IoT fidyeciliği çok farklı ve tehlikeli bir tehdit

Kötü amaçlı fidye yazılımları 2015 yılından beridir siber güvenlik tehditleri arasında kendi özel yerlerine kuruldular. İşletmeler, kamu kuruluşları ve bireysel kullanıcılar, bilgisayarlarındaki dosyaların kendi istekleri dışında şifrelenmemesi için güvenlik önlemleri almaya başladılar. Ancak fidye yazılımlarında yeni bir dalga geliyor. Bu sefer tehdit dosyalarımıza değil, nesnelerin interneti araçlarına yönelik. Yeni fidye yazılımları IoT cihazlarımızı esir alacak ve dosyaların şifrelenmesine göre çok daha fazla hasar verici olacak. Özellikle nesnelerin internetinin güvenlik durumu düşünüldüğünde. Fidye yazılımlarının meşhur markaları Cryptowall ve CTB-Locker, hedef cihazlardaki değerli dosyaları bulup şifreliyor. Bu şifreleme işleminin kimden geldiğinin belli olmaması haricinde, fidye yazılımlarının çok daha önemli bir avantajı var: Süreç geri döndürülemiyor. Yazılımın kurbanları, eğer böyle bir olaya karşı gerekli güvenlik önlemlerini almamışlarsa, fidyecilere para verip dosyalarına geri kavuşmak haricinde bir seçenekleri bulunmuyor. Dolayısıyla finansal değeri bulunan dosyalar nereye giderse, fidye yazılımları da oraya gidecek. Ancak IoT cihazları ya çok az ya da hiç veri barındırmıyor. Bu yüzden fidye yazılımlarının bu cihazlar ile bir ilgisi olmaz diye düşünebiliriz değil mi? Yanlış. Geleneksel fidye yazılımları bilgisayarlara girip dosyaları şifrelerken, IoT fidye yazılımları gerçek dünyada kullanılan sistemleri kontrolleri altına alabiliyor. IoT teknolojisinin getirdiği bir sürü pratik avantajı kendi lehlerine kullanan fidye yazılımcıları, elektriği kesebiliyor, araçları durdurabiliyor, hatta üretim hatlarının çalışmasını bile engelleyebiliyor. Çok daha fazla hasar yaratma potansiyeli olan bu yöntemler, saldırganların ele geçirdikleri IoT cihazını geri vermek için istedikleri fidye parasını da artıracaktır. Böyle bir fazladan fidye alınabilecek bir alan varsa, saldırganlar boş durmayacaktır. Bazı uzmanlar, böyle bir saldırının IoT cihazı basitçe resetlemek, kapatıp açmak veya baştan başlatmak ile çözülebileceğini düşünüyor. Ancak IoT fidye saldırılarını korkunç yapan, geleneksel fidye yazılımlarının geri döndürülemez etkisi değil. Bu sefer tehlikeli olan durum, saldırının zamanlaması. Kritik sistemlere erişimin bir saniyeliğine bile sağlanamamasının felakete yol açabileceği birçok karmaşık IoT düzeneği hali hazırda kullanımda. IoT gittikçe daha kritik sistemlere entegre edildikçe, kilitlenen sistemlerin zamanında tekrar kullanıma sokulamaması, bireysel ve kamusal çapta büyük zararlar verebilir. Bu kritik sistemlere örnek olarak kalp pilinden elektrik santrallerine kadar birçok farklı boyutta örnek verilebilir. Bir yakınınızın veya kendinizin kalp pili fidye yazılımları tarafından etkisiz hale getirildiğinde, ödemeyi yapmak için ne kadar süre beklersiniz? Ne kadar ödersiniz? Bunu bir düşünün. Başka örnekler verelim. Akıllı araçlar yaygınlaşmaya başladığında, sadece 3 tanesini kısa bir süreliğine kilitlemek, bütün bir şehrin trafiğini alt üst etmeye yeter. Daha da beteri olabilir: Metro sinyalizasyon sisteminin sadece 1 dakikalığına çalışmadığını düşünün. Kaç kişinin hayatı tehlikeye girer? IoT fidyecilik saldırılarının örnekleri de gösterildi. Örneğin İngiltere menşeli Pen Test Partners, bir akıllı termostatı fidye yazılımları ile ele geçirip, istenilen para ödenmediği sürece termostatı tam güçle çalıştırdılar. Bu tabi ki yalnızca bir denemeydi. Daha sonra başka güvenlik şirketleri ve yazılım grupları, akıllı evleri, akıllı ofisleri, bağlantılı ve otonom araçları, giyilebilir akıllı cihazları nasıl fidye yazılımları ile ele geçirebileceklerini gösterdiler. Bütün bu “gösteriler” karşısında IoT güvenliğinin sil baştan elden geçirilmesi gerekiyor. Daha geçtiğimiz haftalarda siber korsanlar tarafından ele geçirilmiş 145 bin IoT uyumlu kamera ile (web kameraları, güvenlik kameraları, vb.) DDoS saldırısı yapıldı. Evinizdeki buzdolabının elektrik santralinin sistemlerini çökertmekte kullanıldığını öğrendiğinizde ne hissedersiniz?

İnternet özelleştirildi, artık devletin elinde değil

0
İnternet Tahsisli İsimler ve Numaralar Kurumu (ICANN) ile Birleşik Devletler Ticaret Bakanlığı Ulusal Telekomünikasyon ve Bilgi Ajansı (NTIA) arasındaki İnternet Tahsisli Sayılar Otoritesi (IANA) işlevlerinin ifa edilmesine yönelik sözleşme resmi olarak sona erdi. Bu tarih, 1998 yılından bu yana süregelen bir süreci, internetin koordinasyonu ve yönetiminin özel sektöre geçişini gösteren bir mihenk taşı oldu. ICANN Kurulu Başkanı Stephen D. Crocker, “Bu geçiş 18 yıl önce öngörülüyordu ama bunu bir gerçeklik haline getiren şey nihai teklifin taslağını hazırlayan küresel internet topluluğunun yorulmak bilmeyen çabalarıydı,” dedi. “Bu topluluk, internet yönetiminde çok başlı modeli meşru kıldı. Topluluk; işletmeler, akademisyenler, teknik uzmanlar, sivil toplum, hükümetler ve birçok farklı ses dahil olmak üzere tüm seslerin dahil edilmesiyle tanımlanan bir yönetim modelinin, yarının internetinin tıpkı bugünün interneti kadar özgür, açık ve erişilebilir kalmasını sağlamanın en iyi yolu olduğunu gösterdi.” İnternet kullanıcıları, yönetim devrinin bir sonucu olarak çevrimiçi deneyimlerinde bir değişim veya farklılıkla karşılaşmayacak. İnternetin özgün tanımlayıcılarının koordinasyonunun yönetimi konusunda ICANN, İnternet ekosisteminde küçük fakat önemli bir rol oynuyor. ICANN, 15 yıldan daha uzun bir süredir İnternet Mühendislik İş Ekibi, Bölgesel İnternet Tescil Merkezleri, üst düzey alan adı tescil merkezleri ve yazmanları ve diğerleri gibi diğer teknik kurumlarla uyum içerisinde çalışıyor. Özelleştirme sürecinin son safhası 2014 yılında, NTIA ICANN’den özel sektör temsilcileri, teknik uzmanlar, akademisyenler, sivil toplum, hükümetler ve bireysel İnternet son kullanıcılarından oluşan küresel çok paydaşlı toplumu bir araya getirip hem NTIA’nın tarihi yönetim rolünün yerini almak hem de ICANN’in sorumluluk mekanizmalarını geliştirmek için teklifler geliştirmesini talep ettiğinde başladı. Küresel topluluk tarafından geliştirilen teklif paketleri, Mart 2014 duyurusu kapsamında NTIA tarafından belirlenen katı kriterlere uyuyordu. Tekliflerin NTIA’ya sunulmasından itibaren, ICANN ve çeşitli paydaş grupları gerekli tüm uygulama görevlerinin[icann.org] tamamlanabilmesi, bu şekilde IANA işlevleri sözleşmesinin 30 Eylül 2016 tarihinde sona ermesi için yorulmak bilmeden çalıştı. ICANN’in mevcut çok paydaşlı modelini desteklemekte olan teklifler aynı zamanda ICANN’in sorumluluğunu iyileştirme amacını da taşıyor. İyileştirmeler arasında, küresel İnternet topluluğunun ICANN tarafından alınan kararlara katılmaması halinde doğrudan organizasyon veya Kurula başvuru yapabilmesi de bulunuyor.

Pera Müzesi’nde “Veri Girişi” sergisi

0
Pera Müzesi’nin düzenlediği “Veri Girişi” ve “Karşılaşmalar” sergileri 16 Ekim’e kadar ziyaretçilerini bekliyor. Sanatseverler, heykel, performans ve video alanlarında çalışan sanatçı Katherine Behar’ın eserlerini Türkiye’de ilk kez Pera Müzesi’ndeki “Veri Girişi” sergisi ile izleme fırsatı buluyor. Genç sanatçıları görünür kılan “Karşılaşmalar” başlıklı sergi ise Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden 62 genç sanatçının 70’e yakın eserinden oluşuyor.

