
Safe Money bir adım önde

TET Asya’ya ticaret hamlesi gerçekleştirdi

İnşaat planlama süreci artık çok kolay
Nasıl edinebilirsiniz?
Autodesk BIM 360 Plan, tüm dünyada Kurumsal ya da Proje Bazlı abonelik modeli ile sadece ingilizce olarak kullanılabiliyor. Aboneler, iPad için iOS uygulamasını, Apple Store’dan indirebiliyor. Yeni 3D projektör
Büyük ekranda yüksek çözünürlüklü 2D ve 3D görüntüler için Epson’un 3LCD teknolojisi ile güçlendirilmiş olan model, 1.800 lümenlik eşit derecede yüksek Beyaz ve Renkli Işık Çıkışı (CLO) teknolojisi sayesinde aydınlık ortamlarda da maksimum oyun ve sinema keyfi sunuyor.
Alan sınırı olmaksızın büyük ekranda eğlence
30 inçten 300 inçe kadar değişebilen ekran boyutu ve trapezoid düzeltme özelliğiyle sahip olduğunuz alanın metrekare özelliğinden bağımsız olarak keyif sürebilirsiniz. EH-TW5100’ün ‘Hızlı mod’ özelliği, süratli futbol karşılaşmaları veya çevrimiçi çok oyunculu video oyunlarının sorunsuz bir şekilde ve doğru yansıtılmasını sağlar. Gecikme süresinin olmaması sayesinde hareket geciktirilmeden yansıtılır ki bu özellik, çok kısa tepki süreleri gerektiren turnuvalar veya maçlar için önemlidir.
Bağlanabilirlik
HDMI – MHL portu içeren geniş bir bağlanabilirlik seçenekleri yelpazesi sunan EH-TW5100 ile akıllı telefon ve tabletten Full HD içeriğin yanı sıra video, müzik ve fotoğraflar görüntülenebilir.
Yüksek parlaklık
Alternatif Full HD 3D ev sineması projektörlerinden fark edilir düzeyde daha parlak olan 3D içeriğe kolayca geçiş yapabilirsiniz. EH-TW5100’ü kullanırken, bir adet hafif, yeniden şarj edilebilir Radyo Frekanslı (RF) aktif shutter 3D gözlük¹ ile kesintisiz ve kaliteli içeriğin tadını çıkarabilirsiniz.
Temel Özellikler
- Parlak çıkış: 1.800 lm Beyaz ve Renkli Işık Çıkışı
- Üstün kaliteli görüntüler: 3LCD Full HD teknolojisi
- Mobil içerik: MHL bağlanabilirlik
- Sürükleyici oyunlar: 2D ve 3D projeksiyon
- Gecikme süresiz: Video oyunları için ‘hızlı mod’a geçin
Türkiye Finans’ın kurumsal internet sitesi yenilendi

Microsoft ve GoDaddy’den KOBİ hamlesi
Apple verileri, IBM analizleri ile tıp projelerine destek olacak
Kısa bir süre önce yapılan açıklama ile IBM ile Apple, dünyanın dört bir yanındaki tıp araştırmacılarının hızlı ve kolay sonuç elde edebilmelerini sağlayacak işbirliğine imza attıklarını duyurdu. Anlaşma kapsamında IBM’in Health Cloud hizmeti, IBM Watson Health’in kavramsal hesaplama yetenekleriyle birleşerek, Apple’ın ResearchKit ve HealthKit platformunu kullanan iOS uygulamalarından gelen sağlık verilerinin işlenmesine yardımcı olacak.
Mobil cihazlar üzerinden günümüzde olağanüstü yoğunlukta veri akışı sağlanıyor. Tüketicilerden gelen bu çok büyük hacimlerdeki değerli sağlık verileri Apple’ın HealthKit ve ResearchKit çerçeveleri tarafından yakalandıktan sonra sağlığın iyileştirilmesi ve tıp araştırmalarına ivme kazandırılması için kullanılabilecek.
Apple’ın HealthKit platformu sayesinde uygulama geliştiricileri, uygulamayı yüklemiş olan kullanıcıların kendi sağlıklarını ve sağlıklı yaşam biçimlerini yönetmek üzere özel uygulamalar hazırlıyorlar. Diğer taraftan bir başka uygulama platformu olan ResearchKit, tıp araştırmacılarına, araştırmalarını hızlandıracak araçlar sunan açık kaynaklı yazılım platformu oluşturuyor. HealthKit tabanlı uygulamalar sağlıklı kullanıcıların sağlıklı yaşam yaklaşımlarına destek olurken ResearchKit ise tedavi gören kullanıcılardan gelen bilgileri toplayarak tıp araştırmalarına destek oluyor.
