Samsung Galaxy S24: tanıtım, ön sipariş ve çıkış tarihi belli oldu!

Teknoloji devi Samsung‘un heyecanla yeni gelecek amiral gemisi serisi. Galaxy S24, 17 Ocak 2024 tarihinde Kaliforniya, San Jose‘de düzenlenecek özel bir etkinlikle tanıtılacak. Şirket, geleneksel olarak New York’ta düzenlenen Galaxy Unpacked lansmanını bu kez Apple’ın arka bahçesi olan San Jose‘de gerçekleştirecek.

Galaxy S24 serisinin özel etkinlikte tanıtılmasının ardından, Samsung‘un aynı gün, yani 18 Ocak 2024‘te Galaxy S24, Galaxy S24+, ve Galaxy S24 Ultra modellerini ön siparişe açması planlanıyor. Ön sipariş veren şanslı müşteriler, cihazlarını 26 Ocak ile 30 Ocak arasında teslim almaya başlayacaklar.

Samsung Galaxy S24

Bu özel seri, 30 Ocak 2024 tarihinde raflardaki yerini alacak. Samsung Galaxy S24 Galaxy S24 serisinin fiyatlandırması henüz açıklanmasa da, bekleniyor ki Samsung, Galaxy S23 serisiyle benzer fiyat politikasını sürdürecek. Bu bağlamda, Galaxy S24’nün başlangıç fiyatı 900 dolar olacakken, Galaxy S24+ ve Galaxy S24 Ultra modelleri sırasıyla 1.000 dolar ve 1.200 dolar seviyelerinde fiyatlandırılabilir.

Geçtiğimiz haftalarda ortaya çıkan bilgilere göre, Galaxy S24, Samsung’un ilk yapay zeka telefonu olacak. Şirket, kendi geliştirdiği yapay zeka özelliklerini içerecek ve Bixby’yi Galaxy AI olarak yeniden adlandırabilir. Ayrıca, telefon görüşmelerini anlık olarak çeviren özellik gibi birçok yeniliğin Galaxy S24 serisiyle birlikte kullanıcılarla buluşması bekleniyor.

Samsung severler, 17 Ocak 2024 tarihini ajandalarına işaretleyerek, Galaxy S24’ün heyecan verici özelliklerini ve tasarımını keşfetmeye hazırlanabilirler.

Amazon, ofise dönüşe uymayan çalışanlarına terfi vermiyor!

0

Pandemi sonrasında pek çok şirket ofise dönüş kampanyaları başlatırken bu konuda en sert tutum ilginç bir biçimde teknoloji şirketlerinde yaşanıyor. Elon Musk’ın sahibi olduğu Tesla ve X gibi şirketlerin yanı sıra örneğin Roblox ve Zoom gibi firmalar ofise dönüşü zorunlu kılıp, bu zorunluluğa uymayan çalışanlarını işten çıkartmakla tehdit ederken Amazon gibi bazı firmalar ise haftada en az 3 gün ofise gelmeyen çalışanlarına terfi vermiyor.

İddiaya göre e-ticaret ve bulut bilişim devi Amazon firmasının iç yazışmalarında, haftada 3 gün ofise gitme zorunluluğunun yönetici sorumluluğunda değerlendirildiği ve bu politikaya uymayan çalışanların performans değerlendirmelerinde dezavantajlı bir durumda olabilecekleri vurgulanıyor. İlgili gönderide “Terfi süreci yöneticilerin sorumluluğundadır, yani düzenli görüşmeler ve esnek görevlendirmeler yoluyla gelişiminizi desteklemek ve terfi için gerekli tüm girdileri tamamlamak onların sorumluluğundadır. Şirket içi rolünüz gereği haftada 3 günden fazla ofisten çalışmanız bekleniyorsa ve buna uymuyorsanız, yöneticiniz durumdan haberdar edilecek ve terfi süreciniz Başkan Yardımcısı onayı gerekecektir” deniliyor.

Amazon’un çalışanlara yönelik dahili kariyer platformunda yer alan ayrı bir gönderide, “Amazon’un terfilere yönelik genel yaklaşımına uygun olarak, çalışanların görevlerinin gerektirmesi halinde haftada 3+ gün ofislerinden çalışmaları beklenmektedir.” deniliyor. Amazon sözcüsü Brad Glasser da verdiği bir demeçte “Terfiler, çalışanların büyüme ve gelişimini desteklediğimiz birçok yoldan biridir ve bir çalışanın bir sonraki seviyeye hazır olup olmadığını belirlerken göz önünde bulundurduğumuz çeşitli faktörler vardır. Her şirket gibi biz de terfi için değerlendirilen çalışanlarımızın şirket kurallarına ve politikalarına uygun davranmalarını bekliyoruz” diyerek haftada 3 gün ofiste çalışma zorunluluğunun terfi için bir kıstas olabileceğini doğruluyor.

Şirketin ofise dönüş hamlesini başlatmasından bu yana Amazon ile yaklaşık 350.000 tam zamanlı şirket çalışanı arasında gerginlik yaşanıyor. Mayıs ayında Amazon, Covid döneminden kalma ve ekip üyelerinin ne sıklıkla şirkette bulunmaları gerektiğine karar vermeyi yöneticilere bırakan bir politikadan vazgeçerek, çalışanlarının haftada en az üç gün ofiste çalışmalarını zorunlu kılmaya başladı. Bu zorunluluğun ardından bir grup çalışan şirketin Seattle’daki merkezinde protesto yürüyüşü yaptı. Çalışanlar ayrıca Amazon’un geçen yıl başlayan işten çıkarmaların bir parçası olarak 27.000 kişiyi işten çıkarma kararını nasıl ele aldığını da eleştirdi. Çalışanlar, Amazon CEO’su Andy Jassy’ye de ofise geri dönme zorunluluğunu kaldırması için şirket içinde bir dilekçe dağıttı ancak şirket bu konuda geri adım atmadı.

Pandemi döneminde kritik imalat ve lojistik sektörleri hariç hemen her firma uzaktan çalışma modelini benimsemişti. Pandemi sonrasında ise şirketler uzaktan çalışmaya devam, hibrit model ve tekrar eski usul ofiste çalışma arasında bir bocalama yaşıyor. Stanford Üniversitesi’nin geçtiğimiz yıl yaptığı bir çalışma, büyük firmalar dahil pek çok şirkette çalışanların ofise dönme konusunda ciddi bir direnç gösterdiklerini ortaya koyuyor.

Teknoloji ve felaket: Dersler ve geleceğe yansımalar

0

Teknoloji, insanlığa büyük faydalar sunarken, bazen trajik sonuçlar da doğurabiliyor. Tarihte yaşanan büyük teknolojik felaketler, bu tehlikeleri ve teknolojiyi dikkatli kullanma ihtiyacını açıkça ortaya koyuyor. Bu felaketlerden alınacak dersler, daha güvenli ve sürdürülebilir bir teknolojik gelişme için hayati önem taşıyor.

Çernobil: Nükleer enerjinin gerçek yüzü (1986)

Çernobil’deki reaktör patlaması, nükleer enerjinin potansiyel tehlikelerini tüm dünyaya gösterdi. Bu facia, radyasyonun çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda farkındalık yarattı ve nükleer santrallerin tasarımı ve işletilmesi konusunda ciddi yeniden değerlendirmelere yol açtı.

Bhopal: Endüstriyel felaketin bedeli (1984)

Bhopal’daki gaz sızıntısı yaşandığında, endüstriyel tesislerin güvenliğinin önemi net bir şekilde ortaya çıktı. Bu trajedi, kimyasal güvenlik protokollerinde ciddi değişikliklere yol açtı ve şirketlerin topluluklarla ilişkilerinde sosyal sorumluluğun önemini vurguladı.

Challenger: Uzayın tehlikeleri (1986)

Space Shuttle Challenger’ın patlaması, uzay araştırmalarındaki riskleri gözler önüne serdi. Bu olay, NASA’nın risk yönetimi ve güvenlik protokollerini yeniden değerlendirmesine sebep oldu. Mühendislik etiği konusunda ciddi soruları gündeme getirdi.

Fukushima: Doğal afetin nükleer sonuçları (2011)

Fukushima’daki nükleer felaket, doğal afetlerin nükleer tesisler üzerindeki etkilerini ve acil durum hazırlığının önemini ortaya koydu. Bu olay, dünya çapında nükleer güvenlik standartlarının yeniden değerlendirilmesine neden oldu.

Exxon Valdez ve Three Mile Island: Çevresel etkiler (1989 & 1979)

Exxon Valdez petrol sızıntısı ve Three Mile Island nükleer kazası, çevre ve nükleer güvenlik konularında önemli değişiklikleri tetikledi. Bu olaylar, tehlikeli maddelerin taşınması ve depolanması konusunda uluslararası düzenlemelerin sıkılaştırılmasına katkı sağladı.

Sonuç: Dersler ve geleceğe bakış

Bu felaketler, teknolojinin karmaşıklığını ve risklerini açıkça ortaya koyuyor. Güvenlik, sürdürülebilirlik ve etik, teknolojik ilerleme sırasında daima öncelik olmalıdır. Geleceğe bakarken, bu felaketlerden alınan dersler, teknolojik gelişmenin daha güvenli ve insan odaklı olmasını sağlamalıdır. Teknoloji, insanlığa büyük imkanlar sunarken, bu imkanların sorumluluklarını da beraberinde getiriyor. Geleceğin teknolojisi, geçmiş felaketlerin dersleriyle daha güvenli, sürdürülebilir ve insanı merkeze alan bir yol izlemelidir.

Yazımızı okumanız sonrası bağlantılara göz atabilirsiniz. Bahsetmiş olduğumuz felaketlerin beyaz perdeye yansımaları zamanla karşımıza çıkmaktadır.

Silikon vadisinde yapay zeka depremi!

