3 adımda Gmail ustası olun
Google Takvim özelliği zamanınızı daha verimli kullanmanız için size pek çok seçenek sunar. Bu metodlar arasında Google Hatırlatıcı gibi epey geliştirilmiş uygulamalar da var. Kişisel bir takvim ayarlamanız beraberinde görevlerinizi, projelere ayırmanız gereken özel anları ve günlük görev gidişatınızı düzenleyebilirsiniz. Yeni bir takvim oluşturun ve Yapılacaklar olarak etiketleyin. Ayarlar kısmından Paylaşım sekmesini bularak kişisel olarak seçin ve diğerleriyle paylaşımın kapalı olduğundan emin olun. Böylelikle kişisel görevleriniz için bir “yapılacaklar” takviminiz de hazır! Buluşmalarınızı, projelerinizi, yarım kalan işlerinizi takip edebilir ve bir sonraki güne aktarabilirsiniz.
Veri merkezi olmadan 8 milyar dolar tasarruf
Veri merkezleri, kurumların dijital varlıkları için büyük önem taşıyor. Teknolojik altyapı, kapsamlı iklimlendirme, personel, enerji tüketimi gibi sayısız başlıkta, yüksek maliyetlerle sürdürülebilmeyi zorunlu kılan işleyişi ise veri merkezlerinin belirleyici faktörleri arasında. ABD, kendi kurumları için faaliyetlerini sürdüren veri merkezlerinin rakamsal boyutları anlamında dünya üzerinde öne çıkan ülkeler arasında. Bu noktadaki giderleri de devasa boyutlarda. Ülkenin resmi denetleme ve raporlama kuruluşu Government Accountability Office’e (GAO) göre ise veri merkezi konusunda atılacak bazı adımlarla önemli seviyelerdede tasarruf elde edilebilir.
GAO tarafından yayınlanan yeni bir rapora göre 2019 yılına kadar devlet kurumları özelinde hizmet veren 11 bin veri merkezinin yaklaşık yarısının faaliyetlerinin sonlandırılması ile birlikte 8.2 milyar dolar tasarruf elde edilebilmesi mümkün. Bununla birlikte söz konusu rakamların daha da yukarı çıkartılması gerektiği belirtiliyor.
ABD’de 2011-2015 yılları arasında kapatılan veri merkezlerinden 2,8 milyar dolar tasarruf elde edilmişti. Rakamın yüzde 84’lük kısmının Tarım, Savunma, İçişleri ve Hazine Bakanlıkları ile ilgili veri merkezi optimizasyon çalışmaları ile sağlandığı kaydediliyor. Planlanan 2016-2019 yılları arasında ise 2100’e yakın veri merkezinin kapatılması ve bunun sonucunda da 5,4 milyar dolar tasarruf sağlanmasının öngörüldüğü anlaşılıyor. 2011-2019 yılı sonunu kapsayan 8 yıllık dönem için 8,2 milyar dolar tasarruf edilebileceği kaydedilirken konuyla ilgili otoritelerin yorumları ise hedefin bir hayli ‘iddialı’ olduğu yönünde.
Geçtiğimiz sene ABD’de faaliyeti sonlandırılan veri merkezlerinden 1 milyar doların üzerinde tasarruf elde edilmişti. IBM işten çıkardı, Salesforce CV topluyor
IBM’in yıllardır devam eden yeniden yapılanması sonucu işinden olan BT profesyonellerine sürpriz bir el uzandı: Bulut alanında en büyük oyunculardan biri olan Salesforce CEO’su Marc Benioff, Twitter üzerinden yaptığı açık çağrıda işten çıkarılan IBM çalışanlarına kapılarının her zaman açık olduğunu duyurdu.
Yaptığı iddialı açıklamalarla sık sık gündeme gelen Marc Benioff liderliğinde Salesforce’un iyi bir grafik çizdiğini söylemek mümkün. Son çeyrek verilerinde gelirlerinin hızla arttığı görülen şirketin patronu, rakibi olan IBM, Oracle ve SAP gibi şirketleri “teknoloji dünyasının dinozorları” olarak tanımlamaktan çekinmemişti.
Salesforce CEO’su: “CV’leri bekliyoruz”
Önceki hafta yaptığı sosyal medya duyurusunda, IBM’in eski çalışanlarına açık çağrıda bulunan Marc Benioff, “IBM yine işten çıkarıyor. Salesforce bu konuda IBM’den çıkarılan personele yardım etmeye hazır, bize CV’nizi gönderin.” ifadesini kullandı.
More new from @IBM on layoffs. https://t.co/KeBGVVAaUu Salesforce opens its hands to help @IBM and any laid off workers send us your cv.
— Marc Benioff (@Benioff) March 5, 2016
IBM’in kıdem tazminatı kararı işten çıkarmaları kolaylaştırdı
Türkiye’de bir süredir tartışma konusu olan kıdem tazminatı konusunda tartışmalı bir karar alan IBM, 2016 yılı itibarıyla kaç yıllık şirket çalışanı olursa olsun herkese bir maaşlık kıdem tazminatı ödemeye başladı. Hal böyle olunca özellikle eski çalışanların işten çıkarılmaları kolaylaştı.
Marc Benioff’un son açıklamaları bir yana, IBM “dinozorlar çağında” kalmamak için inovasyona ve stratejik kararlara yönelik bir yeniden yapılanma peşinde koşuyor. Zira bazı alanlarda işten çıkarmalar devam ederken, yeni çağın ihtiyaçlarına yanıt veren pozisyonlarda 25 bine yakın açık olduğu belirtiliyor.
Gücümüzü test etmesinler!
Her olaydan sonra, siyasilerin “gücümüzü test etmesinler” lafı üzerine epeydir düşünüyorum. Benimki siyasi bir yaklaşım değil, kelimenin içeriğinden, tavırların realitesine, devletlerin konumundan geleceğe kayan eksene varan bir analiz…
Şöyle de basitleştirebiliriz: Amerika mı güçlü, Çin mi? Masonlar mı etkili olaylarda yoksa kilise mi domine ediyor küresel vakıaları? IMF’den Greenpeace’e veya Kızılhaç’tan Deepweb’e güç testlerini yapabiliriz.
Madem “güç” test edilebiliyor, öyleyse “güç değişimleri” üzerine kafa yorabiliriz. Kimse de üstüne alınmasın. Varsa bir olumsuz bir durum, yeni güç testlerine hazırlık yapsın.
Bütün dünyada eksen kayması yaşanıyor. Devletlerin konumunda eksen kaymaları yaşandığı gibi Kurumların pozisyonlarında da değişimler olabiliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tartışıldığı gibi NATO da tartışılabiliyor.
Bugün G20 Zirvesi, BM toplantılarından daha popüler olduğunu söyleyebiliriz. Cerattepe olayında görüldüğü üzere, Artvin halkınızın yerel tepkisi, katı hükümet icraatını durdurabiliyor. Halkın yumuşak gücü, katı iktidar gücünden daha etkili olabiliyor. Türkiye’de böyle olduğu gibi, yarı kapalı Çin’de de benzeri yumuşak güç örnekleri görülüyor.
Dünyanın neresinde bir olay varsa, orada güç değişimi izlerini bulabilirsiniz. Olaylar nerede yoğunlaşıyorsa, orada bir güç değişimi potansiyeli vardır. Güç Batı’dan Doğu’ya kayma gösterirken, güç yayılması da devlet dışı aktörlere geçiyor.
İletişim araçları, küresel şirketler, NGO’lar ve uluslararası kuruluşlar bu geçiş ve yayılma hızının artmasına katkı sağlıyor veya bu değişimden memnun görünüyor.
Bugün Çin, dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü durumunda. 2030 itibariyle de en büyük ekonomik güç konumuna gelecek. Asya ülkelerinin yükselişleri de görülüyor. Peki, güç alanında da aynı etkiye sahip olabilecekler mi?
