Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1742

SAS Analitik Sigortacılık Günü düzenlendi

0

SAS, çok büyük miktarda veri üretilen sektörler arasında yer alan sigortacılık sektöründe analitiğin kullanımını,faydalarını ve sigortacılığa özel sunduğu analitik çözümlerini, düzenlediği “SAS Analitik Sigortacılık Günü”nde anlattı. Sigortacılık sektörünün önde gelen temsilcilerinin katıldığı özel toplantıda SAS’ın sigortacılık alanında sunduğu müşteri, bankasürans, aktüerya ve suistimal alanındaki analitik yaklaşımlar aktarıldı. SAS Sigortacılık Sektörü’nden Sorumlu İş Geliştirme Direktörü David Hartley, SAS Türkiye Genel Müdürü Hakan Erdemli, SBM Merkez Müdürü Aydın Satıcı ve Eureko Sigorta Genel Müdür Yardımcısı İlker Arabacı’nın konuşma ve sunumlarının yer aldığı “SAS Analitik Sigortacılık Günü”nde analitik sayesinde sigorta şirketlerinin verileri ile ne gibi avantajlara sahip olabilecekleri dile getirildi.

SAS Analitik Sigortacılık Günü açılış konuşmasını yapan SAS Türkiye Genel Müdürü Hakan Erdemli, “Türkiye’de sigortacılık sektörü istikrarlı büyümesine devam ediyor. Sektör ilk çeyrekte geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 12,85 oranında büyüdü ve 8 milyar TL’lik prim seviyesine ulaştı. GSMH ile oranlandığımızda ise hali hazırda ülkemizin penetrasyon oranı yüzde 1,5 seviyesinde. Bu oranı yüzde 7 olan Avrupa ortalamasıyla kıyaslandığımızda, Türkiye’de gelişime çok açık bir alan olduğu ortaya çıkıyor. Tüm bu olumlu göstergelerin aksine sektörün teknik kârlılık tarafındaki sıkıntısı ne yazık ki kendini 2015’in ilk çeyreğinde gösterdi. İlk çeyrekte, hayat sigortası dışında sektörde toplam 205 milyon TL teknik zarar oluştuğu açıklandı. Sigorta sektörünün tamamı için teknik kârlılığa geri dönmek çok büyük bir önem taşıyor. Bunun için de suistimal önleme çözümleri başta olmak üzere analitik temelli çözümlerin kullanılması kaçınılmazdır” dedi.

SAS Sigortacılık Sektörü’nden Sorumlu İş Geliştirme Direktörü David Hartley, Avrupa’da yapılan Sigortacılıkta Suistimal Durum Araştırma Raporu’nun sonuçlarını açıkladığı toplantıda Haziran ayı içinde Türkiye Sigortacılık Sektörü için de yapılacak araştırma ile benzer bir raporun yazılıp yayınlanacağı bilgisini verdi. SBM Merkez Müdürü Aydın Satıcı ise sektörde suistimalle mücadelenin önemine değinerek, SAS Suistimalle Mücadele Çözümü ile yaptıkları organize suistimalle mücadele çalışmalarından bahsetti. Etkinlikte söz alan Eureko Sigorta Genel Müdür Yardımcısı İlker Arabacı, dijital stratejilerinin temeline veriyi koyduklarını belirterek, şirket olarak analitiğe bakış açılarını ve SAS çözümlerini kullanarak devam eden analitik yolculuklarını anlattı.

4G ihalesi yine mi ertelenecek?

1

2014-2015-calendar-heroTürkiye’de 4G ihalesi için belirlenen tarih 26 Mayıs’tı. Ancak hemen öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “4G’yi boşverip 5G’ye geçelim” çıkışı sonrası sektörde tartışmalar başlamış ve sonunda 4G ihalesi üç ay ertelenerek 26 Ağustos’a ertelenmişti.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın CNBCE’de katıldığı programda yaptığı ve aynı zamanda bakanlığın internet sitesinde de yer bulan açıklamalar ise akıllara “yeni bir erteleme daha mı olacak?” sorusunu getirdi.

Bakan Işık’ın “Hedef 5G” başlığıyla yayınlanan açıklamasında Türkiye’nin halihazırda 3.8G seviyesinde bulunduğu belirtilirken, bir sıçrama için 4G yerine 4,5G olması gerektiği ifade edildi. Yerli uçak tartışmaları hakkında da yorum yapan Bakan Işık’ın 4G’ye dair söyledikleri ise şu şekilde:

“3,8G ile 4G arasında aslında fazla bir fark yok fakat Türkiye, 3,8G’den bir sıçrama yapacaksa eğer, bunun 4G olması yerine 4,5 olması en makulü şu anda. Ulaştırma Bakanlığımız da bunu benimsedi. 4,5G’ye geçerken de Türkiye’nin önceliği bu teknolojiyi yerli olarak geliştirmek olmalı. Türkiye 4,5G teknolojisine odaklanır bütün imkanlarını seferber eder ve bu teknolojide belirli bir konuma gelirse, sadece teknolojiyi kullanan değil teknolojiyi üreten ve ihraç eden konuma gelir. Sayın Cumhurbaşkanımızın vurgusu da özellikle bu anlamdaydı. Yani önümüzdeki süreçte 4,5G’ye odaklanacağız. 5G daha ileri bir aşama, daha standartları oluşmadı.

Benim önceliğim teknolojinin yerli üretilmesi. Burada alınan karar son derece doğru. Bu konuda bir seferberlik yapıp, Türkiye’yi 4,5G’ye geçirmek. Yani LTE Advanced noktasına geçirmek. Bu 5 olmayacak zaten. Dünyada 5 uygulamada değil. 5’in hangi standartlarda olacağını daha net olarak da bilmiyoruz. Şu anda dünyada var olan 4,5G teknolojisi, yani LTE Advanced teknolojisi. Türkiye bu teknolojiyi yakalayabilir, bunu yerli üretimle de başarabilir. Bu noktada Türkiye’nin hazırlıkları da var.”

İhale yeniden ertelenir mi?

Bakan Fikri Işık’ın açıklamalarında dikkat çeken noktalar arasında LTE Advanced ve yerli üretim öne çıkıyor. İlk ihalenin öncesinde Savunma Sanayi Müsteşar Yardımcısı Orhan Öğe yerli olmayacaksa ihale olmasın demiş ve BTK’ya yönelik suçlamalarda bulunmuştu.

Öğe’nin bu çıkışının ardında ise çalışmaları bir süredir devam eden yerli 4G baz istasyonunun henüz tamamlanmamış olması yatıyordu. Ulak adı verilen bu proje Aselsan, Netaş ve Argela işbirliğiyle geliştirilmiş durumda. Ancak yeni bir ürün olması ve yoğun rekabette ne kadar ilgi göreceği biraz da ihale şartnamesinde belirlenen “yerli baz istasyonu kullanım oranıyla” ilgili olacak.

Bu noktada henüz resmi bir açıklama yapılmamış olsa da Bakan Işık’ın açıklamalarından Ulak’ın pazarda kendine yer bulması adına yeni bir ihale ertelemesi çıkması şaşırtıcı olmayacak. Net bir tarih vermek mümkün olmasa da yerli üretim çalışmalarının kapsamının genişlemesi için 2016’nın ilk yarısı şu an en mantıklı tarih gibi görünüyor.

İnsan öldüren hacker dönemi mi başlıyor?

2

_83290352_83290304Kuzey Kore’nin başkanı Kim Jong-un hakkında alaycı bir sinema filmi çektikleri için Kuzey Koreli hackerların Sony Pictures’a saldırması ve ağır maddi hasar bırakması sonrasında gözler dünyadaki hacker saldırılarına çevrilmişti.

Ancak son bir gelişme şimdi hackerların ne kadar ileri gidebileceği sorusunu gündeme getirdi.

Kuzey Kore’den kaçarak iltica eden yüksek seviyeli bir devlet görevlisi, Kim Jong-un’un, çok büyük bir hacker ordusu kurduğunu ve bu ordunun, insan ölümlerine sebep olabilecek dijital saldırılar da planladığını iddia etti.

Kuzey Kore’li bilim insanı Prof Kim Heung-Kwang’a göre, ülkede 6000 kişilik bir askeri hacker grubu eğitildi. Bu hackerların görevleri arasında batıdaki askeri ve sivil hedeflere dijital saldırılar düzenlemek bulunuyor. Hedefler arasında ise barajlar, fabrikalar ve nükleer santraller de bulunuyor. Prof Kim Heung-Kwang, askeri siber saldırı birimlerinin, önemli bir hedefin sistemlerine sızması halinde çok sayıda insanın hayatını kaybedebileceği müdahaleler gerçekleştirmelerinden endişe ediyor.