0

Son bir yıl içinde iş yapma şeklimizi değiştiren, bilgi işlemin hemen hemen her noktasına giren ve zaman zaman göz kamaştıran, zaman zaman da endişeler yaratan yapay zeka, kendi içinde büyük bir türbülans yaşıyor. Yapay zekayı geniş kitlelerle tanıştıran ChatGPT’nin üreticisi OpenAI, üst düzey yönetiminde yaşanan istifalarla sarsıldı. Herkesin yakından tanıdığı ve yapay zeka dendiğinde akla gelen ilk isim olan OpenAI CEO’su Sam Altman, geçtiğimiz günlerde apar topar işten atıldı. 

Bu arada, yapay zeka destekli bir başka şirket olan otonom taksi hizmetleri ile tanınan Cruise, geçtiğimiz haftalarda araçlarının yollarda yaşadığı kazalar nedeniyle tüm operasyonlarına son verdiğini duyurmuştu. Sam Altman’ın istifasından iki gün sonra, Cruise kurucusu ve CEO’su Kyle Vogt da şirketten istifa ettiğini duyurdu.

Altı kişilik OpenAI yönetim kurulundaki oylama sonucu 4’e 2 çoğunlukla görevinden alınan Sam Altman için yapılan resmi açıklamada CEO ile yönetim kurulu arasında baş gösteren “iletişim sorunu” ve “güven kaybı” şu ifadelerle vurgulanıyor: “Sam Altman’ın ayrılışı, yönetim kurulu tarafından yürütülen müzakereli bir inceleme sürecinin ardından geldi; bu süreçte, Altman’ın yönetim kuruluyla olan iletişiminde tutarlı bir şekilde samimi olmadığı ve bu durumun kurulun sorumluluklarını yerine getirme kabiliyetini engellediği sonucuna varıldı. Yönetim kurulunun artık onun OpenAI’e liderlik etmeye devam etme becerisine güveni yok.”

Bununla birlikte, bir diğer iddia ise Altman’ın son dönemde giderek artan bir biçimde yönetim kurulunu hiçe saydığı ve “fon bulma” ve “iş ortaklığı arayışı” gibi şirket için kritik adımlar atarken bile yönetim kurulunu bilgilendirmeden hareket ettiği yönünde. İddiaya göre Altman adeta çocukluğundan beri Apple’ın merhum CEO’su Steve Jobs’u idol olarak görüyor ve onun gibi hareket ederek “Steve Jobs” rolü oynamaya çalışıyordu. Altman’ın kendisini rolüne fazla kaptırdığı ileri sürülüyor. Steve Jobs’un da kendi kurduğu Apple şirketinden yönetim kurulu kararı ile kovulduğunu hatırlarsak, bu açıdan da Altman’ın Jobs’a benzer bir kariyer yolunda ilerlemekte olduğunu görebiliriz. 

Herhangi bir şirket, herhangi bir yöneticisini bu şekilde görevinden alabilir, ancak bu şirket bir yıldır Dünya’daki hemen hemen tüm kullanıcıların gözünü dikmiş olduğu bir şirket olunca, işler değişiyor elbette. Bu şok ayrılığın ardından önce bir dizi çalışan protesto eylemine başlarken Altman’ın geri dönüşü için şirkete çok sayıda talep iletildi. Ki bu taleplerin bir kısmı da OpenAI yatırımcıları olan Microsoft gibi şirketlerden geliyordu. OpenAI tüm protestolara rağmen Altman’ın geri dönmeyeceği açıkladı ve şirket 3 günde 2 geçici CEO değiştirdi. Bu sırada, OpenAI eski başkanı ve kurucularından Greg Brockman da istifasını açıkladı. Altman ve Brockman’ın ardından özellikle araştırma ve tasarım bölümlerinden bir dizi çalışanın da istifa edeceği konuşulmaya başlandı. İkilinin kendi yapay zekâ girişimlerini kuracağı yönündeki söylentiyle birlikte ise Open AI için istifa tehdidi çığ gibi büyüdü.

OpenAI’da yaşanan bu ayrılmaların sonucundan ayrılan kişilerin gideceği adresi kısa bir süre sonra belli oldu. OpenAI firmasının en büyük yatırımcısı Microsoft’un CEO’su Satya Nadella, kısa bir süre önce X üzerinde yaptığı açıklama ile Sam Altman ve Greg Brockman ikilisinin Microsoft’ta göreve başladıklarını ve yapay zekâdan sorumlu olacaklarını duyurdu! 

Şimdi, ortada garip bir durum var. Yapay zekanın en ünlü ismi Open AI şirketi, yöneticisini “güvenmediği” için işten çıkarıyor, ancak aynı Open AI’ı en büyük yatırımcısı olan, bu şirkete 13 milyar dolar yatırım yapmış olan başka bir şirket, yani Microsoft, bu ismi işe alarak kendi yapay zeka bölümünün başına getiriyor. Hatta bu isim, şirketten önemli isimleri de yanında getiriyor. 

Analistlere göre olası senaryolardan birisi, şirkete zaten 13 milyar dolardan fazla fon sağlayan Microsoft’un OpenAI firmasını tümden satın alması ve başına Sam Altman’ı CEO olarak getirmesi. Microsoft başkanı Satya Nadella bu hamleyi neden yaptı? Altman ve Brockman’ı Microsoft’a çekti, zira bu ikili yeni bir yapay zekâ girişimi kurarsa en büyük kaybeden OpenAI, dolayısı ile bu firmaya en büyük yatırım yapmış olan Microsoft olacak. Satya Nadella bir bakıma Microsoft’un yatırımlarını koruyor. 

OpenAI tarafında ise, Sam Altman ve Greg Brockman’ın yeni bir şirket kurmaması ve yeni bir işe geçmiş olması, geride kalanların istifa tehdidinin azalması anlamına geliyor. Yine de şirketin bundan sonra nasıl bir yol izleyeceği merak konusu. Şu anda OpenAI’de CEO’luk koltuğunda eski Twitch CEO’su Emmett Shear oturuyor. Dışarıda çok bilinen bir isim olmamakla beraber, Shear, silikon vadisinde bir fenomen. Twith’i twitch yapan ve geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan isim. Aynı başarıyı OpenAI tarafında da gösterip gösteremeyeceği ve Microsoft ve OpenAI arasında bir yapay zeka rekabeti yaşanıp yaşanmayacağını göreceğiz. 

Son olarak, bir de spekülasyona yer verelim. Bazı analistlere göre OpenAI Microsoft tarafından tamamen satın da alınabilir. Bu durumda silikon vadisinde yapay zeka oyunu tamamen değişmiş olacak. 

OpenAI’da kriz devam ediyor: yeni CEO Emmett Shear

OpenAI, Sam Altman’ın şok kovulmasının ardından yeni bir CEO belirleme sürecinde hızlı adımlar atmıştır. Hafta sonu yapılan görüşmelerin ardından, şirketin kâr amacı gütmeyen yönetim kurulu, eski Twitch CEO’su Emmett Shear’ı geçici CEO olarak atadı. Shear, bu yılın başlarında Twitch’in CEO’luğundan istifa etmişti.

Yapılan açıklamalara göre, Shear’ın OpenAI CEO’su olarak seçilmesinde yapay zekanın varoluşsal tehditlerini anlama yeteneği etkili olmuştur. Bu hamle, Cuma günü Sam Altman’ın “iletişimlerinde tutarlı bir şekilde samimi olmadığı” gerekçesiyle kovulmasının ardından yaşanan belirsizlikleri sonlandırmayı hedeflemektedir.

OpenAI'da

Bu gelişmeyle birlikte, hafta sonu içerisinde üç farklı CEO’nun OpenAI’da görev alması dikkat çekmiştir. Emmett Shear, kısa bir süre sonra görevi Mira Murati’den devralacak. Bu karar, Altman’ın çıkış kapısını kapatıyor gibi görünse de, yönetim kurulu, yatırımcı baskısı ve toplu çalışan grevi tehdidi altında Altman’ın geri dönüşünü tartışmıştı.

OpenAI Baş Araştırmacısı Ilya Sutskever, Altman’ın geri dönmeyeceğini çalışanlara bildirmiş olsa da, bu süreçte yaşanan belirsizlikler Silikon Vadisi’ni şaşırtmış ve yapay zeka geliştirme çılgınlığının merkezindeki girişimi kaos içinde bırakmıştır.

Sam Altman, OpenAI’ı 80 ila 90 milyar dolarlık bir değere ulaştıran bir girişimin öncüsü olmuştur. Ancak, Altman’ın bundan sonraki adımları şu an için belirsizliğini korumaktadır. Olaylar, OpenAI’da yaşanan krizi ve liderlik değişimini tam bir destanın son dönemeci olarak nitelendirmekte ve Silikon Vadisi’nde merakla beklenen bir gelişmeyi işaret etmektedir.

Sodyum iyon piller geleceğin anahtarı olabilir

Pil teknolojisi dijital cihazlara, elektrikli araçlara veya şebekeden bağımsız evlere güç sağlamak için kullanabileceğimiz ticari ürünler açısından çok az sonuç veren alanlardan biri. Geleneksel lityum iyon pillerle karşılaştırıldığında daha güvenli, daha dayanıklı ve üretimi daha ucuz olan sodyum iyon piller sayesinde bu durum yakında değişebiliyor.

Lityum-iyon pillerin modern enerji depolamanın ön saflarında yer aldığı ve dünya çapındaki elektrifikasyon çabalarının temel itici gücü olduğu bir sır değil. Ancak bunları artan talebi karşılayacak ölçekte üretmek neredeyse imkansız bir iş gibi görünüyor. Lityum üreticileri son yıllarda dünyanın, muhtemelen 2025 gibi yakın bir zamanda, lityum kıtlığıyla karşı karşıya kalabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Sodyum iyon piller ile gelen yenilikler

Katkıda bulunan en büyük faktör, lityumun seramik ve ilaç endüstrilerinde kullanılan bir metal olmaktan çıkıp birkaç on yıl içinde en çok talep gören metallerden biri haline gelmesi. Dünyanın en büyük lityum madenciliği şirketlerinden biri ve ABD lityum rönesansına öncülük eden Albemarle, üretim kapasitesini 2030 yılına kadar yıllık 500.000 tona çıkarmayı planlıyor. Ancak bunun yine de öngörülen talebi karşılamak için yeterli olmayacağını söylüyor.

