aramalara maruz bırakabilir ve gizliliğinizi tehlikeye atabilir. Ya da X’in ayarlarını deşifre ederek sizi kimlerin arayabileceğini sınırlandırmayı deneyebilirsiniz. Ya da bu özelliği tamamen kapatabilir ve bu konuda endişelenmenize gerek kalmayabilir.
Nasıl kapatılır?
X, resmi yardım merkezinde, aramaların kullanıcılar arasında IP adreslerinin “diğerine görünür olabileceği” şekilde eşler arası yönlendirildiğini söylüyor. X, resmi yardım merkezi sayfasında şifrelemeden hiç bahsetmiyor, bu nedenle aramalar muhtemelen uçtan uca şifrelenmiyor ve Twitter’ın konuşmaları dinlemesine izin veriyor. Signal, Telegram veya WhatsApp gibi uca şifrelenmiş uygulamalar ise uygulamanın kendi sunucuları da dahil olmak üzere arayan ve alıcı dışında herhangi birinin yapılan görüşmeyi dinlemesini engeller.
IP adresinizi gizlemek istiyorsanız, X’in (Twitter) Mesaj ayarlarında “Geliştirilmiş arama gizliliği” geçişini açabilirsiniz. Bu ayarı açtığınızda X, aramanın “X altyapısı üzerinden aktarılacağını ve bu ayarın etkin olduğu herhangi bir tarafın IP adresinin maskeleneceğini” söylüyor. X için varsayılan ayarda kimleri arayabileceğiniz veya kimlerden arama alabileceğiniz “Takip ettiğiniz kişiler” olarak geçiyor. Ancak kişilerinizi X ile paylaştıysanız bunu “Adres defterinizdeki kişiler” veya X için ödeme yapan herkesin sizi aramasına izin verecek “Doğrulanmış kullanıcılar” olarak seçmek de mümkün.
NASA’nın Juno görevinden elde edilen verilere dayanan son araştırma, Jüpiter’in buzlu uydusu Europa’nın günde 1.000 ton oksijen ürettiğini ortaya koymaktadır. Bu dikkat çekici keşif, Europa’nın sadece büyüleyici bir görsel şölen sunan buzlu yüzeyin ötesinde, potansiyel olarak yaşanabilir bir gezegen olabileceği fikrini kuvvetlendirmektedir.
Juno uzay aracının detaylı ölçümleri, Europa’nın parlak buzlu kabuğunun altında tuzlu bir okyanusun bulunduğunu göstermektedir. Bu okyanus, uzaydan gelen yüklü parçacıkların etkisiyle donmuş suyu hidrojen ve oksijen moleküllerine ayırarak, günde 1.000 ton oksijen üretiyor.
Günlük bu oksijen üretimi, Dünya’nın fotosentez sürecinden farklı bir mekanizma tarafından gerçekleşiyor. Araştırmacılar, bu miktarın sadece bir milyon insanın bir gün boyunca nefes almasını sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda potansiyel enerji kaynağı olabileceğini belirtiyor.
Jüpiter Ancak, bu oksijenin yaşam için ne kadarının gerekli olduğu konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Araştırmacılar, oksijen üretiminin yaşamla doğrudan bağlantılı olup olmadığını belirlemek amacıyla daha fazla inceleme yapılması gerektiğini vurguluyorlar.
Europa’nın özellikle altındaki okyanusun varlığını ve boyutunu doğrulamak amacıyla 2031’de Jovian sistemine ulaşması beklenen Avrupa Uzay Ajansı’nın JUICE görevi ve NASA’nın Europa Clipper görevi, bilim dünyasına büyük bir heyecan katmaktadır. Bu görevler, Europa’nın gizemini çözmek ve belki de yaşanabilir bir alan olarak ne kadar uygun olduğunu değerlendirmek için önemli adımlar atacaktır.
Bu keşif, Europa’nın sadece oksijen üretmekle kalmayıp, aynı zamanda potansiyel bir enerji kaynağı olarak işlev görebileceği olasılığını ortaya koymaktadır. Europa’nın gelecekteki keşifleri, Güneş sistemi içindeki yaşanabilir alanlara dair daha fazla bilgi sağlayabilir ve belki de uzayda yaşamın izlerini bulmamıza yardımcı olabilir.
