Kanada Mali İşlemler ve Raporlar Analiz Merkezi FINTRAC, ülkenin mali istihbarat birimi olarak faaliyet gösteren bir devlet kurumu. Kurum, kara para aklama soruşturmalarıyla ilgilenmekte, her yıl milyonlarca şüpheli işlemi takip etmekte ve polise yasadışı para akışıyla ilgili binlerce açıklama yapmakta. Kurumun internet sitesinde Çarşamba günü yayınlanan kısa bir basın açıklamasında, bir siber saldırı yaşandığı ve sistemin çevrimdışı hale geldiği belirtiliyor.
Yapılan açıklamada merkezin istihbarat veya gizli sistemlerine erişilmediği, dolayısıyla temel misyonuyla ilgili hassas bilgilerin ve operasyonel kabiliyetlerin güvende olduğu belirtildi. Açıklamada şu ibareler yer alıyor: “Son 24 saat içerisinde FINTRAC bir siber olayı yönetmiş ve yönetmeye devam etmektedir. Söz konusu olay Merkezin istihbarat ya da gizli sistemlerini kapsamamaktadır. Önlem olarak FINTRAC, bütünlüklerini sağlamak ve Merkez’in sahip olduğu bilgileri korumak amacıyla kurumsal sistemlerini çevrimdışı duruma getirmiştir.”
FINTRAC, Kanada Siber Güvenlik Merkezi de dahil olmak üzere federal ortaklarla işbirliği yaparak operasyonları eski haline getirmekte ve gelecekteki olayları önlemek için bir dizi aksiyon aldığını da duyuruyor. Yaşanan siber saldırının hafta sonu meydana geldiği bildirilmekte.
Yılın başından bu yana Kanada, siber güvenlik konusunda çok sayıda yüksek profilli olayla zorlu bir dönem yaşıyor. Şubat ayı sonlarında ülkenin ulusal polis gücü Kanada Kraliyet Atlı Polisi (RCMP), BT sistemlerinde bir güvenlik ihlali yaşandığını ve bunun sonucunda web sitesinin çevrimdışı olduğunu duyurdu.
Geçtiğimiz ayın başlarında, ülke genelinde günlük 221.300 varil rafine petrol taşıyan büyük bir boru hattı operatörü olan Trans-Northern Pipelines (TNPI) bir veri ihlaline uğradığını kabul etti. Siber saldırı konusunda sorumluluğu ise geçtiğimiz günlerde sırra kadem basan ALPHV/Blackcat fidye yazılımı üstlendi.
Ocak 2024’teki bir başka fidye yazılımı olayı Kanada’nın en büyük hayvanat bahçesi olan Toronto Hayvanat Bahçesi’ni etkilemişti. Ayrıca Kanada’daki en büyük devlet üniversitesi olan Memorial University of Newfoundland (MUN) da Ocak ayında sınıfları, ödeme olanaklarını ve öğrenci portalı erişimini etkileyen bir siber saldırıya maruz kalmıştı. Kasım ayında ise Kanada hükümeti, iki taşeronunun fidye yazılım ile hacklendiğini ve hükümet çalışanlarına ait hassas bilgilerin açığa çıktığını açıklamıştı.
İngiltere Rekabet Kurumu (CMA), Arçelik’in ABD merkezli beyaz eşya devi Whirlpool’u satın almasının ardından yapılan incelemeyi tamamlayarak, ortak şirketin faaliyete geçmesine onay verdi. Bu anlaşma, Avrupa’daki beyaz eşya sektöründe önemli bir birleşmeyi temsil ediyor.
Arçelik, Whirlpool’un Avrupa’daki iştiraklerini bünyesine katma kararıyla, İngiltere’nin Rekabet ve Piyasalar Kurumu’nun (CMA) dikkatini çekti. Yapılan rekabet incelemesi sonucunda, Arçelik ile Whirlpool EMEA‘nın oluşturduğu ortak şirketin, çamaşır makinesi, kurutma makinesi, bulaşık makinesi ve pişirme aletleri gibi ev aletleri alanında rekabet sorunlarına yol açmayacağı belirlendi.
İngiltere Rekabet Kurumu tarafından yapılan açıklamada, Arçelik ve Whirlpool’un güçlü pazar konumlarına rağmen diğer tedarikçilerle ciddi rekabetle karşı karşıya kalacakları vurgulandı. Bağımsız bilirkişi heyetinin başkanı Martin Coleman ise, “Müşteriler, rakipler ve diğer taraflarla kapsamlı görüşmelerin yapıldığı kapsamlı bir soruşturma sonucunda, bu anlaşmanın rekabete zarar vermesinin beklenemeyeceğini tespit ettik. Bu nedenle, bu anlaşmanın devam etmesine izin verilmesi gerektiğine inanıyoruz.” şeklinde konuştu.*
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu da daha önce, Whirlpool Corporation’ın Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’daki ev aletleri işlemlerinin Arçelik AŞ tarafından devralınmasını, Birlik şirket birleşme kuralları çerçevesinde onaylamıştı.
Bu birleşme, Arçelik ve Whirlpool’un Avrupa’daki varlığını güçlendirerek, tüketicilere geniş bir ürün yelpazesi sunma potansiyeli taşıyor.
2024 yılı itibariyle 100 gence daha istihdam sağlamayı planlayan Doğuş Teknoloji, 15 Mart’a kadar www.gelecegegiris.com üzerinden başvuruları almaya devam edecek.
Doğuş Teknoloji, Türkiye’nin dört bir yanındaki gençleri teknoloji sektörüne hazırlamak için bu sene de harekete geçiyor. Geçtiğimiz yıl 10 binin üzerinde başvuru alan, gençlere kısa-uzun dönem staj ve istihdam imkânı sunan “Geleceğe Giriş” genç yetenek programının 2024 başvuru dönemi başladı. Şehir ve bölge sınırlaması olmadan üniversitelerin ilgili bölümlerinden ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf, yüksek lisans öğrencileri ve yeni mezunlar, programa başvurularını gerçekleştirebiliyor.
Doğuş Teknoloji’nin 2017 yılında başlattığı ve bugüne kadar 400’den fazla öğrenciye uzun ve kısa dönem staj imkânı ve yetkinlikleri ile öne çıkan pek çok gence istihdam sağlayan “Geleceğe Giriş” genç yetenek programı hakkında görüşlerini paylaşan Doğuş Teknoloji CEO’su Semih İncedayı, en önemli hedeflerinin, sektörün ve ülkenin ihtiyaç duyduğu uzmanları yetiştirmek olduğunu belirtti.
Doğuş Teknoloji olarak kariyer yolculuklarında gençlerin yanında olduğunu vurgulayan İncedayı, “Geleceğe Giriş programımıza dahil olan genç yetenekler, gerçek projelerde çalışma ve farklı teknolojileri deneyimleme şansına sahip oluyor. Bu, iş süreçlerinde pek çok sorumluluğu üstlenecekleri anlamında da geliyor elbette. Öte yandan, gençlerimizi, onlara özel tasarlanmış eğitimlerle destekliyor; dahil olabilecekleri sosyal kulüp ve aktivitelerle staj deneyimlerini daha da keyifli hale getirmeye gayret gösteriyoruz. Genç yetenekler olarak aramıza katılan ve devamında kadroya dahil ettiğimiz, başarılı projelerle bizi gururlandıran pek çok pırıl pırıl genç çalışma arkadaşımız var. Bu yıl yine 100’den fazla gencimize daha staj imkanı tanıyarak sektöre kazandırmayı hedefliyoruz. Çünkü umudumuz da geleceğimiz de gençler…” dedi.
