Her girişimcinin karşılaşacağı 3 belalı müşteri
İyi veya kötü bir girişimci olmanız, başarılı bir startup kurmanız hiç önemli değil, belalı müşteri bir şekilde sizi bulacaktır. Dünya üzerindeki müşteri profili, sizden bağımsız bir şekilde kendi zengin çeşitliliğini genişletmeye devam edecek. İster bulut tabanlı hizmetler sunun, ister ev yapımı kurabiyelerinizi satışa çıkarın, velinimet olup olmadığını defalarca sorgulayacağınız müşterilere mutlaka denk geleceksiniz.
Özellikle üç tip müşteri var ki bunları vaktinde fark edip, gerekli önlemleri almazsanız, hayatınızı çekilmez kılmaları oldukça yüksek ihtimal. Neyse ki onlara karşı alabileceğiniz bazı tedbirler, işletmenizi bu insanlar açısından daha anlaşılır kılacak ipuçları bulunuyor. Hazırsanız başlayalım:
Dört adımda Snapchat gurusu olun
Pazarlamanın yeni başarı öyküsünü Snapchat yazıyor. Bunu her gün 100 milyonu aşan aktif kullanıcıdan, 8 milyardan fazla kez izlenen toplam videodan ve ortalama 30 dakikalık kullanım süresinden anlamak mümkün. Bu nedenle pazarlama yöneticilerinin de bu genç platforma uzak kalmamaları gerekiyor.
Gençlere hitap edecek bir şekilde sunulduğu sürece, her markanın bu sosyal ağ için de bir pazarlama stratejisi belirlemesi gerekiyor. Geçtiğimiz haftalarda pazarlamacıların Snapchat’te neler yapmaması gerektiğine dair bir makale yayınlamıştık:
https://www.techinside.com/pazarlamacilar-icin-snapchat-7-altin-kural/
Bu yazıda ise hedef kitlenize ulaşabilmek adına bu sosyal ağı bir pazarlama kanalı olarak nasıl kullanılabileceğinden bahsedeceğiz. Öncelikle Snapchat kullanıcılarının reklam gönderilerine açık bir kitle olduğunu bilmeniz gerekiyor. Yakın dönemde şirket bir anket yaptı ve kullanıcıların verdiği baskın yanıt şu oldu; “Beni ilgilendirdiği sürece reklam görmemde sakınca yok.”
Snapchat kitlenizi artırmak için 4 ipucu:
Hal böyle olunca bu platform, pazarlama dünyası için yeni bir “altına hücum” başlatıyor. Gıda zincirlerinden en ünlü giyim mağazalarına, meşrubat markalarından teknoloji devlerine kadar herkes burada. Peki, 10 saniyelik ömrü olan videoları kullanarak hedef kitlenize neler sunabilirsiniz?Ödül dağıtın
Sadece kısa bir süre için izlenebilen ve sonra tamamen yok olan videolar, sosyal ağın kitle konusunda en büyük gücünü oluşturuyor. Diğer sosyal ağlarda yeni takipçiler edinmek için kullanılan ödüllü paylaşımlar, Snapchat’te doğrudan gönderi almak ve yanıt vermek için kullanılıyor.Sektörün önde gelenleriyle iş birliği yapın
Markalar için ürün ve hizmetlerinin erişim gücünü artırmanın yolu, kendi sektörlerinde önem taşıyan insanlarla iş birliği yapmaktan geçer. Özellikle KOBİ’ler, çalıştıkları sektöre yönelik paylaşımlar yapan ve büyük bir takipçi kitlesi olan Snapchat kullanıcılarıyla iletişime geçerek, onlardan tanıtım desteği alarak kendi kitlelerini daha organik bir yolla büyütebilirler.İşin mutfağını gösterin
Snapchat’teki paylaşımlarınız, diğer sosyal ağlarda kullanılan paylaşımlar gibi önceden hazırlanmış, “cilalı” içerikler olmadığı için kullanıcılar işin hazırlık kısmını görmeyi arzu edecektir. Hedef kitlenizin gençler olduğunu düşünecek olursanız, perde arkasında neler olup bittiğini görme isteklerini daha iyi anlayacaksınız. Onların bu talebine sık sık yanıt vermeyi ihmal etmeyin.Soru cevap yapın
Bulunduğunuz ağın, iki yönlü etkileşimi teşvik eden bir platform olduğunu unutmayın. Sık sık soru-cevap seansları yaparak takipçilerinizle etkileşime girin. Paylaşımların kısa ömürlü olması, hızlı yanıtlar verilmesini gerektirdiğinden, takipçilerinizle özgün diyaloglar kurmanız mümkün oluyor.Yemek Sepeti’ne rekabet cezası!
Rekabet Kurulu, ünlü yemek sipariş servisi Yemek Sepeti’nin, rekabet kurallarına aykırı hareket ettiğine karar vererek şirkete 427,977 lira 7 kuruş ceza kesti.
Yemek Sepeti kısa süre önce 589 milyon dolar karşılığında yabancı yemek sipariş platformu Delivery Hero’ya satılmış, satış sonunda ise Yemek Sepeti’nin kurucusu Nevzat Aydın satıştan elde ettiği paranın 27 milyon dolarını çalışanlarına dağıtarak medyanın gündemine oturmuştu.
Ancak firma aynı zamanda, rekabeti engelleyen uygulamaları ve baskıcı tutumu nedeniyle de sürekli şikayet alıyordu. Ayrıca üye restoranlar da Yemek Sepeti tarafından belli saatlerde “Joker” isimli yüksek bir indirime zorlandıklarından şikayet ederek, yapmak istemedikleri bir indirimi uygulamak zorunda kaldıklarından şikayet ediyorlardı.
