Tüketici dizüstü bilgisayarları ve iş dizüstü bilgisayarlarının pek çok ortak noktası var. İşlerinizi kesinlikle bir tüketici dizüstü bilgisayarında gerçekleştirebiliyor ve içeriği bir iş dizüstü bilgisayarında tüketebiliyorsunuz. Ancak dürüst olalım: İş amaçlı bir dizüstü bilgisayar ile tüketiciye yönelik bir dizüstü bilgisayar arasındaki çizgi belirsiz. Bunun nedeni, gerçek farkın daha çok pazarlamayla ilgili olması.
İş ve tüketici bilgisayarı farkları
İş amaçlı dizüstü bilgisayarlar işletmelere pazarlanır ve işletmelerin aradığı özelliklere sahip. Tüketici dizüstü bilgisayarları ise ortalama ev kullanıcısına pazarlanıyor. İş amaçlı dizüstü bilgisayarlar, ortalama tüketici dizüstü bilgisayarlarından daha pahalı olma eğiliminde. Tüketici dizüstü bilgisayarlarından bahsederken olduğu gibi “ucuz” dizüstü bilgisayarlara çok fazla odaklanılmıyor. Projektörlere bağlantı için dahili HDMI dahil daha fazla bağlantı noktası gibi iş ve üretkenliğe yönelik özelliklere öncelik veriyor. Genellikle daha sağlamdırlar ve seyahat için daha iyi dayanıyor. Üst düzey birinci sınıf bir tüketici dizüstü bilgisayarı bu özelliklerin çoğuna sahip olabiliyor.
Ancak güçlü CPU’lar, bol miktarda RAM ve bol miktarda depolama alanıyla dolu olsalar da iş dizüstü bilgisayarları genellikle güçlü GPU’lar içermiyor Pil ömrüne grafik gücünden daha fazla öncelik veriyorlar ve ideal oyun bilgisayarı olmayacak.
İş dizüstü bilgisayarları genellikle tüketici dizüstü bilgisayarlarından daha pahalı. Şirketler bazen bilgisayar “filosu” için dizüstü bilgisayarları toplu olarak satın alarak bu fiyatlarda indirim elde ediyor. Kendi kullanımınız için tek bir iş dizüstü bilgisayarı satın alırsanız, çok fazla bir şey elde edemeyebilirsiniz. Bunun aksine, tüketici dizüstü bilgisayarları öncelikle ortalama bilgisayar kullanıcısına, yani bazen işlerini yapmak isteyen ancak aynı zamanda sadece film izlemek ve internette gezinmek isteyen birine pazarlanmakta. Fiyatları daha düşük olma eğiliminde. Bu tür bir “toplu indirim” fiyatlandırması göz önünde bulundurularak belirlenmemiş durumda. Ancak fiyat açısından “iş amaçlı” dizüstü bilgisayarlar ile “tüketici” dizüstü bilgisayarlar arasında net bir çizgi yok. Ortalama iş dizüstü bilgisayarından daha pahalı olan ve tüketicilere pazarlanan son teknoloji donanımlarla dolu üst düzey dizüstü bilgisayarlar bulabilirsiniz. Ayrıca, öncelikle “iş dizüstü bilgisayarları” olarak pazarlanan ve ev kullanıcılarına da oldukça iyi değer sağlayan dizüstü bilgisayarlar da bulabilirsiniz.
Çevreci ve ekonomik elektrikli araçların Dünya çapında yaygınlaşmasıyla birlikte yeni problemler de ortaya çıkmaya başladı. Geleneksel otomobillerden farklı olan lineer hızlanma ve yüksek ağırlık etkenlerini göz önünde bulundurmak gerekli.
Motor Aşin CEO’su Saim Aşçı, “Benzinli kardeşinden ortalama 250-300 kg daha ağır olan elektrikli araçlar kazalarda yüksek ağırlıkları nedeniyle hem karşı tarafta hem de kendi karoserinde çok daha büyük hasarlara neden oluyor. Kazaların en önemli sebebiyse kullanım alışkanlıklarından kaynaklanıyor. Birçok elektrikli araç ciddi ara hızlanma verilerine sahip. Bir diğer sorun ise bu araçların sessiz yapısı. Elektrikli araçlarda yüksek gaz tepki süresi, ani hızlanmalara neden olurken bu durum kullanıcıların daha dikkatli olmasını gerektiriyor. Ancak, bu dezavantajları dengelemek için rejeneratif frenleme sistemi gibi ek yardımcı sistemler aracın hareket enerjisini geri kazanarak elektrik enerjisine dönüştürüyor ve daha etkili bir şekilde fren yapılmasını sağlıyor.” diyor.
Mobilite alışkanlıklarının elektrikli araca dönüşüm hızına yetişemediği yorumunda bulunan Motor Aşin CEO’su Saim Aşçı, “Hepimiz benzinli veya dizel araçlar kullanırken son birkaç yılda hızla hayatımıza elektrikli araç gibi bir gerçek girdi. Basit bir örnekle çoğu elektrikli araç sessizliğiyle övünüyor. Yaya koruması için yapay sesler üretilse bile şehir içinde yayalar olarak nasıl bir refleks vereceğimizi halen bilmiyoruz.” dedi.
Hemen her kazanın nedeni, yüksek hız ve ani hızlanmalar
Daha lineer ve etkin hızlanmaya sahip elektrikli araçların kullanım alışkanlığı gerektirdiğinin altını çizen Aşçı devam etti: “100 beygirlik benzinli aracını satıp yerine 200 beygirlik elektrikli araç alan sürücü, sahip olduğu aracın sorumluluğunun bilincinde olmalı. Elektrikli araçlardaki hemen hemen her kazanın yüksek hız-ani hızlanmalar sebebiyle olduğu söyleniyor. Gerekirse bu araçları satan markalar, sürücüleri bilinçlendirecek kısa bir eğitime tabii tutmalı.”
Batarya sebebiyle elektrikli araçların konvansiyonel araçlardan ortalama 250-300 kilogram daha ağır olduğu ortaya çıkıyor. Elektrikli araçlarda yangın riski benzinli araçlara kıyasla daha düşük olsa da olası bir kaza anında benzinli araçlardaki kadar su tüketimi yeterli olmuyor ve batarya tutuşursa söndürmek için 10 kat daha fazla suya ihtiyaç gerekebiliyor. Yangın anında lityum-iyon bataryalar özel yağlar, solüsyonlar, battaniyelerle etkili bir biçimde söndürülebiliyor.
Öte yandan yüksek ağırlık, kaza esnasında karşı taraftaki araçlara ve nesnelere daha yüksek hasar bırakma potansiyelini de beraberinde getiriyor. Aynı şekilde kazaya karışan elektrikli aracın kendisi de daha yüksek hasarla baş etmek durumunda kalıyor. Hasar sonrasında batarya ve elektrikli motorun onarımının mümkün olmaması ise yüksek onarım maliyetlerini ve dolayısıyla yüksek kasko sigortası primlerini ortaya çıkarıyor.
Windows 11 yeni bir özellikle web kamerası pazarını altüst etti. Eski Android akıllı telefonunuz artık birinci sınıf bir web kamerası olarak hizmet verebilecek. Microsoft, web kamerası yerine Android akıllı telefonunuzu (veya yedek bir akıllı telefonu) kullanmanıza izin vermek için çalışıyor. Muhtemelen tüketicilerin yüksek kaliteli web kameralarına ücretsiz olarak erişmesine olanak tanıyacak.
Windows 11 web kamerası özelliği
Bu yetenek henüz tam olarak kullanımda değil. Microsoft, yaklaşan özelliği Windows 11 için Mart 2024 “an” güncellemesi bağlamında açıkladı. Ancak şirket daha sonra bu özelliğin “tüm” Windows Insider kanallarında test edildiğini belirten bir blog yazısı yayınladı. Bu alışılmadık bir durum çünkü Sürüm Önizleme kanalında da test edildiğini gösteriyor. Bu da onu yakında görebileceğimiz anlamına geliyor. Pandemi sırasında evden çalışma hareketinin Zoom ve Microsoft Teams görüntülü sohbetlerini öncelik haline getirdiği 2020 yılına kadar web kameraları büyük ölçüde göz ardı edildi. Bu, dizüstü bilgisayar üreticilerinin web kameralarının kalitesini artırmaya başladığı ve kaliteli 1080p ve 4K web kameralarının piyasaya çıkmaya başladığı anlamına geliyordu.
Ancak eski bir modeli elden çıkarmadığınızı varsayarsak, muhtemelen birden fazla akıllı telefona sahipsiniz. Çoğu akıllı telefon, ister öne ister arkaya dönük olsun, dizüstü bilgisayarlarda veya hatta bağımsız web kameralarında bulunan kameralardan önemli ölçüde daha üstün bir performans sergiliyor.
