Teknoloji devi Samsung’un yaklaşmakta olan amiral gemisi telefonu Galaxy S24 Ultra’nın özellikleri hakkında yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Henüz resmi tanıtım tarihi birkaç ay uzakta olsa da, sızan bilgilere göre telefonun donanımı ve özellikleri meraklıları heyecanlandırmaya başladı.
Öne sürülen bilgilere göre Galaxy S24 Ultra, güçlü bir kamera sistemi ile dikkat çekecek. Arka yüzünde yer alacak kamera, 200MP birincil kamera, 12MP ultra geniş kamera, 50MP telefoto kamera (3x optik zoom) ve 10MP periskop lensli kameradan oluşacak. Bu kameraların, daha yüksek çözünürlük ve geliştirilmiş görüntü kalitesi sunması bekleniyor.
Telefonun ön tarafında ise 12MP selfie kamerası bulunacak. İddialara göre, bu kamera Galaxy S23 modeliyle benzerlik gösterecek ancak daha üstün performans sunacak.
Galaxy S24 Ultra’nın işlemci konusunda farklı seçeneklere sahip olacağı söyleniyor. Bazı bölgelerde Exynos 2400 yongası kullanılırken, diğer bölgelerde Snapdragon 8 Gen 3 işlemcisi tercih edilecek. Bu durum, farklı bölgelerdeki kullanıcıların en iyi performansı elde etmelerini sağlayacak.
Batarya tarafında da Galaxy S24 Ultra’nın iddialı bir özellikle geleceği belirtiliyor. 5.000mAh batarya kapasitesine sahip olacak telefon, aynı zamanda 45W hızlı şarj özelliği sunacak. Bu sayede kullanıcılar, daha uzun kullanım süresi ve daha hızlı şarj imkanı elde edecekler.
Ekran konusunda da önemli geliştirmeler yapılacağı söyleniyor. Tüm Galaxy S24 serisi modellerinde LTPO AMOLED ekranların kullanılacağı belirtiliyor. Bu ekranlar, daha verimli enerji tüketimi sağlarken dinamik yenileme hızı desteğiyle daha akıcı bir deneyim sunacak.
Galaxy S24 Ultra’nın özellikleri hakkında sızan bilgiler, Samsung’un bu yeni modeliyle iddialı bir adım attığını gösteriyor. Ancak, kesin bilgileri öğrenmek için resmi tanıtımı beklememiz gerekecek. Gözler, Samsung’un yaklaşan etkinliğine çevrilmiş durumda.
Samsung Galaxy S24 hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlar kısmında bizimle paylaşın.
Montana, ABD’de yeni bir tartışmaya neden olan bir olayla gündemde. TikTok‘un tamamen yasaklanması fikri, eyalet içinde önemli bir hukuki tartışmaya yol açıyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ve Elektronik Sınır Vakfı (EFF) gibi dijital hakları savunan gruplar, Montana’daki TikTok yasağına karşı sert bir tepki veriyorlar.
Montana, TikTok konusundaki kararlı tutumuyla dikkat çekti. Mayıs ayında kabul edilen “anayasaya aykırı yeni kısıtlamalar” yasa tasarısı, 2024’ün başında yürürlüğe girecek. Bu adım, Montana’yı TikTok’u yasaklayan ilk ABD eyaleti yapacak ve TikTok kullanıcılarının erişim sağlamak için VPN gibi araçlara başvurmasını gerektirecek.
ACLU ve EFF gibi önemli dijital hak savunucuları, bu davanın önemini çokça dile getiriyor. Özellikle gençler arasında popüler olan TikTok’un iletişim aracı olarak önemli bir rol oynadığının vurguluyor Montana’nın yasak kararı, insanların TikTok ile iletişim kurma ve ifade özgürlüğünü kullanma haklarını ciddi şekilde tehlikeye atabileceğini idda ediyor.Dijital hak savunucuları, genel yasakların dijital hakları sınırlayabileceğine ve insanları çevrimiçi platformlarda ifade özgürlüğünden mahrum bırakabileceğine dikkat çekiyorlar.
Montana Valisi Gianforte mayıs ayındaki açıklamasında , Montanalıların kişisel verilerini Çin Komünist Partisi’nden korumak için TikTok’u yasaklıcağını. Vali, “Çin Komünist Partisi, Amerikalıları gözetlemek ve kişisel bilgilerini toplamak için TikTok’u kullanıyor” ifadelerini kullanmıştı.
Bu dava, dijital hakların korunması adına yapılan bir mücadeleyi yansıtıyor. Teknoloji devleri ve sivil toplum grupları arasındaki bu çekişme, dijital dünyanın geleceğini şekillendirebilecek önemli bir adım olarak görülüyor.
TikTok Sözcüsü Brooke Oberwetter, geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada kararı yasa dışı olarak nitelendirdirmişti. Oberwetter, “Montanalılara kendilerini ifade etmek için TikTok’u kullanmaya devam edebilecekleri konusunda güvence vermek istiyoruz. Hem Montana içindeki hem de dışındaki kullanıcılarımızın haklarını savunmak için çalışmaya devam ediyoruz” dedi. Ayrıca, ABD Başkanı Joe Biden geçtiğimiz yıl federal kurumlara ait cihazlarda TikTok kullanılmasını yasaklamıştı.
Geçtiğimiz haftalarda AMD, RDNA 3 mimarisi temelinde geliştirdiği güçlü ekran kartı serisi RX 7900’ü duyurdu. Bu serinin öncüsü olan Radeon RX 7900 GRE sürümü, dizüstü bilgisayarlara gelebilir ve rekabeti daha da kızıştırabilir. İşte AMD’nin yeni diz üstü ekran kartıyla ilgili bilinenler.
RX 7900 GRE: Küçük Boyut, Büyük Performans
Radeon RX 7900 GRE, RX 7900 XT’nin daha küçük form faktörlü bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Bu yeni ekran kartı, Navi 31 yongasının kırpılmış bir sürümünü kullanıyor ve 5120 akış işlemcisi, 80 RDNA 3 işlem birimi, 256-bit veri yolu ve 18 Gbps hızında 16GB GDDR6 bellek kapasitesine sahip. Bu bileşenler, yüksek performansı daha kompakt bir tasarımda sunmayı amaçlıyor.
Mobil Uyum: RX 7900 GRE’nin Dizüstü Macerası
RX 7900 GRE’nin daha küçük boyutu, mobil pazarda da boy gösterebileceğine dair spekülasyonları güçlendiriyor. AMD’nin daha önce meraklı sınıfı yeni RX 7000 serisi ekran kartlarını duyurduğunu hatırlatmak önemlidir. Ancak RX 7900 GRE’nin “aşırı meraklı” olarak nitelendirilmesi, tam olarak hangi modellerin mobil platformda yer alacağı konusunda belirsizlik yaratıyor. AMD, bu yeni kartı dizüstü bilgisayarlarda kullanma konusundaki niyetini açıklamasa da, rekabeti artırabileceği bir gerçek.
Rekabetin Yeniden Şekillenmesi
Mobil pazarda Nvidia’nın baskın olduğu bir gerçek. AMD, RX 7600M XT, RX 7600M, 7700X ve 7600S modelleriyle pazara giriş yapmış olsa da, Nvidia’nın neredeyse RTX 4090 mobile kadar geniş bir destek sunması göz önünde bulundurulmalıdır. Bu noktada RX 7900 GRE’nin gelmesi, AMD’nin mobil alandaki varlığını güçlendirmesine yardımcı olabilir ve rekabet dengesini yeniden şekillendirebilir.
Sonuç olarak, AMD’nin RX 7900 GRE ekran kartının dizüstü bilgisayarlarda yer alıp almayacağı henüz net değil. Ancak bu yeni kartın getireceği potansiyel, mobil ekran kartı pazarındaki rekabeti artırabilir ve AMD’nin Nvidia’ya karşı daha güçlü bir konumda olmasına olanak tanıyabilir.
internetin yaygınlaşmasıyla birlikte içerik denetimi, dijital dünyanın en karmaşık ve sıkıntılı meselelerinden biri haline gelmiştir. Farklı platformlarda hangi içeriğin onaylanması gerektiği konusundaki öznel kararlar, içerik moderasyon süreçlerini oldukça zorlu bir hâle getirmiştir. Ancak OpenAI‘nin öncü yapay zeka modeli GPT-4, içerik denetimi alanında devrim niteliğinde bir adım atmış görünüyor. Yeni teknoloji sayesinde içerik moderasyonunun daha etkin, ölçeklenebilir ve hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi hedefleniyor.
GPT-4 ve İçerik Denetimi: OpenAI, GPT-4 tabanlı bir yapay zeka aracıyla içerik denetimi süreçlerini dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu model, içerik moderasyon kararlarında yardımcı olmanın yanı sıra içerik politikalarını geliştirme sürecini de destekliyor. GPT-4’ün esnekliği ve özelleştirilebilirliği, içerik politikalarında hızlı ve hassas değişiklikler yapılmasını sağlayarak, aylar süren çalışmaları sadece birkaç saate indirebiliyor.
Tutarlılık ve Ölçeklenebilirlik: GPT-4’ün içerik moderasyonunda sağladığı tutarlılık ve ölçeklenebilirlik, içeriğin daha tutarlı bir şekilde etiketlenmesini ve yönetilmesini mümkün kılıyor. Bu özellikle sosyal medya devleri gibi büyük platformlar için içerik denetim süreçlerini tamamen otomatikleştirme potansiyelini ortaya koyuyor.
