Storify, yeni içerik tasarımında Google Docs’ta olduğu gibi kimin hikayenin neresinde çalıştığını gerçek zamanlı olarak gösterebiliyor. Farklı kişiler için farklı renklerin kullanıldığı ara yüz Herman’ın açıklamasına göre Google Docs’tan daha iyi çünkü sadece yazı bazlı değil tüm medya türleri ile çalışılabiliyor.
Yeni özellik daha önce Storify VIP olarak bilinen Storify Enterprise hesaplarında aktif olacak. Storify Enterprise’ın ilk müşterileri ise The Wall Street Journal ve The Globe and Mail olmuş.
Özellikle tüketicilere hikâyeler ile anlatımlar sunmak isteyen ve bunu yaparken web içeriklerini kullanan işletmeler için bu özellik faydalı bir araç sağlayacak. Sosyal ve dijital dünyada varlığını pekiştirmek isteyenlere tavsiye ediyoruz. Storify güncellemesi grup çalışması getirdi
Tweetleri, fotoğrafları veya diğer sosyal medya içeriklerini bir araya getirerek bir hikaye anlatmayı olanaklı hale getiren Storify, yeni güncelleme ile önemli bir yeniliğe kavuşarak birden çok habercinin bir hikaye üzerinde beraber çalışabilmesine olanak tanımaya başladı.
Storify kullanıcıları daha önce bu problemi aynı hesaptan giriş yaparak çözüyorlardı ancak birbirlerinin çalışmaları üzerine kaydetmemek için iletişimde kalmaları gerektiğinden bu pek verimli bir yöntem değildi.
Kurucu ortak Burt Herman’ın açıklamasına göre Google Docs stili aynı anda çalışma prensibi ile Storify çoklu kullanıcı destekler hali getirildi. Bazı editörlerin erken test aşamasında Ferguson, Missiouri ve Hong Kong olayları hikayelerinde test ettikleri yeni versiyon gerçek zamanlı güncellemeler isteyen bir hikayede bir editörün bir kaynağa, diğerinin diğer kaynağa konsantre olmasına yardımcı olabilecek.
Storify, yeni içerik tasarımında Google Docs’ta olduğu gibi kimin hikayenin neresinde çalıştığını gerçek zamanlı olarak gösterebiliyor. Farklı kişiler için farklı renklerin kullanıldığı ara yüz Herman’ın açıklamasına göre Google Docs’tan daha iyi çünkü sadece yazı bazlı değil tüm medya türleri ile çalışılabiliyor.
Yeni özellik daha önce Storify VIP olarak bilinen Storify Enterprise hesaplarında aktif olacak. Storify Enterprise’ın ilk müşterileri ise The Wall Street Journal ve The Globe and Mail olmuş.
Özellikle tüketicilere hikâyeler ile anlatımlar sunmak isteyen ve bunu yaparken web içeriklerini kullanan işletmeler için bu özellik faydalı bir araç sağlayacak. Sosyal ve dijital dünyada varlığını pekiştirmek isteyenlere tavsiye ediyoruz.
Storify, yeni içerik tasarımında Google Docs’ta olduğu gibi kimin hikayenin neresinde çalıştığını gerçek zamanlı olarak gösterebiliyor. Farklı kişiler için farklı renklerin kullanıldığı ara yüz Herman’ın açıklamasına göre Google Docs’tan daha iyi çünkü sadece yazı bazlı değil tüm medya türleri ile çalışılabiliyor.
Yeni özellik daha önce Storify VIP olarak bilinen Storify Enterprise hesaplarında aktif olacak. Storify Enterprise’ın ilk müşterileri ise The Wall Street Journal ve The Globe and Mail olmuş.
Özellikle tüketicilere hikâyeler ile anlatımlar sunmak isteyen ve bunu yaparken web içeriklerini kullanan işletmeler için bu özellik faydalı bir araç sağlayacak. Sosyal ve dijital dünyada varlığını pekiştirmek isteyenlere tavsiye ediyoruz. Cisco yarı yıl raporunu açıkladı
Cisco, Türkiye’nin dinamik ve giderek genişleyen “tehdit haritası”nın en zayıf halkalarını ortaya koyan 2014 Yarıyıl Güvenlik Raporu’nu yayınladı. Rapora göre, Türkiye’deki jeopolitik olaylar sanal dünyada yeni trendler yaratarak, bölgede faaliyet gösteren kurumlar, bireyler ve hükümetler için risk ortamını körüklüyor.