Katherine Behar: Veri Girişi

Pera Müzesi’nde insan ve teknolojinin, karmaşık ve bazen de isyan niteliğindeki bir arada yaşama yollarını konu edinen “Veri Girişi” sergisi, Katherine Behar’ın sanatına genel bir bakış niteliği taşıyor. Sergi, Behar’ın dijital kültürün ekonomik, politik ve sosyolojik etkilerini deşifre eden eserlerinden yola çıkarak, sanatın dijital kültür ve teknolojik gelişmelerle olan ilişkisine de eğiliyor. Küratörlüğünü Pera Müzesi ekibinden Fatma Çolakoğlu ve Ulya Soley’in yaptığı sergide Katherine Behar’ın Suna ve İnan Kıraç Vakfı Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu’ndan aldığı ilhamla ürettiği üç yeni eser öne çıkıyor. Sergi kapsamında gerçekleştirilen Veri Girişi (Data’s Entry) performansı ise, 8 Ekim Cumartesi günü saat: 16:00 – 18:00, 14 Ekim Cuma günü saat: 19:00 – 21:00 ve 16 Ekim Pazar günü saat: 16:00 – 18:00 arasında izlenebilir. Performansta koreograf ve performans sanatçısı Aslı Bostancı ve Melih Kıraç, verinin maddi varlığını temsil eden klavye tuşlarının meydana getirdiği yığınla, zorlu bir mücadeleye girişiyor.

Karşılaşmalar: Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Yapıtlar

“Karşılaşmalar” sergisi, tarihiyle ve ışığıyla adından söz ettiren Antalya’da üretilen sanat yapıtlarına odaklanırken, şehrin dokusuna ve sahip olduğu zengin kültürel altyapıya dair güçlü referanslar içeriyor. Güzel Sanatlar Fakültesi seçici kurul değerlendirmeleri ve Ebru Nalan Sülün küratörlüğünde hazırlanan sergi, fakülte bünyesindeki Resim, Heykel, Grafik, Seramik, Fotoğraf, Geleneksel Sanatlar ve Sinema Bölümü öğrencileri ve mezunlarının seçilmiş eserlerini bir araya getiriyor. Seçkiyle, genç sanatçıların üretim süreçlerinde kullandıkları yöntemler ile bu yöntemler arasındaki ortak bağların, kavramsal ve düşünsel yaklaşımların ilişkileri görünür kılınıyor. “Karşılaşmalar” sergisinde, “Bedenin Dönüşümü”, “Soyutlama”, “Kavramsal Yaklaşımlar”, “Dijital Evren-Reklam” ve “Belgesel” başlıklı beş tema öne çıkıyor. Pera Müzesi Salı’dan Cumartesi’ye 10:00-19:00 saatleri arasında, Pazar günleri ise 12:00- 18:00 saatleri arasında gezilebilir. Müzede Cuma günleri hem uzun hem de ücretsiz! “Uzun Cuma”larda müze 18:00 – 22:00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. “Genç Çarşamba”larda müzeyi tüm öğrenciler gün boyu ücretsiz ziyaret edebilir.

Uzay çalışmalarında ilkler ve Türkiye konferansı 16 Ekim’de

0
26 Mart 2008 tarihinde Türk internet kullanıcılarına bilimi ulaştırmak, daha anlaşılır ve eğlenceli hale getirmek için kurulan Fizikist, amacını bilimi keyifli hale getirmek, herkesin anlayabileceği bir dilde anlatım yapmak, daha fazla kişiye bilimi aşılamak, insanların yerlerinde oturarak sadece gelişmeleri izlemesini değil bilime katkısını sağlamak, sahte bilimcilik yapan kuruluşlara karşı bir duruş sergileyerek en doğru kaynaklardan bilimsel gelişmeleri insanlara ulaştırmak olarak tanımlıyor. Geçtiğimiz aylarda “CERN ve Higgs Bozonu’nun 25 Asırlık Hikâyesi”, “Dünya Dışı Akıllı Yaşam ve Karadelikler”, “Fiziğin Sağlık ile İlişkisi ve Kanser Fiziği” başlıkları altında bilim konuşmaları düzenleyen Fizikist, meraklıları için bu sefer de “Uzay Çalışmalarında İlkler ve Türkiye” başlığı altında dünyadaki ve ülkemizdeki uzay çalışmaları tarihini ele alacak. Astronom Süleyman Fişek ve Astronom Furkan Ali Küçük’ün konuşmacı olarak yer alacağı etkinlik, 16 Ekim Pazar günü saat 15.00’de İstanbul, Kadıköy’de bulunan Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Etkinliğe katılım ise tamamen ücretsiz ancak kontenjanlar ise sınırlı. Astronom Süleyman Fişek ve Astronom Furkan Ali Küçük’ün konuşmacı olarak yer alacağı etkinlik, 16 Ekim Pazar günü saat 15.00’de Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Etkinliğe katılım ise ücretsiz. Etkinliğe katılım için buradaki formu doldurarak kayıt olabilirsiniz.

Samsung asistan Siri’nin geliştiricisi Viv şirketini satın aldı

Samsung büyük bir satın alma olayında son aşamaya geldi. Apple ile özdeşleşen kişisel asistan Siri’nin geliştiricisi Viv şirketi, Samsung bünyesine katılıyor. Samsung, Dag Kittlaus, Adam Cheyer ve Chris Brigham tarafından kurulan, yapay zeka ve asistan sistemleri konusunda uzman olan Viv’i satın alıyor. 2010 yılında Apple için Siri’yi geliştiren firma olan Viv, bundan böyle Samsung için teknoloji üretecek. 2012 yılında Apple’ın Siri markasını satın almasından sonra Viv Labs’ı kuran üçlü, şimdi de Samsung bünyesinde çalışacak. Satın alma gerçekleşirken ödenen miktar ise ne yazık ki henüz açıklanmadı. Ödenen miktarın da önümüzdeki günlerde açıklık kazanması bekleniyor. Samsung’un Viv Labs’e ilgi duymasının önemli sebepleri var. Samsung’un ilgisini asıl çeken şey, şirkete ait yapay zekanın yapabildikleri. Bu yapay zeka kendi kendine kodlar yazarak, yine kendi için yeni görevler atayabiliyor. Bu ilgi çekici teknoloji daha insansı bir telefon asistanı için önemli bir çıkış noktası olacaktır. Viv Labs, bu sistemi 2016’nın başlarında bir konferansta göstermiş ve hayli beğeni toplamıştı. Şirketin Kurucusu Dag Kittlaus, “Biz bir deneyim yaratmaya çalışmadık. Bunun aksine geliştiricilerin istedikleri türden bir deneyim tasarlamaları için platform oluşturduk. Her kod satırını teker teker yazmak yerine, yalnızca ne yapmak istediğinizi söylemeniz yetiyor” demişti. Kittlaus Apple’dan ayrıldıktan sonra “Siri benim için yalnızca bir başlangıç” açıklamasını yapmıştı. Kittlaus daha sonra Samsung ile temaslarına istinaden, “Benim amacım yapay zekalı asistanın her yerde bulunması. Samsung’a baktığımızda yılda 500 milyon cihaz sattığını görüyoruz. Biz genişlemeye hazırız, Samsung da kendi yapay zekalı asistanını cihazlara entegre etmeye hazır. Vizyonlarımızın bu kadar paralel olduğunu gördüğümüzde, böyle bir birliktelik için doğru zaman ve doğru kişiler olduğumuzu anladık” diyor. Samasung’un cihazlarına katma değerli bir hizmeti entegre etmek istemesi çok anlaşılır. Apple’ın satış oranlarına gerçekten bir rakip olabilecek tek üretici Samsung. Kar marjına baktığımızda ise Apple şu anda pratik olarak rakipsiz. Yazılım tarafında ise her geçen gün Google’ın baskısını hissediyor. Bu yüzden işin yazılım tarafının iplerini kendi eline alması lazım. Android tabanlı Tizen işletim sistemi belki Google’ın güncelleme ve özellik dayatmalarından Samsung’u biraz kurtarabilir. Samsung’un SVP’si Jacopo Lenzi, “Bu satın almayı bizim mobil tarafımız yaptı ancak Samsung’un diğer departmanlarının da bu satın almaya karşı ilgi duyduğunu görüyoruz. Bu satın almanın ileride müşterilerimize dokunduğumuz tüm uç noktalarda farklılaşmaya yol açacağını umuyoruz” dedi. Yani Samsung, öncelikle mobil cihazlarda yapay zekalı asistanı denedikten sonra, uygun tüm ürün gamlarında bunu kullanabilir. Samsung, Viv’i satın alarak foğrudan Siri ve Google Assistant ile rakip oluyor. Ancak ne derece rakip olabileceğini kestiremiyoruz çünkü Viv henüz ortaya çıkmadı. Ancak son yıl içerisindeki gelişmelerde, yapay zekalı asistanların mobil cihazlar için vazgeçilmez olmaya başladıklarını, işlevlerini katlayarak artırdıklarını görüyoruz. Örneğin Apple’ın yeni AirPod kablosuz kulaklık ürünü Siri ile mükemmel bir uyum içerisinde çalışıyor. Tüm bunlar bize bilim kurgu filmlerinde görmeye alıştığımız bir bilgisayar özelliğine doğru gidilen adımları gösteriyor. Samsung, belli ki yalnızca Apple veya Google gibi sesle çalışan bir dijital asistan yapmaya çalışmıyor. Sesle çalışan bir arayüz yapmaya çalışıyor. Bu arayüzü cep telefonlarından dizüstü bilgisayarlara, buzdolaplarından akıllı ev sistemlerine kadar her yerde kullanabilir.