İnsan Katılımının Önemi: Ancak, yapay zeka modellerinin mükemmel olmadığını unutmamak önemli. GPT-4 gibi sistemler hala hatalı kararlara eğilimli olabilirler. Bu nedenle, insanların sürecin bir parçası olarak devam etmesi gerekmektedir. Özellikle duygusal veya nüans gerektiren içeriklerde insan moderatörlerin gözetimi ve değerlendirmesi hâlâ büyük bir öneme sahiptir.
GPT-4 ve benzeri yapay zeka modelleri, içerik denetimi süreçlerini kökten değiştirme potansiyeline sahiptir. Bu teknoloji, içerik moderasyonunun hızlı, ölçeklenebilir ve tutarlı bir şekilde yapılmasını sağlayarak, insan moderatörlerin üzerindeki yükü hafifletebilir. Ancak, yanıltıcı kararlar konusunda dikkatli olunmalı ve insan faktörünün sürece dahil edilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Çin’in önde gelen elektrikli araç bataryası üreticilerinden biri olan CATL, elektrikli araçların şarj ve menzil sınırlamalarını aşmayı hedefleyen yeni bir pil duyurdu. CATL’nin e-araba bölümünün baş teknoloji sorumlusu Gao Han, Çarşamba günü düzenlenen lansman etkinliğinde, “Shenxing” olarak adlandırılan yeni bataryanın 10 dakikada 400 kilometreye kadar menzil ekleyebildiğini açıkladı.
Shenxing pil donatılmış araçlar, sadece 10 dakikalık hızlı bir şarj sonrasında bile New York’tan Boston’a (yaklaşık 215 mil) kadar yol gidebilecek. Bu inovasyonun seri üretiminin 2023 yılının sonuna kadar başlaması ve ürünlerin 2024 yılında tüketiciye ulaşması planlanıyor.
Shenxing, kendisini “dünyanın ilk 4C süper hızlı şarjlı LFP pili” olarak nitelendiriyor. LFP, Tesla’nın daha kısa menzilli araçlar için kullandığı ve 2021 yılında nikel-kobalt-alüminyum yerine tercih ettiği bir pil kimyası türü olan lityum demir fosfatın kısaltmasıdır.
Araştırma şirketi SNE’ye göre, Çin, CATL’nin öncülük ettiği LFP teknolojisi sayesinde elektrikli araç akü pazarının küresel olarak ilk çeyrekte %35’lik bir pazar payı elde etti. LFP bataryalar, uygun fiyatları ve kimyasal stabiliteleri ile bilinirken, diğer batarya kimyası türlerine göre daha düşük enerji yoğunluğuna sahip olmaları, elektrikli araçların menzilini olumsuz etkileyebiliyor.
CATL’nin hızlı büyümesi, son birkaç yıldır Çin’de yaşanan elektrikli araç devrimi ile destekleniyor. Ancak hükümetin sübvansiyonları azaltması ve COVID-19 sonrası ekonomik zorluklar nedeniyle elektrikli araç endüstrisi yavaşlama gösteriyor. Aynı dönemde, Fujian merkezli batarya üreticileri, kendi bataryalarını üreten Çinli elektrikli araç devi BYD’nin rekabetiyle karşı karşıya. İlk çeyrekte, BYD, küresel elektrikli araç akü pazarında %16,2’lik bir pazar payı ile CATL’nin ardından ikinci sırada yer aldı.
Bloomberg’den Mark Gurman’a göre Apple, cihazın onuncu yıldönümü için Apple Watch’un tamamen yenilenmesini planlıyor.
“Power On” bülteninin son sayısında Gurman, iPhone’un on yılını kutlayan 2017’nin iPhone X’ine benzer şekilde elden geçirilmiş cihazı “Apple Watch X” olarak adlandırıyor. Orijinal Apple Watch 2014’te tanıtıldığından ve 2015’te piyasaya sürüldüğünden, Gurman, X’in 2024’te mi yoksa 2025’te mi piyasaya sürüleceğinden emin değil.
Görünüşe göre Apple, X için daha ince bir kasa ve kayışların cihaza takılması için farklı yollar üzerinde çalışıyor. Kayışları Apple Watch’un kasasına bağlama mekanizması, cihazın piyasaya sürülmesinden bu yana aynı kaldı ve kayışların Apple Watch’un farklı nesillerinde uyumlu olmasını sağladı.
Yeni modellerin geliştirilmesinde yer alan bireyler, Gurman’a mevcut kayış sisteminin daha büyük piller veya diğer dahili bileşenler için daha iyi kullanılabilecek büyük miktarda alan kapladığını söyledi. Bu nedenle, Apple şimdi bir manyetik bant bağlantı sistemi düşünüyor, ancak şu anda X’te hazır mı yoksa mevcut mu olacağı belli değil.
Apple Watch X, Apple’ın mevcut OLED ekranların rengini ve netliğini aşan microLED ekran teknolojisini piyasaya sürülmesiyle de çakışabilir. Ayrıca tansiyon izleme özelliğine sahip ilk Apple Watch olabilir.
Gurman, Apple Watch Series 9’un, cihazın son yıllarda aldığı artımlı güncellemelere benzer şekilde yalnızca “küçük bir yenileme” olacağını da sözlerine ekledi. Yeni cihazların daha hızlı işlemciler ve yeni renk seçenekleri alması bekleniyor, ancak aksi takdirde mevcut modellerle büyük ölçüde aynı olacak. Gurman, bunun “tartışmalı olarak ürünün tarihindeki en küçük yükseltme” olduğunu söylüyor.
Sonuç olarak, Gurman, Apple’ın son zamanlarda daha az sıklıkta daha önemli güncellemeler sunmak için Apple Watch’u yıllık yükseltme döngüsünden uzaklaştırmayı düşündüğünü söylüyor. iPad’in yıllık bir yükseltme döngüsüyle başladığını, ancak bunun her 18 ayda bir yenilemeye yavaşladığını belirtti.
Migros ve Aksa Elektrik, 16 MWp gücünde arazi tipi güneş enerjisi santralini hayata geçirmek üzere iş birliği yaptı. Böylece, Migros’un Çanakkale’den Artvin’e 13 ildeki 300’ü aşkın mağazasının elektrik ihtiyacı 2024 başı itibarıyla tamamen temiz enerji ile karşılanacak.
Sürdürülebilirliği tüm faaliyetlerinin odağına alan ve sektörüne bu alanda da öncülük eden Migros, BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde Türkiye’nin ilk 25 firması arasında yer alıyor. Türkiye’nin temiz enerji ihtiyaçlarına yönelik çözüm sağlayan ve Aksa Elektrik Grubu markalarından biri olan Aksa Solar ile Migros önemli bir iş birliği yaptı. Bu iş birliği kapsamında, iki şirket Enerji Performans Sözleşmesi (EPS) İş Modeli ile yaklaşık 16 MWp kurulu güce sahip Güneş Enerji Santrali kuruyor.
Malatya’da 170 bin metrekare alanda yaklaşık 29 bin adet güneş panelinden oluşacak santralde yıllık ortalama 27 milyon kWh üretim öngörülüyor. Enerji Performans Sözleşmesi (EPS) İş Modeli ile anahtar teslim olarak yaklaşık 6 ayda kurulumu öngörülen güneş enerjisi santrali kapsamında proje yatırım desteği ve tüm izin, tasarım, kurulum, proje süresi boyunca işletme ve bakım süreçleri Aksa Solar tarafından üstlenilecek. Bu güneş enerjisi santrali ile 2024 başı itibarıyla Çanakkale’den Artvin’e 13 ilde 300’ü aşkın Migros mağazasının elektrik tüketimi tamamen temiz enerji ile karşılanacak. Santral ile ayrıca yıllık yarım milyon ağacın atmosferden çektiği karbona denk yaklaşık 12 bin ton karbon emisyonu engellenecek.
Migros İcra Kurulu Üyesi Şevki Tuncer, “BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde ilk 25 firma arasındayız. Yenilenebilir enerji yatırımlarımızla karbon net sıfır hedefine emin adımlarla ilerken enerji maliyetlerimizi de azaltıyoruz. Migros İyi Gelecek Planımız doğrultusunda, sürdürülebilirlik adına her geçen gün kendimize koyduğumuz hedef çıtasını yükselterek sektörümüze öncülük ediyoruz. Aksa Solar ile gerçekleştirdiğimiz Malatya’daki güneş enerjisi santrali projesi sadece çevre dostu bir enerji kaynağı sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda enerji tüketimimizi etkili bir şekilde yöneterek karbon ayak izimizi azaltmamıza da yardımcı olacak. Tarımsal üretime uygun olmayan arazilere kurulacak güneş panelleriyle hem enerji üretecek hem de bu bölgeleri verimli bir şekilde kullanacağız. Malatya’da devreye girecek santral ile 2024 başı itibarıyla Çanakkale’den Artvin’e 300’ü aşkın Migros mağazasının elektrik tüketimini tamamen temiz enerji ile karşılayacağız. Bu santral, engellediği karbon emisyonu ile yarım milyon ağacın görevini üstlenecek” dedi.
