Dünyanın en büyük teknoloji ve iş süreç yönetimi şirketlerinden Xerox, Haziran ayında Türkiye’nin de üyesi olduğu Dünya Toplu Taşımacılar Birliği (UITP) tarafından Milano’da düzenlenen kongrede, ulaşım araçlarında bilet, jeton ve manyetik kart kullanımı yerine kişisel mobil cihazlarla ödeme yapma imkanı tanıyacak Xerox Seamless çözümünü tanıttı.
Seamless nasıl çalışıyor?
Xerox Seamless, günümüzde uygulanan biletleme sistemlerini mobil ödeme sistemlerine entegre ediyor ve mevcut sistemlerdeki aksaklıklara önemli çözümler getiriyor. Yolcular Xerox Seamless’ın uygulamasını akıllı telefonlarına indirerek Seamless ile yapacakları yolculuğun ilk adımını atmış oluyorlar. Belediyeler ve özel ulaşım hatlarının Xerox Seamless ile yapılacak bir seyahate imkan vermek için yapmaları gereken tek şey ise Xerox tarafından temin edilen ve Xerox’un “etiket” olarak adlandırdığı Yakın Alan İletişimi (NFC) aparatlarını, duraklara, istasyon girişlerine, turnikelere veya ulaşım araçlarının içine yerleştirmek olacak. Sistem otomatik olarak çalışmaya başlayacak.
Xerox Seamless uygulamasına sahip yolcular, akıllı telefonlarını Xerox etiketlerine okutarak ulaşım ücretlerini mobil olarak ödeyebiliyor. Xerox Seamless ile ödeme yaparken internet bağlantısının veya SIM kartın çekim alanı içinde olup olmamasının bir önemi bulunmuyor. Ödeme yaparken mobil cihazınız 3G/4G bağlantısına sahip olmasa dahi Xerox etiketleri uygulama kimliğinizin bilgilerini alarak işlem kaydını tutuyor ve mobil cihazınız ilk sinyali aldığı an veya ilk internet bağlantısını kurduğu an bakiyenizden otomatik olarak ulaşım ücretini tahsil ediyor.
Xerox Seamless yerel kullanıcıların olduğu kadar turistlerin de ulaşım sorunlarını gidermelerine yardımcı olacak. Küresel çapta standart bir yazılım sistemine sahip Xerox Seamless ile, dünyanın herhangi bir noktasında Xerox Seamless platformuna sahip ulaşım hattında seyahat etmek mümkün olabilecek. Her şehrin ulaşım birim ücretlerinin Xerox Seamless etiketlerine yüklü olması sayesinde uygulama, gidilen herhangi bir şehirde sorunsuz olarak seyahat etmenizi sağlayacak.
Dünyanın bir çok şehrinde otobüs, tren, metrobüs, vapur gibi birçok ulaşım aracı için ayrı bir biletlendirme sistemi ve ücret tarifesi uygulanıyor. Trende yolculuk yapmak için aldığınız bilet ile vapura binemiyor; otobüse binmek için kullandığımız kart ile birçok tren ve vapur hattında seyahat edemiyorsunuz.. İstanbul’da entegre bir biletleme teknolojisi olsa da çoğu metropolde geçerli olan bu durum mobil teknolojilerin gelişmesi ve yaygınlık kazanması ile değişmeye başlıyor. Yerel yönetimleri biletleme sistemlerinin idare edilmesi için dolum cihazları yerleştirmek, tahsilat yapmak gibi çok büyük donanım, bakım yatırımları yapmaktan kurtaracak bu çözüm ile herkesin sahip olduğu kişisel mobil cihazlar, yerel otoritelerin kullandığı ve üzerinden ücret tahsilatı ve transferi yapabildiği donanım cihazlarına dönüşecek.
325 milyar dolarlık mobil ödeme pazarı
Akıllı telefon, tablet ve saat gibi mobil teknolojiler giderek hayatımızın her alanında kendine daha çok yer buluyor. Emarketer.com verilerine göre dünyada akıllı telefon kullanıcı sayısının bu yılın sonuna kadar 2 milyar kişiye ulaşması bekleniyor. Aynı siteye göre, bu yıl içinde tablet kullanıcı sayısı da dünya çapında 1 milyar kişiye ulaşacak. Mobil cihaz sahibi kişilerin sayısı arttıkça mobil ödeme sistemlerinin kullanım oranı da büyük artış gösteriyor. Statista.com verilerine göre, 2010’da 52,9 milyar dolar olan dünya çapındaki mobil ödeme işlem hacmi, 2014 yılına kadar yaklaşık yüzde 600 oranında bir artış göstererek 325,2 milyar dolara ulaştı. 2017 yılında ise bu rakamın 721,4 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Xerox Seamless’ın, yakın bir zamanda dünyanın önde gelen kentlerinin yerel ulaşım birimleri ile yapılacak anlaşmalara müteakip, iOS, Android, Windows işletim sistemli mobil cihazlar üzerinden kullanıma sunulması bekleniyor.
Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenen Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Semineri’nde konuşan Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yönetim Bilişim Sistemleri Okutmanı Işıl Yenidoğan, “Geliştirdiğimiz ‘Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Projesi’ ile Z kuşağına teknolojiyi bir tüketim değil üretim aracı olarak kullanmayı öğreteceğiz” dedi.
Kadir Has Eğitim Teknolojileri Destek Birimi tarafından tasarlanan Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Serisi’nin ilki Mühendislik ve Doğa Bilimleri konusu üzerine yapıldı. Teknolojinin bir oyun değil, bilgiye ulaşmada çok etkin bir araç olduğunu vurgulayan Okutman Işıl Doğan, “Z kuşağı zaten teknolojiyle yoğrularak geldi. Bundan sonra daha da iddialı bir tespitle mobil dünyada hayatlarını sürdürecek. Şu sıralarda biz elektronik ticaretin yerine mobil ticareti tartışır durumdayız. Bu sistemle eğitilen öğrenciler, teknolojinin bir oyun değil bilgiye ulaşmada çok etkin bir araç olduğunu hazmederek eğitimlerini tamamlayacaklar. Mezun olduklarında çalışma hayatlarında da teknolojiyi çok daha etkin, hiçbir çekinceleri olmadan, her türlü rapor üretiminde, amirleriyle ilişkilerinde, günlük yaşantılarında kullanacaklar. Bunu daha üniversite sıralarında yoğun bir şekilde öğrenmiş ve günlük hayatlarının bir parçası haline getirmiş olacaklar. Hayatının her alanında, dersinde, okulunda, evden eğitim alırken, dersini çalışabilir sınavına girebilirken teknolojiyi kullanan öğrenci, bu sistemle teknolojiyi bir tüketim değil üretim aracı olarak kullanmayı öğrenecek” dedi.
“Z kuşağı gençlerimize onlarla aynı dili konuşarak dokunmayı, doğru hikâyelerimizi doğru yollarla aktarmayı hedefliyoruz” diyen Yenidoğan, “Biz Kadir Has olarak şuanda Y kuşağı gençlerimize eğitim veriyoruz. Z kuşağı gençlerin de kapıda olduğunu bildiğimiz için onları en iyi şekilde eğitmek üzere hazırlıklarımızı tamamladık. Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Serisi de bunun bir ürünüdür. Eğitimde teknolojiyi maksimum derecede kullanıyoruz. Bu şekilde de hem üniversite olarak hem de Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi özelinde, Z kuşağı gençlerimize onlarla aynı dili konuşarak dokunmayı, doğru hikâyelerimizi doğru yollarla aktarmayı hedefliyoruz” değerlendirmelerinde bulundu.
Yeni neslin aldığı eğitim ve öğretim anlayışının farklarına dikkati çeken Yenidoğan, “Sadece Mühendislik ve Doğa Bilimleri özelinde değil, bahsettiğimiz Z kuşağı gençler, teknoloji ile birlikte doğmuş gençler olduğu için onların eğitim ve öğretim anlayışı bizim kâğıt kalemle kara tahtada aldığımız eğitimden çok farklı. Onları tatmin edecek, arzu ettikleri doyurucu bilgiyi verecek yaklaşımlar da eğitimde teknolojiyi etkin kullanmaktan geçiyor. Bu sistem, onları en etkin şekilde teknolojik dünyaya hazırlamayı hedefliyor” ifadesini kullandı.
Hitachi Data Systems, duyurduğu Pentaho satın almasıyla birlikte Sosyal İnovasyon ve Nesnelerin interneti alanlarındaki çözümlerinde çığır açacak birçok teknolojiyi bünyesine kattı. Anlaşmaya göre, faaliyetlerine mevcut CEO’su Quentin Gallivan ve mevcut marka ismiyle devam edecek olan Pentaho, Hitachi Data Systems markası altında Sosyal İnovasyon’dan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Kevin Eggleston’a bağlı olarak faaliyetlerini sürdürecek.