Gerçekleştirilen işbirliği ile IBM ve Apple, araştırmacıların açık bir ekosistem ortamında verilere erişmesini ve verileri paylaşmasını amaçlıyor. Ayrıca ekosisteme dahil olan araştırmacılar IBM’in veri madenciliği ve tahmine dayalı analitik yeteneklerine de erişebilecek. Böylece güvenli, ölçeklenebilir bir bulut sisteminde sağlık verilerinin yeniden tanımlanması ve depolanması sağlanmış olacak. Sağlıkla ilgili uygulama geliştiricileri ve tıp araştırmacıları, bu verilerden bugüne kadar görülmemiş bir kapsamda yararlanabilecekler.
Tüm bunlara ilave olarak IBM, HealthKit ve ResearchKit kullanan uygulamalar için araştırma bulgularını zenginleştirmek ve tıp alanındaki keşiflerde kullanılmak üzere buradan gelen verileri diğer veri kaynakları ve veri türleriyle birleştirerek kolaylıkla toplamak, depolamak ve modellemek için Health Cloud platformunu kullanıma sunacak.
IBM Araştırma ve Çözümler Portföyü Kıdemli Başkan Yardımcısı John E. Kelly III, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “IBM olarak sağlık sektöründe engin bilgi birikimi ve güçlü geçmişe sahibiz. Gerçekleştirdiğimiz bu işbirliği, hekim ve araştırmacıların Apple’ın ResearchKit ve HealthKit verileriyle elde edilen öngörüleri en üst düzeye çıkarabilmesini sağlayacak. IBM’in güvenli veri depolama ve analitik çözümleri, hekim ve araştırmacıların, daha önce benzeri görülmemiş bir boyutta tüketici sağlığından, davranış verilerine kadar gerçek zamanlı öngörülerden yararlanmasına olanak tanıyacak” dedi.
Apple Operasyon Birimi Kıdemli Başkan Yardımcısı Jeff Williams ise “Apple’ın devrim niteliğindeki ResearchKit platformuyla araştırmacılar, dünyanın çeşitli yerlerinden zengin veriler sağlayacak mobil cihazların gücünden yararlanan uygulamaları kolayca oluşturabilecekler. IBM’in güvenli bulut ve analitik yetenekleri, birçok sağlık sorunuyla ilgili keşiflerin hızlandırılmasına yardımcı olacak ek araçlar sunuyor” dedi.
IBM, aynı zamanda iOS için akut hastalıklardan genel sağlık durumuna kadar sağlık ihtiyaçlarının daha iyi yönetilmesi için kuruluşların çalışanlarıyla birlikte çalışması amacıyla IBM MobileFirst uygulamaları tasarlayacak. Güvenli bir buluta giden yedi adım
Yeni nesil BT servis ve çözümleri alanında hizmet veren CSC’nin Türkiye Genel Müdürü Alev Alp Esen, buluta taşınmak isteyen kurumların, dikkat etmeleri gereken güvenlik adımları ile ilgili bilgi verdi. Esen, avantajlarından yararlanmak üzere bulut kullanmak isteyen kurumların bunu yedi basit adımda gerçekleştirebileceklerini belirterek, 7 adımı şu şekilde özetledi:
1. Planlama
“Sıklıkla yapılan bir yanlış, önce bir bulut tedarikçisini seçmek, sonra bu tedarikçinin sunduklarına uygun bir plan yapmaktır. Bu yöntemi, otoyolda geri geri gitmeye çalışan bir araca benzetebiliriz. Bunun yerine, öncelikle planı yapmak, mevcut durumu ve gelecekte bulunulması muhtemel konumu plana dahil etmek çok daha sağlıklı olacaktır.
2. Sınıflandırma
Verilerin buluta aktarımında yapılan en yaygın hatalardan biri, aktarım öncesinde verilerin doğru biçimde sınıflandırılmaması. Verinin sınıflandırılması, buluttaki verinin bulunmasını kolaylaştırırken, zamandan ve paradan tasarruf sağlar; riskleri ve sorunları azaltır.
3. Seçim
Yöneticiler buluta geçişte en yüksek güvenlik özelliklerini sunan sistemlere yönelseler de ara katmanlar arasındaki şifreleme protokolünün seviyesi, tek başına bir güvenlik göstergesi değildir. Büyük ölçekli kurumlara hizmet sunan birçok bulutun güvenlik altyapısı mevcuttur. Bu altyapının şifreleme anahtarlarındaki bit sayısı değil, şirketin ya da kurumun kendi dahili çevresi ile en uyumlu güvenlik altyapısı bir seçim kriteri olmalıdır.