Akıllı otomobiller hazır, altyapı hazır mı?

Internet teknolojisi ile güçlenmiş arabalar giderek daha fazla ve daha fazla veri üreten, her zamankinden daha fazla sunuculara ve birbirlerine bağlı olmak zorunda kalan, zeki araçlar. Bu veriler üzerinde işlem yapmak yararlanmak gereksinimi, otomobil üreticilerini veri stratejilerini yeniden düşünmeye zorluyor. Modern telemetri sayesinde birkaç on yıllık süre toplamı kadar nasıl kullanıldıkları üzerinde veri aktarımı gerekiyor. Dahası bu verilerin bir yerde toplanıp, geleceğin sürücüleri için nasıl katma değerli hizmetlere dönüştürülebileceği şu anda otomotiv dünyasının sıcak konularından. Genel kabul görmüş bir “bağlı araba” tanımı, online bilgilere erişen, bakım ve işletimi konusunda sürücüye yardımcı olan, yolcu rahatlığı ve konforu geliştiren için otomobiller için kullanılıyor. Sektörde yapılan birçok araştırma gösteriyor ki, 2020 yılına kadar bu tanıma uyan yeni araçların sevki yüzde 75 düzeyine çıkacak. Bağlı araba ile gelecekte elde edilecek veriler farklı bir anlayış, aynı zamanda önemli sorunlar ve eşsiz fırsatlar sunuyor. İsveçli oto üreticisi Volvo, bu veri güvenliği konusunda epey bir üne sahiptir ve bu veri stratejisinin önceliklerinden biri bu ününü korumak. Buna ek olarak, makine veya sistem hataları etkisini en aza indirerek üzerinde duruyor ve akıllı araçları ile kendi güvenlik düsturunu ihlal etmeden müşterilerine mümkün olan en yüksek işlev değerini sunmaya çalışıyor. Yani yakın gelecekte yeni model bir otomobil aldığınızda, öncelikle uzaktaki bir bulut sunucuya bağlanmasını beklemek zorunda kalabilirsiniz. Çok değil, 4-5 yıl içerisinde on milyonlarca otomobilden sürekli olarak akan veri trafiğini yönetmek, analiz etmek ve saklamak gibi ihtiyaçlar yüzünden sunucu pazarının en büyük müşterileri arasına otomotiv şirketleri de girebilir. CES 2016 fuarında başta yukarıda bahsettiğimiz Volvo olmak üzere birçok otomotiv markası, “bağlı araba” konseptlerinin nasıl çalışacaklarını gösterdiler. Sonuç olarak otomobillerin internet bağlantılı olması, birbirleri arasında haberleşmeleri ve sunuculara veri yükleyip veri almaları, GPRS şebekelerinin yükünü oldukça artıracak. 5G sisteminin yaygınlaşmasından önce böyle yoğun bir veri iletişim talebini mevcut GPRS sistemleri kaldıramayacak. 5G’nin gelişmesi için de altyapı, özellikle fiber bağlantıların güçlendirilmesi gerekiyor. 2020 tarihine ise sadece 4 yıl kaldı. 4 yıl, teknoloji dünyası için uzun bir zaman, ancak altyapı inşaatı için ise oldukça kısa bir süre. Altyapı yatırımları hemen başlamazsa ve otomobil kullanımına uygun olan bütün yollar kapsama alanı içine alınamazsa, akıllı otomobil teknolojisi istediği kadar gelişsin, kullanamayacağız. Bu durum, bir süper bilgisayarı 56 Kbit çevirmeli bağlantı üzerinden internete bağlamaya benzeyecek.

Çağrı merkezi pazar büyüklüğü 4,45 milyar TL’ye ulaştı

0
Çağrı merkezi sektörünün bilgi merkezi ve referans noktası olan Çağrı Merkezleri Derneği tarafından, IMI Conferences işbirliği ve Net Araştırma proje yönetiminde her yıl gerçekleştirilen araştırma sonucu 2016 yılı için sektör pazar verileri açıklandı. Araştırmaya göre geçtiğimiz yıl sektörün sağladığı istihdam sayısı 83 bin iken bu sayı yüzde 3’lük büyüme göstererek 85 bin kişiye ulaştı. Çağrı Merkezleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tarakçı, çağrı merkezi pazarının 2017 yılında da büyümeye devam edeceğini belirterek, “Önümüzdeki yıl toplam istihdam rakamının 92 bine ulaşmasını öngörüyoruz. İstihdamda sektörel dağılıma baktığımızda telekomünikasyon 23 bin 509 kişi ile birinci sırada yer alırken finans sektörü de 16 bin 869 kişi ile ikinci olarak öne çıkıyor. Coğrafi dağılımda da oranların İstanbul’da yüzde 40, Ankara’da yüzde 11, İzmir’de yüzde 6 ve diğer illerde ise yüzde 43 şeklinde olduğunu görüyoruz” dedi. Öte yandan sektör büyüklüğü; asgari ücrette gerçekleşen yüzde 30’luk artışın ardından yüzde 23,5’luk bir büyümeyle 4,45 milyar TL’ye ulaştı. Reel büyüme ise yüzde 3-4 oranında gerçekleşti.

Çağrı merkezlerinde sosyal medya etkisi

Çağrı merkezi hizmeti sunulan kanallar arasında telefon ve e-posta ilk sıralarda yer alırken bu yıl sosyal medya kullanımında yüzde 12’lik bir artış görüldü.

Gelen-giden arama toplamı 2,2 milyar adet

Çağrı merkezlerinde geçtiğimiz yıl 2 milyar gelen/giden arama gerçekleşirken 2016’da bu sayı 2,2 milyar adete yükseldi. Bu yıl gelen aramaların yüzde 48’i ürün/hizmet bilgisi maksatlıyken, yüzde 20’si işlem, yüzde 11’i ise teknik destek amaçlı gerçekleşti. Giden aramaların çoğu ise satış/pazarlama maksadıyla yapıldı.

Müşteri temsilcilerinin yüzde 64’ü kadın

Çağrı merkezlerinde çalışan müşteri temsilcilerinin yüzde 64’ünü kadınlar oluşturuyor. Çalışanların yaş ortalaması 25 iken lise mezunu ve öğrenci müşteri temsilcisi sayısında artış yaşandığı görülüyor. Eğitim durumuna göre dağılımda çağrı merkezi çalışanlarının yüzde 52’si yüksekokul, üniversite ve lisansüstü mezunu iken yüzde 36’sı lise mezunu, yüzde 12 ise üniversite öğrencisi.

Yüzde 48’i asgari ücret alıyor

Müşteri temsilcilerinin yüzde 38’i 1300-2000 TL maaş alırken, yüzde 10’u 2000-2500, yüzde 48’i ise asgari ücret alıyor. Yabancı dilde hizmet veren müşteri temsilcilerinin sayısı ise yaklaşık 4 bin. Çalışanların yüzde 51’i İngilizce, yüzde 39’u Almanca, yüzde 4’ü Arapça ve yüzde 3’ü Flemenkçe dillerinde hizmet veriyor. Müşteri temsilcilerinin ortalama çalışma süreleri ise 2016 yılında 1-2 yıl arası olarak gerçekleşti.

Kişisel veriyi koruyamayan işletmelere ağır cezalar geliyor

1
Avrupa Birliği’nin direktiflerine uygun olarak kişisel veri güvenliğine dair çerçeve bir düzenleme getirmeyi amaçlayan “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu” 7 Nisan 2016 tarihinde yürürlüğe girdi. Şirketlerin kanuna uyumlu hale gelmesi için verilen süre ise 7 Ekim 2016 tarihinde sona eriyor. Buna göre yükümlülüklere uyum sağlamayan şirketleri ise idari ve cezai yaptırımlar bekliyor. KPMG Türkiye KPMG Türkiye Bilgi Sistemleri Risk Yönetimi Bölüm Başkanı ve Şirket Ortağı Sinem Cantürk konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede “Şirketlerin uyum yükümlülüklerini yerine getirmesi için öncelikle mevcut durumlarını analiz etmesi, işledikleri kişisel verileri bir envanter olarak ortaya koyması, kanuna uygun olacak şekilde kişisel veri işleme prosedürlerini oluşturması ve mevcut sözleşmelerini güncellemesi gerekiyor” dedi. Yasada 7 Ekim 2016’ya kadar 6 aylık cezasız bir dönem öngörüldüğünden, veri sorumlusu şirketlerin 7 Ekim 2016’ya kadar yasada öngörülen şartlara ve veri işlemeye dair kurallara uyum çalışmalarını tamamlamış olurlarsa, kanundaki cezai yaptırımlara konu olmayabileceğini belirten Cantürk, “İhlal durumunda, ihlalin tipine göre ihlal başına 5 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilebilmekte; yine ihlalin niteliğine göre 1 yıldan 4.5 yıla kadar hapis cezasıyla sonuçlanabilmektedir” dedi.