Kullanıcılara bağımsız olarak sunulacak Pentaho, aynı zamanda Hitachi Data Systems’ın gelişmiş analitik temelli yazılımlarına da entegre edilebilecek. Bu sayede markanın büyük veri alanındaki mevcut analiz ve veri işleme teknolojilerini geliştirerek servis portföyü ve bilişim yönetimi ürünlerinin kapasitesini artacak. Nesnelerin İnterneti (IOT), operasyonel teknolojiler, büyük veri ve makineler arası iletişim (M2M) analizi teknolojilerinde her geçen gün çözümlerine bir yenisini ekleyen lider Hitachi Data Systems, büyük hacimlerdeki yapılandırılmış ve yapılandırılmamış veri yığınlarının anlamlı bilgilere dönüştürülmesinde en ileri teknoloji ve uygulamaları sunuyor.
Hitachi Data Systems Türkiye Genel Müdürü Serdar Sayar
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Hitachi Data Systems Türkiye Ülke Müdürü Serdar Sayar, “Pentaho’nun resmen Hitachi Data Systems ailesinin bir üyesi olmasından büyük bir mutluluk duyuyoruz. Pentaho’nun sahip olduğu veri analitiği, görüntüleme ve entegrasyon platformları, gelişmiş analiz temelli Sosyal İnovasyon çözümlerimizin en önemli bileşenlerinden birini oluşturuyor. Bu satın almayla birlikte Sosyal İnovasyon vizyonumuz ve Nesnelerin İnterneti alanındaki güçlü varlığımızla piyasaya bütünsel ve endüstri tecrübelerimizi de harmanlayan çözümler sunmayı hedefliyoruz.”
Son dönemde gerçekleşen oXya, Pantascene ve Pentaho satın almalarıyla birlikte Sosyal İnovasyon vizyonu ve IOT ürün haritasını geliştiren Hitachi Data Systems, geçtiğimiz Nisan ayında Las Vegas’ta düzenlenen Connect 2015 konferansında Veri Merkezi Operasyonları için Canlı Takip, Birleşik Sağlık Hizmetleri için Klinik Veri Saklama Çözümleri’nin de içinde bulunduğu Sosyal İnovasyon alanındaki yeni çözüm ve hizmetlerini tanıtmıştı. Bunun yanında Hitachi Data Systems’in Pentaho satın almasıyla birlikte SAP HANA için sunulan yeni Hitachi Bütünleşik İşlem Platformu – (UCP-Unified Compute Platform) çözümü, geliştiricilerin her türlü kaynaktan her ölçekte sağlanan büyük veriyi işlemesini de mümkün kılıyor.
İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları (İTÜ GVO) Beylerbeyi Ortaokulu birinci sınıf öğrencisi Armağan Alper Sevim, icat ettiği “İlaç Saati Hatırlatma Cihazı” ile Geleceğin Mucitleri Bilim Yarışması’nda birinciliği kazandı.
Armağan Alper Sevim’in buluşu olan cihaz, hastanın düzenli kullandığı ilaçların dozlarını ayarlıyor. Her birinin alınması gereken saatlerde sesli ve görsel uyarı sinyalleri vererek hatırlatma yapıyor. Bu cihaz sayesinde özellikle kronik rahatsızlığı olanlarda ilaç alımının unutulması ve yanlışlıkla fazla doz alımı önlenebiliyor. Cihaz, hem sesli, hem de ışıklı uyarı sistemi sayesinde görme veya duyma engelli hastalar için ek bir kolaylık sağlıyor.
Samsung ve Multi Channel Developers işbirliğinde gerçekleştirilen yarışmaya Türkiye’nin 81 ilinden katılan ortaokul öğrencilerinin sundukları projeler, halk oylaması ve uzmanlardan oluşan bir jüri tarafından değerlendirildi. Yarışmada dereceye giren öğrenciler, para ödüllerinin yanı sıra Yaratıcı Çocuklar Derneği tarafından bir yıl süreli “Yeteneğe Destek” bursu kazandılar.
İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Serhat ÖzerenİTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Özeren, Armağan Alper Sevim’in başarısından büyük gurur duyduklarını belirterek, “İTÜ’nün güçlü tarihi ve köklü akademik birikiminin temelleri üzerine kurulu bir eğitim kurumu olarak, çocuklarımızın tüm gelişim alanlarını her zaman destekliyoruz. 15 yılda gençlerimizle ve değerli hocalarımızla önemli başarılara imza attık. Bilimden, sanata, spordan, edebiyata kadar her alanda öğrencilerimizi başarıya taşıyacak olanaklar, kapılar açtık. Geleceğin Mucitleri Bilim Yarışması’nda birinciliği kazanan ortaokul birinci sınıf öğrencimiz Armağan’ı bu değerli başarısından ötürü yürekten kutluyorum” dedi.
Ülkemize patentli, markalı yeni buluşlar ve ürünler kazandırabilmek için yaratıcı düşünebilen gençler yetiştirmek gerektiğini vurgulayan Özeren, şunları söyledi:
“Eğitimciler olarak gençlerin hayal gücünü ve yaratıcılığı ortaya çıkaracak imkanlar sunmalı ve onlara yenilikçi bakış açıları kazandırmaya çalışmalıyız. Bilimi sevdirmek ve yeni buluşlar yapmaya yönlendirmek bizim asıl görevimiz olmalı. İTÜ GVO olarak bizim temel eğitim anlayışımız, öğrencilerimizin yeteneklerini görmelerini sağlamak ve onları cesaretlendirerek özgüvenlerini arttırmaktır. Armağan’ın buluşu olan cihaz, sadece teknik bir kolaylık sağlamaktan öte, düzenli ilaç kullanmak zorunda olan yaşlıların ve engellilerin yaşam kalitelerini yükseltmesi bakımından insani bir duyarlılığı da ortaya koymaktadır. Bu açıdan da Armağan’ı tekrar tekrar tebrik ediyorum.”
Armağan Alper Sevim’in buluşunu anlattığı videoyu buradan izleyebilirsiniz.
19 ülkeden, 2322 şirket ve 1 milyon 6 yüz bine yakın çalışanın analiz edildiği listeye göre, çalışanlar iş yerlerinin psikolojik ve duygusal açıdan sağlıklı, eğlenceli ve söz sahibi olabilecekleri demokratik ve şeffaf ortamlar olmasını her zamankinden daha çok önemsiyorlar. Çalışanların şirket içi karar mekanizmalarında söz sahibi olması ile katılımcılık her zamankinden daha çok destekleniyor.
Trendler içerisinde oldukça öne çıkan bir diğeri ise mekan ve zaman bakımından esneklik. Şirketlerin yükselen beklentilerini dengelemek adına, çalışanların çalışma saatlerini kendi istedikleri şekilde ayarlamaları ve gerekirse ofis dışındaki istedikleri bir mekanda çalışmaları teşvik ediliyor.
IT sektörünün önlenemez yükselişi
Sektörler açısından bakıldığında, listede 90 puan ile en yüksek güven indeksine erişen sektör, yine Türkiye ve Asya’da bu yıl açıklanan listelerdekiyle aynı şekilde IT ve Profesyonel Hizmetler oldu. Bu yılki Fortune 100 listesine de damga vuran teknoloji şirketlerinin İK uygulamaları anlamında tüm dünyada geleneksel sektörlere örnek teşkil edecek uygulamalar içinde olduğu görülüyor.
Çalışan bağlılığı alanında büyük yol kat edildi
Son 13 yıldır Avrupa’da Trust Index Çalışan Anketi’nde olumlu yanıt oranını en çok artıran sorulara bakıldığında, Avrupalı şirketlerin çalışan bağlılığı alanında ciddi bir yol kat ettiğini okumak mümkün. 2003’ten bu yana, “Burada uzun süre çalışmak istiyorum” şeklindeki soruya verilen olumlu yanıtların oranı yüzde 55 seviyesinden 85’e yükselmiş durumda.
Türkiye’den 6 şirket de listede
Avrupa’nın En İyi İşverenleri ödülleri En İyi Çok Uluslu İş Yerleri, En İyi Büyük ölçekli İş Yerleri ve En İyi Küçük ve Orta ölçekteki İş Yerleri şeklinde 3 kategoride verildi. Kategori birincileri sırasıyla NetApp, Davidson Consulting ve Cygny oldu.
En İyi Çok Uluslu İş Yerleri listesinde, Türkiye’de de faaliyet gösteren ve Mayıs ayında açıklanan Türkiye’nin En İyi İşverenleri listesinde de yer alan şirketlerden EMC, Microsoft, H&M, Hilti, eBay (Gitti Gidiyor) ve AbbVie görülebiliyor.
Lüksemburg’da düzenlenen törende şirketlere ödüllerini veren isimler arasında yer alan Great Place to Work Genel Müdürü Eyüp Toprak sonuçlarla ilgili değerlendirmesinde, “Önümüzdeki yıllarda Avrupa’nın En İyi İşverenleri listesine daha fazla Türk şirketimizi dahil etmek istiyoruz. Avrupa ve dünyaya baktığımızda, kurum kültürünün gelişimi ve şirketlerinin işveren markalarını geleceğe taşımak adına hızla hareket eden ve gerçek bir lider gibi vizyoner kararlar veren yöneticilerin sayısının arttığını, böylece işletmelerin başarılarını gün geçtikçe artırdıklarını görüyoruz. Ülkemizde de bu yolculukta yer almak isteyen şirketlerimizin sayısı hızla artıyor, artık şirketler geleceğin mottosunun daha fazla insan ve daha fazla özen olduğunu kavradılar ve Great Place to York olarak bu şirketlerimiz ile bu yolculukta yan yana ve birlikte hareket etmemizden dolayı ülkemiz adına gurur duyduğumu belirtmek istiyorum” dedi.
