Madem arabalar otonom, kamyonlar neden olmasın?

En sağ şeritten, yavaş bir hızla, tamamen belli bir güzegahta giden bir aracın kontrolü için gerçekten bir insana ihtiyaç var mı? Uber tarafından geçtiğimiz ay 680 milyon dolara satın alınan Otto’ya göre, ihtiyaç yok. Yukarıda yaptığımız tanıma çoğu kamyon ve özellikle uzun araç sınıfındaki TIRlar uyuyor. Otto, bu gibi taşıma ve nakliye araçlarına, insansız sürüş özellikleri kazandırıp otonom bir şekle sokmaya çalışan yeni bir şirket. Google’ın akıllı araçları ile doğrudan rekabet içinde olan Uber tarafından satın alınması zaten an meselesiydi, o da oldu. Otto, özellikle uzun araç statüsüne giren nakliye araçlarının ABD otoyollarında otonom olarak sürüş yapabilmeleri için değişikliğe uğratıyor. Yani Otto’nun sistemi, farklı bir araç yapmak değil. Hali hazırda var olan TIR filolarındaki araçları modifiye edip, otonom sürüş yetenekleri kazandırmak. Bu yaklaşım, sıfırdan araç yapmaya göre, şu anda hesaplamamıza değmeyecek kadar daha ucuza mal oluyor. Otto’nun teknolojisi biraz Tesla’nın teknolojisini andırıyor. Otonom sürüş sistemi, yalnızca otoyollarda çalışıyor. Yani kamyonun veya TIRın içerisinde yine de bir insan sürücüye ihtiyaç var. Ancak bu insan sürücü, aracı yalnızca şehir içinde veya otoyol dışındaki yollarda sürecek. Böyle büyük nakliye araçlarının kat ettikleri yolun büyük kısmı otoyollarda geçtiği için, sürücüler daha çok dinlenebilecekler. Dinlenmiş sürücüler kaza riskini azalttığı gibi, daha çok nakliye işlemi yapabilecekleri anlamına da geliyor. Otto geçtiğimiz ay sonu satın alındığı sırada teknoloji geliştirme aşamasındaydı. Ancak işin içine Uber’in teknolojisi ve deneyimi girince, otonom TIR teknolojisi roket gibi hızlandı. Otto, 2017 yılı içerisinde bu teknolojisi kullanıma sunabileceğini düşünüyor. Uber uygulamasında bir tuşa bastığınızda ortalama 3 dakika içerisinde aracınız önünüzde oluyor. Nakliye endüstrisinin şu andaki standart uygulaması ise, 5 saat sürebilecek telefon görüşmeleri ile öncelikle kamyonun yerini belirlemeye çalışmak. Böyle bir ilkellik, tüm dünya ekonomisinin dayanak noktalarından olan kara nakliye ve taşımacılık sektörüne yakışmıyor. Otto’nun satın alınıp teknolojisini pazara çıkartması Uber’in de işine yarıyor. Uber, son zamanlarda temel işi olan taşımacılıktan nakliyeye yönelmiş durumda. Örneğin Uber Eats, restoranlardan evlere servis hizmetlerini otonom hale getirmeye çalışıyor.

Facebook At Work önümüzdeki ay kullanıma açılıyor

0
Facebook, iş yaşamını sosyal medya kadar bağımlılık yapıcı bir hale getirmek istiyor. Facebook’un kurumsal iletişim ve iş bölümü ağı olan Facebook At Work önümüzdeki birkaç hafta içerisinde kullanıma açılacak. Microsoft tarafından satın alınan ve piyasadaki ciddi bir şekilde ilgi uyandıran tek kurumsal ağ olan Yammer ile doğrudan rekabete girecek Facebook At Work, normal Facebook kullanımının sunduğu tüm özellikleri ve kullanıcı deneyimini kurumsal çalışanlara sunacak. Tabii, Facebook ile Facebook At Work arasında bazı farklar var. Öncelikle Facebook At Work ücretli bir ağ. Facebook, şirketlerden aylık aktif kullanıcı sayısına göre bir ücret alacak. Bunun iki sebebi var: Birincisi, Facebook kurumsal çalışanların Facebook At Work’e çok talepkar yaklaşacaklarını düşündüğü için sabit bir ücret belirlemenin anlamsız olacağını düşünüyor. İkincisi, kurumsal çalışanlar eğer olur da yeterli ilgiyi göstermezlerse, kurumların boşu boşuna Facebook At Work için para vermesini istemiyor. Facebook ile Facebook At Work arasındaki başka bir önemli farklılık ise, Facebook At Work’ün SaaS araç tedarik şirketleri ile uyumlu çalışacağı. Böylece kurumların kullandıkları SaaS araçları, Facebook At Work ile kolayca entegre olabilecek. Böyle SaaS tedarikçileri arasında en başta Asana’nın ismi sayılıyor. En önemli farklılık ise, Facebook At Work dahilinde yalnızca işletmenin çalışanlarının olması. Dışarıdan başka kimse bu ağa giremeyecek. Ancak bu özellik tartışmalı. Özellikle yüksek miktarda dış kaynak desteği kullanan veya danışmanlık şirketlerinden yardım alan kuruluşların, bu kişileri de ağlarına eklemek istemeleri gibi bir senaryo doğabilir. Bu durumda Facebook At Work’ün nasıl işlediğini sanırız ortaya çıktığında göreceğiz. Facebook At Work 2014 yılında geliştirilmeye başlandı ve 2015 yılında bazı seçme kurumlarca beta testleri yapıldı. Özellikle Royal Bank Of Scotland gibi çok yüksek çalışan sayısının olduğu kurumlar test için tercih edildi; 100 bin çalışandan fazla. Facebook At Work, Facebook’tan aşina olduğumuz News Feed yerine Work Feed kullanıyor. Adı haricinde diğer işlevleri tamamen aynı. Convo (aylık 9 dolar), Salesforce Chatter (aylık 15 dolar), ve Microsoft Yammer (aylık 24 dolar) işlevlerini tek elden yerine getiriyor. Facebook At Work ayrıca yine aşina olduğumuz Messenger uygulamasının tüm mesajlaşma, fotoğraf, video gönderme, grup kurma, sesli ve videolu görüşme gibi işlevlerini sunduğu için bir yandan da Slack ve Skype ile rakip oluyor. Hiç kimsede olmayan özellikler arasında ise canlı video yayınını ve etkinlik düzenlemeyi sayabiliriz. Görünüşe göre Facebook At Work’ün iki tane çok güçlü ayrıcalığı var. Birincisi, tüm yukarıda saydığımız uygulama, yazılım ve ağların özelliklerini tek elden sunması. Böylece kurumsal müşterilerin IT departmanları birçok uygulamayı aynı anda yönetmeye çalışırken saç baş yolmayacak. Çalışanların bilgisayarları da yazılım çöplüğüne dönmeyecek. Ama en büyük artısı, aşinalık. 1,7 milyar insan aktif olarak Facebook kullanıyor. Türkiye’de internet bağlantısı sahibi kişilerin yüzde 95’i aktif olarak Facebook kullanıyor. Yani kurumsal çalışanlar ağa girdikleri anda nasıl kullanacaklarını zaten biliyorlar. Oryantasyon süreci yalnızca saniyeler alacaktır.

Startup çalışanı olmak ya da olmamak

0
Startup, gençlerin başına beladır. Beladır, çünkü gelecek hayallerini planlamada, tekere çomak sokar. Üniversiteyi bitirip iş hayatına atılma arifesinde ne kadar kolaydır oysa kurumsal bir şirkete kapak atmaya çalışmak. Maaş belli, görev belli, oh. Ama işte, startupların cazibesi, sıfırdan bir hizmeti, ürünü, şirketi ayağa kaldırmanın tatmini yoktur kurumsal şirketlerde. Kurumsal tarafta hikaye yazılıp bitmiştir. Hikayede rol alan oyuncular bellidir. Bu şirketlerde özel sağlık sigortası, pozisyona göre özel araç ve başka yan haklar vardır ama, kendinin efendisi olma yoktur. Eğer ileride kendi işinizi kurmak isterseniz, bu konuda deneyim sağlayamazlar. Bunu yalnızca biz söylemiyoruz. Önemli startup şirketlerin kurucuları da söylüyor. Örneğin Türkiye’nin önemli startup şirketleri arasında gösterilen Paraşüt’ün Kurucu Ortağo Sean Yu, “Belki ileride kendi şirketinizi kurmayı düşünüyor olabilirsiniz. Böyle bir hedefiniz varsa bir startup’ta çalışmak belki de hayallerinizi gerçekleştirmek için gerekli tüm deneyimleri kazanacağınız yer olabilir. Bir startup’ta çalışmak, sıfır noktasındaki yeni bir ürünün ayağa kalktığını görmek gibidir. Startup organizasyonlarda dikey bir yapılanma olmaması, tüm çalışanların yöneticiler ile daha yakın temasta çalışabilmesine olanak tanıyor. Böylelikle şirketin hedefleri, karşılaşılan zorluklar ya da elde edilen başarılar, müşterilerle geliştirilen ilişkiler/deneyimler, tüm çalışanlar tarafından yakından tecrübe edilebiliyor. Startup çalışanları bir girişimin başlangıç safhasından itibaren tüm olgunlaşma evrelerine şahit oldukları için, ileride başarılı bir girişimci olmak için bulunmaz bir deneyim kazanmış oluyor” diyor. Bir startup’ta çalışarak her gün yepyeni bir deneyim yaşayabilir, işinizle ilgili karşınıza çıkan zorlukları tek başınıza aşmak durumunda kalabilirsiniz. Öğrenmek ve kendinizi geliştirmek, zorunlu olduğunuz bir şey haline gelir. Bir Startup’ta çalışmak kesinlikle merdivenin basamaklarını daha hızlı çıkmanızı sağlıyor. Bir Startup’ta birkaç yıl çalıştıktan sonra kendi girişimini kuran, pazara yeni bir ürün sunan birçok girişim görebiliyoruz. Ayakta kalabilen ve başarılı startup’lar çoğunlukla önceki kariyer hayatında startup ekosistemi içerisinde çalışmış bireylerden oluştuğunu görüyoruz. Girişimcilik ekosisteminin herhangi bir parçasında deneyim kazanmak, kesinlikle ileriki kariyer hedeflerini olumlu anlamda etkileyecektir.