Microsoft: “Android telefonunuzun veya tabletinizin kamerasını Windows 11 PC’nizdeki herhangi bir video uygulamasında kullanma özelliğini tüm Insider Kanallarındaki Windows Insider’lara kademeli olarak kullanıma sunuyoruz Bu özellik sayesinde, mobil cihazınızın kamerasının yüksek kalitesinin keyfini bilgisayarınızda esneklik ve kolaylıkla kablosuz olarak çıkarabileceksiniz. Yeteneklerden bazıları arasında ön ve arka kamera arasında geçiş yapabilme, kesintiler sırasında akışı duraklatabilme ve mobil modelinizin sağladığı efektlerin keyfini çıkarabilme yer alıyor” dedi.
Bu, telefonunuzun web kamerasını Zoom, Google Meet, Teams ve hemen hemen her şeyde, telefonunuzun kamerasında muhtemelen Windows’ta da mevcut olan filtreler veya diğer modlarla kullanabileceğiniz anlamına geliyor. Bunun web kamerası satışları ve akıllı telefonlar için dizüstü bilgisayar montaj parçaları pazarı üzerinde çok büyük bir etkisi olabiliyor.
Google, kuantum bilgisayarların gerçek kullanım alanlarını bulmak için 5 milyon dolarlık ödül başlattı. Mevcut kuantum bilgisayarlar bazı sorunları herhangi bir sıradan bilgisayardan daha hızlı çözebilir. Ancak bu sorunların hiçbirinin pratik bir kullanımı yok. Google ve XPRIZE bunu değiştirmeyi umuyor.
Google ve XPRIZE, kuantum bilgisayarların topluma gerçekten fayda sağlayabilecek pratik kullanımlarını bulmak için 5 milyon dolarlık bir yarışma başlatıyor. Google’ın 2019’da Sycamore işlemcisi için kuantum avantajını ilk kez iddia etmesinden sonra, kuantum bilgisayarların belirli görevleri klasik bilgisayarlardan daha hızlı gerçekleştirebildiğini zaten biliyoruz. Ancak bu gösteri görevleri, gerçek dünya uygulamaları olmayan basit kıyaslamalar.
Google kuantum çalışmaları için teşviklerde bulunuyor
Google’dan Ryan Babbush: “Kuantum bilgisayarların çok ama çok büyük hızlanmalar sağladığını kanıtlayabileceğimiz pek çok soyut matematik problemi var. Ancak araştırma topluluğunun büyük bir kısmı, bu daha soyut kuantum hızlandırmalarını belirli gerçek dünya uygulamalarıyla eşleştirmeye ve kuantum bilgisayarların nasıl kullanılabileceğini bulmaya daha az odaklandı” diyor.
Bu amaçla Google ve XPRIZE Vakfı, araştırmacıları üç yıllık bir yarışmanın parçası olarak yeni kuantum algoritmaları bulmaya çağırıyor. Babbush, kazanan algoritmaların, depolama kapasitesini büyük ölçüde artıran yeni bir pil elektroliti bulmak gibi mevcut bir sorunu çözebileceğini ancak pratikte sorunu çözmesine gerek olmadığını söylüyor. Bunun yerine, araştırmacıların yalnızca gereken kuantum hesaplama spesifikasyonlarını tam olarak detaylandırarak bir algoritmanın nasıl uygulanabileceğini göstermesi gerekiyor. Alternatif olarak rakipler, mevcut bir kuantum algoritmasının daha önce düşünülmemiş bir gerçek dünya sorununa nasıl uygulanabileceğini gösterebiliyor.
Şüphesiz XPRIZE, genişleyen kuantum teknolojisi tedarikçisinde ve ilk kullanıcı/kaşif topluluğunda heyecan yaratacak. XPRIZE organizatörleri, kuantum hesaplamanın mevcut eksikliklerine ve uygulama geliştirme konusunda çalışma ihtiyacına dikkat çekiyor. Açıklamada: “Şu anda kuantum bilgisayarlar, klasik bilgisayarların çözemediği gerçek dünyadaki toplumsal sorunları çözecek kadar yeterince gelişmiş değil. Ancak teknoloji ilerledikçe nispeten az sayıda şirket ve üniversite araştırmacısı, kuantum algoritmalarını gerçek dünyadaki uygulama senaryolarına dönüştürmeye ve yeterince güçlü bir donanım mevcut olduğunda küresel zorluklara çözüm bulmanın fizibilitesini değerlendirmeye odaklanıyor” ifadelerine yer verildi.
Bununla birlikte, organizatörlerin büyük umutları var: “ XPRIZE Kuantum Uygulamaları, insanlığın karşılaştığı en büyük sorunlardan bazılarıyla başa çıkma şeklimizi dönüştürme potansiyeline sahip; bu, XPRIZE’ın öncü ve etkili yeniliğe olan bağlılığının bir kanıtı. Bu ödül, XPRIZE’ın büyük ölçekli yarışmaları tasarlama, başlatma ve yürütme konusundaki uzmanlığını, Google Quantum AI’nın kuantum hesaplamayı ilerletme konusundaki kapsamlı bilgi birikimini ve liderliğini ve GESDA’nın küresel bakış açısını ve değişim yaratmak için politika yapıcıları ve uzmanları bir araya getirme becerisini bir araya getiriyor. Amacımız hep birlikte etik ve ileriye dönük bir kuantum ekosisteminin büyümesini desteklemek” ifadelerine yer verildi.
Bir araştırma ekibi, lityum iyon pillerin ultra düşük sıcaklıklarda verimli bir şekilde çalışmasını sağlayan yeni bir elektrolit geliştirdi. Zhejiang Üniversitesi’nde profesör olan Fan Xiulin liderliğindeki uluslararası ekip, geliştirmenin pillerin eksi 80 santigrat derece (eksi 112 Fahrenheit) kadar düşük sıcaklıklarda etkili bir şekilde çalışmasına olanak sağlayacağını iddia ediyor.
South China Morning Post’a (SCMP) göre araştırmacılar ayrıca pillerde daha önce keşfedilmemiş bir iyon taşıma mekanizmasını da ortaya çıkardı. bu mekanizma, aşırı koşullar altında çalışabilen yüksek enerjili pillerin geliştirilmesine zemin hazırlama potansiyeline sahip. Xiulin, bu pillerin telekomünikasyon, trenler, arktik keşifler, havacılık ve elektrikli araçlar gibi çeşitli alanlarda kullanım alanı bulabileceğinin altını çiziyor. Ekibin araştırmasının ayrıntıları Science dergisinde yayınlandı.
Düşük sıcaklıklarda çalışan piller enerji yoğunluğu sorunun çözebilir
Düşük sıcaklıktaki ortamlara uygun lityum iyon piller oluşturmak, yüksek enerji yoğunluğu, geniş çalışma sıcaklığı aralığı ve tek bir pilde hızlı şarj etme özellikleri arasında denge kurmanın zorluğu nedeniyle zorlayıcı oluyor. Bunun nedenlerinden biri, tüm bu özelliklerin, iyonları elektrotlar arasında hareket ettiren ve birbirine karşıt niteliklere sahip bir pil bileşeni olan bir elektrolite bağlı olması.
SCMP’ye göre ekip, bu zorluğu çözmek için mevcut elektrolit tasarımlarıyla “ulaşılamaz” olan pil özelliklerine olanak tanıyan çok küçük solvent moleküllerinden oluşan bir elektrolit yarattı. Araştırmalarına göre elektrolit, soğuk ortamlarda ultra hızlı şarjı kolaylaştırdı. Bu, lityum iyon pillerin eksi 112 Fahrenheit (80 Celcius) kadar düşük sıcaklıklarda büyük kapasite ve kararlılıkla çalışmasına olanak sağladı. Pil, son derece düşük sıcaklıklarda 10 dakikada kapasitesinin yüzde 80’ini şarj edebiliyor.
Organik bir çözücü içinde karıştırılan lityum tuzları, lityum iyon akü elektrolitlerinin olağan bileşenler. Elektrolitler pildeki iyonik iletkenliği veya iyon hareketini kısıtlıyor. Bununla birlikte, geniş bir sıcaklık aralığında birçok çözücünün test edilmesini içeren dört yıllık bir araştırmadan sonra grup, bir elektrolit oluşturmak için floroasetonitril olarak bilinen bir çözücü kullandı.