Tesla’nın Almanya’daki Gigafactory Berlin‘de meydana gelen önemli bir elektrik kesintisi, şirketi zor bir döneme soktu. Elektrik kesintisinin ardındaki muhtemel sabotaj iddiaları, olayın çözümünü karmaşıklaştırırken, şirket yetkilileri ve Alman yetkililer soruşturmayı derinleştiriyor.
Gigafactory Berlin, Salı sabahı Steinfurt ile Hartmannsdorf arasındaki yüksek gerilim direğinin bilinmeyen kişiler tarafından ateşe verilmesi sonucu ortaya çıkan büyük bir elektrik kesintisi nedeniyle üretimine ara vermek zorunda kaldı. Bu olay, Brandenburg Eyaleti İçişleri Bakanı Michael Stübgen tarafından “hain bir saldırı” olarak nitelendirildi. Henüz kimse sorumluluğu üstlenmese de, çevre aktivistlerinin daha önce şirkete karşı eylem çağrısında bulunmuş olması, olayın Tesla’ya yönelik olma ihtimalini güçlendiriyor.
Bu olay, Gigafactory Berlin‘in son zamanlarda karşılaştığı diğer zorluklarla birleşiyor. Yemen’deki iç savaş nedeniyle yaşanan kargo gemisi sorunları, tedarik zincirindeki aksamalar ve yerel sakinlerin 100 hektardan fazla ormanın kesilmesini içeren fabrika genişletme projesine karşı çıkması, Tesla’nın üretim süreçlerini olumsuz etkilemişti.
Tesla, bu zorlu süreçte fabrikayı güven altına aldığını açıkladı, ancak elektrik durumu nedeniyle üretimin ne zaman başlayacağı konusunda belirsizlik sürüyor. Şirket, üretim tesislerinin güvenliğini sağlamak için gerekli tüm önlemleri aldıklarını, ancak elektrik sağlayıcısı EDIS ile yapılan istişare sonucunda hızlı bir üretim başlangıcının beklendiğini belirtmedi.
Gigafactory Berlin, dünyanın en çok satan elektrikli otomobili olan Model Y‘nin üretimine ev sahipliği yapmaktadır. Elektrik kesintisi ve muhtemel sabotajın etkileri nedeniyle şirketin üretim planları üzerindeki belirsizlik devam ederken, Alman yetkililer olayın ardındaki gelişmeleri yakından izlemeye devam ediyor.
Son raporlara göre, Apple Vision Pro kullanıcılarının önemli bir kısmı, cihazlarını yalnızca ağırlığından ya da sağlık sorunlarına neden olmasından değil, aynı zamanda kurulum sürecini zor bulmalarından dolayı iade etme yoluna gidiyor. Apple, Vision Pro‘nun insanların yaşam ve çalışma tarzını kökten değiştireceğini iddia ederken, gerçek kullanıcı deneyimi oldukça farklı görünüyor. Apple Vision Pro sahipleri, sadece deneyimleme konusunda değil, aynı zamanda gözlüğü ilk kurulum aşamasında yaşadıkları zorluklar nedeniyle de çeşitli sorunlarla karşılaşıyor ve sonunda ürünü iade ediyorlar.
Yüksek profilli bir analistin belirttiğine göre, Vision Pro iadelerinin önemli bir yüzdesi, kullanıcıların gözlüğü ilk aldıklarında nasıl çalıştırılacağını anlayamamalarından kaynaklanıyor. Apple’ın tedarik zinciri üzerine sıkça raporlar sunan analist Kuo’ya göre, Apple Vision Pro iadelerinin yüzde 20-30’u, karma gerçeklik gözlüğünün kurulumu hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaktan kaynaklanıyor.