Güncelleme kılığındaki fidye yazılımı Fantom

0
Yeni bir fidye yazılmı (ransomware) olan Fantom, Microsoft Windows güncellemesi kılığına girerek kullanıcıların yazılımı indirmesini sağlıyor ve veri güvenliğini ihlal ediyor. Bildiğiniz gibi hackerların sistemleri bloke etmesini ve kullanıcıların dosyalarını şifrelemesini, böylece dosyaların açılamamasını veya kullanılamamasını sağlayan zararlı yazılımlara fidye yazılımı deniyor. Fidye yazılımları aynı zamanda uygulamaların çalışmasını engelliyor. Böylece bundan etkilenen kişiler, sistemlerini tekrar çalıştırmak veya dosya ve uygulamaları açmak- kullanmak için hackerlara fidye ödemek zorunda kalıyorlar. Son günlerde fidye yazılımı saldırılarının sayısı da gittikçe artıyor. Son aylarda fidye yazılımı saldırılarına maruz kalan birçok kurum var.

Fantom nasıl işler?

Fantom, açık kaynak fidye yazılımı projesi EDA2’ye dayanarak geliştirilmiş bir fidye yazılımı ve sahte bir Windows Güncellemesi Ekranı göstererek ortaya çıkıyor. Bu güncelleme ekranı size Windows’un yeni ve kritik bir güncelleme kurduğunu düşündürüyor. Fidye yazılımının dosya özelliklerinde bile bunun Microsoft’tan geldiği belirtiliyor ve dosya tanımlaması olarak ‘Kritik Güncelleme’ ibaresi yer alıyor. Bunun gerçekten bir Windows güncellemesi olduğuna inandırıldığınız için, olasılıkla çalıştırıyorsunuz. Fidye yazılımı böylece WindowsUpdate.exe isimli bir başka gömülü programı çıkarıyor ve çalıştırıyor, sonra da sahte bir Windows Güncellemesi ekranı beliriyor. Bu ekran, tüm aktif pencerelerin üzerini kaplıyor ve açık olan herhangi bir uygulamaya geçemiyorsunuz. Bu güncelleme ekranında görünen yüzde, size Windows güncellemesinin devam ettiğini düşündürüyor ama aslında yüzde arttıkça dosyalarınız şifreleniyor. İsterseniz Ctrl+F4 tuş kombinasyonuyla bu ekranı kapatabiliyorsunuz ama dosyalar arka planda şifrelenmeye devam ediyor. Diğer EDA-2 temelli fidye yazılımları gibi Fantom da rastgele bir AES-128 anahtarı oluşturuyor ve bunu RSA kullanarak şifreliyor. Sonra bu, zararlı yazılımcıların Kumanda ve Kontrol sunucusuna yükleniyor. Bu dosyalar AES-128 şifreleme protokolü kullanılarak şifrelenip şifrelenen her dosyaya .fantom uzantısı ekleniyor. Fantom’un şifrelediği dosyaların bulunduğu klasörlerde ayrıca DECRYPT_YOUR_FILES.HTML isminde bir fidye notu oluşturuluyor. Şifreleme tamamlandığında Fantom iki ortak iş dosyası açıp çalıştırıyor ve bu dosyalar, gölge kopyalarını ve daha önce gelmiş olan sahte güncelleme ekranını siliyor. Ve sonunda DECRYPT_YOUR_FILES.HTML ismindeki fidye notu geliyor. Burada verilerinizi kurtarmak için onlardan parola satın almanız gerektiği söyleniyor. Ödeme talimatları için [email protected] veya [email protected] adresine e-posta göndermeniz isteniyor. Aynı zamanda dosyalarınızı kurtarmaya çalışmamanız, aksi takdirde verilerinizi tamamen yok edebileceğiniz konusunda uyarılıyorsunuz. Hackerlar fidye yazılımları ile saldırıda bulunurken birçok farklı yöntem kullanıyor ama Fantom’da kullanılan strateji, akıllıca. Saldırganlar, kurumsal kullanıcılar da dahil olmak üzere birçok kullanıcının tanıdığı ve hatta güvendiği bir ekranı taklit ediyorlar; insanları gerçek bir Windows güncellemesi yaptıklarına inandırmak ve bu şekilde Fantom’u indirmelerini sağlamak nispeten kolay. Bu, genel anlamda zararlı yazılımlar ve özellikle de fidye yazılımları açısından tehlikeli bir trende işaret ediyor olabilir.

Disney Twitter’ı satın almak için görüşmelere başladı

0
Daha dün ilettiğimiz haberde Twitter’ın satışı için Google ve Salesforce’un görüşmeler için fırsat kolladığını duyurmuştuk. Birçok farklı kaynak tarafından onaylanan yeni bilgilere göre Disney, Twitter’ı satın almak için uzmanlar ile görüşmelere başladı. Disney’in şu anda bankerler ile yaptığı görüşmeler, satın almanın şirketleri için mantıklı olup olmadığı ve ne kadarlık bir fiyat teklifi ile Twitter’ın karşısına çıkmaları gerektiği üzerine. Bazı raporlar Twitter’ın değerini 30 milyar dolar olarak belirtirken, uzmanlar fiyatın aslında çok daha düşük olduğunu söylüyor. Cuma gecesinden beri, Google ve Salesforce tarafından satın alma haberleri ile birlikte hisse fiyatları büyük yükseliş kaydeden Twitter’ın değerinin 20 milyar doları bulmuş olabileceği konuşuluyor. Ancak bazı kaynaklar da, bir satın almada 13 milyar dolar civarı fiyatlar konuşulacağını tahmin ediyorlar. Disney çoğu kişinin aşina olduğu gibi bir çizgi film yapım şirketi veya kanalı değil. Disney, ABC ve ESPN gibi dev medya ağlarını da bünyesinde barındıran bir medya üretim şirketi. Görünüşe bakılırsa Twitter gibi büyük bir sosyal medya platformunu satın alarak etki alanını artırmak niyetinde. Twitter Amerikan Futbol Ligi maçlarını canlı olarak yayınlayan bir platforma sahip. Hatta bu platformda kullandığı altyapının bir benzeri ile Periscope ürününü geliştirdi. Altyapıyı üreten şirket ise BAMTech. Disney’in BAMTech’te de yüzde 33 hissesi bulunuyor. Twitter’ın CEO’su ve Kurucusu Jack Dorsey de Disney’in yönetim kurulunda bulunuyor. Yani Twitter ve Disney arasındaki bağlantılar aslında oldukça sıkı. Bu durum göz önüne alındığında, özellikle Amerika’da ve dünya çapında kablolu yayınlardaki düşüş ve dijital yayınlardaki yükseliş de dikkatle incelendiğinde, Disney’in yayınlarını göstermek için bir platform aradığı sonucuna varıyoruz. Özellikle ESPN ve ABC, daha büyük dijital video iş birlikleri ve sosyal medya entegrasyonu ile büyük yararlar elde edebilirler. Bu birliktelik eğer gerçekleşirse, dağıtım platformlarının tekrar kurgulanması ile uzun dönemli gerçek zamanlı içerik vizyonu gerçekleşmiş olacak.