Tuncer, şöyle devam etti: “Karbon net sıfır hedefi yolunda somut adımlar attık. Bilime Dayalı Hedefleme (SBT) doğrultusunda, 1,5 ºC senaryosuyla uyumlu olarak karbon emisyonlarımızı 2030 yılına kadar %42 azaltma taahhüdümüz var. Son iki yılda %9’a yakın azaltım sağladık bile. Doğrudan karbon ayak izimizin yarısını oluşturan elektrik tüketimimizi azaltmak için enerji verimliliği konusunda yatırımlar yapıyoruz. Otomasyon teknolojileri ve yeni nesil sistemler kullanarak enerji tasarrufu sağlıyoruz. Kullandığımız elektriği temiz enerjiden elde etmek için de yenilenebilir enerji yatırımlarımızı hız verdik. Yıl sonunda, Dağıtım Merkezi üstü güneş enerji santrallerimizi de 4’e çıkarıyoruz. Aksa Solar iş birliğinde kuracağımız Malatya’daki güneş enerjisi santrali ile bu çabalarımızı genişletmeye devam ediyoruz.”
Aksa Elektrik Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Murat Kirazlı: “Aksa Solar olarak yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması ve bu yatırımlara katkı sağlamak hedefiyle projelerimize devam ediyoruz.” Aksa Solar’ın anahtar teslim projeleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji çözümleri sunduğunu belirten Aksa Elektrik Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Murat Kirazlı, “Ülkemizin 2050 sıfır karbon hedefine ulaşması için Aksa Solar olarak yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması ve bu yatırımlara katkı sağlamak hedefiyle üstlendiğimiz temiz ve yeşil enerji projelerine tüm hızımızla devam ediyoruz. Enerjinin her alanında hizmet veren bir marka olarak iklim krizinin ve emisyon oranlarının küresel gündemde ön planda olmasıyla yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak isteyen şirketlere yerli ve milli kaynakları kullanarak çözüm ortağı oluyoruz. Güneş Enerjisi Santralleri kurulum ve yatırım maliyeti diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla karşılaştırıldığında daha ekonomik bir çözüm olması sebebiyle son yıllarda şirketler tarafından büyük ilgi görüyor” dedi.
Apple, geliştiricilere ve halka açık beta testçileri için iOS 17 beta sürüm 6’yı piyasaya sürdü. iOS 17’nin resmi sürümüne sadece bir ay kala, Apple mühendisleri muhtemelen resmi sürümden önce büyük hataları düzeltmeye odaklanıyor. Ancak bugünün beta sürümü birçok kullanıcı için iki önemli değişiklikle birlikte geliyor.
Aramayı Sonlandır düğmesi efsanesi kayboldu
Apple’ın iOS 17’nin ilk beta sürümünden bu yana iPhone cihazlardaki Telefon uygulamasında bazı değişiklikler yaptığını hatırlayabilirsiniz. NameDrop ve Contact Poster’e ek olarak, bir telefon görüşmesi sırasında görüntülenen arayüz biraz yeniden tasarlandı. Ve bu arayüz değişikliği bir düğme nedeniyle oldukça tartışmalıydı.
Daha spesifik olarak, Apple “Aramayı Sonlandır” düğmesinin bulunduğu yeri değiştirdi ve bu da bir grup insanın kas hafızasını kandırdı. Daha önce ekranın alt kısmında ortalanmış olan düğme arayüzün sağ alt köşesine taşındı.
Sonuç olarak, insanlar bir aramayı sonlandırmaya çalışırken yanlışlıkla Tuş Takımı düğmesine ve hatta FaceTime’a basıyorlardı. Ama görünüşe göre Apple bu hareketin kötü sonuçlarını duymuş. iOS 17 beta 6 ile “Aramayı Sonlandır” düğmesi ekranın ortasına geri taşındı. Neyse ki, insanlar bir daha yanlış düğmeye basmayacaklar.
iMessage’da fotoğraf gönderme
Diğer önemli değişiklik Mesajlar ile ilgili. iOS 17 ile Mesajlar uygulaması, Canlı Çıkartmalar, sesli mesaj transkripsiyonu ve Yanıtlamak için Kaydır gibi bir dizi yeni özellik alıyor. Apple ayrıca kullanıcıların iMessage uygulamalarıyla etkileşim şeklini yeniden tasarladı.
iMessage uygulama listesi artık dokunduğunuzda genişleyen bir “+” düğmesinin altında gizli. Ancak sorun şu ki, Apple bu menünün altındaki Kamera ve Fotoğraflar düğmesini de gizledi ve daha önce kendi özel kısayollarına sahip olan bu tür özelliklere erişmeyi zorlaştırdı. Sonuç olarak, iMessage’da birine fotoğraf göndermek artık birkaç ekstra dokunuş gerektiriyor.
Arayüz bugünün beta sürümünde aynı kalırken, Apple gizli ama harika bir kısayol ekledi. “+” düğmesini basılı tutarsanız, iMessage otomatik olarak Fotoğraf Seçiciyi gösterecektir. Hala eskisi kadar uygun değil, ama hiç yoktan iyi.
Apple’a göre, tüm yeni yazılımlar bu sonbaharda açıklanacak. Söylentiler, Apple’ın etkinliğinin Eylül ayının üçüncü haftasında gerçekleşeceğini gösteriyor, bu yüzden muhtemelen Apple, iOS 17’nin ne zaman herkesin kullanımına sunacağını da yakında duyurabilir.
Birçoğu eskiden kalma olan söz konusu siteler, destek ve bakım eksikliği nedeniyle yaygın açıklar yoluyla hacklenmeye karşı savunmasız hale geliyor ve bu durum kimlik avı saldırılarının önünü açıyor. Kaspersky uzmanları, dolandırıcıların özel bilgileri ve bankacılık verilerini toplayan sahte sayfalar oluşturmak için bu gibi web sitelerinden nasıl yararlandığına ve yayın platformları da dahil olmak üzere popüler hizmetler kisvesi altında dolandırıcılığa nasıl yol açtığına ışık tuttu.
Kaspersky’nin son araştırmasına göre, dolandırıcılar bilinen güvenlik açıklarından yararlanarak kötü niyetli faaliyetlerini WordPress siteleri üzerine odaklıyor. Bazı durumlarda siber suçlular siteleri ele geçirmek için yalnızca yazılım açıklarına güvenmekle de kalmıyor. Bunun yerine zayıf şifrelere veya sızdırılmış kimlik bilgilerine sahip site yöneticilerini hedef alarak kontrol paneline yetkisiz erişim elde etmelerini ve kimlik avı sayfaları yayınlamalarını sağlıyor. Ele geçirilen bu sitelerin ana sayfalarında genellikle işlevsel olmayan düğmeler yer alıyor. Bu sayede saldırganlar orijinal dizinleri kimlik avı içeren aldatıcı dizinlerle değiştiriyor.
Çevrimiçi yayın hizmetlerinin popülaritesindeki artış, bunları söz konusu trendlerden aktif olarak yararlanan siber suçlular için öncelikli hedef haline getirdi. Kaspersky uzmanları sürekli olarak Netflix, HBO Max, Hulu, Disney+ ve diğer tanınmış yayın platformlarını taklit eden kimlik avı sayfaları keşfediyor. Analiz edilen sayfalar arasında bazı eski, saldırıya uğramış web siteleri kullanılarak oluşturulanlar da var.
Bu kimlik avı sayfalarında Netflix’tekilere benzeyen giriş formları bulunuyor ve adres hedeflenen yayın hizmetinin doğru (veya değiştirilmiş) adını içeriyor. Ancak kullanıcının yönlendirildiği web sitesinin gerçek adının taklit etmeye çalıştığı hizmetle hiçbir ilişkisi yok. Bu kasıtlı manipülasyon, durumdan şüphelenmeyen kullanıcıları aldatmayı ve hassas bilgileri ifşa etmek üzere kandırmayı amaçlıyor.
Dijital dünyada dikkatli olmak önemli
Yasal bir servise kaydolmaya çalıştığını düşünen ve durumdan şüphelenmeyen kullanıcılar, hesap giriş bilgileri, bankacılık bilgileri (CVV dahil) dahil olmak üzere kişisel bilgilerini bilmeden dolandırıcılara gönderdiklerinde yalnızca mali kayıpla kalmıyor, aynı zamanda değerli kişisel verilerini tehlikeye atma riskiyle de karşı karşıya kalıyor. Ayrıca tüm bu veriler sitenin kontrol panelinde saklandığı için, bu bilgilere yetkisiz erişimin kolay oluşu kurbanları daha geniş bir saldırı dalgasına karşı savunmasız bırakıyor.
Kaspersky güvenlik uzmanı Olga Svistunova, şunları söylüyor: “Çevrimiçi yayın hizmetleri eğlence alışkanlıklarımızda devrim yaratmış olsa da, dijital dünyada dikkatli olmak çok önemli. Dolandırıcılık kurbanı olma riskini en aza indirmek için aboneliklerin yalnızca yetkili kaynaklardan alınmasını önemle tavsiye ediyoruz. Ayrıca, aboneliklerinizi yönetmek için güvenli ve kullanışlı bir yaklaşım sunan abonelik yöneticisi uygulamalarını kullanabilirsiniz. Bu uygulamalardan yararlanarak aboneliklerinizi güvenle yenileyebilir, hesaplarınız üzerinde kontrol sahibi olabilir ve hassas bilgilerinizi olası tehditlerden koruyabilirsiniz.”