Yakın geçmişte yaşanan kuraklık, sel ve toplumsal çalkantılar, Türkiye’nin çevresindeki Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Rusya (EMEAR) bölgesinde arz ve altyapıyı etkilerken; 2014 için ilk yarısında kötü amaçlı yazılımlarla karşılaşma riski en yüksek olan dikey endüstriler, tarım, madencilik, ulaştırma, gemicilik, yiyecek-içecek, kamu ile medya ve yayıncılık olarak belirlendi. EMEAR bölgesinde en çok yiyecek ve içecek endüstrisinde kötü amaçlı yazılımlarla karşılaşıldı.
DNS sorguları, exploit kitler (istismar kitleri), amplifikasyon saldırıları, satış noktası (POS) sistemi açıkları, zararlı reklamlar, fidye yazılımlar (ransomware), şifreleme protokollerine sızmalar, sosyal mühendislik ve “hayati olay” spam’ler gibi yöntemleri kullanan saldırganlar, güncelliğini yitirmiş yazılımlar, kötü kodlar, elden çıkarılmış dijital aygıtlar ve kullanıcı hataları gibi “zayıf halkalar”dan faydalanıyor.
Rapora göre ayrıca, yaygın olarak görülen, sinsi ve etkili tehditleri göz ardı ederek yalnızca öne çıkan açıklara odaklanan kurumlar, büyük risk altına giriyor. Güvenlik ekipleri, göz önünde olan, Heartbleed benzeri tehditlere odaklanırken; saldırganlar, düşük profilli uygulamalara ve zayıf noktaları bilinen altyapılara yönelik saldırılarını artırarak amaçlarına ulaşıyor.
Araştırma kapsamında dünya çapında 16 büyük çokuluslu kuruluş incelendi:
2013 itibariyle 4 trilyon Amerikan doları ve üzerinde varlık yöneten ve 300 milyar doları aşkın gelire sahip kuruluşları mercek altına alan araştırma, işletmelerin kötü amaçlı trafiğe maruz kalmalarıyla ile ilgili üç güçlü tez ortaya koydu:
- “Tarayıcı kullanıcıları” saldırıları işletmeler için risk oluşturuyor: 2014’te müşteri ağlarının yaklaşık yüzde 94’ü, kötü amaçlı yazılım içeren sitelerle bağlantı içinde.
- Botnet ‘saklambaç’ı: Ağların yaklaşık yüzde 70’inin Dinamik DNS Domain’leri için DNS sorgusu oluşturduğu gözlemlendi. Bu, ağların yanlış kullanıldığına ya da tespit edilmemek/kara listeye alınmamak için botnetler kullanılarak, DDNS yoluyla IP değiştirildiğine işaret ediyor.
- Çalıntı bilginin şifrelenmesi: 2014 yılında müşteri ağlarının yaklaşık yüzde 44’ünün, şifreli kanal hizmetleri sağlayan site ve domain’lere DNS sorgusu sunduğu gözlemlendi. Saldırganlar tarafından, şifreli kanal hizmetleri, VPN, SSH, SFTP, FTP ve FTPS’ler tarafından tespit edilmemek amacıyla kullanılıyor.
- Popüler Blackhole Exploit Kit’in yazarının geçtiğimiz yıl hapis cezasına çarptırılmasıyla exploit (istismar) kitlerinde yüzde 87 oranında azalma görüldüğünü ortaya koyan araştırmaya göre. 2014’ün ilk yarısında üretilen exploit kitlerinin birçoğunun Blackhole’un yerini doldurmaya çalışıyor fakat henüz hiçbir kit öne çıkmayı başaramadı.
- Java, kötü niyetli kullanıcıların en çok istismar ettiği program olma özelliğini sürdürdü. Cisco güvenlik araştırmacıları, Java’ya dair suistimallerin, Mayıs 2014 itibariyle, tüm göstergeler göz önüne alındığında yüzde 93’e ulaştığını ortaya koydu. Cisco 2014 Yıllık Güvenlik Raporu verilerine göre bu oran, Kasım 2013’te ulaştığı yüzde 91 seviyesinin de üzerinde.
- Dikey pazarlarda kötü amaçlı yazılım oranında beklenmeyen artış gözlemlendi. 2014’ün ilk yarısında, kötü amaçlı yazılım riskinin en yüksek oluğu üç dikey pazar medya ve yayıncılık, ilaç ve kimyasal ile havacılık sektörleri.
Global yarı iletken satışları rekor kırıyor
Dünyanın lider teknoloji araştırma ve danışmanlık şirketi Gartner’e göre yarı iletken satışları 2014 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyrekteki yüzde 6,7 tahmininin üzerine çıkarak rekor kırdı. Gartner araştırma ekibinin başındaki isim Jon Erensen, bu artışa tatil dönemi için üretilen elektronik ürünlerin katkısının büyük olduğunu belirterek; ‘‘Düşük maliyetli tabletlerden üst seviye akıllı telefonlara kadar birçok ürün için hazır olun. iPhone 6 ve iPhone 6 Plus için talep oldukça güçlüydü ama tatil için planlanan diğer cihazlar için kaygı duyuluyor’’ şeklinde konuştu.