Dell, Gartner’ın Magic Quadrant ölçümünde Modüler Sunucular kategorisinde lider oldu. Ayrıca Magic Quadrant ölçümünde Veri Merkezi Ağları kategorisinde vizyoner olarak konumlandırıldı.
Dell, Gartner tarafından kurumsal ürün klasmanında övgüye değer bulunduğunu duyurdu. BT sektör analisti Gartner, Dell’i 2015 Magic Quandrant ölçümünde Modüler Sunucular kategorisinde lider, aynı ölçümün Veri Merkezi Ağları kategorisinde ise vizyoner olarak konumlandırdı. Firma, Üretici Derecelendirme raporunda da Dell’e pozitif genel puan verdi.
X86 tabanlı sunucuların dünyadaki en büyük üreticilerinden biri olan Dell, Gartner 2015 Modüler Sunucular Magic Quadrant ölçümünde lider olarak konumlandırıldı. Dell PowerEdge FX, blade sunucuların yoğunluk ve verimliliğiyle raf tipi sunucuların sadelik ve maliyet avantajını bir araya getiriyor. Bu inovasyon sayesinde müşteriler değişen iş yükü taleplerini karşılayabiliyor ve bir yandan da yüksek güvenilirlik, kesintisiz çalışırlık ve hizmet verebilirlik özelliklerinden yararlanıyorlar.
Dell PowerEdge FX sunucular dünyanın her yerindeki müşteriler tarafından beğeniliyor. Nitekim son dönemde Asya’daki büyük bir e-ticaret şirketi, FX’leri rakip sunuculara tercih ederek 10 binden fazla sunucu satın aldı. Bir başka örnek de merkezi ABD’de bulunan bir yatırım yönetimi kuruluşu; şirket müşterilerine daha iyi hizmet verebilmek için kullandığı çok yönlü veri analizi ve alım-satım sistemlerini üzerinde çalıştıracağı yüzlerce sunucu talep etti.
Gartner’ın Modüler Sunuculare ilişkin Magic Quadrant ölçümü ise Dell’in PowerEdge sunucularda 20. yılını kutladığı dönemde yayımlandı. Şirketi ileriye taşıyan PowerEdge gibi esin kaynağını müşterilerden alan ürünlerle Dell hem ürün satış adedi hem de gelir rakamlarında artış sağlamaya devam ediyor. Gartner’ın yaptığı bir araştırmaya göre Dell halen küresel x86 sunucu piyasasında ikinci sırada yer alıyor.
Dell EMEA Gelişen Pazarlar Bölgesi, Türkiye-Afrika Kurumsal Ürünler Bölgesel Pazarlama Müdürü Tunç Erkan
Açık Ağlar, Dell’in ağ uygulamaları stratejisinin belkemiğini oluşturuyor. Şirket modern ağlara dönüşümü destekliyor: Kurumların farklı kısımları için ağ anahtarlarıyla birlikte son teknolojili hizmetler sunuyor. Bu sayede işletmeler hem giderek artan bant genişliği taleplerine yanıt verebiliyor, hem de ölçeklendirilebilirlik ve ağ yönetimi alanlarında zorlukların üstesinden gelebiliyorlar.
Dell Türkiye ve Afrika Bölgesi (EM-EMEA) Kurumsal Ürünler Pazarlama Müdürü Tunç Erkan bu konuda şunları söyledi:
“Gartner gibi saygın bir firmanın bizi övgüye değer bulması, geleceğin veri merkezlerini anlıyor olduğumuzu doğrulamakta.”
Dünyanın en büyük yazılım şirketlerinden biri olan 3DEXPERIENCE Şirketi Dassault Systèmes, perakende sektörüne yönelik “3DVIA Make” isimli yeni çözümünü tanıttı. Bu yeni çözüm; devasa stok ve uzun gerçekleştirme süreçleri olmaksızın; perakendecilere müşteriye özel ürünler sunmalarını sağlayacak. 3DVIA Make ile perakendeciler artık, müşteri ürünleri için müşteri, perakendeci ve markanın yararlanacağı kişiselleştirme olanaklarını yakalayabilecek.
3DVIA Make ile, perakendeci veya marka internet siteleri içinden, ürünler her bir müşterinin isteğine göre kapsamlı olarak kişiselleştirilebiliyor. Geniş bir ürün stokuna sahip olma ihtiyacı ortadan kaldırılarak siparişler, istendiğinde bir 3D baskı hizmeti sağlayıcı veya yerel ofis tarafından tamamlanabiliyor. Örneğin, bir müşteri bir perakende internet sitesini veya e-mağazayı ziyaret edebilir ve pek çok malzeme, renk, şekil ve tasarım arasından seçim yaparak kişiselleştirilmiş bir ürün yaratabiliyor. Müşteri, seçili ürünü satın almadan önce 360 derecelik bir görüş açısıyla değerlendirebiliyor. Tamamen kişiselleştirilmiş benzersiz bir ürün siparişi izleyen bir kaç gün içinde 3D yazıcı kullanılarak basılıp gönderilebiliyor.
Dassault Systèmes’ 3DEXPERIENCE platformu üzerinde çalışan 3DVIA Make uygulamasının ilk hedefi kuyumculuk, oyuncak ve aksesuar alanları olacak. Ürünün maliyeti minimum ve gerçekleşen işlemler tarafından belirlenen bir gelir paylaşımı modeline dayanıyor.
Dassault Systèmes 3DVIA CEO’su Vincent Picou şunları söyledi: “Bu çözüm ticari kurumların internet sitelerine entegre ederek müşterilerine sanal tasarım deneyimi sağlamalarına olanak sağlayan ilk 3D çözüm. 3DVIA Make, 3D teknolojisini tüketici pazarına taşırken önümüzdeki yıllarda bazı perakende alanlarında devrim yapma potansiyelini taşıyor.”
Garanti Bankası, finans dünyasına yenilikçi çözümlerin geliştirilmesi ve bu alanda iş fikirlerinin hayat bulmasının amaçlandığı “Finansal Teknoloji Hızlandırma Programı”’nı başlatıyor. Program, Türkiye’nin öncü iş geliştirme ve hızlandırma merkezi olan Girişim Fabrikası işbirliğinde yürütülecek. Programa katılmak isteyen yenilikçi fikir veya iş modeli sahipleri 19 Temmuz 2015 tarihine kadar http://www.girisimfabrikasi.com/garanti adresinden başvurularını yapabilecek.
Programın 5 haftalık ilk fazı boyunca katılımcılar, Girişim Fabrikası’nın, stratejiden tasarıma pek çok konuyu kapsayan iş geliştirme eğitimleriyle ürünlerine yön verebilecek. Buna ek olarak Garanti Bankası’ndan uzman kişilerin katılacağı mentorluk görüşmelerinden de faydalanabilecekler. İlk faz sonunda uygun görülen katılımcılar, projelerini Garanti Bankası’nın üst düzey yöneticilerine sunacak ve işbirliği fırsatlarını değerlendirme imkanı bulacaklar. Bu aşamada ikinci faza geçmeye hak kazanan projelere Girişim Fabrikası 3 ay süreyle ofis alanı sağlayacak. Katılımcılar program sonunda vardıkları son noktayı, Girişim Fabrikası tarafından yapılan Demo Günü’nde yatırımcılara ve kurumsal şirketlerdeki iş geliştirme yöneticilerine sunacaklar.
Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Didem Dinçer Başer
Konuyla ilgili bilgi veren Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Didem DinçerBaşer, “Garanti Bankası olarak, finans alanında yeni işler geliştirenleri desteklemenin ve onlarla güç birliği oluşturmanın gerekliliğine inanıyoruz. Bu programda İnovasyon alanlarımızı çeşitlendirmek ve çalışmalarımıza hız kazandırmak amacıyla kurum dışındaki kaynaklardan beslenmeyi ve programa katılan iş fikirlerine yön vererek doğru müşterilere ulaşmalarına destek vermeyi amaçlıyoruz. Karşılıklı fayda sağlamayı amaçladığımız bu programda, proje ortaklıkları kurulmasına fırsat yaratacağız. Finansal teknolojiler konusunda ülkemizi daha da ileri taşıyacak benzer çalışmaların artmasını diliyor, Garanti olarak sektörün geleceğini bugünden düşünen iş insanlarının yanında olmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.
Bu işbirliği kapsamında finans sektöründe çok önemli fikirlerin hayat bulunacağına inandığını belirten Girişim Fabrikası Kurucu Direktörü İhsan Elgin ise “Girişim Fabrikası olarak bugüne kadar parlak 120’ye yakın tekno-girişim fikrine destek olduk ve ekonomiye kazandırdık. Eğitim verdiğimiz girişimcilerimizin yüksek katma değer yaratan başarı hikayelerini gururla takip ediyoruz. Garanti Bankası ile hayata geçireceğimiz ” Finansal Teknolojiler Hızlandırma Programı” ile de finans sektörüne değer katacak, yön verecek, fark yaratacak ve 10 inovatif fikrin hayata geçmesine olanak tanıyacağız.” şeklinde konuştu.