Daha önce de ABD’nin İran’ın nükleer tesislerindeki bilgisayarlara Stux.net isimli bir tojan yerleştirerek nükleer programı yıllar boyunca gizlice sabote ettiği ortaya çıkmıştı. Ancak Stux.net saldırıları sırasında tesislere ve insanlara zarar verecek patlamalar, iş kazası görünümündeki saldırılar düzenlenmediği de vurgulanmıştı.

Öyle görünüyor ki, artık ülkeler birbirlerine mermiyle, topla, uçakla, gemiyle, piyadelerle değil, hackerlarla saldırmaya başlayacak ve tansiyon böyle yükselmeye devam ederse korkarız ki yakında tarihin insan ölümüne neden olan ilk hacker saldırısı da gerçekleşecek.

Bu senaryonun hiçbir zaman gerçek olmayacağını umuyoruz.

 

Dosya paylaşımında kurumsal çözümler

0

filesharecomputerDosya senkronizasyonu ve paylaşımına yönelik çözümler kullanan şirketlerin içinde ve dışında dolaşan geniş kapsamlı belgeler, sunumlar, e-postalar ve çalışma tabloları hakkında giderek artan güvenlik kaygılarını ele alan Commvault, işletme kullanıcılarının dosyaları neredeyse her yerde güvenle depolaması, erişim sağlaması ve paylaşmasına yardımcı olmak üzere yeni kabiliyetleri duyuruyor. Şirket ayrıca, kabiliyetlerin Endpoint Data Protection Solution Set (Son Nokta Veri Koruma Çözüm Paketi) içerisinde genişletilmesiyle; Commvault, hassas verilerin iş gereklilikleriyle uyumlu biçimde güvenli kalabilmesi amacıyla kurumsal veri yönetimine ilişkin en iyi uygulamalara bağlı kalarak şirketlere mevcut çözümlerin akıllı bir tamamlayıcısı ve/veya bu çözümlerin alternatifi olan işletme dosya senkronizasyonu ve paylaşımı (EFSS) çözümünü de sunuyor.

OneDrive ve DropBox gibi dosya paylaşım hizmetlerinin giderek artan kullanımı işletmede yeni işbirliği düzeylerini gerektirirken, beraberinde maliyeti de getirmektedir: bu dosyalar ve içerisindeki veriler yedeklenmiyor ve işletme ortamlarında rutin olarak kabul edilen aynı veri yönetimi tedbirlerine tabi tutulmuyor. Bunun bir sonucu olarak, kullanıcılar şirket içinde ve dışında verileri paylaştıkça CIO’lar (Bilgi Teknolojilerinden Sorumlu Başkanlar), uyum ve risk sorumluları ve genel danışmanlar yasal gereklilikler ile uyum gerekliliklerini yerine getirme konusunda daha fazla kaygılanmaya başlamıştır. Commvault File Sharing’in tanıtılmasıya birlikte, işletmeler kullanılabilirlikten ödün vermeden en çok güvenlik hassas kullanım durumlarında artık bu verileri tamamen bilgi işlemin kontrolü altına alan güvenli bir çözüme sahiptir; zira bu çözüm bütüncül, uçtan uça bir çözüm olup piyasadaki diğer çözümler gibi karşılaştırılabilir özellikler, fonksiyonellik ve kullanım kolaylığı sunmaktadır. Commvault File Sharing çözümünü kullanan işletmeler, kullanıcının verilerini herhangi bir web tarayıcısı veya mobil cihaz aracılığıyla erişilebilir güvenli bir havuzda saklayarak katı düzenleyici gerekler ile veri yönetimi gereklerini karşılayabilmektedir.

Commvault aynı zamanda Commvault File Sharing çözümü içerisinde yeni bir özellik olan Edge Drive’ı da satışa sunduğunu duyurmuştur. Bu özellik, mobil cihazlar arasında ve bir web konsolu aracılığıyla gerçek zamanlı paylaşım için “kişisel bulut” olarak hareket eden sanal bir klasör sunmaktadır, bu durum da dosya paylaşımı ve işbirliği için evrensel erişim sağlamaktadır. Edge Drive, diğer EFSS çözümleri dahil çeşitli kaynaklardan verileri alarak kullanılabilirlik, fonksiyonellik ve esneklikten ödün vermeden pürüzsüz bir veri koruması ve yönetimi sağlamaktadır.

ZyXEL çağrı merkezi kapasitesini artırdı

0

ZyXEL, tüm ürünlerine sınırsız ve ücretsiz teknik destek sunarak müşteri memnuniyeti en uç seviyede tutuyor. ZyXEL, Türkiye kurulduğu günden beri, en yenilikçi ve ileri teknoloji ürünleri pazara sunarken, aynı zamanda sınırsız ve ücretsiz teknik destek hizmeti ile sahada çalışan tüm ürünlerini desteklemeye devam ediyor.

İnternet ve telefon kanalı üzerinden 365 gün-7 gün 24 saat hizmet misyonuyla hareket eden ZyXEL İletişim Merkezi, uzman bir ekiple müşterilerin soru ve sorunlarına çok kısa sürede çözüm üretebiliyor. Firma, bu önemli hizmetiyle rakiplerinden ayrılıyor.

Teknoloji hizmeti alanında da çıtayı yükselten ZyXEL, çağrı merkezi ve online web sayfası gibi her türlü iletişim kanalından gelen sorulara günün her saatinde çözüm üretebiliyor.

Sadece teknoloji geliştirmede değil, aynı zamanda hizmet sunmada da en iyi olduğunu kanıtlayan ZyXEL, telekomünikasyon ve internet servis sağlayıcıları başta olmak üzere entegratörler aracılığıyla eğitim, sağlık, inşaat ve gıda gibi farklı sektörlerden birçok firma ve bireysel kullanıcıların sorunlarına ilk temasla ortalama 6 dakika gibi kısa bir süre içinde çözüm sunuyor.

Taleplerini ZyXEL Türkiye’nin web sayfası üzerinden de iletebilen müşteriler, en fazla bir saat gibi kısa bir süre içinde sorularına yanıt alabiliyorlar. Telefonla alınan çağrılar ya da internet sayfasından gelen tüm talepler CRM programı üzerinden takip ediliyor ve oluşturulan kalite standartları çerçevesinde değerlendirmeye alınıyor.

ZyXEL’de her müşteri özel
ZyXEL Türkiye Genel Müdürü Vefa Tarhan, “ZyXEL, ilk ürün satın almasının ardından müşterisinin yanında ömür boyu dost olarak bulunuyor” diyor ve ekliyor: “Firma olarak bu güvenin karşılığını her zaman takdir edip korumak için desteğimizi esirgemiyoruz ve bunu her zaman aklımız

ZyXEL Türkiye Genel Müdürü Vefa Tarhan
ZyXEL Türkiye Genel Müdürü Vefa Tarhan

da tutuyoruz. Daima önceliğimiz müşterimiz diyoruz.  Servis kalitesinde hiçbir zaman maddi bakış açısıyla bakmıyoruz. Para kaybetmek müşterimizin dostluğunu kaybetmenin yanında hiç önemli değil.”

Amaç hizmet sunmak değil, kaliteli hizmet sunmak
“Misyonumuzun temelinde  tek başına hizmet sunmak değil, kaliteli hizmet sunmak vardır” diye konuşan Vefa Tarhan, konuşmasını şöyle sürdürüyor:
“Bugün hangi çağrı merkezini arasanız “hizmet kalitesi adına” çağrıların kayıt altına alındığı anonsunu duyarsınız. Eskiden çağrılar sadece kayıt altına alınırdı. Sonra bunlar kalite birimleri tarafından dinlenir ve bazı çapraz dinlemelerle kalibrasyon doğrulamaları yapılırdı. Günümüzde sesleri analiz edip, çağrının rengini anlatan yazılımları kullanabiliyoruz. Kalite kurallarına uyulup uyulmadığının kontrol edilmesinin bir adım ötesinde, kelime analizleri ile çağrının olması gereken standartların altında ya da üstünde olduğunu saptayabiliyoruz. Müşterilerimiz kesinlikle çağrı merkezi sürecinde aktif rol oynuyorlar. Çağrı merkezimizde işimiz bilgi sunmanın bir adım ötesinde.”