Araştırmacılar, SCMP’ye göre, düz kese pil hücreleri olarak da bilinen yumuşak paket lityum iyon pilleri kullanarak yapılan deneylerde, elektrolitin piller içinde keşfedilmemiş bir yapısal hareket modunu kolaylaştırdığını keşfetti. Araştırmacılar, elektrolitteki küçük solvent moleküllerinin lityum iyonlarının etrafında iki kılıf tabakası oluşturduğu ve iyonların içinden geçebileceği kanallar oluşturduğu bu sürece “ligand-kanal taşınması” adını veriyor. Ligand kanalıyla kolaylaştırılmış iletim mekanizması, zorlu ortamlarda çalışan yüksek enerjili pilleri mümkün kılıyor. SCMP’ye göre bu yöntem, elektrolitlerinin -94 Fahrenheit (70 santigrat derece) sıcaklıkta standart elektrolitlere göre 10.000 kat daha iyi iyon iletkenliğine sahip olmasını sağladı.
Ekibe göre, elektrolitin geleneksel bir pil tasarımında düzgün çalışabileceğini garanti etmek için daha fazla araştırma gerekiyor.
Amex gizlilik sorumlusu Anneke Covell, geçen ayın sonunda müşterilere gönderdiği bir mektupta “Çok sayıda tüccar tarafından kullanılan bir üçüncü taraf hizmet sağlayıcısının sistemine yetkisiz erişim yaşandığını fark ettik” dedi ve ekledi: “Mevcut veya daha önce verilmiş American Express kart hesap numaranız, adınız ve son kullanma tarihi gibi diğer kart bilgileriniz ele geçirilmiş olabilir. American Express’in sahip olduğu veya kontrol ettiği sistemlerin bu olay nedeniyle tehlikeye girmediğini belirtmek önemlidir.”
ABD’nin Massachusetts eyaleti, gizlilik ihlallerinin kamuoyuna duyurulmasına ilişkin kurallarının bir parçası olarak bu sızıntıyı kamuoyuna açıkladı. American Express’in (Amex) Massachusetts’in veri sızıntısı raporlarında bu yıl şimdiye kadar toplam 16 kez yer aldığını ve diğer olayların çoğunlukla yalnızca birkaç (tek haneli) Massachusetts eyaleti sakinini kapsadığı görülüyor. Sızıntının yaygınlığı ve diğer eyaletleri (ve/veya diğer ülkelerdeki Amex kullanıcılarını) etkileyip etkilemediği bilinmiyor.
Amex sözcüleri söz konusu veri kaybının “American Express’te ya da American Express’in bir hizmet sağlayıcısında meydana gelen bir veri ihlalinden kaynaklanmadığını” vurgulamakla yetiniyor. Örneğin, vakalardan ikisinde, “olayların tüccar işlemcilerindeki satış noktası saldırılarından kaynaklandığı ve American Express’in tarafındaki herhangi bir hatayla ilgili olmadığı” söylendi.
Finans devi, şimdilik sadece endişeli Amex müşterileri için mektuplarında müşterilerin hileli ücretlerden sorumlu olmadıklarına dair güvence vermekle yetiniyor. Amex, müşterilerin ekstrelerini düzenli olarak incelemelerini ve şüpheli ücretleri metin, e-posta veya mobil uygulama aracılığıyla kullanıcılara bildiren hesap uyarılarına kaydolmalarını öneriyor.
Bununla birlikte güvenlik uzmanları son dönemde veri ihlali bildirimlerinin artığına ve saldırı vektörlerinin çeşitlendiğine vurgu yapıyorlar. Finans sektörüne yönelik siber saldırılarda da artış gözlemlenirken örneğin dünyanın en büyük ticari bankalarından Industrial & Commercial Bank of China (ICBC) sistemlerini etkileyen bir fidye yazılım saldırısı nedeniyle hizmetlerinde kesinti yaşamıştı.
Siber güvenlik uzmanları, finans sektörüne yönelik veri hırsızlığı saldırılarının zaman zaman doğrudan kredi kartı ve müşteri bilgisi çalmak ve kara borsada satmak odaklı olduğunu ancak son dönemde çoğunlukla ilgili kurum ve kuruluşlardan fidye istemek amacıyla gerçekleştiğini bildiriyorlar.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Batman’da gençler ve çocuklar için önemli bir eğitim hamlesi başlattıklarını duyurdu. TÜBİTAK, Batman Valiliği ve İl Millî Eğitim Müdürlüğü ile iş birliği içinde yürütülen bir projenin parçası olarak, Batman’daki 492 okula 160 binin üzerinde popüler bilim kitabı ve binlerce dergi hediye edildi. Bakan Kacır, geleceğin güçlü Türkiye’sini inşa etme yolunda gençlerle birlikte yürüdüklerini vurguladı.
Bu kapsamlı eğitim projesi, Batman’ın tüm ilçelerini kapsıyor ve çocuklar ile gençler arasında bilime olan ilgiyi artırmayı amaçlıyor. Bakan Kacır ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in katılımıyla gerçekleşen tanıtım töreninde, gençlere yönelik çeşitli bilim ve teknoloji destek programlarının altı çizildi. Bu programlar arasında TEKNOFEST, Deneyap Teknoloji Atölyeleri, bilim olimpiyatları, bilim söyleşileri ve bilim fuarları gibi etkinlikler bulunuyor.
Projede ayrıca, 81 ilde kurulan Deneyap Teknoloji Atölyeleri’nde 16 bin ortaokul ve lise öğrencisine ücretsiz eğitim imkanı sunulduğu, 2 bin 500 bilim söyleşisiyle 300 binden fazla öğrencinin bilim insanlarıyla bir araya geldiği ve 3 bin 500’e yakın bilim fuarı ile 250 bin öğrenci ve 3 milyon ziyaretçinin bilimle buluştuğu belirtildi. Ayrıca, 89 bilim şenliği ile 400 binden fazla gencin bilimle tanıştığı ve 10 büyük ölçekli bilim merkezinde 11 milyon ziyaretçinin ağırlandığı bilgisi paylaşıldı.
Bakan Kacır, gençlerin Türkiye’nin geleceğindeki rolünün önemini vurgulayarak, onları bilim okuryazarı yapmayı amaçladıklarını söyledi. “Millî Teknoloji Hamlesi”ne gençlerin damga vuracağını belirten Kacır, gençlerin hayal güçlerini ve okuma alışkanlıklarını teşvik etmek istediklerini ifade etti. Bu eğitim ve bilim hamlesiyle, gençlerin geleceğin başarılı bilim insanları ve mühendisleri olmaları hedefleniyor.
Türkiye’deki internet hızı dönem dönem tartışma konusu olurken, gerekli hızda büyümeyen fiber altyapı da bir yandan çözüm bekliyor. TELKODER bu konuda BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) tarafından 2 Ocak 2024 tarihinde onaylanan Türk Telekom (TT) fiber dönüşüm teklifinin daha yararlı olabilmesi için yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
TELKODER tarafından yapılan açıklamada, “Ülkemizi ilgilendiren bu önemli konuda rekabetin korunması kapsamında, sadece Türk Telekom’un değil, tüm işletmecilerin fiber altyapı kurabilmesi ve tüketicileri bu altyapılardan yararlandırabilmeleri mutlaka gözetilmelidir. Fiber dönüşüm konusunda AB ve dünya ülke örnekleri incelenmeli, ülkemizde bu alanda faaliyet gösteren işletmecilerin görüşleri alınmalı ve söz konusu kurul kararı güncellenmelidir. Bu yapıldığı takdirde ülkemizde altyapının fibere dönüştürülmesi daha hızlı yapılacaktır” denildi.
Adil rekabet için düzenleme şart
Diğer yandan, kurulmuş olan fiber kablolar üzerinden tüm işletmecilerin ücreti karşılığında yararlanmasını sağlayacak SAYE (Sanal Ayrıştırılmış Yerel Erişim) adı verilen düzenleme yaklaşık 10 yıldır BTK gündeminde olmasına rağmen hala yayınlanmamış bulunuyor. Fiber dönüşümle birlikte adil rekabet imkânı sağlayacak bu düzenlemenin de bir an önce yayınlanması gerekiyor.
Günümüzde gelişmiş dijital ekonomilerin gücünü fiber altyapıdan aldığı göz önüne alındığında TELKODER’in konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamı ise şöyle:
Avrupa Birliği (AB) ve diğer gelişmiş ülkeler, haberleşme altyapılarının yenilenmesi ve genişbant hizmetlerinin yaygınlaştırılması konusunda önemli adımlar atıyor. Fiber optik altyapı, yüksek hızlı internet erişimi sağlamak için son derece etkili bir teknoloji ve ülkeler bu teknolojiyi benimsiyor. AB ülkeleri, genellikle “Dijital Gündem” veya “Dijital Tek Pazar” gibi programlar aracılığıyla genişbant erişimini teşvik ediyor ve fiber altyapının yaygınlaştırılmasını destekliyor. Bu çabalar, rekabeti artırmak, ekonomiyi güçlendirmek ve vatandaşlara yüksek hızlı internet erişimi sağlamak amacıyla yürütülüyor.