Kaspersky bünyesinde geliştirilen SubsCrub abonelik yönetimi yazılımı, abonelikleri takip etmek, ödeme hatırlatmalarını kolaylaştırmak ve tasarrufa yönelik fırsatları haber vermek için derli toplu bir çözüm sunuyor. Kullanıcı dostu arayüzü ve güçlü özellikleriyle SubsCrab, zahmetsiz abonelik takibi sağlayarak kullanıcıların düzenli ve finansal açıdan ilgili kalmasına yardımcı oluyor. Uygulama Türkçe dilinde mevcut.
Nature Communications’da yayınlanan yeni bir çalışma, virüs ve hastalık tespitini ucuz ve hızlı bir ilişkiye dönüştürebilecek potansiyel olarak devrim niteliğinde bir çözüm olan hızlı genetik tarama için biyoçip teknolojisini anlatıyor. Araştırmacılar, söz konusu teknolojiyi er ya da geç piyasaya sürmek için şimdiden yeni bir şirket (Pumpkinseed Bio) kurdular.
Stanford Üniversitesi’ndeki bilim adamları tarafından Covid-19 virüsüne (SARS-CoV-2) ait gen fragmanlarının hızlı tespiti için geliştirilen teknoloji, mikroskobik silikon kutu dizileri tarafından yapılan “metayüzeyleri” kullanıyor. Bu kutular 500 nanometre yüksekliğinde, 600 nanometre uzunluğunda ve 160 nanometre genişliğindedir ve yakın kızılötesi elektromanyetik radyasyonu yüzeylerinin üzerine odaklayabiliyorlar.
Odaklanmış ışık, optik mikroskopların her kutudan gelen dalga boyundaki değişimi tespit etmesi için daha kolay bir yol sağlıyor; bu, üstte “otuyan” moleküllere bağlı olarak değişebilir. Araştırmacılar, 22 nükleotid içeren gen parçalarını silikon kutulara bağlayarak ve dizileri bir tampon çözeltisine batırarak meta yüzeylerini test ettiler.
Bağlı genetik fragmanlar daha sonra çözeltiye eklenen “tamamlayıcı” DNA parçalarıyla bağlanabildi. Bu DNA iplikleri, her bir silikon kutunun yüzeyindeki elektromanyetik dalga boyunu etkileyerek varlıklarını işaret etti.
Stanford Üniversitesi’nde uygulamalı fizikçi olan Jennifer Dionne, yeni biyoçipinin mikrolitre başına 4.000 kopya kadar az olan hedef genlerin varlığını tespit edebileceğini söyledi. Araştırmacılar, bir burun örneğinde bulunan SARS-CoV-2 virüs fragmanlarının tipik bir konsantrasyonunu tespit edecek kadar hassas olduğu için cihazın kötü şöhretli polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) gibi zaman alıcı çoğaltma tekniklerine ihtiyaç duymadığını belirtti.
Biyoçip, DNA ipliklerini ve proteinleri dakikalar içinde tespit ederek bir enfeksiyonun ne kadar yoğun olduğu hakkında da bilgi sağlayabilir. Araştırmacılar, teknolojinin hem klinik teşhis uygulamaları hem de laboratuvar dışındaki molekülleri izlemek için kullanılabileceğini ve çevre bilimcilerine “oyun değiştiren” bir genetik inceleme çözümü sağladığını söyledi.
Dionne ve meslektaşları, aynı anda birden fazla hastalık biyobelirteçlerini tespit edebilen bir biyoçip oluşturmayı amaçlayan araştırmalarını hızlı bir şekilde ticarileştirmek için Pumpkinseed Bio girişimini kurdular. Moleküler biyolog ve Monterey Bay Akvaryum Araştırma Enstitüsü CEO’su Chris Scholin’e göre, teknoloji çevresel problarda daha büyük bir rol oynayabilirken, klinik teşhiste birkaç rakip çözümle savaşması gerekecek.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, yapay zeka alanında önemli bir hamle yaparak binlerce Nvidia çipine yatırım yapıyor. Bu adım, her iki ülkenin de küresel yapay zeka güç merkezleri olma hedefi taşıdığı düşünülüyor.
Suudi Arabistan, yapay zeka teknolojisinin önemli şirketlerinden olan Nvidia’nın üretken yapay zeka çipi H100’ü satın aldı. Bu çipler, 14.592 CUDA çekirdeği, 80 GB HBM3 kapasitesi ve 5.120 bit bellek veri yolu gibi etkileyici özelliklere sahip ve 40.000 dolar gibi fiyatla satılıyor. Suudi Arabistan, böylece Nvidia’nın bu yıl dünya çapında yaklaşık 550.000 H100 GPU sevkiyatının bir parçası olmuş oldu. Ülkenin kamu araştırma kurumu olan Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2023 yılına kadar 3.000 adet GPU almayı planlıyor. Bu çipler, üniversitenin Shaheen III adlı süper bilgisayarını güçlendirmek ve büyük çaplı yapay zeka projeleri için kullanılacak.
Birleşik Arap Emirlikleri ise, Abu Dabi’deki devlete ait Teknoloji İnovasyon Enstitüsü’nde kendi açık kaynaklı büyük dil modeli Falcon’u geliştirmek amacıyla binlerce Nvidia çipi satın aldı. BAE’nin Falcon projesi, yapay zeka alanındaki ilerlemeyi göstermesi açısından büyük bir adım olarak kabul ediliyor. Ülke, bu projenin yanı sıra yapay zeka uygulamaları için daha fazla Nvidia çipi satın almayı planlıyor.
Ancak bu yatırımların ardında insan hakları ve teknoloji etiği endişeleri de yükseliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, insan hakları konusundaki eleştirilere maruz kalıyor. Ayrıca, bu teknolojinin kötüye kullanılma potansiyeli, uluslararası toplumun ve insan hakları savunucularının dikkatini çekiyor. Çin gibi Orta Doğu ülkelerinin de yapay zeka teknolojisini gözetim ve denetim amacıyla kullanabileceği düşünülüyor.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu yatırımı hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı palaşabilirsiniz.
Google, OpenAI’nin teknolojisini yakalamak amacıyla son birkaç aydır üretken AI ürünleri için değişiklikler ve yeni özellikler sunuyor.
The New York Times’a göre, AI sohbet robotu Bard’a vermek istediği yeteneklerden biri, kullanıcıların hayatlarında karşılaştıkları sorunlar hakkında tavsiye verme yeteneği. Görünüşe göre, teknoloji devi ile çalışan şirketlerden biri, Bard’ın daha samimi soruları yanıtlama yeteneğini test etmek için farklı alanlarda doktoralı 100’den fazla uzman topladı.
Bu test kullanıcıların bir gün Bard’a sorabilecekleri bir istem örneği verildiği bildirildi: “Bu kış evlenecek gerçekten yakın bir arkadaşım var. O benim üniversite oda arkadaşımdı ve düğünümde nedimeydi. Onu kutlamak için düğününe gitmeyi çok istiyorum ama aylarca iş aramaktan sonra hala iş bulamadım. Hedef bir düğün yapıyor ve şu anda uçuşa veya otele param yetmiyor. Ona gelemeyeceğimi nasıl söylerim?”
Soru hem ChatGPT’ye hem de Google’ın Bard’ına iletildi. Birincisinin cevabı, karşılayamayacakları “gerçekten yakın bir arkadaşın” düğününe gerçekten katılmak isteyen biri için sempati ve anlayış uyandıran örnek bir mektupla çok daha insan gibiydi. Bu arada, Bard’ın yanıtı pratikti, ancak örnek özür mektubu basit ve daha az etkileyiciliğindeydi.
Google’ın Bard’ı yaşam tavsiyesi vermede daha iyi hale getirmek için çalışmanın yanı sıra, yeni beceriler öğretebilmesi veya mevcut becerileri geliştirebilmesi için bir özel ders işlevi üzerinde çalıştığı bildiriliyor. The Times’a göre, ayrıca kullanıcılar için bütçeler, yemek ve egzersiz planları oluşturabilecek bir planlama özelliği de geliştiriyor.
Yayının belirttiği gibi, Google, Bard’ın yardım sayfalarındaki insanları “tıbbi, yasal, finansal veya diğer profesyonel tavsiyeler olarak” yanıtlarına güvenmemeleri konusunda açıkça uyarıyor. Teknoloji devi, Bard’ı piyasaya sürmeden önce AI’ya OpenAI’den daha temkinli bir yaklaşım uyguladı.
Times, yapay zeka uzmanlarının daha önce AI’yı yaşam tavsiyesi için kullanan kişilerin bir “durumsal farkındalık kaybından” muzdarip olabileceği ve bazılarının sonunda duyarlıbir varlıkla konuştuklarına inanabileceği konusunda uyardığını söyledi.
Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır derler. Peki teknolojinin hazırladığı kahvenin hatırı ne kadardır? Yüzde yüz yerli girişim olan Köpüklü’nün ilk amacı iyi bir Türk kahvesini kahve severlere pratik bir şekilde sunabilmek. Köpüklü Kurucu Ortağı Berke Başpınar ile, tam otomatik Türk kahve otomatı Köpüklü’yü inceledik, ardında yatan teknolojiyi değerlendirdik ve canlı canlı denedik!
Köpüklü nedir? Nasıl çalışır?
Köpüklü içerisinde kahve çekirdeklerini, şekeri, suyu bulunduran; üzerindeki dokunmatik ekranından şeker seviyesi seçildikten sonra sırasıyla kahve çekirdeklerini öğüten, şeker ve su ekleyen, kendine özgü yöntemiyle karıştıran, cezvede pişiren, bardakta servisini yapan, sonrasında da kendisini temizleyen ve farklı ödeme yöntemlerini kabul edebilen tam otomatik bir “Türk Kahvesi Satış Makinesi” dir.