Gartner, tatil sezonunda bazı ürünlerin satmayabileceğini düşünse de 2014 yılı için iyimser olarak akıllı telefonların üretimlerinin yüzde 27, küçük bilgisayarların üretimlerinin ise yüzde 18,9 büyüyeceğini tahmin ediyor. Yarı iletken piyasasında ilk çeyrekteki yüksek envanter endişe uyandırmasıyla birlikte 2015 yılında yüzde 5,8 büyümesi bekleniyor.
Yarı iletkenler içinde en çok kullanılan ürünlerden olan DRAM bellekler, yüzde 26,3 kar artışı ve 2014 yılı için 44,1 milyar dolarlık hacme ulaşması tahminleri ile yarı iletkenlerin zirvesinde bulunuyor. Büyük arz talep dalgalanmaları yüzünden ani yükseliş ve düşüş döngüsüne devam eden ürün için Gartner 2016 yılında üretim fazlalığı ile karşılaşılacağını ve kârın yüzde 25,5 oranında düşeceğini tahmin ediyor.
Büyük veri ile nasıl büyük başarı elde edilir?
Büyük veriye yatırım ve sonuçları ile alakalı, Accenture tarafından, gerçekleştirilen bir araştırma çalışmasına göre, araştırmaya katılan şirketlerin;
- Yüzde 92’si işin sonucundan tam olarak memnun
- Yüzde 94’ü uygularken kullandıkları yöntemlerin işlerini gördüğünü belirtiyor.
- Yüzde 89’u dijitale geçiş sürecinde büyük verinin çok önemli olduğunu düşündüklerini,
- Yüzde 58’i ise rekabeti devam ettirmek için kullandıklarını söylüyor.
- Yüzde 94’ü büyük veriyi yeni kâr kaynakları bulmak için,
- Yüzde 89’u ise yeni ürün ve hizmet geliştirmek için kullanıyor.
- Yüzde 51 güvenlik alanında
- Yüzde 47 bütçe alanında
- Yüzde 41 geliştirici yetenek bulma alanında
- Yüzde 37 uygulayıcı yetenek bulma alanında
- Yüzde 35 ise var olan sistemlerle entegrasyon alanında zorluk çektiklerini belirtiyorlar.
- Yüzde 54’ü şirket içi eğitim yöntemini,
- Yüzde 50’si üretici seminerlerini,
- Yüzde 49’u serbest araştırma yöntemini
- Yüzde 45’i ise şirket içi seminer ve sosyalleşme yöntemini kullanmış.
- Yüzde 95’i aralarında danışman, sözleşmeli personel ve teknoloji üreticisinin kaynakları dahil birden fazla kaynak kullanmış.
- Yüzde 91’i veri bilimi uzmanlığını arttırmayı hedefliyor.
- Yüzde 63’ü müşteri ilişkileri alanında
- Yüzde 56’sı operasyonların değişmesinde
- Yüzde 58’i ise ürün geliştirme safhasında en büyük devrimin gerçekleşeceğini düşünüyor.
Siber avcılar av oldu
EMC’nin güvenlik birimi RSA, işletmelerin tehditleri veri kaybı gerçekleşmeden tespit etmelerine yardımcı olmak için tasarlanmış bir dizi entegre teknoloji ve hizmetten oluşan RSA Advanced Security Operations Center (SOC) – Gelişmiş Güvenlik Operasyonları Merkezi Çözümü (SOC)’u tanıttı.
Bulut bilişim, sosyal ağlar, Büyük Veri ve mobil bilgi-işlem gibi BT yenilikleri, işletmelerin ilerlemelerine yardımcı olsa da aynı zamanda siber suçluların eski ve güncel güvenlik sistem ve araçlarını aşarak, siber saldırılarda bulunabilmeleri için fırsat yaratıyor. Gelişmiş Güvenlik Operasyonları Merkezi Çözümü, güvenlik verileri ve etkinlik yönetimi ile birlikte, tüm paket analizi ve adli bilişim soruşturması uç nokta tehdit tespit becerilerini bir araya getiren güvenlik ekiplerinin, bağımsız ve kayıt (log) odaklı çalışabilmesi için tasarlandı. Ek olarak antivirüs programları, güvenlik duvarları ve atak önleme sistemleri gibi, geleneksel “sınıra dayalı” güvenlik araçları tarafından fark edilmeyen saldırıları da hızla tespit etmelerine yardımcı olacak bir mimariye sahip.