Rekabet Kurulu, şikayetleri değerlendirerek yaptığı soruşturma sonucunda şu açıklamayı yayınladı:
Yemek Sepeti Elektronik İletişim Tanıtım Pazarlama Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin 4054 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddelerini ihlal edip etmediğinin tespitine yönelik olarak yürütülen soruşturma sonucunda, toplanan tüm bilgi ve belgeler ile Soruşturma Raporu, yazılı savunmalar ve sözlü savunma toplantısında yapılan açıklamalar değerlendirilerek, 09.06.2016 tarihinde yapılan Rekabet Kurulu toplantısında 16-20/347-156 sayı ile aşağıdaki nihai karar alınmıştır:
1. Yemeksepeti Elektronik İletişim Tanıtım Pazarlama Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin (Yemek Sepeti) online yemek siparişi-servisi platform hizmetleri pazarında hakim durumda olduğuna OYBİRLİĞİ ile,
2. Yemek Sepeti’nin, “En Çok Kayrılan Müşteri Şartı” (MFC) uygulamaları ile rakip platformlarda daha iyi/farklı koşullar (fiyat, indirim, promosyon, menü içeriği, ödeme şekli, gönderim bölgesi ve limiti gibi) sunulmasını önlemesinin ilgili pazarda dışlayıcı etkiler doğurduğu, bu nedenle anılan teşebbüsün söz konusu uygulamalarının 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesi kapsamında kötüye kullanma teşkil ettiğine OYBİRLİĞİ ile,
3. 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, ikinci fıkrası hükümleri uyarınca 2015 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi geliri üzerinden, – Yemeksepeti Elektronik İletişim Tanıtım Pazarlama Gıda San. ve Tic. A.Ş.’ye 427.977,70 TL. idari para cezası verilmesine OYBİRLİĞİ ile,
4. Yemek Sepeti’nin, indirimlerin maliyetine kimin katlandığından bağımsız olarak rakip platformlarda daha iyi/farklı koşullar sunulmasını engelleyen her türlü MFC uygulamasına son vermesi gerektiğine, ayrıca restoranların diğer online yemek siparişi-servisi platformlarında daha iyi/farklı koşullar sunabileceği ve bu koşulları Yemek Sepeti’ne yansıtmak zorunda olmadığı açıkça ifade edilerek Yemek Sepeti’nin restoranlarla olan sözleşmelerini yeniden düzenlemesine ve bunun gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 120 gün içinde Kurumumuza tevsik edilmesine OYBİRLİĞİ ile,
5. Yemek Sepeti’nin rakip platformların tanıtımlarını engellediği, rakip platformlarla çalışmamaları karşılığında restoranlara promosyon sağladığı, ayrıca Joker uygulamasının 4054 sayılı Kanun’a aykırı olduğuna ilişkin iddiaların reddine OYBİRLİĞİ ile Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Facebook Messenger artık SMS gönderiyor
Sosyal medya devi Facebook, SMS teknolojisini anında mesajlaşma uygulaması Messenger’a entegre etti. Android kullanıcıları artık Messenger uygulaması üzerinden, SMS alt yapısını kullanarak mesaj gönderip alabilecekler.
Yeni yöntem, sadece metin gönderimi ile sınırlı değil. Kullanıcılar Messenger üzerinden SMS vasıtasıyla sticker, emoji hatta ses dosyası gönderebiliyorlar. Bu yöntemin özellikle internet bağlantısında sorunların yaşandığı bölgelerde, Messenger kullanıcılarının kontak listesiyle iletişim halinde kalabilmesi için bir “acil durum” olarak kullanılacağı düşünülüyor zira SMS üzerinden mesaj atıp alırken, GSM şirketinin SMS tarifesi geçerli oluyor. Eğer kullanıcı sınırsız SMS hakkına sahip değilse, tarife limiti aşan her SMS için ücret ödemek zorunda kalabilecek. Elbette, gönderilen görsel ve ses dosyalarının boyutlarına göre, mesajların birden fazla SMS olarak hesaplandığını da unutmamak gerekiyor.
Android kullanıcılarının Messenger’ın SMS özelliğini kullanabilmesi için telefon ayarlarından, üçüncü parti SMS uygulamalarına izin vermesi gerekiyor.
Facebook, SMS ile gönderilen mesajları kendi sunucularında tutmadığının da altını çiziyor. Messenger kullanıcıları ise uygulama içinde SMS yazışmalarını pembe renkli olarak görecek. Böylece SMS tarifelerini yanlışlıkla aşmalarının önüne geçilecek.
Android kullanıcılarının Messenger’ın SMS özelliğini kullanabilmesi için telefon ayarlarından, üçüncü parti SMS uygulamalarına izin vermesi gerekiyor.
Facebook, SMS ile gönderilen mesajları kendi sunucularında tutmadığının da altını çiziyor. Messenger kullanıcıları ise uygulama içinde SMS yazışmalarını pembe renkli olarak görecek. Böylece SMS tarifelerini yanlışlıkla aşmalarının önüne geçilecek. Twitter SoundCloud’a 70 milyon dolar yatırım yaptı
Müzik dünyasından çok sayıda kullanıcıya sahip olan ve müzisyenlerin de etkin olarak kullandığı Twitter uzun zamandır müzik piyasasında bir servisi satın almak istiyordu. Mikro blog servisi SoundCloud’u satın alamadı ancak müzik paylaşım servisine yatırım yaparak ortak oldu.
Twitter ortaklığın detayları hakkında bilgi vermese de firmadan sızan bilgiler yatırımın 70 milyon dolar olduğunu vurguluyor. Ancak şimdilik, iki firmanın servislerini birbirine entegre edip etmeyeceğine dair bilgi yok. Yine de ortaklık öncesinde de iki firma yakın şekilde çalışıyorlardı. SoundCloud, mikro blog servisinin duyurduğu ses kartları özelliğini sitesine entegre eden ilk müzik servisi olmuştu.
Jack Dorsey’in sosyal medya ağı müzik sektöründe ilk akla gelen isim olmak istiyor ve daha fazla müzisyenin Twitter’ı aktif olarak kullanması için çaba gösteriyor. SoundCloud ile işbirliği de bu stratejinin önemli bir adımı olacak gibi görünüyor.
IBM çalışanı Çin casusu mu çıktı?
ABD, IBM’de çalışan bir yazılımcıya yapılan casusluk suçlamasıyla sarsıldı. ABD savcısı Çin uyruklu Xu Jiaqiang isimli yazılımcının, geliştirilmesi onlarca yıl süren bir projedeki kodları Çin’e satmakla suçladı.