Başvurular 15 Mart’a Kadar Sürecek
Gelecegegiris.com üzerinden başvuru kabul eden ve son başvuru tarihi 15 Mart olan programının ilk aşaması olan test sürecinde, gençler teknik ve genel yeteneklerini yansıtma fırsatı bulacak. Başarılı olan adaylar, online grup mülakatlarına davet edilecek ve bir vaka çalışmasıyla yeteneklerini gösterme şansı elde edecek. Süreci başarılı bir şekilde tamamlayanlar ise Doğuş Teknoloji’de kariyer yolculuğuna başlayacak.
Güney Kore’nin endüstri devi Samsung ve Ulusal Samsung Sendikası arasındaki maaş zammı krizi, uzun süredir devam eden müzakerelerde tıkanmaya neden oldu. Özellikle pandemi döneminde yaşanan mali sıkıntılar, şirket içindeki çalışanlar arasında memnuniyetsizliği artırdı ve sendika ile şirket arasındaki görüşmelerde anlaşmazlıklar gün yüzüne çıktı.
Sendika, çalışanlara en az yüzde 8.1 zam talep ederken, Samsung‘un bu talebe yüzde 2.8’e çıkarak yanıt vermesi, taraflar arasındaki gerilimi artırdı. 55 yıl süresince sendikanın greve gitmeme geleneği, ancak bu kez ciddi bir sarsıntı yaşanabileceğini gösteriyor. Geçmişte yaşanan benzer krizler genellikle son anda çözüme kavuşturulmuştu, ancak şu anki durumun daha farklı ve ciddi olduğu belirtiliyor.
Muhtemel bir grevin, hem Samsung‘un hem de Güney Kore ekonomisinin olumsuz etkilenmesi riski bulunuyor. Şirket, ülkenin ekonomik kalkınmasına önemli katkılarda bulunurken, çalışanlarının memnuniyeti de bu başarının temel unsurlarından biri olarak kabul ediliyor.
Yarın gerçekleşecek olan görüşme, taraflar arasında ortak bir noktanın bulunması için kritik bir öneme sahip. Ülkenin ve firmanın menfaatleri gözetilerek yapılacak anlaşma, krizin çözümü noktasında önemli bir adım olabilir. Ancak taraflar arasındaki uzlaşma sağlanamazsa, bu durum Samsung‘un itibarına ve Güney Kore ekonomisine zarar verebilecek bir grev dalgasını tetikleyebilir.
Gelişmeleri yakından takip edeceğiz ve krizin çözümü için atılacak adımları duyurmaya devam edeceğiz. İki taraf arasında güven tesis edilerek uzlaşma sağlanması, hem çalışanların hem de şirketin uzun vadeli başarısı açısından kritik bir öneme sahip.
Rusya Uzay Ajansı Roscosmos’un patronu Yury Borisov, nükleer reaktör yerleştirme görevi için gerekli teknolojinin neredeyse hazır olduğunu iddia etti ve Rusya’da düzenlenen Dünya Gençlik Festivali’nde konuştu: “Bugün, Çinli ortaklarımızla birlikte Ay’a bir güç reaktörü gönderme ve monte etme projesini ciddi bir şekilde değerlendiriyoruz.”
NASA da Ay’da nükleer enerji için tasarım sözleşmeleri imzalamıştı ancak bu kadar net bir açıklama ve görev planlaması yapılmamıştı. Roscosmos Ay’da bir nükleer reaktör kurma planlarından bahsederken, Çin ise yeniden kullanılabilir roketlere doğru ilerlemeye devam etti. China News tarafından yayınlanan bir röportajda, China Aerospace Science and Technology Corporation’dan Wang Wei, 4 metre sınıfı ve 5 metre sınıfı yeniden kullanılabilir roketlerin sırasıyla 2025 ve 2026 yıllarında ilk kez uçmasının planlandığını söyledi.
Yeniden kullanılabilir roket teknolojisi büyük önem taşıyor
SpaceX yeniden kullanılabilir roketlerin etkinliğini kanıtladı ve rakipleri o zamandan bu yana onları yakalamak için çabalıyor. Blue Origin’in New Glenn ilk kademesi yeniden kullanılabilir olarak tasarlandı ve United Launch Alliance’ın önerdiği SMART sistemi şirketin Vulcan roketinin ilk kademe motorlarını kurtarılabilir hale getirecek. Bu yeniden kullanılabilir roket tasarımları, nükleer enerji reaktörleri için gereken parçalar dahil pek çok ekipmanı daha efektif bir biçimde taşıyabilmek için oldukça kritik.
Rusya’nın Ay’a yönelik görevler konusunda modern zamanlarda şansı pek yaver gitmedi. 2023’te Luna 25 iniş aracı, yörüngede başarısız bir yanışın ardından Ay yüzeyine çakıldı. Hindistan’ın Chandrayaan-3 görevinin sadece birkaç gün sonra başarıyla iniş yapmasıyla Rusya’nın başarısız görev girişimi daha çok eleştiri almıştı. O zamandan bu yana hükümet ve ticari kuruluşlar farklı başarı çeşitli denemeler gerçekleştirdi. Bununla birlikte, Çin’in Chang’e sondaları, en sonuncusu olan Chang’e 5’in Ay’a başarılı bir şekilde inmesi ve Dünya’ya bir ay toprağı örneği göndermesiyle oldukça iyi çalıştı.
Bir başka numune geri dönüş görevi olan Chang’e 6’nın 2024’ün ilk yarısında fırlatılması bekleniyor. Bunu 2026’da bir kaynak araştırmacısı ve 2028’de Chang’e 8 izleyecek. Chang’e 8’in bir Ay üssü inşasının öncüsü olması bekleniyor.
Yani Borisov’un Ay’da nükleer reaktör kurma konusunda zamanlaması işe yarayabilir. Ruslar daha önce Ay’a radyoaktif güç kaynakları da koymuştu. Lunokhod gezgini Ay gecesi boyunca elektronikleri sıcak tutmak için Polonyum-210 izotopik bir ısı kaynağına sahipti. Ancak Rusya’nın tek başına Ay’a iniş konusundaki başarısız girişimleri göz önüne alınırsa, Rusya – Çin işbirliği kaçınılmaz görünüyor.
Daha büyük bir soru ise Çin’in Ay programına Rusya’nın katılımına gerçekten ihtiyacı olup olmadığı, hatta bunu isteyip istemediği sorusu. İki ülke 2021’de Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) planlarını imzaladı ancak Luna 25 kazası Rusya’nın ortaklarını bir kez daha düşünmeye sevk etmiş olabilir. Üstelik Çin’in aslında Rusya desteği olmadan da Ay’da kendi nükleer enerji sistemlerini kurabileceği düşünülüyor.
Huawei, manyeto-elektrik disk teknolojisinin kullanıldığı yeni depolama cihazı OceanStor Arctic’i tanıttı. Bu yenilikçi teknoloji, geleneksel depolama çözümlerine kıyasla maliyeti ve güç tüketimini önemli ölçüde azaltmayı vaat ediyor.
Henüz detayları tam olarak açıklanmamış olan manyeto-elektrik disk (MED) teknolojisi, Huawei’nin iddiasına göre sabit disk ve manyetik teyp gibi geleneksel depolama teknolojilerine göre çok daha verimli çalışacak. Şirket, MED teknolojisinin kullanıldığı OceanStor Arctic’in, sabit disklere göre %90 daha az güç tükettiğini belirtiyor.
Huawei‘nin sunduğu bilgilere göre, 2kW’tan daha az güç tüketimiyle OceanStor Arctic, 10 petabayta kadar veri depolama kapasitesine sahip olacak. Ürünün 2025’in ilk yarısında piyasaya sürülmesi planlanıyor.
Gizemini koruyan bu yeni teknolojinin, teyp depolamayla karşılaştırıldığında toplam maliyeti %20 oranında düşürdüğü ve geleneksel sabit disklerle karşılaştırıldığında güç tüketimini %90 oranında azalttığı ifade ediliyor. Ancak, detaylar hala net değil ve Huawei’nin nasıl bu kadar etkileyici bir enerji verimliliği sağladığı belirsizliğini koruyor.