Yasa ne diyor?

Yasaya göre kişisel verinin, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade ettiğini söyleyen Sinem Cantürk, “Bu bilgiler çalışanlarınıza, müşterilerinize veya iş ortaklarınıza ait olabilir. Yasa sadece gerçek kişilere ait kişisel verileri koruma altına aldığından, tüzel kişilere ait veriler yasa kapsamında değil. Yasada tanımlanan ‘özel nitelikli kişisel veriler’ (sağlık, biyometrik özellikler, üyelikler, cinsel yaşam, ırk, din, vs.) ise daha az istisnadan yararlanabiliyor ve işlenmeleri belli kurallara bağlı” dedi. Cantürk “Kişisel verilerin ve özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin ‘açık rızası’ olmaksızın işlenmesi yasak olup, üçüncü kişilere veya yurt dışına aktarılmamalı ve kullanım amaçları bittiğinde silinmeli veya anonimleştirilmelidir. Ancak Kanun’da sayılan çok sınırlı haller ile ve yeterli önlemlerin alınması şartıyla açık rıza kuralına bazı istisnalar getirilmiştir” uyarısını da yaptı. “Veri işleme” yasada açıkça tanımlanmış teknik bir terim ve verilerin elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hale getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi ifade etmek için kullanılıyor. Kanunun hem özel sektör, hem de belirli sınırlamalara tabi olarak kamu sektörü için kişisel verilerin korunması ve işlenmesine dair süreçler ile yükümlülükleri düzenlediğini belirten Sinem Cantürk yükümlülükleri ise şöyle sıraladı: • Aydınlatma: Veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişinin, veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği, kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği, işlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği, kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi ile yasanın 11’inci maddesinde ilgili kişiye sağlanan haklara dair, kişileri bilgilendirmesi ve aydınlatması gereklidir. • Veri güvenliğinin sağlanması: Veri sorumlusu şirketler; kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek ve kişisel verilerin muhafazasını sağlamak amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır. • Verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesi: Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen, verinin işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde, kişisel verilerin resen veya ilgili kişinin talebi üzerine veri sorumlusu tarafından silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesi gereklidir. • Yurt dışına veri aktarımı: Yasa uyarınca kural olarak ilgili kişinin açık rızası olmaksızın yurt dışına veriler aktarılamaz. Kişisel veriler, ancak yasada sayılan sınırlı hallerde ve kişisel verinin aktarılacağı yabancı ülkede yeterli korumanın bulunması durumunda mümkün olmaktadır. Yasanın, uyum açısından sadece, 7 Nisan 2016 tarihinden önce işlenmiş olan kişisel veriler için bir istisna getirmiş olduğuna dikkat çekilirken, bu verilerin işlenme süreçlerinin de 7 Nisan 2018’e kadar sürecek bir uyum dönemi içinde Kanun hükümlerine uygun hale getirilmesinin beklendiği de belirtildi. Yasaya göre yükümlülüklerini yerine getirmeyen şirketleri 5 bin TL’den başlayıp 1 milyon TL’ye kadar çıkabilen idari yaptırımlar ile 1 yıldan 4.5 yıla kadar çıkabilen cezai yaptırımlar bekliyor.

Türkiye’de dijital bankacılık şirketleri hedeflemeye başladı

0
Dijital bankacılığın hızlı ve minimum insan gücüne dayanan yapısı, hem bankacılara hem de müşterilere bir çok avantaj sağlıyor. Fiziksel şubeleri olmayan, çalışan sayısı az ve işlemleri çok hızlı yapabilen bankalar, masrafları azalttıkları için çok daha yüksek kar marjlarına ulaşabiliyorlar. Müşteriler de, fiyatları normal bankalara göre çok daha aşağıda olan bankacılık ürünlerini kullanabiliyorlar. Bankacılıkta dijital devrim ABD ve Avrupa’nın ardından ülkemizde de oldukça sık görülmeye başlandı. Öncelikle mobil şubeler ile daha çok tüketici ve bireysel müşteri kesimine hitap eden dijital bankalar, süreçlerini kurumlara da doğrudan hizmet verebilecek şekilde geliştirdiler. Artık şirketler de şubesiz, masrafsız, kolay ve hızlı bankacılık hizmetiyle tanışıyor, dijital bankacılığın avantajlarından faydalanıyor. Dijital bankaların kira, elektrik, su, doğalgaz, kırtasiye vb. giderleri yok. Bu bankalar ile çalışan şirketler müşteri oldukları tarihten itibaren en az 3 yıl boyunca hesap işletim ücreti, EFT/havale ücreti ödemiyor. Maaş, fatura, vergi/SGK, kredi kartı gibi tüm ödemelerini kolay ve ücretsiz bir şekilde gerçekleştirebiliyor. Ayrıca şirketlerin boşta duran parası her zaman yüksek faiz kazanıyor ve avantajlı fiyatlarla USD, EUR veya altın alım satımı yapılabiliyor. Üstelik bu işlemleri ve daha fazlasını yapabilmek için şubeye gitmeye gerek kalmıyor. Tüm bu avantajlara rağmen yine de ikna olmayan şirketler için çoğu dijital banka yan kampanyalar da üretiyor. Bunlara, klasik bankaların dijital bankacılık iştirakleri de dahil. Örneğin sunduğu dijital bankacılık hizmetiyle küçük ve orta ölçekli firmaları hedefleyen Enpara.com Şirketim, müşterilerine yıl sonuna kadar çok avantajlı iki kampanya sunuyor: Encard Şirketim banka kartıyla, aylık 500 TL’ye kadar yapılan Google Adwords harcamaları ve yine aylık 500 TL’ye kadar yapılan www.ofix.com harcamaları yıl sonuna kadar yüzde 20 indirimli. Dijital bankacılık, tüzel kişiliklerin bile banka müşterisi olmalarını ayrıca kolaylaştırıyor. Yine aynı bankadan örnek verirsek, Enpara.com Şirketim müşterisi olmak için şirket sahibinin veya bir yetkilisinin www.enpara.com/şirketim web sitesindeki kısa başvuru formunu doldurması yeterli. Ardından bir Enpara.com müşteri danışmanı firmayı adresinde ziyaret ederek Enpara.com Şirketim ile ilgili tüm soruları cevaplıyor ve sadece 3 sayfadan oluşan bankacılık sözleşmesini imzalatıyor. Bu ziyaretin hemen ardından Enpara.com Şirketim kullanıma açılıyor.

Türkiye’de Y Kuşağı analiz edildi

0
İş hayatın atılıp kendi paralarını kazanmaya başladıklarında iş yapış ve yaşayış şeklimizi kökten değiştirecekleri öngörülen Y Kuşağı, üniversitelerden mezun olmak üzere. Y Kuşağının beklentileri ve tercihlerini doğru belirleyebilmek, günümüzdeki çoğu işletmenin önümüzdeki 10 yıl içerisinde hayatta kalabilmesi elzem. Bu konuda Türkiye’de yapılan bir araştırma, üniversite öğrencilerinin alışveriş, üniversite beklentileri ve sosyal yapılanmaları konusunda ilginç ve önemli bilgiler veriyor. GittiGidiyor’un sosyal anket servisi Poltio.com üzerinden yaptığı ankette, üniversite öğrencisi Y Kuşağı katılımcılara “Üniversite öğrencisinin ilk edinmesi gereken ürün hangisidir?” sorusu yöneltildi. Soruyu yanıtlayan 9.228 kişinin yüzde 46’sı bu ürünün dizüstü bilgisayar, yüzde 42’si akıllı cep telefonu ve yüzde 5’i tablet olduğunu belirtti. Ayrıca “Okul alışverişinizi yaparken önceliğiniz nedir?” sorusunu yanıtlayan 347 kişinin yüzde 50’si yani her iki kişiden birisi alışverişlerinde kırtasiye ve kitaplara, yüzde 24’ü evlerinin eksikliklerine, yüzde 17’si stil ve kıyafetlerine, yüzde 9’u ise teknoloji ürünlerine öncelik verdiklerini kaydetti.