Suçlama hakkında yapılan açıklamada çalışanın hangi firmaya bağlı olduğu açıklanmadı ancak Xu Jiaqiang ismi IBM’in web sayfasında, yazılım geliştiriciler arasında yer alıyor. Savcılığın açıklamasına göre, Xu Jiaqiang bir firmada çalıştığı 2010-2014 yılları arasında, firmanın sırlarını kendine menfaat sağlamak adına Çin devletine ulaştırmış.
Geçen Aralık ayında tutuklanan Xu Jiaqiang’in eski işvereninin sırlarını üç kez Çin’e sattığı iddia ediliyor. Savcı her bir casusluk vakası için 15 yıllık ceza talep ediyor. Xu Jiaqiang böylece toplamda 45 yıl ceza alabilecek.
Geçen yıl ABD’yi ziyaret eden Çin Başkanı Xi ise, Çin’in artık ticari sırları çalmakla ilgilenmediğini ve kimseyi bu yönde cesaretlendirmediğini vurgulamıştı.
Microsoft LinkedIn’i nasıl kullanacak?
Microsoft’un 26,2 milyar dolar ödeyerek LinkedIn’i satın alması bu yılın en büyük sürprizi oldu. Yazılım devinin 100 milyar dolar nakite sahip olmasına rağmen LinkedIn’in ücretini ödemek için kredi kullanması da bu ani ve yüksek fiyatlı satın alma kararını açıklayan önemli bir veri. Finans uzmanlarına göre, ABD firmalarının hem Avrupa hem de ABD’de vergi daireleri tarafından sıkıştırılıyor olması nedeniyle, ellerindeki maddi gücün bir kısmını, değerli şirketlere yatırarak kazanımlarını korumaya çalıştıkları görünümü oluşuyor.
Microsoft, pek çok dev ABD şirketi gibi, şirketinin tüm kazancını verginin sıfır olduğu İrlanda’ya yönlendiriyor. Bu şekilde hiç vergi ödemeden tüm kazancını kasasına atıyor. Satın alma işlemi nedeniyle Microsoft’un 26 milyar doları ABD’ye sokmaya kalkışması halinde, maliyenin bu paranın %35’ine vergi kesmeye kalkışması mümkün. Dolayısıyla, Microsoft ABD’deki bu satın almanın tümü için kredi kullanarak hem cebindeki nakitin %35’ini kurtarıyor hem de kullandığı kredinin faiz giderlerini vergiden düşmek üzere kendi alacak hanesine yazıyor. İleride, kredi kullanmış olduğu finans kurumunu ABD dışındaki uzantılarıyla mahsuplaşarak ABD içindeki kredi borcunu sildirme ihtimali de bulunuyor. Böylece devlete %35 vergi ödemeden, 26 milyar dolarlık anlaşmayı cuzi bir faiz gideriyle kotarmış olacak, bir diğer deyişle, yurt dışında sakladığı 100 milyar doların dörtte birini devlete %35 vergi ödemek zorunda kalmadan ülkeye sokmuş olacak. Finansal açıdan bu alışverişin Microsoft’un elini rahatlattığı konuşuluyor.
Peki, mevcut ürünleri ve kullandığı teknoloji açısından Microsoft ne kazanacak? LinkedIn’i kendi ürünleri içinde nasıl konumlandıracak ve bu ağı kendi ürünleri arasına nasıl entegre edecek?
Yazılım devinin yayınladığı açıklamalara göre, LinkedIn Office 365 uygulamaları ile entegre olacak. Bu da Office 365 içinde çalıştığımız dosyaları, LinkedIn hesabımızla, kontak listelerimizdeki iş arkadaşlarımızla, çalışma gruplarıyla paylaşabileceğimiz anlamına geliyor. Aynı şekilde LinkedIn Microsoft’un kurumsal odaklı yazılımlarının merkezine yerleşecek ve LinkedIn hesapları, kullanıcıların iş hayatını organize eden önemli bir portal haline dönüşecek. Tüm randevular, toplantılar, ajanda detayları LinkedIn üzerinden yürüyecek ve örneğin bir toplantı öncesinde, o toplantının konusu olan projeyle ilgili tüm belgeler, çalışmalar, klasörler Office 365 üzerinden kullanıcının hızlıca erişimine açılacak. Böylece toplantıya girmeden önce projenin son durumuna göz atmak mümkün olacak. Dahası, toplantınıza girmeden önce toplantıda bulunacak kişilerin özgeçmişi, yaptıkları işler, pozisyonları, eğitimleri gibi detaylar hakkında hızlıca bilgi almak artık çok kolaylaşacak hatta bu bilgileri dijital asistan Cortana kullanıcıya okuyacak: “X şirketinin pazarlama müdürü Y Bey ile saat 15’te toplantınız var. Y bey, İstanbul Üniversitesi işletme bölümünden 2007’de mezun olmuş. 2007-2010 yılları arasında Z şirketinde pazarlama asistanı olarak görev almış. İngilizce ve Almanca biliyor.”
Ayrıca, LinkedIn kullanıcılarının istedikleri yetenekleri kazanmalarına yardımcı olan LinkedIn Learning hizmeti de Office yazılımlarına entegre edilecek. LinkedIn, e-öğrenme platformu Lynda.com’u kısa süre önce 1,5 milyar dolara satın alıp kendi servisine entegre etmişti. Böylece örneğin, PowerPoint’te bir tasarımın nasıl hazırlanabileceğini örğenmek için ilgili linke tıklayarak LinkedIn Learning içindeki derslere ulaşmak yeterli olacak.
Diğer bir deyişle, bu satın alma iş dünyasındaki alışkanlıklarda büyük değişimlerin yaşanmasına neden olabilir ancak Microsoft’un planladığı değişimleri hayata geçirmekte ve geliştirdiği yeni yöntemlerin kabul görmesini sağlamakta ne kadar başarılı olacağı da soru işareti.
Peki, mevcut ürünleri ve kullandığı teknoloji açısından Microsoft ne kazanacak? LinkedIn’i kendi ürünleri içinde nasıl konumlandıracak ve bu ağı kendi ürünleri arasına nasıl entegre edecek?
