Arabam.com yatırımı ile birlikte araba seri ilanları alanına güçlü bir giriş yapan iLab Holding, online seri ilan kategorisinde önemli bir iş tecrübesine sahip. iLab Holding halihazırda portföyünde Türkiye’nin lider iş ilanları portalı Kariyer.net ve önde gelen emlak ilanları girişimi Emlakjet.com’u bulunduruyor.
2000 yılında kurulan Arabam.com, milyonlarca internet kullanıcısı, binlerce oto galerisi ve otomotiv şirketine hizmet ediyor. Oto galeriler ve tekil bireyler tarafından yayınlanan 100 binlerce motorlu taşıt ilanını, Arabam.com internet sitesinde ve iOS/Android mobil platformlar üzerinden son kullanıcılar ile buluşturuyor.
iLab Holding Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa E. Say, yaptığı açıklamada: “Arabam.com yatırımımız, iLab Holding’in online seri ilan pazarına stratejik büyüme alanı olarak bakışının sonucu. Doğan Grubu Arabam.com’u bugün Türkiye’nin lider araba ilanları portalı haline getirerek önemli bir başarı göstermiştir. Bizler de bundan sonra iLab olarak Arabam.com platformunu yeni hedeflere taşıyabiliyor olmaktan büyük heyecan duyuyoruz” dedi. iLab Holding, Arabam.com’u bünyesine kattı!
Arabam.com yatırımı ile birlikte araba seri ilanları alanına güçlü bir giriş yapan iLab Holding, online seri ilan kategorisinde önemli bir iş tecrübesine sahip. iLab Holding halihazırda portföyünde Türkiye’nin lider iş ilanları portalı Kariyer.net ve önde gelen emlak ilanları girişimi Emlakjet.com’u bulunduruyor.
2000 yılında kurulan Arabam.com, milyonlarca internet kullanıcısı, binlerce oto galerisi ve otomotiv şirketine hizmet ediyor. Oto galeriler ve tekil bireyler tarafından yayınlanan 100 binlerce motorlu taşıt ilanını, Arabam.com internet sitesinde ve iOS/Android mobil platformlar üzerinden son kullanıcılar ile buluşturuyor.
iLab Holding Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa E. Say, yaptığı açıklamada: “Arabam.com yatırımımız, iLab Holding’in online seri ilan pazarına stratejik büyüme alanı olarak bakışının sonucu. Doğan Grubu Arabam.com’u bugün Türkiye’nin lider araba ilanları portalı haline getirerek önemli bir başarı göstermiştir. Bizler de bundan sonra iLab olarak Arabam.com platformunu yeni hedeflere taşıyabiliyor olmaktan büyük heyecan duyuyoruz” dedi. 2016 Sanal Gerçeklik Kasklarının Yılı Olacak!
Microsoft’un HoloLens isimli artırılmış gerçeklik kaskını bir köşeye koyarsak, 2015 yılı sanal gerçeklik adımları açısından kısır bir yıl olarak geride kaldı.
Her ne kadar çeşitli tüketici fuarlarında sıkça gündeme gelse de sanal gerçeklik kaskları, son tüketiciye henüz aktif olarak ulaşabilmiş değil.
Ancak firmaların son atılımlarına göre 2016 yılı, sanal gerçeklik için elle tutulabilir bir yıl olacak.
Bilindiği gibi; Oculus, Sony, Valve ve HTC, aktif sanal gerçeklik kaskları ile tüketici duyurularını ve tanıtımlarını yapan firmalar arasından öne çıkan isimlerdendi. Bu isimler arasından son tüketiciye en yakın isim ise, Oculus Rift kaskı idi. Ancak Oculus Rift’te geliştirici versiyonundan öteye geçememişti.
Baş dönmesi, mide bulantısı ve düşük çözünürlük eksilerinin yanına eklenen içerik yoksunluğu da, yine Oculus Rift modelinin sık sık ertelenmesine sebep olmaktaydı.
Yapılan son açıklamara göre ise Oculus, Rift sanal gerçeklik kaskı için söz konusu bu sıkıntıların önüne geçmeyi başarmış ve 2016 yılı için ciddi son tüketici ürünleri ile aktif olarak pazarda yer almayı planlıyor.
Oculus tarafı için söz konusu bu beklentiler bir yana dursun, Valve ve HTC ortaklığında geliştirilen sanal gerçeklik kaskı Vive için ise, Valve tarafından ciddi bir açıklama geldi.
Yapılan son açıklama göre ise iki ismin ortak ürünü Vive sanal gerçeklik kaskı, ciddi bir gelişim gösterdi ve daha şimdiden rakiplerinin önüne geçmeyi başardı.
Henüz bu yeniliğin ne olduğu ile ilgili bir bilgi yok ancak hedef gösterilen tarih, yine 2016 yılı…
Öte yandan bahsi geçen diğer firmalar da, 2016 Mobil Dünya Kongresi kapsamında boy göstermeye hazırlanıyor. Ve özellikle Valve ve Oculus kanadından 2016 yılı için somut adımlar görmek mümkün gibi görünüyor.
Yeni yeni “saman alevi” olarak değerlendirilmeye başlanan sanal gerçeklik kaskları için beklentiler, 2016 yılına yoğunlaşmış durumda. Öyle ki markalar da bu sıkıcı sürecin olumsuz etki oluşturabileceğini düşünüyor olacak ki, çalışmalarına ciddi hız katmış durumdalar.
Özetle, 2016 yılının ilk çeyreği itibariyle sanal gerçeklik sektörünün yeniden alevleneceğini ve bu defa kalıcı adımlar atılacağını söylemek, yanlış olmayacaktır.
Bilindiği gibi; Oculus, Sony, Valve ve HTC, aktif sanal gerçeklik kaskları ile tüketici duyurularını ve tanıtımlarını yapan firmalar arasından öne çıkan isimlerdendi. Bu isimler arasından son tüketiciye en yakın isim ise, Oculus Rift kaskı idi. Ancak Oculus Rift’te geliştirici versiyonundan öteye geçememişti.