Amazon ve Google Microsoft’u haklı çıkarttı

Bulut bilişimde Amazon ve Google stratejileri aslında Microsoft’u öne geçirebilir. Microsoft’un Azure bulut bilişim platformu, 10 milyar dolarlık Amazon’un Web Hizmetleri (AWS – Amazon Web Services) devinin epey gerisinde ikinci sırada olabilir. Ancak Microsoft’un büyük bir avantajı var: Azure’u, dünyanın en geniş kullanıcı tabanı olan kendi kurumsal müşterilerinin hepsine satabilir. Burada anahtar nokta Microsoft’un Windows Server iş modeli. Bu model ile hali hazırdaki veri merkezi yatırımları doğrudan Azure’a bağlanabilir. Tek yapılması gereken şirketin kurumsal harcamalar için kullandığı kredi kartı numarasını girmek ve sonucunda teorik olarak sınırsız süper bilgisayar gücüne kavuşmak. Bulut bilişimde esas para kaynakları, büyük veri merkezlerine sahip bu kurumsal şirketler. Amazon ve bulut bilişim konusunda üçüncü sıradaki Google da, bulut hizmetlerini bu tarz şirketlere satabilmek için yazılımlarını güncelleme peşindeler. Bu uğraş, Amazon ve Google’ın bulut iş modelini oluşturan, herkesin kullanımına açık bulut platformu konseptinin tam tersi. Her iki şirkette sonunda herkesin böyle bir bulut platformu kullanmak istemeyebileceğini kabul ettiler. Örneğin regülasyonlar ve veri yönetimi endişeleri ile verilerin asla özel sunucuları terk etmemesi gereken şirketler var. Mesela var olan tüm finans kuruluşları ve tüm bankaları bu sınıfta sayabiliriz. Bu yönelim özellikle Google için pek bir şey değiştirmedi çünkü daha 2015 yılının Temmuz ayında OpenStack ile ortaklık kurarak Amazon Web Hizmetleri’nin ücretsiz ve açık kaynak versiyonunu yapmaya çalışıyordu. Bu versiyon aynı zamanda özel veri merkezlerine de kurulup çalıştırılabilecekti. Amazon için ise bu trendin epey ciddi sonuçları olabileceğini tahmin ediyoruz. 2015 gibi yakın bir tarihte Amazon’un CTO’su Werner Vogels, “Hibrit bulut denilen şeyi, şirketler tüm IT altyapılarını AWS’a kaydırmadan önce bir ara adım olarak görüyorum” demişti. Amazon’un AWS Storage Gateway gibi hibrit çözümleri olsa da, müşterinin kendi verisini yönetmesine yönelik değil, tüm verisini Amazon bulutuna taşımasını sağlayan hizmetler üretiyor. Amazon’un da özel bulut için yazılım yatırımı yapıyor olması, bu pazarı çok ciddiye aldığını gösteriyor. Ancak Microsoft, öteden beridir pazardaki bu boşluğu görüp, tüm yazılım ve satış stratejisini bunun üzerine kurduğu için, kısa vadede Amazon Web Services ile arasındaki gelir uçurumunu azaltacağını, belki de kapatacağını düşünmemek için bir sebep yok. Microsoft bir yandan da 2017 Azure Stack lansmanı ile hibrit bulut stratejisini daha da hızlandırmaya çalışıyor. Azure Stack şirketlere, sunucularına doğrudan Azure Cloud’un bir karbon kopyasını kurmalarını, böylece bulut kurulum işlemlerini oldukça basite indirgemeyi planlıyor.

Insider değerlemesini 2,2 milyon dolar daha büyütüyor

0
Dijital ve online pazarlama yapan şirketlere, çok kanallı müşteri deneyimini iyileştirme üzerine çözüm hizmetleri sunan Insider’a yapılan yatırıma, İstanbul merkezli risk sermaye firması 212 LTD’nin öncülüğünde, Insider’ın ilk destekçisi GBA’nın yanı sıra Wamda Capital ve Doğan Grup’un risk sermayesi şirketi ÖNCÜ GSYO da katıldı. Insider’ın bu turda aldığı yatırım miktarı 2,2 milyon doları buldu. Bu turdaki yatırımlar ile birlikte Insider’ın 2012’de kurulmasından bu yana aldığı toplam yatırım 3,3 milyon dolara çıktı. Insider’ın Kurucu Ortağı ve CEO’su Hande Çilingir konuyla ilgili yaptığı açıklamada aldıkları yeni yatırımı öngörüsel modelleme, gelişmiş segmentasyon ve oto optimizasyon teknolojilerini geliştirmede ve global açılımda değerlendireceklerini belirterek, “Büyük ülkeler olmasına karşın yetersiz hizmet alan Japonya, Güney Kore, Çin gibi pazarlarda oldukça tatmin edici bir ilgiyle karşılaştık. Önümüzdeki yıl boyunca Asya Pasifik (APAC) bölgesindeki varlığımızı sağlamlaştırıp gelirimizi 2016’da üçe katlayarak yeni pazarlara açılmayı planlıyoruz’’ dedi. GBA Başkanı Emre Kurttepeli ise yaptıkları yatırımla ilgili olarak şunları söyledi: “Sundukları öngörüsel modelleme ve oto optimizasyon teknolojisiyle sektörü kökünden değiştirmeye hazırlanan Insider pazarlama uzmanlarının harcamalarını ve dönüşüm oranlarını optimize etmelerini sağlayarak, işlerini kolaylaştırmaya devam edecek. Web, mobil ve uygulama üzerinden gelen veriyi gerçek zamanlı olarak analiz ederek kullanıma hazır bir şekilde bizlere sunan Insider’a güvenimizi bu yatırımla bir kez daha göstermiş olduk. GBA dışında önemli fonların da gücünü arkasına alan Insider’ı desteklemeye devam edeceğiz.” GBA’nın Kurucu Üyesi ve Melek Yatırımcısı Melih Ödemiş ise yaptığı değerlendirmede, “Insider ekibini bu girişime başlamalarından daha önceden beri tanıyorum. İyi bir fikir ve çok sağlam bir kurucu ekip bir araya geldi. En başından beri onları hem maddi hem de manevi olarak ciddi şekilde destekledim. Cesur ve seri adımlarını, yurtdışına açılma konusundaki başarılarını çok takdir ediyorum. Türkiye’den çıkmasını arzuladığımız uluslararası başarı hikâyesi olmaya aday bir girişim. Bu yatırım turunda bizlere katılan yeni yatırımcıların da desteğiyle şirketi çok daha iddialı bir noktaya taşıyacağımıza inanıyorum.” dedi.

Türkiye’de finans teknolojileri nereye gidiyor?

0
Dünyada bankalar ekonominin temeli ve Türkiye’de ekonomik beklentiler her zaman yüksek. E-ticaret, online alışveriş, kişiselleştirilmiş pazarlama, mobil ve temassız ödemelerin yaygınlaştığı günümüzde fintek olarak adlandırılan finans teknolojileri gittikçe yaygınlaşıyor. Teknoloji artık doğrudan ekonomiyi ve pazarları belirleyerek bankaların rekabet gücünü, hizmet kapasitesini artırıyor. Örneğin, BKM verileri temassız ve mobil ödemelerin alışveriş oranını üçte bir oranında artırdığını gösteriyor. Öte yandan, finans teknolojilerinin ülkemizde yaygınlaşması için mevzuat uyumluluğu yetmiyor. Aynı zamanda bankaların teknik şartnameler bağlamında ortak standartlar belirleyerek bankalar arası işbirliğini güçlendirmesi gerekiyor. Peki, Türkiye’de bankalar bu talebe karşılık vermeye hazır mı? Yapı Kredi Bilişim Teknolojileri ve Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cahit Erdoğan’a sorduk. Söyleşimizde yapay zekanın iş zekasına dönüşerek kişiselleştirilmiş pazarlamayı tetiklediğini vurgulayan Erdoğan, özellikle mobil cihazlar bağlamında müşterinin de evde, yolda, işte ve tatilde farklı alışveriş davranışları sergilediğini belirtti. İlgili yazı: Bankacılık Sektörünü Fintech Startupları Kurtarır mı?

Yapay zekaya uygun regülasyonlar

Mobil cihazların klasik müşteri segmentlerini dinamik bir akışa dönüştürmesi fintekte büyük veri analizinin önemini de artırıyor; çünkü çoğu zaman müşteri de birkaç saniye içinde hangi ürünü alacağına, ne yapacağını bilmiyor. Bütün bunlar genellikle anlık kararlar çerçevesinde gerçekleşiyor ve mobil cihazlar müşteri davranışındaki değişkenliğin en büyük tetikçisi oluyor. Bu nedenle dünyada ve Türkiye’de fintek öncelikle entegrasyon teknolojileri üzerinden yürüyor. Gelecekte yapay zekanın çağrı merkezi, ATM’ler ve online destek hizmetlerinde gerçek çalışanların yerini alması bekleniyor. Sanal müşteri temsilcileri, kişisel dijital asistanlar ve yatırım danışmanı botlarının yaygınlaşacağı günler yaklaşıyor.