Yazılım devinin yayınladığı açıklamalara göre, LinkedIn Office 365 uygulamaları ile entegre olacak. Bu da Office 365 içinde çalıştığımız dosyaları, LinkedIn hesabımızla, kontak listelerimizdeki iş arkadaşlarımızla, çalışma gruplarıyla paylaşabileceğimiz anlamına geliyor. Aynı şekilde LinkedIn Microsoft’un kurumsal odaklı yazılımlarının merkezine yerleşecek ve LinkedIn hesapları, kullanıcıların iş hayatını organize eden önemli bir portal haline dönüşecek. Tüm randevular, toplantılar, ajanda detayları LinkedIn üzerinden yürüyecek ve örneğin bir toplantı öncesinde, o toplantının konusu olan projeyle ilgili tüm belgeler, çalışmalar, klasörler Office 365 üzerinden kullanıcının hızlıca erişimine açılacak. Böylece toplantıya girmeden önce projenin son durumuna göz atmak mümkün olacak. Dahası, toplantınıza girmeden önce toplantıda bulunacak kişilerin özgeçmişi, yaptıkları işler, pozisyonları, eğitimleri gibi detaylar hakkında hızlıca bilgi almak artık çok kolaylaşacak hatta bu bilgileri dijital asistan Cortana kullanıcıya okuyacak: “X şirketinin pazarlama müdürü Y Bey ile saat 15’te toplantınız var. Y bey, İstanbul Üniversitesi işletme bölümünden 2007’de mezun olmuş. 2007-2010 yılları arasında Z şirketinde pazarlama asistanı olarak görev almış. İngilizce ve Almanca biliyor.”
Ayrıca, LinkedIn kullanıcılarının istedikleri yetenekleri kazanmalarına yardımcı olan LinkedIn Learning hizmeti de Office yazılımlarına entegre edilecek. LinkedIn, e-öğrenme platformu Lynda.com’u kısa süre önce 1,5 milyar dolara satın alıp kendi servisine entegre etmişti. Böylece örneğin, PowerPoint’te bir tasarımın nasıl hazırlanabileceğini örğenmek için ilgili linke tıklayarak LinkedIn Learning içindeki derslere ulaşmak yeterli olacak.
Diğer bir deyişle, bu satın alma iş dünyasındaki alışkanlıklarda büyük değişimlerin yaşanmasına neden olabilir ancak Microsoft’un planladığı değişimleri hayata geçirmekte ve geliştirdiği yeni yöntemlerin kabul görmesini sağlamakta ne kadar başarılı olacağı da soru işareti. Fintech rüzgarına Çin de dayanamadı
Global bir dünya vizyonunun en etkili silahı hiç kuşkusuz finansal teknolojiler (fintech) olacaktır. Döviz kurlarını, para birimleri arasındaki farkı ve sınırlar arası para transferindeki zahmeti ortadan kaldıran servisler, bir bakıma ülkeler arasındaki sınırları da deyim yerindeyse “seyreltiyor”. Hal böyle olunca, Çin’in bugüne kadar takındığı dışa kapalı tutum, finans çevreleri için Yuan’ın kıymetini artırıyor.
Ne var ki Çin’e bir finansal kuruluş olarak girmek kolay değil. Bugüne kadar en büyük sıkıntı, her ülkede olduğu gibi bankacılık lisansı almaktı. Bu lisans Çin’de People’s Bank of China tarafından veriliyor ve ağır şartlar barındırıyor. Örneğin bir şirketin lisans alabilmesi için 1 milyar yuan (yaklaşık olarak 450 milyon TL) parayı nakit olarak ülkede bulundurması gerekiyor.
İşi bir bakıma nakit parayı ortadan kaldırmak olan fintech girişimleri için böylesi bir kurala uymak oldukça zor. Buna karşın her fintech girişiminin gönlünde 8 trilyon doları aşan Çin’in yıllık kart işlemi hacmi yatıyor. Öyle ki, 2020 yılına geldiğimizde Çin’in ABD’yi geçerek dünyanın en büyük kartlı işlem pazarını oluşturması bekleniyor.
Visa ve MasterCard Çin’e girebilecek mi?
Kartlı işlem denince ilk akla gelen iki şirket, Visa ve MasterCard da bu nedenle Çin pazarına giriş yapabilmenin yollarını arıyor. Şu an Çin’de UnionPay kart piyasasının tekeli konumunda bulunuyor. Ancak Dünya Ticaret Organizasyonu’nun, ABD’li şirketlerine Çin’de zorluk çıkarıldığı yönünde hükmedilmesi sonucu rekabete yeni bir boyut geliyor. Bu durumun değişeceği yönündeki ilk sinyalleri ise Reuters’a konuşan bir Visa yetkilisi verdi. Habere göre Çin, Visa ve MasterCard gibi uluslararası ödeme şirketlerinin ülkede varlık gösterebilmesi için kanunlarda gerekli esnekliği gösterme kararı aldı. Çin merkez bankasına lisans başvurusu yapan tüm şirketler, 90 günlük inceleme sürecini atlattıktan sonra lisansı alabilirlerse, bir yıl içinde operasyonlarını kurmaları gerekiyor. Visa yetkilileri “Yeni regülasyonları ve şartları değerlendiriyoruz ve lisansımızı almak için yakın zamanda resmi başvurumuzu yapmak için hazırlanıyoruz” ifadesini kullandı. Bakalım Visa ve MasterCard ile açılan Çin’in fintech kapıları, diğer girişimler için ne gibi fırsatlar sunacak?Emlak şirketleri drone’ları keşfediyor
Lojistik sektöründen sonra emlak sektörü de drone’ların avantajlarını keşfetmeye başladı. Amazon’un drone’lar vasıtasıyla aynı gün içinde teslimat yapmaya yönelik çalışmaları drone’ların ulaştırma sektöründe devrim yaratacak rolünü ortaya koymuştu. Şimdi ise emlak şirketleri, drone’lar sayesinde çektikleri videolarla, geniş arazilerin veya müstakil evlerin müşteri tarafından incelenmesini kolaylaştıran uygulamaları hayata geçirdiler.