Ülkemizde de internet hizmetlerinin vatandaşlarımıza daha hızlı olarak sunulabilmesi için fiber altyapının sağlıklı ve güçlü biçimde kurulması uzun yıllardır gündemimizde yer alıyor. TELKODER olarak ülkemizin haberleşme altyapısının hızla fiber altyapıya dönüştürülmesini destekliyor ve bu yöndeki çalışmalarımızı uzun süredir sürdürüyoruz. Ancak, bu konuda BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) tarafından 2 Ocak 2024 tarihinde onaylanan Türk Telekom (TT) fiber dönüşüm teklifinin daha yararlı olabilmesi için yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. BTK tarafından onaylanan TT Fiber Dönüşüm teklifinde göze çarpan önemli eksiklikler ise şöyle:
• Planlama içeriğinin ve takvimin net olmaması: TT’nin fiber dönüşüm teklifi, planlama ve takvimsel netlik açısından yetersiz bulunuyor. Bu durum, işletmecilerin süreci yönetmede sıkıntılar yaşayacağına ve tüketicilerin mağduriyet yaşamalarına yol açabileceğine işaret ediyor.
• Dağınık bir dönüşüm süreci: AB özeline bakıldığında bölgesel bazlı bir fiber dönüşüm süreci işletilirken, TT’nin teklifinde dağınık bir şekilde tüm Türkiye çapında dönüşüme başlayabileceği belirtiliyor. Bu durum, fiber dönüşüm sürecinde koordinasyonu güçleştirebilir.
• Dönüşüm sürecinin işletmeciler arasında ayrım gözetmemesi: TT fiber dönüşüm programının belirlenmesi, dönüşüm planının makul süreler içermesi ve uygulamalarda şeffaflık sağlanması gerekiyor. Ayrıca, dönüşüm öncesinde ve sonrasında ortaya çıkacak ücretlerin adil bir şekilde belirlenmesi önem taşıyor.
• Mülkiyet ve sahiplik konusu: Dönüşüm planının belirsizlikleri arasında, “eve kadar Optik Bağlantı Kablosu – OBK” mülkiyetinin kime ait olacağı net bir şekilde ifade edilmiyor. Ayrıca, IP VAE Referans Teklifi topolojisinde bina içine döşenen kabloların sahipliği ile ilgili belirsizlikler bulunuyor.
• TT Geliştirmeleri tamamlanmalı: Fiber dönüşüm sürecinin doğru bir şekilde ilerleyebilmesi için TT tarafından yapılması gereken geliştirmelerin tamamlanması gerekiyor.
• Makul Fiyatlar belirlenmeli: TT tarafından belirlenen ücretler özellikle yüksek hızlarda katlanarak artıyor. Bu durum yüksek hızlı internet tarifelerinin yaygınlaşmasını zorlaştırıyor.
Fiber dönüşüm süreci şeffaf bir şekilde yönetilmeli
TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Halil Nadir Teberci
TELKODER’in açıklamasına ilişkin ek değerlendirmelerde bulunan, iletişim ve iş birliğinin önemine vurgu yapan TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Halil Nadir Teberci, fiber dönüşüm sürecinin şeffaf bir şekilde yönetilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Fiber konusunda atılan her türlü adımı destekliyoruz. Fiber dönüşümü ile ilgili BTK kurul kararını olumlu karşılıyor ve emeği geçenlere teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ancak fiber dönüşüm sürecinin AB örneklerinde olduğu gibi doğru şekilde yapılabilmesi için BTK hem dönüşüm takvimini netleştirmeli hem de fiber altyapı paylaşımı (SAYE-Sanal Ayrıştırılmış Yerel Erişim) düzenlemesini hayata geçirmelidir. Ayrıca, Türk Telekom’un sunduğu fiber dönüşüm teklifi üzerindeki belirsizliklerin giderilmesi ve daha şeffaf bir sürecin işletilmesi adına gerekli adımların atılmasını bekliyoruz. BTK’ya bu doğrultuda işletmecilerin görüşlerinin dikkate alması için bir çağrıda bulunuyoruz.” dedi.
Deniz suyunu kullanarak elektrik üreten fırtınaya dayanıklı teknoloji test edildi. Yüzen enerji jeneratörü, enerji ihtiyaçları için geleneksel olarak fosil yakıtlara bağımlı olan tropik adalar için ideal bir enerji çözümü sunuyor. Okyanus Termal Enerji Dönüşümü (OTEC) adı verilen yenilikçi bir teknolojinin prototipi İspanya’da inşa ediliyor ve geleneksel olarak fosil yakıtlara dayanan uzak tropik adalarda bile 24 saat yenilenebilir enerji tedariki vaat ediyor. Hazır olduğunda prototip, İspanya’nın Kanarya Adaları’nda bir yıl sürecek bir test için konuşlandırılacak.
OTEC: Deniz suyundan elektrik üreten sistem
Daha temiz enerji kaynaklarına geçişe odaklanan ülkeler, karbon emisyonlarını azaltmalarına ve enerji güvenliği sağlamalarına yardımcı olacak yenilikçi teknoloji çözümleri arıyor. Bol miktarda bulunan güneş enerjisi, Alpler’de bile bir enerji kaynağı olarak çalışabiliyor. Gece boyunca enerji talepleri için üretilen gücün büyük pillerde depolanması gerekiyor. Bu da bu geçişe daha fazla maliyet katıyor.
Birçok şirket deniz dalgalarını potansiyel bir sınırsız güç kaynağı olarak görüyor. Ayrıca dalgaların gücünü toplamak için kullanılan teknolojiler ve bunların kıyıya nasıl getirilebileceği hakkında da raporlar mevcut. Ancak OTEC, enerji için okyanuslardan yararlanmaya yönelik tamamen yeni bir yaklaşımdır. Fırtınalara karşı da dayanıklı olacak şekilde inşa ediliyor. OTEC teknolojisinin temelinde elektrik üretmek için hareket ettirilmesi gereken bir türbin yer alıyor. Yenilik, türbini bir çalışma sıvısı kullanarak nasıl hareket ettirdiği konusunda yatıyor.
Deniz suyunun yüzeyinin derinlerdeki suya göre daha sıcak olduğu bilinmekte OTEC, türbini çalıştıran ve elektrik üreten çalışma sıvısını buharlaştırmak için deniz suyundan gelen ısıyı kullanıyor. Derin denizdeki daha soğuk su, çalışma akışkanını kendi sıvısına getirir ve döngü tekrarlanabiliyor.
Kurulum üç ana parçadan oluşuyor: silindirik bir gövde, bir soğuk su yükseltme borusu ve bir yalpa çemberi bağlantı noktası. Geçen yıl Londra’da yapılan küçültülmüş bir test, projenin teknik fizibilitesini doğruladı ve ekipler şu anda Kanarya Adaları’na kurulacak 1:5 ölçekli bir prototip inşa ediyor. Yüzen enerji jeneratörü, enerji ihtiyaçları için geleneksel olarak fosil yakıtlara bağımlı olan tropik adalar için ideal bir enerji çözümü. Rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji çözümleri, çıktılarını en üst düzeye çıkarmak için geniş arazilere ve uygun hava koşullarına ihtiyaç duyuyor.
Pazartesi günü duyurulan Claude 3 üç farklı boyutta geliyor: Opus, Sonnet ve Haiku. Opus, üçü arasında en güçlü olanı ve Anthropic’in API’si ve Claude Pro aboneliği aracılığıyla geliştiriciler ve kullanıcılar tarafından kullanılabilir durumda. Sonnet, geliştiriciler tarafından bir API aracılığıyla erişilebilir ve şu anda Anthropic’in ücretsiz web sohbet robotuna hizmet ediyor. En küçük model olan Haiku ise henüz mevcut değil.
Anthropic’in bildirdiğine göre Opus, LLM’lerin genel bilgileri tutma, matematik problemlerini çözme, kod üretme ve muhakeme becerilerini gösterme yeteneklerini değerlendiren akademik karşılaştırma testlerinde OpenAI’nin GPT-4’ünden ve Google’ın Gemini Ultra’sından daha yüksek puan aldı. Anthropic, geliştirdikleri Opus’un “karmaşık görevlerde insana yakın düzeyde kavrama ve akıcılık sergileyerek genel zekânın sınırlarına öncülük ettiğini” ileri sürüyor.