Cahit Erdoğan ile finans teknolojilerinin geleceği

EMEA işletmelerinin siber güvenlik stratejileri

0
Fortinet tarafından yaptırılan yeni bir araştırma, EMEA bölgesinde 250’den fazla çalışanı olan kurumlardaki IT karar vericilerinin siber güvenlik stratejilerini ortaya koydu: • Katılımcıların yüzde 48’i, giderek çoğalan güvenlik ihlallerine verilecek en iyi karşılığın, tehdit döngüsünün tamamında koruma sağlayan yeni siber güvenlik stratejilerine yatırım yapmak olduğunu düşünüyor. • IT yöneticilerinin en büyük iki kaygısı bulut güvenliği ve IT sistemlerindeki zaaflara karşı korunma: Bulut güvenliği: Bölgedeki katılımcıların yüzde 53’ü ve İspanya’dakilerin yüzde 61’i- en yüksek EMEA’da. IT sistemlerindeki zaaflara karşı korunma: Bölgedeki katılımcıların yüzde 53’ü ve İtalya’dakilerin yüzde 59’u. • Ancak, çoğu kişi giderek artan güvenlik ihlallerinin, ayrıca yönetilen bir güvenlik hizmet sağlayıcısından dışkaynak hizmeti alınmasına katkı yaptığını düşünüyor. Araştırma, üç veya beş yıl içinde, EMEA kurumlarının yüzde 44’ünün siber güvenlik önceliklerini dışkaynak hizmeti ile karşılayabileceğini ortaya çıkardı. Siber güvenliğin dışkaynak hizmetiyle karşılanacağı öngörüsünün en yüksek olduğu ülke Almanya (tüm kurumların yüzde 14’ü bu değişimi yapacak), bu konuda en yavaş olanı (yüzde 4) ise İspanya. Fortinet Global Satış ve Destek’ten sorumlu Başkan Yardımcı ve Kıdemli Yönetim Kurlu Üyesi Patrice Perche konuyu şöyle özetliyor: “Yaptığımız bağımsız araştırma EMEA bölgesinde her sektörden kurumsal ölçekteki işletmelerin acil ihtiyaç duyduğu konuların altını çiziyor. İşletmeler, sınırsız ağları için bütüncül ve uyarlanabilir siber güvenlik mimarilerine yatırım yaparak güvenlik ihlallerine daha hızlı ve etkin bir şekilde karşılık verme ihtiyacı duyuyorlar. Fortinet, sorunsuz ve kapsamlı güvenlik yapısıyla bu konudaki güvenliği tavizsiz bir şekilde tedarik edecek benzersiz bir yapıya sahip.”

Bulgular güvenlik yapısı ve aksiyon alınabilir tehdit istihbaratı ihtiyacını doğruluyor

Araştırmada siber saldırılardan etkilenenlerin ne tip karşılıklar verdiği incelendi; böylece mevcut güvenlik altyapılarının, giderek dijitalleşen dünyamızın gerçeklikleriyle nasıl başa çıktığı gösterilmek istendi. Tüm EMEA bölgesinin yarısında (yüzde 52) araştırmaya katılan ve geçen yıl karşılaşılan güvenlik ihlallerini bildiren BT karar vericilerinin yalnızca yüzde 16’sı ihlalin gerçekleştiğini birkaç dakika içinde fark etmiş. Yakın zamanlarda saldırı deneyimi yaşayan İspanya’daki katılımcılar da bu tepki eşiğinin yalnızca 11’ine karşılık verilebilmiş. Sağlık hizmetleri gibi bazı sektörlerde katılımcıların yüzde 50’sinin ihlali saptamaları günler, aylar hatta yıllar almış. Tehditleri hızlı ve etkin bir şekilde saptama ve karşılık verme konusundaki bu sorunlar, saldırıya uğrayan şirketin yüksek bir bedel ödemelerine yol açıyor: hassas veriler kaybediliyor, sistemler bozuluyor ve marka itibarı sarsılıyor. Araştırmaya göre bu saldırıları en aza indirmek ve kurumlarını daha iyi koruyabilmek isteyen işletmelerdeki BT yöneticilerinin aldıkları ilk önlem tehdit saptama teknolojileri kullanmak (yüzde 17) ve bulut tabanlı siber güvenlik hizmetlerinden yararlanmak (yüzde 12). Bu yetenekler, aksiyon alınabilir tehdit istihbaratının sağlanması ile daha da güçlü kılınıyor. EMEA’daki katılımcılara göre ‘saldırıların önlenmesindeki iyileşmeler’ tehdit istihbaratının sağladığı en büyük değer (yüzde 43). Bunu yüzde 38 ile ‘bilgi güvenliği stratejisindeki gelişmeler’ ve yüzde 35 ile ‘ihlal saptama konusundaki iyileşmeler’ takip ediyor. Yeni tehdit istihbaratı yeteneklerinin nasıl ve nerelerde uygulanacağı konusunda ise katılımcıların yüzde 35’i, tüm güvenlik aktivitelerini yerinde denetleyen kendi tehdit araştırma/olay tepki ekiplerinin olduğunu söylüyor; ancak bunun oranı Almanya’daki yüzde 42 iken İtalya’da sadece yüzde 26. Bu arada, katılımcıların yüzde 26’sı, siber tehdit istihbaratını dışkaynak hizmeti olarak alınabileceğini söylüyor; bu katılımcıların yüzde 22’si İspanya’da, yüzde 31’i İngiltere’de olmak üzere tehdit istihbaratını dışkaynak hizmeti olarak alıyor. Fortinet Bölge Direktörü Derya Aksoy “BT karar vericileri, doğal olarak, her yönden gelen tehditlerle mücadele debilmek için daha fazla kaynağa ihtiyaç duyuyorlar fakat aranan cevaplar mevcut çözümleri değiştirip yerine başka şeyler koyma ve daha fazla harcama yapmak anlamına gelmiyor. Fortinet’in açık ve uyarlanabilir güvenlik yapısı, işletmelerin saldırı altındaki bölgedeki istihbaratı paylaşan güvenlik yetenekleri ile uçtan uca koruma sağlanabileceğini gösteriyor. İşletmeler kendi siber güvenlik altyapılarının kontrolünü kurum içinde yürütse de, giderek daha da büyüyen küresel topluluğumuzdan bir dışkaynak hizmeti alıyor olsa da, aynı yetenek ve performansı gösterme konusunda benzersiz özelliklere sahibiz” diyor.

Twitter satışa çıkıyor

0
Sosyal ağ devlerinden Twitter, satılması için anlaşma masasına oturuldu. Son zamanlarda büyüme hızı tarihinin en yavaş döneminde olan Twitter, sosyal ağ operasyonunu bir türlü kar ettiremiyordu. En son 140 karakterlik yazı limitine fotoğraf ve bağlantı gibi link kategorisindeki metinleri saymama kararı alarak, kullanıcıların kendilerini biraz daha rahat ifade etmelerine çalışan Twitter, şeffaflık raporlarını da güncellemişti. Ancak görünen o ki son 1 yıldır yaptıkları hiç bir şey Twitter’ı kara geçirmiyor. Twitter’a yakın kaynaklara göre yönetim kurulu da Twitter’ın satılması konusunda istekli. Birçok teknoloji firması da satın almak için istekli. Arz ve talebin belirgin olduğu böyle bir durumda eninde sonunda satışın gerçekleşeceği düşünülüyor. Birçok teknoloji firması da, Twitter için nasıl bir fiyat biçmeleri gerektiğini düşünüyor. Satışın hemen gerçekleşmeyeceği belli ancak teknoloji şirketleri Twitter ile görüşmeler içerisinde. Bu şirketler arasında başı çeken en önemli isimler Google ile Salesforce. Yine adı açıklanmayan Twitter kaynakları, görüşmelerin sürdüğünü ve yıl bitmeden bir satış gerçekleşebileceğini iddia ediyorlar. Kısa zaman içerisinde de ilk teklifleri almaya başlayacakları belirtiliyor. Twitter her ne kadar kar üretmeyi başaramasa da, taliplerinin asıl ilgilendiği kısmın Twitter’ın yarattığı veri ve medya kuruluşu özellikleri olduğu belirtiliyor. Yani talipleri, şirketin karlılık performansı ile pek ilgilenmiyorlar. Ancak borsaya baktığımızda, Twitter’ın satış için görüşmeler yaptığı haberi çıktığı an itibari ile hisse değeri yüzde 21,42 artarak 17,95 dolardan 22,87 dolara kadar çıktı ve 190 milyon dolardan fazla işlem hacmi gerçekleşti. Gün içinde New York Borsası tekrar açıldığında gerçek hisse fiyatının ne olduğunu daha net göreceğiz. Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey böylece iki konuda haksız çıkmış oldu. Öncelikle şirketi satmayı düşünmediğini açıklamıştı. Ardından da hisselerde düşüş beklediğini. Bu beklentiler ile strateji çizen Twitter’ın ABD’li yatırımcıları, borsa fiyatlarına ters köşe yaptırabilir. jack_dorsey Daha önce yaptığımız bir analizde de, sosyal ağ devini satın alması muhtemel şirketler arasında Google, Comcast ve News Corp’u saymıştık. Salesforce’un birden bire ortaya çıkması da, satışın biraz kıran kırana geçebileceğini vurguluyor. Özellikle şirketin borsa değeri birden bire yüzde 20’nin üzerinde artmışken.