Kurulum sırasında kullanıcıların karşılaştığı zorluklar tam olarak belirlenmemiş olsa da, cihazın kullanım kılavuzuna göre Apple Vision Pro‘yu kurmak için birkaç adımı geçmek gerekiyor. Bataryasını şarj edip bağladıktan ve gözlüğün yüzde rahatça oturmasını sağladıktan sonra, elle ya da iOS 17/iPadOS 17 yüklü bir cihazla kurulum başlatılıyor. Daha sonra göz ve el girişi ayarlarının yapılması, Apple kimliğiyle giriş yapılması gerekiyor.
Ancak, Apple Vision Pro‘yu hantal tasarımı, yüksek fiyat etiketi ve çeşitli sağlık sorunları yaratması gibi nedenlerle iade edenlerin sayısı da oldukça fazla. Kullanıcılar, ürünün beklentilerini karşılayamaması ve kurulum zorlukları nedeniyle memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlar.
Bilim insanları artık hava kirliliğinde bulunan küçük bir parçacık olan manyetitin Alzheimer semptomlarının başlangıcını tetikleyebileceğini öne sürüyor. Yeni bir çalışma, hava kirliliği ile sonunda hafıza kaybına, bilişsel gerilemeye ve yaşam kalitesinin düşmesine yol açan zayıflatıcı bir hastalık olan Alzheimer hastalığı arasında yeni bir bağlantıyı ortaya çıkardı. Bilim insanları artık hava kirliliğinde bulunan küçük bir parçacık olan manyetitin Alzheimer semptomlarının başlangıcını tetikleyebileceğini öne sürüyor.
Hava kirliliği alzheimer ile ilişkili mi?
Manyetit, yüksek sıcaklıktaki yanma işlemleriyle oluşan manyetik bir demir oksit bileşiği. Bunlar araç egzozu, odun yangınları, kömürle çalışan elektrik santralleri, fren balatası sürtünmesi ve motor aşınması ile ortaya çıkıyor. Burun yoluyla beyne girebilen yaygın bir hava kirletici görevi görüyor. Ayrıca zararlı maddelerin beyne ulaşmasını önleyen koruyucu bir tabaka olan kan-beyin bariyerini de atlayabiliryor.
Sidney Teknoloji Üniversitesi’nden (UTS) bilim insanları Doçent Cindy Gunawan ve Doçent Kristine McGrath liderliğindeki araştırmacılar, hava kirliliği ile beyin sağlığı arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine incelemek için Avustralya ve Singapur’daki bilim insanlarıyla işbirliği yaptı. Öncü çalışmaları, Alzheimer hastalığının gelişimindeki rollerini anlamak için laboratuvarda fareleri ve insan nöron hücrelerini toksik hava kirliliği parçacıklarına maruz bıraktı.
Doçent Gunawan, “Alzheimer vakalarının yüzde 1’inden azı genetik kökene sahip olsa da çevre ve yaşam tarzı seçimlerinin hastalık üzerinde büyük etkisi var gibi görünüyor. Önceki çalışmalar hava kirliliği ile Alzheimer arasındaki bağlantıya dikkat çekti. Beyne bağlı manyetit parçacıklarının semptomlarını tetikleyip tetikleyemeyeceğini analiz eden ilk kişi. Ancak bu, beyindeki manyetit parçacıklarının varlığının gerçekten Alzheimer belirtilerine yol açıp açamayacağını inceleyen ilk çalışma” diyor.
Dört aylık çalışma sırasında hem sağlıklı hem de genetik olarak duyarlı fareler demir, manyetit ve dizel hidrokarbonlara maruz bırakıldı. Manyetit, maruz kalan farelerde önemli beyin hücrelerinin kaybı, amiloid plak oluşumu ve artan stres, kaygı ve kısa süreli hafıza bozukluğu gibi Alzheimer patolojilerini tutarlı bir şekilde yansıtıyordu. Maruz kalan farelerde ayrıca artan stres, kaygı ve hatta kısa süreli hafıza bozukluğu görüldü. Doçent McGrath: “Manyetit, araç egzozunda, odun ateşinde, elektrik santrallerinde ve hatta fren balatalarının aşınma ve yıpranmasında oluşan yaygın bir hava kirletici” diye açıklıyor.