RSA Security Analytics, RSA ECAT ve RSA Archer Security Operations Management gibi teknolojilerle RSA Advanced Cyber Defense Practice gibi eğitim ve hizmetleri entegre eden RSA’nın yeni gelişmiş SOC çözümü, uyumluluk ve güvenlikle ilgili gerekli özellikleri tek bir platform içinde sunuyor ve güvenlik ekiplerinin işletmelerini olumsuz etkileyebilecek en gelişmiş saldırıları dahi etkin biçimde tespit ederek, gereken müdahalede bulunmalarına olanak tanıyor.
RSA’nın “Gelişmiş SOC Çözümü”, güvenlikle ilgili olayların zamanında tespit edilmesini ve güvenlik analistlerinin; şüpheli durumların belirlenmesi sürecinden, derinlemesine araştırma sürecine geçişlerinde yönlendirilmesine yardımcı olacak ağ verileri, sistem verileri ve uç nokta verilerini toplamak üzere tasarlandı. Çözüm aynı zamanda güvenlikle ilgili sorunun içeriğini ve kapsamını anlamaya da yardımcı oluyor. 400’den fazla ağ ve kayıt (log) ayrıştırıcısı, her bir kaydın ve ağ oturumunun süre analizini yaparak, kilit önem taşıyan tehdit göstergelerini tanımlıyor ve güvenlik analistlerini en önemli sorunlara yönlendirmek için metaveriyi ayıklıyor. Öncelik verilmiş araştırmalar ve analistlerin iş akışları, kaynaklardan maksimum yararlanılmasına yardımcı oluyor ve güvenlik ekiplerinin en yüksek riskleri ve tehditleri hızlı bir şekilde tespit edip ortadan kaldırmalarını sağlıyor.
RSA’nın Gelişmiş SOC Çözümü 250’den fazla etkinlik kaynağını toplayarak, öğelerine ayırarak; ezber bozan 275’ten fazla korelasyon kuralını ve güncel direktifleri takip etmek için de yaklaşık 100 rapor şablonunu kullanarak, SIEM’in işlevlerinde yeni bir pazar standardı oluşturuyor. Tüm veri kaynaklarına yayılan kümelenmiş uyarı sistemleri içeren, sisteme özgü vakalara yanıt verme özellikleri, araştırmaların daha hızlı yapılmasını mümkün kılıyor. Kayıtlardan çok daha fazla görünürlük sağlayan RSA’nın Gelişmiş SOC Çözümü ağ veri paketleri, NetFlow ve uç nokta verileri arasında ilişki kurmak ve bu şekilde bağımsız SIEM’den çok daha fazla görünürlük sunmak için tasarlandı. Bu da kör noktaları ortadan kaldırmaya ve uyumlulukla ilgili mevzuatlara bağlı kalmak koşuluyla tehditlerin daha hızlı ortadan kaldırılmasına yardımcı oluyor.
RSA ECAT’ın çözüm yelpazesine eklenmesi, güvenlik ekiplerinin geleneksel antivirüs teknolojilerinin yakalayamadığı kötü amaçlı yazılımları ve diğer tehditleri açığa çıkarmalarını mümkün kılıyor. Yeni çözüm, uç noktada şüpheli işlemleri analiz edip, hızlıca araştırmak ve herhangi bir kötü amaçlı yazılımın işletmenin sistemine ne denli yayıldığını kolayca belirlemek için tasarlandı. Kötü amaçlı yazılım ve tehditlerin tespiti, otomatik ve gerçek zamanlı olarak, imza gerektirmeden gerçekleşiyor.
RSA’nın Gelişmiş SOC Çözümü işletmenin mevcut ihtiyaçlarına ve kaynaklarına göre ölçeklenir büyümeyi mümkün kılıyor. Aynı zamanda da işletmelerin gelecekteki gereksinimlerine yanıt vermek için bir platform oluşturmalarına yardımcı oluyor. İster komple haliyle sisteme kurulsun, ister sistemdeki mevcut araçlara ilave olarak kurulsun, çözüm, işletmelerin mevcut güvenlik uygulamalarını en gelişmiş tehditlere karşı dahi anında savaşabilecek şekilde geliştirmelerine yardımcı olmak için tasarlandı.
TechInside Podcast – Bölüm 11
[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/171495020″ params=”auto_play=false&hide_related=true&show_comments=false&show_user=true&show_reposts=false&visual=false” width=”100%” height=”100″ iframe=”true” /]
Bu hafta ele aldığımız başlıklar;
– 2015 yılında ücretsiz internet erişimi gerçek olabilir
– Apple’da çalışan olmanın iç yüzü
– Bill Gates: “Apple Pay fantastik bir fikir!”
– Qualcomm yapay zekâyı telefonlara getirecek
– Nesnelerin İnterneti için özel işletim sistemi
iTunes üzerinde Podcast yayınlarımıza buradan abone olabilirsiniz.