Baş dönmesi, mide bulantısı ve düşük çözünürlük eksilerinin yanına eklenen içerik yoksunluğu da, yine Oculus Rift modelinin sık sık ertelenmesine sebep olmaktaydı.
Yapılan son açıklamara göre ise Oculus, Rift sanal gerçeklik kaskı için söz konusu bu sıkıntıların önüne geçmeyi başarmış ve 2016 yılı için ciddi son tüketici ürünleri ile aktif olarak pazarda yer almayı planlıyor.
Oculus tarafı için söz konusu bu beklentiler bir yana dursun, Valve ve HTC ortaklığında geliştirilen sanal gerçeklik kaskı Vive için ise, Valve tarafından ciddi bir açıklama geldi.
Yapılan son açıklama göre ise iki ismin ortak ürünü Vive sanal gerçeklik kaskı, ciddi bir gelişim gösterdi ve daha şimdiden rakiplerinin önüne geçmeyi başardı.
Henüz bu yeniliğin ne olduğu ile ilgili bir bilgi yok ancak hedef gösterilen tarih, yine 2016 yılı…
Öte yandan bahsi geçen diğer firmalar da, 2016 Mobil Dünya Kongresi kapsamında boy göstermeye hazırlanıyor. Ve özellikle Valve ve Oculus kanadından 2016 yılı için somut adımlar görmek mümkün gibi görünüyor.
Yeni yeni “saman alevi” olarak değerlendirilmeye başlanan sanal gerçeklik kaskları için beklentiler, 2016 yılına yoğunlaşmış durumda. Öyle ki markalar da bu sıkıcı sürecin olumsuz etki oluşturabileceğini düşünüyor olacak ki, çalışmalarına ciddi hız katmış durumdalar.
Özetle, 2016 yılının ilk çeyreği itibariyle sanal gerçeklik sektörünün yeniden alevleneceğini ve bu defa kalıcı adımlar atılacağını söylemek, yanlış olmayacaktır. Türk Ailesinde Haberleşme Giderleri
Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER), yaptığı araştırmada oldukça ilginç sonuçlara ulaşmış. Yapılan açıklamada, sabit telefon ile interneti bulunan ve her bireyi cep telefonu sahibi olan 4 kişilik bir ailenin aylık ortalama haberleşme giderinin yaklaşık 224,6 TL olduğu söylendi. Bu hesabı 12 aya vurduğumuzda ise karşımıza 2695 TL‘lik bir sonuç çıkıyor ki bu, geçtiğimiz seneye göre %4’lük bir artışdemek oluyor.
2015 3. Çeyrek BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü Üç Aylık Pazar Verileri Raporu’na göre sabit telefona aylık ortalama 23,5 TL ödeniyor. Aynı raporda, 3 GSM operatörünün abonelerinin ortalama aylık ödemelerinin ise 24,83 TL’ye ulaştığı belirtiliyor. Sabit internet bağlantısı için ise aylık ortalama 41,7 TL ödeniyor. Bu giderlerin hepsine %18 KDV’nin yanı sıra, mobil telefon için %25, sabit telefon için %15 ve İnternet bağlantısı için %5 Özel İletişim Vergisini de eklemek gerekiyor. Devlete ödenen toplam 60 TL vergi eklendiğinde, tüm bireyleri cep telefonu sahibi olan dört kişilik bir ailenin ortalama haberleşme gideri ayda ortalama 224,6 TL’ye, yılda ise yaklaşık 2695 TL’ye ulaşıyor.
ABD Ordusu Robotları Çok Gürültücü Buldu
ABD Ordusu uzun zamandır, cephe bölgesindeki zor koşullarda ağır yükleri ve mühimmatı taşıması için özel robotlar geliştirmek için çalışıyordu. Bu amaçla üzerinde çalışılan en büyük projelerden biri, Boston Dynamics’in geliştirmiş olduğu Legged Squad Support System veya LS3 olarak bilinen, dört bacaklı robot.
Askerlerin MULE (Katır) adını taktığı LS3’ün geliştirme bütçesinin yarıya indirilmesi de son dönemdeki tartışmalardan biriydi. Ancak şimdi Ordu başka bir tartışmayı gündeme taşıyor.
Robotu sahada kullanan birlikler, robotun çıkardığı yüksek sesin çok uzaklardan fark edilebildiğini, ayrıca çatışma anlarında, düşmana yerlerini belli ettiğini de dile getiriyorlar.
Yüksek ses problemi, Boston Dynamics’in uzun zamandır başına dert oluyordu ancak sorun bir türlü çözülemedi. Ağır yük taşıma kapasitesi olan robotun güçlü eklemleri ve motoru, rahatsız edici şekilde ince bir ses yayıyor ve bu da düşman askerlerine, ABD birliklerinin yerini belli ediyor.
Öte yandan, MULE, hızlı, çevik ve güvenilir bir yük taşıyıcısı olarak, askerlerin sırtında taşımak zorunda olduğu çok ağır ekipmanları rahatlıkla her yüzeyde taşıyabiliyor. Google, Java Kodlarını Android’den Çıkartacak
Google, bir süredir Android’de yer alan Oracle kodlarından rahatsızdı. Yeni yaptığı açıklama ile Java uygulama programlama arayüzünü (API) daha fazla kullanmayacağını doğruladı.
Ancak Google, bunun yerine, açık kaynak kodlu Java geliştirme kiti OpenJDK’ı Android’e entegre edecek.
Google, bu işlemin amacını mobil uygulama geliştirme sürecini basitleştirmek olarak açıklıyor. Ancak sorunun, Oracl’ın Google’ı 2010’da dava etmesiyle başlayan sürecin sonu olduğu biliniyor. Oracle, 2010’da, Java kodlarını düzgün şekilde Android’e entegre etmediği için Google’ı dava etmişti. Bu dava, iki şirketin arasının açılmasına neden olmuştu.