4. Tasarım
Bulut güvenlik şemasını belirledikten sonra, kendi bulut güvenliğinizi tasarlamaya başlayabilirsiniz. Kurumsal güvenlik prensiplerinize en uygun hale gelecek şekilde özelleştirmeli ve gerekli ayarları yapmalısınız. Günümüz teknolojilerinden en iyi şekilde yararlanmak ve gelecekteki değişikliklerden etkilenmemek için, SOE’lerin de (Standard Operating Environment) göz önünde bulundurulması gerekir. Kontrol ve yönetimi güvenlik politikasına dayanan bir çeviklik katmanı kullanmak, bulut güvenliğinin hem bugün hem de yarın en iyi şekilde sağlanabileceğini de garanti eder.
5. Taşıma
Taşıma işlemi öncesi ve sonrasında, bir plan doğrultusunda gerekli testlerin yapılması önkoşulu ile insan kaynaklarından satış ve finansa kadar tüm veriler buluta taşınabilir.
6. İşletim
Bulut için bir iş ortağınız olsa bile, güvenlikle ilgili konularda sorumluluğu elden bırakmayın. Güvenlikle ilgili konuların yönetimi sizde ya da iş ortağınızda da olsa, süreçlerin nasıl ilerlediğini bilmek kritiktir. Buluta sürekli saldırılar olabileceğini unutmamak gerekir. Bu aşama ayrıca, yeni özellikleri ve direkt kontrolünüz altında olmayan şirketler tarafından getirilen zorunlu değişiklikleri hayata geçireceğiniz bulut denetiminizi de planlama aşamasıdır.
7. Tepki
Bulutta gerçekleşen bir güvenlik ihlaline tepki vermek, geleneksel sistemlerde gerçekleşenlere tepki vermekten daha farklıdır. Donanım erişiminin olmaması, yasa ve regülasyonların coğrafi olarak düzenlenmiş olması, konuyu çözecek ekibin yönlendirilebileceği bir ‘yer’ olmaması, geleneksel sistemlerdeki sorunlarla baş etmeye alışkın şirketleri zorlayabilir. Planlama ve uygulama kritik öneme sahiptir. Bulut güvenliği otomatik ve kolay değildir fakat mümkündür; harcanan çabanın karşılığını da kesinlikle verir.”
CSC Türkiye Genel Müdürü Alev Alp Esen, buluta geçiş planlarına güvenlikle ilgili konuları dahil eden organizasyonların etkili bir başlangıç yapmış olacaklarını da sözlerine ekledi. EMC yazılım tanımlı depolama alanında çığır açıyor
EMC, web ölçeğinde bulut depolama yazılım çözümü ECS 2.0’ı tanıttı. ECS 2.0, yeni nesil ihtiyaçları göz önüne alarak geliştirilerek karma bulut ve dağınık yapılar için gerekli yönetim kolaylığını BT yöneticilerine veriyor.
Bulut bilişim kullanımı gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Tüm verilerini bulutta tutmak yerine önemli verileri kendi kaynaklarında depolamayı tercih eden şirketlerin sayısı da benzer doğrultuda artıyor. Boyut olarak fazla verilerini genel bulutta saklayan şirketlerin tercihi olan karma bulut çözümleri, en hızlı büyüyen bulut bilişim modeli olarak öne çıkıyor.
Karma bulutta en kolay yapılanmayı ise EMC, web ölçeğinde bulut depolama yazılım çözümü Elastik Bulut Depolama (Elastic Cloud Storage – ECS) 2.0 ile sunuyor. Bu çözüm, kullanıcı deneyimini iyileştirmek üzere tasarlanmış bir dizi yeni özellik ve işleviyle Yazılım Tanımlı Depolama alanında çığır açıyor.
Yazılımda başarının yolu mimariden geçiyor
EMC, yazılımda tek önemli kriterin işlem hızı olmadığını, mimarinin de başarı için kilit önemde olabildiğine inanıyor. Doğru yazılım mimarisi ve özellikleri, donanım bileşenlerini güçlü ve egzabayt ölçeğinde bir bulut depolama platformuna dönüştürebiliyor. EMC, mimarinin önemini ECS 2.0’la yeniden tanımlıyor.