Sanayi Çağı Avrupa’da doğdu ama 2. Sanayi devri Amerika’da başladı ve 20 yüzyıl Amerikan inisiyatifinde şekillendi. Sanayi 4.0 olarak tanımlanan yeni yüzyılda, dijital devrimde Batı konumunu koruyabilecek mi?
Güç konusunda devlet dışı kurumları aklınızdan çıkarmayın. Facebook veya Google hiç mi inisiyatif almayacak. Malum şu an en büyük yatırım alanları GSM lisanslarına yapılıyor. 4G’de bunu gördük önümüzdeki yıldan itibaren 5G ihalelerinde de göreceğiz. Ancak, Facebook çıkıyor ve internet hizmetlerini bedava yapacağını açıklıyor. Hangi devlet, lisans gelirlerini bahane edip buna karşı çıkabilir?
Gelelim güç değişimine… Hangi devlet gücünü kaybediyor, hangisi kazanıyor?
Her on, on beş yılda bir Amerika veya Avrupa’nın batma noktasına gelen krizlerden salimen çıkmayı başardıklarının örneklerine girmek istemiyorum. Veya şu anda Çin’in Amerika veya Avrupa’nın üç katı büyüdüğünü ve bunun sonuçlarına dair rakamları da paylaşmaya gerek görmüyorum. Ama birşeyler olduğu muhakkak.
35 bin nüfuslu Vatikan’ın dünya genelinde 8 milyon kişiye maaş verdiğini okurduk. En yaygın, en etkili kurumların başında geliyordu. Masonların her şeyi yönlendirdiği bir komplo hikayeleriyle büyüdük. Yine aşırı silahlı örgütlerin, dünyadaki diğer tüm silahlı örgütlerle temas içinde olduğuna ve her şeye hakim olacaklarına dair değerlendirmeleri de çok gördük.
Şeffaflık (Saydamlık) Hareketi, çevrecilik anlayışı, insan hakları arayışları, kozmopolit yaşam tarzı, kültürlerarası kaynaşma, 1,5 milyara doğru giden uluslararası turizm hareketleri belki hepsinden daha etkili birer dalgadır. Bir de küresel şirketler var: Kimi beslenmemizi, kimi eğitimimizi, bir diğeri de eğlence hayatımızı zapt-u rapt altında tutuyor.
Eskiden güç, savaş kazanmaktı. Şimdi savaşlar, kazananları daha fazla yıpratıyor.
Unutmayalım ki bir tarafın güçlenmesi, diğer tarafta korku oluşturuyorsa, bu güç değişimi süreci kesintiye uğrayabilir. Poleponnes Savaşını böyle yorumlayabilirsiniz. Aynı şekilde Almanya’nın yükselişinin, iki dünya savaşıyla durdurulmasını da buna örnek gösterebilirim.
Günümüzde geleneksel sert güç ile yumuşak güç karşı karşıya geliyor. Ancak zeki güç diye bir dalga ikisini de alt edebilecek bir güç gösterisinde bulunabilir. Herkesin büyük iştiyakla beklediği sanayi 4.0, akıllı nesneler, nesneler arası internet bu “Zeki Güç” olabilir mi?
Ortadoğu’da yaşayan bir nesil olarak, dünyadaki bütün gelişmelerden etkileniyoruz. Her ne kadar bütün şartlar aleyhimizde görünse bile, yeni nesil güç toplamaya devam ediyor. Yani büyük rol üstlenecek olan şimdiki değil bizden sonraki nesildir.
Ancak bu konuda bir çekincemi belirtmek istiyorum. “Güç Mesafesi” testinden geçmeden güç testinin bir anlamı yok. Nedir güç mesafesi?
Malcolm Gladwell’in Outliers kitabında bahsedilen bir kural var: Güç Mesafesi (Power Distance).
Yeteneklerin ortaya çıkması için günde 4 saatten 10 yıllık bir gayret gerekirken; toplumdaki güç mesafesi endeksine göre de alt kademelerde çalışanların özgüvenleriyle çekincelerini ve fikirlerini rahatça ortaya koyabilmelerine bağlıdır. Güç Mesafesi kavramını Hollandalı yazar Geer Hofstede ortaya attı. Buna göre bireylerin üstleri veya içerisinde yer aldıkları grup liderlerine fikirlerini ifade ederken korkup korkmamaları oranına güç mesafesi deniyor.
Güç mesafesi ile elde edilen en yüksek endeks değeri 5,80, en düşük ise 3,25″tir. Ne kadar yüksekse o kadar olumsuz bir durum oluşturuyor. Maalesef Türkiye’nin güç mesafesi değeri 5,57 olarak belirtilmiş. Güç mesafesindeki bireylerin otoriteyi eleştirmelerini veya karar alma süreçlerinde kendi fikirlerini beyan edebilmeleri bilinçdışı olarak sınırlanıyor.
Çocukluğumuzda büyüklerimizin azarlamalarını hatırlayın. “Yapma, cıss, haddini bil, kes sesini” gibi kavramlar ileriki dönemlerimizde de şekil değiştirerek sürüyor. “İcat çıkarma”, “Eski köye yeni adet getirme”, “dünkü çocuk” vs…
İşte bunlar toplumdaki güç mesafesinin dışa yansıyan ifadeleridir. Bir taraftan dünyadaki eksen kaymaları bizim güç toplamamızı sağlarken; tecrübe, gayrete en büyük psikolojik duvar olarak güç mesafesi ortaya çıkıyor. Türk kurumlarının içinde bulunduğu en büyük ikilemlerden biri budur. Siz bunu okullardaki eğitime, ailedeki bireylerin silikliğine veya diğer toplum departmanlarına kıyas edin.
Aslında Gladwell’e göre daha vahim sonuçlar da doğabiliyor. Kitapta Güney Kore pilotlarıyla ilgili örnek aslında kendi kurumlarımızı da güç mesafesi açısından yeniden değerlendirmemiz gerektiğini düşündürüyor.
Kore Havayolları son ölümcül kazasını 1997’de yaptı. Ancak geçmiş rakamlar o kadar kötü ki hala modern zamanların en kötü istatistiklerine sahip havayollarından biri olarak kabul ediliyor. 1970’den sonra tam 16 kazada 700’den fazla can kaybı yaşayan havayolu olarak biliniyor.
Sovyetler Birliği tarafından bir uçağı 1983’te düşürülünce Güney Kore bunu ulusal bir konu olarak ele aldı ve dışarıdan danışmanlık almaya karar verdi. Teknik analizler, uçakların bakımı, kule sinyalleri, elemanların eğitimi ve masajları detaylı şekilde incelendi ve güç mesafesinin kazalarda etkin olduğu anlaşıldı.
Kültürel kodlar o kadar güçlü ki, baş pilot veya deneyimli kule yanlış veya yanlış yorumlanabilecek bir mesaj verdiğinde ekibin diğer elemanları buna itiraz edemiyorlar. Anlık karar noktasındaki teknik bir eleman analiz ve yorum yapma kabiliyetini kapatıyor. İkilem kazalarla sonlanabiliyor. Egosu şişmiş bir lidere karşı meramınızı anlatabilir misiniz? Bu nedenle şirketler, markalar ancak CEO veya genel müdürlerinin kabiliyeti ve vizyonu kadar ilerleyebilmektedir.
İki yıl önce okuduğum Outliers’ı şimdi tekrar etme ihtiyacı hissettim. Üniversitede ders vermeye başlayınca ve şirketlerin kurumsallaşma çalışmalarına katkıda bulunmaya davet edilince karşıma güç mesafesi endeksi çıktı. Güç mesafesi endeksi sağlıklı hale gelmeden ne işletmelerde mobbing azalır, ne de kurumlarda demokratik katılım sağlanabilir. Dahası, küresel “Güç Testi” ancak güç mesafesi aşıldığında kazanılabilecek bir sınavdır.