Sodyum iyon pilin devreye girdiği yer burasıdır. Lityum iyon kadar ilgi görmese de elektrifikasyon rüyasını gerçeğe dönüştürebilecek en büyük teknolojik buluşlardan biri olmaya hazırlanıyor. Sodyum iyon piller, lityum iyon pillere benzer bir tasarıma sahiptir ve aynı veya benzer endüstriyel işlemler kullanılarak üretilebiliyor. Bu tür pillerde, katottaki lityum iyonlarının yerini sodyum iyonları alıyor ve elektrolitteki (akü elektrotları arasındaki şarjı sağlayan sıvı) lityum tuzları, sodyum tuzlarıyla değiştiriliyor.

Sodyum iyon piller yeni bir kavram değil,. Ancak bunları geniş ölçekte üretme fikri son yıllarda ilgi görmeye başladı. Sodyum lityumdan önemli ölçüde daha fazla miktarda bulunur, bu nedenle kaynaklanması daha ucuz ve kolaydır, aynı zamanda jeopolitik gerilimlere karşı daha az savunmasızdır. Bu yazının yazıldığı an itibariyle, sodyum karbonatın fiyatı metrik ton başına 286 dolar seviyesinde yer alırken, pil sınıfı lityum karbonatın maliyeti metrik ton başına 20.494 dolar gibi çok yüksek bir rakama ulaşıyor. Tokyo Bilim Üniversitesi’ndeki Japon araştırmacılardan oluşan bir ekip, nanoyapılı sert karbon kullanarak sodyum iyon piller için yüksek kapasiteli bir katot geliştirdiklerini açıkladı. Ortaya çıkan hücreler, kg başına 312 Wh’ye kadar enerji yoğunluklarına ulaşabiliyor. Bu, lityum demir fosfat pillerin yaklaşık iki katı. Olayları bir perspektife oturtmak gerekirse, bu aynı zamanda on yıldan biraz daha uzun bir süre önce en gelişmiş sodyum iyon pillerin elde ettiği enerji yoğunluğunun 1,6 katı. Sodyum iyon pillerin bir başka avantajı da, kullanılan kimyaya bağlı olarak -30°C ila 60°C (-22°F ila 140°F) ve hatta 80°C gibi daha geniş bir çalışma sıcaklığı aralığına dayanabilme yetenekleri.

Amazon, uydu iletişimi için 2024 hedefine şimdiden ulaşıyor!

Amazon’un açıklamasına göre ekip, prototip uydulardaki tüm sistemleri ve alt sistemleri doğruladı. “Amazon’un uçtan uca iletişim ağı üzerinden ilk iki yönlü görüntülü görüşmeyi gösterdi.

İlk testlerin tamamlanmasının ardından Amazon, projenin seri uydu üretimine ulaşma yolunda ilerlediğini ve tam ölçekli dağıtımın gelecek yılın başında başlamasının beklendiğini söyledi. 

Project Kuiper’in teknolojiden sorumlu başkan yardımcısı Rajeev Badyal, “Kuiper birkaç yıl önce kağıt üzerinde bir fikirdi ve Protflight misyonumuzdan şu ana kadar öğrendiğimiz her şey orijinal vizyonumuzu ve mimarimizi doğruluyor.” dedi. “Önümüzde hala çok sıkı çalışmamız var ve seri üretime geçmek kolay olmayacak.” 

“Ancak bu sonuçları ilk görevinizde ve lansmandan sonra bu kadar hızlı bir şekilde elde etmek inanılmaz bir başarı ve bu yalnızca Amazon’daki ekibimizin uzmanlığı ve özverisi sayesinde mümkün.”

Project Kuiper, dünyanın dört bir yanındaki müşterilere erişilebilir, uygun fiyatlı geniş bant sağlayarak rakip SpaceX’in Starlink uydu ağına rakip olacak. Protoflight misyonu, Amazon ağının üç temel öğesinin tamamını test etmek için tasarlandı; alçak Dünya yörüngesindeki geniş bant uydular, küçük ölçekli karasal antenler ve yer tabanlı iletişim ağı. 

Amazon yaptığı açıklamada, “Protoflight misyonumuz, ağımızı destekleyen tüm donanım, yazılım ve altyapı yelpazesini test etmemize olanak sağladı.” dedi. “Bu, uydularımızın uzayda güvenli ve güvenilir bir şekilde çalışmasına olanak tanıyan temel sistemleri ve alt sistemleri içerir.”

Misyon ayrıca şirketin Hawaii ve Mauritius’taki izleme ve kontrol istasyonları, Teksas’taki bir yer ağ geçidi istasyonu ve Amazon Web Hizmetleri aracılığıyla karasal internete bağlantı noktaları da dahil olmak üzere karasal altyapısını test etmesine de olanak tanıdı.

Amazon, prototip uydularının uzayın zorlu koşullarında nasıl havalandığını gözlemlemek için önümüzdeki birkaç ay boyunca farklı koşullar altında deneyler yapmaya devam etmeyi planladığını söyledi.

Beta testi gelecek yılın ikinci yarısında yapılacak ve ilk ortaklar Vodafone ve Verizon bu hizmet pilotlarına ilk katılanlar arasında olacak.

Apple kilitleme modu için neden çalışıyor?

0

Apple’ın iPhone’ları, hiçbir zaman kullanmanıza gerek kalmayacağını umduğu ve kullanımını çoğunlukla zorlaştıran yeni bir özelliğe kavuştu. Kilitleme Modunun, herkese uygun olmadığını vurguluyor ve bunu “çok az sayıda kişiyi” hedef alan ve çoğu insan için alakasız olacak “isteğe bağlı, aşırı koruma” olarak nitelendiriyor.

Pek çok kişi bu özelliğin varlığından haberdar bile olmayacak. Kilitleme Modu, Apple’ın tepkisinin yalnızca bir kısmı: diğer güvenlik özelliklerinin yanı sıra insanların cihazlarına izinsiz girmesini engellemeyi amaçlayan ayrıntılı güvenlik çalışmalarının yanında yer alıyor. Apple’ın güvenlikten çok gizlilik çalışmalarına odaklandığı bu özellik büyük ölçüde sessizce gerçekleştirildi. Ancak son zamanlarda bu çalışmaların bir kısmı ve Apple’ın kimsenin kullanmak istemediği bir dizi özelliğe bu kadar odaklanmasına neden olan düşünce ortaya çıktı.

Apple kilitleme modu gizliliği artıracak

Çalışmaların bir kısmı şu anda Paris’te yapılıyor. Şehrin, Fransa’da güvenli banka kartlarının ilk kez yaygın olarak kullanılmaya başlandığı akıllı kartlar üzerindeki çalışmalar da dahil olmak üzere güvenlik teknolojisi üzerinde uzun bir çalışma geçmişi var. Ancak Apple’ın şehirdeki tesislerindeki faaliyetler çok daha ileriye, iPhone’lara ve diğer cihazlara yönelik. şimdilik gizlidir ve yıllarca ortaya çıkmayacak.

Paris’teki bu çalışmanın bir parçası olarak Apple’ın mühendisleri telefonlarını kırmak için yoğun şekilde çalışıyor. İnce ayarlı sensörler olan lazerler de dahil olmak üzere çok çeşitli teknolojiler kullanarak, güvenliklerindeki açıkları bulmaya ve bunları daha dünyaya gelmeden düzeltmeye çalışıyorlar.Önemli güvenlik açıklarının bile bir güvenlik güncellemesiyle nispeten basit bir şekilde giderilebildiği yazılımdan farklı olarak, müşteri onu satın aldığında donanım Apple’ın elinden çıkıyor. Bu, çipin üretime yaklaşmasından önce, yıllar öncesinden test edilmesi, olası her türlü zayıflığın araştırılması ve düzeltilmesi gerektiği anlamına geliyor. Örneğin, güvenli verileri başkaları tarafından okunamayacak şekilde şifrelemek için Apple’ın çiplerine güvenmek gerekir; Örneğin, bir saldırganın aktarılırken bunları yakalayamamasını sağlamak için, resimlerin iCloud’da yedeklenmek üzere gönderilmeden önce karıştırılması gerekir. Bu, resimlerin kilidini açacak şifreleme anahtarı olmadan anlamsız hale getirmek için ayrıntılı ve karmaşık matematiksel çalışmaların kullanılmasını gerektiriyor.

Geçtiğimiz yıllarda Apple’ın, göreceli olarak küçük ödemeler nedeniyle sürekli eleştirilerle karşı karşıya kalmasının ardından güvenlik araştırmacılarına yazılımındaki hataları bulmaları için ödeme yaptığı hata ödül programındaki ödülleri artırdığına tanık olduk. Şifreleme gibi donanım teknolojileri üzerinde çalışmak ve bunu Paris’teki tesisler gibi tesislerde test etmek, Apple’ın hem donanım hem de yazılım saldırılarına karşı güvenli bir telefon üretmeye çalıştığı anlamına geliyor.

Bugüne kadar kaç Bitcoin üretildi? Ne kadar kaldı?

0

Güncel veriler, dünyanın piyasa değeri açısından en büyük kripto para biriminin arzının giderek azaldığını gösterdi. Doğası gereği limitli bir arza sahip olan ve Bitcoin madenciliği kapsamında yalnızca 21 milyon adet üretilebileceği tahmin edilen Bitcoin’in toplam arzının %93’ü üretildi.

Üretilebilecek yalnızca 1,49 milyon Bitcoin kaldı!