Türk Telekom yeni CEO’su Paul Doany oldu

0
Türkiye’nin lider iletişim ve eğlence teknolojileri şirketi Türk Telekom’un yeni CEO’su, Yönetim Kurulu kararıyla Paul Doany oldu. Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Hariri konuyla ilgili şunları söyledi: “Dr. Paul Doany’nin, Yönetim Kurulumuz tarafından bugünden geçerli olmak üzere Türk Telekom CEO’su olarak atanmasından mutluluk duyuyorum. Dr. Doany, Türk Telekom’u özelleştirmeden sonraki beş yıl boyunca sabit, mobil, geniş bantta ve ayrıca eğlence, BT ve eğitim gibi bilişim ve iletişim teknolojileri alanlarında güçlü performans gösteren bir özel şirketler grubuna dönüştürme yolunda başarılı çalışmalara liderlik etmiştir. Sonrasında ise, melek yatırımcı olarak çalışmalarına devam etmiş ve Türkiye’de girişimciliğe önemli katkılarda bulunmuştur. Dr. Doany’nin liderliği ve vizyonu ile Grubumuzun güçlü mirası üzerine yeni başarılar inşa ederek şirketimizi daha yüksek seviyelere taşıyacağına inanıyorum. Türk Telekom’un dünya standartlarında yenilikçi çözümlerle değer yaratması ve Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik etmesi hedefleri doğrultusunda önemli başarılara imza atan Rami Aslan’a çok teşekkür ederim. Aslan; son üç yılda, Türk Telekom’un güçlü dönüşümünü, şirket ve markaların entegrasyonunu başarıyla tamamlayarak ve mobil ve sabit iletişim alt yapısına yatırımlar yapılmasına öncülük ederek Türk Telekom’a başarılı bir şekilde liderlik etti. Dr. Doany’ye yeni görevinde başarılar diler; Rami Aslan’a bir kez daha teşekkür ederek bundan sonraki çalışmaları için en iyi dileklerimi sunarım.” paul-doany Dr. Paul Doany son 5 yılda Bilişim ve İletişim Teknolojileri Girişim Sermayesi alanında yoğunlaşarak BT/internet şirketleri ve yenilenebilir enerji alanında başlangıç aşamasındaki yatırımları yönetti. Doany daha önceki 12 yıl boyunca Saudi Oger Grubu’nda çalıştı, Oger Telekom kurucu CEO’su ve Türk Telekom CEO’su olarak 5 yıl hizmet verdi. Saudi Oger Grubu’ndaki görev süresi boyunca, Türk Telekom’un yüzde 55’lik payının özelleştirme yoluyla satın alınmasını, Borsa İstanbul’a halka arzını aynı zamanda BT şirketleri ve uluslararası toptan satış operasyonlarının (Pantel, yeni adıyla Türk Telekom International) satın alınmasını yönetti. Aynı zamanda Güney Afrika’da Cell C’nin lansmanına kadar satın alma ve başlangıç operasyonlarını yönetti. Bunun öncesinde 14 yıl boyunca telekomünikasyon danışmanlığı sektöründe hizmet verdi. Dar Consultants’da (Londra) Genel Müdürlük görevini yürüttü, aynı zamanda çeşitli disiplinlerde 3.000’den fazla çalışanı olan Dar Al Handasah Consultants (Shair & Partners)’da Genel Müdür/Ortak olarak Telekom bölümünü kurup, ulaşım ve ekonomi alanlarında büyümesini destekledi. Daha önce 4 yıl boyunca Beyrut Amerikan Üniversitesi, Elektronik/İletişim Bölümünde kıdemli öğretim üyeliği yaptı. Dr. Doany 1977 yılında Beyrut Amerikan Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği’nden mezun oldu. 1978 yılında İngiltere Bradford Üniversitesi’nden Dijital Elektronik ve iletişim Mühendisliği dalında yüksek lisans derecesi ve 1981 yılında İngiltere Manchester Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nden İletişim Mühendisliği dalında doktora derecesi aldı.

Amerika’da mobil ticaret 2020 yılında 252 milyar doları aşacak

Forrester’ın hazırladığı ‘Vendor Landscape: Mobile Fraud Management Solutions’; ‘Mobil Sahtecilik Yönetimi Çözümleri Raporu’na göre, ABD’de akıllı telefon ve tabletler üzerinden yapılan mobil ticaret, 2020 yılına kadar yaklaşık 252 milyar doları, mobil ödemeler ise 2019 yılına kadar yaklaşık 141 milyar doları aşacak. Raporda, tüketicileri ve şirketlerin kar marjlarını sahteciliğe karşı korumak için güvenlik ve risk profesyonellerinin mobil alandaki sahtecilik ataklarına hazırlıklı olmalarının şart olduğu belirtilirken, Experian’ın sahteciliğin önlenmesi için geliştirdiği çözümleri ile bu alanın lideri olduğu ve çözümlerinin mobil dolandırıcılıkla mücadele için gerekli 10 yetkinlikten 9’una sahip olduğu açıklandı. Araştırma raporunda yer alan bilgiye göre, Experian cihazda kayıtlı veri ve davranış alışkanlıkları ile yapılan başvuruda girilen bilgileri karşılaştırarak başvuruyu gerçek kişinin mi dolandırıcının mı yaptığını tespit edebiliyor. Aynı zamanda bu çözüm, aynı cihazın mı yoksa bir cihaz grubunun mu birden fazla hesap açmaya çalıştığını da tespit edebiliyor. Experian Türkiye Genel Müdürü Mehmet Bozacıoğlu, bu rapordaki bulguların Experian’ın sahtecilik yönetimi çözümlerinin gücünü bir kez daha ortaya koyduğunu belirterek konuyla ilgili sözlerine şu şekilde devam etti; ‘Forrester’ın gerçekleştirdiği bu araştırmada da belirtildiği üzere, piyasadaki bilinirliğimiz sayesinde özellikle finansal hizmetler, sigorta ve perakende sektörlerinin en büyük küresel markalarına sahtecilik yönetimi çözümleri sunuyoruz. Mobil alandaki yeniliklerin sürekli geliştiği günümüzde, müşterilerimizin değişim hızına ayak uydurabilmeleri için onlara güvenilir bir koruma sağlamamız gerekiyor. Bu raporun, tüketicilere küresel standartlardaki en güvenilir ortamı oluşturma ve aynı zamanda müşteri deneyimlerini artıran çözümler sunmadaki kararlılığımızı kayda değer bir şekilde doğruladığını düşünüyoruz.’ Türkiye Bankalar Birliği’nin İnternet Bankacılığı ve Mobil Bankacılık İstatistikleri’ne göre. Türkiye’de mobil bankacılık bireysel müşteri sayısı Haziran 2016 itibariyle 23 milyon 932 bine, mobil bankacılığı aktif kullanan bireysel müşteri sayısı ise 14 Milyon 721 bine ulaştı. Bu, bir önceki yılın aynı dönemine göre 9,7 milyon yeni mobil bankacılık müşterisinin sisteme katıldığı anlamına geliyor. Bu rakamların kendilerine akıllı telefonların ve mobil uygulamaların yaygınlaşmasına bağlı olarak mobil ticaret hacminin ne denli büyüdüğüne işaret ettiğini söyleyen Mehmet Bozacıoğlu, Türkiye’de mobil kanallar üzerinde gerçekleşen ticaret hacimlerinin her geçen gün artmasının bu alanda sahtecilik atakları ile mücadeleyi son derece önemli hale getirdiğini paylaştı ve sözlerine devam etti; ‘Experian olarak bu alanda dijital kanaldan gelen kredi başvurularında sahtekarlığın önlenmesi, müşterilerin oturum güvenliğinin sağlanması ve hesaplarının ele geçirilmesinin önüne geçilmesi ve itibar kaybının önlenmesi, 3D Kredi Kart ve E-Bankacılık işlemlerinde müşteri deneyiminin iyileştirilmesi alanlarında Türkiye’de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Experian’ın raporda yer alma sebeplerinden biri de, Forrester’ın ‘mobil sahtecilik konusunda yetkin çözüm’ tanımına uygun birçok çözüm sunması.Bu çözümler, dahili mobil sahtecilik yönetimi modelleri, tüm mobil cihazlar için kullanıcı profili oluşturma, mobil davranış profili oluşturmak için gözetimsiz otomatik öğrenme, risk skorlamasında GPS verisi için dahili destek, risk skorlamasında güç ayarlarını izleme için dahili destek, risk skorlamasında hız ölçüm verisi için dahili destek, cihaz yazılım kırma/kök erişimi sağlama için dahili tespit, sahip olunan cihaz parmak izi ve cihaz itibarı, uygulama geliştiriciler için cihazda veri toplamak amacıyla Mobil Yazılım Geliştirme Kiti’.