İnternete bağlanamayan 4,4 milyar insan var
120 sayfalık detaylı bir McKinsey & Company araştırması dünyadaki internet penetrasyonu hakkında sürpriz bilgiler içeriyor. Rapora göre 3,2 milyarı sadece 20 şehirde yaşayan dünya çapında 4,4 milyar insanın internet erişimi bulunmuyor.
Hindistan bu sayının neredeyse çeyreğini oluştururken Çin’de 730 milyon, Endonezya’da 210 milyon, Bangladeş’te 150 milyon, Brezilya’da neredeyse 100 milyon, hatta Amerika Birleşik Devletleri’nde bile tam 50 milyon (bu sayı bazılarına göre gönüllü olarak internete bağlanmayanlardan oluşuyor) çevrimdışı insan bulunuyor.
İnternet bağlantısı olmayan insanların nüfus dağılımları haritası
Ülkelerin internet erişim kolaylık sıralaması (yüksek puanlar daha kolay erişiyor)
Kliksa’dan 10 milyon dolarlık yatırım
Sabancı Topluluğu’nun online alışveriş platformu Kliksa, dijital geleceğe yönelik dünya standartlarında bir e-ticaret platformu oluşturmak ve alıcılar ile satıcıların elektronik ortamda bir araya gelmesini sağlayan “Pazar Yeri” (Marketplace) iş modelini kurmak amacıyla, 10 milyon dolarlık teknoloji yatırımı yapacak.
Kliksa, yeni yatırım sayesinde altyapısını, e-ticaret kullanıcılarının ve tedarikçilerin daha hızlı ve esnek işlem yapabilecekleri ve tüketicilerin daha geniş ürün seçeneklerine ulaşabilecekleri standartta dönüştürecek. Sistem geliştirme, entegrasyon ve proje yönetimi alanlarında Bimsa ve Accenture Türkiye ile çalışacak kliksa.com, proje süresince, SAP/Hybris ve Mirakl gibi iş ortaklarıyla da çalışmalar yürütecek.
Satış sonrası destek, müşteri memnuniyeti ve hizmet odaklılık amaçları doğrultusunda, 5 yılda e-ticaret sektörünün lideri olmayı hedefleyen Kliksa’nın Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan ise dijital geleceğe yönelik yatırımın ardından, kullanıcıların ve tedarikçilerin dünya standartlarında bir e-ticaret platformuna kavuşacağını ifade etti. Safkan, “Kullanıcılarımızın ve tedarikçilerimizin çeşitlenen ihtiyaçlarına her açıdan cevap verebilecek altyapıya sahip olmak, farklılaşma noktalarımızdan biri daha olacak. Gelecek dönemlerde de, e-ticaret sektörünün büyümesine ve kullanıcılarımızın daha hızlı ve esnek platformlar üzerinden alışveriş yapmalarına olanak sağlayacak yeniliklerimiz ve yatırımlarımız sürecek.” dedi. Türkiye’nin genişbant açmazı biter mi?
Akamai, 2014 yılının ikinci çeyreğinde yaptığı “State of Internet” isimli araştırmasında ülkeleri internet hızlarına göre sıraladı. ABD ortalama hızını ilk çeyreğe göre 10,5 Mbps’den 11,4 Mbps’ye çıkarmasına rağmen 14. sıraya düşerken, Romanya, Danimarka ve Norveç onun önünde yer aldılar. Listede Güney Kore 24,6 Mbps ile birinci, Hong Kong 15,7 Mbps ile ikinci, İsviçre ise 14,9 Mbps ile üçüncü durumda bulunuyor.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) yayınladığı 2014 2. çeyrek verilerine göre Türkiye’de şu anda 37 milyon civarında genişbant internet abonesi bulunmakta. Bu bağlantıların 27 milyon tanesini mobil 3G aboneleri oluştururken geri kalan 10 milyon abone ise xDSL, Fiber, Kablo ve diğer yöntemler ile genişbant internet erişimi sağlıyorlar.
Akamai’nin raporuna geri döndüğümüzde ise Türkiye’nin ortalama 5,5 Mbps genişbant bağlantı hızı ile dünya sırlamasında 53. konumda olduğunu görüyoruz. Türkiye’deki internet kullanıcılarının sadece yüzde 5,1’i 10 Mbps üstü erişime sahipken, 15 Mbps üstünde genişbant kullanıcılarının oranı ise sadece yüzde 1,6 oranında kalıyor.
BTK’nın verilerine göre Türkiye’de yüzde 78,42 pazar payı ile TTNET en büyük işletmeci konumunda. TTNET’i yüzde 13,41 ile Turkcell Superonline takip ediyor.