Büyük hedefleri olan kurumlar, liderler veya markalar Güç Mesafesi endekslerini kontrol ettirsinler sonra güç testinden bahsetsinler. Sürücüsüz araçlar 2020’de resmen yollarda
Nissan tarafından gönderilen bir basın bülteni, otonom sürüşe sahip, yani kendi kendine giden Qashqai modelinin üretimine önümüzdeki yıl başlanacağı bilgisini veriyordu. 2017’de İngiltere’de üretimi başlayacak olan makyajlı Qashqai’nin, markanın 2020 yılında hayata geçireceği otonom sürüş yeteneğine sahip araçlar için önemli bir kilometre taşı olacağı açıklandı.
Araçta bulunan Piloted Drive 1.0 özelliği, standart modele otonom sürüş yeteneği kazandırıyor. Nissan, bu yıl içinde Japonya pazarında ulaşılabilir fiyatlarla bu teknolojiyi sunmaya hazırlanıyor. Yine bu yıl Avrupa’da yol testleri gerçekleştirilecek.
Otonom sürüş Avrupa’ya aslında çok yabancı değil. 2012 yılında Volvo, İsveç Teknik Araştırma Enstitüsü, Almanya Aachen Otomotiv Mühendisliği Enstitüsü ile İspanya’dan Idiada ve Robotiker Tecnalia’nın işbirliğiyle başlatılan bir proje ilk başarılı örneklerden biri. Safe Road Trains for the Environment (SARTRE) adlı proje, önde bir sürücü tarafından kontrol edilen bir aracın, arkasında otonom olarak yol alan otomobil ve kamyonlardan oluşan bir konvoyla yol almasını temel alıyordu. İspanya’da pek çok testi gerçekleştirilen bu yöntem, araçlar arasındaki mesafenin korunması sayesinde rüzgar direncinin de etkisiyle yakıt tüketimini, dolayısıyla karbon salımını ciddi oranda azaltabiliyordu.
SARTRE Projesi’nin bir benzeri Scania, Hollanda Kraliyet Teknoloji Enstitüsü ve sayısı 10’u bulan proje ortağı ile hayat bulmuştu. Hollanda’da gerçekleştirilen testlerde yakıt tüketiminde yüzde 20’ye varan tasarruf ortaya çıkmıştı. Yürütülen çalışmalara Nisan 2015’te dahil olan Ericsson ise, özellikle otonom sürüşe sahip otobüslerin iletişim altyapısında 5G’den nasıl faydalanacağı üzerine katkı sağlıyor. Scania ayrıca bu ay başında madenlerde kullanılan kamyonların otonom sürüşe sahip versiyonlarını da duyurdu.
Güncel örneklerden bir diğeri ise Almanya’da Daimler tarafından gerçekleştirildi. Ekim 2015’te başlayan testlerde diğer örneklerin aksine tek başına ilerleyen Mercedes marka bir kamyon 80 kilometre sabit hızda otoyolda sorunsuz bir şekilde ilerlemeyi başardı.
Teknoloji var, yasal düzenleme bekleniyor
Gerek Avrupa’da gerekse ABD ve Japonya’da gerçekleştirilen testler bu teknolojinin aslında hazır olduğunu gösteriyor. ABD’de bazı eyaletler şimdiden -acil durumlarda müdahale edilebilmesi için-, şoför koltuğunda birinin oturması şartıyla otonom sürüşe izin veriyor. Tabii burada ABD Otoyol Güvenliği İdaresi’nin yarı otonom ve tam otonom kavramına dikkat çekmekte fayda var. Nissan’ın merkezinin bulunduğu Japonya’yı ise ABD ile birlikte bu konuya en hazır ülke olarak nitelemek mümkün. Bu yıl içinde bir “robot taksinin” Tokyo’da müşteri taşımaya başlaması bekleniyor. Robot Taxi isimli bir girişim, bu teknolojiyi geliştirirken, 2020’deki Tokyo Olimpiyatları’nda yaygınlaşacağını öngörüyor.
Yasal düzenlemelerin Avrupa’da da aynı dönemde yürürlüğe girmesi bekleniyor. Türkiye’deki duruma baktığımızda ise bu konuda net bir hazırlık yapıldığından söz etmek henüz mümkün değil. Ülkemizde satılan modellerin teknolojik geçişi 2020’ye yetişse de, yasal düzenlemeler nedeniyle biraz daha beklenecek gibi görünüyor. Buradaki muhtemel geçişin, üretilecek yerli otomobilin otonom sürüşe sahip olacağı –bununla ilgili bir açıklama ya da hazırlık bulunmuyor- yıl olacağını söylemek çok da yanlış bir tahmin olmayacak. Uber rakam verdi: 3 yılda 170 taciz şikayeti!
Milenyuma “taksici cinayetleri” ile giren Türkiye’de Uber gibi araç paylaşım servislerinin çabuk reaksiyon görmesi gayet doğal. Devlet tarafından tanınmış lisanslı plakalarda dahi özellikle Sultanahmet gibi turistik bölgelerde turistlerle yapılan “ekstra turlar”, kabartılan tarifeler ve kontrolsüz şoförler, bireysel taşıma servislerine endişeyle yaklaşan bir toplumsal önyargı oluşturuyor.
Üstelik Uber için tek endişe Türkiye’de değil. Global olarak bu sistemin tüm avantajlarına karşın, güvenlik tehditleri için bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Öyle ki Uber’in sunduğu imkanlar, standart taksi ücretlerinin altında taşımacılık yapması ve kazan-kazan ilişkisi artık normalleşti; eleştiriler güvenlik konusuna yoğunlaştı.
Yakın zamanda Buzzfeed tarafından yapılan ortaya çıkarılan taciz ve cinsel saldırı şikayetlerinde 6000’e yakın şikayet oluşturulduğu ekran görüntüleriyle paylaşılınca, Uber’e cevap hakkı doğdu. Konuyu Medium’da anlatan Uber ekibi, Aralık 2012 ile Ağustos 2015 arasındaki yaklaşık 3 yıllık süre boyunca tecavüz iddiasıyla şikayette bulunan 5 kişi olduğunu açıkladı. Cinsel taciz ile ilgili 170 Uber’e gelen şikayet sayısı 170, yani her 3,3 milyon sürüşte bir defa şikayet geliyor. Uber ayrıca ciddi saldırılarda ilgili kullanıcının doğrudan emniyet güçlerine başvurduğunu, dolayısıyla o olayların bu şikayetlere dahil olmayabileceğini açıklamakta çekince görmedi.
Uber için güvenlik ilk sırada
İnsanları A noktasından B noktasına güvenli bir şekilde taşımanın kendileri için varlık sebebi olduğunu dile getiren ekip, bu nedenle bir “Güven ve Emniyet” ekibi kurduklarını, ekibin danışmanının eski federal savcı Joe Sullivan olduğunu ve bu ekibin daha önce Airbnb’de aynı işi yapan Phil Cardenas tarafından yönetildiğini yazdı. Her bir yolculuğun GPS ile takip edildiğini ve hem sürücünün hem yolcunun konumlarını aileleriyle kolayca paylaşabildiğini, sürücüyü (ya da yolcuyu) sürüş sonrası puanlayabildiğini hatırlatan Uber, bu sistemde hataya yer olmadığını belirtti.
Startup nedir? SDN Forum’da tartışıyoruz
On yıl önce herkesin kendi forumu, beş yıl önce de bir blog sayfası vardı. Bugün ise aklında yenilikçi bir fikir oluşturan, insanların henüz farkında olmadığı bir ihtiyaç keşfeden ya da yurtdışında gördüğü inovasyonu memleketinde paraya dönüştürmek isteyen herkesin bir girişimi, yani startup’ı var.