10 Ağustos-11 Eylül 2015 tarihleri arasında 5 hafta olarak gerçekleşecek programa katılmak isteyen yenilikçi finansal fikir veya iş modeli sahiplerinin, detaylı bilgi ve başvuru için www.girisimfabrikasi.com/garanti adresini 19 Temmuz’a kadar ziyaret etmeleri gerekiyor.
Yaklaşık 5750 çalışanı ve 8 üretim tesisinde, yurt içine dağılmış 180 distribütör ve 23 dağıtım merkezi ile 180.000 noktaya ulaşan, 2014 yılı itibariyle 1 milyar doları aşan cirosuyla Türkiye’nin önde gelen gıda markası Eti Gıda, bütçe planlama ve konsolidasyon yönetimi için METRIC’in danışmanlığında SAP BPC sistemine geçti.
Daha önce bütçe sürecinde veri tanımlamaya yüzde 70, analize yüzde 15, karar verme ve yürütmeye ise zamanın yüzde 15’ini ayıran şirket, SAP BPC altyapısı sonrası ayırdığı zamanı veri tanımlama ve analiz için 15’e düşürürken karar verme ve yürütme için yüzde 70’e çıkarttı. Böylece şirket karar verme ve yürütmeye daha fazla zaman ayırırken farklı senaryo çalışmalarının hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi sayesinde üst yönetimin ve karar vericilerin en doğru çözüme ulaşması da sağlandı. Ana aşamaları kavramsal tasarım, geliştirme, test, canlı kullanım ve destek olarak belirlenen projeye canlı geçiş 6 ay içerisinde tamamlandı.
ETİ’nin daha önce kullandığı çözümde Kurumsal Kaynak Planlama (ERP) ile entegrasyon olmadığından her defasında yeniden veri tanımlanması yapılıyor, bütçenin farklı sistemlerde olması zorluklar yaratıyor ve senaryo çalışmaları oldukça uzun zaman alıyordu.
Tüm bütçe süreçlerini tek bir platformda bir araya getiren çözüm
ETİ’nin SAP BPC projesindeki önceliği tüm bütçe süreci için merkezi, tek bir platform kullanmak, değişen pazar koşullarına göre hızlı simülasyon yapabilmek, yüksek performanslı raporlama kabiliyeti kazanmak ve iş süreçlerine ve operasyonel sistemlere entegre bir sistem kurgulamak oldu. SAP BPC sistemini ve METRIC’i tercih eden ETİ, merkezi bütçe ve planlama aracı kullanmaya başladı, izlenebilir ve denetlenebilir bir bütçe süreci yönetimine sahip oldu, hızlı ve değişen koşullara göre daha sık tahmin yapma yeteneği kazandı, fiili sistemler ile entegrasyondan dolayı otomatik fiili veri güncelleme sağladı, plan-fiili ve plan-fiili-tahmin karşılaştırmalarını yapabilir hale geldi.
METRIC’in danışmanlığında hayata geçirdiği proje ile ETİ; ayrıca satış, üretim, satın alma, yatırım, insan kaynakları ve gider bütçe planlama süreçlerini daha kolay takip edebilir duruma gelirken ilgili süreçler neticesinde üretim maliyeti, karlılık, P&L ve bilanço ile ilgili rakamlar da rahatlıkla izlenebilir oldu.
ETİ: “Çözümsüz konu bırakmayan METRIC’i seçtik”
ETİ Gıda Bilgi Teknolojileri ve Sistem Geliştirme Müdürü Hakan Bulur, neden METRIC’i tercih ettiklerini şöyle anlattı: “Modüler yapıya sahip olması nedeniyle fazlı geçişe izin vermesi, modüller arası doğal entegrasyon, standart yapısında en iyi çözüm önerilerini de içeren birden çok süreç çözümünü barındırması, süreçlerimiz ve gelişim noktalarının çoğunu mevcut çözüm önerileriyle karşılaması ve global düzeyde bir destek ağının olması SAP’ı tercih etmemizin temel nedenleri oldu. METRIC; proje yönetim tarzı, çeşitli çözüm alternatifleri üreterek çözümsüz konu bırakmaması ve teknik anlamdaki yeterliliği ile projeye önemli katkılar sağladı. Çözüm yöntemi, projeye yaklaşım tarzı ve geçmiş proje deneyimimiz nedeniyle METRIC ile projeyi gerçekleştirme kararı aldık.”
METRIC Yönetici Ortağı Barış Çekiç, ETİ Gıda’ya verdikleri hizmetin kapsamını şöyle özetliyor: “ETİ, Türkiye’nin önde gelen gıda şirketlerinden birisi. Biz de böyle bir şirkete kurumsal performans yönetimi konusunda destek vermekten dolayı mutluluk duyuyoruz. İşbirliğimizin başından beri ETİ Gıda ekibiyle uyumlu bir çalışmamız oldu. Çalışmamızın başında bütçe planlama ve konsolidasyon yönetimi ile ilgili yardım almak istediklerini bize bildirdiler. Biz de kendi ihtiyaçlarını analiz ederek şirketin özel ihtiyaçlarına en uygun çözümleri onlara sunmak için çalıştık. Projenin hayata geçirilmesi ardından, zaman tasarrufu ve yetkinlik kazanımı gibi sonuçlar elde ettiklerini ve bütçe planlama süreçlerini daha kolay takip edebilir duruma geldiklerini belirtmeleri bizim açımızdan da son derece olumlu sonuçlar oldu.”
1961 yılında Eskişehir’de kurulan; bisküvi, gofret, kek, kraker, çikolata ve bar üretimi yapan Eti Gıda, Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden biri olup 2014 yılı itibariyle 1 milyar doları aşan cirosuyla öne çıkıyor.
Teknoloji firması UBER, İstanbul için sunduğu güvenli ve konforlu ulaşım alternatiflerine bir yenisini daha ekledi. Yeni hizmeti UberTEKNE ile Boğaz’da kullanımı kolay, hızlı ve keyifli ulaşım mümkün olacak.
UBER, İstanbul Boğazı’ndan özel sürat teknesi çağırabilmek için lüks deniz taşımacılığı firması Navette – Tezman Holding işbirliği yaparak UberTEKNE servisini başlattı.
İstanbul’da UberTEKNE’yi ilk olarak yazar, sunucu, Wellness Eğitmeni Ece Vahapoğlu ve gazeteci, yazar Onur Baştürk deneyerek, UberTekne’nin Rider zero’su oldular. UBER uygulaması üzerinden çağırdıkları teknelere binip, Boğaz’ın eşssiz manzarası eşliğinde trafiğe takılmadan, istedikleri yere ulaştılar.
UBER uygulamasının içine dahil olan UberTEKNE, diğer Uber hizmetleri gibi kullanılacak ve mesafeye göre ücretlendirilecek. 7-10 kişi kapasiteli teknelerle verilecek hizmet için yaklaşık Bebek-Kandilli arası 50-60 TL, Ortaköy-Kuzguncuk 50-60 TL, Çırağan-Ataköy 390-410 TL talep edilecek. Kullanıcılar, diğer Uber hizmetlerinde olduğu gibi ücret bölüş seçeneği ile tek bir tuşla bu bedeli aralarında paylaşabilecek. UBER, zaman içerisinde UberTEKNE sistemindeki sayısını artırmayı hedefliyor.
UBER’in İstanbul’da faaliyetlerine başladığı 2014 yazından bu yana amacının, şehri daha ulaşılabilir kılmak olduğunu belirten Uber Uluslararası Genişlemeden Sorumlu Direktörü Lokman Kuriş, “İki kıtayı birleştiren İstanbul’da, birinci yıldönümümüzü kutlamak ve yazı daha keyifli hale getirmek için UberTEKNE hizmetini başlattık. Kullanıcılarımızın rahat ve konforlu seyahat seçenekleriyle istedikleri noktaya sorunsuz ulaşmasını amaçlıyoruz. Hedefimiz, sunduğumuz yenilikçi hizmetlerle UBER’i yaygınlaştırmak” dedi.
Adalet Bakanlığı tarafından yapılan duyuruyla; anonim, limitet ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu hale geliyor. Gerçek ve diğer tüzel kişiler ise e-tebligattan isteğe bağlı olarak yararlanabilecek. Böylece çoğu kez haftaları bulan tebligat süreleri saniyeler mertebesinde gerçekleşecek. E-tebligat uygulaması sayesinde kâğıt, postalama, işçilik, lojistik işgücü ve saklama gibi maliyetlerde kayda değer oranlarda tasarruf sağlanılacak.
Saniyeler içinde tebligat yapılabilecek
Eski sistemde haftaları bulan tebligat süreleri yerine saniyeler içinde tebligat yapılabilecek. İlgili yere ulaştığına dair delil okunabilecek. Dolayısıyla e-tebligat ile çok daha hızlı bir sisteme geçilmiş olacak. Aynı zamanda maliyet olarak %50’yi aşan oranda avantaj sağlayan KEP sistemi, kâğıt israfını engelleyeceği için de doğayla dost bir çözüm. Yükümlülerin e-tebligat alabilmeleri ve gönderebilmeleri için KEP adresi edinmeleri gerekiyor. KEP sistemi; resmi, hukuki ve ticari yazışmaların ve e-belge paylaşımlarının yasal geçerli, güvenli şekilde zamandan ve mekândan bağımsız olarak her an ve her yerden yapılabilmesini mümkün kılıyor.