Teknoloji değişse bile destek devam ediyor
Küçük ve orta ölçekli işletmeler başta olmak üzere kurumlar için gerçekleştirdikleri alt yapı yatırımlarının devamlılığı ve sürekli çalışabilir olması çok önemlidir. İşte bu nedenle kurumlar maliyet avantajı sağlayabilmek ve işlerin sürekliliğinden emin olabilmek adına daha uzun süre kullanılabilen ve güçlü teknik desteği bulunan ürünleri tercih ediyorlar. ZyXEL’in üstün mühendisliği ve müşteri geri bildirimlerinden yola çıkılarak geliştirilen ağ çözümleri, uzun kullanım ömrü vaat ediyor. Ağ altyapısı içerisinde yıllarca çalışmaya devam eden farklı ZyXEL ürünleri işlevlerini yıllarca kesintisiz olarak sürdürebiliyor.

Müşteri geri bildirimleri ile mühendislik harikası ürünler
25 yıldır müşterilerden aldığı geri bildirimler ile yeni ürünlerini geliştiren ZyXEL, kalite odaklı mühendislik felsefesi gereği uzun süreli kullanım ve kolay kurulum avantajı sunuyor.

ZyXEL’in müşteri ihtiyaçlarını en iyi adresleyen ürünler geliştirdiğini vurgulayan Vefa Tarhan “150’den fazla ülkede bulunan ZyXEL ofis ve temsilcileri, müşterilerden aldıkları geri bildirimleri Ar-Ge merkezine ileterek yeni ürünlerin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Müşteriler ile ilişkilerini sürekli canlı tutan firmamız, yeni çözümler, değişim talepleri ve teknik destek hizmetlerinde müşteri odaklı yaklaşımı gereği ilk temasla birlikte ortalama 6 dakika içerisinde cözüm sunan teknik destek anlayışı hizmet veriyor. ZyXEL olarak öncelikle çözüm ortaklarımıza marka bağımsız ağ teknolojileri eğitimi veriyoruz. Sonrasında partnerlerimiz ürünlerimizin ayrıntılı eğitimini alıyorlar. Her birinin müşteri odaklı iyi bir danışman olmasını arzuluyoruz. Onlara çok gelişmiş bir SLA temelli bir servis sistemiyle ve özel müşteri temsilcilerimizle destek oluyoruz. Böylece çözüm ortaklarımız da hem müşteri portföyünü genişletiyor hem de projelendirme ve  servis olanaklarıyla bu yapıdan büyük avantaj elde ediyoruz” diyor.

İTÜ Çekirdek Projeleri Beğeni Topladı

0

ITU+CEKIRDEKİnsansız su altı aracından, akıllı vitrin uygulamalarına çok farklı alanlarda yer alan İTÜ Çekirdek projeleri, sanayicilerin, öğrencilerin ve yatırımcıların büyük ilgisini topladı.

İTÜ Çekirdek’in Bursa çıkarmasına katılan firmalar arasında insansız su altı aracını ilk kez sergileyen Norma Teknoloji, her türlü hava koşulana dayanıklı uzun mesafe gidebilme özellikli Drone üreticisi S.O.S firmaları büyük ilgi topladı. Akıllı vitrin uygulamaları üreticisi KUAX, bisikletler için akıllı güvenlik sistemleri üreticisi Lock&Go, küçük yaşta ritim ve düşünme yeteneğini geliştiren oyuncak üreticisi Drummy firmaları, ufuk açıcı buluşlarıyla teknolojinin geldiği noktayı katılımcılarla paylaştı.

İTÜ ARI Teknokent İş Geliştirme Direktörü Arzu Eryılmaz, Tekstil ve Otomotiv İnovasyon ve Tasarım Buluşmaları’nda gerçekleştirdiği konuşmasında İTÜ Çekirdek’in İTÜ ARI Teknokent bünyesinde, 2012 yılında faaliyete geçtiğini ve bugüne kadar girişimcilere 5 milyon TL’yi aşan destek sağladığını belirtti. Eryılmaz, “İTÜ ARI Teknokent olarak üstlendiğimiz misyon gereği teknoloji tabanlı şirketlerimizin dünya pazarına açılmaları için tüm desteğimizi verme gayretindeyiz. ‘İyi Girişimler Çekirdekten Yetişir’ mottomuzla şirketlerimizin dünya markası olma yolunda uluslararası yatırım almalarını ve ülkemize katma değer yaratacak projelere imza atmalarını hedefliyoruz. Öte yandan Otomotiv İhracatçıları Birliği ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği sonucu İTÜ Çekirdek’te bu sene açtığımız Otomotiv Teknolojileri Kategorisi ile otomotiv teknolojilerinin gelişimine destek olmaktan ötürü de büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

Startup’ta çalışmak: Türkiye’de işler çok farklı

0

Startup’lar, artık dünyanın inkar edilemez gerçeklerine dönüştüler. Facebook’un, Twitter’ın, GoPro’nun, Kickstarter’ın, WhatsApp’ın ve sayısız başka uygulama ya da servisin, yoluna bir teknoloji startup şirketi olarak başladığını biliyoruz. Umut vadeden bir ürün ve hizmet geliştirip ardından buldukları güçlü fonlarla yollarına devam edip milyarlarca dolarlık gelir elde edebilen bu startup’ların başarıları herkesi kıskandırıyor.

Başarıya ulaşmış startup’ların erken dönemlerinde şirkette işe girenler de kısa süre sonra şirketin önemli yöneticileri veya hissedarlarına dönüşebiliyor ve elbette şirketin kazanmaya başladığı büyük hacimli dolarlardan önemli paylar alıyorlar.

Startup yöneticileri ile uyuşamayıp yarı yolda şirketten ayrılsalar bile geliştirmeye başladıkları ürünle artık isimleri piyasada duyulmuş oluyor ve daha iyi şartlarda, daha iyi bir pozisyonda iş bulabiliyorlar hatta iş ağlarını doğru kurmuşlarsa, kendi startup’larını başlatıp milyarderlik yolunda hızla ilerlemeye devam ediyorlar.

Bu kurgu sadece ABD ve Silikon Vadisi için de geçerli değil. Teknolojinin yükseldiği her ülkede, çalışanların “kapağı bir startup’a atmak” istediği göze çarpıyor. Çin, Hindistan, Avrupa, eski Sovyet bloğu ülkeleri… 20-30-40-50-75 kişilik küçük şirketler kısa süre sonra, yüz milyonlarca dolarlık cirolara ulaşabiliyor. Daha da başarılı olanlar, milyar dolarlık bir satın alma ile Google’ın, Yahoo’nun, Facebook’un, Apple’ın veya başka bir teknoloji devinin parçası haline geliyor. Elbette çalışanlar da bu dev şirketlerin bünyesine katılıyor ve hayatları değişiyor.

startup-glossaryTürkiye’de ise garip şekilde bu kurgunun işlemediğini gözlemek hiç zor değil. İnsanların, iş tercihinde yeni işe başlamış bir startup’ı değil, dev kurumsal yapıları öncelikle tercih ettiğini görüyoruz.

Elbette kimi zaman ödemelerin düzensizleştiği, nakit sıkıntısının yaşanabildiği küçük bir şirkette çalışmaktansa, insanların düzenli ödeme yapan, güçlü sosyal haklar sağlayan, iş yükünün daha adil dağıldığı dev kurumsal şirketleri tercih etmek istemesi çok doğal bir sonuç ancak bu noktada, Türkiye’nin dünya ile rekabet etmesini engelleyen bir paradoks ortaya çıkmıyor mu?

Çalışanların bu tercihlerine bakarak, Türkiye’de işlerin startup’lar için çok da parlak olmadığını söylemek zor değil, zaten bu sır da değil. Dünyadaki rakipleri gibi, kolayca fon bulamayan, üzerinde çalıştıkları ürünü ya da hizmeti öz kaynakları veya zar zor elde ettikleri küçük fonlarla, özverili bir çalışma düzeni içinde geliştirmeye çalışan startup’ların çalışanlarına güven veremiyor olması, Türkiye’den güçlü bir ürün ya da hizmetin çıkmasını çok zorlaştırıyor. Bu handikap da Türkiye’den, dünyadaki rakipleriyle yarışacak bir teknoloji şirketinin doğmasını engelliyor.