Türkiye’de de örneği görülen uygulamalarda emlak şirketleri, büyük arazileri veya müstakil/bahçeli evleri müşterilerine tanıtmak için drone’lar ile çekilmiş hava videolarını kullanıyorlar. Geniş arazilerin her köşesini gezen drone’lar görüntüyü kaydederek müşteri adaylarının araziyi daha kolay incelemesine olanak sağlarken, müstakil evlerde ise drone’lar sayesinde evin büyük masraf gerektirebilecek çatısını ve çevredeki sorun oluşturabilecek detayları rahatça incelemek mümkün oluyor. Drone görüntüleri sayesinde evin durumu hakkında çok daha kolayca rapor alabilen müşterilerin satın alma kararları ise çok daha sağlıklı oluyor.
ABD ve Avrupa’da da yaygın olarak kullanılmaya başlanan kameralı drone’lar, emlak sektörünün yeni standardı haline gelmiş bulunuyor. Öte yandan, drone kullanımına dair yasal prosedüre uymak da büyük önem taşıyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de drone kullanımı belli kurallara bağlanmış durumda. Belli bir ağırlığın üzerindeki drone’lar için kayıt zorunluğu bulunuyor. Ayrıca, yerleşim birimleri içinde drone’ları evlere belli mesafeden fazla yaklaştırmak yasakken, drone’un çıkabileceği yükseklik, insanlara yaklaşabileceği maksimum mesafe, drone’un kullanıcısından uzaklaşabileceği mesafe gibi detaylar yönetmeliğe bağlanmış durumda ve bu kurallara aksi davranan drone sahiplerine 15 bin lira düzeyinde ceza kesilebiliyor. Dolayısıyla emlak şirketlerinin drone kullanımı öncesinde tüm yönetmeliği dikkatlice incelemesi büyük önem taşıyor. Türkiye’de emlak sektörü, yeni inşaat projeleri ile büyürken firmaların projelerini tanıtmak için drone’lara sık başvurduklarını da görmeye başlıyoruz.
Google kurumsal kullanıcıları için Springboard’ı tanıttı
Google, kurumsal kullanıcıların iş yükünü hafifletecek, yapay zekaya sahip önemli bir uygulama olan Springboard’ı tanıttı. Kurumsal kullanıcıların işleri artık yapay zeka ile koordine edilebilecek.
Springboard, yapay zekaya sahip bir asistan. Uygulamanın amacı ise kullanıcıların Google ürünleri içinde aradığı şeyi bulmalarını kolaylaştırmak ve iş süreçlerini takip etmek. Google’ın mühendislik bölümü başkan yardımcısı Prabhakar Raghavan da ortalama bir çalışanın, haftanın bir iş gününe eş değer zamanı Google ekosistemi içindeki dosyaları aramakla geçirdiğini belirterek, Springboard’ın yapay zekası sayesinde kullanıcının aradığı nesneleri çok daha hızlı bulmasına yardımcı olacağını vurguladı.
Yeni uygulama sadece akıllı bir arama motoru olarak hizmet vermeyecek aynı zamanda kullanıcının iş arkadaşları ve şirketi içindeki gelişmeleri de takip ederek aksiyon alması gereken önemli işler konusunda da kullanıcıyı bilgilendirecek, böylece tam bir asistan olarak hizmet verecek.
Google ayırca, şirketlerin kurum içi portal yaratmalarını sağlayacak olan Google Sites hizmetinde de güncelleme yaptığını duyurdu. Bir Google Site içinde, şirkete dair önemli bilgiler, duyurular, çalışanların kontak bilgileri, devam eden projelere dair süreçler gibi detaylar yer alabiliyor ve bu siteye sadece kurum çalışanları ulaşabiliyor. Google şimdi Sites servisinin tüm ekran boyutları ile uyumlu olduğunu açıkladı. Böylece artık sadece PC’lerden değil, tablet ve telefonlardan da kurum içi portale ulaşmak kolaylaşacak, mobil çalışanların kurumla bağlantıları daha sağlıklı olacak.
Radikal hack nedir? “Hack cinayeti” mümkün mü?
Denizcilikle birlikte korsanlık, bankalarla birlikte banka soygunları başladı. Dijital dünya da hayatımıza kendi tehdidi olan “hack” saldırılarını getirdi. Bir sonraki adımda ise “radikal hack” var!
Hayatımızın dijital kısmı sadece bilgisayarlarla sınırlıyken, hacker’ların yapabildikleri de masaüstünde kalıyordu. Ne var ki bugün en kişisel cihazlarımız olan akıllı telefonlara bile sızılabiliyor. Dahası, Nesnelerin İnterneti ile birlikte tüm cihazların birbirine bağlanması, tümünün uzaktan kontrol edilebilir olması hedefleniyor. Bu hedefin çoğu zaman gözardı edilen bir yan etkisi var; internete bağlı her cihaz aynı zamanda hack saldırılarının da bire bir muhatabı haline gelecek.
Bugün bile elektrikli otomobiller, termostatlar ve hatta çok gizli nükleer zenginleştirme programları uzaktan hack’lenebiliyor. F-Secure araştırma ekibinin başındaki isim, Mikko Hypponen, yakın gelecekte hackerların sadece para ve vakit kaybıyla sınırlı olmayan, cana kast eden saldırılara imza atabileceklerini söylüyor.
“Önümüzdeki on yıl içinde bir hack saldırısı sonucu yaşanan ilk ölümle yüzleşeceğiz. Dahası, bu şimdiden gerçekleşmiş olabilir. İran’daki nükleer tesisleri hedefleyen Stuxnet virüsü belki birkaç kişinin ölümüne sebebiyet vermiş olabilir,” diyen Hypponen, çoğu zaman İsrail ve ABD istihbarat servisleriyle ilişkilendirilen Stuxnet saldırısının detaylarını şöyle açıklıyor: “Bu saldırının insanları öldürüp öldürmediğini bilmiyoruz, ancak bu mümkün. Çünkü uranyum gazıyla dolu santrifüjlerinin havalandırma döngülerinin bozulmasına neden oldu. Bu nedenle o sırada odada birileri varsa, ölmüş olabilirler.”