Yargı süreci hızlanacak,davalar daha kısa sürede sonuçlanacak
KEP üzerinden birçok belgenin kolay, hızlı, düşük maliyetle gönderilip alınabildiğine değinen TÜRKKEP Genel Müdürü Yüksel Samast, “E-tebligat uygulaması, garantili, kesin teslim olanağı sunan KEP sistemi ile yargı sürecini hızlandırarak davaların daha kısa sürmesini sağlayacak. Ayrıca hak kayıplarının önemli oranda azalmasına katkı sunarak tebligat çıkaran merciler ve çok fazla sayıda tebligat alan kurumlar için kâğıt, postalama, işçilik, saklama gibi maliyetlerde yüksek oranda tasarruf sağlayacak.” dedi. Samast, KEP sisteminin kurumlar ve bireyler açısından zaman, maliyet, insan gücü vb. birçok açıdan ekonomik fayda sunduğunu ve işlemlerin hızlı ve kolay yapılmasına imkân sağlamasının yanı sıra çevrenin korunmasına da büyük katkı sağladığını belirtti. Türkiye’nin önde gelen güven kurumu TÜRKKEP olarak KEP, E-Fatura, E-Defter, E-İmza, E-Tebligat ve E-Arşiv Fatura hizmetleri ile e-dönüşüme öncülük etmeye devam edeceklerini aktardı.
Alıcı ve gönderici kimliği için e-imza şart
KEP sisteminde kullanıcı olan özel veya tüzel kişilerin gönderi yapabilmeleri, gelen tebligatlara aynı yolla cevap yazabilmeleri için e-imza kullanmaları gerekiyor. KEP sisteminde hiçbir KEP iletisi e-imza olmaksızın gönderilemiyor. Alıcı ve gönderici kimliğinin tanımlanabilmesi için KEP sisteminde e-imza kullanılması gerekiyor.
Buna göre yıllık geliri 10 milyon TL ve üzerindeki vergi mükelleflerinin tamamına e-Fatura ve e-Defter kullanım zorunluluğu getiriliyor. Yılsonuna kadar 30 bin yeni mükellef e-Fatura ve e-Defter kullanmaya başlayacak.
e-Dönüşüm’ün Türkiye’deki lideri FIT Solutions sektöre yeni girecek bu mükelleflerin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya hazır bir yapı sunuyor. FIT Solutions CTO’su Koray Gültekin Bahar konu hakkında “2016 Ocak ayı itibariyle Türkiye’de toplam 50 bin şirket e-Defter ve e-Fatura kullanıyor olacak. Bugün 20 bin mükellef 10 milyon e-Fatura üretiyorlar ve 6 milyonu FIT Solutions tarafından yönetiliyor. 2016 Ocak ayında fatura sayısının 25 milyona çıkması bekleniyor. FIT Solutions olarak 40 farklı muhasebe sistemi ile entegre çalışmamızın yanında, ING Bank ile ilk özel entegratör banka sistemini kurduk. Ayrıca Turkcell ile de iş ortaklığımız sayesinde bulut e-Defter hizmeti veriyoruz. Buna ek olarak zorunlu olan e-Fatura ve e-Defter’e ek olarak e-İmza ve KEP dahil paketler sunabiliyoruz” diyerek açıklama yaptı.
Kapınıza kadar gelen e-Dönüşüm hizmeti
FIT Solutions Kayseri, Bursa, İzmir, Antalya, Ankara, Adana, İstanbul Avrupa ve İstanbul Anadolu bölgelerindeki danışmanları ile şirketlerin e-Dönüşüm ihtiyaçlarını doğrudan şirketlere giderek belirleyebiliyor. Ayda 100 TL’den başlayan fiyatlarla şirketlerin e-Fatura ve e-Defter geçişlerini, bir gün içerisinde sorunsuzca hallediyor. e-Fatura ve e-Defter haricindeki tüm çözümler ise e-Dönüşüm paketi içerisinde müşteriye sunuluyor. Koray Gültekin Bahar verdikleri hizmetler hakkında: “Kullanım ihtiyacının büyümesi ve küçülmesi durumunda veri kaybı olmayan en güvenli çözümleri sunuyoruz. Bizi kullanan müşterilerimiz bundan sonra gelecek tüm regülasyonlara karşı bir adım önde başlıyor. Çünkü biz regülasyonlara geldikten sonra değil gelmeden adapte oluyoruz. e-Mutabakat, e-Denetim, e-Ödeme gibi katma değerli diğer çözümlerimizle de müşterilerin gelecek ihtiyacına şimdiden hazır durumdayız” dedi.
Eğitim ve seminerler ile yeni mükelleflere e-Dönüşüm desteği
FIT Solutions, bu yıl gelecek olan yeni 30.000 mükellefin eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi için aktif olarak eğitim ve seminerler de düzenliyor. SMMM’ler (Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler) ile yakından çalışan FIT Solutions, şirketleri e-Dönüşüm ile elde edilecek ekonomik, çevresel ve katma değerli faydalar konusunda bilgilendiriyor. Örneğin FIT e-Fatura Hizmeti sayesinde birim başı ortalama 6 TL olan kağıt fatura maliyetleri, elektronik faturada 2 kuruşa (0,2 TL) kadar düşüyor. 2010 yılından beridir elektronik ortamda hazırlanan milyonlarca fatura sayesinde gereksiz ağaç kesimi engellenmiş oluyor ve şirketlerin karbon ayak izi azaltılıyor.
NetApp, all-flash depolama ürünleri yelpazesini, kurumlar için geliştirdiği ve tanıtımını yaptığı yeni modeller ile genişletti. All Flash FAS (AFF) 8000 serisi yeni modeller birinci sınıf performansı ile endüstrinin en iyi veri yönetimini tek bir çözümde bir araya getiriyor. Bu yeni modeller flash performansını ve verimliliğini artıran Data ONTAP FlashEssentials yeniliklerini de içeriyor.
All-flash depolama teknolojisi, uygulama performansını artırarak ve sunucu verimliliğini geliştirerek şirketlerin iş süreçlerini ciddi şekilde değiştiriyor. Ancak bugün piyasadaki diğer all-flash çözümlerinde; kurumlar için uygulama entegrasyonu, yerleşik veri koruması ve bulut ile entegrasyon gibi çekirdek öneme sahip özellikler bulunmuyor. AFF8000 serisi ise all-flash sistemlerini kurumların gelişimi için hazır hale getirecek yararlar sunuyor. Eskiyen verileri kusursuz bir şekilde flash üzerinden disk ve buluta taşıyabilen NetApp, müşterilerin yatırım karlılığını da artırıyor.
Pazar araştırma şirketi IDC’nin Depolama Uygulamaları Araştırma Müdürü Eric Burgener konuyla ilgili yaptığı yorumda, “Flash teknolojisini kullanan kurum sayısı arttıkça, flash ile optimize edilmiş, ölçeklenebilir ve tamamlanmış zengin verilere sahip platformlar kurumsal depolama alanında yapılacak alımlarda anahtar kriter olacak. Flash kullanmanın toplam mülkiyet maliyeti ile ilgili sunduğu yarardan faydalanmak isteyen girişimciler, bu çözümlerin karma iş yükü yoğunluğunu uygun şekilde kontrol edebileceğini de bilmeli. Yüksek flash optimizasyonu yapılmış güçlü platform portföyleri olan NetApp gibi şirketler alıcıların ihtiyaçlarını karşılamaları için seçenekler sunuyor.
Dört AFF8000 modeli; bağımsız sistemler veya FlexPod birleşik altyapı çözümleri içerisinde satın alınabiliyor. NetApp ya da ortakları tarafından sunulan Profesyonel Hizmetler, kullanıcılara iş yüklerine en iyi şekilde uyan all-flash sistemlerini belirmelerinde yardımcı oluyor.
NetApp açıklamasında ayrıca AFF8000 serisi için yeni kurulum ve uzatılmış destek seçeneklerini de duyurdu. Müşteriler yeni sistemleri 30.000 dolardan başlayan fiyatlarla satın alabilecek. Riskten uzak seçenekler ile müşteriler NetApp ya da ortakları üzerinden NetApp’ın all-flash çözümlerini deneme imkanı da bulacak.
NetApp Ürün ve Çözüm Pazarlamasından Sorumlu Başkan Yardımcısı Lee Caswell ise açıklamasında, “AFF8000 serisi yüksek performanslı flash depolama sistemini ana akıma dönüştürmek için üretildi. Verilerin flash üzerinden disk ve buluta taşınmasına verdiğimiz destek ve kurumlara yönelik komple çözümler ile müşterilerimizin daha iyi uzun vadeli sonuçlara ulaşmasına yardım ediyoruz” dedi.