OceanStor Arctic‘in bu iddialı özellikleri, depolama pazarında çığır açabilecek bir potansiyeli beraberinde getiriyor. Ancak, teknolojinin manyeto-elektrik disk prensibine dayandığı ve bu prensibin nasıl işlediği konusunda daha fazla ayrıntı bekleniyor. Huawei‘nin bu yeni depolama çözümü, endüstri standardını değiştirebilecek bir inovasyon vaat ediyor.
ABD merkezli katı hal batarya üreticisi ION Storage Systems, anodsuz ve sıkıştırmasız katı hal pillerinde önemli bir dönüm noktasına ulaştı. Firma, performansta sadece %5’ten az bir düşüşle 125 döngü (şarj-deşarj) sayısına erişerek, gelecekteki dağıtımlarda potansiyel olarak 1.000 döngü ve üzerini hedefliyor.
ION’un patentli katı hal anodsuz teknolojisi, geleneksel grafit ve diğer sürdürülebilir olmayan malzemeler yerine 3 boyutlu seramik yapı kullanarak pil kapasitesini maksimum seviyeye çıkarıyor. Bu yenilikçi bataryalar, sadece daha güvenli değil, aynı zamanda daha güçlü bir alternatif olarak da öne çıkıyor, geleneksel Li-Ion bataryalara göre.
Firma, ABD ordusuna yönelik ilk pazar dağıtımını gerçekleştirerek, hem önemli bir müşteri portföyü kazandığını hem de sektörde çığır açan bir gelişme yaşandığını açıkladı. ION Storage Systems CEO’su Ricky Hanna, yaptığı açıklamada, “Sadece beklentileri karşılamakla kalmadık, aynı zamanda bu alanda standartları belirledik” ifadelerini kullandı.
ION, katı hal bataryasını Savunma Bakanlığı ile birlikte titizlikle test ettiğini ve ARPA-E ile ABD Enerji Bakanlığı VTO Fast-Charge hedeflerine ulaşan tek sıkıştırmasız katı hal batarya teknolojisi sunduğunu vurguladı. Firma, geçtiğimiz aylarda seramik tozu için çok yıllı bir tedarik anlaşması yaparak, Saint-Gobain Ceramics’in yatırımı ile patentli katı hal pillerini geniş ölçekte üretmeye hazırlanıyor.
Bu başarı, ION Storage Systems’ı katı hal bataryalarda standart belirleyen bir öncü olarak konumlandırıyor ve gelecekte elektrikli araçlar, enerji depolama, tüketici elektroniği ve havacılık gibi geniş bir pazarda daha etkili bir rol oynamasını bekliyoruz. Firmanın bu teknolojik ilerleme, enerji depolama ve taşınabilir cihazlar gibi alanlarda önemli çevresel ve ekonomik avantajlar sunabilir.
Skoda, 2024 yılında tanıtılması planlanan yeni elektrikli kompakt SUV modelinin heyecan verici bir ön gösterimine hazırlanıyor. 15 Mart’ta gerçekleştirilecek olan yıllık basın konferansında ön gösterimi yapılacak aracın, Karoq’un tam elektrikli versiyonu olması bekleniyor. Modelin ismi henüz resmi olarak açıklanmamış olsa da, Skoda Elroq olarak adlandırılacağı söyleniyor.
Yayınlanan ipucu görseli, aracın önden karanlık siluetini sergiliyor. SUV tasarımına uygun yükseklik, çatı rayları, güçlü çizgilerle şekillendirilmiş ön kaput ve geniş çamurluklar, aracın dikkat çekici özellikleri arasında bulunuyor. Ön bölümde ise boydan boya uzanan dikey çizgilerden oluşan LED ışık imzası ve aydınlatılmış Skoda logosu, markanın gelecekteki modellerinde de benimsenmesi planlanan özellikler arasında yer alıyor.
2024 yılında piyasaya sürülmesi planlanan bu yeni model, Türkiye pazarına yaz aylarında giriş yapacak olan Peugeot E-3008’in yanı sıra C5 Aircross ve Grandland’in bu yıl tanıtılacak olan %100 elektrikli modelleriyle rekabet edecek. Elektrikli otomobil pazarındaki hızlı gelişmelerle birlikte, Skoda’nın Elroq modeli, sürücülerin beklentilerini karşılamak için iddialı bir alternatif olmayı hedefliyor.
Giyilebilir teknoloji pazarında öncü firmalardan biri olan Samsung, 25 yıllık mazisini paylaşarak teknoloji tutkunlarını nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. Bugünün lüks sayılabilecek özellikleri kullanarak geçmişteki giyilebilir cihaz modellerini hatırlatıyor.
Giyilebilir cihazlar, son yıllarda büyük bir popülerlik kazanmış olsa da, aslında ilk akıllı kol saati konseptinin ortaya çıkışı 1990’lı yıllara dayanıyor. Samsung, 25 yıllık giyilebilir cihaz yolculuğunu özel bir posterle kutluyor ve bu yolculuğun ilk dikkat çeken modellerinden biri olan “saat telefon” konseptini hatırlatıyor.
İlk telefon saat olarak adlandırılan bu model, 90 dakika kullanım süresi ve sesli komutlarla arama gerçekleştirme özelliği sunuyordu. Samsung, bu ilk modelin ardından sürekli olarak yenilikler yaparak, 4 yıl sonra OLED ekranlı saat telefonunu piyasaya sürdü. Akıllı saat konsepti ise 2013 yılında Galaxy Gear ile hayat buldu. Samsung, Gear isimlendirmesiyle yoluna devam ederken, 2018 yılından sonra Galaxy Watch ve Galaxy Fit olmak üzere iki farklı kategori oluşturdu.
Gelişen teknolojiye ayak uyduran Samsung, akıllı saatlerinde kendi işletim sistemini tercih etmiş olsa da, bir süre önce Google Wear OS geçişini gerçekleştirdi. Bu dönemde, portföye Galaxy Buds tam kablosuz kulaklık ailesini de ekleyen Samsung, giyilebilir teknolojideki lider konumunu pekiştirmeye devam ediyor.
Bu 25 yıllık giyilebilir teknoloji yolculuğu, Samsung’un inovasyon ve teknolojik ilerleme konusundaki kararlılığını vurgulayarak, kullanıcılarına gelecekte nelerin beklediğine dair heyecan verici bir bakış sunuyor.
Bugün gözetim veri kompleksi başka bir darbe daha aldı: Bloğun en üst mahkemesi, aracının sorumlu olduğu reklam endüstrisi kurulu tarafından yapılan argümanları reddetti ve kullanıcıların gizlilik tercihlerine yanıt olarak ürettiği veri dizilerinin, bloğun Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) kapsamında kişisel veriler olduğunu onayladı. Çünkü bunlar kişisel bir tanımlayıcı içerir.
Avrupa Adalet Divanı (CJEU), rıza yönetim aracını geliştiren reklam endüstrisi derneği olan IAB Europe’un, reklam veren üyeleriyle birlikte “ortak denetleyici” olduğunu belirtti. Bu, veri işleme işlemlerinin GDPR’ye uygunluğunu sağlamak için sorumluluğu atlamaması gerektiği anlamına geliyor.
CJEU kararı, IAB Europe’un “Şeffaflık ve Onay Çerçevesi“nin (TCF) GDPR’yi ihlal ettiğini belirleyen yerel veri koruma otoritesi kararının itiraz edildiği Belçika’daki mahkemeden gelen soruların bir yönlendirmesini takip ediyor.