Gelişen teknolojiyle birlikte kendini sürekli yenileyen ve trendlerin takipçisi olan SDN Forum, tüm bu süreçleri teknoloji severlerle birlikte tartışan canlı ve dinamik yapısıyla her zaman gündemin konuşulduğu yer oldu. Bu yıl startup’ları konuşacağız. On yıl önce kendi blog sayfalarını tanıtmaları için imkan tanıdığımız, ilk ziyaretçilerini SDN Forum’da kazananlar gibi, Türk girişimciler de ilk tanıtımlarını aynı yerde yapabilecek. Bunun için SDN Forum’da yepyeni bir kategori açtık.
Türkiye teknolojiyi sadece takip eden ve tüketen bir ülke olmamalı. Biz buna inanıyoruz. Türk teknoloji kullanıcılarının her biri, aynı zamanda kendi yenilikçi fikirleriyle sorunlara çözüm üreten, başkalarının ihtiyaçlarını teknolojiyle çözebilen girişimciler olma potansiyeline sahip.
Sahiden, Startup nedir?
Startup ya da girişim denince aklınıza yurtdışında Uber ve Slack, yurtiçinde BiTaksi ve Getir gelebilir. Ancak işin aslı, startup kavramının tam olarak bir karşılığı bulunmuyor. Girişimin içini tam olarak dolduracak kavramla ilgili, “startup cenneti” Silikon Vadisi’nde bile tek seslilik yok. Startup nedir sorusuna herkesin farklı bir yanıtı var. Kimi yatırım şirketleri bir startup’ı yaptığı iş ne olursa olsun “her hafta yüzde 10 büyüyen şirket” olarak görürken, bazıları da startup’ın bir yaklaşım olduğu kanısında. Örneğin başarılı bir girişimci, kendi startup’ını tanımlarken “Şirkete katılan insanların, devasa büyüme fırsatlarını yakalayabilmek için cesur kararlar almaktan çekinmediği ve anlık etkinin heyecanının yaşandığı yer” ifadesini kullanıyor. Y Combinator Başkanı Paul Graham bu nedenle beş yıllık bir şirketin dahi startup olabileceğini belirtiyor. Önemli olan insanların siz üretene kadar farkında olmadığı kritik bir ihtiyaç bulmak ve o ihtiyaca en uygun çözümü, hızlı ve etkili bir biçimde pazara sunmak.
SDN ve TechInside yerel girişimcilerin yanında!
ShiftDelete.Net ve TechInside olarak bizler bu girişimcilere ilk desteği sağlamaya her zaman hazırız. Bu amaçla da yenilikçi fikirlerini, kurdukları genç girişimi kayıtlı yüzbinlerce SDN Forum kullanıcısına ücretsiz olarak tanıtmalarına destek oluyoruz. Eğer siz de aklınızdaki fikri bir iş modeline dönüştürmek ya da kurduğunuz girişimi herkesle paylaşmak, görüş ve öneri almak istiyorsanız SDN Forum Startup ve Girişimcilik kategorisinde yerinizi alabilirsiniz. Herkes Türkiye’den yeni bir Facebook bekliyor. Oysa buna gerek yok: İnsanların gerçek hayat sorunlarına teknolojiyi ve bilimi kullanarak çözüm üreten, paylaşan bir sonraki büyük girişim belki de sizin fikrinizle hayat bulacak.
Bitcoin cüzdanı Electrum ne işe yarıyor?
Geleceğin dijital para birimi olarak gösterilen Bitcoin aynı zamanda son yılların en çok tartışılan konusu. Ne olduğu, nasıl elde edildiği veya nerede, nasıl kullanıldığına dair sorular havada uçuşurken, hakkında çıkarılan sayısız şehir efsanesiyle ayrıca akıllara kazındı. Öyle veya böyle bu dijital para birimi hayatımıza girdi ve beraberinde dijital cüzdan ihtiyacını getirdi. Sonuçta menşeyi ne olursa olsun, paranın muhafaza edilmesi ve sayılması adeta bir kuraldır.
Bu konuda bir atılım gerçekleştiren Electrum, daha önce masa üstü uygulamasıyla Bitcoin sahibi bilgisayar kullanıcılarına hizmet vermişti. Şimdi ise dijital cüzdan Android tabanlı cihazlara geliyor. İlerleyen dönemdeyse iOS platformuna gelmesi kesinleşmiş durumda.
Electrum’un mobil uygulaması, paranızı harcamanız için ihtiyaç duyduğunuz özel anahtarı sunucu sahibi firmaların avuçlarına bırakmayıp, cihazınız içinde şifreleyerek kendini bu türdeki diğer cüzdanlardan ayırıyor.
Mobil uygulama işleyiş olarak temelinde masa üstü uygulamayla aynı mantığa sahip. Kullanıcıların uygulama üzerinde daha rahat bir hakimiyet kurması açısından içerik ve arayüz mobil platforma uygun hale getirilmiş. Para birimini masa üstünden mobil cihazınıza aktarmak da son derece basite indirgenmiş.
Bitcoin paralarınıza Electrum ile her yerden ulaşın
Electrum’u geliştiren Thomas Voegtlin, Bitcoin Magazine’e verdiği demeçte, mobil cihazında bu tarz dijital cüzdan kullanan kullanıcıların merkezi sunuculara güvenmek zorunda kaldığını, bu sunucuların da şirketlere ait olduğunu hatırlatıyor. Kullanıcı açısından bu durumun sakıncalı olabileceğinin altını çizen Voegtlin, kullanıcının her zaman özel anahtarına ulaşamayacağı ve alım-satım işlerinin bu yüzden askıya alınması gibi bir risk olduğunu belirtiyor. Bahsi geçen uygulama, Bitcoin uygulamasından farklı olarak kendini bu sıkıntıya maruz kalmayacak şekilde güncelleme ve sunucuya bağlanmayı bekleme ihtiyacı duymadan müşterilerin paralarına ulaşmasını sağlıyor. İlerleyen dönemlerde iOS sürümüyle birlikte uygulamaya alım – satım fonksiyonunun geleceğini hatırlatalım.Lemonade.io oynayarak öğretiyor
Lemonade.io kurucusu, genç tasarımcı Angad Singh’e göre 20 yıl içinde mevcut işiniz tedavülden kalkacak. İş var olsa bile, o artık yazılım veya robotlar tarafından yapılıyor olacak. Kulağa bilimkurgu filmi gibi geliyor değil mi? Bunun er ya da geç gerçekleşeceğine inanan Singh, iş doğasının değişmek üzere olduğunu ve gereksiz, yaratıcı olmayan işlerin yazılım ve robotlara devredileceğini ileri sürüyor. Elveda “sistem çöktü” diyen memur amca, elveda kepçe operatörü Selim Bey! İşlerin otomasyona bağlanacağı gelecekte adalet ve tedavi sistemi bile kısmen robotların etkisi altında olacak.
Günümüz iş anlayışının teknoloji tarafından devralındığı geleceğin farklı ama harika olacağını söyleyen Angad Singh, gelişimini de zaten bu yönde olması gerektiğini savunuyor. Peki ama devasa bir işsizler kalabalığına sebep olan bir gelecek fikrine nasıl oluyor da olumlu bakabiliyor bu adam? Çünkü Singh, herkesin kendine özgü bir kabiliyeti olduğuna ve şirketi Lemonade.io ile bunu ortaya çıkarabileceğine inanıyor.
Lemonade.io nedir?