ECS 2.0, ECS yazılımı için önemli bir güncelleme ve yeni güçlü özellikler ve işlevler getiriyor:
- Yeni kullanıcı deneyimi, hızlı kurulum ve konuşlandırma – ECS, güncellenmiş bir GUI ve basit, sezgisel iş akışları ve öğe yönetimiyle yepyeni bir kullanıcı deneyimi sunuyor. Kurulum tek bir ECS düğümünden çalışıyor ve artık öğe yönetimi ile şartlandırma için ayrı bir ViPR Denetleyiciye bağımlı olmaktan çıkıyor.
- İyileştirilmiş coğrafi yeterlilikler – ECS, geçici yerleşke kesintisi durumunda otomatik yük devretme özelliğine sahip olmasının yanı sıra geçici konum kesintisi durumunda kovalara ve nesnelere erişimi koruyor. Tüm bölgeler yeniden birbirlerine bağlandığında konumları otomatik olarak senkronize ediyor. ECS, büyük ölçekli ağ kesintilerinden sonra kısa sürede kurtarma sağlayabiliyor.
- İyileştirilmiş çok konumlu performans – ECS, ikincil bir konumdan veri erişimini iyileştirmek için coğrafi ön belleğe almayı dizi seviyesinde bütünleştiriyor.
- Basit çoklu kiralama, ölçme ve kota yönetimi – ECS 2.0, iyileştirilmiş Kiracı ve Kova görünümleriyle basit ve güvenli çoklu kiralama özelliğine sahip. Kullanıcılar kolaylıkla kotalar ekleyebilir ve kaldırabilirler ve eşikler ve bildirimler belirleyebiliyorlar. İşletmeler ve hizmet sağlayıcılar birinci günden itibaren bulut depolama hizmetleri sağlayabiliyorlar.
- Yeni izleme ve tanılama özellikleri – ECS 2.0 artık temel depolama motoru ve coğrafi çoğaltma metrikleri, grafikler ve eğim çizgisi şemaları içeriyor. Bu özellik, sistem görünürlüğünü artırarak kullanımı ölçme ve kiracılara raporlar sunma olanağı sağlıyor.
ALJ Finans’ta METRIC farkı

Yeni teknolojiler sigorta sektörünü dönüştürüyor
Uluslararası denetim ve danışmanlık firması PwC, küresel sigorta sektöründe gelecek trendleri belirlemek amacıyla dünya çapında binden fazla yönetici ile görüşerek hazırladığı “Sigorta Sektöründe 2020 ve Sonrası: Dönüşüm Gereklilikten Doğar” adlı raporunu yayınladı. Rapora göre küresel sigorta sektörü, önümüzdeki beş yılda ve sonrasında bugünkünden çok farklı bir yapıya bürünecek. Yeni teknolojiler, yeni dağıtım modelleri, değişen müşteri davranışları ve gittikçe zorlaşan yerel, bölgesel ve küresel regülasyonlar tüm dünyada sigorta sektörünü, diğer tüm sektörler gibi değişime zorluyor.
Raporda sigorta sektöründe, hem yaşlanan nüfusa hem de sadakat ve etkileşim kurma oranı çok daha düşük olan Z kuşağına hitap edebilen ürün ve çözümler sunabilmenin, sektörün en büyük fırsat alanı ve tehdit kaynaklarından birini oluşturduğu ifade ediliyor. Diğer finansal hizmet şirketleri, teknoloji devleri, sağlık firmaları ve startup şirketlerin de sigorta hizmetleri sektörüne girmesiyle artan rekabette, sektör temsilcilerinin geleceği gören yeni iş stratejileri geliştirerek öne çıkması ise dört temel değişim kriterine bağlı.
Müşteri taleplerinde köklü değişim
Günümüzde müşteriler, perakende sektöründe kendilerine sunulan kolaylıkların aynısını sigorta şirketlerinden de bekliyor. Dijital gelişmeler sayesinde sigortacılar artık müşterilerine her an, her yerde hizmet sunabiliyor. Kusursuz çok kanallı deneyim, daha verimli operasyonlar ve daha önce erişilmemiş olan segmentlere erişim imkanı sayesinde sigortacılar aynı zamanda daha kapsamlı müşteri profili oluşturma, satış amaçlı bilgi edinme, finansal çözümleri bireysel ihtiyaçlara uyarlama ve özellikle de hayat dışı sigorta alanında tazminat taleplerini değerlendirme ve sonuçlandırma süreçlerini geliştirebiliyor.
Ancak yeni teknolojiler tehditleri de beraberinde getiriyor. . Özellikle sektöre yeni girenoyuncular gelişmiş profil çıkarma ve etkin maliyetli dijital dağıtım tekniklerini, pazarda eskiden beri faaliyet gösteren şirketler kadar, hatta onlardan daha iyi kullanabiliyor.