CoinMarketCap’te yer alan veriler, Kasım 2023 ortası itibarıyla 19,54 milyonu aşkın Bitcoin’in üretildiğini gösterdi. Toplam arzın 21 milyonla kısıtlı olduğu düşünüldüğünde, geriye yalnızca 1,49 milyon adet Bitcoin’in madencilik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkarılabileceği tespit edildi. Bitcoin’in bir limitle tasarladığını hatırlatan Gate.io’nun Küresel Büyüme Direktörü Kafkas Sönmez, “Bir varlık sınıfı olarak tasarlanan Bitcoin, değerinin arz talep dengesine göre belirlenmesi ve fiyatının yıllar içinde artış eğilimi göstermesi için sınırlı bir arzla geliştirildi. Toplam arza yaklaşık her 10 dakikada bir yeni Bitcoin’ler ekleniyor. Daha doğrusu şu an için ortalama 6,25 Bitcoin’in eklendiği her bir bloğun oluşturulma süresi 10 dakika olarak ölçülüyor. Blok başına düşen Bitcoin sayısı, her dört yılda bir yarı yarıya azaltılıyor. Kripto ekosisteminde Bitcoin halving olarak bilinen bir sonraki yarılanma, 2024’te gerçekleştirilecek. Yarılanmadan sonra her blok için 3,125 adet Bitcoin üretilecek” dedi.

Milyoner başına 0,35 Bitcoin düşüyor

2022 tahminlerine göre dünyada yaklaşık 60 milyon milyoner olduğunu belirten Gate.io Küresel Büyüme Direktörü Kafkas Sönmez, “Mevcut Bitcoin arzını bu kişiler arasında eşit olarak paylaştırsak, her milyonere yalnızca 0,35 Bitcoin düşüyor. Üretilmiş toplam Bitcoin’in yaklaşık 6 milyon adetinin, dijital cüzdan şifresinin unutulması gibi sebeplerle geri döndürülemez şekilde kaybolduğu düşünüldüğünde, bu ortalama 0,25’lere kadar geriliyor. Bu durum Bitcoin’in halihazırda ne kadar nadir ve değerli olduğunu ortaya koyuyor. Yalnızca bu denli nadir oluşu düşünüldüğünde, günün birinde 0,1 Bitcoin’in dahi servet sayılabileceğini söyleyebiliriz. Bu hesaplamalar son Bitcoin üretiminin 2140 yılında gerçekleştirileceğini öngörse de, Bitcoin’in ağ genelindeki yuvarlama algoritmaları sebebiyle hiçbir zaman 21 milyon arza ulaşmasının mümkün olmadığı da düşünülüyor” ifadelerini kullandı.

Bitcoin’in gelecekteki değerini kullanım yöntemleri belirleyecek

Önümüzdeki yıllarda toplam Bitcoin arzının ne kadarının dolaşımda olacağı, ne kadarına erişileceği, Bitcoin benimsemesinin nasıl seyredeceği ve Bitcoin’in finansal hayatta nasıl konumlanacağı gibi ayrıntılar, kripto para biriminin gelecekteki değerini belirleyecek. Son Bitcoin’in üretilmesi durumunda bu durumdan başta madenciler etkilenecek, madencilik ücretleri ortadan kalkacak ve geriye gelir elde edebilecekleri işlem ücretleri kalacak. Ancak Bitcoin arzında sona ulaşılmasının yatırımcıyı nasıl etkileyeceği konusunda sıraladığımız bu faktörler belirleyici olacak.

Yapay zekadaki gelişmeler, Python’u değişime itiyor!

Python, bu sayede de kullanıcıların ihtiyaç duydukları işlevlere erişmelerine olanak tanıyan bir kütüphane ekosistemi oluşturdu. Ancak bazı dezavantajları da var; programları yavaş çalışma eğiliminde ve süreçleri paralel çalıştırma konusunda verimsiz olduğu için en yeni yapay zeka (AI) programlarından bazılarına pek uygun değil.

Bu zorlukların üstesinden gelmeyi ümit eden bilgisayar bilimcisi Chris Lattner, Python’ın kullanım kolaylığını sunan ancak C++ veya Rust gibi daha karmaşık dillerin performansını sunan yeni bir dil olan Mojo’yu yaratmaya koyuldu. Ocak 2022’de Modular’ı oluşturmak için Google‘da çalışırken tanıştığı Tim Davis ile bir araya geldi. Lattner’in icra kurulu başkanı ve Davis’in ürün sorumlusu olduğu şirket, yapay zeka üzerinde çalışan ve gelişmekte olan şirketlere destek sağlıyor.

Lattner, modern bir yapay zeka programlama yığınının en üstünde Python’un bulunduğunu; ancak bunun verimsiz bir dil olması nedeniyle, uygulamayı yönetmek için altında C++’ın bulunduğunu söylüyor. 

C++’ın daha sonra performans hızlandırıcılarla veya grafik işlem birimleriyle (GPU’lar) iletişim kurması gerekiyor; böylece geliştiriciler, bu GPU’ları verimli bir şekilde kullanmak için Compute Unified Device Architecture (CUDA) gibi bir platform ekler. Lattner, “Mojo, ölçeği büyütüp küçültebilen birleşik bir çözüm oluşturabilmek için yığının bu üç farklı parçasını birleştirme ihtiyacından doğdu.” diyor.

Sonuç, Python ile aynı sözdizimine sahip bir dil, dolayısıyla Python’da programlamaya alışkın olan kişiler onu çok az zorlukla benimseyebilir, ancak bazı ölçümlere göre 35.000 kata kadar daha hızlı çalışabilir. Yapay zeka için Mojo, birçok sinir ağında kullanılan matris çarpımlarını gerçekleştirmede özellikle hızlı. Çünkü çarpma kodunu CUDA’yı atlayarak doğrudan GPU üzerinde çalışacak şekilde derler.

Lattner, programlama dilleri geliştirmeye yabancı değil. Illinois Üniversitesi’ndeki yüksek lisans tezi için kendisi ve bazı meslektaşları, diğer programları optimize etmek için bir dizi derleyici ve programlama aracı olan LLVM’yi yarattı. Ayrıca geliştiricilerin Apple’ın iOS işletim sistemi için kendi uygulamalarını yazmasına olanak tanıyan Apple için Swift programlama dilini de buldu.

en popüler programlama dili

Avustralya’nın Queensland Üniversitesi’nde bilgisayar bilimi fahri profesörü, ücretsiz kodlama kursları ve derin öğrenme uygulamaları için bir yazılım kütüphanesi sağlayan fast.ai şirketinin kurucu ortağı Jeremy Howard, çok fazla veri işleyen ve bu nedenle hızlı çalışması gereken sinir ağlarının uygulanması için Python’dan daha iyi bir şeye ihtiyaç duyulduğunu söylüyor. 

Aynı zamanda Modular’ın danışmanı olan Howard, genel olarak konuşursak, programcıların bu tür programları C, C++ veya Rust gibi dillerde yazdığını ve bu dillerin Python’dan 100.000 ila 1 milyon kat daha hızlı çalıştığını söylüyor. “Sorun şu ki, artık sinir ağınızı nasıl uygulayacağınızı düşünmekten başka pek çok şey yapmanız gerekiyor. Belleği tahsis etmek, onu yeniden serbest bırakmak ve dize sonlandırmayla uğraşmak gibi şeyleri düşünmeniz gerekiyor.” diyor. “C’de bir şey yazmak istersem, bu Python’da yazmaktan belki 10 kat, belki 100 kat daha uzun sürecektir.

Ek olarak GPU’lar ve Tensör İşleme Birimleri (TPU’lar), C tabanlı programları Merkezi İşlem Biriminin (CPU) yapabileceğinden çok daha hızlı çalıştırabilir. Ancak Howard, GPU veya TPU için C yazmanın CPU için yazmaktan daha zor olduğunu söylüyor. “Yani şimdi birkaç kat daha yavaş geliştirme süresinden bahsediyoruz.” Howard, kütüphanelerin gelişimi hızlandıracak kodlar sağlayabilmesine rağmen, diğer insanların halihazırda oluşturduğu operasyonlarla sınırlı olduğunu ve bunun da inovasyonu engelleyebileceğini savunuyor.

Bunların bilgisayar programcıları için yeterli zorluklar olduğunu ancak Python gibi genel halkın kullanabileceği bir dilin olması gerektiğini söylüyor. Howard, “Kodlar giderek artan bir şekilde bilgisayar programcıları tarafından yazılmıyor. Doktorlar, gazeteciler, kimyagerler ve oyuncular tarafından yazılıyor.” diyor. “Tüm veri bilimcileri kod yazar, ancak çok az veri bilimci kendilerini profesyonel bilgisayar programcıları olarak görür.

Mojo, Python’un bir üst kümesi olarak bu ihtiyacı karşılamaya çalışıyor. Şirket, Python’da yazılan bir programın Mojo’ya kopyalanabileceğini ve anında daha hızlı çalışacağını söylüyor. Hızlanma çeşitli faktörlerden kaynaklanıyor. Örneğin Mojo, diğer modern diller gibi, sıra yerine eşzamanlı olarak çalıştırılabilen küçük görevler olan iş parçacıklarını etkinleştiriyor. Mojo, Python’un yaptığı gibi kodu yürütmek için bir tercüman kullanmak yerine, kodu montaj diline dönüştürmek için bir derleyici kullanıyor. Ayrıca geliştiricilere veri öğelerini tanımlayan ve hata sayısını azaltan statik yazma seçeneğini kullanma seçeneği de sunuyor.