SAP işbirliği inovasyonu hızlandıracak

0
SAP Üniversite İş Birliği Programı (University Alliances), yeni nesil inovasyon süreçlerini hızlandırmak için, Hasso Plattner Enstitüsü (HPI), Potsdam Üniversitesi ve SAP Innovation Center Network (İnovasyon Merkezi Ağı) ile işbirliği yapacağını duyurdu. Üniversiteler arasında akademik inovasyon ağının kurulmasına öncülük edecek işbirliği, müşterileri için de yeni fırsatlar anlamına geliyor. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesindeki müşterileri, akademik inovasyon ağıyla, dünyanın önde gelen üniversitelerinin liderliğinde, dijital dönüşümden yararlanabilecek ve geleceğin girişimcileri ve liderleri olan öğrencilerle bağlantı kurabilecekler. Üniversitelerle ortak kurulacak inovasyon ağı ve Next-Gen projeler sayesinde, prototip tasarım ve uygulamalar, HANA Bulut Platformu aracılığıyla ve yakında Apple iOS işletim sistemiyle de dijital çağa uygun olarak dönüştürülebilecek. SAP Ölçeklendirme ve Dönüşüm Başkan Yardımcısı (Executive vice president and head of Scale, Enablement and Transformation),Bernd Welz işbirliği hakkında yaptığı açıklamasında; SAP olarak, bir akademik inovasyon ağı kurmak üzere HPI ve Potsdam Üniversitesi ile işbirliği yapmaktan ve büyük bir heyecan duyduklarını belirtti. HPI’ın Bilim Enstitüsü Direktörü ve CEO’su Prof. Dr. Christoph Meinel ise: “HPI olarak, SAP’nin New York’ta bulunan Yeni Nesil Laboratuvarı’yla ortaklık kurmaktan mutluluk duyuyoruz. SAP müşterileri finansal hizmetler, medya, perakende gibi sektörlerin geleceğini belirleyecek olan SAP’nin Yeni Nesil Danışmanlık (Next-Gen) projelerinde, öğrenciler ile bağlantı kurabilecekler.” açıklamasında bulundu. Potsdam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Oliver Günther de, Dijital dönüşümün merkezinde yer alan IT stratejileri, güvenlik, gizlilik, dijital değer yönetimi gibi alanlarda, lider araştırmacılarının elde ettikleri öngörüleri akademik inovasyonda paylaşmak için sabırsızlandıklarını belirtti. SAP SE İnovasyon Lideri (Chief Innovation Officer) Jürgen Müller ise üniversitedeki öğretim kadroları ve öğrencilerin yeni teknolojileriyle dijital dönüşüm süreçlerinin nasıl gerçekleştiğini artık görebileceklerini aktardı. SAP, üniversitelerle yaptığı işbirlikleri aracılığıyla, dünya çapında 103 ülkede 2.800’den fazla eğitim kurumuna kapılarını açıyor. Akademik inovasyon ağı ve Next-Gen Projeleri sayesinde; akademisyenler, üniversite öğrencileri ve genç yeteneklerin dijital işletmeler için kilit rol oynayan beceriler geliştirmeleri ve akademik dünyayla profesyoneller arasında bir köprü oluşturulması amaçlanıyor.

Edward Snowden Google Allo’ya savaş açtı

0
Google geçtiğimiz Mayıs ayında Allo adını verdiği bir mesajlaşma uygulamasını duyurmuştu. Allo, neredeyse tamamen Whatsapp gibi çalışıyor. Kullanıcılar birbirlerine mesaj gönderebiliyor, grup kurabiliyor, dosya, lokasyon, video, fotoğraf paylaşabiliyor. Google Allo’nun kendini farklılaştırdığı nokta ise, mesajlaşma uygulamasının içine aynı zamanda bir yapay zekalı akıllı asistan koymuş olması. Bu yapay zeka, konuşmaları takip ederek, örneğin bir buluşma ayarlanmaya çalışılıyorsa mekan tavsiyelerinde bulunuyor. Önemli bir toplantı organize ediliyorsa bunu takvime kaydediyor. Arkadaşlarla buluşmadan önce o lokasyonuna hava durumu tahminini bulup gösteriyor. Google, Allo uygulamasını geçtiğimiz günlerde tüm kullanıcılara açtı. Uygulama ortaya çıkmadan önce Google, uçtan uca şifreleme, mesajları cihaza ilettikten sonra sunuculardan silme, kimlik saklama gibi özellikler olacağını duyurmuştu. Ancak kullanıcılara sunulan uygulamada bu özellikler yok, en azından varsayılan olarak. Allo uygulama ayarlarında yukarıda saydığımız tüm bu özellikle kapalı olarak geliyor. Yani mesajlar şifrelenmiyor, sunuculardan silinmiyor, kullanıcı kimliği herkes tarafından görülebiliyor. Bu durumu kamu oyuna duyuran isim ise, daha önce NSA skandalından tanıdığımız Edward Snowden oldu. google-allo-snowden-tweet Allo’nun uygulama ayarlarından tüm bu özellikle aktif hale getirilebiliyor ancak Google’ın takındığı bu şüpheli durum sebebiyle bu ayarların gerçekten bir işe yarayıp yaramadıkları meçhul. Google yaptığı açıklamada, mahremiyet ayarlarının kapalı olarak gelmesinin sebebini, “yapay zekalı akıllı asistan özelliğini daha da geliştirmek” olarak açıklıyor. Öğrenebilen yapay zekalı sistemler çok miktarda veri analizine ihtiyaç duyuyorlar ve ellerinin altında ne kadar çok veri varsa o kadar hızlı ve doğru öğreniyorlar. Google, kullanıcıların mesajlarını şifrelemeden sunucularında kalıcı olarak tutarak, yapay zekalı asistanın öğrenme sürecini hızlandırmak ve iyileştirmek istemiş. Ancak arkadaşlar ile kahve içmeye gidilecek yerin hava durumunu öğrenmek için bütün kullanıcı mahremiyetinden vazgeçmek pek akıl karı değil. Mesajlar ve içerikleri şifrelenmediği için, aynı zamanda devlet ve istihbarat birimlerine de açık hale geliyor. NSA çalışanı olduğu için bu işlerdeki tecrübesi tartışılmaz olan Snowden, tam da bu noktaya parmak basıyor. Snowden’e göre kullanıcıların yazacaklarını önceden tahmin eden, öğrenen bir yapay zekalı sistem ile Google’ın kişisel veri toplayabilmesi de mümkün. Bu verilerin ise başka şirketlere ve devlet kurumlarına satılmamasının veya verilmemesinin ise hiçbir garantisi yok. Edward Snowden’e göre Allo’nun bu kötü huylarından kurtulmanın yegane çözümü ise uygulamayı hemen silip bir daha kullanmamak.