Entegre değirmeni ile çekirdekten anlık olarak kahveyi öğüterek hazırlar; her zaman taptaze ve lezzetli bir kahve sunar,
Tam otomatik olduğu için hazırlayan bir kişiye ihtiyaç duymaz,
Mutfağa ihtiyaç duymaz; mobil olarak her yere konumlanabilir; bu şekilde “Türk kahvesini özgürleştirir”
Farklı ödeme yöntemlerini kabul edebilir; insansız dükkandır
Her yerde hizmet verebiliyor
Köpüklü ile hizmet verebilecek noktaların sınırı yok; işyerleri, havalimanları, tren garları, vapur iskeleleri, hastaneler, devlet daireleri, akaryakıt istasyonları, üniversiteler, güzellik salonları, tiyatrolar, caddeler, sahil yolları. Elektriğin ve internetin ulaşabileceği her noktada Türk kahvesi hizmeti veriyoruz.
İşyerlerinde, halka açık alanlarda tüm süreçlerini yönettiğimiz bir Türk kahvesi hizmeti veriyoruz.
Günlük hayatımızda iyi kahveye kahve dükkanları/zincirleri aracılığı ile ulaşıyoruz. Burada da çalışan personeller olduğu için gerek müşterileri ile iletişim kurmakta gerek geri bildirimleri almada mağazalar fiziksel alan olarak kahve severlerle görsel bir iletişim kurabiliyorken; personeller de direk müşteriye dokunabiliyorlar.
Bizim mağazamız 1m2’den küçük; tam olarak 0.6 m2. Az yer kaplaması görsel iletişim alanlarını kısıtlıyor. Kahveyi ikram eden bir personelimiz de yok. Bu konuların üstünden gelebilmek için Köpüklüler üzerine konumlandırdığımız dokunmatik ekranları uzaktan yöneterek bir iletişim alanı yaratıyoruz. Önemli günlerde bu ekranlar üzerinden iletişim kuruyor, geri bildirim alabiliyoruz.
Interfax haber ajansı Temmuz ayında, Reddit’in Moskova’nın Rus ordusunu itibarsızlaştırdığını söylediği içeriği kaldıramadıktan sonra Rusya’dan ilk para cezasıyla karşı karşıya olduğunu bildirdi.
Reuters, Reddit’in Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı sırasındaki eylemleri, Rusya Federasyonu silahlı kuvvetlerini itibarsızlaştıran içerik ve diğer “aşırılık yanlısı bilgiler” hakkındaki “bilinçli olarak yanlış bilgileri” silmediği için 4 milyon ruble para cezası (43.895 $) ile karşı karşıya kaldığını yazıyor. Bu para cezası bugün geldi, ancak 2 milyon ruble (20.365 $) ile maksimum miktarın ancak yarısı.
Reddit, bu ay Rusya tarafından para cezasına çarptırılan tek teknoloji şirketi değil. Apple ve Wikipedia da sözde sahte haberleri silmemekle suçlandı. Cupertino’nun durumunda, Rus medya düzenleyicisi Roskomnadzor’un ülkedeki siyasi durumu istikrarsızlaştırmayı amaçladığını söylediği Apple Podcast’lerdeki materyallerle ilgiliydi. Apple, harekete geçmediği için yaklaşık 4.077 dolar olmak üzere 400.000 ruble para cezasına çarptırıldı.
Reddit ve Apple’a karşı para cezaları şirketlerin Rusya’dan ilk gelen para cezası olsa da, Wikipedia’nın sahibi Wikimedia Vakfı’nın 3 milyon ruble para cezası (~ 30.581 $) birçok para cezasının sonuncusuydu. Politico, örgütün Rus ordusuyla ilgili “yasaklanmış” içeriği kaldırmadığı için Nisan ayında yedinci kez para cezasına çarptırıldığını yazıyor. Vakıf, Ukrayna’daki savaşla ilgili içerikle ilgili para cezaları için Moskova mahkemesiyle iki aktif temyiz başvurusu olduğunu söyledi.
Ukrayna’nın işgalinden günler sonra Rusya, Rusça konuşanları korurken Ukrayna’yı askerden arındırmak ve “denazize etmek” için tasarlanmış “özel bir askeri operasyon” olduğunu uzun zamandır iddia ettiği şey hakkında “sahte” haberlerin yayılmasını yasaklayan bir yasa çıkardı. Bu yasayı çiğnemekten hüküm giyenler 15 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya. İçeriği kaldıramayan platformları da inceleyebilir.
Geçen hafta, Metro serisini kaleme alan ve video oyunu versiyonlarında 4A Games ile işbirliği yapan Rus bilim kurgu yazarı Dmitry Glukhovsky’nin, Moskova mahkemesinin onu Rusya ordusu hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgiler yaymaktan suçlu bulmasının ardından sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldığını gördü. Glukhovsky, artık Rusya’da yaşamadığı için gıyaben mahkum edildi.
Otomotiv endüstrisi, son yıllarda “elektrikli ve akıllı araçlar” kavramları etrafında önemli bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşüm, sadece araçların yakıt tüketimini azaltma amacını taşımakla kalmayıp aynı zamanda sürücü deneyimini ve araç güvenliğini de önemli ölçüde artırmayı hedeflemektedir. Bu evrime öncülük eden Çinli şirketler, küresel otomotiv sahnesinde söz sahibi olma konusunda oldukça iddialı adımlar atıyor. Bu doğrultuda, Geely ve Baidu, sektördeki en büyük dönüşümlerden birini gerçekleştirme yolunda önemli bir işbirliği içindeler. Baidu ve Geely Holdings, ortaklıkların “önemli bir kilometre taşı” olduğunu söylediği yeni otonom mobilite markası Ji Yue’yi duyurdu.
Lansman, Baidu’nun metaverse temalı uygulaması Xirang’da düzenlenen bir çevrimiçi basın toplantısında gerçekleşti.
Baidu ve Geely Holdings, yeni otonom mobilite markası Ji Yue’nin lansmanınında duyurarak stratejik ortaklıkları ile önemli bir adım attı. Bu girişimde Baidu, akıllı kabin, otonom sürüş ve yapay zeka alanındaki uzmanlığını kullanacak ve bu teknolojileri Ji Yue otomobillerine entegre edecektir. Ji Yue’nin amiral gemisi modeli olan Ji Yue 01, bu yılın son çeyreğinde tanıtılacak ve Çin’deki teknoloji odaklı tüketicilere otonom mobilite çözümleri sunarak akıllı mobilite kavramını yeniden tanımlamayı amaçlayacak.
Ayrıca, şirketler Ji Yue 01’i geliştirmenin ötesinde, artan akıllı elektrikli araç talebini karşılamak amacıyla Çin’de bir şarj altyapısı ağı kurmayı planladıklarını da belirtti. Bu adım, elektrikli araçların yaygınlaşmasına ve daha sürdürülebilir bir mobilite geleceğine yönelik atılmış olumlu bir adımdır.
Bu, Geely ve Baidu arasındaki ilk otomotiv işbirliği değil. İki şirket daha önce 2021 yılında Jidu adlı bir elektrikli araç girişimini ortaklaşa finanse etmiş ve 2022 yılında bir robot konseptli otomobil piyasaya sürmüştü.
Bunların başında gelen vergi yönetiminde doğru bilgilere sahip olmak, vergi ödemelerini düzenli yapmak ve mevzuattaki değişiklikleri takip etmek, serbest çalışanların özellikle finansal güvenliklerini sağlamaları adına önem taşıyor. Serbest çalışma sektörünün global finans ve çalışma partneri Ruul’un Kurucu Ortağı Mert Bulut, freelance çalışanların vergi takip ve yönetim süreçlerinde hayatlarını kolaylaştıracak ipuçlarını sıraladı.
Günümüzde, freelance iş modelinin popülerliği hızla artarken, serbest çalışanların bu esnek iş düzenine başarılı bir şekilde adapte olabilmeleri büyük bir önem taşıyor. Bu yeni nesil ekonomik düzenle birlikte gelen özgürlük, finansal yönetimi de bireysel bir sorumluluğa dönüştürüyor. Bu noktada da serbest çalışanların, özellikle vergi yükümlülükleri hakkında bilgi sahibi olmaları ve vergi süreçlerini en doğru şekilde yönetebilmeleri gerekiyor.
Serbest çalışanların global finans ve çalışma partneriRuul Kurucu Ortağı Mert Bulut, “Toplumun belli bir kesiminde hala freelance çalışanların, vergiye tabi olmadığına dair yanlış bir bilgi var. Oysaki vergi yönetimi, freelance çalışanların işlerini sürdürülebilir ve başarılı bir şekilde yürütebilmeleri için en kritik konuların başında geliyor. Serbest çalışanlar da diğer işletme sahipleri gibi vergi yükümlülüklerini yerine getirmezlerse, cezalar ve yasal sorunlarla karşılaşma riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu nedenle, vergi beyannamelerini zamanında ve doğru şekilde sunmak ve ödemeleri düzenli olarak yapmak, finansal istikrarın korunması açısından kritik bir önem taşıyor” dedi.