Dünya nefesini tutmuş, sanal gerçeklik gözlüklerinin yaygınlaşmasıyla yaşayacakları yeni deneyimi beklerken, ABD ordusu daha hızlı davrandı ve ağır ateş altında, çatışma bölgesinde görev yapacak kritik askeri personelini, sanal gerçeklik gözlükleriyle eğitmeye başladı.
Sanal gerçeklik gözlükleri, Facebook’un Oculus Rift’i milyar dolarlar ödeyerek satın almasıyla gündeme taşınmış ve teknoloji şirketlerinin yakın gelecek için sanal gerçeklik uygulamalarını ön plana çıkarma hazırlıkları ortaya çıkmıştı.
Şimdi HTC/Valve, Facebook/Oculus Rift, Sony/Playstation, Microsoft/Hololens, Google ve Samsung, geliştirdikleri sanal gerçeklik gözlükleriyle büyük bir rekabete hazırlanıyorlar. Özellikle video oyunları bu alanda ön plana çıksa da, çok sayıda farklı uygulama da sanal gerçekli gözlüklerini günlük hayatın bir parçası yapacak. Elbette sayısız kurum da, ürün ve hizmetlerini sanal gerçeklik uygulaması üzerinden pazarlamak üzere hazırlık yapıyor. Bu yeni mecra için reklam formatları belirleniyor, pazarlama imkanları araştırılıyor ve dünyanın çehresini değiştirecek hazırlıklar yapılıyor.
Bu sırada ABD Ordusu’nun da özel bir eğitim merkezinde, sanal gerçeklik gözlüklerini eğitim amacıyla denemeye başladığı ortaya çıktı. İlk aşamada Missouri Gardiyanları’nı, sanal devriyeye çıkaran ve savaş bölgesinde devriye gezmenin detaylarını sanal gerçeklik üzerinden öğreten ABD ordusunun, özel birliklerini de ağır çatışma koşulları hakkında eğitmek ve yeni askerleri savaş ortamına alıştırmak için sanal gerçeklik uygulamalarını kullandığı; benzer şekilde savaş pilotlarının da sanal gerçeklik uygulamalarını yoğun olarak kullandığı biliniyor.
Şimdi, ABD Ordusu’nun kullandığı bu teknolojinin sivil hayatta, geniş kitleler tarafından günlük hayatın bir parçası olarak kullanılma zamanı geldi. 2016, sanal gerçeklik yılı olacak gibi görünüyor. Üreticilerin gözlükleri piyasaya sürmesini merakla bekliyoruz.
Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli kentlerinde mimarlık, iç mimarlık ve kentsel tasarım alanlarında çalışmalarını sürdüren MuuM, Kurtköy’deki İstanbul Teknopark yerleşkesi içinde yer alan SAP Development Center’ın iç mekanlarını projelendirdi.
Mimar Murat Aksu ve Mimar Umut İyigün ortaklığındaki MuuM için, teknoloji ve yenileşim (inovasyon) alanında çalışan nitelikli beyin gücünün kullanımına yönelik olarak tasarlanan SAP Development Center’ın iç mekanlarında yaratıcı, yenilikçi ve esnek bir atmosfer yaratırken İstanbul’un karakteristik niteliklerini hissettirmek ve SAP’nin kurumsal değerlerini yansıtmak en önemli çıkış noktaları olmuş.
Tasarımın ana felsefesini Amerika’daki Silikon Vadisi’nde filizlenen ve çağdaş iş yaşamında önemli unsurlardan biri haline gelmiş “tasarım odaklı düşünme” (design thinking) teması oluştururken kullanıcılarını bitmemişlik hissi ile motive eden bir garaj atmosferi yaratılması hedeflenmiş. Kullanılan tüm mobilyaların mobil olması ve ofisin her gün yeniden biçimlenebilecek esnekliğe sahip olması tasarımın diğer önemli kriterlerinden olmuş.
SAP Development Center, temelde alışılmış tekil ve ortak çalışma alanlarından farklı olarak “Meydan” temasıyla düzenlenmiş. açık kafeterya ile tamamlanan büyük bir ortak alanda planlanmış tematik bölümlerin yerel, kültürel ve sosyal dokunuşlar yardımıyla mekanın kimliğini öne çıkarmaları hedeflenmiş. Böylece bu alan, bir yandan farklı sosyalleşme olanakları sunarken, diğer yandan da esnek teknolojik altyapısı sayesinde ortak çalışma alanı olarak kullanılma olanağına sahip olmuş.
“Cadde” temasıyla ele alınan uzun koridor alanı, İstanbul’un farklı semtlerindeki caddelerin güncel bir yorumu olarak, samimi bir ortamda çalışma ve iletişim imkanı sunan oturma alanlarından oluşmuş. Aynı zamanda, duvarlarında bulunan artistik İstanbul siluetleriyle İstanbul teması vurgulanmış.
“Cadde” üzerinde yeralan odacıklar, İstanbul’un Gezi, Bebek, Maçka gibi simgesel parklarının adları ile tanımlanarak kullanıcıların bir veya iki kişi çalışabileceği özel çalışma ortamları olarak üzere tasarlanmış.
Mekanın ana kullanıcıları olan yazılım geliştiricileri için ise İstanbul’un köklü sentlerinden, Beyoğlu, Kadıköy, Balat ve Karaköy‘den adını alan 4 çalışma alanı planlanmış. Tematik tasarımın amacı, farklı çalışma ihtiyaçlarına uygun alternatifler sunmak ve kullanıcıların İstanbul’u simgesel anlamda yaşayarak, yerel değerlerle bağlantı kurabilmelerini sağlamak olmuş.
Proje alanı, esnek altyapısı ve hareketli mobilyaları sayesinde kullanıcılara, yaklaşımlarını, stratejilerini ve yöntemlerini her gün en baştan yeniden değerlendirebilme ve düzenleyebilme imkanı sağlayacak bir alan olarak tasarlanmış. Tasarımda, kullanılan malzemeler, gerek SAP’nin gerekse Teknopark’ın sürdürülebilirlik tasarım şartnamelerine uygun olarak geri dönüştürülebilir veya yerel ürünlerden tercih edilmiş.
SAP Development Center, yerli ve yabancı girişimcilerin Türkiye’nin teknoloji geliştirme kapasitesine katkıda bulunabilmesi amacı ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve İstanbul Ticaret Odası ana ortaklığında kurulan bir teknoloji geliştirme bölgesi olan İstanbul Teknopark yerleşkesi içinde yer alıyor. Teknoparklar, bilim ve teknoloji alanlarında araştırma ve geliştirmeyi destekleyen ve nitelikli beyin gücüyle bu oluşumların ekonomik dönüşümüne olanak sağlayan özel planlanmış alanlar olarak biliniyor.
Matbuu.com CEO’su Onur Afşar, 2011 yılında ülkenin ilk online matbaasına imza atarak yeni nesil matbaaya öncülük ettiklerini belirtti. Başarılarını her geçen gün daha yükseğe taşıdıklarını ifade eden Afşar, uzun işlemler barındıran matbaacılığı kısa süre ve daha az maliyete indirdiklerini kaydetti.
Yaklaşık 3,5 yıldan bu yana faaliyet gösteren matbuu.com’un her geçen gün kendini yenilediğinin altını çizen Afşar, “Kendi başına oldukça karmaşık olan matbaacılığı, internet ortamına taşıyan ilk firma olarak, sektörün öncüsü konumundayız. Türkiye’de ilk kez uygulanan W2P (web toprint) sistemiyle hizmet veren matbuu.com ile adeta matbaada dijital devrimi yaptığımızı söyleyebiliriz. Geçtiğimiz aylarda aldığımız ‘Yılın e-ticaret projesi’ ödülü de doğru yolda ilerlediğimizi gösteriyor” dedi.
Afşar, matbuu.com ile tüm baskı işlemlerine en uygun fiyatla kaliteden ödün vermeden ulaşılabileceğini söyleyerek şöyle devam etti:
“Geliştirdiğimiz teknoloji ile çok daha uygun fiyatlara herkes istediği anda kaliteli baskıya ulaşabiliyor. Türkiye’nin en büyük matbaa tesislerinden birine sahip matbuu.com’ da takvim, broşür, davetiye gibi standart matbaa hizmetlerinin yanında tasarımını kendinizin yapabildiği ürünler de var. Özel günlerde sevdiklerinize kendi tasarımınız olan hediyeler gönderebilir, profesyonel tasarımcımızdan destek alarak çok özel ürünlere imza atabilirsiniz. Evinizden tek tıkla ulaşılabilecek matbuu.com ile artık herkesin bir matbaası oldu.
Mobil genişbant ve nesnelerin internetinin büyük bir hızla gelişimi, insanlar ve makineler arası iletişimi artırmasının yanı sıra, dijital dünya ile fiziksel dünyayı da önemli oranda yakınlaştırdı. 2020 yılında ise 5G teknolojisiyle, “her şeyin” birbirine bağlı olduğu teknolojik bir dünyanın varlığı öngörülüyor. 5G standardizasyonunun 2016’da başlaması planlanırken, bu teknoloji şimdiden sık sık gündeme gelmeye devam ediyor. Konuyla ilgili en çok üzerinde durulan bariyer ise 10Gbps çıkış ve 1ms tepki süresi ile 100 milyar bağlantının nasıl optimize edileceği.