Bu arada, yapılan ölçümlere göre Sonnet ve Haiku OpenAI’nin önceki GPT-3.5 modelinden daha güçlü, ancak Google’ın Gemini Ultra ve Pro modellerinden daha az yetenekli görünüyor.
Anthropic, bağlam penceresinin – bir kerede işleyebileceği girdi miktarı – ilk başta 200 bin jeton olacağını ancak bir milyon jetona kadar çıkabileceğini açıkladı. Opus pahalı ve bilimsel araştırma ya da uzun, karmaşık raporları analiz etme gibi üst düzey veri anlama ve üretme gerektiren görevler için yapay zekâyı kullanmak isteyen kullanıcılar için tasarlandı. Bir milyon jetona kadar uzanan bir girdi istemini işlemenin maliyeti 15 dolar ve çıktı için bir milyon jeton üretmenin maliyeti 75 dolar. Karşılaştırma yapmak gerekirse OpenAI, GPT-4 Turbo modelinde bir milyon jetonu işlemek ve üretmek için 10 ila 30 dolar arasında ücret alıyor.
Sonnet, bilgi arama ve alma, pazarlama metni yazma veya kod üretme gibi işleri yapabilecek yetenekli ancak hızlı bir modele ihtiyaç duyan ana akım kurumsal kullanıcılara yönelik. Büyük ölçekli dağıtımlar için optimize edilmiş olan Sonet’nin ve giriş ve çıkışta bir milyon jetonu işlemek için sırasıyla 3 ve 15 $ maliyeti mevcut.. Haiku daha da ucuz olacak ve bir milyon jetonu işlemek ve üretmek için 0,25 $ ve 1,25 $’a mal olacak. İçerik denetimi, dil çevirisi veya müşteri hizmetleri gibi işler için faydalı olması öngörülüyor.
Amazon, Anthropic’in Claude 3 modelini Bedrock bulut platformunda barındıracağını duyurdu. İlk etapta sadece Sonnet desteklenirken Opus ve Haiku’nun da yakın zamanda Bedrock platformuna gelmesi bekleniyor. Google Cloud’un Vertex AI modeli için de benzer bir durum söz konusu: Sonnet bugün özel önizlemede kullanıma sunuldu ve yakında üç modele de API erişimi sağlanacak.
Claude 3 ayrıca selefine göre daha az temkinli. Claude 2.1, kurgusal bir hikâye yazma talepleri gibi zararlı olması gerekmeyen istemlere uymayı genellikle reddediyordu. Geliştiricinin duyurusu kullanıcılara güvence verdi: “Bu alanda anlamlı bir ilerleme kaydettik: Opus, Sonnet ve Haiku, önceki nesil modellere kıyasla sistemin korkuluklarını aşan istemleri yanıtlamayı reddetme olasılığı önemli ölçüde daha düşük.”
Ancak yapay zekâ çözümlerinde en büyük sorun, yanlış bilgi üretme ya da kullanıcıların inanabileceği bir güvenle doğrudan bir şeyler uydurma eğilimleri olmaya devam ediyor. Halüsinasyon olarak adlandırılan bu hatalar, bilgisayarlara görevlerinde daha fazla özerklik vermek bir yana, YZ yazılımlarının çıktılarına güvenmeyi bile zorlaştırıyor.
Anthropic, Opus’un Claude 2.1’e kıyasla doğrulukta “iki kat iyileşme” sunduğunu ve kullanıcıların incelemesi için en son modelleri tarafından üretilen çıktılarda kaynaklara atıfta bulunacak bir özellik sunacağını vaat etti. Bu, bazı sorulara verdiği yanıtlarda bilgiyi nereden aldığını da belirten Google Gemini’ye benziyor.
“Model zekâsının sınırlarına yaklaştığına inanmıyoruz ve önümüzdeki birkaç ay içinde Claude 3 model ailesinde sık sık güncellemeler yayınlamayı planlıyoruz. Ayrıca, özellikle kurumsal kullanım durumları ve büyük ölçekli dağıtımlar için modellerimizin yeteneklerini geliştirmek üzere bir dizi özellik yayınlamaktan heyecan duyuyoruz.”
İlginç bir şekilde Anthropic, Claude 3’ü çok modlu bir sistem haline getirmemeyi tercih etti. Görüntüleri işleyebilmesine rağmen bunları üretemiyor ve ChatGPT veya Gemini’nin aksine ses veya video girdilerini işleyemiyor.
13 yıldır büyüme aşamasındaki teknoloji şirketlerine yatırım yapan ve Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine liderlik eden 212, yatırım yelpazesini genişletiyor. Türkiye, Orta ve Doğu Avrupa ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesindeki girişimlere odaklanan 212, MENA bölgesindeki şirketlerin uzaktan çalışan insan kaynağına ulaşılması ve yönetilmesini sağlayan RemotePass’a yatırım yaptı. 212 liderliğinde gerçekleşen Seri A yatırım turunda RemotePass 5,5 milyon dolar yatırım aldı. Yatırım turunda 212’nin yanı sıra Endeavor Catalyst, Khwarizmi Ventures, Oraseya Capital, FlyerOne, Access Bridge Ventures, A15 ve Swiss Founders Fund yer aldı. Yeni aldığı yatırımla birlikte toplamda 10 milyon dolarlık bir yatırım büyüklüğüne ulaşan RemotePass, çoklu para birimi harcama yönetimi, sigorta, kart ürünleriyle çalışanlara ve izin izleme gibi İK araçlarının yanı sıra toplu maaş ödeme gibi hizmetlerle de işverenlere kolaylık sağlamayı amaçlıyor.
Yatırımla birlikte RemotePass’ın Türkiye pazarında da hızla büyüyeceğine dikkat çeken 212 Kurucu Ortağı Ali Karabey, “RemotePass’te bizi en çok heyecanlandıran unsur gelişen pazarlara odaklanması oldu. Uzaktan çalışanlara yönelik finansal hizmetler ve avantajlar geliştirme konusuna odaklanıyorlar ki bu hizmetler, küresel rakiplerine kıyasla yükselen pazarlarda büyük ölçüde eksik. Platform, işletmelerin Afrika, Orta Doğu ve Hindistan gibi bölgelerden işe alım yapmasına olanak tanıyor. Bu da daha geniş bir yetenek havuzundan yararlanmayı ve aynı zamanda yeteneklerin küresel alanda rekabet etme şansına erişim sağlamayı ifade ediyor” dedi.
Önce müşteri, sonra yatırımcı oldular
Platformun Orta Doğu ve Afrika’daki işin geleceğini yeniden şekillendirmede anahtar bir oyuncu olarak gördüklerini ifade eden Ali Karabey, yatırım sürecinin gelişimini ise şöyle aktardı: “RemotePass’in pivot ettikten sonra 2023 senesinde gösterdiği ürün büyümesi ve müşteri hizmetleri bizi gerçekten etkiledi, ekibine ve iş modeline olan inancımızı daha da pekiştirdi. Biz aslında RemotePass’in müşterilerinden biriydik, operasyonel süreçlerimizde kendilerinin hizmetlerini kullanıyorduk. Daha sonrasında yatırım turlarına katılmaya karar verdik. RemotePass dünyada benzer girişimlerin odaklandığı Amerika ve Avrupa yerine, özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerine yönelerek farkını ortaya koyuyor. Bu bölgelerde genellikle uzun süren bürokratik işlemleri kısaltarak, uzaktan çalışanlar için şirket kurma, sigorta ve insan kaynakları süreçlerini kolaylaştırmayı hedefliyor.”
RemotePass Kurucu Ortağı ve CEO’su Kamal Reggad
Yeni özellikler eklenecek
RemotePass Kurucu Ortağı ve CEO’su Kamal Reggad ise konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Yatırımı Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’deki görünürlüğümüzü artırıp, operasyonlarımızı genişletmek için kullanmayı hedefliyoruz. Özellikle Türkiye’de arasında Insider gibi markaların olduğu müşteri portföyümüzü artırmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ayrıca, ‘süper uygulamamızla’ tek çatıda altında çalışanlara yönelik sunduğumuz çözümlere gift kart, pazaryeri gibi yeni özellikler eklemeyi planlıyoruz. Şirketlere ise küresel pazardaki uzaktan çalışanların ihtiyaçlarına yönelik çeşitli ödeme seçenekleri, dolar/euro banka kartı ve özel sağlık sigortası gibi avantajlara bir uygulama ile kolayca erişim sunacağız.”
Pekinli bir şirket olan Li Auto, en yeni elektrikli otomobili Mega’yı tanıttı. Şirket, bunun dünya çapındaki en büyük elektrikli otomobil olduğunu, özellikle büyük aileler için tasarlandığını iddia ediyor.