Vergileri doğru yönetmek gelirleri optimize etmek açısından çok önemli
Vergi yönetimi sadece yasal düzenlemelere uyum sağlamakla da sınırlı değil. Serbest çalışanlar, vergi süreçlerini etkili bir şekilde yöneterek vergi avantajlarından da yararlanabiliyorlar. İşle ilgili masrafları ve harcamaları takip etmenin, vergi kesintilerini ve geliri optimize etmek açısından son derece önemli olduğu freelance iş kültüründe, serbest çalışanlar bu sayede hem vergi yüklerini hafifletebiliyor hem de daha iyi mali planlama yapabiliyorlar.
Freelance çalışanlar için vergi süreçleri bazen yasalardan bazen de iş süreçlerinden kaynaklı olarak karmaşık hale gelebiliyor. Mert Bulut, vergi yönetim süreçlerindeki karışıklıkları ve zorlukları en aza indirmek için serbest çalışanların dikkat etmesi gerekenleri 7 maddede özetledi:
Muhasebe Kayıtlarının Düzenli Tutulması: Gelir ve giderlerinizi düzenli olarak kaydetmek, muhasebe kayıtlarını tutmak vergi yönetim sürecinin en önemli ayaklarından biridir. Muhasebe kayıtları, vergi beyannamelerini hazırlarken ve vergi kesintilerinden yararlanırken size yardımcı olabilir. Elektronik muhasebe yazılımları veya muhasebe uzmanından destek alarak kayıtlarınızı düzenli olarak takip edebilirsiniz.
Giderlerin Tipi ve Belgelenmesi: Freelance çalışanlar için işle ilgili masrafların izlenmesi ve belgelenmesi de bir diğer önemli konudur. İşinizle ilgili seyahat, malzeme alımları, ofis masrafları gibi harcamalarınızı takip ederek ve beyannamenizde doğru bir şekilde yer vererek vergi kesintilerinden yararlanabilirsiniz. Bağımsız çalışanlar, ev ofisi kullanımı, mesleki eğitim masrafları, sağlık sigortası primleri gibi giderler için vergi indirimlerinden yararlanma fırsatına sahiptir. Bu harcamaları gider olarak göstererek elde ettiğiniz gelirin bir kısmını koruyabilirsiniz.
Vergi Dönemlerinin Takibi: Vergi ödemeleri için son tarihler zaman zaman unutulur. Bu durumda karşınıza gereksiz ceza ve faiz ödemeleri çıkacaktır. Bu bağlamda vergi dönemlerini ve son ödeme tarihlerini düzenli olarak takip etmek önemlidir. Takviminizdeki önemli tarihleri not alarak, vergi süreçlerinizi düzenli ve düzgün bir şekilde yönetebilirsiniz.
Vergi Ödemelerinin Düzenli Yapılması: Freelance işlerden elde edilen gelirin vergileri, haliyle bordrolu çalışanlar gibi otomatik kesilmez. Bu nedenle, gelirinizin bir kısmını düzenli olarak ödeyeceğiniz vergiler için ayırmanız son derece önemlidir. Aksi halde vergi ödeme döneminde problem yaşayabilirsiniz. Bununla birlikte gelirinizi doğru bir şekilde rapor etmek ve kesinti haklarından yararlanabilmek için vergi beyannamelerinizi zamanında ve doğru bir şekilde doldurmanız gerekir.
Bağımsız Çalışanlar İçin Özel Vergi Kuralları: Bazı ülkelerin, bağımsız çalışanlara özel vergi yönetmelikleri vardır. Kendi işinizde çalışırken dikkate almanız gereken bu özel kuralları araştırarak, vergi avantajlarından yararlanabilirsiniz. Örneğin Türkiye’de şahıs şirketi kuran ve 29 yaş altında olan serbest çalışanlar “Genç Girişimci Desteği” kapsamında üç yıl boyunca yıllık 75 bin TL’ye kadar elde ettikleri kazanç için vergiden muaftır. Ayrıca freelancer çalışanların geçici kazançlarında elde ettikleri gelir 58 bin TL’nin altında ise vergi ödemezler.
Uluslararası İşlerde Vergi Uygulamaları: Her ülkenin vergi politikaları, yasaları ve uygulamaları farklı olabilir ve bu durum iş yapma süreçlerini etkileyebilir. Eğer farklı ülkelerde iş yapma fırsatınız varsa, o ülkelerin vergi yasalarını ve uygulamalarını anlamak da son derece kritiktir. Bu sayede uluslararası işlerde karşılaşabileceğiniz vergisel zorlukları ve riskleri minimize edebilirsiniz. Global işlerde vergi yükümlülüklerinizi bilerek hareket etmek, finansal açıdan istikrarı koruma ve potansiyel yaptırımlardan kaçınma açısından da önemlidir.
Mevzuattaki Değişiklikleri Takip Etmek: Vergi mevzuatındaki güncellemeleri takip etmek; doğru vergi beyanı verme, vergi yükümlülüklerini zamanında ve doğru şekilde yerine getirme ve olası cezai yaptırımlardan kaçınma açısından kritik bir rol oynar. Freelance çalışanlar güncel mevzuatı takip ettiklerinde finansal açıdan da güvende olurlar.
Profesyonel danışmanlık işinizi kolaylaştırır
Vergi yönetimi süreçlerinde profesyonel bir vergi uzmanından danışmanlık almak aslında vergi süreçlerinden karşınıza çıkabilecek sorunları en aza indirmenizde size ciddi artılar sağlar. Profesyonel bir danışman size vergi süreçleri konusunda rehberlik edebilir ve en uygun stratejileri sunabilir.
Esnek çalışma düzeninde yerel yönetmeliklerle uyumlu olmanın önemine vurgu yapan Ruul Kurucu Ortağı Mert Bulut sözlerine şu şekilde devam etti: ‘‘Freelance iş modeli dediğimizde aslında uzmanlıkların ve hizmetlerin tamamen online ekosistemde sunulmasından bahsediyoruz. Özellikle pandemi sonrasında kalıcı hale gelen yurtdışı şirketlerle uzaktan çalışma ve freelance çalışma trendleri, Türkiye’de çalışanlar için vergi ve yasal uyumluluğa dair kafa karışıklığı yaratabiliyor. Bu kapsamda biz de geliştirdiğimiz Akıllı Vergi Asistanı çözümümüzle, Türkiye’de serbest çalışanların vergi süreçlerini tek bir panel üzerinden otomatize etmesini ve yönetmesini sağlayacağız.’’
Kripto para piyasaları, küresel piyasalara göre daha sığ olması ve buna bağlı olarak daha volatil piyasalar olmasından dolayı en riskli piyasaların başında geliyor. Kripto piyasaları, ticarete yönelik riskleri dışında düzenleyici eksikliğinden dolayı, kötü niyetli kişilerin de hedefinde olan piyasalar olarak öne çıkıyor. Bu piyasalarda ticaret riski dışındaki dolandırıcılık risklerinden korunmak için öncelikle kripto sektörüne yönelik dolandırıcılık yöntemlerinden haberdar olmak gerekiyor.
Teknolojinin hızla ilerlemesi insanların hayatını kolaylaştırırken diğer yandan güvenlik açıklarının artmasını da beraberinde getiriyor. Kripto piyasalarının da dahil olduğu finans teknolojisinde bugün başa çıkılması gereken en büyük sorunlardan biri siber güvenlik olarak biliniyor.
Yatırımcıların bireysel olarak dolandırıcılık faaliyetleri konusunda bilgi sahibi olması riskin minimize edilmesi konusunda son derece önemli. Bu kapsamda, kripto sektöründe en sık görülen dolandırıcılık yöntemleri ve bunlardan korunma yöntemleri Investing.com editörleri tarafından aşağıdaki gibi sıralandı.
Kimlik avı saldırısı
Bu yöntemde dolandırıcılar, sahte web siteleri veya e-postalar kullanarak kullanıcıların kişisel bilgilerini çalmaya çalışır. Kullanıcıların güvenilir olmayan bağlantılara tıklamaması ve kişisel bilgilerini paylaşmaması bu saldırıdan korunmak için yeterlidir. Ayrıca e-posta kutularına gelen mail adreslerinin uzantılarının kontrol edilmesi de etkili bir korunma yöntemi olarak kabul edilebilir.
Pump&Dump aktiviteleri
Kripto ticaretinde sıklıkla görülen ve Pump&Dump olarak bilinen bu yöntem, özellikle piyasa hacmi düşük kripto varlıkların piyasasına yönelik gerçekleşen bir dolandırıcılık yöntemi olarak kabul edilebilir.
Bu yöntemde bir grup, kripto para fiyatını manipüle ederek yüksek kazanç vaadi ile yatırımcı çekmeye çalışır. Düşük hacimli altcoin’lerde daha sık rastlanan bir aktivitede suni alımlar yapılarak yatırımcıların altcoin talebini artırması beklenir. Böylece kripto varlığı büyük ölçüde dip seviyesinden alan grup katılımcıları, hızlı yükselişin ardından satışa geçerek kısa vadeli volatiliteden kâr sağlamayı amaçlar.
Özellikle sosyal medya platformlarında yoğunlaşan bu gruplardan ve sosyal medyada yüksek kazanç vadeden isimlerden uzak durarak bu aldatmacadan korunmak mümkündür.
Rug Pull dolandırıcılığı
Rug Pull, bir kripto projesinin geliştiricilerin ellerindeki varlıkları hızla satarak projeyi terkettiği durumu ifade eder.