Sonuç değil, niyet önemli
BusinessInsider’da yer alan bu açıklamayı otuz yıla yakın süredir dijital güvenlik alanında çalışan tanınmış bir uzman, ilk bilgisayar virüsünün yaratıcılarını yakalamış bir isim yapınca dikkate almamak mümkün değil elbette. Mikko Hypponen, bu virüs saldırılarında birinin gerçekten ölüp ölmediğin asıl nokta olmadığını söylüyor. “Önemli olan, Amerikalıların ve İsraillilerin ne yaptıklarının farkında olmaları. Bu saldırı insanları öldürebilirdi ama yine de yaptılar. Bence o karar alındığında, insanlık olarak bazı sınırları aştık.” Üstelik Stuxnet ölümcül sonuçlar doğurabilecek tek hack saldırısı değildi. Geçtiğimiz yılın son aylarında, Ukrayna’daki enerji nakil şebekesini tamamen çalışmaz hale getiren yıkıcı bir hack girişimi daha gerçekleşti. Ülke elektriksiz kaldı. “Eğer sorun uzun süreli olsaydı, hastanelerde işlemler yarım kalacak ve insanlar hayatını kaybedecekti. Üstelik Aralık ayında enerjinin olmadığı bir Ukrayna’da soğuk da hayati tehlike arzeder.”Sırada radikal hack var!
Elbette bu karamsar tablo, bir anda tüm hackerların gözünü kan bürümüş katillere dönüşeceği anlamına gelmiyor. Ancak burada bir soru işareti daha ortaya çıkıyor: “Bu tür ölümcül saldırıları kim ve neden yapıyor? Hackerların cana kast etmek gibi bir arzusu yoktur. İnsan öldürmek para kazandırmaz. Hackerlar genelde bir çıkar elde edecekleri saldırılara girişirler.” Ne var ki tek hedefi insanlığa zarar vermek olan kötü niyetli topluluklar da yok değil. “İnsanlara zarar verecek hack saldırıları yapmak kimin işine yarar? Radikallerin, yani IŞİD gibi toplulukların. İşte bir sonraki adım da o yüzden radikal hack olacak.” Güvenlik alanında bir sonraki tehdidimiz Stuxnet ya da Ukrayna’daki gibi saldırılar olmayacak. İlk “hack cinayeti” büyük olasılıkla yeteneklerini kötü amaçlarla kullanan bir hacker ile çalışan radikal gruplar tarafından işlenecek. Peki, ne zaman? “On yıl içinde, ama beş yıl da olabilir.”Apple yüz ve nesne tanıma teknolojisi kullanacak
Apple, yeni iOS’la birlikte, mobil cihazlarda önemli bir fark yaratacak yeni bir teknolojiyi devreye sokuyor. Yeni iOS ile birlikte gelecek olan Fotoğraflar uygulaması artık yüz ve nesne tanıma yeteneğine kavuşacak. Üstelik bu yeteneği, bulutla bağlantısı olmadan çalıştırabilecek. Yani yeni iOS sistemi, bulut servislerine bağlanmadan, telefon içindeki fotoğrafları içindeki kişilere ve nesnelere göre tanıyabilecek.
Kullanıcılar bu yeni yetenek sayesinde, telefonlarında sakladıkları çok sayıdaki fotoğraf arasında kolayca arama yapabilecekler. Örneğin, içinde deniz görüntüsü olan yaz tatili fotoğraflarını veya otomobilleriyle birlikte çektikleri fotoğrafları filtreleyebilecekler.
Apple’a göre bir iOS cihazı yüz ve nesne tanıma işlemi için, her fotoğrafta 11 milyar eşleştirme işlemi yapacak. Bu da çok önemli bir işlemci gücü ve hafıza gerektiriyor. Dolayısıyla yeni işlevin daha güçlü işlemcilere sahip yeni nesil iPhone’larda daha sağlıklı çalışması bekleniyor.
Reklam sektörü için yeni bir fırsat mı?
Öte yandan bu yeni özelliğin reklam verenler için de yeni imkanlar açması muhtemel görünüyor. Telefonda saklanan fotoğraflara erişimi olan uygulamaların bu fotoğraflardaki nesneleri analiz ederek kullanıcının ilgi alanına dair daha isabetli reklam profilleri çıkarak, uygulamada gösterilecek reklamları bu profile göre seçebilmesi mümkün olacak. Apple şimdilik diğer uygulamaların yüz ve nesne teknolojisini kullanıp kullanamayacağına dair bir açıklama yapmış değil anca Google ve Facebook ile kıyasıya devam eden mobil reklam savaşında Apple’ın bu teknolojiyi kendi lehine kullanmayacağını düşünmek zor.Apple yeni nesile kod yazmayı öğretecek
WWDC 2016 etkinliğinde çok sayıda yeniliği duyuran Apple çocukların kodlamayı öğrenebilmesi için Swift Playgroud isimli uygulamasını da tanıttı.
Apple’ın yarattığı açık kaynak kodlu yeni programlama dili olan Swift’i öğreten uygulama, yetişkin ve deneyimli yazılımcılar için uygun olmamakla birlikte, küçük çocukların hem programlama mantığını öğrenmesi hem de Swift kodlarına ve iOS ortamına alışması için hazırlanan uygulama başarılı olursa, bir nesil sonra toplumda dijital okur yazarlığın, uygulamaları ve kodları anlayabilen insan sayısının önemli oranda artacağını varsayabiliriz.
Swift Playground aynı zamanda Apple’ın geleceği için de önemli bir uygulama çünkü bu dili ve iOS uygulama mantığını öğrenerek büyüyecek çocukların hayatları boyunca iOS sistemlerine yatkın olacakları ve markanın potansiyel müşterileri olacağı düşünülüyor.
Uygulama şimdiden kullanıma hazır ancak son versiyonu sonbaharda iOS 10 ile birlikte indirmeye açılacak.
Microsoft, LinkedIn’i satın alıyor!
Microsoft bugün yaptığı sürpriz açıklamayla, profesyonel sosyal ağ LinkedIn’i 26,2 milyar dolara satın aldığını açıkladı.
Satın almanın detayları hakkında henüz fazla bir bilgi yok ancak LinkedIn’in CEO’su Jeff Weiner’ın satın alma işleminden sonra da görevinin başında kalacağı ve Satya Nadella’ya rapor vereceği dile getiriliyor.