Huawei, 2/3/4G alanlarındaki benzersiz sektörel deneyimiyle ve dünya lideri 5G araştırmalarıyla, tüm bu bariyerlere yönelik çözümler üzerinde hızla yol alırken, 5G Mobil Dünya Kongresi’nde yapılan değerlendirme kapsamında, endüstrinin ilk 5G ödülünün sahibi oldu.
Huawei Kablosuz İletişim Teknolojileri Ürün Grubu Pazarlama Direktörü Chaobin Yang, Huawei adına ödülü kabul ederken şöyle dedi; “5G alanındaki ilk ödülü Huawei’ye sunan değerlendirme kuruluna teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu, Huawei’nin 5G alanında sektöre özel çabalarının önemli bir sonucudur. 2009 yılında 5G araştırmalarına başladığımızda, uçtan uca 5G sistemine yönelik inovasyonun bir parçası olarak hava arayüzlü teknolojiler ile birlikte yeni bir mimarinin ve sektörün en yüksek test standartlarının da temellerini atmıştık. Bu çabamızı sonuna kadar sürdürmeye ve sektöre bu alanda kazanç sağlayacak araştırma ve geliştirme operasyonlarına devam etmeye söz veriyoruz. Huawei, 5G’nin uzun soluklu kullanımındaki bariyerlere yönelik olarak, inovatif çözümler üretmeye devam edecek. Hava arayüzlü teknolojiler, esnek bir şekilde ara taşıyıcı bant genişliğini optimize eden Kurulumsal Dalga Modu (F-OFDM), bağlantı ve çıkış gücünü 3 kata kadar güçlendiren SCMA (Çoklu Aralıklı Kod Erişimi) ve Shannon sınırına erişim sağlayan Polar Kodu, bu gelişime yönelik önemli çalışmalarımız arasında yer alıyor.”Chaobin Yang şöyle devam etti; “Bu yeni teknolojilerin adapte edilmesi ile birlikte, çift anten teknolojileri dâhil edilmeksizin, verimliliğin 3 kat artacağını öngörüyoruz. 2014’ten bu yana Huawei, yaklaşık 6Ghz, 115Gbps ve 10.32Gbps’lik değerlerle, dünyanın en yüksek değerlerdeki çıkış testlerine imza attı. Huawei ayrıca, New York Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi gibi dünyanın en önemli akademik kurumlarıyla, 5G raporlama çalışmaları özelinde işbirliğine gitti. Huawei, 5G’nin sektöre tanıtılması konusunda da 5GPPP, IMT2020, 5GIC, 5GMF ve NGMN gibi, bu alandaki birçok önemli organizasyonda, sektörel ortakları ile birlikte önemli roller üstlendi.”
Ödül kurulunda yer alan üyelerden biri olan Ovum şirketinin Baş Analisti Dimitris Mavrakis de yaptığı açıklamada; “Huawei, benzersiz AR-GE merkezlerinin de avantajı ile 5G özelinde ciddi bir efor sarf ederek önemli bulgulara imza atıyor. Bu ödül, Huawei’nin tükenmeyen enerjisinin, AR-GE özelindeki inovatif çalışmalarının, iş ortaklarına yönelik standardizasyon çalışmalarının ve bilgi birikiminin bir karşılığıdır” dedi.
IDC, ABD’de üretilen, kopyalanan ve tüketilen dijital bitlerin toplam hacminin 2020 itibariyle 6.6 zetabayta ulaşacağını ve yaklaşık olarak her üç yılda bir hacmin iki katına artacağını tahmin ediyor. Bu çok yüksek bir veri miktarı ve maalesef bu verilerin çoğu “karanlıkta” kalmaya devam ediyor.
“Karanlık veri” nedir? Gartner karanlık veriyi “organizasyonların normal iş faaliyetleri esnasında topladığı, işlediği ve sakladığı ancak genel olarak başka amaçlar için (örneğin, analiz, iş ilişkileri ve doğrudan paraya çevirmek) kullanamadığı bilgi varlıkları” olarak tanımlıyor. Diğer bir ifadeyle, karanlık veri işinizin değerini artırmak için etkin bir şekilde kullanılmayan ve dolayısıyla saklamak, korumak ve yönetmek için para harcadığınız veridir. Daha da kötüsü, bu veriler işinizi riske atacak içerikleri bile barındırıyor olabilir. CommVault® saklanan içeriği yaşam döngüsü boyunca yönetirken akıllı bir şekilde avantaja dönüştürmeye yarayan yöntemler geliştirdi.
Bu belgede, işinize daha fazla değer katmak amacıyla e-posta gibi organizasyonunuzun elinde tuttuğu yapılandırılmamış çok büyük verileri daha iyi aramanıza, kavramanıza ve yönetmenize, bu sayede “karanlık verilerinizi” açığa çıkarmanıza yardımcı olmak için CommVault Simpana® 10 tarafından geliştirilen beş yöntemi bulacaksınız.
Depo büyümesini kontrol edin
“Karanlık veriyi” kontrol etmenin ilk adımı, bu verinin çok büyük olan hacmini yönetmektir. Compliance, Governance and Oversight Counsel tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, bir şirketin sakladığı verilerin yüzde 69’u kurum için kesinlikle hiçbir değere sahip değil. O zaman neden saklansın ki?
Her şeyi saklamaktan başka hiç bir işe yaramayan eski veri koruma yöntemleri kullanıldığı zamanlarda başka hiç bir seçenek yoktu. Ancak, Simpana yazılımı ile içeriğe dayalı saklama politikaları sadece işiniz için önemli verileri tutmanızı sağladığı için bu politikaları kullanarak fayda görebilirsiniz. Dosya adı, türü, kullanıcı/grup, anahtar kelime, Exchange sınıflandırması, etiketleme vs. gibi kullanıcı tarafından tanımlanmış politikaları uyguladığınızda, arşiviniz sadece iş için değerli olan içerikleri muhafaza etme ve saklama maliyetlerini de yüzde 70 oranına kadar azaltma zekasına sahip olacak.
Verileri edge’den buluta kadar bütüncül şekilde yakalayın
Karanlık verileri su yüzüne çıkarmanın bir sonraki adımı, arşiv stratejinizin kapsamlı olmasını sağlamaktır. Edge ve mobil cihazlarda üretilen veriler, sanallaştırılmış sunucularda, kurumsal bulutta ve bunların arasındaki her şeyde saklanan bilgiler kadar çok değerli bir içeriği kapsıyor olabilir. Veri zekası çabalarınızın başarıyla sonuçlanması için, verilerinizi üretildiği her yerde topladığınızdan emin olmalısınız.
Simpana yazılımı sayesinde bu veriler politikaya dayalı kurallarınızla maliyet, ayak izi, risk ve idari masrafları daha da azaltan detaylı saklama arasında uyum sağlamanıza imkan tanıyan bir arka plan saklama havuzu olan Simpana ContentStore’da saklanıyor. Tüm kurumsal verileriniz ContentStore’da kapsamlı bir şekilde saklanarak, tüm işletmedeki veriler için sadece bir tane tekilleştirilmiş endeks kullanılarak veri yönetimi gerçekleştiriliyor, bu sayede uygulamalar, süreçler ve veri iş akışı daha iyi kontrol edilebilirken daha fazla verimlilik, daha güçlü işbirliği ve daha akıllı karar alma süreçleri için bilgiler parmak ucunuza getiriliyor.
Self servis erişim imkanı
Organizasyonunuzdaki çalışanlarınız farklı türlerde veriyi değerli buluyor. Satış departmanı üç aylık bazda fiyatlandırma trendi hakkında bilgiye ihtiyaç duyabilirken operasyon departmanınız tesis kullanımı hakkında veriye ulaşmak isteyebilir ve İK ise iş yeri memnuniyeti hakkında ayrıntılara ihtiyaç duyabilir. Bu verilerin tamamı arşivlenmiş bilgilerinizde mevcut ancak aranıp bulunmadığı sürece faydalı değil. BT firmanızda maliyetli bir veri madenciliği ve analiz departmanı kurmak yerine, kullanıcılara ihtiyaç duydukları veri için arama ve değerlendirme yapmasını sağlayan self-servis hizmet sunmak daha kolay olmaz mıydı? Zaten en çok hangi veriye ihtiyaç duyulduğunu bilenler de kullanıcılar değil mi?
“Şirketin saklanan verilerinin yüzde 69’u şirket için kesinlikle değerli değil.-COMLIANCE, GOVERNANCE AND OVERSIGHT COUNSEL (2013)”
Simpana yazılımı, kullanıcılarınızın ihtiyaç duyduğu verileri yardım masasını aramaya ihtiyaç duymaksızın parmak uçlarına ulaştırıyor. Kullanıcılarınız bilgileri kapsamlı Simpana ContentStore’dan doğrudan çekerek hızlı bir şekilde bulabilir, değerlendirebilir ve analiz edebilir. Bu sayede saklanan verilere dönüşümsel bir iş değerlendirmesi yapılarak işyeri verimliliği maksimize edilmiş olur.