Nitelikli, azimli, motive olmuş, çalışkan iş gücü büyük şirketlerin ağır çarkları altına girip yaratıcılıklarını kullanabilecekleri fırsatları kaçırırken, yaratıcı ve azimli çalışanlara ihtiyaç duyan küçük startup’lar da ihtiyaç duyduğu insan gücüne ulaşamayarak batmaya mahkum kalıyor.

Yatırımcıların ise sadece para kazanmaya başlamış ürün veya hizmetlere odaklandığı ama bu desteğin de çok cılız kaldığı bir ekosistemde, startup kurucusu da olmak, çalışanı da olmak büyük cesaret istiyor.

EMC CIO Connect Zirvesi 2015

0

cio_header_redefineBölgedeki büyük ölçekli işletmelerin yenilikçiliği teşvik etmek ve rekabet avantajı sağlamak için üçüncü platform teknolojilere yatırım yapmaya devam ettiği bir ortamda, CIO’lara yeni fırsatları tespit ederek bu fırsatlardan yararlanmalarına yardımcı olma amacıyla düzenleniyor.

“Mümkün Olanı Yeniden Tanımlayın” temasıyla düzenlenen etkinlik, BT’nin rolü ve sorumluluklarının işletmelere daha büyük değer sağlamak için değişmeye devam ettiği bir ortamda bölgede etkin olan kilit sektörlerden 100’den fazla vizyoner CIO’yu ve üst düzey BT profesyonelini bir araya getiriyor.

Araştırma şirketi Vanson Bourne tarafından 33 ülkeden BT konusunda karar verme yetkisi olan 10 bin 451 yöneticiyle gerçekleştiren global bir araştırmaya göre, BT’nin günümüzde işletmenin büyümesinde etken bir faktör olması konusunda herhangi bir şüphe yok, ancak buna rağmen EMEA (Avrupa, Ortadoğu, Afrika) bölgesinden araştırmaya katılanların %47’si harcama kararlarının hızlı bir şekilde BT departmanlarının kontrolünden çıktığına inanıyor. BT dışındaki departmanların üst düzey yöneticileri üçüncü platform teknolojilerinin satın alımında her geçen gün daha aktif bir role sahip oldukça, CIO’ların görev alanı da daha stratejik, pazara dayalı girişimlere odaklanacak şekilde dönüşüyor. Bu girişimler daha sonra rekabet avantajı sağlamak, hissedarlara daha fazla değer sunmak, işin işleyişini basitleştirmek ve mevcut müşteri portföyünü muhafaza ederken yeni müşteriler kazanmak için kurum içi ve aracılardan temin edilen BT hizmetleri tarafından destekleniyor.

BT liderlerinin stratejik CIO’lara dönüşme yolculuğu

EMC’nin Türkiye, Doğu Avrupa, Afrika ve Ortadoğu’dan Sorumlu Başkan Yardımcısı Mohammed Amin, etkinliği çevik ve modern hizmetler sunmak için stratejik CIO’lara dönüşme sürecinden geçen BT liderlerinin karşılarına çıkabilecek fırsatların altını çizen bir sunumla açtı. Sunumda, EMC’nin BT liderlerine bu fırsatları yakalamaları, BT gündemlerini iş hedeflerine uygun şekilde yeniden düzenlemeleri ve yazılım tanımlı işletmelere dönüşüm süreçlerinin daha fazla çeviklik ve verimlilik sağlamasını mümkün kılmalarına yardımcı olma hedefi de ayrıntılı olarak irdelendi.

Yazılım tanımlı veri merkezleri konu edildi

Bu mesajın ardından, diğer konuşmacılar Yazılım Tanımlı Veri Merkezi’nin işleyişi ve konuşlandırılması ve günümüzde farklı birçok sektörde işletmelerin çeviklik, ölçeklenirlik ve verimlilik konusundaki ihtiyaçlarını gidermelerine olanak sağlayan Bulut, Flash ve Büyük Veri teknolojileri hakkında en iyi uygulamalardan örnekler verdi. Zirvede internet üzerinden sürekli olarak birbirine bağlı olan toplumların taleplerini karşılamak için daha akıllı, daha güvenli hizmet altyapısını mümkün kılan akıllı şehirlerin kurulması sürecinde ölçeklenir yeniliklere duyulan ihtiyacın öneminin vurgulandığı bir özel oturum da gerçekleşti.

İki gün süren EMC CIO Connect Zirvesi 2015’te BT gündemlerini ve iş süreçlerini yeniden tanımlamak, rakiplerinden farklılaşmak ve performanslarını artırmak isteyen BT liderlerinin karşılıklı fikir alışverişinde bulunmalarını, uzmanlıklarını paylaşmalarını mümkün kılan interaktif sunumlar, paneller ve seminerler yer aldı.

Sezgisel iletişim dönemi başladı

0

Küresel platformun önde gelen cep telefonu üreticilerinden ZTE, daha doğal ve sezgisel iletişim sağlayan teknolojilerin önümüzdeki yıllarda mobil inovasyonda ön planda olduğunu ve daha fazla göreceğimizi tahmin ediyor. ZTE Küresel Pazarlama Direktörü Waiman Lam Mobil Teknolojinin geleceği konusunda bir makale kaleme aldı: bu yıl düzenlenen Mobil Dünya Kongresi’nde tanoışma fırsatı bulduğumuz Lam’ın makalesini aşağıda okuyabilirsiniz.

ZTE Küresel Pazarlama Direktörü Waiman Lam
ZTE Küresel Pazarlama Direktörü Waiman Lam

Mobil Dünya Kongresi’ne ve IFA Preview’e bu yıl katılmış biri olarak, ‘akıllı’ teknolojinin evriminin hiç bir yavaşlama emaresi göstermediğini ilk ağızdan doğrulayabilirim– her şey akıllı oluyor. Akıllı telefonlar, akıllı saatler, akıllı kıyafetler– tuhafından uçuk kaçık ve harika olanına kadar yeni ‘akıllı’ cihazların birer birer şova katılmasının sonu görünmüyor.

Bu tufana rağmen, tüm bu cihazların ortak özelliğine, yani insanların neden bu cihazların ‘akıllı’ etiketini hak ettiğini düşündüğüne gelecek olursam; bu cihazların birleştirici nihai amacı oldukça basit: akıllı teknoloji, tüketicinin günlük yaşamını sorunsuz bir şekilde sadeleştirmek ve iyileştirmek için tasarlanmaktadır. Başka türlü ifade etmek gerekirse, bir cihazın işletimi için ihtiyaç duyulan akıllı özelliklerin eksikliğinin bu cihazın akıllı olarak nitelendirilmesini sağladığı söylenebilir.

Teknoloji şirketleri, akıllı cihaz arenasında liderlik için yarışmaya devam etmemizden hoşlanırken, asıl komutanın tüketicilerin olduğu aşikardır. Bir teknolojinin piyasaya sürülmesinin iki yolu vardır; ya sektör tarafından tüketicilere kabul ettirilir ya da tüketiciler tarafından sektöre kabul  ettirilir. Akıllı teknolojiler kesinlikle ikinci seçeneğe girmektedir ve bunun bir sonucu olarak uzun vadede daha başarılı olacaktır.

Peki, tüketici taleplerinin bizi bir sonraki aşamada nereye götüreceği konusunda ZTE ne düşünüyor? Bu çok hızlı gelişen ortamda her zaman var olan geri kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorken, önümüzdeki beş yıl içerisinde hangi teknolojiler üzerinde bahis oynuyoruz?

Mobil deneyimi
Tüketicilerin bir cihazdan beklentileri her gün giderek artıyor. Bunun sonucunda, tüketicilerin teknolojiyle etkileşim şekli de önemli ölçüde değişiyor. Artık içerik alışkanlıklarını en son inovasyonlara uydurmak zorunda kalmaktan hoşnut olmayan tüketiciler, daha ziyade teknolojinin kendilerine, yani davranışlarına, yaşam tarzlarına ve istedikleri deneyim ve iletişim şekline uyum sağlamasını bekliyor.

Bu taleplerden dolayı, daha doğal ve sezgisel iletişim sağlayan teknolojilerin önümüzdeki yıllarda mobil inovasyonda ön planda olduğunu daha fazla göreceğimizi tahmin ediyoruz.