Dijitalleşme rüzgarı
Çoğu sigorta şirketi, dijital satış kanallarına yatırım yapmış durumda. Hatta bazıları, kaskoda “kullandığın kadar öde” uygulaması gibi yeniliklerle doğrudan dijital satışın ötesine geçerek insanların hayatlarına dahil olmayı başarıyor. Bu durum, müşteri hedefleme, sigortalama ve finansal tavsiye verme süreçlerini yeniden şekillendirmeye başlayan analitik teknikler ve yeni bilgi kaynaklarının ortaya çıkması ile eş zamanlı olarak gerçekleşiyor.
PwC’nin raporuna göre, sensörler ve diğer dijital izleme araçları, Nesnelerin İnterneti’ kavramının bir parçası olarak yaygınlaştıkça, sağlık ve kişisel bakımdan ev ve ticari ekipman bakımına kadar çeşitli alanlarda sigortacılar daha güvenilir ortaklara dönüşüyor. Dolayısıyla, dijital teknoloji, maliyetleri azaltıp işletmelerin müşterilerle daha etkin ve amacına uygun ilişkiler kurmasını sağlayabilir. Böylelikle de, hayat sigortası ve bireysel emekliliğin kapsamı genişleyerek daha genç ve daha düşük gelirli segmentleri içine alabilir.
Analizler: Oyunun kurallarını değiştiren yeni araçlar
Büyük veri analizleri, sensör teknolojisi ve iletişim ağları bir araya gelerek sigortacıların riskleri ve müşteri taleplerini daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir kesinlikle tahmin etmelerine olanak tanıyor. Bunun avantajları arasında hem hassas fiyatlandırma ve daha net bir şekilde müşteri hedefleme, hem de sigortacıları değer modelinde duyarlı bir şekilde hasarların karşılığını ödeyen taraf olmaktan çıkarıp kesin bir şekilde önleyici risk danışmanlarına dönüştürme fırsatı yatıyor.

Brightstar Türkiye’deki faaliyetlerini genişletiyor
İnterneti 10 km’ye yayan çözüm
DataStar, ağ ürün ve çözümleri üreticisi Netis’in yeni bir dış mekan çözümünü satışa sundu. Özellikle yaz döneminde başta yazlık işletmeler olmak üzere geniş alana sahip site, otel, okul, hastane gibi her yer için kablosuz ağı sorunsuz ulaştırmayı sağlayan Netis WF2322, 10 km’lik bir alana interneti yaymayı sağlıyor.
Çok yönlü bir ürün olan Netis WF2322 hem yönlendirici (router), hem erişim noktası (access point-AP) hem de sinyal tekrarlayıcı özelliklerine sahip. Bu sayede tek bir cihaz ile açık alanda kablosuz ağ sorununa çözüm olabiliyor. İnterneti tüm binaya, binalar arasına, bahçeye, plaja yaymak için geliştirilen ürün, dış mekana ve her tür hava koşuluna uygun olarak üretilmiş. Bu sayede sağanak yağmur, kar, yıldırım gibi kötü koşullardan etkilenmiyor ve sorunsuz çalışıyor. Eksi 30 ile artı 70 derece sıcağa dayanaklı olan ürün, kolayca monte edilebiliyor.
Elektrik hattı olmayan yerlere de monte edilebilmesi için PoE (Power over Ethernet) desteği de olan ürünün içinde yerleşik 10dBi çift polarizasyonlu anten yer alıyor. 300Mbps kablosuz N bağlantı hızına sahip olan Netis WF2322 ile açık alanda güçlü ve hızlı internet erişimi mümkün oluyor.
Ürün, üzerinde yer alan LAN/WAN girişi sayesinde Ethernet üzerinden modeme bağlanıyor. Farklı modları (işlevleri) sayesinde çok amaçlı kullanılabilen ürün küçük ve orta ölçekli işletmelerin her tür ağ senaryosuna uygun olarak konumlandırılıp kullanılabiliyor. Ürünün sahip olduğu modlar ise şunlar: AP (Access point), router, WISP, AP+Cilent, AP+Repeater, WISP+Clinet ve WISP + Repeater. Güvenlik konusu da ihmal edilmeyen Netis WF2322, 64/128bit WEP, WPA-PSK, WPA2-PSK gib gelişmiş kablosuz şifreleme standartlarını destekliyor.