Mega büyüklüğüyle dikkat çekiyor. Araç 5,3m uzunluğunda, 1,96m genişliğinde ve 1,86m yüksekliğinde. İçerisinde yedi kişiye kadar rahatlıkla sığabiliyor. Tek bir şarjla 7 10 km mesafe kat edebiliyor. Özel istasyonlarda sadece 12 dakika şarj etseniz bile yaklaşık 500 km yol kat edebiliyor. Bunun nedeni, onu süper hızlı şarj eden özel bir bataryaya ve elektrik sistemine sahip olması.
Dünyanın en büyük elektrikli aracı fiyatı
Li Auto’nun CEO’su Li Xiang, Mega’yı Guangzhou’daki bir otomobil fuarında tanıttı. Kalabalık aileler için ideal olduğunu söyledi. Bu lüks bir araba ve maliyeti yaklaşık 559.800 yuan. (77 bin dolar) Li Auto 2015’ten beri piyasada ve uzun mesafeler kat edebilen elektrikli arabalar satıyor. Şu ana kadar 680.000’den fazla araç satışı yaptı. Ancak son zamanlarda her ay eskisi kadar satış yapmıyor.
Mega, rekabetin yoğun olduğu zorlu bir pazara giriyor. Li Auto, Çin’de elektrikli otomobil üreten diğer büyük şirketlerle rekabet etmek zorunda. Bu şirketler her zaman daha iyi ve daha havalı elektrikli arabalar üretmeye çalışıyor. Ancak Li Auto, Mega’nın boyutunun, özelliklerinin ve performansının onu öne çıkaracağından emin. Mega, Çinli otomobil üreticilerinin yoğun rekabet içinde olduğu, oldukça rekabetçi bir elektrikli araç pazarına giriyor. BYD Co. gibi rakipler yakın zamanda Dolphin EV ve yüksek performanslı elektrikli süper otomobil gibi kendi yenilikçi elektrikli modellerini tanıttı. Li Auto, kendisini farklı kılmak için Mega’yı üç OLED ekran, yapay zeka tabanlı sesli komutlar, birinci sınıf ses hoparlörleri, masajlı koltuklar ve hatta yerleşik araç buzdolabı gibi gelişmiş özelliklerle donatıyor. Ayrıca Mega, Li Auto’nun mevcut modelleriyle uyumlu olan destekli sürüş teknolojisini içeriyor.
Mega, yerli rakiplerinin yanı sıra pazardaki diğer benzer modellerle de rekabet ediyor. Örneğin Xpeng Inc., X9 MPV’yi 359.800 yuan (50.000 doların biraz altında) başlangıç fiyatıyla sunarken, Huawei Technologies Co. ve Seres Group Co.’dan Aito gibi markalar da genişletilmiş menzilli elektrikli otomobil modelleri sunuyor.
Amerika’da devam eden bir fuara katılan Türk girişimi, yapay zeka sayesinde kişiselleştirilebilen deneyimler sunan yeni ürünüyle, konut sektörüne yeni bir standart sunuyor. Kat planları üzerinden dakikalar içerisinde otomatik olarak oluşturulan gerçek zamanlı sanal tur olanağı, konut alıcılarının farklı hayallerini gerçeğe dönüştürmesini sağlıyor.
Dünyanın en büyük gayrimenkul pazarlarından birine ev sahipliği yapan ABD’de bir Türk yapay zeka girişimi, gerçek zamanlı ve kişiselleştirilebilir sanal tur imkanı sunan yeni ürününü tanıtıyor. 27-29 Şubat tarihlerinde Las Vegas’ta düzenlenen International Builders Show’a katılan Türk girişimi Homster’ın CEO’su ve Kurucu Ortağı Barış Bal, fuarda yaptığı açıklamada, yenilikçi platformlarıyla iç mimariyi demokratikleştirme hedefinde emin adımlarla ilerlediklerini, kısa zamanda emlak satışında bir sektör standardı haline gelecek bir ürüne imza attıklarını söyledi.
Barış Bal, “Yapay zeka destekli ve bulut tabanlı iç mimari tasarım ve görselleştirme teknolojileri alanında faaliyet gösteren Türk yapay zeka girişimiyiz. Yenilikçi ürünümüz ‘Gerçek Zamanlı Kişiselleştirilebilir Sanal Tur’, konut satan emlak geliştiricileri, gayrimenkul danışmanları, konut yöneticileri ve acentelere, kat planlarından doğrudan oluşturulan, kişiselleştirilebilir üç boyutlu sanal turlar aracılığıyla konutlarını sergileme imkanı sunarak satışları kolaylaştırıyor” dedi.
Konut alıcılarının gelecekteki evlerini benzeri görülmemiş detaylarda görselleştirmelerini sağladıklarını söyleyen Adı Soyadı, “Homster’ın Gerçek Zamanlı Kişiselleştirilebilir Sanal Tur servisi, geleneksel konut görüntüleme deneyimini dinamik, etkileşimli ve kişiselleştirilmiş bir iç mekan tasarımı yolculuğuna dönüştürüyor. Bu da yaşam alanlarının kişisel ihtiyaçlara gerçek zamanlı olarak cevap verecek şekilde düzenlemelerine olanak tanıyor” açıklamasını yaptı.
Potansiyel alıcılar için yalnızca bir evi görüntülemediklerini, özel ihtiyaçlarına göre şekillenmiş geleceklerini gözlerinde canlandırdıklarını söyleyen Homster CEO’su ve Kurucu Ortağı Barış Bal, yenilikçi servislerinin faydalarını şöyle anlattı: “Yapay zeka teknolojisini kullanarak, kat planlarını dakikalar içinde detaylı, 3 boyutlu sanal turlara dönüştürüyoruz. Zaman ve maliyet tasarrufuyla hızlı, uygun fiyatlı ve kişiselleştirilmiş sunum olanağı sağlıyoruz. Kullandığımız oyun motoru teknolojisi sayesinde, yüksek kaliteli üç boyutlu görselleştirme yapabiliyoruz. Coğrafi verilerle otomatik olarak oluşturulan sanal turlar, pencerelerden dışarı bakıldığında gerçek dış mekan görünümleri sunuyor.”
Daha bilinçli satın alma kararı alınmasını sağlıyor
Gelişmiş piksel streaming teknolojisinin yanı sıra, bulut tabanlı bir hizmet sunduklarından, tüm cihazlarda kullanıcı donanımını zorlamadan hizmet verdiklerine dikkat çeken Barış Bal, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Homster olarak, konut alıcılarının gelecekteki evlerini kişisel zevk ve tercihlerine uyacak şekilde anında özelleştirmelerini sağlıyoruz. Statik sanal turların ötesine geçerek sunduğumuz bu özel iç mimari tasarımı deneyimiyle konut satışında yeni bir standart belirlerken, aynı zamanda daha bilinçli ve güvenli satın alma kararları alınmasını da olanaklı kılıyor.”
Anthropic, kıyaslama testlerinde GPT-4 ve Gemini Ultra’yı geride bırakan Claude 3’ü tanıttı. Önde gelen bir yapay zeka girişimi olan Anthropic, kurumsal müşterilerin çeşitli ihtiyaçlarını zeka, hız ve maliyet verimliliği dengesiyle karşılamak üzere tasarlanan Claude 3 serisi yapay zeka modellerini tanıttı. Seride üç model yer alıyor: Opus, Sonnet ve yakında çıkacak olan Haiku.
Serinin yıldızı , Anthropic’in piyasadaki diğer açık yapay zeka sistemlerinden daha yetenekli olduğunu, hatta rakipleri OpenAI ve Google’ın önde gelen modellerinden daha iyi performans gösterdiğini iddia ettiği Opus.
Anthropic kurumsal müşteriler için çözümler sağlıyor
Anthropic’in kurucu ortağı ve CEO’su Dario Amodei, VentureBeat ile yaptığı röportajda: “Opus, çok çeşitli görevleri yerine getirme kapasitesine sahip ve bunları olağanüstü derecede iyi bir şekilde yerine getiriyor” dedi. Amodei, Opus’un çok çeşitli kıyaslamalarda GPT-4 , GPT-3.5 ve Gemini Ultra gibi en iyi yapay zeka modellerinden daha iyi performans gösterdiğini açıkladı. Bu, matematiksel akıl yürütmede GSM-8k ve uzman düzeyinde bilgide MMLU gibi akademik kriterlerde lider sıralamasında üst sıralarda yer almayı da içeriyor. Amodei: “Herkesi geride bırakıyor ve bazı görevlerde daha önce görmediğimiz puanlar alıyor gibi görünüyor” dedi.