Dolayısıyla, ZTE’de, geliştirme çalışmalarımızı iki kilit alana yoğunlaştırıyoruz: ses kontrolü ve hareket algılama:

  • Ses kontörlü, hands-free devriminin bir sonraki aşamasıdır. Birden fazla görevi yerine getirmeye çalıştığımız yoğun hayatlarımıza uyum sağlayan bu özellik tüketicilerin mobil cihazıyla istedikleri zaman, istedikleri yerde ve dokunmaya gerek duymaksızın etkileşim kurmasını sağlamaktadır.
  • Mimik kontrolü, benzer şekilde daha akıllı bir yaşam için gerçekten pratik avantajlar sunmaktadır. Bu özellik, tüketicilerin uzun süren bir dizi adımı gerçekleştirmektense mimiklerini kullanarak cihaz başlatma komutlarını pürüzsüz bir şekilde vermesini sağlıyor.

Bağlantılı dünya gerçeğe dönüşürken, ses ve mimik kontrol teknolojisinin gelişiminde, hem sorunsuz bir tüketici deneyiminin sağlanması açısından hem de ZTE’nin rakipleri arasından sıyrılmasına yardımcı olması konusunda büyük bir pazar potansiyeli görüyoruz.

Şu anki hiper rekabetçi akıllı telefon pazarında, ZTE dahil olmak üzere imalatçıların büyük çoğunluğu, günümüzün tüketicilerini ihtiyaçlarını karşılayan premium cihazları sunmaya odaklanmaktadır. Ancak, sadece donanımla rekabet edersek başarılı olamayız, işte bu nedenle deneyimi artıran teknolojiler bu kadar değerli hale geliyor. Aynı şekilde, akıllı telefon sektörünün dar sınırlarının da dışına çıkarak modern kullanıcının istediği yaşam tarzını kolaylaştırmaya hizmet eden geleneksel olmayan cihaz kategorilerine (akıllı projektörler veya giyilebilir teknolojiler) girmenin önemli olduğunun farkındayız.

Giyilebilir tartışması
Satışa çıktığı ilk haftada net 1 milyar pound’luk hasılat getiren Apple Watch’la (Saat) birlikte, çoğu şirket artık varını yoğunu (geleneksel ve geleneksel olmayan ürünler) daha karlı görünen giyilebilir teknolojilere koymayı düşünüyor olabilir.

Bu yılki CES’te ZTE Grand Band’i lanse ederek giyilebilir teknolojiye çok fazla yatırım yapmamıza rağmen, giyilebilir teknolojiler ürün portföyümüzün sadece bir parçasını teşkil ediyor ve hem akıllı cihazlar hem de giyilebilir teknoloji alanında inovasyonumuzu devam ettireceğiz.

Giyilebilir teknolojinin akıllı telefon pazarında büyük bir oyun çıkarabilmesi ve uygun bir alternatif olduğunun düşünülebilmesi için, akıllı telefonlarla aynı işleve sahip olması gerekiyor. Tüketiciler nasıl akıllı telefonlarından giderek artan düzeylerden fonksiyonellik beklentisi içerisine giriyorsa aynı şekilde giyilebilir cihazlardan da çıktıkları ilk andan itibaren aynısını bekliyor. Dolayısıyla ZTE gibi imalatçılar tüketicilerin sezgisel teknolojilere yönelik ihtiyacı ile pratik teknoloji deneyimini sunma arasında bir denge kurmaya odaklanacaktır.

Sezgisel özellikler sunan ancak bataryasının sık sık doldurulması gereken Apple Watch’un hala doğru dengeyi bulmak zorunda olduğunu düşünüyorum.

30 bin KOBİ n11.com ile e-ticaretle tanıştı

0

Bilgen+Aldan+AlbayrakSürdürülebilirliği benimseyen markaların, kârlılıklarını ortak değer yaratarak artırmak için nasıl stratejiler oluşturmaları gerektiğini, inovasyonu ve yenilikçi çalışmaları nasıl kullanacaklarını tartıştıkları Sürdürülebilir Markalar Konferansı, 26-27 Mayıs tarihlerinde Park Bosphorus İstanbul Otel’de gerçekleştirildi. Sürdürülebilir ve uzun vadeli hedeflerle yola çıkan e-ticaret platformu n11.com, Sürdürülebilir Markalar konferansları serisinin İstanbul ayağına, Platin Sponsor olarak destek verdi.

Konferansın ikinci gününde n11.com Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Bilgen Aldan Albayrak ana konferans programında, n11.com açık pazar yeri platformu ile yeni ekonomide yeni iş modeli ile markanın doğuşu, farklılaşması, markalaşmaya giden başarı hikâyesini anlattı.

n11.com’un kuruluşundan bu yana geçen 2 senelik zaman zarfında, KOBİ’lere güçlü bir e-ticaret kanalı sunarak hızlı ve istikrarlı bir büyüme gerçekleştirdiklerini söyleyen Bilgen Aldan, “n11.com olarak, sektörün gelişimine katkı sağlayacak ve tüketicinin e-ticarete dair algısını değiştirecek çalışmalar yapıyoruz. Gerçekleştirdiğimiz hızlı başlangıcı 2015 yılında sektörün büyümesine ön ayak olacak yeni projelerle sürdürülebilir şekilde geliştirmeyi hedefliyoruz. Sektöre iki sene önce giren yeni bir oyuncu olarak bu noktaya gelmemizi güçlü altyapımıza ve yenilikçi çalışmalarımıza borçluyuz. Türkiye’de e-ticaret yeni ve özgün bir satış kanalı olarak firmaların gündemine girdi. Geleneksel satış kanallarıyla ulaşamadıkları kitleye ulaşan üreticiler, pazarlama ve bilişim altyapısı desteği ile e-ticaretin farkını yaşadılar.

Teknoloji ve inovasyondaki başarımız ile Türkiye’deki e-ticaret sektörünü şekillendirmeyi ve yerel işletmeleri destekleyerek sektörü büyütmeye devam etmeyi hedefliyoruz. Güçlü bir pazarlama ve daha gelişmiş bir altyapı ile Anadolu’da büyük hacimlerde üretilen ürünleri Türkiye’nin tüm bölgelerine genişletmek mümkün. Sürdürülebilir iş modeli olarak hayata geçmiş n11.com açık pazar modelinin Türkiye ekonomisinin temel çark ve belkemiklerinden biri olan KOBİ’lerin kalkınmasına ve dijital ekonomiye dâhil olmalarına imkân veriyor” dedi.

Sektörde var olduğu 2 sene boyunca n11.com’un elde ettiği başarının sadece ticari faaliyetlere dayanmadığını ifade eden Bilgen Aldan, “Liderlik, işinizi çok iyi yapmanın yanı sıra, topluma ve yaşadığımız dünyaya karşı sorumluluklarımızın da farkında olmayı gerektiriyor. İşimizin sürdürülebilirliğinin sadece içinde yaşadığımız toplum ve çevre sürdürülebilir olduğu takdirde mümkün olabileceğine inanıyoruz.

“Ülkemizde de tüketicilerin artık sürdürülebilirlik ve kurumsal sosyal sorumluluk konusunda daha fazla bilgi sahibi olduğunu ve daha dikkatli davrandığını görüyoruz. Tüketicilerin gözündeki bu değişim, marka algısına çok büyük etki yapıyor ve sürdürülebilirlik alanında başarılı olan şirketler, toplumdan sosyal lisans alan şirketler haline geliyor. n11.com olarak biz de tüm projelerimize sürdürülebilirlik çatısının altında yer vermeye çalışıyoruz, çünkü ancak uzun dönemli çalışmaların uzun soluklu fayda getireceğine inanıyoruz. Projeler ihtiyaca cevap veriyorsa ve sürdürülebilir etkileri oluyorsa proje yararlı oluyor. Ancak, projelerin sadece finansal destekle kalmaması son derece önem arz ediyor. Bu kapsamda biz, sürdürülebilirlik kavramını, iş yapış şeklimizin merkezine alıyoruz. Ülkemize, insanımıza katma değer yaratmak için her geçen gün daha büyük bir özveri ve emekle çalışıyoruz” dedi.

Gelecekte ne kadar güvende olacağız?

0

Teknoloji gelişiyor, gelişen teknolojiyle birlikte tehditler de değişiyor ve daha çeşitli hale geliyor. Geçtiğimiz hafta ülkemizi ziyaret eden PaloAlto Networks Başkan Yardımcısı Scott Stevens ile hem gelecek ve tehditleri konuştuk hem de keyifli bir sohbete imza attık. Detaylar da videomuzda…

BKM Express ile Vakko’da mobil alışveriş

0

Vakko ve BKM Express, gerçekleştirdikleri iş birliğiyle moda sektöründe bir ilke imza atıyor. Perakende sektörüne yeni bir soluk getirecek ve Türkiye’de bir ilk olan uygulamayla, Vakko müşterileri artık ödeme yapmak için kasaya kadar gitmeden, satın aldıkları ürünlerin ödemesini mağaza içinde diledikleri bir noktada, cep telefonlarından sadece birkaç tuşa dokunarak saniyeler içerisinde yapabilecekler.