Tek bir petrol kuyusu haftada 15 terabayta kadar veri üretebilir

Şirketlerin tedarik zincirleri genelinde kurulan sensörler, kararların daha hızlı ve akıllıca alınmasına yardımcı olan devasa miktarda veri sağlar. IDC, petrol ve doğalgaz endüstrisinin günümüzde ürettiği kullanılabilir veri miktarının 52 eksabayt olduğunu belirtirken 2020 yılında bu rakamın 888 eksabayta çıkacağı tahmininde bulunuyor.
Tek bir kuyu, haftada 15 terabayta kadar veri üretebilir. Dünya’da petrol nakli için yaklaşık 3,2 milyon kilometre uzunluğunda boru hattı bulunuyor. Bu miktar Dünya’nın etrafını 80 kez çevreleyecek seviyede. GE, petrol boru hatlarının her 50.000 kilometrede günlük 17TB veri üretebildiği tahmininde bulunuyor.
Veri analizi sayesinde üretim artıyor
Veri analizleri; jeolojik yapı, sondaj, yeni kuyuların birbirileri ile bağlantısı ve sondaj tekniklerin optimizasyonu ile ilgili değerlendirmelere yardımcı oluyor. Bain & Co. daha iyi veri analizlerinin petrol ve doğalgaz şirketlerinin üretimini %6-%8 oranında artırabileceği tahmininde bulunuyor. Bunun yanı sıra bulut veri yönetimi veri kümelerini merkezileştiriyor. Yerbilimciler, mühendisler ve iş dünyası aynı verileri kullanarak karar alıyor böylece iletişim kopukluklarının önüne geçilirken zamandan da tasarruf ediliyor.
Petrol ve doğalgaz şirketleri %63 maliyet tasarrufu sağlıyor
Bulut sayesinde uzaktan yapılan görselleştirme ile kuyu bölgeleri ile uzak mesafelerdeki uzmanlar arasında daha hızlı ortak çalışma imkânı sağlanarak güvenlik, hız ve rezerv bölgeleri ile ilgili daha doğru kararların alınmasının yolu açılıyor. Kurumsal mobil çözümler ile petrol ve doğalgaz şirketleri maliyet tasarrufunu %63 ve üretimi %51 oranında artırıyor.
Güvenlik maksimum seviyeye çıkarılıyor
Verilerin merkezileştirilmesi birden fazla kopya ihtiyacını da ortadan kaldırıyor. Verilerin daha az kopyalanması güvenlik risklerini düşürüp veri kalitesini artırarak uzmanların “güvenecekleri tek bir kaynak” yaratıyor.
Ayrıca regülasyonlara uyum artırılıyor. Verilerin merkezileştirilmesi, düzenleyici kurumların gerektiğinde verilere erişimi sağlayarak şirketlerin uluslararası veri regülasyonlarına uyumunu güçlendiriyor.
Ticaret kolaylaşıyor
Dijital teknolojilerin kullanımı, enerji kaynaklarını bulma ve geliştirme maliyetlerini düşürerek küresel ekonomiyi olumlu yönde etkiliyor. Kuzey Amerika’nın Eagle Ford bölgesinde ileri sondaj teknikleri ve teknolojileri sayesinde petrol kuyuları, 2013 yılına kıyasla %65 daha verimli üretim yapıyor.
Oxford Economics, petrol ve doğalgaz endüstrisinin Nesnelerin İnterneti’ne uyum göstermesi durumunda küresel GSYH’nin 2025 yılına kadar 816 milyar dolar (2,4 trilyon lira) artabileceği tahmininde bulunuyor.
Çevre riskleri azalıyor
Dijital teknolojiler sayesinde petrol ve doğalgaz şirketleri olumlu yönde etki yaratır. Üretimin tüm süreci ile ilgili detaylı verilerin olması şirketlere potansiyel kazaları yaşanmadan önleme imkânı kazandırıyor. Bu da sonuç olarak çevreyi olumlu yönde etkiliyor. Uzak mesafelerin görselleştirilmesi ve mobil çözümler sayesinde şirketler, kuyu bölgelerinde daha az kişiyi istihdam edebilecek duruma geliyor. Bu da sonuç olarak çalışan güvenliğine yönelik riskleri azaltıyor.
Yüz Yüzeyiz San Francisco yolcusu
ODTÜ TEKNOKENT tarafından modellenen TeknoJUMP, merkezi San Francisco’da yer alan, etkili bir şekilde kurgulanmış ve girişimcilerin başarısına yönelik etkin bir hızlandırma programı. Yuzyuzyeyiz.biz servisleri ile programın Türkiye ayağına seçilen ve tamamlayan Elba HR, şimdi de ABD ve Avrupa’da müşteriler kazanmak ve iş ortaklıkları ile büyümek üzere, 4 hafta boyunca program kapsamında San Francisco’da çalışmalarını sürdürecek.
Finans kurumlarından, telekomünikasyon devlerine, perakende zincirlerinden, akademik kurumlara kadar birçok sektörün önemli oyuncularına hizmet veren Elba HR, video mülakat, canlı video mülakat, denetimli online testler, anketler, online değerlendirme merkezi ve on-boarding çözümleriyle kurumlarda seçme, yerleştirme ve uyum sürecini daha hızlı ve tasarruflu hale getiriyor. Bu yenilikçi dijital deneyim sayesinde kurumlardaki insan kaynakları ekipleri çok daha kaliteli ve doğru veri analizleri yapabiliyor.