Anthropic ve Google gibi şirketler önde gelen modellerinin tüm parametrelerini açıklamamış olsa da her iki şirketten de bildirilen kıyaslama sonuçları, Opus’un temel yetenekler açısından GPT-4 ve Gemini gibi büyük alternatiflerle eşleştiğini veya onları geride bıraktığını gösteriyor. Bu, en azından kağıt üzerinde, ticari olarak temin edilebilen konuşma yapay zekası için yeni bir yüksek filigran oluşturuyor.
Gelişmiş akıl yürütme gerektiren karmaşık görevler için tasarlanan Opus, üstün performansıyla Anthropic ürün yelpazesinde öne çıkıyor. Orta sınıf model Sonnet, amiral gemisi modelinin premium fiyat etiketi olmadan yüksek performansı koruyarak, işletmelere rutin veri analizi ve bilgi çalışmaları için daha uygun maliyetli bir çözüm sunuyor. Bu arada Haiku hızlı ve ekonomik olacak şekilde tasarlandı; yanıt verme hızı ve maliyetin çok önemli faktörler olduğu tüketiciye yönelik sohbet robotları gibi uygulamalara uygun. Amodei, VentureBeat’e Haiku’nun “aylar değil, haftalar” içinde halka açılmasını beklediğini söyledi.
Türk Telekom Ventures’ın Girişim Hızlandırma Programı PİLOT’un yeni dönem başvuruları devam ederken, PİLOT programının girişimlere sunduğu destekler de sürüyor. Başvuru dönemi devam eden PİLOT’a kabul edilecek girişimler, Türk Telekom Ventures tarafından 30 bin dolara kadar yatırım ve 100 bin TL nakit desteği almaya hak kazanacak. Geçtiğimiz ay ABD’de Stanford Üniversitesi’nde PİLOT girişimlerine özel tasarlanan Girişimcilik Programına katılan PİLOT girişimlerini, yeni dönemde de Amerika’da, global girişimcilik vizyonuna hâkim olacakları ve global pazarlarda büyümenin kapılarını açacak çok özel bir program bekliyor.
Girişimcilik Haftası kapsamında açıklama yapan, Türk Telekom Ventures Genel Müdürü Muhammed Özhan, “Girişimlere, 10 yılı aşkın süredir Türk Telekom Ventures’ın Girişim Hızlandırma Programı PİLOT ile hız kesmeden devam eden desteğimiz, iş birliği fırsatlarından nakit ve yatırım imkanına, mentorluk ve yatırımcılara erişimden ortak çalışma alanlarına kadar her alanda devam ediyor. Yerli girişimlerimiz için desteklerimiz sürecek, dünyaya açılacak girişimlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.
Türk Telekom Ventures’ın Girişim Hızlandırma Programı PİLOT’un yeni dönem başvuruları devam ederken, PİLOT programının girişimlere sunduğu destekler de aralıksız sürüyor.Girişimcilik ekosistemini güçlendirmeyi hedefleyen Türk Telekom Ventures, PİLOT ile bugüne kadar sağlıktan eğitime, üretken yapay zeka çözümlerinden görüntü işleme ve büyük veri çözümlerine kadar pek çok alandaki girişime önemli katkılar sağladı.
Girişimcilik Haftası kapsamında açıklama yapan Türk Telekom Ventures Genel Müdürü Muhammed Özhan, “Girişimcilik ekosistemine sağlıktan eğitime, üretken yapay zekâ çözümlerinden görüntü işleme ve büyük veri çözümlerine kadar pek çok alanda destek veriyoruz. 10 yılı aşkın süredir Türk Telekom Ventures’ın Girişim Hızlandırma Programı PİLOT ile hız kesmeden devam eden bu destek, iş birliği fırsatlarından nakit ve yatırım imkanına, mentorluk ve yatırımcılara erişimden ortak çalışma alanlarına kadar her alanda devam ediyor. Bu kapsamda; çok yakın bir tarihte, PİLOT girişimlerimizi ABD’de Stanford Üniversitesindeki PİLOT girişimcilerimize özel tasarlanan Girişimcilik Programına dahil ettik. PİLOT ile bugüne kadar 111 girişime toplamda yaklaşık 32 milyon TL nakit desteği sağladık. Bunlardan 59’u yurt içi ve yurt dışından toplam tutarı 35 milyon doları aşan yatırım alarak girişimlerini geliştirme fırsatı yakaladı. Hem Santral binamızda hem de ana destekçisi olduğumuz Atatürk Kültür Merkezi’ndeki Türk Telekom Ventures Girişimcilik Merkezi ile kendilerine sağladığımız çalışma ofisleriyle, sunduğumuz katkıları fiziki ortamlara da taşıdık. San Francisco’daki Türk Telekom Ventures ofisimiz ise, her daim ifade ettiğimiz gibi, bizim için dünya arenasına açılan bir kapı niteliğinde. Bu özel kapıdan girişimlerimizi dünyaya açarken, yüksek girişimcilik ruhu barındıran Silikon Vadisi’nin başarılı atmosferini ise ülkemize taşımayı öncelikli hedeflerimiz arasında görüyoruz. Bu kapsamda; yerli girişimlerimiz için desteklerimiz sürecek, dünyaya açılacak girişimlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.
Sosyal medya devi Twitter’ın sahibi olan Elon Musk‘a karşı açılan kıdem tazminatı davası yeni bir aşamaya taşınıyor. Twitter’ın eski yöneticileri, şirketin başına geçmesinin ardından “sebepsiz yere kovulduklarını” ileri sürerek, Musk’a karşı 128 milyon dolarlık bir ödenmemiş kıdem tazminatı borcu olduğunu belirtiyor. Davacılar arasında, şirketin eski patronu Parag Agrawal, mali işler müdürü Ned Segal, baş hukuk müşaviri Vijaya Gadde ve genel danışman Sean Edgett bulunuyor.
Dört eski yönetici, Musk’ın 44 milyar dolarlık anlaşmayı tamamlayarak 2022’de Twitter’ı devralmasının ardından yaşanan toplu işten çıkarmada kovulduklarını ifade ediyor. Davacılar, istifa etmeleri ve tazminatlarını almadan önce Musk’ın, sahte sebeplerle işten çıkarmak ve kıdem tazminatlarını ödememek için plan yaptığını iddia ediyor.
Kaliforniya eyaletinde açılan davada eski yöneticiler, Pazartesi günü yaptıkları açıklamada, “Musk’ın, kıdem tazminatlarını ödememek amacıyla sahte bir sebep uydurduğunu, ardından kararını onaylaması için şirket içindeki çalışanları görevlendirdiğini” öne sürdü. Davada, “Musk’ın kontrolü altındaki Twitter’ın, çalışanları, ev sahiplerini, satıcıları ve diğer paydaşları zor durumda bırakan bir kanun kaçağı haline geldiği” iddiasında bulunuldu.
Eski yöneticiler, Musk’ın borçlarını ödememesini, kuralların kendisi için geçerli olmadığına inanmasını ve servetiyle gücünü kullanarak kendisiyle aynı fikirde olmayan herkesi hor görmesini vurgulayarak, “Twitter’ın eski çalışanlarına hakları olan sosyal hakları ve diğer tazminatları ödememe konusundaki daha geniş bir davranış örüntüsünün bir parçası” olduğunu belirtiyor.
Elon Musk şu ana kadar dava hakkında herhangi bir açıklama yapmazken, Twitter ise henüz konuyla ilgili bir yorumda bulunmadı. Davanın gelecekteki gelişmeleri ve sonuçları, şirketin ve Musk’ın geleceği üzerinde belirleyici olabilir.
Yeni çipli elektronik T.C. kimlik kartlarının dijital entegrasyonunu sağlayarak kamu kurumlarında ve özel sektördeki pek çok alanda güvenli ve mevzuata uygun kimlik doğrulama işlemi gerçekleştirilmesine imkan sağlayan Türkiye’nin %100 yerli ilk mobil kart erişim cihazı (KEC) biOnay’ın geliştiricisi ve üreticisi EGA’nın (Elektronik Güvenlik Altyapısı A.Ş.) ve biOnay’ın İş Geliştirme, Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, uzun yıllardır e-imza sektöründe çalışarak sektörün gelişmesine katkı sağlayan Atilla Biler oldu.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 1995 yılında mezun olan Atilla Biler, yüksek lisans derecesini (MBA) de aynı üniversitenin İşletme Bölümü’nden aldı. Yüksek lisans eğitimi sırasında ODTÜ’de Araştırma Görevlisi olarak başladığı iş hayatına ASELSAN’da Ürün Planlama Mühendisi olarak devam etti. Kısa süreli yurt dışı deneyiminin ardından Türkiye’ye döndükten sonra askerliğini Ordu Bilgi İşlem (OBİ) Subayı olarak tamamladı. TÜBİTAK Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü’nde (BİLTEN) yaklaşık dört yıl Uzman Araştırmacı olarak çalıştıktan sonra, 2004-2022 yılları arasında TÜRKTRUST A.Ş.’de görev aldı. Bu şirkette bilgi güvenliği, kurumsal yönetim sistemleri, operasyon yönetimi, proje yönetimi, yazılım geliştirme ve bilgi teknolojileri hizmetlerinde birçok rol ve sorumluluk üstlendikten sonra, son olarak İş Geliştirme Müdürü ve Ar-Ge Merkezi Danışmanı olarak çalıştı. 2022 yılında inavitas Enerji A.Ş.‘de Müşteri Başarısı Müdürü olarak göreve başlayan Biler, 2024 Şubat ayı itibarıyla biOnay ve EGA’nın İş Geliştirme, Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı oldu.