Lemonade.io, 2014 yılında NEA (New Enterprise Associates) tarafından desteklenerek kuruldu. Danışmanlar arasında pek çok önemli isim var ve bunlardan birisi de Yahoo’nun hem kurucularından hem de eski CEO’su olan Jerry Yang. Singh’in öngörüsüne göre gelecekte yaratıcı teknolojilerin modern iş anlayışıyla bütünleştiği noktada, Lemonade çalışanlara geri bildirimde bulunup olaya farklı bir açıdan yaklaşmaları şansı tanıyacak. Ancak Lemonade’in insanları “yaratıcı” olması konusunda eğitebilmesi için evvela kendi teknolojisini, yaratıcı bakış açısının ne olduğunu anlayacak seviyeye taşıması gerekiyor. Pek çokları için “Allah vergisi” olarak adlandırılan kişisel beceri, aslında sayısal olarak hesaplanabilir bir yetenek. 1980’lerde Teresa Amabile isimli bir Harvard profesörü, bugün dahi kullanılan bir teknikle kişilerin bir iş üzerinde ne kadar etkin ve yaratıcı olabileceklerini, sorulara verdikleri cevaplarla anlayaşılabilineceğini ortaya koydu. İnsanların yaratıcılık konusunda benzer fikirleri olduğunu dile getiren Singh, diğer bir deyişle insanların tahmin edilebilir varlıklar olarak tanımlıyor. Ortaya atılan fikirlerin iki şeye cevap vermesi gerek: “fikir eşsiz mi?” ve “fikir problemi çözebilir mi?”. Bilgisayarlar bu her iki sorunun cevabını da bir makinenin öğrenebileceği şekilde öğrenir. Ama bunun mümkün olabilmesi için epey bir veriye ihtiyacı vardır. İşte bu noktada devreye oyunlar giriyor.Funder ile oyun, veriye dönüşüyor
Şirketin ilk ürünü Funder isimli oyun, oyunculara bir şirket için parodi çözümler oluşturmasını istiyor. Oluşturulan çözümler diğer oyuncular tarafından oylanıyor ve en yüksek oyu alan fikir, en yaratıcı olarak kabul görüyor. Ancak Funder’in gerçek hüneri burada gizli değil. Oyuncuların işlem esnasında dokundukları her bir tuş, her geriye almaları, oluşturup silmeleri tamamen kayıt altına alınıyor ve veriye dönüştürülüyor. Singh konuya ilişkin olarak “Böyle bir şey için yeterince büyük bir veri birikimine sahip olmamız lazım. Ortaya harika fikirler koyan tüm insanlar aynı zamanda yazıya başlamadan önce bir problemi süzüp üzerine düşünen kişiler. Akıllarına ilk geleni değil, dördüncü geleni yazıyorlar.” dedi. Projenin danışmanlarından David Kelley, bir problem üzerine düşünüp üstüne çözüm yolları üretmeye çalışan bir kişinin güzel fikirler ortaya atabileceğine ve buradan elde edilen verilerin Lemonade tarafından ölçülebileceğine inanıyor. Geçtiğimiz aralık ayında çıkışını gerçekleştiren Funder’de bugüne kadar 3.000 çözüm ortaya atıldı ve 25.000 oylama gerçekleşti. İnsanların oyun düşkünü olması ve sürekli oynamaya devam etmeleri, diğer yanda Lemonade.io’nun ihtiyaç duyduğu devasa veritabanını oluşturuyor. Kelley’e göre yaratıcılığın doğasında da zaten oyuncu bir ruh var. Singh’in hedefi kuruluşların isteklere cevap verebilecek çalışanları bulmasında asistanlık yapabilecek bir araç oluşturmak. Pek çok CEO çoktan iş yerindeki en önemli yeteneğin yaratıcılık olduğunun farkına vardı. Firmalarsa bu yeteneğin ortaya çıkması için ellerinden geleni yapıyorlar. Adobe “evlerdeki sanatçılar” adında bir program başlattı, Infosys yenilikçiliğe önder olacak bir sisteme imza attı, IBM ise tasarım fikirlerine maddi destek oluyor. Pek çok büyük firma durumun farkında ve buna göre önlem alırken, Signh, Lemonade.io için kapısının çalınmaya başladığını söylüyor ve ekliyor: “İnsanlar yaratıcı doğar. Eğer onları bu konuda güçlendirirsek, bu gerçek anlamda güç olur.”Dikey kalkan uçak olur mu? Bu videoyu izleyin
DARPA’nın son projesi dikey kalkan uçak hayal gücünün sınırlarını zorluyor. Amerikan Savunma Bakanlığına bağlı DARPA (Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı) aralarında internet, Siri ses tanıma yazılımı ve GPS’in olduğu pek çok göz alıcı teknolojinin gelişimine büyük katkı sağladı. Önemli projeleri finanse ettiğini de bildiğimiz ajansın sıradaki hedefiyse henüz emekleme aşamasında olan VTOL yani dikey iniş ve kalkış gerçekleştirebilen uçaklar. Yayınlanan videodaki yeni bir tasarımı, uçak ve helikopter melezi çoklu pervaneye sahip bir uçağın dikey kalkış ve inişler gerçekleştirebildiğini gösteriyor. VTOL Deneysel Uçağı adını taşıyan tasarım saatte 400 deniz mili hızla uçabilmesi yanı sıra havada asılı kalma ve hatta gerektiğinde geriye doğru uçabilme çevikliğine sahip.
Esasen uçağın kanatlarına entegre edilmiş ve yön değiştirebilen pervaneler serisi mevcut. Kalkış esnasında bu pervaneler yere dönerek dikey kalkışa imkan tanıyor. Uçuş esnasındaysa normal uçaklarda olduğu gibi yatay pozisyonda gökyüzünde süzülüyor.
BGR.com’da yer alan habere göre DARPA’nın önemli isimlerinden Ashish Bagai tasarım için “Bu son derece yenilikçi bir yaklaşım.” yorumunda bulunurken sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Tasarımı gerçeğe çevirmek epey iddiaalı bir iş ama teknoloji ibresini daha ileri taşıyarak diğer dikey uçuş ve havacılık ürünlerine katkı sağlayacak harika imkanların doğmasına sebep olabiliriz.”
Dikey kalkan uçak geleneksel tehditleri azaltacak
Videoda gördüğünüz tasarımın sahibi Aurora Flight Sciences, dikey iniş ve kalkış yapabilen bu uçak modeliyle DARPA tarafından ödüle layık görüldü. Aslında VTOL Deneysel Uçağı konusunda bir ilk sayılmaz. Daha önce Amerikalı üretici Lockheed Martin firmasının 2013 yılında tanıttığı F-35 Lightning II de dikey iniş kalkış yeteneğiyle göz dolduruyordu. Uçaklara dikey iniş – kalkış yeteneği kazandırılarak, havacılık yoluyla daha fazla noktaya erişilmesi, hava alanlarında alan ekonomisi sağlanması ve en önemlisi geleneksel iniş & kaşkış yönteminin tehlikeleri azaltılmış olacak.5G Avrupa’yı nasıl değiştirecek?
1 Nisan 2016, Türkiye’de 4G’nin ya da pazarlamacıların da etkisiyle 4,5G’nin başlayacağı gün olacak. Bununla birlikte gerek Türkiye’de gerekse dünyanın geri kalanında 5G için yapılan çalışmalar da son aylarda hızlanmış durumda. Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı bir çalışma, 5G sonrası hangi sektörlerin en fazla etkileneceğini ve daha fazla değişim yaşayacağını ortaya koydu.
Buna göre en fazla etkilenecek sektörler arasında beş sektörün ismi öne çıkıyor. Bunlar otomotiv, sağlık, üretim (akıllı fabrikalar), enerji ile medya ve eğlence olarak tanımlanmış durumda. Otomotive olan etkinin üretim bantlarından çok akıllı otomobillerin yaşatacağı değişim olduğunu vurgulamakta fayda var. Birbiriyle ve bulundukları ortamla (binalar ve akıllı şehirleri oluşturan unsurlar) etkileşim, otomotivin 5G’nin etkileyeceği 5 sektör arasına girmesini sağlamış. Hazırlanan çalışmada düşük gecikme oranına sahip hızlı veri iletiminin kritik olduğuna değiniliyor.