Netis’in Türkiye distribütörü DataStar, Netis WF2322’nin 49,99 dolar+KDV fiyatla satılmasını tavsiye ediyor. Vodafone Smart 6 sizlerle
Üstün teknolojik özellikleri bir araya toplayan 5,5 inçlik Full HD ekranlı, 4G uyumlu akıllı telefon Vodafone Smart 6, 3000mAH batarya ömrü ile daha fazla kullanım süresi sağlarken, cihazları yüzde 40’a kadar daha hızlı şarj edebilme özelliği olan Qualcomm Quick Charge teknolojisi sayesinde de daha hızlı şarj oluyor. Ayrıca, 8 çekirdekli 1,5 GHz işlemcisi, 16 GB dahili SD kart ile 128 GB’a kadar artırılabilen hafızası, 13 MP’lik arka ve 5 MP’lik ön kamerası ile üstün bir performans deneyimi sunuyor. Vodafone uygulamalarına ek olarak başta 1 yıllık Digiturk Play Süper Lig paketi ve Spotify olmak üzere birçok popüler içerik de Vodafone Smart 6’ya yüklü olarak ve özel fırsatlarla geliyor. Detaylar videomuzda.
Mobil ödemede rakamlar netleşiyor!
Apple’ın iPhone 6 ile birlikte devreye soktuğu mobil ödeme sistemi Apple Pay, dünyaya cep telefonları ile ödeme yapılabileceğini hatırlattı. Aslında mobil ödemenin tarihi çok daha eskilere dayanıyor ancak Apple Pay’den önce bu alanda gerçek anlamıyla hizmet veren bir sistem mevcut değildi. Apple Pay’den sonra ise teknoloji firmaları şimdi mobil ödeme sistemlerinde yarış dışı kalmamak için kendi çözümlerini öne çıkarmaya çalışıyorlar. Peki, kim ne kadar ödemeye aracı oluyor?
San Fransisko’da kurulu ve online ödeme sistemleri üzerinde çalışan Adyen isimli şirketin araştırmalarına göre, 2015’te online ödemelerin yüzde 27’si mobil ödeme ile gerçeklemiş. Yani kullanıcılar, cep telefonlarındaki veya tabletlerindeki, Apple Pay, Google Wallet gibi uygulamaları kullanarak online ödemeleri gerçekleştirmişler. Bu da geçen yıla oranla %39 oranında artış anlamına geliyor. Elbette bu artışın sebebinin, Apple Pay olduğunu tahmin etmek zor değil.
ABD’deki mobil ödeme rakamları ise herkesin gözlerini yuvalarından çıkartabilir. Bu yıl ABD’de 52 milyar doların mobil ödeme ile gerçekleşmesi bekleniyor. Bu rakam 2019 yılında kuvvetle muhtemel 142 milyar dolara çıkacak. Apple ise bu ödemelerin %65’in gerçekleştirecek ve komisyonlardan gelen paylarla kasasını milyarlarca dolarla dolduracak. Android cihazları ise yüzde 35 ile yetinmek zorunda. Windows mobil cihazlarının ise henüz hiçbir varlığı yok.
Mobil ödemede asıl hedef, kullanıcıların cep telefonlarını fiziki ödemelerde kullanması. Yani sadece internetten alışveriş yaparken değil, restoranda ödeme yaparken, mağazada alışveriş yaparken, markette erzak alırken cebinden kredi kartını veya nakit parasını değil, cep telefonunu kasaya uzatması… ABD Merkez Bankası’nın araştırmasına göre, cep telefonundan online bankacılık uygulamalarını kullanan ABD’lilerin sadece yüzde 13’ü henüz cep telefonlarını ödeme aracı olarak kullanmaya ikna olmuş durumda.
Dünya çapındaki, fiziksel alışverişlerde mobil ödeme sistemlerinin toplam cirosu 2014’te 55 milyar dolardı. 2015’te ise bu rakam 131 milyar dolara çıkacak. 2016’da 261 milyar dolar, 2017’de 412 milyar dolar, 2018’de ise 570 milyar dolar olacak. Elbette bu rakamlar çok büyük görünse de dünyadaki tüketici harcamalarının sadece yüzde 1’ini karşılayacak zira dünya çapında, tüketicilerin her yıl mağazalarda, marketlerde, restoranlarda harcadığı paranın toplamı şu anda 16 trilyon dolar.