Yalnız yaşamak ilk tercih

Ankette öğrencilerin üniversitelerden beklentileri ile ilgili çarpıcı sonuçlara da ulaşıldı. Soruya cevap veren 1.354 kişinin yüzde 43’ü yalnız yaşamak istedikleri için üniversitelerin şehir dışında olmasına önem verdiklerini belirtirken yüzde 31’i üniversitenin yurt dışında olmasının gerektiğini ifade etti. Üniversitelerinin ailelerine yakın yerde olmasına önem verdiklerini belirtenlerin oranı ise yüzde 26 oldu. “Kampüs hayatında olmazsa olmazın nedir?” sorusunu yanıtlayan 1.265 kişiden, kampüs hayatında olmazsa olmazın arkadaşları ile vakit geçirmek olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 62 olurken bunu yüzde 19 oy oranı ile spor veya kulüp aktiviteleri, yüzde 10 ile ders çalışma ve yüzde 9 ile kütüphane yanıtları takip etti.

Lise arkadaşları üniversite arkadaşlarına tercih ediliyor

Araştırmadan çıkan diğer dikkat çekici sonuç ise lise arkadaşlarının ilkokul ve üniversite arkadaşlarına kıyasla açık ara farkla daha çok tercih edilmesi oldu. “İlkokul mu, lise mi yoksa üniversite arkadaşlarınız mı?” sorusuna yanıt veren 3.871 kişinin yüzde 49’u lise derken yüzde 30’u ilkokul, yüzde 21’i üniversite arkadaşlarını tercih etti. Ayrıca “İş hayatı mı? Okul hayatı mı?” sorusunu cevaplayan 2.973 kişinin yüzde 77’si okul hayatını, yüzde 23’ü ise iş hayatını tercih ettiklerini belirtti.

İnternette en büyük risk grubu 55 yaş üstü

0
Kaspersky Lab ve B2B International’ın en son araştırması 55 yaş üstü insanların internet alışkanlıkları ile ilgili endişeleri ortaya koydu. “Daha yaşlı ve daha tecrübeli? 55 üstü insanların internetteki güvenliklerine genel bir bakış” adlı araştırmanın sonuçları, bu yaş grubundaki kişilerin internette güvenli olmayan şekillerde var olduklarını ve genelde dolandırıcılık kurbanı olduklarını gösteriyor. Sonuçlar endişe verici, çünkü dünyadaki 12.546 internet kullanıcısının katıldığı araştırma, eski jenerasyonun siber suçlular için aslında oldukça çekici hedefler olduğunu öne sürüyor. İnternetteyken pek çok 55 yaş üstü insan, kendilerini ve önem verdikleri şeyleri siber suçlulardan düzgün bir şekilde korumadan alışveriş yapıyor, banka işlemleri gerçekleştiriyor ve sevdikleriyle iletişime geçiyor. Bu yaş grubunun bilgisayarlarına güvenlik yazılımları yüklemelerinin daha muhtemel olmasına rağmen, aynısını mobil cihazlarda daha az yapmaya meyilliler ve internette güvenli kalabilmek için alışkanlıklarını daha az değiştiriyorlar. Örneğin, diğer yaş gruplarına göre sosyal medyada ve tarayıcılarında yüksek güvenlik ayarlarını daha az kullanıyorlar (yüzde 38’e karşılık yüzde 30). Ayrıca cihazlarla birlikte gelen ‘cihazımı bul’ gibi güvenlik özelliklerini ve VPN’i daha az kullanıyorlar. Oran tüm yaşlardaki kullanıcılarda sırayla yüzde 42 ve yüzde 16 iken, bu yaş grubunda yüzde 28 ve yüzde 10. Eski jenerasyon internet hayatlarının pek çok alanında kullanıyor ve böylece önlem almadan internete girdikçe siber suçlular için açık verme ihtimallerini artırıyorlar. 55 yaş üstü kişilerin yüzde 94’ü düzenli olarak e-posta kullanıyor yani interneti başkalarıyla iletişime geçmek için kullanıyorlar. Aynı zamanda günlük işleri halletmek için de internete giriyorlar. Bu yaş grubu internette finansal işlemler gerçekleştirmeye daha çok meyilli. 55 yaş üstü kişilerin yüzde 90’ından fazlası internette bankacılık işlemleri gerçekleştiriyor. Tüm yaş grupları incelendiğinde bu oran ortalama %84. Yine de tüm bunlara rağmen 55 yaş üstü kişilerin yalnızca yarısı (yüzde 49) internette alışveriş yaparken güvenliklerini önemsiyor ve çoğunluğu (yüzde 86) siber suçlular için hedef olduklarını düşünmüyor. Endişe verici olan bir başka nokta ise, bu kişilerin 4’te 1’I (yüzde 40) herkese açık etki alanlarında (domain) finansal bilgiler paylaşarak kendilerini riske atıyor. Oran diğer yaş gruplarında %15. İnternetle fazla haşır neşir olmamaları, 55 yaş üstü kişilerin internet dünyasının tehlikelerine daha az hazırlıklı olmalarına sebep oluyor. Bunun sonucunda bu jenerasyon, siber suçluların kurbanı oluyor. Rapora göre genel internet kullanıcılarının yüzde 20’si daha yaşlı olan akrabalarının kötü amaçlı yazılımla karşı karşıya kaldığını ve yüzde 14’ü de sahte ödül çekilişlerine kandıklarını söylüyor. Ek olarak yüzde 13’ü daha yaşlı akrabalarının internette kendileri ile ilgili çok fazla kişisel bilgi paylaştıklarını ve %12’si de bu akrabalarının online sahtekarlık kurbanı olduğunu, uygun olmayan/cinsel içerik gördüğünü veya tehlikeli yabancılarla konuştuğunu belirtiyor. Kaspersky Tüketici İşleri Başkanı Andrei Mochola konuyla ilgili: “Bir açıdan bu kadar çok 55 yaş üstü kişinin internet alışveriş, banka işlemleri ve sevdikleriyle iletişim için kullandıklarını görmek harika. Rapor gösteriyor ki bu kuşak internet çağını Kabul ediyor ve bununla gelen her fırsatı kucaklıyor. Fakat diğer taraftan 55 yaş üstü kişilerin internette kendilerini korumak için yeterince uğraşmadıkları ortada. Endişe verici olan şey siber suçluların hedefleri arasında olduklarına bile inanmıyor oluşları ancak bu şekilde kendilerini tekrar tekrar tehlikeye sokuyorlar. Kaspersky Lab olarak biz daha yaşlı olan internet kullanıcılarını internette karşılaştıkları tehlikelerin daha fazla farkında olmaları ve siber hayatı daha yakından tanımaları konusunda teşvik ediyoruz. Aynı zamanda daha genç olan internet kullanıcılarını da daha yaşlı akrabaları ve arkadaşlarına siber suçluların yarattığı gerçek tehditlere karşı kendilerini daha iyi korumaları konusunda yardımcı olmaları için teşvik ediyoruz. İnternette uyanık olmak ve güvenilir güvenlik çözümleri yükleyerek internete erişim için kullanılan tüm cihazlarda yüksek güvenlik ayarları kullanıldığından emin olmak mutlu ve sağlıklı bir internet hayatı sağlayacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.