Belçika DPA’nın kararı, Mayıs 2018’de GDPR’nin yürürlüğe girmesinden bu yana Avrupa’daki web kullanıcıları için büyük bir olaydı. Ancak bu rahatsız edici pop-up’lar, hiçbir zaman GDPR uyumlu görünmedi. Kullanıcıların reklam izlemesi konusunda basit bir ‘evet’ veya ‘hayır’ seçeneği sunulmalı. Ancak adtech endüstrisi, çoğu insanın gizlilik lehine oy kullandığını bilerek kullanıcılara izleme reddetme kolay bir yol sunmaktan kaçınmak için her şeyi yapmayı tercih etti. Bu nedenle, izleme reddi seçenekleri genellikle çok daha az belirgin oluyor, hatta hiç sunulmuyor veya sunulursa bile pop-up’ların alt menülerine gömülüyor.
GDPR’nin uygulanmasından bu yana adtech endüstrisi tarafından kullanılan diğer taktikler arasında paylaşım seçeneklerini önceden işaretleyerek ve web kullanıcılarının manuel olarak tıklayıp onay kutularını işaretlemelerini gerektirmek de var.
Dahası, bağımsız araştırmalar, IAB’nin TCF’ye bağlı bazı reklam teknolojisi satıcılarının; kullanıcılar izleme tabanlı reklamları istemediklerini açıkça belirtmelerine rağmen internet kullanıcılarını takip etmeye ve profillendirmeye devam ettiğine dair kanıtlar gösteriyor.
Eleştirmenler bütün bu sinik yaklaşımı uyum tiyatrosu olarak adlandırıyor: Reklam endüstrisinin, sistematik uyumsuzluğu endüstri standardı bir çerçeve içine paketleyerek veri koruma yasalarından kaçınma girişimi ve web kullanıcılarını toplu halde izlemeye ve profillendirmeye devam etme çabası.
Tabii ki, IAB bu görüşü paylaşmıyor. TCF’nin GDPR’yi ihlal ettiğine dair Belçika kararını yargılamak için yasal bir itirazı devam ediyor, ancak şimdi CJEU’nun kararı mahkemeye geri dönecek ve bu sürece dahil edilecek.
Reklam birliği, TCF dizelerinin kişisel veri olmadığına dair Belçika kararını bozmak için çabaladı. Ayrıca, yetkililerin bunu ortak denetleyici olarak sınıflandırmasını da sorguladı. CJEU her iki hususta da aksi yönde karar verdi. Dolayısıyla, IAB’nin temyizi için pek de parlak görünmüyor.
Bugün yayımlanan bir basın açıklamasında IAB, mahkemenin kararını kabul ederek “kişisel veri ve (ortak) denetleyicilik kavramları üzerinde ihtiyaç duyulan açıklık“ı memnuniyetle karşıladığını belirtti. Bu, tamamen argümanı kaybetmiş olmalarını bir şekilde iyi bir sonuçmuş gibi göstermenin bir yolu.
Ayrıca, yakında kararın ve sonuçlarının daha ayrıntılı bir yorumunu paylaşacaklarını da söylediler.
“Belçika Pazar Mahkemesi artık ABAD tarafından verilen yanıtlar doğrultusunda IAB Avrupa’nın esaslı argümanlarını incelemeye devam edecek.” diye de eklendi.
“Piyasa Mahkemesi önündeki birkaç ay sürebilecek davanın sonuçlanmasına kadar, APD kararının (yani IAB Avrupa’nın eylem planının onaylanmasının ardından uygulanmasının) askıya alınması uygulanmaya devam ediyor.”
Hikayenin güncellenmiş SSS‘inde reklam birliği, CJEU kararının TCF’nin GDPR’yi ihlal ettiğine dair Belçika DPA’nın bulgularını bozma şanslarına darbe olduğunu reddetmeye çalışıyor. “CJEU kararında, dijital ekosistemin yasal gereksinimlerine uyum sağlamak için onay isteklerinin yasallığını sorgulayan veya bunların kullanımını yasaklayan bir şeyin bulunmadığını” iddia ederek, “Avrupa Birliği’nin veri koruma çerçevesi altındaki yasal gereksinimleri yerine getirmek için kullanılmak üzere” dijital ekosistemin kullanımını engelleyen hiçbir şeyin bulunmadığını söylüyorlar.
Bu, yine de, CJEU’nun görevinin özellikle ileri sürülen hukuk maddelerine yanıt vermek olduğu göz önünde bulundurulduğunda, güzel bir dönüşüm olarak görünüyor. İlerleyen adımları atmak, dava ile ilgili temel hukuk maddelerini nasıl yorumlayacakları konusunda en üst mahkemenin rehberliğini dikkate almak için yönlendiren mahkemeye aittir.
Hatırlatma olarak, IAB’nin TCF’ye yönelik uzun süredir devam eden şikayet hakkında Belçika otoritesinin Şubat 2022 kararı, 5.1.a ve 6. maddelerin (işlemenin yasallığı; adil ve şeffaflık); 12, 13 ve 14. maddelerin (şeffaflık); 24, 25, 5.1.f ve 32. maddelerin (işlemenin güvenliği; kişisel verilerin bütünlüğü; tasarım ve varsayılan olarak veri koruma); 30. madde (işleme faaliyetlerinin kaydı); 35. madde (veri etkisi değerlendirmesi); ve 37. maddenin (veri koruma görevlisi atanması) ihlallerini buldu.
Otorite ayrıca o noktada IAB’ye 250 bin Euro’luk bir para cezası verdi ve TCF’yi uyumluluğa getirmesi için altı ay verdi. Ancak çerçevenin reform gerektiren eylemleri, IAB’nin temyizi üzerine son bir mahkeme kararı beklenene kadar askıya alındı. Bu nedenle, AB’de hala pop-up onay spamı devam ediyor.
Ancak bu kararla bu zombi onay spamının sona erme zamanı gelmiş olabilir. CJEU’nun kararının ardından yapılan bir açıklamada, İrlanda Medeni Haklar Konseyi’nin kıdemli üyesi ve Enforce direktörü Johnny Ryan, TCF’ye karşı GDPR şikayetlerini yapan kişilerden biri olarak, bu epik mücadelenin sonunun göründüğünü öngördü.
Ryan, “Avrupa’daki insanlar, neredeyse altı yıl önce GDPR’nin yürürlüğe girmesinden bu yana neredeyse her web sitesinde ve uygulamada her gün sahte ‘onay’ pop-up’larıyla başa çıkmaktan rahatsız oldular. IAB Europe, bu oyunu sorumluluğundan kaçınmak için çabaladı. Ancak Avrupa Adalet Divanı onu doğruladı. Bu karar, tarihteki en büyük spam operasyonunu sona erdirmekle kalmayacak; aynı zamanda, çevrimiçi izleme tabanlı reklam endüstrisine ölümcül bir darbe vuracak.” diye yazdı.
Ancak, CJEU’nun argümanlarını reddetmesine rağmen; IAB’nin bugünkü PR’ının “sakin” yasal işlemler öngördüğü mümkün, çünkü Avrupa web kullanıcılarından izleme izni almak için alternatif bir strateji gözlemlemiş olabilir.
Ancak, tartışmalı ‘izin ver veya öde‘ modeli zaten bir dizi gizlilik ve tüketici koruma zorlukları ile karşı karşıya. Ayrıca, Avrupa Veri Koruma Kurulu’nun yakında rehberlik sunması bekleniyor.
Yenilenebilir enerji kaynakları ve elektrikli otomobiller, 2023 yılında karbon emisyonlarındaki artışın sınırlandırılmasına yardımcı oldu. IEA’nın (Uluslararası Enerji Ajansı) son raporu, yenilenebilir enerji ve elektrikli arabalar olmasaydı, küresel sera gazı emisyonlarındaki artışın 2023’te çok daha büyük olacağını söylüyor. Emisyonlar yüzde 1,1 arttı. Bunun nedeni büyük ölçüde hidroelektrik tesislerinden elde edilen üretimin normalden çok daha düşük olmasıydı. Bu da elektrik üreticilerinin açığı geleneksel termik üretim istasyonlarından gelen elektrikle telafi etmesine neden oldu.