Elba HR kurucu ortaklarından ve BIC Angels melek yatırımcılarından Güçlü Özenci:
“Bugün ülkemizdeki vizyoner 50 büyük kuruma psikometrik analizler ve video alt yapımız ile birlikte yetkin, yatkın ve kurum kültürüne uygun adaylara erişilmesi için çözümler sunuyoruz. Genişleme hedeflerimiz doğrultusunda, dünyanın sayılı okullarından London Business School ile de çalışmaya başladık. Artık Londra’da MBA adayların değerlendirilmesi ve yerleştirilmesi için, ODTÜ’de ürettiğimiz çözümler kullanılıyor” dedi. VeduBox uzaktan eğitim, web/video toplantı sistemi

VeduBox e-eğitim konusunda ihtiyaçları karşılarken, aynı zamanda farklı noktalarda personelin internet üzerinden canlı toplantı ve eğitim yapmasını sağlayarak verimli ve ekonomik bir iletişim sağlıyor.
Üniversiteler, kolejler ve kurslar tarafındandan da kullanılan VeduBox, dijital eğitimin gereksinimlerini %100 Bulut Teknolojine sahip, yatırım gerektirmeyen çok yüksek teknolojileri içeren bir alt yapı servisi sunuyor. VeduBox her bir kuruma kendi logosu ve adıyla hizmet veriyor.
ETGi Grup Genel Müdürü Bilgin Yazar, geliştirmiş oldukları VeduBox sistemi ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Türkiye Petrolleri Petrol Dağıtım Anonim Şirketi, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Fakültesi gibi bir çok kuruma hizmet vermekte olduklarını ifade etti. Ayrıca Amerika’da Silikon Vadisinde bir şube açarak Vedubox sistemi ile tüm dünyaya hizmet vermeyi amaçladıklarını da ilave etti.
Eski Çalışanı Yandex’i 40 Bin Dolara Satıyor
Rusya’nın internet devi Yandex, ilginç bir olay ile karşı karşıya kaldı. Eski Yandex çalışanlarından Dmitry Korobov, arama motorunun kaynak kodlarını ve algoritmalarını içeren Arcadia kod adlı yazılımı sunuculardan habersizce indirdi.
Milyonlarca dolar değerinde kodlar!
Asıl ilginç olan ise kendi girişimi için paraya ihtiyacı olduğunu belirten Korobov’un, milyonlarca dolar değerindeki Yandex kaynak kodlarını 40 bin dolara satışa sunması oldu.
Darknet üzerinden yazılımı satışa sunan Korobov, bir elektronik mağazasında çalışan arkadaşına yazılımı satarken yakalandı. Rus mahkemesi tarafından iki yıllık ertelenmiş hapis cezasına çarptırılan Korobov, halen kaynak kodlara ve algoritmaya sahip.
Mahkemede açıklama yapan Yandex temsilcisi, yazılımın Yandex arama motoru ile doğrudan ilişkili olduğunu ve yönetimin bu konuyu oldukça ciddiye aldığını belirtti.
Ayrıca Yandex’in yüzde 57.2 pazar payı ile Google’ı geride bırakarak Rusya’nın en popüler arama motoru olduğu ve Türkiye pazarı için yoğun çalışmalar yürütüldüğü açıklandı.
Kaynak: ShiftDelete.Net Yeni Google Glass Ortaya Çıktı
Google’ın artırılmış gerçeklik gözlüğü Glass, ilk kez halk ile buluştuğunda tepkiler çok iyi değildi. Cihaz teknolojik anlamda beğenilse de, sosyal anlamda büyük tepki çeken cihazı sosyal alanlarda kullanmaya ısrar eden bazı kullanıcılar, mahremiyetlerinin ihlal edildiğini düşünenler tarafından ağır tepkilerle karşılaştılar, hatta bazı kullanıcılar fiziksel saldırılara uğradılar. Google Glass’ın çoğu bar, spor salonu, kafe, restoran, AVM gibi alanlarda yasaklanması da Google için büyük bir sürpriz oldu. Sonunda Google, Glass’ı sosyal alanlardan çekerek profesyonel kullanım alanında pazarlayacağını duyurarak revizyona soktu.
İşte o revizyon sonunda, profesyonel kullanıcılar için tasarlanan Google Glass ilk defa yüzünü gösterdi. Hastaneler, depolar, şantiyeler, lojistik sektörü gibi alanlar için tasarlanan yeni Google Glass, firmanın FCC’ye yaptığı başvurusunda kullandığı görsellerde ortaya çıktı.
Google’ın FCC’ye verdiği bilgilere göre, eskisine oranla daha ince, daha sağlam olan ve katlanabilir özelliği bulunan yeni Google Glass’ın katlandığında 7×3 inç boyutlarına ulaştığı görülüyor. Ayrıca, cihazın prizma ekranının da büyütüldüğü dikkat çekiyor. Böylece kullanıcının ekranda daha fazla bilgiye ulaşabileceği düşünülüyor. Google henüz yeni Glass hakkında bir açıklamada bulunmadı.
Otomobilleri Parmak Şıklatarak Kullanacağız
Otomobil firmalarının yeni teknolojilerini görücüye çıkaracağı CES fuarı yaklaşıyor. CES’te bu yıl ortaya çıkacak yeni teknolojilerden biri de BMW’nun AirTouch isimli yeni kokpit içi sürücü arayüzü olacak.
AirTouch ile BMW sürücüleri, otomobildeki dokunmatik ekrana dokunmak zorunda kalmadan sayısız veriye ulaşabilecek veya otomobilin fonksiyonlarını çalıştırabilecek. BMW bunu sağlamak için aracın içini çok sayıda sensörle donatacak. Böylece sürücünün el hareketlerini takip etmek ve analiz etmek mümkün olacak. Araç bilgisayarı, kullanıcının parmak hareketlerini anlayabildiğinde, dokunmatik ekrana dokunmaya gerek kalmadan, sayısız işlevi kontrol etmek mümkün olacak, üstelik bu sırada şoförün dikkatini yoldan ayırması da gerekmeyecek. Yeni teknoloji sayesinde sürüş güvenliği de artmış olacak.