Python’u yavaşlatan faktörlerden biri, aynı anda yalnızca bir iş parçacığının yürütülmesine izin veren Global Tercüman Kilidi. Howard, Python’un 1990’ların başında yaratıldığı zaman bunun mantıklı olduğunu söylüyor, çünkü çoğu insanın çalışabileceği tek bir CPU çekirdeği vardı. Python’da bazı paralel süreçler oluşturmak mümkün olsa da bunu yapmak zahmetli ve Python birden fazla iş parçacığını verimli bir şekilde kullanamaz, dolayısıyla mevcut donanımın tüm avantajlarından yararlanamaz. Lattner, “Bir telefonun içinde sekiz CPU çekirdeği bulunur. Modern bir masaüstü bilgisayarın ise belki 16 tane olabilir. Bunlardan yalnızca birini kullanabiliyorsanız, bu, sistemin bilgi işlem gücünün 1/16’sını elde ettiğiniz anlamına gelir.” diyor.

Ek olarak şunu söylüyor: “Tercüman yerine derleyici kullanmak, büyük miktardaki yükü ortadan kaldırır.” Bu, bir programın kodu değiştirmeden 10 ila 20 kat daha hızlı çalışmasına olanak tanıyor. Diğer değişiklikler programların Python’da olduğundan yüzlerce veya binlerce kat daha hızlı çalışmasına olanak tanıyor. Şirket, farklı ölçeklerde aynı geometriye sahip bir fraktal şekil olan Mandelbrot kümesini oluşturmak için Mojo’yu kullandı. Pratik bir uygulama olmasa da bir ölçütü temsil ediyor ve Mojo, seti Python’dan 35.000 kat daha hızlı oluşturmayı başardı.

Python dinamik olarak yazıldığı için türler kodun derlenmesi yerine çalışma zamanına kadar kontrol edilmez, bu da programın yavaşlamasına neden olur. Mojo, geliştiricilerin isterlerse dinamik yazmayı kullanmaya devam etmelerine olanak tanıyor, ancak aynı zamanda statik yazma seçeneği de sunuyor. Lattner, “Statik davranış iyidir çünkü performansa yol açar. Statik davranış da iyidir çünkü daha fazla doğruluk ve güvenlik garantisi sağlar.” diyor.

Eklediği yeniliklerden biri, programcının programın çeşitli yönleri için bir dizi değer sağladığı otomatik ayarlama. Örneğin, bir döşemenin 2, 4, 8 veya 16 boyutunda olabileceğini veya belirli bir işlevin çeşitli yöntemlerden herhangi biriyle uygulanabileceğini belirtebilirler. Derleyici daha sonra bu değişkenlerin tüm farklı kombinasyonlarını uygular ve hangisinin en hızlı olduğunu görmek için bunları çalıştırır. Bu şekilde program, üzerinde çalışacağı donanıma göre otomatik olarak optimize edilebilir.

Python’u yaratan ve 2018’de bu rolden çekilene kadar dilin “hayırsever diktatörü” olarak bilinen programcı Guido van Rossum, Mojo’nun nasıl geliştiğini ve Lattner’ın büyük hedeflerine ulaşıp ulaşamayacağını izlemekle ilgilendiğini söylüyor. Mojo’nun bunu başarabileceğinden henüz emin değil ancak dilin ilk aşamalarında olduğunu ve Temmuz 2023 itibarıyla Mojo’nun henüz indirilmeye sunulmadığını vurguluyor.

Van Rossum, Mojo’nun C++ veya Rust’ta nasıl verimli kod yazılacağını zaten bilen deneyimli geliştiriciler için daha faydalı olabileceğini düşünüyor. “Yeni başlayan bir Python kullanıcısı, birdenbire Python’da olduğundan çok daha hızlı çalışan Mojo kodu türünü yazamaz.” diyor.

Mayıs ayında Modular, insanların kodla oynamasına olanak tanıyan etkileşimli bir geliştirme ortamı olan Jupyter not defterinde Mojo’yu bazı kullanıcılar için erişilebilir hale getirdi. Şirket, indirmelere 2023 sonbaharında izin verilmesini beklediğini (Linux için yerel olarak Eylül ayında ve MacOS için Ekim ayında piyasaya sürüldü), tam sürümün ise muhtemelen 2024 yazında yayınlanmasının beklendiğini söyledi.

Lattner, Python’un Mojo’da çalışmayan parçaları olabileceğini ancak bunların önemsiz olacağını söylüyor. Mojo’nun Python ile C++’ın C ile olan ilişkisiyle aynı şekilde ilişkili olduğunu, sınıflar ve şablonlar gibi eklemelerin C’yi daha yüksek seviyeli bir dile dönüştürdüğünü söylüyor. “C’de yazabileceğiniz, aynı şekilde çalışmayan veya C++’ta derlenmeyen programlar var, ancak bunlar o kadar küçük ki fark etmiyor. Aynı şey Mojo için de geçerli.” diyor. “Hedefimiz, önemli olan tüm durumlarda mümkün olduğunca uyumlu olmak ve mevcut ekosistemle çalıştığımızdan emin olmak. Çünkü Python’u kırmak istemiyoruz, Python’u daha iyi hale getirmek istiyoruz.”

Yeni programlama dilleri hakkında yazan bir yazılım mimarı olan Doug Meil, Mojo’nun aslında yapay zeka için Python++ olduğunu söylüyor. Meil, “Python’u desteklemek ve insanlarla bulundukları yerde tanışmak için çok çalışıyor, bence bu son derece pragmatik bir davranış.” diyor. “Tamamen yeni bir sözdizimi geliştirmiyorlar ve birden çok donanım platformunda ölçeklendirme açısından çok daha hızlı olacak. Yani bu gerçekten harika.

Qsoft, kendi müşterilerinden yatırım aldı!

0

QSoft, kendi müşteri ekosisteminden aldığı yatırımlarla dikkat çekiyor. 2022 yılında başlayan ve 2023’te iki müşteri tarafından 100 Milyon TL değerleme üzerinden desteklenen QSoft, RPA ve Chat Bot destekli platformuyla dijital dönüşüm alanında faaliyet gösteriyor. Bu yatırım, QSoft’un müşteri memnuniyetine ve hizmet kalitesine olan güvenin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Şirket, bu başarısıyla global pazarlara açılma hedeflerini güçlendiriyor.

QSoft, kuruluşunun ikinci yılında, RPA ve Chat Bot teknolojileriyle iş dünyasına yenilikçi çözümler sunarak öne çıkıyor. Yazılım, otomasyon ve robotik uygulamalar için yaratıcı çözümler üreten şirket, Destek Patent ve Gençpa firmalarından aldığı yatırım sayesinde 100 Milyon TL değerlemeye ulaştı. QSoft, aldığı bu finansal desteği, hizmetlerini uluslararası pazarlara taşıma hedefine ulaşmak için değerli bir fırsat olarak görüyor.

İş Birliğini Güçlendiren İmza Töreni

Yatırım kapsamında düzenlenen imza töreninde, QSoft’un kurucusu Murat Çim ve COO’su Gürkan Taşkıran, Destek Patent’in Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yamankaradeniz, CEO’su Faruk Yamankaradeniz ve CIO’su Furkan Çelik ile Gençpa’nın Yönetim Kurulu Başkanı Ulaş Kayacan bir araya geldi. Buluşmada şirketler arası iş birliğinin geliştirilmesi ve QSoft’un sektördeki konumunun güçlendirilmesi konuları da ele alındı.

“Dünya Çapında Değer Yaratmak İstiyoruz”

Yatırımın, QSoft’un inovasyon ve müşteri memnuniyeti yolculuğunda bir dönüm noktası olduğunu belirten QSoft Kurucusu ve CTO’su Murat Çim; “Müşterilerimizden aldığımız bu destek, sadece ürünlerimizin ve hizmetlerimizin değerini ve etkisini doğrulamakla kalmıyor, aynı zamanda bizim için bir güven oyu anlamına geliyor. Biz, müşterilerimize en iyi hizmeti sunmak için teknolojimizi sürekli olarak geliştiriyoruz ve bu yatırımların bize sağladığı kaynaklarla, hizmetlerimizi ve çözümlerimizi uluslararası pazarlara taşımayı planlıyoruz. Böylece sektördeki konumumuzu daha da güçlendirerek, dünya çapında müşteri ve iş ortaklarımız için yenilikçi ve değer yaratan çözümler sunmaya devam edeceğiz. Bu süreçte, çalışanlarımızın ve iş ortaklarımızın katkılarını da önemsiyor ve onların desteğiyle daha büyük başarılara ulaşmayı hedefliyoruz” açıklamalarında bulundu.

ChatGPT’nin yaratıcısı OpenAI şirketinde neler oluyor?

0

Yaklaşık 1 yıl önce ChatGPT ‘yi yayınlayan ve yapay zekâ alanında en büyük oyun kuruculardan birisi konumuna gelen OpenAI firmasında Cuma gününden bu yana sular bir türlü durulmuyor. Şirketin 2018 yılından beri CEO’luğunu yürüten Sam Altman, apar topar alınan bir kararla Cuma günü kovuldu. Bu şok ayrılığın ardından önce bir dizi çalışan protesto eylemine başlarken Altman’ın geri dönüşü için şirkete çok sayıda talep iletildi. Altman’ın geri dönmeyeceği açıklanırken şirket 3 günde 2 geçici CEO değiştirdi. Altman ise Microsoft’ta işe başladı. Özetle OpenAI son derece çalkantılı bir dönemden geçiyor.

Open AI yönetimi neden CEO’sunu kovdu?

ChatGPT yaratıcısı OpenAI yönetim kurulunun 5 yıldır CEO’luk görevini yürüten Sam Altman’ı neden kovduğu konusunda pek çok farklı iddia mevcut. Yapılan resmi açıklamada CEO ile yönetim kurulu arasında baş gösteren “iletişim sorunu” ve “güven kaybı” şu ifadelerle vurgulanıyor: “Mr. Altman’ın ayrılışı, yönetim kurulu tarafından yürütülen müzakereli bir inceleme sürecinin ardından geldi; bu süreçte, Altman’ın yönetim kuruluyla olan iletişiminde tutarlı bir şekilde samimi olmadığı ve bu durumun kurulun sorumluluklarını yerine getirme kabiliyetini engellediği sonucuna varıldı. Yönetim kurulunun artık onun OpenAI’e liderlik etmeye devam etme becerisine güveni yok.”