BKM Express Vakko ile perakende mağazalarına yayılacak
Mobil cihazlardaki dijital cüzdan BKM Express, mağaza içi mobil ödeme uygulamasıyla yüz yüze ödemede yeni bir dönemin kapılarını açıyor. Internet alışverişlerinin yanı sıra, restoran, taksi ve benzin istasyonlarında da hızlı ve güvenli mobil ödeme imkanı sunan BKM Express, Vakko öncülüğünde perakende sektörüne de adım attı. Kasasız alışverişi mümkün kılan QR ödeme fonksiyonu, Vakko ve BKM Express işbirliğiyle, Türkiye’de ilk kez mağaza içi ödeme sisteminde kullanılmış olacak.

Soner Canko: “Online perakendede mobil ödemenin payı iki yıl içerisinde yüzde 30’a çıkacak”
Perakende sektörüne yeni bir soluk getirecek uygulama ile ilgili bilgi veren BKM CEO’su Soner Canko “BKM olarak odaklandığımız temel noktalardan bir tanesi de web ve mobil üzerinden yapılan işlemleri geniş kitlelere yaymak. Vakko ile gerçekleştirdiğimiz işbirliği, BKM Express olarak perakende sektörüne giriş için çok önemli bir adım” dedi. Alışverişlerde mobil ödemenin payının 2014 yılının son çeyreği itibariyle kayda değer bir artış gösterdiğini söyleyen Canko, “E-ticaretin ardından akıllı cihaz pazarının gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla mobil ticaret de giderek büyüyor. Buna paralel olarak mobil ödemeler de artıyor. Türkiye’de online perakendede mobil ödemenin payı şimdilik yüzde 17 seviyesinde. İki yıl içerisinde bu rakamın 30’a çıkmasını bekliyoruz. BKM olarak, ülkemizdeki kart kullanıcılarının hayatını kolaylaştırmak, alışverişte ödemelerini “basitleştirmek” için çalışıyoruz. Çalışmalarımızı “basit yaşa, basit öde!” sloganımız çerçevesinde sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.

Experian Day 2015, gerçekleştirildi

0

Müşteri yönetiminin her aşamasında veri toplama, standartlaştırma ve alma süreçlerinin iyileştirilmesi, risk karar süreçleri, iş akışlarının otomatize edilmesi, online işlemler ve mobil cihazlar üzerinden yapılan dolandırıcılığın önlenmesi ve müşteri eğilim analizleri gibi konuların ele alındığı Experian Day 2015, banka ve telekom operatörlerinin üst düzey yöneticileri, sektör uzmanları ve Experian’ın uluslararası yöneticilerinin katılımıyla gerçekleşti. Konuşmacıların sunumlarıyla katılımcılara aktardığı bilgiler arasında ön plana çıkan konu, teknolojinin hayatımızın çeşitli alanlarında değişim sağlarken finansal servis sunan şirketler ve telekom sektörünün bunu ne kadar yakından takip ederek hizmet sunabildiğiydi. Türkiye ve Orta Doğu’daki şirketlerin yüzde 83’ü, 5 yıl içinde müşteri deneyiminin kendi sektörlerinde en temel belirleyici unsur olacağını öngörüyorlar. Türkiye ve Orta Doğu’daki şirketlerin yüzde 80’i, iş stratejilerinin rekabeti karşılamak için değişeceğini kabul ediyor. Teknoloji alanında yeni oyuncular, yasal düzenlemeler ve teknoloji odaklı müşterilerin artmasıyla eko sistem gittikçe daha karmaşık bir hale geliyor.

Experian Doğu Avrupa, Türkiye ve Orta Doğu Bölge Başkanı Cenker Özhelvacı, müşteri ihtiyaçları ve mevzuatlar değiştikçe ortamın daha rekabetçi hale geldiğini; bugün çok daha müşteri odaklı ve fark yaratan bir deneyim sunmak gerektiğinin önemini belirtti ve sözlerine devam etti:
“Şirketler, farklılaştırılmış ve benzersiz bir müşteri deneyimi için gelişim ve adaptasyon zorluklarıyla karşılaşıyorlar. Gerçekleştirdiğimiz son pazar araştırmasında, müşteri deneyiminin veri ve analitik araçlar kullanarak nasıl geliştirilebileceğini inceledik. 2020 yılının müşterileri, daha bilgili ve tecrübe ettikleri deneyimi çok daha iyi yönetebilecek olmanın yanı sıra, kişisel gereksinimlerini öngörmenizi ve kişiselleştirilmiş bir deneyimi sizden talep edecekler. 2020 yılına kadar, gelişen müşteri ihtiyaçları benzeri görülmemiş bir düzeye ulaşacak. Bu noktada, doğru analitik yetkinlikler, araçlar, veri ve yazılımlara yapılacak yatırım oldukça büyük önem taşıyor. Sadece bunu başarabilen şirketler, müşteri bağlılığı konusunda başarıya ulaşabilecek. 2020 vizyonumuz doğrultusunda Experian olarak, şirketlere birden fazla ve yeni veri kaynaklarına ulaşma, bütünsel bir müşteri görünümü, eş zamanlı, tutarlı ve ön yeterliliğe sahip kararlar sağlama, müşteriye ulaşılan noktalarda çok kanallı otomasyon kullanımı ve şirket genelinde gelişmiş analitik araçlar kullanmalarını öneriyoruz.”

Dijital ödemede rekabet kızışıyor

0

apple-pay-cloverDijital ödeme sistemleri yeni bir buluş değil. PayPal benzeri web tabanlı sistemlerden, cep telefonları için NFC tabanlı sistemlere kadar çok sayıda seçenek uzun zamandır hizmet vermeye devam ediyordu.

Ancak Apple’ın Apple Pay hizmetini, çok sayıda üye iş yeriyle birlikte hizmete açmasının ardından dijital ödeme imkanları pratik kullanıma girmiş oldu. Google’ın Android sistemine sahip telefonlar, Google Cüzdan hizmetiyle aslında benzer bir hizmet veriyor olsalar da, bu hizmeti tanıyan işletmelerin sayısının az olması onu pratik olarak kullanılmaz bir ürün formatına sokuyordu.

Apple burada iyi bir iş çıkararak, ABD pazarındaki çok sayıda büyük işletmeyi kendi ödeme sistemine entegre ediverince, denklem değişti ve iPhone sahipleri bir anda, ABD’nin her köşe başında cep telefonlarıyla ödeme yapabilir hale geldi.

Apple şimdi, önümüzdeki günlerde düzenleyeceği geliştiriciler forumunda, Apple Pay için yeni sürprizler duyurmayı planlıyor. Şirketten sızan bilgilere göre Apple, iPhone’u ile ödeme yapan kullanıcılarını ödüllendirerek onlara ödül puanları dağıtmak niyetinde.

Kredi kartı kullanımını teşvik etmek için finans kurumlarının uzun yıllardır uyguladığı “ödül” programının şimdi de cep telefonundan ödemeler için geçerli olacağına şahit olacağız. Yani, yaptığımız her alışveriş için, Apple Pay sistemine kayıtlı kredi kartımızın ödül puanları biriktiği gibi bir de Apple’dan gelecek ekstra ödüller olacak.

apple-payElbette bu yeni sistem Apple Pay kullanımını teşvik ederken, büyüyen Apple Pay kullanıcı sayısı ve alışveriş hacmi, daha çok sayıda işletmenin Apple Pay programına üye olmasını sağlayacak. Apple Pay’ın gelişimini kıskanan rakipleri de yerinde durmayacak ve Google ile Windows’un da kendi mobil ödeme sistemlerini güçlendirmek için depara kalktıklarını göreceğiz. Kısacası, telefonla ödeme servislerinin önümüzdeki kısa dönemde hızla büyüyüp genişlediklerini görmek kimseyi şaşırtmasın.

 

Philips döngüsel ekonomiyi anlatıyor

0

Markus+Laubscher_2İnsanların hayatına anlam katan yenilikler keşfetme amacıyla çalışmalarını sürdüren Philips, 2015 Sürdürülebilir Markalar Konferansı’nın inovasyon sponsoru oldu.