BMW kullanıcıları bu sayede navigasyon haritalarına, multimedya uygulamalarına, telefon görüşmelerine, klima fonksiyonlarına, ayna kontrollerine ve benzeri başka kokpit yeteneklerine sadece parmaklarını havada hareket ettirerek ulaşabilecekler.
BMW, yeni teknolojinin ilk demosunu önümüzdeki hafta CES fuarında sergileyecek.
Google, 600 Milyon Dolarlık Veri Merkezi Kuruyor
Google, dünyanın günlük internet trafiğinin büyük bölümünü karşılıyor ve her gün milyarlarca kullanıcının ziyaretiyle oluşan dev bir veri yığını ile uğraşmak zorunda kalıyor.
Dev internet şirketi bu büyük veriyi işleyebilmek için bugüne kadar 14 veri merkezi kurmuştu. Ancak artan ihtiyaçlara cevap verebilmek için Google şimdi 15. veri merkezini de ABD Tennessee’de kuruyor. Google’dan yapılan açıklamaya göre bu yatırımın toplam bedeli 600 milyon dolar.
Google ayrıca Tennessee’de temiz ve yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımı için projeler geliştirecek ve bölgenin kamu idaresi ile ortak yatırımlar gerçekleştirecekler. Motiwe, Yazılım Geliştirici Yılın İş Ortağı Oldu

Apple, Samsung’tan 180 Milyon Dolar Daha İstiyor
Apple ile Samsung arasındaki bitmek bilmez patent savaşlarının sonuncunda, Samsung Apple’a 548 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum edilmişti.
Apple’ın teknolojilerini izinsiz kullanarak firmaya zarar verdiği gerekçesiyle ABD mahkemesi tarafından 548 milyon dolar ceza ödemeye mahkum edilen Samsung, bu cezayı ödese de peşindeki Apple’dan kurtulamayacak gibi görünüyor.
Apple şimdi, söz konusu kararın yetersiz olduğunu, kendi hesaplarına göre Samsung’un sattığı çok sayıda cihazdan kaynaklanan 180 milyon dolarlık bir tazminat daha ödemesi gerektiğini iddia ederek mahkemeye başvurdu.
Samsung ise 548 milyon dolarlık cezanın iptali için telif hakları yasasının yeniden gözden geçirilmesi amacıyla ABD mahkemelerinin en üst makamı olan Yüce Divan’a başvurmaya karar verdi. Bu, ABD tarihinde Yüce Divan’ın 100 yıldır ilk defa toplanması anlamına gelecek. Türk Bilim İnsanlarından Yapay Dokunma Duyusu
Dünyada bu konuda yapılan birkaç araştırmadan biri olan çalışma TÜBİTAK 1001 projesi olarak destekleniyor. Proje sonuçları Boğaziçi Üniversitesi’nde iki günlük uluslararası bir çalıştayda bilim insanları ile paylaşılacak.
Yurtdışında nörobilim alanında doktorası bulunan Doç. Dr. Burak Güçlü, 2004 yılından beri Boğaziçi Üniversite’sinde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Bu araştırmaya ilişkin yaptığı açıklamada, çeşitli hastalıklar ve yaralanmalar sonucu hareket işlevini kaybetmiş kişiler için tasarlanan ve kendi sinir sistemleriyle haberleşen nöroprotezlerlerin son yıllarda nörobilimin önemli uygulama alanlarından biri olduğunu belirtti.
Güçlü, çalışmaları hakkında şu bilgileri de verdi:
“Nöroprotezlerin genel çalışma prensibi, kas hareketlerini oluşturan biyolojik işaretlerin gerçek zamanlı olarak işlenerek robot eklemlerin sürülmesidir. Güncel araştırmalarda bu amaçla çevresel sinirlere veya beyine yerleştirilen elektrotlar kullanılmaktadır.
Temel nörobilim araştırmaları sayesinde nöronlardan hücresel düzeyde kayıt almak ve bunları yorumlamak rutin bir laboratuvar faaliyeti haline gelmiştir. ABD’de özellikle felçli hastalara yönelik geliştirilen BrainGate sistemi bu bilgi birikiminden yola çıkarak insanlar için en ileri nöroprotezi sunmaktadır. Kişilerin beyinlerine yerleştirilen bir implant yardımıyla nöronlarda oluşan hareket komutları algılanmakta ve bir robot kol hareket ettirilerek cisimlere erişmek, onları kavrayarak kullanmak mümkün olabilmektedir. Boğaziçi Üniversitesi’nde yürüttüğümüz ve TÜBİTAK tarafından desteklenen projemizde ise bu tür nöroprotezlere duyu özelliği kazandırmak üzere çalışmalar yapmaktayız.”
Nöroprotezler his kazanacak ve hareket performansları artacak
Güçlü, hareket işlevi sağlamayı amaçlayan nöroprotezlerin halen en büyük eksikliklerinden birinin hareketten kaynaklanan duyunun ve cisimlere temasla oluşan dokunma hissinin (mekanik, sıcaklık, acı) oluşturduğu bedensel geri beslemenin bulunmaması olduğunu da vurgulayarak,
“Bu yüzden hastalar robot el veya kollarını hareket ettirirken sürekli onları izlemeleri gerekmektedir. Ayrıca nöroprotezi kendi uzuvları gibi kabul etmekte zorlanmaktadırlar. Nöroprotezlere duyu özelliği kazandırıldığında hem hareket performansının artması hem de hastaların daha iyi uyum sağlaması beklenmektedir.
Şu ana kadar yaptığımız deneylerde ‘’rat’’ bedenduyusu korteksinde bulunan nöronlardan kayıtlar almakta ve nöronlar elektriksel olarak uyarılırken psikofiziksel yanıtı ölçmekteyiz. Elektriksel uyaranla
oluşan yapay duyu kullanılarak verilen psikofiziksel yanıtlar, doğal mekanik uyaranlar kullanılarak elde edilen performans ile karşılaştırılmakta ve hesaplamalı modeller kurulmaktadır’’ dedi.