Nadella, satın almayı duyurduğu açıklamasında “birlikte LinkedIn’in ve Office 365 ile Dynamics’in büyümelerini hızlandırabiliriz ve gezegendeki tüm insanların ve organizasyonların güçlenmesine katkıda bulunabiliriz,” ifadelerini kullandı.
Açıklamanın ardından LinkedIn’in borsadaki hisse değerleri tavan yaparak %50 değerlendi. 26,2 milyar dolarlık satın alma ise Microsoft’un tarihindeki en büyük satın alma işlemi özelliğini taşıyor.
Önümüzdeki günlerde birleşmeyle ilgili daha detaylı bilgilendirme yapılacak.
Symantec, Blue Coat Systems’ı satın aldı
Dijital güvenlik ürünleri geliştiren ünlü Symantec, kurumsal alana yönelik rakiplerinden Blue Coat Systems’ı 4,65 milyar dolara satın aldığını açıkladı. Bu sürpriz birleşme ile ev kullanıcıları arasında popüler olan Symantec kurumsal alanda da elini güçlendirmiş oldu.
Anlaşma sonucunda, Blue Coat’ın CEO’u Greg Clark birleşmenin ardından Blue Coat’taki görevini sürdürecek. Blue Coat’ın satışı aslında anti-virüs ve dijital güvenlik ürünleri pazarın sürpriz oldu çünkü firma daha geçen yıl Bain Capital’e 2,4 milyar dolar karşılığında satılmıştı. Bain Capital şimdi yatırımını neredeyse ikiye katlamış olarak Blue Coat’ı elinden çıkarmış oldu.
Blue Coat sayesinde Symantec, kurumsal dijital güvenlik hizmetleri alanında dev bir yapıya kavuşmuş olacak. İki firmanın da mevcut müşteri portföyünü birleştirmesiyle piyasada önemli bir avantaj kazanacakları açıkça görülüyor. Öte yandan Symantec artık kurumsal alanda Blue Coat ürünleriyle kurumsal yapıların içinde güvenlik ürünleri sunarken, çalışanların evinde de kullandığı ağlarda rahatça kullanılabilecek kişisel ürünleriyle güvenlik şemsiyesini çalışanların evlerine ve hatta tüm ailelerine kadar genişletebilecek. Böylece kurumsal yapıların içine sızmak isteyen kötü amaçlı saldırıları düzenleyenlerin işleri çok daha fazla zorlaşacak.
2014’te, tarihin en büyük hacking olayı olarak kabul edilen Sony saldırısında, hacker’ların çalışanların kişisel açıklarından faydalanarak şirketin sistemine sızdığı ve Sony’e yüz milyon dolarlar seviyesine varan zararlar verdiği anlaşılmıştı. Dolayısıyla, dijital çağda kurumların güvenliği aynı zamanda çalışanların kişisel güvenliği ile bağlantılı ve Symantec ile Blue Coat’ın birleşmesi bu alanda önemli bir örnek olarak görülüyor.
Mobil cihaz kamerası pazarında kim lider?
Cep telefonları satışlarında düşüş sürüyor olabilir ama telefon üreticileri arasında artan rekabet telefonlar için kamera üreten şirketlerin işine yaradı. Cep telefonları için CMOS imaj sensörü pazarının önümüzdeki 5 yıl içinde 20 milyar dolara büyüklüğe çıkması bekleniyor ve şu anda pazarın lideri, yıllık 3,6 milyar dolar satışla Sony.
2015’de toplam 6,7 milyar dolar büyüklüğe ulaşan pazarda Sony’nin payı %35 ve firmanın önümüzdeki yıllarda pazar payını arttırması da bekleniyor zira Sony’nin kameralar ve fotoğrafçılık konusunda eskiden gelen deneyimi bu alanda onu en güçlü oyunculardan biri yapıyor. Telefonlarında güçlü bir kamera isteyen üreticiler de tercihlerini Sony sensörlerinden yana kullanıyorlar.
Öte yandan sektördeki diğer oyuncular da Samsung, Omnivision, On Semiconductor, Canon, Toshiba ve Panasonic. Ancak bu firmların pazar payları çok küçük kalıyor. İkinci konumdaki Samsung’ın payı %19 ile neredeyse Sony’nin yarısı.
CMOS sensörlerine olan talebin patlamasında tek neden akıllı telefon üretimi de değil. Akıllı otomobillerin sayısının artmasıyla artık her otomobilde birden çok sayıda kamera kullanma gereği ortaya çıkıyor. Park sensörlerinden, şehir içi çarpışma önleme sistemlerine kadar, değişik güvenlik teknolojileri, çok sayıda kamera gerektirebiliyor. Dolayısıyla, her telefon için iki kamera yeterli olurken önümüzdeki beş yıl içinde artık üretilen her otomobil için 3-5 kamera gereksinimi doğacak. Bu da artık otomobil üreticilerinin de Sony ve rakiplerinin kapısını çalacağı anlamına geliyor.
Dolayısıyla önümüzdeki beş yıl içinde CMOS sensörlerine olan talebinin artışı bu sensörlerin fiyatlarının artmasına neden olacak. Piyasaya yeni oyuncular girmez veya mevcut üretim kapasitesi gözle görülür şekilde artmazsa, sensör fiyatlarındaki artışın telefon maliyetlerini de arttırarak telefon fiyatlarını yukarı çekmesi ve üreticilerin kar marjını düşürmesi olası görünüyor. Zaten çok küçük kar marjıyla çalıştıklarından şikayet eden LG gibi markaların bu süreçte telefon üretiminden çekilmesi ise sürpriz olmayabilir.
Bu bankanın adını siz belirleyeceksiniz
Mondo kurulalı henüz bir buçuk yıl oldu. Kurulduğu İngiltere’de Bank of England tarafından resmi lisansını bile henüz almış değil. Buna karşın oldukça tutkulu bir kullanıcı kitlesine sahip. Sadece bir mobil uygulama üzerinden hizmet veren ve çeşitli ödeme servisleri sağlayan bankanın kullanıcıları şimdi yeni bir karar vermek zorunda; bu fintech startup’ının yeni adı ne olacak?