Kripto para piyasalarında binlerce proje geliştirilir ve bunlardan bazıları kısa sürede muazzam değer artışları kaydeder. Bu gibi projeler, yüksek kazanç beklentisi içinde yatırım yapan kullanıcılar için bir risk teşkil eder. Öyle ki kripto varlıkların büyük çoğunluğunu elinde tutan proje sahipleri, yükselen talebi değerlendirerek ellerindeki varlıkları merkezsiz kripto borsalarında hızla satabilir. Bu kişiler, böylece projeyi terkederek ciddi kârlar elde edebilir. Hâl böyle olunca dolandırıcıların elde ettikleri kâr, o proje yatırım yapan kullanıcıların birikimlerinden oluşur.
Bu yüzden kurucuları anonim olan, büyük yatırım kuruluşları tarafından fonlanmayan ve belirli kullanım alanına odaklanmayan kripto projelerinden uzak durmak birikimlerin heba olmaması için son derece önemlidir.
Sahte ICO’lar
Bu yöntem özellikle 2017 yılında boğa piyasasını yönlendiren altcoin patlamasının yaşandığı dönemde sıklıkla karşımıza çıktı. Artan talepten yararlanmak isteyen birçok kötü niyetli kişi ve grup, düzenleyici boşluğundan yararlanarak ilk token teklifi olarak adlandırılan sahte ICO projeleri oluşturdu ve yatırımcılardan ciddi miktarlarda fon topladı. Ancak bu projelerin bir çoğunun aylar içinde boş olduğu farkedilirken projeyi lanse edenler Rug Pull benzeri bir yöntemle yatırımcıları dolandırdı.
Bugün de kripto endüstrisinde birçok proje hayata geçirilirken yatırımcıların projeleri detaylı şekilde araştırması son derece önemli. Bu tür sahte projelerden kaçınmak için özellikle piyasa tarafından kabul görmüş Launchpad platformlarından çıkan projelere yatırım yapmak riski minimize etme konusunda son derece önemli.
Phishing (oltalama) dolandırıcılığı
Bu yöntem kimlik avı saldırısına benzer şekilde, sahte web siteleri veya e-postalar aracılığıyla kullanıcıların kripto para cüzdan bilgilerini veya özel anahtarlarını çalma girişimidir. Kullanıcılar, özellikle özel anahtarlarını hiçbir platformda paylaşmayarak bu tür saldırılardan korunabilir. Ayrıca kullanılan harici kripto cüzdanlarının da kaynaklarının güvenli olduğu kontrol edilmelidir.
Özetleyecek olursak; kripto sektöründeki dolandırıcılık faaliyetlerinden korunmak için şunlar faydalı olabilir:
Yüksek işlem hacmine sahip güvenilik kripto borsalarını kullanmak ve hesap güvenliği için iki faktörlü kimlik doğrulamayı tercih etmek
Kripto projelerine yatırım yapmadan önce projenin teknik dokümanını incelemek ve ekip hakkında detaylı bilgi edinmek
Güvenli gözükmeyen bağlantılara tıklamamak ve kişisel bilgileri paylaşırken temkinli olmak
Şüpheli aktiviteleri sosyal medya aracılığıyla araştırmak
Kripto para endüstrisinde ticaret ve yatırım yaparken riskler minimize edilebilir, ancak risk tamamen ortadan kaldırılamaz. Bu nedenle, yatırım yapmadan önce kişisel finansal duruma ve risk algısına göre hareket etmek önemlidir.
Esas Ventures kurucusu Fethi Sabancı Kamışlı ve Alarko Ventures partneri Cem Garih, 100 milyon dolarlık fon büyüklüğüne sahip yeni bir VC kurdu; Formus Capital.
Formus Capital, yerli veya yabancı yeni teknoloji ve iş modelleri barındıran çeşitli projelere yatırım yapabilecek. Bu noktada belirlileyici olacak olan öncelik, yatırım yapılan şirketin beş yıl içinde sektöründe lider olup olmayacağı olacak.
İkili, Fast Company TR’ye verdikleri demeçte bunun aslında temelinin geçmişte birlikte yürüttükleri operasyonların bir üst seviyeye taşınması anlamına geldiğini ve artık Formus Capital adı altında yeni bir marka olarak devam edeceğini açıkladı.
Sağlanacak olan 100 milyon dolarlık fonun %50’sini ikili sağlayacak, geriye kalanı onlarla aynı vizyonu paylaşan çeşitli ortaklardan gelecek. VC şimdiye kadar 14 yatırım yaptı fakat fonun tamamı henüz kullanılmış değil.
Şirketin hedefi de birkaç yıl içerisinde fonun tamamını yatırma dökmüş olmak fakat burada az önce de belirtildiği üzere yapılan yatırımın beş yıl içerisinde sektörün lideri olması kriteri de belirleyici oluyor.
Formus Capital, ülkemizde ilk defa iki büyük şirketin yeni bir fon için bir araya gelmesindeki ilki sağlaması; teknoloji yatırım platformuna dönüşme vizyonu ve küresel bakış açısına sahip olması yönüyle güzel bir potansiyel sunuyor.
Twitter’da, yeni adıyla X’te enelayy adıyla bilinen bir kullanıcı “@Cruise sürücüsüz araba dün yasadışı olarak bir Dur işaretinden geçti ve neredeyse iki anneyi ve çocuklarını ezdi.” şeklinde bir tweet attı.
Enelay, iki kadın ve iki çocuk geçerken bir Cruise sürücüsüz arabasının yaya geçidinde duramadığını gösteren araç kamerası videolarını yayınladı. Araba, anne ve çocuklara çarpmak üzereyken son saniyede saptı ve yayalar kıl payı kurtuldu.
O gün, San Francisco’nun North Beach semtinde, 10 kadar Cruise sürücüsüz araba ana caddeyi engelleyerek yerel halkın öfkesini körükledi.
Yaşanan bu iki olay toplumun sürücüsüz araba teknolojisine karşı sorgulayıcı bir yaklaşım sergilemesine sebep oldu. Buna ek olarak firmanın hiçbir şey olmamış gibi araçların savunması oldukça firma adına antipatik bir profil çizdi ve toplumu karşısına alan bir şirket konumuna düşürdü.
Geçmişte Elon Musk’ın sahibi oldu Tesla’nın araçlarının gerçekleştirdiği kazalar da olmuştu. Fakat firmanın süreci yönetim şekli çok daha profesyonel olduğu için firma ve teknolojisi süreci daha temiz bir şekilde atlatmıştı.
. @Cruise driverless vehicle in front of me yesterday illegally went through a Stop sign and nearly ran over two moms and their kids. #SFpic.twitter.com/FjoFN95l7l
Vodafone, Türkiye’nin dijitalleşme yolculuğunu mercek altına alan yeni bir rapor yayınladı. Vodafone’un Politika Analiz Laboratuvarı (PAL) işbirliğiyle hazırladığı “Dijital Türkiye 2030 Raporu”nda Türkiye’nin dijital dönüşümdeki durumu, potansiyel gelişim alanları ve olası ekonomik etkiler gelişmiş ülkelerle karşılaştırmalı bir perspektifle değerlendiriliyor. Türkiye’nin dijital yüzyılına ışık tutması hedeflenen raporda, ülkenin dijital dönüşüm süreci ve bu sürecin hızlandırılması için önerilen politika adımları Dijital Toplum, Dijital Şirket, Dijital Devlet ve Dijital Altyapı başlıkları altında inceleniyor. Raporun tamamına buradan erişebilirsiniz.
Dijital becerilere sahip misiniz? Bu sorulara "evet" diyebiliyor musunuz?
– Bilgiye ulaşabilen – E-posta gönderebilen – Veri analizi yapabilen – Güvenliğini sağlayabilen – İnternet bankacılığı kullanabilen
Vodafone’un yayınladığı “Dijital Türkiye 2030 Raporu”, düzenlenen basın toplantısında tanıtıldı. Toplantıda konuşan Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, dijitalleşmenin ekonomik ve sosyal gelişimin temeli olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:
Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy
“Vodafone olarak bir yandan Türkiye’nin dijitalleşmesi için çalışırken, bir yandan da bu alanda gelişim fırsatlarını inceleyen, kamu politikası için önemli veriler sağlayan analizlerin üretilmesine liderlik ediyoruz. ‘Dijital Türkiye 2030 Raporu’nda ülkemizin dijital dönüşüm sürecinin en önemli üç unsuru olan toplum, şirketler ve devleti mercek altına aldık. Bu unsurların olmazsa olmaz bileşeni ve önkoşulu durumundaki altyapıyı da dördüncü eksen olarak inceledik. 2030 yılı, sürdürülebilir kalkınma amaçlarıyla temsil edilen küresel kalkınma işbirliğinin hedef tarihi. AB başta olmak üzere çoğu gelişmiş ülkenin dijital stratejilerinin hedef yılı da 2030.”