Türk girişimciler dünyaya Berlin’den açılıyor

0
Dünyaya açılma hedefi taşıyan Influanza ve LocalGuddy startupları, Avrupa’nın en gelişmiş girişimci ekosistemlerinden biri olan Berlin’de global rekabeti yaşayarak yeni iş fırsatları yakaladı. Berlin’de kullanıcı sayılarını iki katına çıkaran genç girişimciler yaptıkları sunumlarla melek yatırımcıların ilgisini de çekmeyi başardı. BIC Angels’ın erken seviye hızlandırma programı BIC101’in Almanya’daki ilk temsilcileri de olan Influanza ve LocalGuddy’nin başarısında Rainmaking Loft’un yatırımcı ve Berlin ekosistemi networkü de önemli rol oynadı. Genç girişimciler Berlin’de hem startuplar ile ortak çalışmalar yaptı hem de Türkiye pazarını yabancı girişimcilere anlattı. 01 Eylül’de başlayan ve bir ay süren Berlin programı kapsamında Dr. Joachim Behrendt, BIC Angels Yatırım Direktörü Mehmet Akalın, Influanza kurucuları Sercan Lir, Selçuk Kızıltuğ ve LocalGuddy kurucularından Emre Semercioğlu Avrupanın en büyük etkinlikleri kapsamında yer alan Long Night of Startups ve Techstars Demo Day 2016 etkinliklerinde boy gösterdiler. Berlin ekosisteminin en köklü çalışma alanlarından Betahaus’da girişimci ve yatırımcılara kahvaltı daveti veren BIC Angels hızlandırma programı olan BIC101’i ve İstanbul girişim ekosistemini Berlin’de bulunan girişimcilere tanıttılar. Etkinlik kapsamında Influanza ve LocalGuddy’nin yaptığı sunumlar da büyük ilgi gördü. Influanza kurucuları Sercan Lir ve Selçuk Kızıltuğ Berlin’deki deneyimlerini şu şekilde özetlediler: “Berlin, yeni ve global fikirler için harika bir başlangıç noktası. Influanza olarak, fikir aşamasından itibaren girişimimizi globale taşımayı hedeflemiştik. Bu doğrultuda Berlin bizim için kaçırılmaz bir fırsat oldu. Çok kısa sürede büyük yol kat etmiş olduk. Berlin’de sosyal influencerlar ve bloggerlar yeni influencer marketing fikirlerine çok açık olduğu için çok kısa sürede onların desteğini alarak büyümemizi gerçekleştirebildik. Berlin’e gelmeden önce yaptığımız pazar araştırmalarında birkaç rakibimizin olduğunu ve burada bir pazarın oluştuğunu biliyorduk. Global rekabete açık olmak bizi şimdiden daha güçlü kıldı. Edindiğimiz tecrübeleri diğer Türk startuplara aktararak başka girişimcilere de değer katmak istiyoruz.” LocalGuddy kurucularından Emre Semercioğlu, “Berlin’de Avrupa’nın startup merkezinde 1 aylık süreç bizlere inanılmaz katkılar sağladı. Onlarca etkinliğe katılıp yatırımcılar ve girişimcilerle tanıştık, defalarca sunum yapma şansı yakaladık. Berlin’de Localguddy’nin temellerini attık. Bir aylık sürede kullanıcı sayımızı 2 katına çıkardık ve ciddi ilişkiler kurduk. Yeni hedefimiz Berlin’e gelen gezginlerin Localguddy’i deneyimlemesini sağlamak. Çünkü Avrupa turu yapan hemen hemen her gezginin yolu Berlin’den geçiyor ve biz onların Berlin’de Localguddy’den memnun kalmalarını sağlarsak kendi ülkelerine döndüklerinde de onlar birer Guddy olup tur yaratmak isteyebilirler. O yüzden Berlin bizim Avrupa yolundaki başlangıcımız için doğru şehir” açıklamasını yaptı.

Derin Öğrenme potansiyel satın alma kararını öngörüyor

Kullanıcılar, reklam verenlerin web sitelerinde gezinirken yüzlerce küçük adım atıyorlar. Yeni geliştirilen inovatif model, kullanıcı adımlarını algılamak için derin öğrenme yönetimini kullanarak, karar verme aşamasındaki alışkanlıkları tespit ediyor. Bağlantısal veri havuzuyla birlikte yeni analiz metodu, işletmelerin dönüşüm oranını tahmin etmelerine yardımcı olarak, en kısa sürede yatırım geri dönüşünün (ROI) maksimize edilmesini sağlıyor. Beynimizdeki biyolojik nöronlardan ilham alan bir matematik modelini kullanan derin öğrenme teknolojisi, herhangi bir insan uzmanlığına ihtiyaç duymaksızın tüketicilerin satın alma potansiyelini gösteren daha gerçekçi, daha zengin ve makine ile yorumlanabilir kullanıcı tanımlamalarını mümkün hale getiriyor. Dönüşüm oranı algoritmaları yalnızca tıklama verilerini toplamak ve yorumlamakla kalmıyor, kullanıcıların gezindiği teklifler, ilgilendiği kategoriler, sepete attığı ürünler ya da arama taktikleri de ele alarak her bir bireyin potansiyel satın alma sürecinin daha net bir resmini ortaya çıkarıyor.

Yinelenen nöron ağları ile kullanıcı davranışları tahmin ediliyor

Kullanıcının hedeflenen şekilde hareket etme ihtimalinin hesaplanmasının (dönüşüm tahmininin) dijital reklamcılıkta hayati bir rol oynadığına dikkat çeken RTB House Bölge Müdürü Ömer Aras, “İnternet kullanıcıları hakkında sonsuz bir bilgi akışıyla beslenen büyük verinin olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Tüketicilerin ihtiyaçlarını ve davranışlarını derinlemesine anlamak başarıya giden yolda atılacak ilk adımdır. Derin öğrenme mimarisinin bir parçası olan yinelenen nöron ağını kullanarak algoritma oluşturmak için en yeni teknolojilerden yararlandık. Bu teknoloji, internet kullanıcısının davranışı, sahip oldukları satın alma niyetleri ve verecekleri kararı isabetli tahmin etmeye yarıyor. Böylece kişiselleştirilmiş reklamlarımız, bugüne kadarki en isabetli şekilde hedefleniyor. Bu da müşterilerimizin daha yüksek yatırım geri dönüşü (ROI) elde etmesine ve reklam bütçelerini daha verimli şekilde kullanmalarına olanak tanıyor” açıklamasını yaptı. Gerçek zamanlı açık artırma (RTB) modelinde reklam satın alma için kendi teknolojisini geliştirerek uygulayan dünyanın sayılı şirketlerinden biri olan RTB House, reklam satın alanların gerçek zamanlı reklam ortamındaki açık artırmalara doğrudan katılabildikleri çözüm sunuyor. Orta Doğu ve Afrika’dan Asya Pasifik’e, Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın 40 ülkesinde faaliyet gösteren şirket, dünya çapındaki markalar için 850’den fazla kendine özgü kampanyanın devam etmesini sağlıyor. Yaklaşık 150 kişiden oluşan RTB ekibinde, performans pazarlama uzmanları, analistler, satış ve müşteri temsilcileri, programcılar gibi alanında uzmanlaşmış kişiler görev alıyor.

e-Ticaret dünyası Facebook Messenger’a taşınıyor

Ödeme sistemleri alanında çözümler sunan iyzico, Bilgetech ile birlikte Facebook Messenger üzerinden online ödeme yapılmasını sağlayan bir modül geliştirdi. Dünyada 1 milyardan fazla kişinin kullandığı Facebook Messenger üzerinde çalışan modül sayesinde, başta KOBİ’ler olmak üzere Facebook’ta sayfası bulunan şirketler, müşterilerine bu platformdan satış yapıp, ödeme alabilecek. Müşteriler alışveriş yapmak istedikleri e-ticaret şirketiyle Facebook Messenger üzerinden konuşmaya başladıktan sonra ödeme aşamasında iyzico’nun PCI-DSS sertifikalı güvenlik önlemlerine sahip sistemine yönlenip ödemelerini birkaç tıklama ile yapabilecek. iyzico CEO’su Barbaros Özbugutu’nun deyimiyle “e-ticaret dünyası için yeni bir sayfa” olan Facebook Messenger üzerinden ödeme uygulaması, “ödeme dünyası sistemleri için akıllı teknolojilerin hangi noktaya geldiğinin de önemli bir örneği olma özelliği” taşıyor. Türkiye’de bir ilk olan bu yenilikçi teknoloji ilk etapta Babil.com tarafından kullanılacak. Babil.com’un kurucusu ve CEO’su Mehmed Ali Çalışkan, “Bu öncü çözüm sayesinde, sosyal medya ile entegrasyon kabiliyeti gittikçe artan e-ticaret deneyimini esas alan babil.com’un kullanıcıları sitenin fırsat ve önerilerine Facebook Messenger üzerinden hızlı ve güvenli bir şekilde ulaşabilecekler”dedi Bu yeni teknolojisini kullanacak olan Bilgetech’in kurucu ortaklarından Nehir Yurduşen ise “Facebook Messenger üzerinden ödeme almak, kullanıcı alışkanlıklarını değiştirecek bir adım. E-ticaret ödeme sistemleri dünyası için yeni bir dönem başlıyor.” ifadelerini kullandı.

Vodafone türkiye’nin yeni yönetim kurulu belirlendi

0
Vodafone Telekomünikasyon A.Ş’nin son yapılan Olağanüstü Genel Kurulu’ndaki seçime göre, Vodafone Grubu Afrika, Ortadoğu, Asya, Pasifik (AMAP) Bölge CEO’su Serpil Timuray, Yönetim Kurulu Başkanı oldu. Vodafone Türkiye’de 2006 yılından bu yana Hukuk, Sözleşmeler ve Kurumsal Güvenlikten Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcılığı ve 2012 yılından bu yana Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği görevini yürüten Selçuk Karaçay, yeni dönemde yine Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak seçildi. 18 yıldır Vodafone’da çalışan ve 19 Eylül 2016 itibariyle Vodafone Türkiye CEO’su olarak görevine başlayan Colman Deegan ise, Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildi. 24 yıldır Vodafone Grubu AMAP Bölgesi Finans Direktörü olan John Otty ile 13 yıldır Vodafone Grubu AMAP Bölgesi İnsan Kaynakları Direktörü Gianluca Ventura da yeni Yönetim Kurulu’na seçilen diğer isimler oldu. Vodafone Türkiye’nin gelecek dönemine liderlik edecek yeni Yönetim Kurulu’nun güçlü ve deneyimli bir kadrodan oluştuğunun ve uluslararası ile yerel tecrübe sentezini çok iyi yapacak birikime sahip olduğunun altını çizen Timuray, bu sayede Vodafone Türkiye İcra Kurulu’na daha da güçlü bir destek sağlamayı amaçladıklarını ifade ederek şöyle konuştu: “Kısa bir süre önce Ankara’da Sayın Başbakanımızla bir araya gelen Vodafone Grubu CEO’su Vittorio Colao’nun da belirttiği gibi, Vodafone’un Türkiye pazarına olan güven ve bağlılığı sürüyor. Türkiye’nin potansiyeline inanıyor ve buradaki varlığımızı uzun soluklu olarak değerlendiriyoruz. Türkiye pazarına yönelik yatırımlarımıza aynı hız ve kararlılıkla devam edeceğiz. Vodafone Türkiye’nin başarılı performansını yeni Yönetim Kurulu’muzun desteği ve katkısı ile yeni dönemde daha da yükselteceğimize inanıyorum.”