Karbon emisyonları için sınırlayıcı etki yeni trend
IEA, küresel enerjiyle ilişkili karbondioksit emisyonlarının 2023’te, toplam enerji talebindeki büyüme hızlansa da güneş enerjisi, rüzgar, nükleer enerji ve elektrikli otomobillerin giderek yaygınlaşmasının dünyanın daha fazla enerji kullanımını engellemesine yardımcı olmasına rağmen önceki yıla göre daha az arttığını söylüyor. Temiz enerji teknolojileri olmasaydı, son beş yılda CO2 emisyonlarındaki küresel artış üç kat daha fazla olurdu. Karbon emisyonları için sınırlayıcı etki artık yenilenebilir enerji ve elektrikli araçlar oluyor.
Emisyonlar, bir önceki yılki 490 milyon tonluk artışa kıyasla 2023 yılında 410 milyon ton yani yüzde 1,1 artarak 37.4 milyar tonluk rekor seviyeye ulaştı. Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer bazı ekonomilerdeki aşırı kuraklık nedeniyle hidroelektrikte yaşanan olağanüstü eksiklik, bu ülkelerin açığı kapatmak için büyük ölçüde fosil yakıt alternatiflerine yönelmelerinden dolayı 2023 yılında emisyonlarda yüzde 40’tan fazla artışa neden oldu. Alışılmadık derecede düşük hidroelektrik üretimi olmasaydı, elektrik üretiminden kaynaklanan küresel CO2 emisyonları geçen yıl azalacak ve enerjiyle ilgili emisyonlardaki genel artış önemli ölçüde daha az olacaktı.
Yenilenebilir enerji kaynakları ve elektrikli arabalar emisyonların azaltılmasına yardımcı oluyor ancak halihazırda atmosferde bulunan emisyonlar, hidroelektrik enerjiden elektrik üretimini daha da zorlaştıran kuraklık koşulları yaratıyor. IEA’nın raporuna göre dünya çapında, 2023’te satılan her beş yeni otomobilden biri elektrikli otomobillerden oluşuyor. Ajans: “Küresel elektrikli otomobil satışları, 2022 seviyesine göre yüzde 35 artışla 14 milyon civarına çıktı” dedi. Ancak Amerikalılar toplamın küçük bir yüzdesini oluşturuyordu. Geçen yıl elektrikli otomobil satışları sadece 1.2 milyondu. Bu da dünya çapındaki toplam elektrikli otomobil satışlarının yaklaşık yüzde 8,5’ini oluşturuyor. Çin’deki elektrikli arabalar, o ülkenin ulaşımdan kaynaklanan emisyonları üzerinde önemli bir etki yarattı. Elektrikli araç satışlarında küresel lider, en büyük etkiyi bunların kullanımından gördü.
Geçtiğimiz yıl iki Globe Haul kargo e-bisikletinin piyasaya sürülmesinin ardından Specialized artık ekipman, yolcu veya “aklınıza gelebilecek her şey” taşımak için tasarlanmış aile odaklı bir Porto uzun modeliyle birinci sınıfa geçiyor.
Porto uzun bisiklet modeli geniş aileler ve kargo için uygun
Ön tarafta yaşamsal ihtiyaçlar için sağlanan bir çerçeve çantasının yanı sıra ek alanda bulunuyor. Çocuklar gemide olmadığında yetenekli bir kargo taşıyıcısı. Alüminyum kargo çerçevesi yalnızca tek boyutta geliyor. Ancak alçak bir adım atma yüksekliği sunuyor ve yüksekliği 1.55 m ila 1.95 m arasındaki sürücülere uyacak şekilde ayarlanabilir oturma ve gidon yüksekliğine sahip. Uzun kuyruklarına rağmen Porto, büyük bir Özel eMTB ile hemen hemen aynı uzunlukta, 2.065 mm geliyor ve bu da onu nispeten kolay bir park haline getiriyor.
Tescilli arka raf, çocuk koltukları, güvenlik rayları, ayak platformları veya mandalları, ağır hizmet tipi kargo tabanı, çantalar vb. gibi aksesuarların montajı için MIK HD hızlı bağlantı arayüzü ile uyumlu ve ayrıca entegre yan çanta montaj parçalarına sahip. 60 kg’a kadar taşıma kapasitesine sunuyor. Ayrıca ön tarafta 20 kg’a kadar taşıma için birkaç ip içeren küçük bir raf var. Bisikletin kendisi 39,6 kg ağırlığında ve toplam 200 kg taşıyacak şekilde tasarlandı.
Tüm bu ağırlık, geleneksel bir kargo bisikletinde zorlu bir sürüşe neden olabiliyor. Ancak Proto, Specialized’in 90 Nm tork ve 25 km/saat hıza kadar pedal desteği için kendi 250 W orta tahrikli kargo motorundan yararlanıyor. Sürüş esnekliği, az bakım gerektiren Gates CDX Karbon Tahrik ile birleştirilmiş yüzde 380 menzile sahip arkadaki Enviolo CVP hub ile şekilleniyor. Kilitlenebilir/çıkarılabilir 710 Wh pilin, şarj başına beş saate kadar destekli taşıma için iyi olduğu kabul ediliyor. Doğal olarak aile odaklı olan kargo e-bisikleti, dahili bir dikiz aynası ve MasterMind ekranında gösterilen özel verilerle trafik çok yaklaştığında sürücüyü bilgilendiren bir Garmin radarı sayesinde “gözleri başın arkasında” olacak şekilde gönderiliyor. Bu ekran/uzaktan kumanda Bluetooth dostu ve motor ince ayarı ve daha derin dalışlar için eşlik eden bir mobil uygulamayı çalıştıran bir akıllı telefonla eşleşebiliyor.
Microsoft bünyesinde görev yapan bir yapay zeka mühendisi, Copilot Designer yapay zekasıyla ilgili endişelerini ABD Federal Ticaret Komisyonu’na (FTC) taşıyarak şirketin dikkatini çekti. Bu eylem, daha önce DALL-E 3 yapay zekasındaki endişelerini dile getiren Shane Jones‘un, şirketin bu konudaki eksikliklerini gidermede yetersiz kaldığı iddiasını içeriyor.
Microsoft çalışanı Jones, FTC Başkanı Lina Khan‘a yazdığı mektupta, Copilot Designer’ın potansiyel olarak şiddet içerikli veya cinsel içerikli görseller üretebileceğini ve Microsoft‘un bu konuda yeterince etkili bir çözüm uygulamadığını belirtti. Çalışan, şirketi Copilot Designer’ı kamusal kullanımdan kaldırmaya çağırarak, yalnızca yetişkinlere yönelik bir derecelendirme alması gerektiğini vurguladı.
Jones, OpenAI‘ın Dall-E 3 aracının desteklediği Copilot Designer’ın, basit komutlarla cinsel içerikli, şiddet içeren veya zararlı görseller üretebildiğini öne sürdü. Bu iddiaların detaylı bir şekilde incelenmesi için yeterli kaynağın olmadığını iddia eden Microsoft‘un Copilot ekibinin, günde 1.000’den fazla ürün geri bildirim şikayeti aldığı ancak bu sorunları çözmek için yeterli kaynağa sahip olmadığı yönünde ifadelerini aktardı.
Microsoft çalışanı endişelerini politikalara uygun bir şekilde ele almaya kararlı olduğunu belirten açıklamalarına rağmen, Jones‘un şikayetleri, yapay zeka tabanlı **Copilot Designer’ın güvenlik açıklarına ve potansiyel tehlikelere dair geniş bir soru işareti oluşturuyor.