Dijital dönüşümün hız kesmeden devam ettiği günümüzde, sürdürülebilir kalkınmanın ve inovasyonun kritik öneme sahip olduğu bir dönemdeyiz. Bu dönüşüm, eğitim sektöründe de yenilikçi yaklaşımların ve metodolojilerin ön plana çıkmasını sağlıyor. Bu bağlamda, Co-Founder Academy ve GamFed Türkiye’nin iş birliği ile hayata geçirilen ve sektörün öncü isimleri tarafından desteklenen Yeni Medya MasterClass eğitim programı, yeni medya alanında derinlemesine bilgi ve beceri kazanmak isteyen profesyonellere ve girişimcilere kapılarını açıyor.
Bu özel program, Dijital Pazarlama, Influencer Marketing, Web 3.0, NFT & Metaverse ve daha fazlası gibi günümüzün en önemli konularını kapsayan 64 saatlik yoğun bir müfredat sunuyor. Katılımcılar, temel kavramlardan ileri düzey uygulamalı projelere kadar geniş bir eğitim yelpazesi içinde, alanında uzman eğitmenlerden öğrenme fırsatı bulacaklar. Program; 30 saat temel dersler, 15 saat uygulamalı çalışmalar, 10 saat birebir mentorluk ve 9 saat bitirme projesi hazırlığı ile katılımcılarını sektörün ihtiyaç duyduğu yetkinliklerle donatmayı hedefliyor.
Yeni Medya MasterClass, Hakkı Alkan liderliğinde, Ercan Altuğ Yılmaz, Samet Jankovic, Buğra Ayan, Mürsel Ferhat Sağlam, Şahin İzgi, Kerem Yazıcı, Gülpınar Uyar ve Yusuf Özışık gibi değerli eğitmenlerin katkılarıyla zenginleşiyor. Bu eğitim programı, yeni medya teknolojileri, kullanıcı deneyimi tasarımı, oyun tasarımı ve oyunlaştırma, yapay zeka araçları gibi çeşitli alanlarda kapsamlı bilgi ve pratik beceriler sunarken, aynı zamanda katılımcılarına sektörde fark yaratma ve kariyerlerini ileri taşıma imkanı sağlıyor. Değişen medya trendlerine uyum sağlamak ve bu dinamik alanda bir adım öne çıkmak isteyen herkes için benzersiz bir fırsat sunan Yeni Medya MasterClass eğitim programına 8 Mart 2024 tarihinde kadar başvuru yapabilirsiniz.
Daha fazla bilgi almak ve kayıt olmak için Co-Founder Academy ve GamFed Türkiye’nin resmi web sitelerini ziyaret edebilirsiniz. Yeni medya dünyasında kariyerinizi bir üst seviyeye taşımak istiyorsanız, bu eşsiz eğitim programını kaçırmayın!
TI25 indirim koduyla bu avantajdan faydalanmak için linke tıklayın.
Amazon’un vizyoner kurucusuJeff Bezos, uzun bir rekabetin ardından tekrar dünyanın en zengin kişisi unvanını kazandı. Bloomberg Milyarderler Endeksi’ne göre, Pazartesi günü itibariyle Bezos’un serveti 200 milyar doları aşarak zirveye oturdu. Elon Musk’ın 198 milyar dolarlık servetini geride bırakan Bezos’u, LVMH’nin sahibi Bernard Arnault da takip ediyor, serveti 197 milyar dolar seviyesinde kaydedildi.
Bezos’un bu zaferi, 2021 sonbaharından bu yana süren bir rekabetin ardından geldi. Amazon’un yanı sıra uzay şirketi Blue Origin ve medya devi Washington Post’un sahibi olan Bezos, iş dünyasındaki etkileyici kariyerine bir yenisini eklemiş oldu.
Amazon hisselerindeki bir dönemsel satışla beraber, Bezos son haftalarda 8,5 milyar dolardan fazla değerde hisse elden çıkardı. Bu stratejik hamle, vergi planlaması amacını taşıyor olabilir. Geçen yıl, ailesiyle birlikte Seattle’dan Miami’ye taşınma kararı alan Bezos, Florida’da uygulanan gelir veya sermaye kazancı vergisi olmamasından dolayı önemli bir tasarruf sağlamış olabilir.
Jeff Bezos ve Elon Musk, sadece finansal başarılarıyla değil, aynı zamanda uzay sektöründeki rekabetleriyle de biliniyor. Blue Origin ve SpaceX gibi uzay şirketleriyle bu rekabet, gelecekteki teknolojik gelişmeleri de şekillendirebilir.
Geçen yılın sonlarında dünya genelinde en zengin kişi unvanını Elon Musk’a kaptıran Bezos, şimdi bu prestijli pozisyonu tekrar elde etti. İki milyarder arasındaki rekabetin, hem iş dünyası hem de finans dünyası tarafından yakından takip edilmesi bekleniyor. Bezos’un bu yeni zirvesi, küresel ekonomi ve teknoloji dünyasındaki dengeleri de etkileyebilir.
Avrupa Komisyonu, Apple’ın rekabete aykırı davranışının yasadışı olduğunu ve tüketicilere zarar verdiğini doğruladı. Bu karar, tüketiciler için daha açık bir internet mücadelesinde önemli bir anı işaret ediyor. Avrupa Komisyonu sonucunu açıkça ortaya koydu. Apple’ın tüketicilerle iletişimi sınırlandıran davranışı yasa dışı. Bu karar güçlü bir mesaj veriyor. Hiçbir şirket, hatta Apple gibi tekel bile, diğer şirketlerin müşterileriyle etkileşimini kontrol etmek için gücü kötüye kullanamıyor.
Apple ve Spotify anlaşmazlığında nihai karar
Apple’ın kuralları, Spotify ve diğer müzik akışı hizmetlerinin kullanıcılarımızla çeşitli avantajları doğrudan uygulamamız üzerinden paylaşmasını engelledi. Nasıl yükseltme yapacağımız ve aboneliklerin, promosyonların, indirimlerin veya diğer birçok avantajın fiyatları hakkında onlarla iletişim kurma yeteneğimizi engelledi. Elbette bu uygulamaların rakibi olan Apple Music’in de aynı davranışta bulunması yasak değil. Avrupa Komisyonu, Apple’ın AB’deki yasa dışı davranışlarını durdurmasını talep ederek tüketicilere öncelik veriyor. Bu, serbest piyasanın temel bir konseptidir; müşteriler hangi seçeneklere sahip olduklarını bilmeli ve neyi, nerede, ne zaman ve nasıl satın alacaklarına Apple değil müşteriler karar vermeli.
Avrupa Komisyonu’nun bu önemli davayı ele almasını takdir etsek de ayrıntıların önemli olduğunu da biliyoruz. Apple, diğer pazarlarda rutin olarak yasalara ve mahkeme kararlarına karşı çıktı. Bu nedenle, Apple’ın uzun süredir devam eden adil olmayan uygulamalarına açık ve kesin bir şekilde çözüm bulacağını umduğumuz sonraki adımları sabırsızlıkla bekliyoruz.
Başından beri internetin temel inancı adil ve açık bir ekosistem olması gerektiğidir. Bu inanç dünya çapında büyümeyi, yenilikçiliği ve keşifleri körükledi. Günümüzde insanların internete erişmesinin başlıca yolu cep telefonlarıdır. Peki neden aynı ilkeler geçerli olmasın? Bu davanın bir miktar adalet sağlamasından memnun olsak da Apple’ın dünya çapındaki diğer pazarlardaki müzik akışının ötesinde geliştiricilere yönelik kötü davranışını çözmüyor. Her yerde gerçek anlamda adil bir dijital pazar oluşturmayı başarıncaya kadar çalışmalarımız tamamlanmayacak ve bunu gerçeğe dönüştürmeye yardımcı olma konusundaki kararlılığımız değişmez.