Günün sonunda Türkiye’de küresel arenada ciddi anlamda genişbant ile alakalı bir sorunun olduğunu görebiliyoruz zira 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olma hedefi ile hareket ederken artık küresel başarı sıralamasındaki en büyük çarpanlardan biri haline gelen genişbant sıralamasında dünyada 53. sırada olmamızı açıklayabilecek bir mantığı ortaya koymak mümkün değil.
Peki, Türkiye’nin genişbant açmazındaki problemi nedir?
Öncelikle altyapı ile alakalı pazarda oluşan rantın piyasayı bir kaosa sürüklediğini söyleyebiliriz. Uzun yıllardır fiber konusunda işletmelerin önü maalesef açılmadı, açılamadı. Fiberi bir köşeye koyalım eğer bir ülkedeki 37 milyon genişbant abonenin 27 milyon tanesi sınırlı, limitli ve yüksek ücretlendirmeler ile tüketiciye ulaşan GSM mobil ağlar (3G servisi) üzerinden sağlanmışsa gerçekten birilerinin elini şakağına atıp düşünmesi gerekiyor.
Ofisimiz 4. Levent gibi İstanbul’un tam merkezinde bir noktada. Bulunduğumuz sokak, elektrik, su, doğalgaz ve kaldırım yenileme işlemleri için defalarca kazılırken hâlâ fiber erişimin sağlanamamış olması kabul edilebilir bir durum değil.
Mevcut internet bağlantılarını sadece kaçak film ve müzik indirme algısı üzerine inşa ederek adil kullanım kotası (AKN) adı altında kullanıcıların 100 Mbitlere varan hızlarını ayın ortasında 1-3 Mbit arasındaki hızlara düşürüyorsak bu ülkede genişbant erişimin olduğunu söylemek kocaman bir yalandan başka bir şey olmayacaktır.
Bir diğer konu ise Upload hızları. En yüksek upload hızının 2 Mbit olduğu ve simetrik kurumsal tarifeler için işletmelerin ödemek zorunda kaldığı rakamlar göz önüne alındığında ülkemizdeki teknolojiye dayanan girişimci ekosisteminin büyümesini beklemek, buzdolabında sıcak su aramaya benziyor maalesef.
Çözüm?
Acilen Türkiye’de genişbant internet erişimi üzerindeki hız limitleri kaldırılmalı, upload hızlarının simetrik olarak sağlandığı kurumsal tarifelerin de maliyetlerini aşağı çekecek şekilde tüm download/upload oranları 1/2 veya 1/1 şekline dönüştürülmesi bir devlet politikasına dönüştürülmelidir.
Fiber altyapı için pazarda belli yüzdelere sahip işletmelerin abone rakamlarını DSL’e alternatif hale getirecek şekilde düzenlemeleri için zorunluluklar getirilmeli ve 4G teknolojisi için Türkiye söylemlerin ötesine geçerek uygulamaya geçmelidir.
Akamai’nin raporuna geri döndüğümüzde ise Türkiye’nin ortalama 5,5 Mbps genişbant bağlantı hızı ile dünya sırlamasında 53. konumda olduğunu görüyoruz. Türkiye’deki internet kullanıcılarının sadece yüzde 5,1’i 10 Mbps üstü erişime sahipken, 15 Mbps üstünde genişbant kullanıcılarının oranı ise sadece yüzde 1,6 oranında kalıyor.
BTK’nın verilerine göre Türkiye’de yüzde 78,42 pazar payı ile TTNET en büyük işletmeci konumunda. TTNET’i yüzde 13,41 ile Turkcell Superonline takip ediyor.
Günün sonunda Türkiye’de küresel arenada ciddi anlamda genişbant ile alakalı bir sorunun olduğunu görebiliyoruz zira 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olma hedefi ile hareket ederken artık küresel başarı sıralamasındaki en büyük çarpanlardan biri haline gelen genişbant sıralamasında dünyada 53. sırada olmamızı açıklayabilecek bir mantığı ortaya koymak mümkün değil.
Peki, Türkiye’nin genişbant açmazındaki problemi nedir?
Öncelikle altyapı ile alakalı pazarda oluşan rantın piyasayı bir kaosa sürüklediğini söyleyebiliriz. Uzun yıllardır fiber konusunda işletmelerin önü maalesef açılmadı, açılamadı. Fiberi bir köşeye koyalım eğer bir ülkedeki 37 milyon genişbant abonenin 27 milyon tanesi sınırlı, limitli ve yüksek ücretlendirmeler ile tüketiciye ulaşan GSM mobil ağlar (3G servisi) üzerinden sağlanmışsa gerçekten birilerinin elini şakağına atıp düşünmesi gerekiyor.
Ofisimiz 4. Levent gibi İstanbul’un tam merkezinde bir noktada. Bulunduğumuz sokak, elektrik, su, doğalgaz ve kaldırım yenileme işlemleri için defalarca kazılırken hâlâ fiber erişimin sağlanamamış olması kabul edilebilir bir durum değil.