Şifre kırmak için algoritmaya bile gerek yok

0
Genellikle kullanılan 2048 bit ve daha yeni olan 4096 bit RSA şifrelemelerinin kaba kuvvet ile kırılmaları ve şifreli belgelerin elde edilmesi teorik olarak mümkün, pratik olarak imkansızdır. İyi bir işlem gücüne sahip bir bilgisayar ile 2048 bit şifrelemeyi kırabilmek için yaklaşık 6,5 katrilyon yıla ihtiyacınız var. Evrenin yaşını 13,7 milyar yıl olarak hesapladığımız düşünülürse, bu süre evrenin gelecekteki de dahil olmak üzere toplam ömrünün birkaç milyar katı ediyor. 4096 bit RSA şifrelemeyi kırmak için gereken süre ise, 6,4 katrilyon yılın 2^36 katı (2 üssü 36) daha fazla. Böyle bir sayıyı nasıl yazacağımızı veya adının ne olduğunu bile bilmiyoruz. Önce kötü haber: Bazı bilgisayar bilimciler, yalnızca bir cep telefonu mikrofonu kullanarak 4096 bit RSA şifrelemesini 1 saat içerisinde çözmeyi başardılar! Şifre çözmek için kaba kuvvet kullanarak muhtemel şifreleri teker teker tahmin etmek yerine çok daha etkin yöntemler bulunmuş durumda. Bir bilgisayar şifre çözerken, işlemcisi normalde yapmadığı bazı işlemleri yapmaya başlar. Bu durum bilgisayarın genel olarak farklı bir elektromanyetik alan yaymaya başlamasına sebep olur. Gündelik hayatımızda bu değişimi biz fark edemeyiz. Ancak NSA’nın TEMPEST programında kullandığı gibi yalnızca bu iş üzerine özelleştirilmiş pahalı donanımlar, bilgisayarların yaydığı bu farklı elektromanyetik dalgaları yakalayıp, yapılan işlem konusunda veriler elde edebilirler. 4096 bit şifre çözmek gibi oldukça yoğun işlemlerde ise bu cihazlar yardımı ile basitçe çözülen şifre elektromanyetik dalgalar yakalanarak kaydedilebilir. Ancak bu işlem, yukarıda bahsettiğimiz gibi çok pahalı, özelleşmiş ve bulundurmanız halinde casusluktan 30 yıl hapisle yargılanacağınız cihazları, ayrıca epey de bir dinleme zamanını gerektirir. Bir de bu cihazları söz konusu bilgisayara bağlamanız lazım. Tel Aviv Üniversitesi’nde araştırmacılar, Association for Computing Machinery dergisinde yayınladıkları makalelerinde, bu elektromanyetik dalgaların yarattığı “gürültünün” parabolik bir mikrofon ile 10 metreden tespit edilebildiğini ve sonucunda şifre çözme işleminin tamamen kayıt edilerek şifrelerin çözülebildiğini kanıtları ile gösterdiler. Ancak parabolik mikrofon oldukça hantal ve büyük bir alet. Gizli gizli şifre çözmek isteyenler için pek de pratik bir cihaz değil. Bu yüzden araştırmacılar, tamamen aynı yöntemi bir cep telefonunda kullanarak başka denemeler yaptılar ve 30 santimetre mesafeden bir bilgisayarın 4096 bit RSA şifrelemesini çözdüler. Bu şifrelemenin çözülmesi için 1 saatlik dinleme süresi yetti. Yani cep telefonuna gerekli uygulamayı yüklemiş birisi, bir sunucu odasına girip telefonu bırakır ve 30 santimetre yakınındaki tüm yüksek güvenlikli sunucuların barındırdığı tüm şifrelemeleri çözebilir. Bu kötü haberdi; şimdi iyi haberlere geçelim. Bu şifre çözme metodunu atlatmanın birtakım yolları mevcut. Öncelikle sunucu kabinlerinin ses yalıtımlı olması, elektromanyetik dalgaları engelleyen Faraday Kafesi ile güvenlik altına alınması, dizüstü bilgisayarların özel yalıtım ile donatılması, böyle bir izleme metodunu etkisiz kılar. Aşırı kritik görevlerde bulunan sunucular için belki bu tarz önlemler düşünülebilir ancak siz de takdir edersiniz ki bunlar pek pratik çözümler değil. Daha iyi bir haber ise, bu sorunu çözmenin çok daha kolay, yazılımsal bir yolu olması: Basitçe, şifre çözme işlemleri arasına hiçbir işe yaramayan ve sunucunun ses veya elektromanyetik izlerini dinleyenlerin kayıtlardan hiçbir şey anlamamalarını sağlayacak gereksiz işlemler ile doldurmak. Bu fazladan işlemler yüzünden şifre çözme belki birkaç saniye daha uzayacaktır, ancak muhtelif casuslar hangi işlemin gerçek hangisinin sahte olduğunu bilemeyecekleri için onlar açısından şifreleriniz kırılamaz hale gelecektir (şimdilik). Şimdi de en iyi habere geçelim: Açık kaynak GNU Privacy Guard tam da bu işlemi yapmaya başladı. Süper kritik önemde şifreleme yapan sunucularınız varsa güncellemek isteyebilirsiniz.

IDC güvenlik cihazları raporu yayınlandı

0
IDC Worldwide Quarterly Security Appliance Tracker (Küresel Güvenlik Cihazları Takibi Çeyrek Raporu) yayınlandı. Raporda, güvenlik cihazlarının satıcı ciroları ve sevkiyatları konularında yıldan yıla artış gözlemlendiği kaydedildi. 2016 yılının ikinci çeyreğinde cirolar yüzde 5,8 oranında artıp 2,75 milyar dolara ulaştı. Sevkiyatlar ise yüzde 15,2 oranında artarak 659.305 adete yükseldi. UTM (Unified Threat Management) pazarı ise geçen 5 yıla göre iki kat büyüdü ve büyümesine devam ediyor. Bu bakımdan UMT, genel sektörün büyüme trendinin lokomotifi görevini üstlenmiş durumda. UMT pazarı 2016 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 13,4 oranında büyüyerek 1,35 milyar dolara ulaştı. UMT ciroları ise yıldan yıla yüzde 15,7 oranında artarak 2,6 milyar dolara ulaştı. Eski IDC raporları ile karşılaştırıldığında UMT pazarı, son yedi yıldır kesintisiz bir şekilde çift haneli büyüme rakamı kaydedebilen tek alt sektör kırılımı olarak da öne çıkıyor. IDP (Intrusion Detection and Prevention) pazarı ise IDC raporuna göre yıllık yüzde 4,8 büyüme oranı ile 402 milyon dolara ulaştı. Yine başka bir pazar olarak görülen güvenlik içerik yönetimi ise yıllık yüzde 4,9 büyüme ile 462 milyon doları gördü. Firewall ve VPN (Virtual Private Network) pazarları ise sırasıyla yıldan yıla yüzde 6,7 ve 14,6 oranında büyüme kaydetti. Rapor coğrafi olarak incelendiğinde Amerika Birleşik Devletleri’nin yıldan yıla yüzde 6,0 oranda büyüme kaydederek ve global pazarın yüzde 41’ini alarak en büyük yerel pazar olmaya devam ettiğini görüyoruz. yıldan yıla yüzde 5,9 büyüme oranı ve global pazarın yüzde 20 payını kapan Batı Avrupa bölgesi ise büyüme hızında ikinci sırada geliyor. Ancak Asya Pasifik bölgesi, yüzde 1,7 büyüme oranı sergilemesine rağmen, pazarın yüzde 22’sini elinde tuttuğu için gelirler incelendiğinde ikinci en büyük konumuna yerleşiyor. Cirosal bazda şirketler incelendiğinde 449 milyon dolar ciro ile Cisco birinciliğini korumaya devam ediyor. Cisco’yu 358 milyon dolar ile Check Point, 334 milyon dolar ile Palo Alto Networks, 270 milyon dolar ile Fortinet ve 117 milyon dolar ile Blue Coat izliyor. Bu şirketlerin pazar payı oranları da aynı sıralamayı takip ediyor. Yıldan yıla büyüme oranlarına baktığımızda farklı bir tablo karşımıza çıkıyor. Geçen yıla göre en yüksek büyümeyi sergileyen Palo Alto Networks, yüzde 38,2 oranında kendini geliştirmiş. Palo Alto Networks’ü yüzde 26,4 büyüme oranı ile Fortinet, yüzde 10,0 oran ile Check Point takip ediyor. Diğer firmaların büyüme oranları yüzde 1 veya aşağısında bulunuyor.