Etkinlik kapsamında Philips Aydınlatma Pazarlama Direktörü Özge Süzen ‘internet of things’ ve bu konseptin aydınlatma alanında hayatımıza getirdiği yenliliklerden bahsetti. Özellikle Philips hue gibi kişiselleştirilmiş bağlantılı aydınlatma sistemlerinin insanların hayatlarını nasıl kolaylaştırdığına dikkat çeken Süzen, güvenlik ve konfor unsurları söz konusu olduğunda, Philips hue ve beraberinde geliştirilen uygulamalar sayesinde kullanıcılara aydınlatmanın çok ötesinde bir hizmet sağladıklarına dikkat çekti. Süzen; “IFTTT özelliği de bulunan hue ile hayatınızın kontrolünü tamamen ele geçirebilirsiniz. Örneğin çocukların yatma saatinde ışıkların sönmesini, yemeği fırından çıkaracağınız saatte ışık renklerinin değişmesini sağlayabilirsiniz. Bir başka örnek de insan vücudunun tam olarak uyanabilmesi için ısınması ve uykuya dalabilmesi için soğuması gerektiğinden yola çıkarak geliştirdiğimiz bir özellik. Philips hue aplikasyonu ile akşam yatmadan önce başucunuzdaki lambayı soğuk mavi ışık yanacak şekilde, sabah ise kalkmak istediğiniz saatte sıcak sarı ışıkla sizi uyandıracak şekilde ayarlamanız mümkün.” diyerek Philips hue’nun daha geliştirilmiş modellerinin de çok yakında piyasaya çıkacağını dile getirdi.

Etkinliğin ikinci günü, panelist olarak yer alan Philips Döngüsel Ekonomi Program Yöneticisi Markus Laubscher ise, global trendlerin, döngüsel ekonomiyi günümüz ve geleceğin nasıl bir gerekliliği haline getirdiği üzerine konuştu. Kaynakların kıtlığı ve orta sınıf tüketici sayısındaki artış sebebiyle talebin uygun fiyatlarla karşılanmasının artık günümüzde giderek zorlaştığını belirten Laubscher, büyük veri, değişen yasalar, tüketim modelindeki değişiklikler ile alışveriş anlayışından ilişki kurma anlayışına geçişi ise sürdürülebilirlik için önemli fırsatlar olarak niteledi.

Markus Laubscher, “Philips olarak sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi, iş süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası. 2014 yılında yaptığımız üretimden elde edilen 75 kilo ton atığın %80’ini geri dönüştürdük. Döngüsel ekonomi konsepti, ürün dizayn sürecimizin önemli bir parçası haline geldi. Örneğin bir kahve makinemizi, hastanede kullanılan bir görüntüleme cihazını bu şekilde geri dönüştürülebilir materyaller kullanarak ürettik. Döngüsel ekonomi, gelecekte bir gün iş’in ta kendisi olacak” dedi.

Philips, Aydınlatma alanında da döngüsel ekonomiyi farklı bir hizmet modeli ile birleştiriyor. Bu modele göre Philips, Londra’da bulunan Ulusal Öğrenciler Birliği’ne sadece lamba ya da aplikleri bir seferliğine satmak yerine, aydınlatmayı bir bütün hizmet olarak veriyor. Bu modelde aydınlatma ürünlerinin sahibi Philips olması sebebiyle, hem geri dönüşüm elde edilebiliyor hem de Birlik, operasyonel maliyetlerden etkilenmeden en yeni LED teknolojilerden faydalanabiliyor.

ESET, dünya genelinde 1000 çalışana ulaştı

0

1000 çalışan sayısına ulaşan ESET, böylece 1992’de üç kişiyle başladığı yolculuğunda önemli bir kilometre taşı daha katetmiş oldu.

ESET, Slovakya’nın başkenti Bratislava’da 1992 yılında üç ortak; Miroslav Trnka, Peter Paško ve Rudolf Hrubý tarafından kuruldu. Ortaklar o yıl içinde ilk çalışanları Miriam Hirnerová’yı işe aldı. ESET’te halen çalışmasını sürdüren Hirnerová, “O zamanlar, ürünlerimizin bir gün 180’i aşkın ülkede satılabileceğini inanamazdım” diyerek düşüncelerini paylaştı.

Özellikle NOD32 Antivirüs programıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan ve bugün çeşitli güvenlik yazılımlarıyla global düzeyde 100 milyondan fazla kullanıcıya hitap eden ESET’in çalışan sayısı 1992 yılından bu yana sürekli artmaya devam ediyor. Firma 10’uncu çalışanını 1995 yılında işe aldı. 2006 yılında ise personel sayısı 100’e ulaştı. 2010 yılında ise firma, dünya genelinde 500 çalışana sahip oldu.

ESET, 2015 yılı itibarıyla da çalışan sayısını 1000’e taşıdı. Bu çalışanlar ESET’in Bratislava’daki Genel Merkezinin yanı sıra San Diego/USA, Buenos Aires/Arjantin, Prag/Çek Cumhuriyeti ve Singapur’daki bölge ofislerinde, 180 ülkedeki yerel distribütörlüklerde ve dünyanın çeşitli noktalarına yayılmış araştırma merkezlerinde görevlerini sürdürüyor. ESET’in Bratislava, San Diego, Prag, Krakow/Polonya, Montreal/Kanada ve Moskova/Rusya’da bulunan zararlı yazılım laboratuvarlarında ve araştırma merkezlerinde yüzlerce uzman, zararlı yazılımların tespit ve analiz edilmesine odaklanmış durumda.

Şirketin pek çok önemli kilometre taşında katkısı bulunan ve 2010 yılından bu yana ESET’in global CEO’su olarak görev yapan Richard Marko, 1000 kişiye ulaşmış olmaktan mutlu olduklarını ve büyümeyi sürdüreceklerini duyurdu. Marko, “Önümüzdeki dönemde ana merkez Bratislava’nın yanı sıra Prag’daki kötü amaçlı yazılım laboratuvarında ve Krakow, Polonya’daki araştırma laboratuvarındaki yeni iş imkanları ile bu sayıyı yükseltmeyi hedefliyoruz” bilgisini paylaştı.

Büyük Veri’nin büyük numaraları

0

big-data-3dHer trendde olduğu gibi Büyük Veri için de çok sayıda araştırma söz konusu. Bu araştırmalar pazarın ulaşacağı büyüklük, sağladığı istihdam, şirketlerin bu alanda yapacağı yatırımlar gibi çok sayıda kalemi içeriyor. Büyük Veri alanındaki uzman isimlerden biri olarak kabul edilen Bernard Marr, Mart ayında çıkan “Big Data: Using SMART Big Data, Analytics and Metrics to Make Better Decisions and Improve Performance” isimli kitabında Büyük Veri’nin rotasının nereyi gösterdiğini çeşitli araştırmalarla birlikte listeliyor. Marr’ın LinkedIn’de paylaştığı yazıdan dikkat çeken bazı başlıklar şu şekilde sıralanıyor.

* McKinsey’nin araştırmasına göre Büyük Veri’nin perakendecilerin operasyonuna sağladığı katkı yüzde 60 seviyesinde.

* Dünya genelinde Büyük Veri için çalışan BT uzmanlarının sayısı 2015 sonunda 4.4 milyona ulaşacak. Bu sayının 1.9 milyonu ABD’de bulunuyor.

* Predictive Analytics, yani tahmine dayalı veri analizi pazarı IDC’ye göre 2018 sonunda 3.4 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşacak.

* 2014 sonunda dünya genelinde 28.5 milyar dolarlık bir hacme sahip olan Büyük Veri ve ilgili pazarın büyüklüğünün 2017 sonunda 50 milyar doları aşması bekleniyor.

* 2014 yılında yapılan Büyük Veri analizinden doğru yöntemlerle faydalanan şirketler beş kat daha hızlı karar alarak rekabette öne çıkabiliyor.

* 2015 sonu öngörülerine göre Büyük Veri’ye en fazla harcama yapan sektör 6.4 milyar dolarla finans sektörü, onu 2.8 milyar dolarlık harcamalarla internet ve kamu takip ediyor. Telekom ve medya sektörü 1.2 milyar dolar harcarken enerji sektöründe ise 800 milyon dolarlık bir harcama söz konusu.

* ABD Başkanı Obama’nın Büyük Veri için ayrılmasını istediği bütçe 200 milyon dolar.