Marka isminin kullanım hakkıyla ilgili yasal bir sıkıntıyla karşılaşan girişimin kurucusu ve CEO’su Tom Blomfield, aylarca sürecek mahkemelerle vakit öldürmek yerine çareyi şirketin adını değiştirmekte bulmuş. “Mahkemelere harcayacağımız vakitte bankacılık lisansını almak, ürünümüzü tam sürüm olarak yayınlamak ve daha da geliştirmek gibi gerçekten önem taşıyan işlere odaklanacağız,” diyen Blomfield, insanların isim değişikliğinden sonra birkaç ay içinde Mondo adını bile unutacağına inanıyor.
Şirketin yeni adının ne olacağını belirlemek ise banka müşterilerine bırakılmış durumda. İsteyen herkes, Twitter’da #NewMondo etiketini kullanarak kendi önerilerini sunabiliyor. Blomfield sadece bir noktada uyarıda bulunuyor; marka logosunu ve tasarımını kullanmaya devam edebilmek adına yeni şirket adının da M harfi ile başlaması gerekiyor.
https://www.techinside.com/mondo-90-saniyede-1-milyon-euro-topladi/
Mondo ilk defa tescil sorunu yaşamıyor
Daha önce de ABD’de Simple adlı bir başka servis tarafından, kendi tescilli sloganları olan “Safe to Spend” deyişini kullandıkları gerekçesiyle dava edilen Mondo, daha sonraki sürümlerde bu sloganı geride bırakmak durumunda kalmıştı. Bankacılık hizmetlerini bir mobil uygulama üzerinden sunan şirketin online ortamda kült sayılabilecek bir takipçi kitlesi bulunuyor. Öyle ki Crowdcube üzerinde topluluk fonlamasına açılan startup, sadece 96 saniyede 1 milyon Euro toplamayı başarmış ve geride kendilerinden kart bekleyen 130 bin kullanıcılık bir sıra bırakmıştı.Çalışanlar şirketlerinden ne bekliyor?
Masaj salonları, bisikletle gezilebilecek kadar geniş bir ofis ve oyun odaları… Çalışan bağlılığı bunlarla sağlanıyor olabilir mi? Silikon Vadisi’nde konuşlanan teknoloji devlerine şöyle bir göz attığımızda, en az personel gideri kadar personele sunulan “yan haklar” için para harcandığını görüyoruz. Dahası, yeni kurulan startup’lar da en havalı iş yeri olabilmek için bu tür atraksiyonlara giriyor.
İşin aslı, “perk” olarak bilinen bu yan haklar meselesi Vadi’de ipin ucu kaçırılan konuların başında geliyor. En yetenekli çalışanlarını elinde tutmak isteyen şirketler, daha çılgın fikirlerle ofisi donatırken, bir süre sonra bu giderler en büyük oyuncuların bile sırtındaki kambura dönüşmeye başlıyor.
Bunun en yakın örneğini Dropbox’ta gördük. Sunduğu yan hakların, çalışan başına 25 bin dolara varan ek gidere neden olduğunu görünce, shuttle servisi ve spor salonu çamaşır temizleme hizmetlerini (evet, Dropbox çalışanlarının daha önce böyle hakları vardı) durdurma kararı aldı.
Çalışan bağlılığı için maaştan fazlası gerekiyor
Şirketler perk üstüne perk katıyor da, çalışanlar gerçekte ne bekliyor? Bu soruya yanıt arayan Adobe; ABD, İngiltere ve Hindistan’daki 2 binin üzerinde çalışanın katıldığı bir anket yaptı. Farklı sektörlerden çalışanların katıldığı bu anketteki tek ortak nokta, her çalışanın bilgisayar başında mesai tüketmesiydi. Sonuçları Work in Progress adında bir raporla yayınlayan Adobe, personelin gerçek beklentisinin aslında çok daha makul ve kabul edilebilir olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmaya göre hiçkimsenin yoga yapmakla ya da spor salonunda ağırlık kaldırmakla işi yok; herkes daha iyi bir teknoloji istiyor. ABD’de ankete katılanların yüzde 81’i, en önemli yan hakkın “çalışma masasında en iyi teknoloji” olduğunu belirtiyor. Bu ankette çalışanlardan sadece ofis içi yan haklar arasında seçim yapmaları istendiğini de ekleyelim. Yani “daha iyi bir bilgisayar” seçeneğinin alternatifi yiyecek içecek tedariki, rahatlama odaları ve daha hoş tasarlanmış bir ofis olarak sıralanıyor. Bu ankete doğum izni, uzaktan çalışma, sağlık sigortası gibi şartlar dahil değil. Diğer bir deyişle, her beş kişiden dördü ofiste mutlu olmak için daha iyi bilgisayarlar istiyor. Adobe raporunda, daha iyi teknolojinin personel için birden fazla faydası olduğuna dikkat çekiliyor. Buna göre, insanları çalıştıkları şirketin teknolojiye personel bazında iyi yatırım yaptığını hissederse, işlerine daha olumlu bakıyorlar. Daha iyi bir bilgisayar aynı zamanda günlük rutinlerin daha hızlı ilerlemesini, iş ve özel hayat arasındaki dengenin daha iyi kurulmasını sağlıyor.Evernote ve Google Drive işbirliği
Bulut-merkezli mobil üretkenliğin sırrı kullanışlı hizmetleri birbirine bağlayarak bir arada kullanmakta yatıyor. Evernote kullanıcıları da her gün Google Drive’dan yapıştırılmış bağlantılar içeren milyonlarca not oluşturuyor ve Evernote’ta kaydettikleri fikirleri ile Google Drive’daki uygulamaları arasında bağlantı kurmanın daha iyi bir yolunu arıyorlardı. Bugün, Evernote ve Google Drive artık işbirliğine gittiklerini duyurdular. İki uygulama artık birbiriyle uyumlu çalışacak.
Tüm Evernote kullanıcılarının yarıdan fazlasının bir Google Hesapları da var. Artık, Google Drive’ı kullanan herkes, Drive dosyalarına Evernote’tan erişebilecek. Artık uygulamalar arasında geçiş yapmaya gerek kalmayacağı için fikir üretme süreci de kesintiye uğramayacak.