Bununla birlikte, bir diğer iddia ise Altman’ın son dönemde giderek artan bir biçimde yönetim kurulunu hiçe saydığı ve “fon bulma” ve “iş ortaklığı arayışı” gibi şirket için kritik adımlar atarken bile yönetim kurulunu bilgilendirmeden hareket ettiği yönünde. İddiaya göre Altman adeta çocukluğundan beri Apple’ın merhum CEO’su Steve Jobs’u idol olarak görüyor ve onun gibi hareket ederek “Steve Jobs” rolü oynamaya çalışıyordu. Altman’ın kendisini rolüne fazla kaptırdığı ileri sürülüyor.

Bir diğer iddia ise, özellikle bazı yönetim kurulu üyelerinin Sam Altman’ın idare biçiminden uzun süredir rahatsız olduğu yönünde. Yönetim kurulu üyeleri temelde OpenAI şirketinin yapay zekâ konusunda öncü çalışmalar yürüten ve “kâr amacı gütmeyen bir kuruluş” olarak konumlanması gerektiğini savunuyorlar. Oysa Sam Altman ücretli özellikler içeren ChatGPT’yi yayınlayarak, Microsoft’tan 10 milyar dolar fon alarak ve ChatGPT’ye bir dizi yeni özellik ekleyerek OpenAI firmasını hızla “kâr odaklı” bir şirkete dönüştürmeye başlamış durumdaydı

Sam Altman – OpenAI ayrılığına kimler karşı çıktı

OpenAI CEO’sunun görevden alınmasına tepkiler, Sam Altman’ın kovulduğunun duyurulmasından hemen sonra çığ gibi büyüdü. Öncelikli olarak, Altman’ın kovulmasından yalnızca birkaç saat sonra, OpenAI eski başkanı ve kurucularından Greg Brockman istifasını açıkladı. Altman ve Brockman’ın ardından özellikle araştırma ve tasarım bölümlerinden bir dizi çalışanın da istifa edeceği konuşulmaya başlandı. İkilinin kendi yapay zekâ girişimlerini kuracağı yönündeki söylentiyle birlikte ise Open AI için istifa tehdidi çığ gibi büyüdü.

Bir grup çalışan ortak bir açıklama ile Open AI yönetimini tekrar durum değerlendirmesi yapmaya ve Sam Altman’ı yeniden CEO olarak göreve atamaya çağırdı. Hızla artan istifa tehdidinden çekinen firma da bir yandan Altman’ın yerine OpenAI Baş Teknoloji Sorumlusu Mira Murati’yi geçici CEO olarak göreve atarken bir yandan Altman ile müzakerelere başladı. Ancak Altman’ın müzakerelerde iki önemli talebi olduğu (özgürce şirketi idare etmesinin sağlanması ve kendisini kovdurduğunu düşündüğü 2 yönetim kurulu üyesinin istifası) ve bu talepler nedeniyle görüşmelerin çıkmaza girdiği söyleniyor.

Altman ile müzakerelerde ortak bir zemin bulamayan OpenAI ise yalnızca 2 gün içinde ikinci kez geçici CEO değişikliğine giderek Twitch kurucusu Emmett Shear’ı geçici yeni CEO olarak atadığını açıkladı.

Bundan sonra ne olacak?

Bundan sonra neler yaşanabileceği konusunda çeşitli tartışmalar olsa da, Sam Altman’ın kısa vadede şirketin başına geri dönmeyeceğine kesin gözüyle bakılıyor. OpenAI firmasının en büyük yatırımcısı Microsoft CEO’su Satya Nadella, kısa bir süre önce X platformu (eski Twitter) yaptığı açıklama ile Sam Altman ve Greg Brockman ikilisinin Microsoft’ta göreve başladıklarını ve yapay zekâdan sorumlu olacaklarını duyurdu.

Bununla birlikte analistlere göre olası senaryolardan birisi, şirkete zaten 10 milyar dolardan fazla fon sağlayan Microsoft’un OpenAI firmasını tümden satın alması ve başına Sam Altman’ı CEO olarak getirmesi. Satya Nadella’nın bu hamleyi yani Altman ve Brockman’ı Microsoft’a çekme hamlesini boşuna yapmadığı zira ikilinin yeni bir yapay zekâ girişimi kurması ve eski OpenAI çalışanlarını bu yeni şirkete çekmesi durumunda en büyük kaybedenin OpenAI firmasına 10 milyar dolar bağlayan Microsoft olacağı konuşuluyor.

OpenAI tarafında ise, Sam Altman ve Greg Brockman’ın yeni bir şirket kurmaması şimdilik istifa tehdidinin azalması anlamına geliyor. Yine de şirketin nasıl bir yol izleyeceği merak konusu.  

İki yeni elektrikli markası daha Türkiye’de!

0

Gürses Grup çatısı altında yer alan mobilite şirketi GRS Automobility, ilk etapta yepyeni iki farklı markayla yolculuğa çıkıyor. Global çapta lider elektrikli araç üreticileri arasında yer alan ve 2024 yılında Avrupa pazarına giriş yapmayı hedefleyen, Çin’in en büyük otomobil markalarından Hozon Neta, GRS Automobility çatısı altında temsil edilirken; ilk olarak yüzde yüz elektrikli kompakt SUV modeli Neta U ile Avrupa’dan önce Türkiye yollarıyla buluşuyor. 9 bin kişilik istihdama, küresel standartların üzerinde AR-GE tesislerine, 200’den fazla patente sahip olan ve yıllık 150 bin adet elektrikli araç satışıyla Dünya’daki elektrikli araç üreticileri arasında ilk 10’da yer alan Neta’nın yanı sıra GRS Automobility’nin bir diğer yenilikçi markası Hollandalı Carver ise mikromobilite dünyasına iddialı bir giriş yapıyor.

Ülkemiz otomotiv pazarına hareket kazandıracak yeni nesil mobilite şirketi GRS Automobility, Çin’in en hızlı gelişim gösteren elektrikli otomobil markası Hozon Neta ve Hollandalı mikromobilite uzmanı Carver markalarını Türkiye yollarıyla buluşturuyor. Aralık ayında satışa çıkacak Neta ve Carver’a ilişkin görüş ve hedeflerini paylaşan GRS Automobility Genel Müdürü Vedat Uygun, “Mobilite kavramını uçtan uca yenilikçi çözümlerle yeniden ele almayı, ülkemiz otomotiv pazarını geliştirerek daha dinamik bir hale getirmeyi, bu sayede katma değer sağlamayı ve dönüştürmeyi hedefliyoruz. Hozon Neta ve Carver markaları oluşturacağımız değer zincirindeki yeni iki halka olacak. Pazara giriş yapan birçok yeni markanın aksine satış adetlerinden ziyade kullanıcıların sevdiği markaları temsil etme motivasyonu üzerinde duruyoruz. Aidiyet duygusu yaratmak ve tüketicileri mutlu etmek, her alanda yanlarında olmak bizler için pazar payından, satış adetlerinden çok daha kıymetli. 2030 yılında Türkiye’deki mobilite şirketleri arasında ilk 3’te yer almak vizyonumuzun genel çerçevesini oluşturuyor.” açıklamasında bulundu.

Aralık ayında Neta U yollarla buluşuyor

2022 yılında 150 bin adet elektrikli araç satışına ulaşarak Dünya çapındaki elektrikli araç üreticileri arasında kendine ilk 10’da yer bulan Hozon Neta, 2024 yılında gireceği Avrupa pazarından önce Türkiye’de satışa sunuluyor. Güvenlik ve tasarım özellikleri, teknoloji ve donanım seviyesi, yüksek kalite standartlarıyla iddialı yeni nesil otomobiller geliştiren Neta, ilk etapta kompakt SUV modeli olan ve tamamen yeni bir elektrikli araç platformu üzerinde inşa edilen Neta U modeliyle Türkiye’de aralık ayında yollara çıkacak.

Hiper sedan, safkan coupe ve B segmenti SUV modeli de yolda

Kompakt SUV modeli Neta U, Dünya’nın en iyi batarya üreticilerinden CATL batarya ile şehir içi 420 kilometre sürüş menzili (WLTP) sunarken, 30 dakikada yüzde 30’dan yüzde 80’e hızlı şarj özelliğiyle öne çıkıyor. V2L fonksiyonu sayesinde tıpkı bir jeneratör gibi enerji kaynağı haline dönüşerek kamp, doğal afet gibi durumlarda farklı elektronik cihazları şarj edebilen dinamik SUV’da, tek pedal sürüş modu, yüksek konfor ve teknoloji donanımları, her biri 8 inç olan iki ayrı dokunmatik ekran, kaliteli materyallerle bezenmiş iç mekân öne çıkıyor. Birçok pasif ve aktif güvenlik ekipmanıyla donatılan Neta U’nun C-NCAP testlerinden 5 yıldız aldığı açıklanıyor. Neta U’nun ardından gelecek Neta GT ise 0’dan 100 km/s hıza sadece 3,7 saniyede çıkabilen safkan bir elektrikli coupe olarak 2024 yılının ilk çeyreğinde ülkemizde satışa sunulacak. Yine aynı dönemde satışa çıkması beklenen Neta AYA ise küçük ailelerin gündelik hayatını kolaylaştıracak B segmenti bir SUV olarak konumlandırılıyor. L4+ otonom sürüş desteği, fütüristik tasarım öğeleri, 21 hoparlörlü ses sistemi gibi birçok özellikle donatılan hiper sedan modeli Neta S ise 2025 yılında ürün gamına dahil olacak. Bu modelin 0’dan 100 km/s hızlanma verisi ise sadece 3,9 saniye olarak belirtiliyor.