Bu olay, daha önce Copilot Designer’ın Taylor Swift’in müstehcen görüntülerini oluşturması ve Google‘ın Gemini yapay zekasının tarihsel olarak doğru olmayan görüntüler üretmesi gibi benzer sorunlarla örtüşmekte, yapay zekanın etik ve güvenlik konularındaki tartışmaları bir kez daha gündeme getirmektedir.
Google’un merakla beklenen Google Tensor G4 işlemcisi, Pixel 9 ve 9 Pro modellerine güç verecek. Samsung imzalı bu yeni yonga seti, önceki versiyonlara kıyasla önemli geliştirmeler sunarak teknoloji dünyasında büyük bir heyecan yaratmaya aday görünüyor.
Tensor G4’ün önemli özelliklerinden biri, Samsung Foundry tarafından üretilmesi. Bu tercih, önceki modellerde karşılaşılan ısı yönetimi ve güç verimliliği konularına çözüm getirmeyi hedefliyor. Bu da demek oluyor ki, kullanıcılar daha uzun süreler boyunca stabil performans elde edebilirler.
Önceki söylentilere göre, Tensor G4’ün sadece küçük bir güncelleme olacağı düşünülüyordu. Ancak, son raporlar bu işlemcinin sadece bir güncelleme olmanın ötesine geçerek, önemli yenilikler içereceğini gösteriyor. Bu yeniliklerin büyük bir kısmı, Samsung Exynos lansmanlarına dayanıyor. Tensor G3’ün, iptal edilen 9 çekirdekli Exynos 2300’ün bir türevidir ve bu yeni platformun, daha fazla müşteri çekmek amacıyla geliştirilen Exynos 2400 ile daha da güçlendirilebileceği belirtiliyor.
Bu geliştirmelerin ötesinde, Tensor G4’ün kullanacağı 4LPP+ fabrikasyon düğümü ve “Fan-out Wafer Level Packaging” (FOWLP) paketleme teknolojisi, daha yüksek performans, enerji verimliliği ve stabilite sunmayı amaçlıyor. Bu özellikler, cihazın günlük kullanımda daha hızlı ve verimli çalışmasına olanak tanıyarak kullanıcı deneyimini artırabilir.
Sonuç olarak, Google Tensor G4, önceki modellerin sınırlarını aşarak, Pixel 9 ve 9 Pro’nun performansını önemli ölçüde artırabilir. Bu güncellemeler, kullanıcıların daha üst düzey bir teknoloji deneyimi yaşamalarına katkı sağlayabilir.
Sosyal medya devi Instagram, kullanıcı deneyimini daha da iyileştirmek amacıyla özel mesajlaşma platformunda önemli güncellemeleri kullanıcılarına sunuyor. Meta firması tarafından hayata geçirilen son güncelleme, kullanıcı geri bildirimlerini dikkate alarak bir dizi yeni özelliği beraberinde getiriyor.
Güncellemenin en dikkat çekici özelliği, gönderilen mesajların düzenlenebilir hale gelmesidir. Artık mesajlar gönderildikten sonraki 15 dakika içinde düzenlenebilecek. Bu sayede kullanıcılar, hızlı bir şekilde mesajlarını gözden geçirip gerekirse düzeltebilecek, iletişimlerini daha etkili bir şekilde yönetebilecekler. Düzenleme işlemi için ise mesajın üzerine uzun basarak çıkan menüden “Düzenle” seçeneğini seçmek yeterli.
Bununla birlikte, Instagram DM bölümüne eklenen diğer önemli bir özellik ise okundu bildiriminin açılıp kapatılabilmesidir. Tüm sohbetler veya belirli sohbetler için bu özellik kullanılabilmekte ancak uçtan uca şifrelenen sohbetler bu durumdan hariç tutulmuştur.
Güncelleme ayrıca üç kişiye kadar sohbetlerin sabitlenebilmesi, gönderilen etiketlerin kaydedilebilmesi ve mesajlara etiket, GIF, video, fotoğraf gibi çeşitli bileşenlerle cevap verilebilme gibi özellikleri içermektedir. Bu yenilikler, kullanıcıların mesajlaşma deneyimini daha zengin ve etkileşimli hale getirerek, Instagram’un rekabetçi sosyal medya pazarındaki konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor.
Instagram’un bu son güncellemesi, sosyal medya kullanıcılarının beklentilerine daha iyi yanıt verebilmek ve platform üzerinde daha fazla etkileşim sağlamak adına atılan önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Kullanıcıların daha fazla özellik ve geliştirmelerle buluşması, Instagram’un dinamik ve yenilikçi bir platform olma vizyonunu destekliyor.
Apple’ın bir süre önce resmi olarak iptal ettiği Apple Car projesine dair yeni ayrıntılar gün yüzüne çıktı. Bloomberg’in haberine göre, Apple, proje kapsamında Mercedes-Benz, Ford ve Tesla ile görüşmeler gerçekleştirdi.
Yapılan açıklamalara göre, Apple, Mercedes ile uzun süren görüşmelerde bulunarak birlikte bir elektrikli otomobil projesi geliştirme yolunda adımlar atmaya çalıştı. Bu çerçevede, Mercedes’in aracı üretmesi ve Apple’ın otonom sürüş platformunu sağlaması gibi bir işbirliği planı ortaya çıktı. Ancak daha sonra Apple, tek başına araç üretebilecek kapasiteye sahip olduğunu düşündüğü için ortaklıktan çekildi.
Apple’ın sadece Mercedes ile değil, aynı zamanda Ford ile de Lincoln markası altında bir Apple Car satma olasılığını görüştüğü ancak bu görüşmelerin çok ilerlemediği belirtildi. Ayrıca, geçmişte gündeme gelen ancak gerçekleşmeyen Tesla satın alma planının da ele alındığı ifade edildi. Apple CEO’su Tim Cook’un, görüşmelerin başlarında bu olasılığı ortadan kaldırdığı ve daha sonra Tesla’dan pil tedarik etmek için görüşmelerin gerçekleştiği aktarıldı.
Apple’ın otomobil dünyasında adım atma çabaları sadece araç üreticileriyle sınırlı kalmadı. Şirket, lüks otomobil üreticisi McLaren’i satın almaya oldukça yaklaşmış, ancak bu satın alma gerçekleşmedi. Eğer gerçekleşmiş olsaydı, Apple’ın ünlü tasarımcısı Jony Ive’ın Londra’da yeni bir tasarım stüdyosu kurarak projede çalışacağı belirtiliyor.
Apple Car projesi aslında Steve Jobs’un 2008 mali krizi sonrasında General Motors’u satın alma isteğiyle başladı. Ancak firmanın odaklanma ihtiyacı nedeniyle bu plan ilerlemedi. Titan projesi, 2014 yılında resmi olarak ortaya çıksa da, prototipler zaman içinde ciddi değişikliklere uğradı. Bloomberg raporuna göre, projenin liderleri ve mühendisleri araç yapısını sürekli değiştirdi ve bu nedenle projenin başarısız olduğu ifade edildi.
Sonuç olarak, 26 Şubat tarihinde projenin iptal edildiği bir e-posta ile duyuruldu. 10 yıl boyunca projeye yaklaşık olarak yılda 1 milyar dolar harcandığı belirtiliyor.
Yeni Taciz Filtresinin varlığı, Android Authority tarafından yapılan APK incelemesi sırasında keşfedildi ve bu filtrenin varlığı, Android için resmi Reddit uygulamasının 2024.10.0 sürümünde tespit edildi. Resmi Android Reddit uygulamasının bu sürümü çeşitli resmi olmayan çevrimiçi kaynaklarda göründü, ancak Google Play Store hala mevcut en yeni sürüm olarak 2024.08.0’ı gösteriyor.
Uygulama, moderatörlere taciz edici gönderilerin yayınlanmasını önleme konusunda yardımcı olmak üzere eğitilmiş büyük bir dil modeline atıfta bulunan kod satırları içeriyor ve yeni aracın varlığını yansıtan, geçen hafta güncellenen bir Reddit yardım sayfası tarafından destekleniyor.