Yine de teknolojiye odaklı, genç kitlenin daha ağır bastığı mağazalarda mobil ödemenin daha fazla öne çıktığını görüyoruz. Örneğin Starbucks mağazalarında cep telefonu üzerinden mobil ödeme yapan müşterilerin oranı yüzde 19’u buluyor. Bu da dünya çapındaki yüzde 1’lik orandan 19 kat daha fazla bir oran. ABD’deki Starbucks mağazalarında her hafta 8 milyon müşteri ellerindeki iPhone’lar veya Android telefonlar ile ödeme yapıyor.
ABD’de, yaklaşık yarım milyon adet Apple Pay ödeme istasyonu bulunuyor. Farklı şirketlerin, farklı ödeme sistemlerinin toplam ödeme cihazı sayısı ise 12 milyon adet. Yani ABD’de, mobil ödeme işi çoktan alıp başını gitmiş durumda. Google Wallet ise henüz bu rakamın yanına yaklaşamıyor. Öte yandan, yarışta sadece Apple ve Google yok. Örneğin, Tillster isimli bir firma Paypal hesabı üzerinden kullanıcılara mobil ödeme imkanı tanıyor. Yani telefonunuzu kasaya yaklaştırıyorsunuz ve Paypal hesabınız üzerinden ödeme gerçekleştiriliyor. Tillster, Boston Market, Burger King ve Pizza Hut gibi ABD’nin popüler mağazalarında hizmet veriyor. Benzer şekilde irili ufaklı pek çok mobil ödeme uygulaması, farklı bankalar veya ödeme sistemleri ile uyumlu olarak hizmet veriyor.
Türkiye’de ise mobil ödeme sistemleri henüz kendini çok ispatlayabilmiş durumda değil ve yaygınlıkları da tartışılır. Operatörlerin desteği ile bazı market ve restoranlarda NFC özellikli mobil ödeme sistemleri göze çarpıyor olsa da bunların yeterince tanıtımı ve reklamı yapılmadığından, çoğu kullanıcı telefonlarıyla mobil ödeme yapabileceklerinin farkında bile değiller.
İşin acıklı yanı ise, günün birinde Apple’ın veya Google’ın Türkiye’ye gelip mobil ödeme sistemlerini tepeden inme şeklinde pazara sokup tüm pazarı domine edebilecek olmaları ve Türk mobil ödeme sistemlerinin kendilerini anlatma çabasının ancak o noktadan sonra başlayacak olması.
Dünyada böyle bir trend hızla yükselirken, iş işten geçmeden Türk şirketlerinin mobil ödeme sistemlerini tanıtmasını ve pazarda yerlerini sağlamlaştırmalarını bekliyoruz. Sandviç ekmeği ile veri hırsızlığı!
İsrailli güvenlik araştırmacılarının gerçekleştirdiği bir proje ile birlikte dizüstü bilgisayarlardan radyo sinyalleri sayesinde veri hırsızlığı gerçekleştirmek artık olası. Şimdiye kadar radyo sinyallerini yakalamak için oldukça hantal ve masraflı sistemler gerekirken, bu yeni sistem küçük bir sandviç ekmeğine sığıyor!
Dört ayrı ekibin bir araya gelişiyle hayata geçen proje, Tel Aviv Üniversitesi’nde denendi. Daniel Genkin’i geliştirdiği cihaz, dizüstü bilgisayar veri işlerken oluşturduğu radyo dalgalarını yakalıyor, sisteme sızmanın önünü açıyor. Ekibin keşfine göre bilgisayar sistemleri çalışırken, ister veri çözümlemesi, ister oyun oynamak olsun, belli bir şemayla radyo dalgaları yayıyorlar.
Saldırgan tarafından gönderilen özel bir e-postayı açan dizüstü sistemi, özel bir sinyal yayıyor, hack cihazı Portable Instrument for Trace Acquisition (Pita) ile sistemden veri aktarılabiliniyor. Daha geniş ve büyük bir cihazla halledilen, daha sonra Pita adlı mini sistemle devam edilen projede sonuç şimdilik 50cm’lik mesafede alınabiliyor.
Logically Secure müdürü Steve Armstrong ise, şayet 10 metrelik bir mesafede bu işi başarırlarsa büyük bir olay olacağını ancak 20cm’in dikkate değer olmadığını dile getirmiş. NSA, antivirüslere de sızmış!
Snowden tarafından paylaşılan dosyaların kısa bir süre önce ortaya çıkan yeni içerikleri şok etkisi yaratıyor. Bilgilere göre NSA ve İngiliz muadil GCHQ, tersine mühendislik çalışmaları gerçekleştirmiş, ünlü antivirüs programlarını hack’leyerek, koruma sağlaması gereken yazılımlar üzerinden kullanıcıları takibe almış.