Avrupa Komisyonu, üretim sektöründeki değişim için “akıllı fabrikalar” tanımını kullanmayı uygun görmüş. Buradaki etki, özellikle fabrika içindeki otomasyon, uzaktan kontrol ve kurum içi iletişimde kendini gösteriyor. Özellikle Endüstri 4.0 ile birlikte üretimde daha fazla robot kullanılacak olmasıyla 5G’nin hız faktörünü bir arada değerlendirmek gerekiyor.
5G nasıl hayat kurtaracak?
5G sonrası dönüşüm yaşayacak bir başka sektör ise sağlık. Avrupa Komisyonu, buradaki etkiyi hastanelerdeki varlık yönetimi, robot kullanımı, uzaktan hasta takibi ve teknoloji destekli tıbbi çözümler olarak sıralıyor. Akıllı kalp pilleri ya da giyilebilir teknoloji ürünleri, kullanan kişinin sağlık verilerini sürekli takip ederek acil bir durumda ilgili sağlık kurumlarını haberdar edebiliyor. Bu sistemin başarı yüzdesinin yüksek olması içinse cihazlardan toplanan verilerin zaman kaybetmeksizin iletilmesi gerekiyor. Bu da 5G’nin getireceği hızlarla faydası artabilecek bir durum. Bir başka etki ise 5G’nin getireceği hızlarla doktorların hastadan uzakta olduğu ortamlarda bile yüksek görüntü kalitesinin sorunsuz aktarımıyla cerrahi operasyonlar yapabilecek olması.
Listedeki dördüncü sektör ise enerji. Ancak enerji sanılanın aksine sadece enerji şirketlerinin süreçlerini kolaylaştırmaktan daha fazlasını içeriyor. Evet, şirketler özellikle sahadaki ekipmanlarını daha etkin kullanarak avantaj sağlayacak, ancak smart grid adı verilen akıllı şebekeler ile sayıları hızla artan elektrikli otomobillerin varlığı da bir başka etmen olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle elektrikli otomobillerin şarj için şebekeye daha fazla yük bindirecek olmasının etkisinin 5G ile azaltılabileceği vurgulanıyor. Yine bu araçların tarifenin daha düşük olduğu saatlerde şarj olup, tarife fiyatının daha yüksek olduğu saatlerde evlerden bile fazla enerjilerini elektrik şebekesine geri yükleyebilme (enerji şirketine satabilme) özelliği taşımalarında 5G ile iletişim kuran cihaz ve sistemlerin rolü önem taşıyor.
Avrupa Komisyonu, en fazla dönüşüm yaşayacak beşinci sektör olarak ise medya ve eğlence sektörünü karşımıza çıkartıyor. 5G’nin varlığı, özellikle yüksek kalitedeki videoların her yerden aktarılabilmesi açısından kritik. Bununla birlikte oyun tabanlı sanal gerçeklik uygulamaları, futbol ya da basketbol gibi hemen herkesin ilgisini çekecek sporlarda 3D teknolojisinin desteğiyle izleyiciye salonun, stadın içindeymiş hissi vermesinde hız önemli bir faktör. Bu da 5G ve elbette fiber sayesinde gerçek olabilecek bir durum.
Kamu ve özel sektör işbirliği yapmalı
Avrupa Komisyonu’nun notlarında dikkat çeken unsurlardan biri PPP (Public Private Partnership – Kamu Özel Ortaklığı) kavramına yapılan vurgu. Türkiye’de şehir hastaneleri olarak bilinen büyük ölçekli hastanelerle daha çok tanınan PPP kavramı, 5G altyapısı için de gerekenler listesinde yer alıyor. Hem iş dünyasına hem de günlük yaşama pek çok değer katacak olan 5G’nin bu faydaları sunabilmesi için güçlü bir altyapı kurulması şart. Avrupa Komisyonu da bu duruma dikkat çekerek, yüksek miktardaki bu yatırımların yapılmasında ülke yönetimlerinin de destek olması gerektiğine dikkat çekiyor.
2013 sonundan bu yana PPP kavramını Avrupa genelinde yaygınlaştırmak için çalışan Avrupa Komisyonu, yaptığı çalışmaları 5g-ppp.eu adresinde açtığı bir internet sitesinden duyuruyor. Burada yapılan etkinlik ve çalışmaları aktaran Avrupa Komisyonu, 5G’nin önemini anlatmak için bir de video hazırlatmış. 2014 yılı sonunda hazırlanan bu videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.
IDC: Akıllı telefon pazar büyümesi yavaşlıyor
Teknolojinin gelişimini ve şirketlerin market payını yakından takip eden International Data Corporation (IDC) akıllı telefon pazarıyla ilgili yayınladığı son tahmin raporunda, 2015 yılının çift haneli büyümenin gerçekleştiği son yıl olacağını ileri sürdü. Acaba her yıl telefon değiştiren teknoloji tutkunlarının alışkanlıkları yavaştan değişiyor mu?
2015 yıl sonu itibariyle dünya genelinde 2014’e kıyasla yüzde 10,4 artış gerçekleşmiş ve 1,44 milyar telefon pazara sürülmüştü. Tahminlere göre bu yıl sonu itibariyle dağıtım rakamı 1,5 milyar olacak, yani geçen yıla kıyasla yüzde 5,7’lik bir artış göreceğiz. Seneden seneye büyümenin tek haneli olarak devam edeceğini ileri süren tahmin raporuna göre 2020 yılında 1,92 milyarlık telefon dağıtımı yapılmış olacak. Yaşanan talep düşüşü beraberinde fiyat indirimini de getirecek. 2015 yılında ortalama 295 dolar fiyat etiketiyle satılan akıllı telefonlar, 2020 yılında 237 dolardan alıcılarla buluşacak.
Bölgesel olarak baktığımızda Amerika. Çin ve Batı Avrupa gibi olgunlaşmış marketlerde büyümedeki rakamın tek haneye düşüşü 2015 yılında gerçekleşirken, yüksek seviye market olarak tabir edilen Hindistan, Endonezya, Orta Doğu, Afrika ve Güneydoğu Asya ülkelerde bu yavaşlama gözükmemişti. Olgunlaşmış marketlerdeki yavaşlamanın Apple ve yüksek seviye Android marketler için ciddi sonuçlar doğurabileceğini dile getiren IDC’den Program Direktörü Ryan Reith, geride bıraktığımız son 5 yılda yüksek model telefon tüketiminin büyük çoğunlukla bu bölgelerde gerçekleşmesini buna sebep gösteriyor. Burada Apple’ı kurtaracak olan hareket ise geçtiğimiz dönemlerde tanıttığı takas programı. Böylelikle Apple hem takas kampanyalarını daha rahat takip edecek hem de 1 yaşındaki çiçeği burnunda iPhone’ların akıbetini tam olarak gözlemleyebilecek.
Akıllı telefon ve tablet hibritlerinin pazar payı artacak
Çeşitli işletim sistemlerinden pek çok farklı yeni ürünün uygun fiyatlardan 2016 yılına damgasını vurması beklenirken, bu ürünlerin büyük bir çoğunluğunda büyük ekran desteğinin olacağı belirtiliyor. Nitekim tüketicilerin tablet ve telefon melezi phablet’lere olan talebi artarak devam ediyor. 2015 yılında akıllı telefonların % 20’lik kısmını oluşturan büyük ekranlı telefonlar, 2020 yılına kadar yüzde 32 pay sahibi olacak. Yani dağıtım miktarı 610 milyon olarak öngörülüyor. Phablet’lerin pazardaki büyüme payına Android cihazlar önderlik ederken, Apple’ın 6 Plus ve 6S Plus’la karşılık verdiği marketin bu bölümü firma için 2015’deki yüzde 26’lık payından 2020 yılında yüzde 31’e ulaşması bekleniyor.Mondo 90 saniyede 1 milyon euro topladı!