Intel ve Oakley Radar Pace’i ortaya çıkarttı

Kişisel spor ve antrenörlük konusu, nesnelerin interneti yaygınlaştıkça ve teknoloji ilerledikçe hiç beklenmedik bir şekilde gelişiyor. Cep telefonlarına önce uygulama olarak yüklenen sanal spor ve performans takip yazılımları, daha sonra akıllı cep telefonlarına eklenen cihazlar, bileklikler, akıllı saatler, gözlükler ve hatta kolyeler şeklini aldı. Genellikle mobil teknoloji geliştiren şirketlerin tekelinde olan veya bir tek ürüne odaklanmış firmaların cihazlarını kullanıyoruz. Ancak bu sefer bir değişiklik oldu. Teknoloji devi Intel ile özellikle spor gözlükleri konusunda uzmanlaşmış Oakley güçlerine birleştirerek, Radar Pace’i ortaya çıkarttı. Oakley markası ve Intel tarafından bir yıllık araştırma-geliştirme sürecinin ardından ortaya çıkan ve devrimsel bir cihaz olarak kabul edilen Radar Pace, bugün Oakley’in resmi internet sitesi ve mağazaları üzerinden satışa çıkarıldı. Dinamik bir şekilde kişiye özel antrenman programları üretebilen, sporcunun performansını takip eden, aynı anda sanal koçluk yapan ve doğal şekilde kullanıcının sorduğu sorulara cevap veren Radar Pace, sporculara büyük kolaylık sağlayacak. Gerçek zamanlı geri dönüşlerde bulunan ve zengin bilgiler veren Radar Pace, bu şekilde sporcuları geleneksel yöntemlerle çalışmaktan çıkartıp daha bilimsel yöntemlere itiyor. Hem estetik görünümü, hem de üst düzey bir teknolojiyi bir araya getiren akıllı gözlük, gerçekten de yenilikçi ve her seviyedeki sporculara hitap ediyor. Radar Pace bir sanal koçluk görevi üstlenerek spor esnasında atletlerin her adımlarını, döngülerini takip ediyor ve gerçek zamanlı olarak onlara dinamik bir antrenman programı sunuyor. Hands-free teknolojisi olan Intel Real Speech ile güçlendirilen Radar Pace, aynı zamanda Bluetooth kulaklığa da sahip ve bu şekilde sporcular arama alabiliyor, mesaj çekebiliyor ve müzik dinleyebiliyor. Harici sensörleri ve Radar Pace uygulamasıyla cihaz tüm kişisel performans verilerini topluyor ve analiz ediyor. Aynı zamanda tıpkı insan bir antrenör gibi, atletlere özel programlar yaratıyor ve sıradaki hedefleri belirliyor. Radar Pace, iki ana bileşenden oluşuyor. Bunlardan ilki Oakley yapımı akıllı gözlük, diğeri ise iOS ve Android işletim sistemleri için indirilebilecek olan Radar Pace uygulaması. Ürün, Kuzey Amerika, Avustralya ve Avrupa bölgelerinde bugün satışa çıktı.

PepsiCo’nun girişimcilik yarışması sonuçlandı

0
PepsiCo tarafından düzenlenen, Nielsen ana sponsorluğunda ve Hackquarters işbirliğiyle hayata geçirdiği “PepsiCo Insight Challenge” yarışması sonuçlandı. Tüketici ve pazar içgörüleri konusundaki girişimleri desteklemek amacıyla 1-19 Eylül tarihlerinde 1 milyondan fazla kişiye ulaşan yarışmaya 6 farklı ülkeden kurumsal ve bireysel 300’ü aşkın başvuru yapıldı. 3 ülkeden finalist olan 16 şirket, 23-24 Eylül tarihlerinde PepsiCo ve Nielsen’in üst düzey yöneticilerinin yanı sıra melek yatırımcılar ve teknoloji yatırım fonları yöneticilerinden mentorluk aldıktan sonra, 25 Eylül’de final sunumlarını yaptı. Yarışma jürisinde PepsiCo Avrupa ve Afrika Tüketici ve Pazar İçgörüsü Başkan Yardımcısı Tim Warner, Nielsen Innovate ve Nielsen Yatırım Fonu’nun Yöneticisi Bruce Haymes, PepsiCo Doğu Avrupa Bölgesi Pazar İçgörüleri ve Analitik Departmanları Yöneticisi Volkan Öngüç, Özyeğin Üniversitesi kurucularından ve Işık Üniversitesi’nin Kuluçka ve İnovasyon Departmanının yöneticisi Prof. Dr. Ali Beba, 500 Startups Türkiye Fonu’nun Yöneticisi Rina Onur ve Hackquarters Girişim Hızlandırma Şirketinin Kurucusu Kaan Akın yer aldı. Özel Ödül, alışveriş fişleri üzerinden sadakat programı sunan Outkart projesinin oldu Alışveriş fişleri üzerinden tüketicilere doğrudan sadakat programları sunan OurCart, Özel Ödül’e layık görüldü. Sunulan 16 proje arasından seçilen Outcart projesinin yaratıcıları, PepsiCo Avrupa merkez ofisinde ağırlanmaya hak kazandı. İnsan görüşüne ihtiyaç duyulan tüm iş problemlerini bilgisayar ve kameralarla otomatikleştiren Vispera ile akıllı telefonlar aracılığıyla mobilize bir şekilde şirketlerin ihtiyaçlarına çözüm bulan Twentify şirketleri ise Nielsen Özel Ödülü’ne layık görüldü. Söz konusu şirketler, Nielsen’in merkez ofisinde teknolojilerini Nielsen ile birleştirmenin yollarını arayacak.

PepsiCo ve Nielsen ile işbirliği fırsatı

Hızlı Tüketim Ürünleri sektöründe bir ilk olan yarışmanın finalinde seçilen projeler, PepsiCo ve Nielsen ile uluslararası düzeyde işbirliği yapmaya hak kazandı. Pazar araştırmaları ve tüketici içgörüsüne ilişkin yenilikçi çözümlerin geliştirilmesi ve girişimlerin desteklenmesi amacıyla düzenlenen PepsiCo Insight Challenge, FMCG alanında gerçekleştirilen ilk yarışma olma unvanını da taşıyor. Yarışma sonrasında PepsiCo Insight Challenge’ı değerlendiren jüri üyelerinden PepsiCo Avrupa ve Afrika Tüketici ve Pazar İçgörüsü Başkan Yardımcısı Tim Warner; “İnovasyona önderlik etmek bizim görevimiz, bu yarışmayla kurduğumuz bağlarla rekabette daha ileri geçeceğimize eminiz” dedi. Nielsen Innovate ve Nielsen Yatırım Fonu’nun Yöneticisi Bruce Haymes ise “Kurumların yeni teknolojileri hızla benimsemesi çok önemli, bu konuda PepsiCo’nun attığı adımda onların yanında olmak çok güzel. Bunu İstanbul’da yapmak, birçok dünya şehrine örnek olacaktır” diye konuştu. Tüketici ürünleri alanında Türkiye’de bir ilki daha gerçekleştirmiş olmaktan mutluluk duyduklarını belirten PepsiCo Doğu Avrupa Bölgesi Pazar İçgörüleri ve Analitik Departmanları Yöneticisi Volkan Öngüç; ”Burada kurumsal şirket ile girişimcileri bir araya getirmenin çok güzel bir örneğini sergiledik, bu iki tarafa da güç katacaktır. İşbirliği yapmayı planladığımız girişimleri desteklemek ve birlikte geliştirmek, yeniliklere liderlik etmek, uzun vadede sürdürülebilir büyümemizin temel taşları olacaktır” dedi. Prof. Dr. Ali Beba, “Kurumların girişimcilik fikir yapısına yakın olması onları uzun vadede genç ve dinamik tutarak liderliklerini garantileyecektir” diyerek konuşmasını tamamladı. 500 Startups Türkiye Fonu’nun Yöneticisi Rina Onur, “Teknolojik girişimler dünyada büyük ekonomik ve sosyal kalkınmayı körüklüyor. Bu teknolojik gelişmeleri desteklemek için yaptığımız yatırımlar, PepsiCo ve Nielsen gibi şirketlerin işbirliğiyle daha sağlam adımlarla büyüyerek, dünya seviyesinde ölçeklenebilir” diyerek yarışmanın önemine atıfta bulundu. Hackquarters Girişim Hızlandırma Şirketinin Kurucusu Kaan Akın, “PepsiCo’nun öncülük ettiği bu etkinlik, umarım birçok kurumsal şirkete örnek olur, girişimci-kurum işbirliğini ve inovasyonu tetikler” dedi.