Doğal davranış sırasında kullanılabilecek prototip cihaz donanımının geliştirilmesi içinBoğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’ndeki BUMEMS laboratuvarı (Doç. Dr. Şenol Mutlu) ve Teknopark’ta bulunan Boğaziçi ARGE Ltd. Şti. (Prof. Dr. Mehmed Özkan) ile işbirliği yapılmakta olduğunu belirten Güçlü, projenin son aşamasında ‘’rat’’ların bu cihazı arka ayaklarına giyeceklerini ve böylelikle kendi ayak yüzeyleriyle değil, cihazdaki duyargalar yardımıyla hissedeceklerini belirtti. Güçlü sözlerini şöyle sürdürdü:
‘’Cihaz yüzeyindeki duyargalardan gelen işaretler, Dokunma Duyusu Araştırma Laboratuvarı’ndaki ana bilgisayarda çalışan hesaplamalı modellere göre gerçek zamanlı olarak işlenecek ve nöronları uyarmak için gereken elektriksel akım darbeleri oluşturulacaktır. Böylelikle ‘’rat’’ların davranışsal testleri yapay dokunma duyusu yardımıyla tamamlaması sağlanacaktır.” Siber Savaş Hayatı Tehdit Ediyor!
İnternet trafiğimizi ve .tr alan adlarını hedef alan siber saldırılar, ilk günlerde ODTÜ merkezli NIC.TR’ı hedef alırken bugün kamu kuruluşları ve bankaları hedefleyerek vatandaşın hayatını tehdit etmeye başladı.
Türkiye tarihinin en büyük ve en kapsamlı siber saldırısı ile karşı karşıyayız!
DDOS (distributed denial of service attack) saldırıları dağıtık bir şekilde, farklı lokasyon ve sahte IP adresleri kullanılarak yapılıyor. Bu saldırı türünün amacı, aynı anda binlerce isteğe cevap verebilecek kapasitede bir sunucuyu, kapasitesinden kat ve kat fazla istek göndererek etkisiz ve erişilemez bir hale getirmektir. Bu sayede sunucu, gelen istekleri karşılayamaz ve hizmet dışı kalır.
DDOS saldırılarının en tehlikelisi olarak görülen Amplification (yükseltme) tekniği ile saldırı etkisi katlanarak artırılabiliyor. Bu saldırı türünü “doğada bir kayanın karşısına geçip bağırdığımızda sesin yankılanarak kulağımıza gelmesi” şeklinde tarif edebiliriz.
BGA Bilgi Güvenliği A.Ş kurucu ortağı Huzeyfe Önal, Amplification tekniği kullanılarak yapılan bu saldırıyı şöyle tanımıyor: “Saldırgan bir tane istek gönderiyor, karşı taraf buna cevap verirken isteği 10 – 20 veya 50 kata kadar arttırabiliyor. Bu da saldırıların, saldırganlara maliyetini düşürerek hedefe olan yükü artırıyor”.
Huzeyfe Önal, gözden kaçan diğer bir noktaya değinerek “saldırı alan kurum ve kuruluşların da aynı zamanda bu tekniğin bir sonucu olarak saldırgan gibi davrandığını”ve bu saldırı tekniğinde kaynağını bulmanın pratikte imkansız olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürüyor: “Dağıtık saldırıların çözümü yük dağıtmadır, saldırgan dağıtık geliyorsa siz de merkezi olarak korunmak yerine saldırıları karşılayacak dağıtık bir sistem kurmalısınız. Bir hafta önce Root DNS sunucularına gelen saldırılar kapasite olarak en büyük saldırı olarak görülebilir ancak hemen hemen hiç etkilenmediler.”
Türkiye tarihinde bir ilk olan siber saldırının gerçek hayatı etkilediğini görüyoruz.
Yapılan saldırı sonucunda dün bazı bankaların web sayfalarına erişim durdu. POS cihazlarının etkilenmesi ile gerçek hayatta bazı ödeme noktalarında vatandaşın sıkıntılar yaşadığına şahit olduk.
Bir hafta öncesine kadar yapılan saldırılar ülkemizdeki TR alan adlarının ROOT DNS sunucularına gelen saldırılardı. Zira, neredeyse benzer bir saldırıyı 2005 yılında görmüştük, Root DNS’ler bu saldırıdan zarar görmediler. Bu noktada kurumların derslerine sıkı çalıştığını söyleyebiliriz. Ancak yapılan tatbikatlar bu derecede yüksek saldırılar düşünülerek yapılmadı ve bu tür bir saldırı ön görülemedi.
Saldırılar hacklemeyi değil, sunucuların hizmet vermesini engellemeyi hedefliyor
Saldırı ilk olarak ODTÜ bünyesinde yer alan Nic.TR’a yapılarak başlamıştı. Hizmet kesintilerine uğrayan Nic.TR’dan sonra bankalar ve kurumların da hizmet verememe durumları ile karşı karşıya kalındı.
Uzmanlar yapılan saldırı sonucunda asıl önemli sorunu Türkiye dışından erişimin kesilmesi olarak görüyor. Saldırılarla ilk baş etme yöntemi olarak Türkiye dışından gelen erişimin kapatılması görülüyor. Ardından da .TR uzantılı internet sayfalarına dışarıdan erişim duruyor. Global çapta hizmet veren firmalar da bu sebeple ziyaretçi kaybetmeye başladılar.
DDOS saldırılarının dağınık yapısı ve saldırıda sahte IP adresleri kullanılması sebebiyle gelen talebin “gerçek bir talep mi” yoksa “sahte bir istek mi” olduğu bilinemiyor. Saldırganlar kimliklerini gizledikleri ve hizmet veren sunuculara çok yüksek bir talep geldiği için saldırıyı karşılamakta kimi zaman zorlanılabiliyor.
Çözüm: Gelen talebin dağıtılması.