Mondo, yeni bankacılık anlayışıyla sadece dijital platformda ve uygulamalarda varolan bir banka. Yeni ama türünd ilk olmayan bu yeni anlayış, yatırımcıların güvenle baktığı yatırımlardan birisi. Zira kitlesel fonlama platformu Crowdcube’de sadece 96 saniyede 1 milyon Pound toplamayı başarırken, bahsi geçen platform yoğunluktan çöktü.
İngiltere merkezli Mondo’nun CEO ve kurucusu Tom Blomfield, Business Insider’a yaptığı açıklamada, büyük bir rahatlıkla yatırımda bulunan tüm insanlara teşekkür etti ve her yıl Mondo’nun daha iyiye ulaşmasına yardımcı olan bu insanların, bir yatırımcı olarak işin parçası olduklarından duyduğu memnuniyeti ifade etti ve ekledi:
“Kaçırdıkları için hayal kırıklığına uğrayan insanlardan özür dilerim. Fonlamanın mümkün olduğunca adil bir ortamda yapılması için uğraştık. İlerde bu tarz etkinlikleri yenilemeyi isteriz. Böylece umarım onlar da gelecekte yatırımcımız olabilecekler.”
Blomfield, 96 saniyede 1.861 kişinin fonlamaya dahil olduğunu ve ortalama yatırımın 542 Pound olduğunu dile getirdi. Aslında teknik olarak bu fonlamaya yapan kişiler halen “yatırımcı” sıfatı kazanmış değil. Bu kişilere ulaştırılacak yasak detayları okuyup kabul etmelerinin ardından paraları kabul edilecek. Yatırımda bulunmak için yanıp tutuşan ve sırada bekleyenlere ise email aracılığıyla kaçıncı sırada oldukları bildirilecek.
Mondo için 1 milyon cepte
Gerçekleşen bu etkinlikle, şirketin 30 milyon Pound’luk başlangıç değerine ulaşması için ihtiyaç duyulan 6 milyon Pound’luk kaynağın 1 milyon Pound’u elde edilmiş oldu. Mondo mobil uygulamasıyla bağlantılı ön ödemeli kartları kullanma imkanı sunuyor. Böylece yapmış olduğunuz harcamaları gözlemleme ve ayağınızı yorgana göre uzatma şansı veriyor. Dijital bankanın beta aşaması olarak 1.500 ön ödemeli kartı piyasaya sürmesi bekleniyor. Yıl sonuna kadar piyasada bulunması hedeflenen kart sayısı ise 100.000. Yeni bankacılık anlayışıyla karşımıza çıkan Mondo’nun rakipleri arasında 45 milyon Poundluk yatırımla 150 milyon Pounda ulaşan Atom Bank, 48 milyon Poundluk değeriyle Starling Bank ve de Tandem Bank yer alıyor.Google Fiber müşteri bulamıyor
MoffettNathanson isim araştırma firmasının yayınladığı rapora göre, Google Fiber ile gelen ödemeli TV servisi Amerika gibi TV izlenme rakamlarının yüksek olduğu ve benzeri servislerin rağbet gördüğü bir ülkede yeterli ilgiyi görmekten çok uzakta.
Alphabet çatısı altında Google Fiber hizmeti veren ve bu hizmetin bir parçası olarak ödemeli TV servisine sahip olan sistem, 2015 yılı sonu itibariyle 53.390 aboneye sahip. 2014 yılında bu sayı 30 bin civarındaydı. 2014 yılında Fiber’in ödemeli TV servisi %136 büyümüştü ancak bu oran 2015 yılı itibariyle %78.8’e düştü. Diğer bir deyişle Google’da büyüme yavaş seyrediyor.
Rakamlar tüm Google Fiber için geçerli değil
Alphabet’in hükümete göndermiş olduğu raporda Google Fiber’in internet hizmetini kullanan müşteri sayısı yer almadığı için, bu rakamın sadece kablolu TV müşteri sayısını kapsadığını belirtelim. Yine de bu rakam Fiber adına son derece acı verici. Zira 54.000 aboneye sahip Google Fiber ödemeli TV servisi, kablolu TV hizmeti veren kendinden önceki en küçük firmadan 7 kat küçük! Bu haliyle rapor, Google’ın basındaki varlığı ve yatırımcıların aklındaki yerinin olması gerekenden daha küçük olduğunun altını çiziyor.Tüsiad ve Vodafone işbirliğiyle KOBİ’ler yarına hazırlanıyor
Vodafone, işletmeleri yarına hazırlamaya yönelik çalışmalarında Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ile işbirliğine imza attı. İşbirliği, Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Engin Aksoy, TÜSİAD Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Erol Bilecik ve TÜSİAD-Bilkent Üniversitesi Bilgi Toplumu Forumu (BTF) Direktörü Prof. Dr. Altay Güvenir’in katılımlarıyla gerçekleştirilen toplantıyla açıklandı.
Toplantıda, Vodafone Türkiye’nin Temmuz 2014’te oluşturduğu Yarına Hazırım Platformu çerçevesinde işletmelerin en geniş kapsamlı röntgenini çeken ve dijitalleşmeye hazırlık durumlarını değerlendiren ilk rapor olma özelliği taşıyan Yarına Hazırım Raporu’nun sonuçları da açıklandı.
Vodafone ve TÜSİAD arasındaki işbirliği kapsamında, “Yarına Hazırım” projesi ile ortaya çıkan tespitler, TÜSİAD-Bilkent Üniversitesi BTF tarafından analiz edilecek ve çözüm önerileri belirlenecek. Böylece firmaların daha fazla dijitalleşmesi ve bunun sonucunda ülkemizin dijitalleşme yarışında çok daha üst sıralara çıkması hedefleniyor.
Engin Aksoy: “Türkiye’de işletmelerin Dijitalleşme Endeksi’ni %53’e çıkardık”
Şirketlerin %40’ı ortalama dijitalleşme skorunun üzerinde
Vodafone Türkiye Kurumsal İş Birimi tarafından hazırlanan Yarına Hazırım Raporu’nda, Türkiye’deki işletmelerin geleceğe hazır olmasının önemine değinilerek dijitalleşme yolunda hazırlık seviyelerine göz atılıyor. Dijitalleşme ve teknoloji kullanımının bir yolculuk şeklinde tasarlandığı raporda sözü geçen Yarına Hazırım Platformu, işletmelere dijitalleşmeyi hayata geçirmeleri için ihtiyaçlarına uygun yol haritası oluşturma konusunda ilham vermeyi amaçlıyor.
Yarına Hazırım Platformu kurulduğu günden bugüne 2 milyon defa ziyaret edildi. 81 il ve 37 farklı sektörden 22 bin işletmenin doldurduğu Dijitalleşme Endeksi uygulamasının sonuçlarına göre;
- Türkiye’nin ortalama dijitalleşme skoru %53 olurken, en büyük şehirlerin skorları %50 ile %62 arasında değişiklik gösteriyor.
- Türkiye’deki şirketlerin %80’ini barındıran 12 büyük şehirden sadece 6’sı Türkiye ortalamasının üzerinde.
- En büyük 12 şehirden 7’sinde şirketlerin %70’inden fazlasının dijitalleşme skoru 70’ten düşük.
- En büyük sektörlerden sadece 7’si Türkiye ortalamasının üzerinde.
- Toplam şirket sayısının %39’una karşılık gelen ve dijitalleşme seviyeleri çok düşük olan inşaat, gıda, tekstil ve perakende gibi nispeten daha büyük sektörlerde önemli fırsatlar söz konusu.
- Toplamda, tüm şirketlerin sadece %40’ı ortalama dijitalleşme skorunun üzerinde.
- Tüm işletmeler arasında çalışan sayısı 10’dan az olan şirketler 49 ile en düşük ortalama dijitalleşme skoruna sahipken, 250 ve üzeri çalışanları olan şirketler 68 ile en yüksek ortalama skora sahip.