Veri yaşam döngüsünü otomatikleştirin
Verilerin çok fazla artması ve şirket için değerli olmayan ancak saklanan içerik hacimlerinin genişlemesiyle birlikte, verilerin oluşturulmasından kullanımına kadar geçen bütün yaşam döngüsünün değerlendirilmesi gerekiyor. Savunulabilir içerik silmeye yönelik yönetişim politikalarının belirlenmesi, “karanlık verinin” azaltılmasında önemli bir anahtar olabilir.
Simpana yazılımında, tüm bilgi yönetimi döngüsünü düzene koyabilmeniz için bilgiyi sınıflandırmaya, organize etmeye, saklamaya ve silmeye yarayan otomatik politikalar kullanılıyor. Bu özellik sadece kayıt saklama işlemini otomatikleştirmekle kalmıyor aynı zamanda uyum sürecine ve hukuki işlemlere karşı daha fazla hazırlıklı olmanız için verilerinizi daha stratejik yönetiyor.
Uyum ve keşif güvencesi
Uyum denetimi ve hukuki işlemler hiçbir şirketin karşılaşmak istemediği iki durumdur ama yine de gerçekçi olan her şirket bunlar için hazırlıklı olması gerektiğini bilir. Uyuma ilişkin yasal düzenlemeler her bir sektörü ilgilendirir ve her bir şirket aleyhinde dava açılma riski olduğunu bilir. Bu durumların maliyetini minimize etmenin en iyi yolu, kapsamlı arama ve eKeşif becerileriyle proaktif olmaktan geçiyor.
Simpana yazılımı, tepeden tırnağa tüm Elektronik olarak Saklanmış Bilgileri (ESI) işletme çapında arama ve etkin bir şekilde keşfetme imkanı ile maliyetleri ve riskleri azaltmak için tasarlanmıştır. Bunu ise keşfedilen bilginin basit ve savunulabilir olmasını sağlayan tek bir konsol ve sanal ContentStore havuzu sayesinde gerçekleştiriyor. Hukuk işleri departmanı ve uyum ekibi için bunu daha da kolay hale getirmek üzere Simpana yazılımı Case Manager (Dava Yöneticisi) özelliği ile cihazların, dizüstü bilgisayarların, e-postaların ve dosyaların yasal arşiv ve gözden geçirme kabiliyetlerini gruplandırarak yasal arşivin uygulanmasına ve merkezi yönetimine olanak sağlıyor.
Karanlık veri, organizasyonların normal iş faaliyetleri esnasında topladığı, işlediği ve sakladığı ancak genel olarak başka amaçlar için (örneğin, analiz, iş ilişkileri ve doğrudan paraya çevirmek) kullanamadığı bilgi varlıklarıdır” -GARTNER INC. INNOVATION INSIGHT: FILE ANALYSIS INNOVATION DELIVERS AN UNDERSTANDING OF UNSTRUCTURED DARK DATA, ALAN DAYLEY, MART 2013
İşinizi dönüştürmek için ihtiyaç duyduğunuz zeka, verileri sadece arşivleyerek elde edilemez. “Karanlık verileri” gerçek manada açığa çıkarmak için, zekası olan bir arşive ihtiyacınız var. Depo büyümesini yönetecek, verileri kapsamlı bir şekilde yakalayacak ve kullanıcılara basit bir self-servis erişim sağlayacak olan ise bu zekadır. Tüm bunlar olurken, daha düşük uyum ve dava riski ve maliyeti için bu veriler yaşam döngüsü boyunca yönetilecek. Şirketinizi “karanlık veri çağında” tutmayın, akıllı arşiviniz için Simpana yazılımını değerlendirin ve kurumsal verilerinizin gerçek değerini ortaya çıkarın.
Bu yıl 15.’si düzenlenen International Society for Scientometrics and Informetrics – ISSI (Uluslararası Bilimmetri ve Enformasyon Birliği) 2015 Konferansı, Boğaziçi Üniversitesi, TÜBİTAK ULAKBİM, Hacettepe Üniversitesi ve ISSI işbirliği ile 29 Haziran – 03 Temmuz tarihleri arasında, Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de gerçekleştirilecek. Konferans kapsamında ayrıca 10 yılda hazırlanmış 100 bilim haritasından oluşan Places & Spaces sergisi gezilebilecek.
Bilimsel araştırma ve değerlendirme yöntemlerindeki son eğilimler alanlarında dünyaca saygın isimlerle ISSI 2015 Konferansı’nda tartışmaya açılacak. 45 ülkeden 250 üzerinde katılımcının yer alacağı konferansa Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika, Asya, Afrika ve Avusturalya’nın yanı sıra Çin’den yüksek bir katılım bekleniyor.
Dünyaca ünlü bilim insanları Boğaziçi’nde
Society for Scientometrics and Informetrics – ISSI (Uluslararası Bilimmetri ve Enformasyon Birliği) 2015 Konferansı’nda bu sene ana tema ‘’Scientometrics’ in Geleceği’’ olarak belirlendi. Akademik ve bilimsel yayınların ölçüm ve değerlendirilmesinde kullanılan araç ve metotların sosyal ve toplumsal boyutlarıyla ele alınacağı konferansın misafir konuşmacıları arasında, Amsterdam Üniversitesi’nde Bilim ve Teknolojide İletişim ve Inovasyon alanında çalışmalar yapan, Thomson Reuters’in hakkında en çok alıntı yapılan bilim insanları listesinde yer alan sosyolog ve sibernetikçi Loet Leydesdorff ve SciTech Strategies Başkanı Kevin W. Boyack yer alıyor.
Webometrics’i bulan Mike Thelwall’a ISSI 2015’te ödül
Konferans kapsamında ISSI 2015 ‘’Derek de Solla Price Ödülü’’, bilimsel gelişmeleri sadece bilim insanlarının kullandığı geleneksel yollarla değil, Internet üzerinden toplanan veriler ile değerlendirme metodu olan Webometrics’i bulan araştırmacıMike Thelwall’a verilecek. Konferansın Düzenleme Kurulu’nda Yrd. Doç. Dr. Albert Ali Salah (Boğaziçi Üniversitesi), Prof. Dr.Yaşar Tonta (Hacettepe Üniversitesi) ve M. Mirat Satoğlu (TÜBİTAK Ulakbim) bulunuyor.
İki yılda bir gerçekleştirilen ve dünyada bu konuda çalışan bütün önemli araştırmacıları buluşturan ISSI2015’te bu yıl geniş bir konu yelpazesi yer alıyor. Konferansta ele alınacak başlıca konular arasında, Science Citation Index ve Scopus gibi bilimsel endeksler, araştırmacıların ve üniversitelerin bilimsel üretimlerini sayısallaştıran ve sıralayan yaklaşımlar, patent veri tabanları üzerinde yürütülen ve ülkelerin araştırma politikalarına yön veren çalışmalar, intihal ve etik-dışı davranışların sosyal ağ ve metin analiz yöntemleri ile ortaya çıkartılması, bilimsel çalışmaların hangi problemlerde yoğunlaşıp nereleri ihmal ettiğine dair analizler bulunuyor. Konferansta ayrıca bilimsel, yayın endeksleri, bu endekslerin hazırlanması ve güncellenmesinde kullanılan kriterler ve üniversite sıralamaları gibi konular da uzmanlarca ele alınacak.
Türkiye’de bilim ve inovasyona yön veren kurumlar katılıyor
Türkiye’de endeksleme ve sıralama çalışmaları yürüten; bu çerçevede bilim ve inovasyon politikalarının belirlenmesinde önemli rol oynayan TÜBİTAK ULAKBIM, Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü ve ODTÜ’de kurulmuş olan URAP (University Ranking by Academic Performance) gibi kurumlardan temsilciler de bu konferansta Türkiye’deki bilimsel yayınlara yönelik yürütülen çalışmaları paylaşacaklar.
10 Yılda 100 Bilim Haritası Sergisi; Places&Spaces
Konferans sırasında 10 yıllık bir sürede hazırlanmış 100 bilim haritasından oluşan Places & Spaces: Mapping Science Sergisi 29 Haziran – 3 Temmuz tarihleri arasında Albert Long Hall’da gezilebilecek. Bilim haritaları büyük miktarda verinin görselleştirilmesini sağlayarak verideki grupları, trendleri, beklenmeyen durumları gözlemlemeyi sağlamaları açısından son derece önemli çalışmalar. Places & Spaces: Mapping Science Sergisi bir yandan veri görselleştirme tekniklerini tanıtırken, diğer yandan eğitimde, bilimde ve pratik konularda bilim haritalarının kullanımlarını göstererek bilimsel araştırmaları büyük ölçekte izleme olanağını herkese sağlamayı başarıyor.
İlgilenen herkese açık ve ücretsiz olan serginin küratörlüğünü Indiana Üniversitesi’nden Atlas of Science, Visual Insights ve Atlas of Knowledge kitaplarının yazarı Dr. Katy Börner üstleniyor. Dr. Katy Börner ayrıca 29 Haziran günü 14:30 – 15:30 saatleri arasında Rektörlük Konferans Salonu’nda “Maps of Science: Drawing Actionable Insights from Science and Technology Data” başlıklı, yine dileyen herkesin katılımına açık bir konuşma yapacak.