Trafikte seyir keyfi veren yeni nesil yol arkadaşı: Carver

Kayak sporundaki “carving” kelimesinden ilham alarak Hollanda’da 1994 yılında serüvenine başlayan Carver markası da GRS Automobility’nin önümüzdeki ay itibarıyla Türkiye’de satışa sunmaya başlayacağı bir diğer marka olarak öne çıkıyor. Şehir içi yolculukları pratik hale getiren Carver, kompakt boyutları ve 1+1 oturma düzeniyle eğlenceli, akıllı ve ekonomik seyahat çözümleri sunuyor. Carver’ı rakiplerinden ayıran en büyük unsur ise  Dynamic Vehicle Control sistemi sayesinde Tıpkı motosikletlerde olduğu gibi virajlarda belli bir açıda yana yatabilmesi ve böylelikle çok daha güvenli ve stabil bir sürüş deneyimi sağlaması oluyor.

En ucuz ve en pahalı internet nerede? 

Picodi tarafından gerçekleştirilen 2023 internet fiyatları araştırması, Dünya genelinde kullanıcıların internet erişimi için ne kadar ödediğini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre, Dünya genelinde ortalama internet erişim hızı, 85 Mbps olarak görünüyor. En yaygın olarak sunulan bant genişliği 100 Mbps ve araştırmaya katılan 85 ülkenin 74’ünde sunuluyor. Çin, İspanya, Fransa ve Singapur gibi ülkelerde ise büyük İSS’ler temel paketlerini bu bant genişliğinden çok daha hızlı internet erişimi ile başlatıyorlar. 

En ucuz ve en pahalı internet erişimi 

En pahalı internet erişimi veren ülkeler, 100 Mbps erişim için sırasıyla Norveç (aylık ortalama 76,40 €), İzlanda (aylık 59,50 €) ve Avustralya (aylık 58,30 €). En ucuz internet erişimi ise yine 100 Mbps için Rusya (aylık 5,30 €), Ukrayna (aylık 5,60 €) ve Romanya’da (aylık 6,10 €) veriliyor. 

Türkiye, internet erişimi fiyatlandırma sırasının alt bölümlerinde yer alıyor. 100 Mbps bant genişliği Türkiye’de ortalama 10,1 Euro ödeniyor.  

Picodi tarafından gerçekleştirilen 2023 internet fiyatları araştırmasının tamamına buradan ulaşabilirsiniz. 

Nvidia’nın Çin’de yasaklanan ürünler hakkındaki adımları soru işareti yaratıyor!

Aslında kompakt fanlı soğutucusu ve 48 GB belleğiyle RTX 6000 Ada, yapay zeka eğitimleri için oldukça uygun. Buna karşılık VideoCardz, Nvidia ve ortaklarının artık Çin’de GeForce RTX 4090 grafik kartını satmadığını fark etti. Ardından şirket, Çin web sitesinde tüketici ürününe dair herhangi bir bahsi kaldırdı.

Nvidia’nın GeForce RTX 4090’ı AD102 grafik işlem ünitesini  temel alıyor ve toplam 5.280 işlem performansı puanına sahip, bu da onu dışa aktarılabilir hale getiriyor. GeForce RTX 4090 ürünlerini Çin’e göndermek için Nvidia ve ortaklarının artık ABD Ticaret Bakanlığı’ndan ihracat lisansı alması gerekiyor. Bu tür lisans başvuruları ret varsayımıyla inceleniyor, dolayısıyla Nvidia’nın GeForce RTX 4090’ı Çin’de satmayı tercih etmeyeceği anlaşılıyor.

Yukarıdakileri göz önünde bulundurarak şirketin  RTX 6000 Ada Generation  grafik kartını Çin’deki profesyonellere sunmaya devam etmesi garip. Bu çözüm, etkinleştirilmiş 18.176 CUDA çekirdeğine sahip AD102 grafik işlem birimini içeriyor, dolayısıyla toplam işlem performansı puanı 5.828. Aslında bu grafik kartı 48 GB bellek taşıyor, dolayısıyla yapay zeka eğitimi ve çıkarımı için tüketici odaklı GeForce RTX 4090’dan daha uygun.

Belki daha da önemlisi, Nvidia’nın RTX 6000 Ada Generation’ının, veri merkezi ortamlarında kullanımı kolaylaştıran ve hem AI eğitimi/çıkarımı işleri hem de yüksek performanslı bilgi işlem için kullanışlı kılan kompakt bir fanlı soğutma sistemi ile birlikte gelmesi.  

Nvidia’nın neden hala RTX 6000 Ada Generation grafik kartını Çin web sitesinde listelediği belli değil. Belki de şirket, bu 6.800 $’lık ürünü Halk Cumhuriyeti’nde satmaya devam etmek için ihracat lisansı başvurusunda bulunmayı planlıyor veya belki de şirketin ortakları Çin’de bu kartlardan çok sayıda bulunduruyor ve bu nedenle bir süre daha stok satmaya devam edebilecekler.

Bilişimin geleceği: Dijital dünyanın yeni sınırları

Bilişim teknolojileri, 20. yüzyılın ikinci yarısında başlayan dijital devrimle beraber yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. 1940’larda ilk bilgisayarların ortaya çıkışından bu yana, bilişim dünyası sürekli evrildi ve dönüştü. Bugün, teknolojik ilerlemeler sayesinde, bilişim alanındaki gelişmeler hız kesmeden devam ediyor. Peki, bu hızlı gelişim ışığında bilişimin geleceği bizi nereye götürüyor?

Bilişimin dünü ve bugünü

Bilişimin tarihi, sürekli bir yenilik ve ilerleme hikayesi. 1970’lerde kişisel bilgisayarların (PC) ortaya çıkışı, bilişim teknolojilerinin evlerimize girmesine yol açtı. 1980’ler ve 1990’lar boyunca, internetin yaygınlaşmasıyla birlikte bilgiye erişimde devrim yaşanıyor. 2000’lerin başında ise dijital donanımlar, akıllı telefonlar ve mobil teknolojiler, bilişimi cebimize taşıdı. 2010’lardan itibaren ise bulut bilişim, büyük veri analizi ve yapay zeka gibi kavramlar hayatımızın odağında yer almaya başladı.

Geleceğe bakış: Yapay zeka ve ötesi

Yapay zeka (AI), bilişim ve dijital gelecekte merkezi bir rol oynuyor. AI, veri analizi, tahminleme, ve otomasyon alanlarında devrim yaratıyor. Gartner’ın bir raporuna göre, 2025 yılına kadar işletmelerin %75’inden fazlası yapay zeka kullanıyor olacak. Bu, iş süreçlerinde, müşteri hizmetlerinde ve hatta ürün geliştirmede büyük bir dönüşüm anlamına geliyor.

Kuantum bilgisayarların yükselişi

Bir diğer önemli gelişme, kuantum bilgisayarlar. Kuantum bilgisayarlar, geleneksel bilgisayarların işleyiş biçimini tamamen değiştirerek, daha karmaşık problemleri çözme kapasitesine sahip. IBM ve Google gibi teknoloji devleri, kuantum bilgisayarlar üzerindeki çalışmalarını hızlandırdı ve bu alanda önemli ilerlemeler kaydetti.

Siber güvenlik ve blockchain teknolojisi

Siber güvenlik, dijital dünyamızda her zamankinden daha büyük bir öneme sahip. Blockchain teknolojisi, veri güvenliğini sağlamada yeni bir çığır açıyor. Özellikle finans ve sağlık sektörlerinde, blockchain tabanlı sistemlerin kullanımı giderek artıyor.

Sonuç: Sürekli evrilen bir alan

Bilişim teknolojilerinin geleceği, sürekli evrilen, dinamik ve heyecan verici. Geçmişten günümüze, bilişim ve dijital teknolojilerinin hızla ilerlemesi, gelecekte de devam edecek. Yapay zekadan kuantum bilgisayarlarına, blockchain’den siber güvenliğe kadar pek çok alanda, yenilikler yaşamımızı şekillendirmeye devam edecek. Bilişim teknolojilerinin geleceği, sadece teknolojiyi değil, toplumları, ekonomileri ve günlük yaşamı dönüştürme potansiyeline sahip. Bu sürekli değişim ve yenilik, insanoğlunun yaratıcılığını ve problem çözme yeteneklerini yeni sınırlara taşıyacak, daha önce hayal bile edilemeyen imkanları sunucak.

Nothing’in mesajlaşma uygulaması ne kadar güvenli?

Mesajları kendi Mac‘iniz üzerinden veya uzak bir sunucu grubu aracılığıyla yönlendirerek iMessage‘ı Android‘e getirmek için pek çok yöntem bulacaksınız, ancak bir telefon üreticisi olarak Nothing‘in ağırlığını bu çözümlerden birinin arkasına koyması kesinlikle riski artırıyor. 

Nothing Sohbetler‘in başlatılmasının ardından ilk güvenlik endişelerinin çevrimiçi olarak ortaya çıkması yalnızca birkaç saat sürdü. Şimdi, uygulamanın Play Store‘a gelmesinden sadece bir gün sonra, Nothing Sohbetler rüyası bir kabusa dönüşüyor gibi görünüyor.

Nothing, en başından beri, Beeper veya AirMessage gibi benzer uygulamalara rakip olan ürününün, iMessage kullanıcılarına uçtan uca şifrelenmiş mesajlar göndermenin bir yolu olarak reklamını yapmıyordu. Dün, uygulamanın Play Store‘da piyasaya sürülmesinin ardından Kishan Bagaria (başka bir rakip hizmet olan Texts’in kurucusu), platformun kimlik bilgilerini HTTPS yerine düz metin HTTP üzerinden gönderdiğini tweetledi. Nothing, yaptığı açıklamada bu bulguları küçümsemedi ve şifreleme anahtarlarının HTTPS kullanması nedeniyle her şeyin orantısız olduğunu iddia etti.