Yardım sayfasında “Taciz Filtresi, moderatörlerin taciz edici olarak kabul edilmesi muhtemel gönderileri ve yorumları otomatik olarak filtrelemesine olanak tanıyan isteğe bağlı bir topluluk güvenliği ayarıdır.” ifadesi yer alıyor. “Filtre, moderatör eylemleri ve Reddit’in dahili araçları ve yaptırım ekipleri tarafından kaldırılan içerik konusunda eğitilmiş bir Büyük Dil Modeli (LLM) tarafından desteklenmektedir.“
Filtre, Reddit topluluğunun mod araçlarında etkinleştirilebilir; ancak bireysel moderatörlerin bunu etkinleştirmek için alt düzenleme ayarlarını değiştirme izinlerine sahip olmaları gerekir.
Taciz filtresi düşük (“en az içeriği filtreler ancak en doğru sonuçları verir“) ve yüksek (“en fazla içeriği filtreler ancak daha az doğru olabilir“) olarak ayarlanabilir ve ayrıca yapay zekayı taciz etmeye zorlamak için açık bir izin verilenler listesi içerir. En fazla 15 tanesi eklenebilecek belirli anahtar kelimeleri gözardı edin.
Etkinleştirildiğinde filtre, moderatörlerin doğruluk açısından inceleyebileceği “potansiyel taciz” adı verilen moderasyon kuyruğunda yeni bir etiket oluşturur.
Reddit’in yardım sayfasında, özelliğin artık masaüstünde ve resmi Reddit uygulamalarında mevcut olduğu belirtiliyor ancak özelliğin ne zaman eklendiği belli değil.
En kötü ikisi (CVE-2024-22252 ve 22253) VMware Workstation ve Fusion masaüstü hipervizörlerinde 9,3/10 ve ESXi sunucu hipervizöründe 8,4 olarak derecelendirildi.
Kusurlar, sanal bir makinede yerel yönetim ayrıcalıklarına sahip kötü niyetli bir aktörün, konuk dışında kod yürütmek için bu sorunu kullanabileceği anlamına geldiği için bu derecelendirmeleri kazandı. Workstation ve Fusion’da bu kod ana bilgisayarda veya Mac’te çalışacaktır. ESXi altında, her konuk VM’yi kapsayan VMX sürecinde çalışacak.
VMware, bir SSS bölümünde iki kusuru BT Altyapı Kitaplığı tarafından tanımlandığı şekilde acil durum değişikliği olarak değerlendirdi.
Başka bir güvenlik açığı olan CVE-2024-2225, 7,1 olarak derecelendirildi.
Kusurlara yönelik geçici çözümler, VMware’in amiral gemisi sunucu sanallaştırma platformunun artık desteklenmeyen bir sürümü olan vSphere 6.x için bile geçerli.
Yukarıda bahsedilen üç CVE için sorunun kaynağı sanal USB denetleyicileridir. VMware’in bu kusura yönelik geçici çözümü, bunları VM’lerden kaldırmak.
Ancak VMware’in SSS bölümünde, “desteklenen bazı işletim sistemleri, sanal konsol üzerinden klavye ve fare erişimi için USB gerektirdiğinden” bunu yapmanın “büyük ölçekte mümkün olmayabileceğini” kabul ediyor. USB geçiş işlevselliğinin kaybı başka bir istenmeyen sonuç olabilir.
SSS şunu ekliyor: “Bununla birlikte, çoğu Windows ve Linux sürümü sanal PS/2 fare ve klavyenin kullanımını desteklemektedir.” ve VMware’in yayınladığı güvenlik güçlendirme kılavuzunun bir parçası olarak USB denetleyicileri gibi gereksiz aygıtların kaldırılması tavsiye edilmektedir.
Daha da kötüsü, VMware ayrıca CVE-2024-22254’ü de tavsiye etti; bu güvenlik açığı, VMX işleminde ayrıcalıklara sahip kötü niyetli bir aktörün sınır dışı bir yazmayı tetikleyerek sanal alandan kaçmasına neden olabileceğini görebilir.
Konuk-Ana Bilgisayar kaçışları en kötü sanallaştırma olayıdır. Bunlar önemli görünüyor, ancak bir saldırganın VM filolarını kontrol etmesine olanak tanıyacak hipervizörün tamamen ele geçirilmesi için yeterli değil.
İlginçtir ki bazı kusurlar, 2023’teki Tianfu Kupası Pwn Yarışması’nda (Çin’deki Pwn2Own bilgi güvenliği saldırı festivalinin eşdeğeri) araştırmacılar tarafından keşfedildi.
VMware, yarışma katılımcılarına Alibaba’ya bağlı Team Ant Lab’den Jiang YuHao, Ying XingLei ve Zhang ZiMing’e ve Team CyberAgent’tan VictorV & Wei’ye teşekkür etti. Ayrıca Qi’anxin Group’taki TianGong Legendsec Ekibinden Jiaqing Huang ve Hao Zheng’e de bazı kusurları bağımsız olarak buldukları için teşekkür edildi.
Microsoft AI mühendislik yöneticisi Shane Jones, bugün Microsoft’un yönetim kuruluna ve FTC patronu Lina Khan’a gönderdiği mektupları paylaştı.
Mektuplarda, Jones, Microsoft Copilot Designer’ın metinden görüntüler oluşturmak için kullandığı OpenAI’in DALL-E 3’ü test etmek için kırmızı takım gönüllüsü olarak çalışırken, güvenlik önlemlerini atlatmasına izin veren zayıflıklar bulduğunu iddia ediyor. Jones, sorunları “sistemik” olarak tanımlarken, ne Microsoft ne de OpenAI’in bunları ele almadığını belirtiyor.
Jones, Khan’a Amerika’nın tüketici gözlemcisi olan FTC’ye yazdığı mektupta şunları söyledi: “Microsoft, Copilot Designer’ı her yaştan çocuklar da dahil olmak üzere herkesin kullanabileceği güvenli bir yapay zeka ürünü olarak kamuya pazarlarken, şirket dahili olarak sistemik sorunların gayet iyi farkında.”
Jones, “Son üç ay boyunca Microsoft’a, daha iyi koruma önlemleri sağlanana kadar Copilot Designer’ı kamu kullanımından kaldırması yönünde defalarca çağrıda bulundum.” diye ekledi.
“Bu değişiklikleri uygulamada başarısız oldular ve ürünü ‘Herkese, Her Yere, Her Cihaza’ pazarlamaya devam ettiler.“
Nesneleştirme, şiddet ve avukatlar
Microsoft, Copilot’u, temel üretken yapay zeka teknolojisini sağlayan ve onu Windows’tan Azure’a kadar yazılım imparatorluğunun her köşesine enjekte eden OpenAI ile ortaklaşa destekliyor.
Jones’a göre, korkuluk baypas güvenlik açığını Aralık ayı başında keşfetti ve bunu Microsoft’taki meslektaşlarına bildirdi.
Jones’un bulguları arasında “DALLE-E 3’ün, istem tamamen zararsız olsa bile istemeden kadınları cinsel olarak nesneleştiren görüntüler içerme eğilimi olduğu” gerçeği vardı. Örneğin, ani “araba kazası“, bir arabanın önünde diz çökmüş iç çamaşırından başka bir şey giymeyen bir kadının veya parçalanmış araçlarla poz veren iç çamaşırlı kadınların resimlerini içeriyordu.
Jones, “profesyonel seçim” kadar basit yönlendirmelerin kullanılmasının “duyarsız veya tamamen endişe verici” görüntülere neden olduğunu söyledi. CNBC’ye verdiği bir röportajda Jones, kürtaj temalı mesajın bebekleri yemek üzere olan iblislerin resimlerini ve “tamamen yetişkin bir bebekte kullanılan ‘profesyonel seçim’ etiketli matkap benzeri bir cihazın” ve diğerlerinin görüntülerini içerdiğini söyledi.