Türkiye’nin .tr uzantılı adresleri ODTÜ bünyesinde ve tek merkezde bulunuyordu. Ancak yapılan saldırılardan sonra bu yapı geliştirilerek farklı merkezlere dağıtıldı. Bu sayede gelen saldırı talepleri tek bir merkezde toplanmak yerine farklı lokasyonlara çekilerek gelen talebin yükü dağıtması ve sistemin işlemeye devam etmesi sağlandı.
Saldırıların Kaynağı Rusya mı?
Yapılan saldırıların kaynağını Rusya olarak işaret edenler olsa da, dünyaca ünlü hacker grubu Anonymous bir tweet paylaşarak saldırıyı üstlendi. Şüpheler düşürülen Rus uçağı ardından Rusya üzerine yoğunlaşmıştı. Ancak Anonymous’un açıklamasında saldırının Rusya kaynaklı olmadığı belirtiliyor. Geçmişe baktığımızda 2007 Estonya ve 2014 Ukrayna siber saldırılarını dikkate almamız gerekiyor. Yapılan bu siber saldırılarda Estonya ve Ukrayna büyük zarar görmüş, vatandaşa bu saldırılar yansıyarak milyonlarca dolar hasara yol açmış ve hayatı olumsuz bir şekilde etkilemişti. 2015 Yılı Nasıl geçti?
İki yıl önce, 2014 yılı için “Türk tarihinin en uzun yılına hazır olun” demiştim. Etkilerini onlarca yıl hissedeceğimiz bir yıl olarak tarihe geçti. Ardından yeniden yapılanma yılı 2015 başladı ve onun da sonuna geldik.
2016 yılı için böyle kesin hükümler vermeyeceğim ama ferahfeza işler ve kararlar alınıp daha umutlu bir dönem geçireceğimize dair hisler taşıyorum.
Sakın ha, hayatınızı başkalarının hisleriyle yönlendirmeyin… Herkes tedbirini almalıdır.
Eğer şahsım adına konuşacak olursam; bereketli bir yıl geçirdiğimi söyleyebilirim. Bir yazar olarak yoğun bir yıl geçti. Hayatımın en fazla yazı ürettiğim bir dönem oldu. İnşallah bu verimlilik önümüzdeki yıllar için de bir temel oluşturur.
Geçmiş yıllarda periyodik olmayan şekilde yazdığım bilişim yazıları 2015 yılı itibariyle düzene girdi. Teknoloji çepeçevre etrafınızı sarmaya yoğunlaşmışsa, sizin de onu anlamaya çalışmanız gerekir. Teknoloji okur yazarlığı konusunda bir katkımız olursa ne mutlu bana…
Sadece bu sayfalarda değil, gıda sektöründe daha yoğun bir çalışmam var. Sadece teknoloji karın doyurmuyor, olarak da yorumlayabiliriz… Hele dünyada hala 2 milyar insan yoksulluk sınırlarındaysa, gıda ve beslenme konusu da ilgi alanımda olması gerekiyor…
Unutmayalım ki gıda sektörü önümüzdeki beş yıl içinde, Türkiye’nin bir numaralı sektörü olacak!..
Bu yazı konularında zıtlıklar olduğunun farkındayım… Aynı ikilem yılın kelimesinde de yok mu?
Oxford, 2015 yılının kelimesi olarak bir “emoji”yi seçti. Yani kelimeler kullanmadan duygumuzu ifade eden bir şekil seçildi. Aslında bu bir ilkti.
Yılın kelimesi, eski ve karmaşık sözcüklerden değil, dijital dünyadan seçti. Daha da ilginci bir bir duyguyu ifade eden bir şekli seçti. Sonuç olarak gülmekten ağlayan emoji, yılın kelimesi oldu.
İncelenmeye değer bir durumdur…
Oxford ekibi, emojilerin başlarda gençlerin kullandığı fakat geçtiğimiz yıl içerisinde global bir patlama yaşadığını tespit etti. Emojinin, görsel olarak kalıcı, duygusal anlamda etkileyici ve sürekliliğini koruyan dijital dünyadaki yaşamın temel yapı taşı haline geldiğini de ayrıca belirtti.
Oxford Sözlükleri’nin başkanı Caspar Grathwohl, “Emojiler gittikçe zenginleşen bir iletişim şekli. Linguistik sınırlarını aşan bir olgu.” diye gerekçesini açıkladı.
Her ne kadar emoji Oxford sözlüklerinde 2013 yılında girmiş olsa da, emojileri ilk ortaya koyan Shigeta Kurita, bu akımı 1999 yılında Messenger ile popülerleştirmişti. Kelimenin kökü de Japonca’dan geliyor. “E” resim anlamına gelirken, “Moji” de karakter anlamına geliyor.
Yılın kelimeleri, toplumun nasıl dönüştüğünü ve etkilendiğini de gösteriyor. Bunun için yılın kelimesine diğer adaylara ve önceki yılın kelimelerine bakalım.
Blocker, Dark, Mülteci, Lumberseksüel Oxford’un diğer aday kelimeleriydi… Eğer seçenek bu kelimeler ise, benim de tercihim emoji olurdu… Eğer Türkiye sınırlarında bir seçim yapsaydık, yılın kelimesi ne olurdu?
Aslında yılın kelimesi ilk olarak 2013 yılında “Selfie” ile başladı. Daha önce de yılın kelimeleri seçiliyordu ama bu kadar etkili ve konuştuğumuz bir konu değildi.
Sonuçta bizim yıl içindeki tercihlerimiz, o yılın kelimelerine karar verilmesinde etkili oluyor. İyi niyetlerimiz, sağduyulu seçimlerimiz ve olumlu adımlarımız olumlu sonuçlar ve olumlu kelimelerin hayatımızda artmasına neden olacak.
Sağlıklı, bereketli yeni nice yılları beraber geçirmek dileklerimle… Anonymous Türkiye’ye Ne Kadar Zarar Verdi?