Xiaomi 1 Haziran’da geliyor

0

xiaomi-box-720x405ABD’nin ve Avrupa’nın kabuslarına giren Çin’in dev teknoloji şirketleri bir bir dünyaya açılmaya devam ediyor. Çin’in en önemli teknoloji üreticilerinden biri olan Xiaomi de 1 Haziran’dan itibaren Avrupa ve ABD’de ürün satışına başlayacağını açıkladı.

İlk aşamada Mi markalı kulaklık, powerbank ve aktivite ölçer cihazlarını ABD; İngiltere, Fransa ve Almanya pazarına sürecek olan Xiaomi’nin ürünlerinde öne çıkan detay, rakiplerine oranla çok düşük fiyat etiketine sahip olması.

Yaz aylarında satışları patlaması beklenen GoPro aksiyon kameralarına çok benzeyen yeni bir aksiyon kamerası da geliştirmiş olan üretici, rakibinin yarı fiyatına sattığı Mi aksiyon kameralarını da ikinci etapta Avrupa ve ABD pazarına taşıyacak.

1 Haziran’da başlayacak olan ilk etabın, Xiaomi’nin Avrupa ve ABD pazarını test edip şartları görmek amacı taşıdığı biliniyor. Çinli şirketin ikinci adımının ise daha geniş bir coğrafyaya akıllı telefonlarını sürmek olacağı tahmin ediliyor. Xiaomi’nin, düşük fiyat kaliteli ürün politikasıyla dünya çapında tüm teknoloji üreticilerine dişli bir rakip olması bekleniyor.

Büyük Veri hakkında doğru bilinen beş yanlış

0

BuyukVeriAvusturya merkezli Emarsys’in Türkiye Ülke Müdürü Murat Erdör, pazarlama ve satış departmanları başta olmak üzere şirketlerin müşteriye dokunan tüm departmanlarının sahip oldukları verilere ve kullanımlarına dair doğru bilinen yanlışları açıkladı. Erdör’e göre bu beş madde şu şekilde sıralanıyor;

 

Yanlış: “Büyük veriyi sadece veri mühendisleri işleyebilir”
Büyük veri, yapısı gereği teknolojik altyapı ve bilişim bilgisi gerektirdiğinden ilk aşamada elde edilen verinin toplanması, depolanması, analiz edilmesi ve işlenmesi gibi adımlarda veri mühendisleri ya da yazılımcılar rol alacaklardır. Bu kaçınılmaz. Ancak elde edilen bu ham verinin gerekli şekilde işlenebilmesi için şirketlerin DNA’sını bilen iyi pazarlamacılara, stratejistlere ve danışmanlara ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Yanlış: “Düzensiz ve gereksiz verileri çöpe atalım”
Pazarlama uzmanlarının yıllar içerisinde farklı kanal ve yollarla topladıkları veriler, ilk bakışta dağınık, düzensiz ve anlamsız gibi gözükebilir. Birçok kurum, dağınık olan bu verilerin tamamını çöpe atmakta ve işe sil baştan başlamaktadır. Buradaki en önemli nokta tüm bu yığın içerisinden kullanılabilecek ve verimli hale getirilebilecek verileri bulmaktır.

Yanlış: “Büyük veriyi sadece BT toplar, pazarlama departmanları kullanır”
Segmente edilmiş verileri sadece pazarlamanın kullanacağını düşünmek doğru değildir. Büyük veri, pazarlamacılara olduğu kadar satış ekiplerine de gerçek zamanlı olarak, hangi müşterinin, hangi ürünü kullandığına dar bilgiler sunabilir.

Yanlış: “Büyük veriyi kullanmak için pazarlamanın 4P’si bana yeter.”
Bu yeni kavramı ve oluşumu, klasik pazarlama yöntemleri ile yönetmek doğru mu? Bu pek mümkün gözükmüyor. İşin duayenleri, bir adım öteye geçerek 4P’nin karşısına çoktan 4V’yi çıkardılar bile; Volume (Hacim), Velocity (Hız), Variety (Çeşitlilik), Veracity (Gerçeklik).

Yanlış: “Kendi verimi kendim toplarım, başkasına ihtiyacım yok”
Birçok kurum ve pazarlama departmanı sadece kendi topladığı veriyle kısıtlı kalabiliyor. Ancak verimliliği ve kârlılığı artırmak adına elinde veri olan ve uygun olabileceğini düşündüğünüz kurumlarla anlaşmalar yapılması, farklı çözümler üretilmesine de kapı açabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta, yeni alınacak ve kullanılacak verinin, hizmet alanına ve ulaşılmak istenen hedefe uygun olmasıdır.

Google, AloTech’i dünyaya örnek gösterdi

0

JEnGfwnS2007 yılında kurulan ve hızla büyüterek Türkiye dışındaki şirketler tarafından tercih edilmeye başlayan AloTech’in yenilikçi çözümü, Google tarafından örnek çalışma olarak gösterildi.

Google, Endeavor 56. Uluslararası Seçim Paneli’nde Endeavor Girişimcisi seçilen AloTech’in Google’ın uygulama geliştirme ve barındırma platformu Google App Engine’ı kullanarak getirdiği yenilikçi yaklaşımını övdü. AloTech çözümüyle ilgili duyurudan öne çıkan konular ise şunlar oldu:

AloTech, yüzlerce kilometre uzaklıktaki bir müşterinin çağrı merkezini 20 dakikada kurabiliyor

AloTech’in yüzlerce kilometre dahi uzaktan gelen çağrı merkezi kurma talebini 20 dakikada hayata geçirebildiğine vurgu yapıldı. Ayrıca şirketin Google sunucularını kullanarak müşterilerine daha iyi hizmet verdiğine de değinildi.

AloTech’in kurduğu çağrı merkezleri hız ve güvenilirlik açısından Google’ın altyapısından yararlanıyor

AloTech’in kurduğu çağrı merkezlerinin tamamen Google Uygulama Altyapısını kullanması nedeniyle herhangi bir müşteri temsilcisinin ya da satış danışmanının tarayıcısını açarak sisteme giriş yapabildiğini ve bir mikrofonlu kulaklık ile anında aramalar yapıp yanıtlayabildiğine de dikkat çekti.

Rakiplere kıyasla yüzde 50 daha uygun maliyetli

AloTech, geleneksel teknolojilerin aksine donanım, yazılım, sunucu gibi yatırım maliyetleri ve bakım, onarım, lisanslama ve güncelleme gibi işletme gereksinimleri olmayan bulut hizmetleriyle çağrı merkezlerine esneklik, maliyet avantajı, yönetim ve kullanım kolaylığı kazandırmayı hedefliyor. AloTech, Google’ın sunucu altyapısını kullanarak fiyat ve kalite açısından da rakiplerinin önüne geçiyor ve yüzde 50 daha uygun maliyetli çözüm sunuyor.

AloTech çağrı merkezlerinde çağrı yoğunluğu da sorun olmaktan çıkıyor Şirket, Türkiye dışındaki pazarlara yöneldiği bir dönemde eski yazılımların kaldırmakta zorlanacağı çağrı yoğunluğunu Google’ın sunucu gücü sayesinde kaliteli ses transferinden ödün vermeyerek kolaylıkla yönetebiliyor. Google’ın sunucu altyapısı sayesinde AloTech çağrı merkezlerinde yoğunluk konusunun da önü alınıyor.

“Günlük ortalama gelen arama sayısı 10 binden 55 bine çıktı”

Duyuruyu değerlendiren ve işbirliğinin önemine değinen AloTech’in Ortak Kurucusu ve Teknolojiden Sorumlu Başkanı İdris Avcı: “Büyük müşterilerimizden birinin günlük çağrı hacmi yeni kampanyalarını hayata geçirmelerinin hemen ardından beş kat arttı. Günlük ortalama gelen arama sayısı 10 binden 55 bine kadar çıktı. Google App Engine sayesinde kapasite otomatik artırıldı. Eğer bu altyapıyı kullanmıyor olsaydık çağrı yükünü kaldırmak için bize üç katına mal olacak bir sistem kurmak zorunda kalacaktık, kampanya bittiğinde de yatırım boşa gidecekti. Google App Engine sayeseinde ihtiyacımız olan kapasiteye anında ulaşabiliyoruz ve istediğimiz kadar kullanabiliyoruz. Hedefimiz Google Cloud Platform’un verdiği gücü kullanarak yeni pazarlara açılmak” dedi.