Ve Jones’a göre Copilot, büyük beğeni toplayan çocuk filmi Frozen’dan Elsa’yı tasvir eden sahneler gibi telif hakkıyla korunan görüntüler içeren görüntüleri memnuniyetle yayınlayacak.
Geçen yılın sonunda bu endişeler Microsoft’un dikkatine sunulduğunda, Jones’a konuyu OpenAI’e götürmesi söylendi. Jones’a göre OpenAI’den hiç haber alamamıştı, bu nedenle 14 Aralık’ta LinkedIn’de OpenAI yönetim kuruluna açık bir mektup gönderdi.
Bu bir yanıt aldı ancak umduğu yanıt olmadı. OpenAI’den haber almak yerine Microsoft avukatlarından bilgi aldı ve ona bunu kaldırmasını söylediler.
Jones, bugün Microsoft’un yönetim kuruluna gönderdiği notta, “Mektubu Microsoft’a açıkladıktan kısa bir süre sonra yöneticim benimle temasa geçti ve bana (Microsoft legal) gönderiyi silmemi istediğini söyledi, ben de bunu gönülsüzce yaptım.” dedi.
Jones, “Konuyu doğrudan tartışmak için yapılan sayısız girişime rağmen, benimle doğrudan iletişim kurmayı reddediyorlar.” diye iddia ediyor.
“Bugüne kadar Microsoft’un mektubumu OpenAI Yönetim Kurulu’na ilettiğini mi yoksa basında olumsuz haber yapılmasını önlemek için beni mektubu silmeye mi zorladıklarını hala bilmiyorum.”
Jones o zamandan beri konuyu ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi’ndeki milletvekillerine götürdü ve bunun Senato Ticaret, Bilim ve Ulaştırma Komitesi üyeleriyle daha sonraki toplantılara yol açtığını söyledi.
Jones, “Bu konuyu şirket içinde gündeme getirmek için olağanüstü çaba gösterdim (ancak) şirket, Copilot Designer’ı kamu kullanımından kaldırmadı veya ürüne uygun açıklamalar eklemedi.” dedi.
Google harekete geçiyor, peki Microsoft ve OpenAI’nin bahanesi ne?
Microsoft’un Copilot Designer’ın DALL-E 3 uygulamasındaki potansiyel güvenliğe yanıt vermemesinin, Google’ın Gemini’nin sorunlu görseller üretmesiyle ilgili benzer şikayetlere verdiği tepkinin tam tersi olduğunu belirtmekte fayda var.
Gemini, Nazi Almanyası’nın silahlı kuvvetlerinde görev yapmak veya Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu babaları olmak gibi farklı bağlamlarda farklı ırklardan insanların resimlerini üreten netizenler tarafından yakalandı. Tarihin silinmesinden ve insanları ait olmadıkları tarihi sahnelere koymaktan korkan model, bu durumu fazlasıyla telafi etti ve görünüşe göre Kafkas halkını neredeyse tamamen sildi.
Buna yanıt olarak Google, mühendislere yazılımını yeniden kalibre etmeleri için zaman tanımak amacıyla Gemini’nin insanlara yönelik metin-görüntü özelliklerini duraklattı.
Jones, “(Yapay zekanın) ilerlemesindeki bu önemli aşamada, Microsoft’un müşterilerimize, çalışanlarımıza, hissedarlarımıza, iş ortaklarımıza ve topluma yapay zekanın güvenliğini ve şeffaflığını sağlamaya kararlı olduğumuzu göstermesi kritik önem taşıyor.” dedi.
Ancak bu zor olabilir, çünkü Jones; Microsoft’un, şirketin yapay zeka ürünleriyle ilgili olası sorunları iletmek için uygun raporlama araçlarına bile sahip olmadığını iddia etti.
Jones, Microsoft yönetim kuruluna yazdığı mektubunda bu gözetim eksikliğine dikkat çekti ve mega şirketin Sorumlu Yapay Zeka Ofisi’nin, beş Microsoft çalışanına yönelik bir e-posta takma adı dışında herhangi bir raporlama aracına sahip olmadığını açıkladı. Jones, kıdemli bir Yardımcı Pilot Tasarımcısı liderinin kendisine Sorumlu Yapay Zeka Ofisi’nin sorunları kendilerine iletmediğini söylediğini söyledi.
Jones, Microsoft’un yönetim kuruluna şunları söyledi: “Bu yıl yapay zeka hızla ilerlerken, ürünlerimizi ve tüketicilerimizi güvende tutmak için gereken altyapıyı oluşturmaya yatırım yapmak için büyük bir olayı beklememeliyiz.“
Karbon yakalama, doğrudan hava yakalama ve karbonun doğrudan uzaklaştırılması yine heyecan döngüsüne geri döndü. Bu yüzden bir kez daha ölçeklenmesi uzaktan muhtemel olmasa da teknik açıdan ilginç çözümlere bakıyorum. Bugün mikroskop altında , olivin ayrışmasını sahil kumu takviyesi planı olarak araştıran Vesta Earth görülüyor.
Yeşil plajlar karbon yakalama görevini üstleniyor
Olivin yaygın bir mineral olan magnezyum demir silikat. Yerkabuğunda oldukça bol miktarda bulunuyor. Çok saf formları kristal ve peridot adı verilen yarı değerli taşların yapımında kullanılıyor. Çoğu, çeşitli magmatik kaya ve mineral türlerinin, yani soğutulmuş lavların büyük bir karışım.
Yeraltında diğer kayalar gibi orada duruyor. Ancak onu atmosfere taşıdığınızda karbondioksit ile reaksiyona girerek magnezyum karbonat oluşturmaya başlıyor. Bunu suda da yapıyor. Bir ton ince öğütülmüş olivin, kum seviyesine veya altına kadar bir ton CO2 emebiliyor.
Olivin ile ayrışma, olivinin çok yaygın olması ve bu reaksiyon nedeniyle başvurulması gereken yaklaşımlardan biri. Gözden geçirdiğimiz birkaç makale, 1990 yılında Walter Seifritz’in Silikat Aracılığıyla CO2 Bertarafı adlı kitabının Nature dergisinde yayınlanan bir karbon azaltımı çözümü olarak mineralizasyondan ilk söz ettiğine işaret ediyor. Kariyerini çoğunlukla askeri ve sivil kullanıma yönelik nükleer patlayıcılara adayan Norveçli bir nükleer bilim adamının, neden karbon azaltımı için mineralizasyon öneren ilk kişi olduğu benim için açık değil. Ancak gerçeklik çoğu zaman tuhaf. Teklifin, kalsiyum silikat ve hava koşullarına karşı geliştirilmiş bir kimyasal reaktör öneren yaklaşık 250 kelimelik kısa bir mektup olduğu ortaya çıktı.
Vesta Earth’ün ana fikri, olivin madenini çıkarmak, onu kuma öğütmek ve onu fırtınalar ve gelgitler tarafından sürüklenen, şimdilerde deniz seviyesinin yükselmesi ve daha büyük fırtınalar nedeniyle güçlenen sahillere eklemek. Bunu önümüzdeki yıllarda ve onyıllarda dünyanın dört bir yanındaki topluluklarla birlikte yapmayı umuyor. Toplumlar plajlarının rengini ve yumuşaklığını seviyor. Öğütülmüş bira ve soda şişelerine benzeyen plajların satışı zor olacak. Ayrıca, taze öğütülmüş olivinin sertliği ve keskinliği, pek çok yaygın plaj kumundan belirgin biçimde farklı bir his verecek. Florida’nın kumları yumuşak ve beyaz. Çünkü bunlar silika kuvars ovalleri ve öğütülmüş deniz kabukları.