Rusya ile yaşanan savaş uçağı krizi sonunda fiili çatışmaya dönüştü. Ancak bu çatışma gerçek dünyada değil, sanal dünyada devam ediyor ve son derece ciddi sonuçları var.
Putin’in IŞİD konusunda Türkiye’yi suçlamasından sonra Türkiye’ye saldırmaya karar veren hacker grubu Anonymous, 14 Aralık’ta 5 sunucusu ODTÜ’de bulunan Nic.tr alan adı servisine saldırmaya başladı. 40 Gbps hızındaki saldırı ise ODTÜ’nün açıklamasına göre, dünyada yaşanmış en yoğun DDoS saldırısı…
Anonymous bu ilk saldırı ile .tr alan adlı Türk sitelerine yurt dışından erişimi zorlaştırmayı başardı. Böylece özellikle e-ticaret siteleri, yurt dışındakü müşterilerinden sipariş alamamaya başladı. Bu aynı zamanda online servisler aracılığı ile yurt dışına yapılan ihracata sekte vurmak anlamına geliyor. Ancak şimdilik zararın boyutu net değil. 7 günlük zararın, on milyonlarca doları bulabileceği de tahmin ediliyor.
Fakat sorun burada bitmedi. Anonymous ilk saldırının ardından yeni saldırların devam edeceğini duyurmuştu ve dün akşam üzeri saatlerinde, bankacılık servislerine benzer bir DDoS saldırısı düzenlendi. Hazırlıksız yakalanan bankaların online servisleri beklenmedik şekilde çöktü, ulaşılamaz hale geldi. Böylece, online olarak para transferi yapmak isteyenler banka sitelerine ulaşamadılar. Bankada sakladığı altınını, dolarını, hisse senedini, fonunu, tahvilini satarak kazanç sağlamak isteyenler yine online servislere ulaşamadılar ve alım satım yapamadılar.
Yüzlerce milyon dolar zarar
Sadece dün İstanbul Borsası’ndaki işlem hacmi son bir ayın en düşük seviyesinin de altına indi. Son bir haftadır BİST 100 endeksindeki yüksek hacimli şirketlerin işlem hacmi günlük 600-900 milyon adet arasındayken, sadece akşam kapanışa yaklaşmışken başlayan saldırı sonrasında BİST 100 endeksinin işlem hacmi 423 milyon adet olarak gerçekleşti. Bugün ise daha da büyük düşüş bekliyoruz zira günün yarısına ulaşmamıza rağmen BİST 100 endeksi sadece 62 milyon adet seviyesinde. Sadece bir günde yüzlerce milyon TL’lik menkul kıymet ticareti hacmine balta vurulduğu görülüyor. Sadece borsa aracı kurumlarının bir günlük komisyon zararı 3-4 milyon TL’ye ulaşmış durumda.
Kısaca söylemek gerekirse insanlar borsada işlem yapamakta zorlanıyor. Bu banka sistemlerine erişemedikleri için mi yoksa saldırı altında olan bir online finans sisteminde işlem yapmak istemediklerinden mi, şu anda biliemiyoruz ama şurası açık ki Ruslar Türkiye’nin menkul kıymetler piyasalarına ağır hasar verdirmeyi başardılar. Bu da, Türk şirketlerini vurmayı başardıkları anlamına geliyor. Eğer bu saldırılar sürecek ve engellenemeyecek olursa, zararın boyutlarının daha da büyüyeceğini tahmin edebiliriz.
Peki Türkiye’nin sanal dünyadaki varlığını koruyan ve bu saldırılarla saldırganları bertaraf edebilecek bir sanal güvenlik operasyonu ekibimiz yok mu?
Onu da başka bir analizde inceleyeceğiz. Tweet Atarak Drone Kullanılabilecek!
En popüler sosyal medya kanalları arasında yer alan Twitter, kısa bir süre önce duyurduğu ve açıklama yapmayarak birçok soru işareti bıraktığı “Messaging-Enabled Unmanned Aerial Vehicle (UAV).” servisi ile ilgili aldığı patentle gündeme geldi.
Twitter’ın üstlendiği söz konusu bu sistem ve sistemin patenti, Twitter üzerinden gönderilecek tweetler veya farklı direk mesajlar ile Drone kullanımına imkan sağlayacağını ortaya çıkardı.
Twitter’ın, Dronelar ile ilgili her geçen gün kontrol altına alınmasına yönelik gelen eleştirilerin üstüne bu denli karışıklığa yol açabilecek bir sistemin patentini alması, dikkatleri de üzerine çekmesine vesile oldu.
Şu an için Twitter, söz konusu bu sistemi ve kullanım detayları ile ilgili net bilgileri paylaşmış değil. Öyle görünüyor ki Twitter, tweetler ile kullanılabilecek bir Drone sistemi ile de çalışmalar yapıyor olabilir.
Öte yandan, hükümetler bazında bu sistem ile ilgili ne derece açıklamalar geleceği de daha şimdiden büyük merak konusu halini almış durumda. Zira her geçen gün yasalar ile Drone kullanımının sınırlandırılmasına yönelik çalışmalar gündeme gelmeye devam ediyor.
Twitter’ın, Dronelar ile ilgili her geçen gün kontrol altına alınmasına yönelik gelen eleştirilerin üstüne bu denli karışıklığa yol açabilecek bir sistemin patentini alması, dikkatleri de üzerine çekmesine vesile oldu.
Şu an için Twitter, söz konusu bu sistemi ve kullanım detayları ile ilgili net bilgileri paylaşmış değil. Öyle görünüyor ki Twitter, tweetler ile kullanılabilecek bir Drone sistemi ile de çalışmalar yapıyor olabilir.
Öte yandan, hükümetler bazında bu sistem ile ilgili ne derece açıklamalar geleceği de daha şimdiden büyük merak konusu halini almış durumda. Zira her geçen gün yasalar ile Drone kullanımının sınırlandırılmasına yönelik çalışmalar gündeme gelmeye devam ediyor. 