9to5Google ekibi bu sabah sert bir makale yayınladı ve kendi bulgularını Twitter kullanıcısı Wukko‘ya bağlayarak işlerin düşündüğünüzden çok daha kötü olduğunu kanıtladı. Bu, her bir mesajı düz metin olarak kaydetmek için Sentry adlı bir geliştirici sorun giderme uygulamasını kullanan ve aynı zamanda bu verileri neredeyse herkesin bulması için Firebase‘de şifrelenmemiş olarak depolayan bir gizlilik çözümü. Bu yalnızca kısa mesajlarınız değil; resimler, videolar, kullanıcı adları, telefon numaraları ve doğrudan uygulama aracılığıyla gönderilen diğer her şeyi içeriyor. Ve Nothing Sohbetler‘in, kullanıcılarından verilerini vCard aracılığıyla kişilere göndermelerini özellikle talep ettiği göz önüne alındığında, bu çok büyük bir sorun.

Hyundai, baştan sona yenilediği Yeni SANTA FE modeliyle SUV segmentinde tüm dengeleri değiştirmeye hazırlanıyor.

9to5Google‘dan Dylan Roussel, bulgularını bir Twitter başlığında daha ayrıntılı bir şekilde açıkladı ve 600.000’den fazla medya parçasının fiilen kamuya açık olduğunu vurguladı. Bu sayıya resimler, PDF’ler ve daha fazlasının yanı sıra tamamı Nothing’s Firebase sunucusundan indirilebilen 2.300 vCard dahil. Bu raporun ortaya koyduğu gibi tüm bu veriler, uygulamanın güvenli olmayan JSON Web Belirteçleri ile kimlik doğrulaması yapan herhangi bir kullanıcı tarafından gerçek zamanlı olarak mevcut ve erişilebilir durumda. Texts ayrıca kendi ilk bulgularını da genişleterek bu güvenlik açıklarını kapsamlı bir blog gönderisinde gösterdi.

9to5Google‘a göre yayın, Cuma gecesi keşfettikten sonra bu güvenlik kusurlarına ilişkin uyarıda bulundu. Şirket, Reddit‘teki raporlara göre başlangıçta uygulamasına yönelik herhangi bir spesifik eylem duyurmasa da, konumlarına bağlı olarak Nothing Sohbetler‘e erişimi olması gereken kullanıcılar, uygulamayı Play Store‘dan indiremedi. Tabii ki, bu hikayenin yayınlanmasından kısa bir süre önce, Twitter‘da hiçbir şey lansmanın “birkaç hatayı” düzeltmek için “geciktirildiğini” belirten bir açıklamada doğrulanmadı.

Eğer bir Nothing Phone 2 kullanıcısıysanız, olayların bu gidişatından dolayı üzgün hissediyorsanız, Cuma günü mesaj göndermeye çalışırken Nothing Sohbetler‘in genel olarak oldukça bozuk göründüğünü belirtmekte fayda var. 

Nothing‘in, mesajlaşma platformunun burada yarattığı büyük güven ihlalini aşması zor olacak. Büyük Android ekosisteminde çok daha küçük bir marka olarak Nothing, teknoloji meraklısı kullanıcılara ve yorumcuların donanımını düzenli alıcılara tavsiye etmesine bağlı değil ve bunun gibi başarısız bir sunum, bunu çok daha zorlaştırıyor. 

iMessage geçici çözümü konusunda Sunbird‘e güvenmek, genel anlamda büyük bir yanlış adım gibi görünüyor; daha da kötüsü, web’deki kullanıcıların güvenlikteki bu açıkları ne kadar çabuk bulduğu. Ya mesajlaşma uygulamasının şifrelendiği konusunda Nothing yalan söylemedi ya da bu protokolleri kendisi için test etmek zaman almadı. Her iki durumda da, çok çok kötü bir tablo var.

Tamamen açık olmak gerekirse, Play Store‘da mevcut olsun veya olmasın, Nothing Sohbetler veya Sunbird‘ü kullanmamalısınız.

Bayer Türkiye’ye yeni üst düzey yönetici!

0

Bayer Türkiye’de CEO ve CFO pozisyonuna Kasım ayı itibarıyla Serçin Giray getirildi.

Bayer’deki kariyeri süresince birçok ülkede farklı sorumluluklarda rol alan Serçin Giray, iş yaşamına 1999 yılında Bayer Türkiye Muhasebe ve Finans bölümünde başladı. 2008 yılında Türkiye Raporlama Grup Başkanı olarak görev alan Giray, 1 yıl başarıyla bu görevi üstlendikten sonra şirketin Almanya’daki genel merkezine, Kurumsal Finans bölümüne Avrupa bölgesi Finansal Ülke Koordinasyonundan sorumlu olarak atandı.

2013 yılında Türkiye’ye geri dönen ve Muhasebe Müdürü olarak çalışmalarını sürdüren Giray, 2017-2020 yılları arasında ise Romanya, Bulgaristan ve Moldova ülke grubunda CFO görevini üstlendi. 2020 yılı itibarıyla CEO olarak atanan Giray, aynı ülke grubuna CEO ve CFO olarak liderlik etti.

2022 yılında Bayer Almanya genel merkezde Grup Finans Organizasyonel Gelişim ve Dönüşüm Lideri sorumluluğunu üstlenen Giray, CFO ve Grup Finans topluluğunun yönetiminde ve dönüşüm programlarının hayata geçirilmesinde rol alarak çalışmalarına Kasım 2023’e kadar devam etti.

Kasım 2023 itibarıyla Bayer Türkiye CEO ve CFO’su olan Serçin Giray, bu görevi Ingrun Alsleben’den devraldı.

Bayer Hakkında

Bayer, sağlık ve beslenme ile ilgili yaşam bilimleri alanlarında uzmanlaşmış küresel bir şirkettir. Ürün ve hizmetleri; artan ve yaşlanan küresel nüfus nedeniyle çağımızın önemli sorunlarına çözüm bulmaya katkıda bulunarak insanlara ve yaşadığımız gezegene destek olmayı amaçlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma ilkelerine bağlı olan şirket; faaliyet gösterdiği alanlarda olumlu etki yaratma konusunda kararlıdır. Bayer Grup, aynı zamanda inovasyon ve büyüme yoluyla değer yaratmayı ve kâr etme gücünü artırmayı hedeflemektedir. Bayer markası tüm dünyada güveni, kaliteyi ve güvenilirliği temsil etmektedir. 2022 mali yılı itibarıyla 101.000’den fazla çalışana ve 50,7 milyar Avro satış cirosuna sahip olan Bayer’in Ar-Ge harcaması ise 6,6 milyar Avro düzeyindedir. Daha fazla bilgiye www.bayer.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Yapay zeka güvenliği Silikon Vadisi’ni bölüyor!

0

OpenAI’nin ChatGPT ve DALL-E hizmetlerinin arkasındaki motor olan GPT, gibi büyük dil modellerinin konuşlandırılmasıyla ilgili güvenlik sorunları nedeniyle OpenAI içinde uzun süredir devam eden sorunlar tekrar gündeme geldi. Bu sorunlar Kasım üçüncü haftasında, kuruluşun kar amacı gütmeyen yönetim kurulunun oy vermesiyle doruğa ulaştı. Kısa bir blog yazısında kurul, CEO Altman’ın “iletişimlerinde tutarlı bir şekilde samimi” olmadığını söyledi. Şimdi Altman’ın bir sonraki hamlesi ve olası dönüşü hakkında söylentiler dolaşıyor.

Yapay zeka güvenliği tartışmaları

Silikon Vadisi’nde yapay zeka güvenliği konusundaki çatışmaların topyekun savaşa dönüştüğü tek yer OpenAI değil. Twitter’da iki kamp var: General Catalyst gibi girişim firmalarının Beyaz Saray ortaklığıyla liderliğini yaptığı, güvenliği ön planda tutan teknokratlar; ve Andreessen Horowitz gibi özgürlükçü eğilimli firmalar tarafından yönetilen, kendilerini “tekno-iyimserler” olarak tanımlayanlar.

Teknokratlar güvenlik taahhütleri veriyor, komiteler oluşturuyor ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar kuruyor. Yapay zekanın gücünün farkındalar ve onu kullanmanın en iyi yolunun disiplinler arası işbirliği olduğuna inanıyor. General Catalyst’in CEO’su ve genel müdürü Hemant Taneja yaptığı açıklamada, 35’ten fazla risk sermayesi şirketi ve 15 şirketin , kurucularından olduğu kar amacı gütmeyen Responsible Innovation Labs tarafından yazılan bir dizi ” Sorumlu Yapay Zeka ” taahhüdünü imzalamasına liderlik ettiğini duyurdu. Grup ayrıca Taneja’nın X’te “pratik nasıl yapılır başucu kitabı” olarak tanımladığı 15 sayfalık bir Sorumlu Yapay Zeka Protokolü yayınladı.

Taneja’nın tweet’i hızla orantılandı. Silikon Vadisi yatırımcısı Praying for Exits, Rohan Pandey adlı bir yapay zeka araştırmacısı ile Pandey’in yaklaşan toplantılarını iptal ettiği Sorumlu Yapay Zeka taahhütlerini de imzalayan Insight Partners’taki bir yatırımcı arasındaki mesajların ekran görüntüsünü yayınladı. Pandey, taahhütlerin “açık kaynaklı yapay zeka araştırmalarını tehlikeye atacağını ve düzenleyici yakalamaya katkıda bulunacağını” söyledi.

Bu arada, tekno-iyimserler tweet, podcast ve blog gönderileri aracılığıyla büyük bir duruş sergiliyor. Yapay zekanın gücünün farkındalar ve teknolojiyi iyilik için bir güç haline getirmek için politika yapıcılardan ziyade girişimcilerin en iyi donanıma sahip olduğuna inanıyor. Yapay zeka araştırmacısı ve bilişsel bilim adamı Joscha Bach tweette: “Çocuklarıma vermemin sorun olmayacağını düşündüğüm bir yapay zeka ajanı oluşturmak istiyorum. Kendim için oluşturmak istediğim yapay zekanın aynısı. Benimle konuşacak, bana katılacak, beni genişletecek” dedi.