500 milyon Yahoo kullanıcı hesabı çalındı

0
Yahoo, büyük bir hack girişimi sonrasında 500 milyon kullanıcısının verilerinin çalındığını duyurdu. Eğer 2014 yılında siz de Yahoo kullanıyorduysanız derhal hesabınızdaki tüm bilgileri, şifreyi ve bunlarla bağlantılı olabilecek diğer hesaplarınızı değiştirmenizi öneririz. Haziran ayında Yahoo, potansiyel bir güvenlik ihlalini incelediğini, 200 milyon kullanıcının verilerinin çalındığını ve bunların online olarak satıldığını tahmin ettiklerini açıklamıştı. Son gelen açıklama ise durumun sanılandan çok daha kötü olduğunu ortaya çıkarttı. Verilerin satıldığı doğrulandı. Ayrıca çalınan kullanıcı hesaplarının 200 milyon değil, 500 milyon olduğu ortaya çıktı. 2016 yılı Şubat ayında Yahoo, uygulama geliştiricileri için yaptığı bir konferansta aylık aktif kullanıcı sayısının 1 milyar olduğunu söylemişti. Nisan ayındaki bir raporunda ise Yahoo e-posta servislerini aktif olarak kullanan 280 milyon kullanıcının varlığından söz edilmişti. Bu rakamlar ile karşılaştırınca, hack girişimi sonrasında Yahoo’nun kullanıcını tabanının çok büyük bölümünün çalındığını ve satışa çıkartıldığını anlayabiliyoruz. Yahoo doğal olarak resmi bir açıklama yapma gereği. Yahoo’ya göre bu hack girişimi, devlet destekliydi. Yapılan açıklamada çalınan veriler arasında kullanıcılara ait e-posta adresleri, telefon numaraları, doğum tarihleri, şifreler, güvenlik soruları ve cevapları olabileceği belirtildi. Çalınmayan şeyler arasında ise banka hesap bilgileri ve kredi kartı bilgileri var. Bu bilgiler, hack girişimi yapıldığı sırada tamamen ayrı bir sunucuda ve şifreli olarak tutuluyordu. Bu sebeple hacker veya hackerlar bu bilgilere erişemediler. Yahoo’nun yaptığı açıklama içerisinde yer alan bilgilerin ise en ilginç olanı, inceleme sonrası varılan sonuçların bu hack girişiminin yabancı bir devlet tarafından destekli olduğuna dair bazı emareler içermesi. Hack girişiminin ayrıca tamamen Yahoo ağından bağımsız bir kaynak tarafından yapıldığı da ortaya çıkartıldı. 500 milyon kişinin neredeyse tüm online varlıklarının verilerinin çalınması olayının ortaya çıkış tarihi Yahoo için ayrıca şanssızlık oldu. Verizon tarafından 4,8 milyar dolara satın alınmanın hemen arifesinde ortaya çıkan bu haberin, satın alınmayı etkileyeceğini tüm uzmanlar ağız birliği etmişçesine söylüyor. Verizon ise temkinli konuşuyor ama açıklamalarından durumu değerlendirip mutlaka bir eylem planı hazırlayacakları anlaşılıyor. Verizon, böyle bir güvenlik ihlalinden 2 gün önce haberlerinin olduğunu ve olay hakkında basında çıkan yansımalar kadar bilgileri olduklarını açıklıyor. Yahoo’nun aktif olarak olayı soruşturduğu ve güvenlik açığı ile bunun sonuçlarının ne olacağını görmeden yorum yapmak istemediklerini, ancak bundan sonra durumu değerlendireceklerini söylüyor. Uzmanlar bu güvenlik ihlalinin internet tarihindeki en büyük hack vakası olduğunu söylüyorlar. Hem veri niteliği hem de niceliği açısından bu boyutlarda bir ihlal durumuna yaklaşabilen başka bir vaka yok. Yahoo hisseleri 45,40 dolardan bir anda 42,0 dolara düştü ve bu yazıyı hazırladığımız zaman hala düşüş trendindeydi. Şirket bir gün içerisinde yüzde 7,5 küçüldü. Bu olay esnasında Yahoo Bilişim Güvenliği Şefi olan Alex Stamos’un şu anda Facebook’un CSO’su (Chief Security Officer – Güvenlik Başkanı) olduğunu da hatırlatalım.

Mağazalardaki anons yayını satışı artırıyor

0
Pek çoğumuz alışveriş merkezlerinde, mağazalarda ya da marketlerde alışveriş yaparken anons yayınlarına sıkça rastlıyoruz. Anonslar sayesinde mağazalarda kimi zaman bilmediğimiz bir üründen haberdar oluyoruz, kimi zaman da anlık bir indirimi, kampanyayı duyup daha avantajlı alışveriş yapabiliyoruz. Türkiye’de perakende mağazaları, restoranlar, kafeler, turistik mekanlar, spor ve sağlık merkezleri gibi 8.500’e yakın halka açık noktada kapalı devre yasal müzik, anons ve reklam yayını hizmeti sunan SMG, mağaza içi anonsların satın alma kararlarını etkileyen önemli etkenlerden biri olduğuna dikkat çekiyor. “Mağazaya gelmiş müşteriyi o anda ikna edip satın almayı gerçekleştirmesi için en etkili yol anonstur” diyen SMG Yönetim Kurulu Başkanı Gül Gürer Alimgil, şunları söylüyor: “Mağaza içinde kullanılan kampanya anonsları satışları artırmayı hedefler. Anonslar yoluyla satışı artırmak istenilen ürün ön plana çıkarılabilir. Örneğin; X marka ayakkabı satışları düşükse mağazada bu ürüne özel bir indirim duyurularak satışa yönlendirme sağlanabilir. Müşterilere yeni çıkan bir ürünün haberi de bu şekilde verilebilir.” SMG bünyesinde anonsların seslendirilmesi için profesyonel seslendirme sanatçılarından özel bir ekip bulunduğunun altını çizen Gül Gürer Alimgil “Duyurulması istenilen metinler müşterilerimizden bize geldikten sonra hemen ekibimiz tarafından seslendirilmesi yapılıyor. Ardından müzik departmanımızdaki DJ’lerimiz ve müzisyenlerimiz tarafından düzenlenen anonslar istenilen sıklıkta ve tarihte yayına alınıyor. Seslendirilen anonsların arka planına müzik ya da sesler ekleyebiliyoruz. Markanın hazır anonslarını da yayına alabiliyoruz. Ayrıca firmaların santralleri için yönlendirme anonsları da hazırlayabiliyoruz” diyor. Her bölgenin iş dinamiklerinin ve müşteri kitlesinin farklı olduğunu hatırlatan Gül Gürer Alimgil, bu nedenle her bir mağaza veya AVM’yi farklı bir radyo istasyonu gibi düşünerek ayrı olarak yönettiklerinin altını çiziyor. Bu sayede mağazaya özel kampanya anonsları hazırlayabildiklerini söyleyen Gül Gürer Alimgil, sundukları hizmetin detaylarını ise şöyle anlatıyor: “Kendi yazılımımız sayesinde, örneğin 5 anonsu, her 10 dakikada 1 kez, her birini 1’er kez olmak üzere çal komutunu verebiliyoruz. Ya da 3 anonsu, 3 ay boyunca sadece Salı ve Perşembe günleri, öğlen 14:00’te arka arkaya çalmasını sistemde sağlayabiliyoruz. Ayrıca anonsu açılıştan 10 dakika sonra, kapanıştan 15 dakika önce çal şeklinde de tanımlayabiliyoruz. Stok bazlı anons yayını da yapıyoruz. Örneğin marka, A şubesinde bir üründen kalmadıysa bize “Bu anonsu kaldır ama B şubemde aynı üründen çok fazla var. Bu noktada anonsu daha sık yayınlayalım” diyebilir. Özel yazılımımız sayesinde bahsettiğimiz bütün bu işlemleri çok hızlı bir şekilde yapabiliyoruz.” Mağaza içi anonsların sadece satış amaçlı kullanılmadığına dikkat çeken Gül Gürer Alimgil, şöyle devam ediyor: “Sunduğumuz hizmetle çalışma saatleri dışında personel için de duyuru, bilgilendirme anonsları yapılabilir. Biz de müşterilerimize kullanıcı adı ve şifreyle kullanabilecekleri bir panel aracılığıyla, istedikleri zaman istedikleri mağazada kendi seslerini kaydedip duyuru yapma imkanı sağlıyoruz. Örneğin; bir şirketin yönetim kurulu başkanı istediği mağazaya tek bir tuşla sesini kaydedip anında yayına alabilir, personele iletilmek istediği bir mesajı ve kutlamayı anında istediği noktaya tek bir tıkla ulaştırılabilir.” SMG, markanın hedef kitlesine göre anonsları farklı dillerde de seslendirebiliyor. En sık kullanılan diller arasında ise İngilizce, Rusça ve Arapça geliyor. Altınyıldız Classics, Ayakkabı Dünyası, Beta, Beymen Business, Boyner, CarrefourSA, Coquet Accessories, Decathlon, Faruk Güllüoğlu, Gratis, Intersport, İnci Deri, Migros, Sportive ise SMG’nin anons hizmeti sunduğu markalar arasında yer alıyor.

Facebook fotoğraf filtreleri tüm uygulamalarda kullanılacak

0
Facebook’un düzenlediği F8 konferansında bazı geliştiricilere deneme sürümü açılan yeni bir özellik, artık tüm uygulamalarda kullanılabilecek. Profile Expression Kit denilen ve SDK’sı yayınlanan bu özellik ile, Facebook’a video veya fotoğraf gönderen üçüncü parti yazılımlar da Facebook filtrelerini kullanabilecek. Örneğin cep telefonunuzdaki fotoğraf makinesi uygulamasının sosyal paylaşım özelliği varsa, fotoğrafı çekip Facebook’ta paylaşmak istediğinizde, öncesinde Facebook’un kendi efekt filtreleri arasında seçim yapabileceksiniz. Bu özelliğin üçüncü parti uygulamalarda çalışması için doğal olarak geliştiricilerin SDK’ya başvurup Profile Expression Kit ile uygulamaya bu özelliği katmaları gerekiyor. Örneğim son zamanların hakkında en çok konuşulan görsel manipülasyon ve fotoğraf efekti uygulaması Prisma, bu özelliği sunmaya başladı. Peki, geliştiriciler neden uygulamalarını modifiye etme zahmetine katlansınlar? Öncelikle Facebook’un fotoğraf filtreleri 1,7 milyarlık aktif kullanıcı tabanı arasında oldukça popüler. Kullanıcılar önce cep telefonları ile fotoğraf çekip, fotoğrafı kaydedip, daha sonra bunu Facebook’a yüklerken efekt seçimi yapıyorlardı. Şimdi bütün bu gereksiz adımlar ortadan kalkacak. Ortalama bir Facebook kullanıcısı bu durumdan memnun kalacağından, mevzu bahis üçüncü parti uygulamanın da kullanım oranı artacaktır. Esas önemli nokta, Profile Expression Kit kullanılarak düzenlenen üçüncü parti uygulamadan her fotoğraf veya video yüklendiğinde, Facebook Haber Kaynağı’da uygulamanın adını ve bağlantısını da verecek. Böylece kullanıcılar uygulamayı kullandıkça, bir nevi reklamını da yapmış olacaklar. Özellikle geniş kitlelere yayılmak isteyen geliştiriciler açısından bu büyük bir fırsat teşkil ediyor. Ancak her önüne gelen Profile Expression Kit’i uygulamasına ekleyemiyor. Öncelikle geliştiricinin SDK’yı indirmesi ve kullanım belgelerini okuyup anlaması lazım. Ardından SDK’ya göre Profile Expression Kit’i uygulamasına entegre edecek ve Facebook’a onaya gönderecek. Bu onay sürecinden geçebilmek, Profile Expression Kit kullanabilmek için en büyük kriter. Facebook, onay süreci sırasında tam olarak nelere bakıldığını söylemiyor ancak en çok dikkat ettikleri üç noktayı açığa kavuşturmuş. Bunlar uygulamanın özellikle fotoğraf veya video üretmek için tasarlanmış olması, cep telefonlarının ön kamerasını kullanarak kullanıcıların selfie çekmesini teşvik etmesi, uygulama ile hazırlanan görsellerde logo veya watermark bulunmaması.