- Bütün firmaların %95’ini teşkil eden ve çalışan sayısı 100’den az olan KOBİ’lerin ortalama dijitalleşme skoru ise %53 ve bu açıdan önemli bir fırsat sunuyor.
Kablosuz ağın en hızlı olduğu ülkeler

Sigortacılıkta sahtecilik Büyük Veri ile tespit edilecek
Sabancı Üniversitesi ve Sigorta Bilgi ve Gözetleme Merkezi (SBM) stratejik bir işbirliğine imza attı. Büyük Veri Davranışsal Analiz ve Görselleştirme Laboratuvarı bünyesinde yürütülecek, “Sigorta Sektöründe Sahtecilik Tespiti Üzerine Büyük Veri Analitiği Projesi”nin imza töreni 4 Mart 2016’da gerçekleşti.
Proje, Sabancı Üniversitesi ve Massachusetts Institute of Technology (MIT)’nin birlikte kurduğu Büyük Veri Davranışsal Analiz ve Görselleştirme Laboratuvarı bünyesinde yürütülecek. Akbank’ın stratejik ortaklığının bulunduğu laboratuvar, SAS’ın sponsorluğu ile güçlendirilmişti.
Proje ile Büyük Veri analitiği yöntemleri kullanılarak sigorta sektöründe önemli bir maliyet kalemi olabilen sigorta suistimallerinin (insurance fraud) önüne geçilmesi ya da önemli oranda azaltılması hedefleniyor.
Bu kapsamda sigorta sektörünün bilgi merkezi olan SBM’de bulunan kaza verileri ve sigortalı profilleri ile davranışları, çeşitli veri madenciliği yöntemleri ile incelenerek hileli olma olasılığı yüksek dosyaların ya da hileye karışma olasılığı yüksek kişilerin etkin bir şekilde tespit edilip gerekli önlemlerin merkezi olarak alınması amaçlanıyor. Suistimallerin azaltılması yoluyla sigorta şirketlerinin kârlılığına katkıda bulunulması ve dolaylı olarak dürüst vatandaşların ödedikleri primlerin düşürülmesi bekleniyor. iyzico mobil uygulamasını kullanıma sundu
Türkiye’nin ödeme sistemleri platformu iyzico, online ödeme alma işlemlerini hızlı, kolay ve güvenli bir şekilde yapmayı ve yönetmeyi sağlayan yenilikçi hizmetlerine bir yenisini ekledi.
iyzico, mobil cihaz kullanımının ve mobil e-ticaretin giderek daha da yaygınlaştığı bu dönemde, e-ticaret alanında faaliyet gösterenlerin ödemelerini istedikleri yerden ve istedikleri zamanda kontrol etmesini mümkün kılan yeni mobil uygulamasını kullanıma sundu.
iyzico’nun yeni mobil uygulaması ile üyeler akıllı cihazlarından kontrol paneline erişim sağlayabiliyorlar.
iyzico mobil uygulama mağazalarında
Google Play ve AppStore’da yer alan mobil uygulaması sayesinde kullanıcılar, tüm işlemleri kontrol edebilmelerinin yanı sıra yapılan ödemeleri istedikleri şekilde filtreleyerek, tek tek işlemlerin tüm detaylarını görebiliyorlar. Ayrıca uygulama üzerinden ödeme iptali ve iadesi gibi operasyonel işlemler de yapılabiliyor. Türkiye’de 26.000’in üzerinde kayıtlı üye iş yerine sahip olan girişim, yeni mobil uygulaması ile birlikte e-ticaret sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin yükselen mobil trendine ayak uydurmaları için önemli bir adım da atmış oldu.“Fiber milli bir mesele olarak görülmeli”
Türkiye’de 4,5G’ye geçiş süreciyle birlikte yeniden gündeme oturan fiber altyapı konusu hakkında çözüm bekleyen birçok problem bulunuyor. 4,5G’nin sunduğu avantajlardan tam anlamıyla faydalanabilmek için mevcut fiber altyapısının yaklaşık 4 kat genişlemesi gerektiğini dile getiren TELKODER, öte yandan ülkemizde fiber İnternet abonesi sayısının da ancak 1,6 milyona ulaştığını belirtiyor.
Teknolojinin dahil olduğu tüm sektörleri doğrudan etkileyen ve ülke kalkınmasında büyük etkisi olan fiber altyapının genişletilmesinin yıllardır engellendiğini belirten TELKODER, var olan altyapıların da adaletli bir şekilde diğer işletmecilere kiralanmasının önlendiğini dile getirdi. Bu konuda çıkarılan kanun ve yönetmeliklerin kağıt üzerinde kaldığını da söyleyen TELKODER, yerli ve yabancı yatırımcıların fiber altyapı kurmasının da bu yüzden çok mümkün olmadığını belirtti.
TELKODER’in beş çözüm önerisi
1-Kablo TV şebekesinin İnternet Servis Sağlayıcılara açılması
Kablo TV şebekesi, Türkiye’de geniş olarak yer alan ve kullanıma hazır bir fiber altyapıdır. Bu şebeke diğer işletmeciler tarafından kullanılamamaktadır. Özelleştirilmesi veya kiralanması yıllardır sürüncemede kalmıştır. Bu şebekenin kullanımının işletmecilere açılması çok büyük faydalar doğuracaktır.
2-Kurumların fiber altyapılarını adil fiyatlarla kiralaması
Mevcut fiber altyapılarının adaletli bir şekilde diğer işletmecilere kiralanması yıllardır önlenmiş, bu konudaki mevzuat işletilmemiştir. Bu duruma son vererek, hangi kurum elinde ne kadar fiber altyapıya sahipse isteyen işletmecilere bunu adil bir şekilde kiralamalıdır.
3-Belediyelerin fiber altyapı kurulmasına ilişkin şartları belirleyen yasaları uygulaması
Yerli ve yabancı yatırımcıların fiber altyapı kurma çalışmalarının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Burada yerel yönetimlerin daha aktif destek vermesi büyük önem taşımaktadır. Tüm dünyada yerel yönetimler, yatırımcıların fiber altyapı kurmalarına destek olmaktadır. Türkiye’de de belediyeler fiber altyapı kurulumunun kendi bölgelerine sağlayacağı katma değeri anlayıp, bu konuda çıkarılan kanun ve yönetmeliklerin uygulanmasına ön ayak olmalıdır.
4-Fiber için ortak bir altyapı şirketi kurulması
Özellikle 4,5G’nin kullanıma sunulmasıyla beraber Türkiye’de fiber altyapı eksikliğinin etkisi daha çok hissedilecektir. Bu durum da artık fiber altyapıyı genişletme çalışmaları için daha radikal adımlar atılmasını gerektiriyor. Yeni bir ortak altyapı şirketinin kurulması ve herkesin elindeki altyapıyı bu şirkete devretmesi gibi öneriler de ciddi bir şekilde değerlendirmeye açılmalıdır.
5-Fiberin milli bir mesele olarak görülmesi ve hizmete öncelik verilmesi
Fiber altyapı denildiğinde sadece hızlı İnternet bağlantısı akla gelmemelidir. Fibere yatırım ülkemizde teknoloji ile temas eden tüm sektörler için bir kaldıraç görevi üstlenecektir. Fiber altyapı sayesinde Türkiye hem kendi bölgesinde hem de dünya pazarında daha güçlü bir ekonomi haline gelecektir. Bu bir milli mesele olarak algılanmalıdır. Kurumlar fiber altyapı konusunda, altyapı sahipliğinden para kazanmaya değil, o altyapı üzerinden halka en iyi hizmetleri vermeye odaklanmalıdır. Bu şekilde uzun vadede anlık kazançlarına kıyasla çok daha büyük faydalar elde edebileceklerdir. 



Özel bir “Yapılacaklar Takvimi” oluşturun