Mevcut internet bağlantılarını sadece kaçak film ve müzik indirme algısı üzerine inşa ederek adil kullanım kotası (AKN) adı altında kullanıcıların 100 Mbitlere varan hızlarını ayın ortasında 1-3 Mbit arasındaki hızlara düşürüyorsak bu ülkede genişbant erişimin olduğunu söylemek kocaman bir yalandan başka bir şey olmayacaktır.
Bir diğer konu ise Upload hızları. En yüksek upload hızının 2 Mbit olduğu ve simetrik kurumsal tarifeler için işletmelerin ödemek zorunda kaldığı rakamlar göz önüne alındığında ülkemizdeki teknolojiye dayanan girişimci ekosisteminin büyümesini beklemek, buzdolabında sıcak su aramaya benziyor maalesef.
Çözüm?
Acilen Türkiye’de genişbant internet erişimi üzerindeki hız limitleri kaldırılmalı, upload hızlarının simetrik olarak sağlandığı kurumsal tarifelerin de maliyetlerini aşağı çekecek şekilde tüm download/upload oranları 1/2 veya 1/1 şekline dönüştürülmesi bir devlet politikasına dönüştürülmelidir.
Fiber altyapı için pazarda belli yüzdelere sahip işletmelerin abone rakamlarını DSL’e alternatif hale getirecek şekilde düzenlemeleri için zorunluluklar getirilmeli ve 4G teknolojisi için Türkiye söylemlerin ötesine geçerek uygulamaya geçmelidir. Uzay dedektifliği dönemine hoş geldiniz
İkisi de University Colloge London’dan olan uydu görüntüleme uzmanı Raymond Harris ve uzay avukatı Raymond Purdy dünyanın ilk uzay dedektiflik bürosu olan Air & Space Evidence Ltd of London’u kurdular. Artık bahçenize kimin çöp döktüğünü öğrenmek veya bahçeli evinizde komşularınız ile sınır problemlerini çözmek çok daha kolay.
Geride kalan on yıllarda uydu görüntülerine ve haritalarına ancak çok yüksek bedeller ile erişilebilirken artık bunların neredeyse günlük hayatın normal bir parçası haline gelmesi yenilikçi iş alanları oluşturuyor. Bu alanlardan birisi olan dedektiflik ise bu alanlardan sadece popüler ve magazinsel değer taşıyan bir tanesi. Öte yandan pek çok konum tabanlı yenilikçi iş fikri hâlâ kendilerini bulacak girişimcileri beklemekte.
Amaç: Uzaydan görüntüleme ile insanların mahkemelerde kullanabilecekleri deliller üretmekİkili uzaydan görüntüleme ve dünyayı gözetleme alanındaki kanunlar üzerine deneyimlerini birleştirerek insanların mahkemelerde kullanabilecekleri deliller üretmeyi hedefliyor. Herkesin sorunlarını çözmede uzaydan görüntüleme tekniklerini kullanabilmelerini hedeflediklerini belirten Harris, bunun bir ev inceletmekten daha pahalı olmadığını vurguluyor.
Google Maps ve Bing görüntüleri delil olarak kullanılamıyorDavalarda kullanılmak üzere Google Maps veya Bing haritalarından alınan görüntülerin kullanılmasının mümkün olmadığını belirten ikili, mahkemelerin görüntülerin güvenilirliğine emin olamadıkları için birçok davanın düştüğünü söylüyor. Doğru resmi bulmak devasa uydu görüntüleri veri tabanına dalmak demek olduğu için pek çok avukat bunu doğru şekilde yapamıyor. Ayrıca görüntülerin değiştirilmiş olma ihtimalinin de bulunduğunu belirten Harris, bu sorunu aşmanın yolunu da bildiklerini söylüyor. Harris ve Purdy, delil olarak daha yüksek çözünürlüklü fotoğraf gerektiğinde hava araçlarıyla sağlanan görüntülerden yararlanmak için gerekli izinleri almayı planlıyorlar. İhtiyaçları olan uydu görüntüleri veri tabanı için de daha önceden de deneyimlerinin bulunduğu Digital Globe of Longmont’u kullanacaklar.