Siber Saldırılardan Kaynaklanan İş Kayıplarına Clonera Çözümü

0
Son yıllarda Türkiye’de çok fazla siber saldırı yaşandığına dikkat çeken Clonera Bilişim Hizmetleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Evren Ballı şu açıklamaları yaptı: “Geçtiğimiz günlerde hastane ve devlet kurumları başta olmak üzere yaşanan siber saldırılar sonrasında, birçok kurum iş kayıplarına uğradı. İnsanların özel bilgilerinin ele geçirilmesinin yanı sıra, sistemlerin durması ve iş sürekliliğinin sağlanamaması herkesi mağdur etti. Artık terör örgütlerinin bile siber saldırılar yoluyla devletlere zarar vermesi, felaket kurtarma ve iş sürekliliğine yatırım yapılmasını zorunlu kılıyor. Dijitalleşmenin de gün geçtikçe arttığını düşünürsek, iş sürekliliğinin sağlanması ve herhangi bir kesinti durumunda sistemlerin anında ulaşabilir olması, özel işletmelerin ve kamu kuruluşlarının faaliyetlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmek zorunda” dedi. Son 5 yılda dünyadaki her 3 şirketten birinin dijital felaketle karşı karşıya kaldığına, bunların da %93’ünün 5 yıl içinde yok olduğuna dikkat çeken Ballı, “Aslında ortaya çıkan maddi kayıplar, şirketlerdeki çalışamama ve iş kesintisi süreleri de eklendiğinde, çok daha büyük rakamlara ulaşıyor. Bu tür yasa dışı eylemlerin karşısında, Türkiye’deki şirketlerin felaket kurtarma ve iş sürekliliği yatırımına gitmeleri kaçınılmaz oluyor” dedi. Ballı sözlerine şöyle devam etti; “Kurumların dijital sermayelerinin büyük bir risk altında olduğu açıkça görülüyor. Siber saldırılar ile birlikte iş sürekliliği oldukça önemli hale geldi. Biz de felaket kurtarma ve iş sürekliliğine yönelik bir ürün geliştirirken, Clonera müşterilerinin bilgi, iş, prestij, zaman ve para kaybına uğramadan işlerini sürdürebilmelerini sağlamayı hedefledik. Dijital olarak çöküntüye uğrayan şirketlerin, işlerini dakikalar içerisinde yeniden devreye alarak kesintisiz hizmet vermelerini sağlıyoruz” şeklinde konuştu.

Elon Musk güneş ile enerji tekelini kırabilecek mi?

0
Tesla CEO’su Elon Musk, SolarCity ile yaptıkları işbirliği sonucunda yeni bir ürün ortaya çıkarttıklarını duyurdu. Solar Roof adındaki bu yeni ürün ile birlikte Powerwall ev bataryasının yeni versiyonu ve Tesla Charger, 28 Ekim günü yapılacak etkinlikte duyurulacak. Bütün bunlar uzun zamandır haklarında konuşulan ürünler olsa da, tam olarak ne oldukları, özellikleri ve detayları bilinmiyor. Tamamen güneş panellerinden oluşan bir çatı yapma fikri ve bu konuda geliştirilen bir ürün, Elon Musk’ın SolarCity ikinci çeyrek sonuçları açıklanırken yaptığı bir konferans görüşmesi sırasında ortaya çıkmıştı. Solar Roof’un, güneş ışınlarından enerji üretebilen bir çatı olduğu hakkında aslında hiçbir şey bilinmiyor. İnternette yaptığımız araştırmalar ve konu hakkındaki bilirkişilere yönelttiğimiz sorular neticesinde, genellikle zaten var olan çözümlere benzer bir konseptte güneş panelli bir çatı modeli karşımıza çıkıyor. Ancak, Mars gezegenine koloni kurmak, uzay seyahatini ucuzlatmak, enerji tekelini kırmak gibi oldukça yüksek seviye vizyona sahip Elon Musk’ın zaten var olan bir şeyi tekrar parlatıp ortaya yeni bir ürün diye çıkartacağını zannetmiyoruz. Emin olduğumuz tek bilgi, Solar Roof’un doğal olarak Powerwall 2.0 ile entegre çalışabileceği. Bir de, çatılara monte edilen modüller şeklinde değil, doğrudan çatının kendisi olduğunu biliyoruz. Powerwall, Tesla elektrikli otomobillerin pil teknolojisi kullanılarak geliştirilen ev tipi bir enerji depolama cihazı. Aslında temel olarak hepimizin dizüstü bilgisayarlarında ve cep telefonlarında kullanılan lityum iyon pillerden pek farklı değil. Fark boyutlarında gizli. Bütün evin elektrik ihtiyacını günlerce depolayabiliyor ve Nesnelerin İnterneti kullanılarak uzaktan yönetilebiliyor. Yeni versiyonunun ise hem kapasite, hem getirdiği elektrik tasarrufu hem de yönetimsel sistemlerinde yenilikler barındıracağı düşünülüyor. Tesla, yalnızca bu yeni enerji depolama ürünlerini geliştirmek için dünyanın en büyük fabrikasını kurmakta. Fabrika o kadar büyük ki, daha bitmeden belli bir kısmı üretime geçti ve yeni 2170 kodlu batarya hücrelerini üretmeye başladı. Gigafactory adındaki bu fabrikada hem Tesla araçları için hem de Powerwall’lar için gereken piller üretiliyor. Tesla’nın böyle bir yatırıma gitmesinin sebebi ise mecburiyet. Böyle bir lityum iyon pil talebini karşılayabilecek dünya üzerinde başka bir fabrika yok. Elon Musk tüm yenilenebilir enerji kaynakları arasında en çok güneş enerjisine yatırım yapıyor ve yeni üretilen ürünleri daha sonra başka ürünlerde de kullanılmak üzere inovasyona sokma konusunda oldukça becerikli. Tesla otomobillerin pillerini evlerde enerji depolama sistemi olarak kullanmak gibi. Elon Musk’ın SpaceX gibi diğer projelerini de düşündüğümüzde güneş enerjisine yatırım yapmak en mantıklısı gibi duruyor. Solar Roof ürünü ortaya çıktıktan bir süre sonra, elektrikli otomobillerde de ayrıca bir enerji kaynağı olarak kullanılacağını, araçların sürü sırasında da güneş enerjisinden faydalanacaklarını düşünüyoruz. Ayrıca aynı teknoloji, şarj istasyonlarına da gelecektir. Sonuçta araçta kullanılan elektrik fosil yakıtlar ile elde ediliyorsa, aslında aracın elektrikli olmasının pek bir anlamı kalmıyor. Bütün bunların yanında güneş enerjisi, Mars’ta ilk etap kolonilerde bulabileceğimiz tek enerji türü. Elon Musk SpaceX şirketi ile çok ciddi bir şekilde Mars’a insan göndermeye hazırlanıyor. Uluslararası Uzay İstasyonu kargo görevleri için geliştirdiği roket ve modüller, bu ana misyondan önce SpaceX’in deneyim elde etmesine yaradı. Bu deneyimi kullanarak tasarımları yapılan yeni ve çok daha güçlü roketler ile uzun süre uzayda insan taşıyacak modüllerin prototipleri hazır. Bazıları başarı ile denendi bile. Böyle bir görev için çok fazla enerji ihtiyacı doğacak. Enerjinin bulunmadığı durumlarda depolardan kullanılması gerekecek. Uzayda yol alırken veya Mars’ta maden kazıp hidrojenden yakıt üretmeden önce bulunabilecek tek ve yegane enerji kaynağı ise güneş.