Rus antivirüs markası olarak tanınan Moskova merkezli Kaspersky ise bir numaralı kurban olarak görülüyor. İki mecranın gerçekleştirdiği tersine yazılım mühendisliği projeleriyle Kaspersky antivirüs programına gizlice girilmiş, dünya çapındaki Kaspersky kullanıcısı gizlice takip edilmiş. Antivirüs programı kullanıcılarının girdikleri adresler, yazdıkları içerikler gibi dijital veriler de NSA tarafından direkt olarak ele geçirilmiş.
Project CAMBERDADA ile de, bu şirketlerin çalışanlarının e-postalarının dahi takip edildiği ve daha detaylı bilgilerin alınmaya çalışıldığı not düşülüyor.
Öte yandan NSA, Kaspersky’ın ana sunucularına da girmiş, kullanıcıların bu ağa yolladığı sistem bilgilerini de ele geçirmiş. Ünlü marka ise yaptığı açıklamada bu durumdan ötürü çok rahatsız olduklarını, bu isimlerin bu gibi işler ile uğraşmak yerine, sanal tehlikeleri egale etmek için çalışmaları gerektiğini belirtiyor.
Son olarak, GCHQ’nun da Five Eyes çalışması ile günde 100 milyon malware içerik üzerinden bilgi topladığı söyleniyor. Yazılım toplayıcıları devleri birleştirdi
Taşımacılık alanında yaşanan devrimsel yenilikler, özel sistemler, fiziksel taşıma işlemlerinin uzaktan takibi ve otomasyon sistemleri sayesinde hızla ilerlerken, benzeri bir mantığı taşıyan yazılım taşıyıcıları da (software container) aynı düzlemde ilerliyor.
Kodlandıkları, yazıldıkları sistemlerden, terminallerden çok kolay ve kısa süre içerisinde uygulama ve benzeri içerikleri, farklı dizüstü bilgisayarlar ve diğer cihazlara taşıyan yazılım taşıyıcıları güçlenmeye devam ediyor. Amazon, Google ve Microsoft, Open Container Project adlı açık kaynak kodlu sistemin çevresinde birleşerek, yazılım taşıyıcı sistemleri için tek bir platformun önünü açıyorlar.
Pek tabii en önemli isimler, en büyükler arasından da çıkmıyor. Docker ve CoreOS adlı iki ayrı şirket artık birlikte çalışıyor, yazılım taşıyıcı platformu için çabalıyor. Böylece açık kaynak kod topluluklarının arzusu doğrultusunda, çeşitli uyumluluk sorunlarının da önüne geçilme şansı artıyor.
Yazılım taşıyıcıları uzun bir süredir işlerini yürütseler de, Docker’ın aynı adlı tool set’ini sunmasıyla işler biraz daha değişti. Google, Amazon ve Microsoft gibi isimler de bu işin içine girdiler. Docker taşıyıcılar için tek bir standart düşündü ancak geçtiğimiz yıl CoreOS, Docker’ın köklerinden uzaklaştığını, açık kaynak kitlesinin isteklerini daha öne aldıklarını dile getirdi. Böylece CoreOS yeni bir taşıyıcı sistemini, Rocket’ı ortaya çıkarttı. Bu yeni Open Container Project standardı ise (RunC), Docker ve Rocket arasındaki uyumluluğu hedefliyor. Hatta Docker’ın attığı bir tweet’e göre, RunC taşıyıcıları Windows platformunda dahi çalışabilecek.
Open Container Project katılımcılarının listesi bir hayli geniş. Linux Foundation çatısı altında var olan isimler arasında, mazon Web Services, Apcera, Cisco, CoreOS, Docker, EMC, Fujitsu Limited, Goldman Sachs, Google, HP, Huawei, IBM, Intel, Joyent, Mesosphere, Microsoft, Pivotal, Rancher Labs, Red Hat, ve VMware bulunuyor; böylece pek çok dev bir araya gelmiş oluyor.
Son yıllarda iyice alışıldık hale gelen bu mega-birliktelikler arasında, 2013 yılındaki, Cisco, Brocade ve Microsoft ile bazı isimler dikkat çekmişti. Topluluk, Open Daylight adlı yeni nesil ağ teknolojileri için bir açık kaynaklı sistem standartına dönüşmeyi hedefledi. Internet of Things (Nesnelerin İnterneti) grubu AllSeen Alliance, drone teknoloji birliği Dronecode ve Node.js programlama platformu üzerine çalışan isimler bir diğer birlik arasında yerlerini almıştı. 