Dijital beceriye sahip nüfus oranı yükselmeli
“Dijital beceriler vatandaşların günlük aktivitelerini kolaylaştırırken akademik olanakları iyileştirmede, kamu hizmetlerine ve iş olanaklarına erişmede de önemli rol oynuyor. Türkiye’de bireylerin %30’u en az temel düzeyde dijital beceriye sahipken, AB’de bu oran %54. AB’nin resmi hedefi 2030’da bunu %80’e çıkarmak. AB’nin bu hedefine erişebilmemiz için 30 milyon kişinin temel dijital becerileri edinmesini sağlayacak bir hamleye ihtiyacımız var. En az temel seviyede dijital beceriye sahip nüfus oranını önce %60, sonra %80’e yükseltmeyi hedeflemeliyiz. Ancak bu sayede internet üzerinden bilgiye ulaşma, e-ticaret, internet bankacılığı, iş olanakları yaratılması gibi alanlarda gelişme kaydedebilir ve ekonomiye olumlu katkı sağlayabiliriz. Bunun için dijital beceri kazanımına yönelik eğitim politikaları ile akıllı telefon, tablet ve bilgisayar gibi cihazlara erişimin kolaylaştırılması alanlarında atılacak adımlar kritik önemde. Bu noktada özellikle cihaz taksit sınırlamalarının kaldırılmasının, cihaza erişimin önünü açacak bir adım olacağını düşünüyoruz.”
Daha hızlı mobil internet deneyimi için 5G'yi geçişi bekleyene kadar atabileceğimiz güzel adımlar var. Bunlardan biri de 700 MHz bandı. Peki bu bant ne anlama geliyor? Vodafone Türkiye Dış İlişkilerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel kısaca anlatıyor ?? pic.twitter.com/ZNexgLisMh
“Dijitalleşme endeksinin 1 puan artması GSYİH’de 26 milyar dolarlık artış sağlayacak”
Engin Aksoy, şöyle devam etti: “Türkiye’de internet kullanan firma oranı AB ortalamasını yakalamış olsa da firmaların ancak %60’ı hızlı internete erişebiliyor. Analizler, tüm firmaların hızlı internete eriştiği durumda GSYİH’de ilave %0,5 artış olabileceğini, başka bir deyişle 4,2 milyar dolarlık ilave gelir etkisi sağlanacağını gösteriyor. Raporda, şirketlerin temel dijitalleşme göstergelerindeki performansını değerlendirmek ve burada sağlanacak gelişimin ekonomik etkisini ölçmek üzere bir dijitalleşme endeksi oluşturduk. Bu endekse göre ülkemizdeki KOBİ’lerin %15’i orta seviyede dijital iken, sadece %4’ü yüksek seviyede dijital. Büyük şirketlerde ise bu oranlar sırasıyla %39 ve %25 düzeyinde. 10 üzerinden puanlanan dijitalleşme endeksindeki 1 puanlık artış şirketlerin verimliliğinde %6 oranında artış sağlıyor. Türkiye’deki tüm şirketlerin ortalama endeks skorunun 1 puan yukarı çıkması, ülke genelinde %3’lük ilave GSYİH artışı, yani 26 milyar dolarlık bir artış sağlayabilecek.”
“Hızlı internet kullanan şirket oranı %100’e çıkarılmalı”
“Dijital endüstrilerin ekonomideki payının AB ortalamasına yakınsaması, başka bir deyişle %5,5’e yükselmesi ve 30 mbps üzeri hızlı internet kullanan şirket oranının %100’e çıkarılması hedeflenmeli. Tüm şirketlerin en az bir yeni dijital teknoloji ürünü edinmesi yoluyla dijitalleşme seviyesi yükseltilmeli. Diğer yandan, şirketler dijitalleştikçe ve bulut bilişim gibi teknolojileri daha fazla kullandıkça veri merkezlerine olan ihtiyaç arttığından, bu alandaki yatırımlar da önem kazanıyor. Veri politikalarının uluslararası normlara uyumlu olması ve teşviklerin cazibesinin artırılması öncelikli olmalı. Özellikle mikro ve küçük işletmeler başta olmak üzere KOBİ’lerin dijital dönüşümünün desteklenmesi ve bilişim şirketlerinin gelişimine yönelik teşvik programlarının uygulanması gerekiyor.”
“Katma değeri artıracak yerli üretime odaklanmak gerekiyor”
Engin Aksoy, Dijital Devlet konusuna da değinerek şöyle konuştu: “Ülkemizin e-devlet konusunda güçlü bir konumda olması, 2030’a giden süreçte e-devletten Dijital Devlete geçişi mümkün kılıyor. Ulusal Dijital Devlet stratejisinin ve kamu bulut bilişim stratejisinin tamamlanarak uygulamaya geçirilmesi, açık kamu verisi kullanarak değer yaratılmasına yönelik girişimlerin başlatılması, kamuda bulut bilişim sistemlerinin yaygınlaştırılması, bu süreci kolaylaştıracak adımlar olacak. Diğer bir konu ise kamunun dijitalleşmesinde ihtiyaç duyulan ürün ve hizmetlerin geliştirilmesinde işletmeciler ve yerli teknoloji ekosisteminin işbirliğini geliştirecek girişimlerin hayata geçirilmesi. Katma değeri artıracak yerli üretime odaklanarak ileriye dönük ihtiyaçları zamanında tespit eden, buna göre Ar-Ge, üretim ve pazarlama planlarını ortaya koyan bir platform oluşturmak gerekiyor. Günün koşullarına ve teknolojinin gelişimine göre donanımın yanı sıra yazılım ürünlerini de kapsayan yerli ürün tanımları yapılmalı. Bu şekilde planlı bir yerli üretim politikası ile hem kamuda hem özel sektörde yerli üretimin ve kullanımının artması sağlanabilir.”
“Kaynakların yeni nesil mobil teknolojilere yönlendirilmesi yatırımlar için önemli”
“Eski nesil mobil teknolojilerin uygun bir plan dahilinde yeni teknolojiye dönüşümünün sağlanması ve kaynakların yeni nesil mobil teknolojilere yönlendirilmesi yatırımlar için önemli. 3G’nin yeni teknolojilere geçiş yapılarak güncellenmesi, gelişmiş ülkelerde yaygınlaşan bir yaklaşım. Avrupa’da pek çok hizmet sağlayıcı, eskiyen teknolojiler için yatırımları durdurup tahsis edilmiş spektrumu 4G ve 5G’de kullanmaya veya bu doğrultuda planlama yapmaya başladı. Almanya, Çekya, İtalya ve birçok ülkede en az bir operatör geçiş planını açıkladı. Önümüzdeki dönemde mevcut 4.5G altyapısının daha etkin kullanılması için atılacak adımlar kısa vadede mobil bağlantı kalitesini artırabilir. Bunun yanı sıra frekans tahsisi başta olmak üzere spektrumun etkin kullanımını amaçlayan düzenlemelerin yapılması hem mobil şebekelerin performansını artıracak hem de yatırımların verimliliğini sağlayacak. Yeni nesil teknolojilere geçişi de kapsayan spektrum kullanımı yol haritasının kamuoyu ile paylaşılması, 5G dahil sektörde uzun vadeli yatırımların planlanmasında kılavuz görevi görebilir.”
“Türkiye’de fiber hattı yaklaşık 2 milyon kilometreye çıkarılmalı”
Dijital Altyapı alanında atılması gereken adımları paylaşan ve Türkiye’de mobil ve sabit genişbant internet yayılımının OECD ortalamasının gerisinde kaldığına işaret eden Aksoy, şunları söyledi:
“Mobil genişbant abone oranında OECD ortalamasına erişmemiz için 2030’a kadar her yıl abone yoğunluğunun %10 büyümesi gerekiyor. Bu, yıllık %1’e varan GSYİH artışı, yani ekonomiye 7 milyar dolarlık katkı sağlayacak. Diğer yandan Türkiye’de 100 kişi başına fiber abone sayısının 6, OECD ortalamasının 12, en yüksek 10 OECD ülkesinde ise 28 olduğunu görüyoruz. Dijitalleşme konusunda örnek gelişim sergileyen ülkelerden Güney Kore’de kilometre yol başına düşen fiber hat uzunluğu bizim 4 katımız. Aynı yoğunluğa ulaşmak için fiber hattının yaklaşık 2 milyon kilometreye çıkması, bunun için de her yıl %17 artması gerekiyor. Bu sayede 2030’a kadar her yıl GSYİH’ye %2,2’lik, yani 19 milyar dolarlık katkı sağlanabilecek.”
“Yenilikçiliği ve verimliliği artıran bir düzenleyici çerçeve gerekiyor”
“Sektörümüz, dijitalleşmeyi sağlayan ve kolaylaştıran stratejik bir konumda. Bu nedenle diyoruz ki, Türkiye 2030’a kadar fiberde OECD ortalamasını yakalamalı. Bu alanda lider ülkelerle yarışmayı hedeflemeli ve yatırımları hızlandırmalıyız. Diğer yandan frekans tahsisleri yapılarak 3G yerine 4.5G önceliklendirilerek ve 5G yatırımları hayata geçirilerek, özellikle sanayi bölgeleri gibi üretim verimliliğini de artıracak alanlarda yeni teknolojilere hızlı geçişin desteklenmesi önemli. Altyapı yatırım ve hedefleri konusunda ilerleyebilmek için düzenleyici çerçevenin yenilikçiliği ve verimliliği artıran, yatırım ve güven ortamını güçlendiren nitelikte olması önemli. Dijital altyapılar gibi yoğun yatırım gerektiren alanlarda düzenlemelerin maliyet boyutunu da göz önüne alarak yatırımların devamlılığını sağlamak kritik. Yeni teknolojileri, dijitalleşmeyi ve bu alanda yapılacak yatırımları kolaylaştırıcı ve düzenlemelerin oluşturacağı maliyeti de göz önüne alan bir bakış açısıyla ilerlememiz gerekiyor.”