Geride kalan on yıllarda uydu görüntülerine ve haritalarına ancak çok yüksek bedeller ile erişilebilirken artık bunların neredeyse günlük hayatın normal bir parçası haline gelmesi yenilikçi iş alanları oluşturuyor. Bu alanlardan birisi olan dedektiflik ise bu alanlardan sadece popüler ve magazinsel değer taşıyan bir tanesi. Öte yandan pek çok konum tabanlı yenilikçi iş fikri hâlâ kendilerini bulacak girişimcileri beklemekte. Gelecekte ofisler sınırlanmayan alanlar olacak
Esnek Yönetici Kulübü: Gelecek yıllarda Orta Doğu ve Türkiye’de çalışma alanları artık hiyerarşik düzenin ve sürtünmenin olmadığı, mekânlarla sınırlanmayan alanlar olacak
Şu anda çalışma hayatımız amansız bir değişim noktasında. Teknolojiler bizim geleneksel çalışma modellerimizi mahvetti. Öyle ki “ofis” terimi yakında eski olarak algılanacak. Mobil cihazlar dışındaki tüm aletlerin yok olacağı esnek ve işbirlikçi çevre yeni çalışma alanı olacak.
Böylesi değişiklikler, devingenliği iş ve özel yaşamının merkezine koyan ve #GenMobile olarak adlandırılan yeni nesil çalışanlar tarafından düzenleniyor. Bu çalışanlar dünyanın da kendileri gibi yerel, atak, sosyal ve sivil haberdarlığın yanı sıra işbirlikçi ve yaratıcılık konusunda çalışmasını umuyorlar. #GenMobile çalışanları kendilerini yenilikçi olarak görüyorlar ve patronlarının da kendilerini öyle görmelerini umuyorlar. 9 – 5 saatleri arasındaki iş yerine, buluta bağlanabildikleri her yerde ve her zaman çalışmak istiyorlar.
Eğer #GenMobile çalışanları bir ofise ihtiyaç duymuyorlarsa neye ihtiyaçları var? The Future Laboratory ile sezgisel danışmanlık yaparak, dünyadaki ve hatta hiç kuşkusuz Orta Doğu’daki yarının çalışma alanlarını şekillendirecek bazı temel trendleri saptamaktayız:
İş ve serbest zamanın karışımı
Daha düne kadar, hiyerarşik olmayan ve işbirlikçi çalışma alanları sadece Google gibi teknoloji devlerinin rezervindeydi. Ama her yerde bulunabilen mobil cihazlar, yüksek hızlı Wi-Fi ve bulut bilişim sağ olsun. İş ve serbest zamanın birleşmesi çalışma günümüzü nasıl düzenleyeceğimize dair bizi düşündüren bir kıvılcımdı. Şirketler pek de göze çarpmayan toplum mühendisliğini sahiplenerek “tatlı kaza köşeleri” ve “şans eseri karşılaşma koridorları” yarattı. Çünkü insanlar artık fiş ya da kabloyla uğraşmak zorunda değillerdi.
Şirketler de serbest zaman aktivitesi olarak görünen daha fazla işler yaparak daha fazla verimli personel elde etmeyi amaçlıyorlar. Örneğin Adobe’a bakalım. Toplantı odalarını
Amerikan tarzı yemek masalarından esinlenerek tasarlamıştır. Serbest zamanın verdiği memnuniyeti çağrıştırmasından dolayı, insanların yoğun çalışmak yerine yemek yerken fikir üretebildiklerini ve daha iyi çalıştıklarını fark etmişlerdir.
Sürtünmesiz ofis alanı
Eğer #GenMobile çalışanları iş ve serbest zaman uğraşını bir alanda toplayarak bir standardı yakalarsa, işte o zaman iş gücü yapısının da değişmesi sürpriz olmayacaktır.
CitizenM’den Impact Hub Westminister’a kadar “sürtünmesiz fuaye” markaları açık masaları, konuşmaları ve etkinlikleri ile departman ve merkezden çok kasaba ve halk gibi çalışmaktadırlar. İşverenlerin rekabet yerine işbirliği, zaman kaybı yerine verimliliği ve engellemek yerine buluşu destekleyen yeni denemeleri kullanmalarıyla işçi merkezli bir çalışma modeli görmekteyiz.
Çarkın en ufak dişlisi olmanıza rağmen diyebilirsiniz ki biz artık “bulut işbirlikçileriyiz”. Artık bir işi yapmak zorunda olduğumuz için çalışmıyoruz; bu işi yaparken eğlendiğimiz için çalışıyoruz. Eğlencenin bu kısmı baskıcı hiyerarşinin olmaması gerçeğinden gelmektedir. İşte şimdi biz “Esnek Yöneticiyiz”. Tam zamanlı rolüyle, ürünü tasarlamak, markayı piyasaya sürmek ya da başlangıcı düzenlemek için denklikleri bir araya getirerek geçici işlerde çalışabiliriz. Görev tamamlanınca da başka bir göreve geçeriz. Her şey çok hızlı burada, ödüller çabuk gelir ve iş asla bayatlamaz.
Her şey her yerde çağı aydınlanıyor
Ofis olayların olduğu alandı, fakat sen işçi, tüm işleri yapmak zorundaydın. İnternet her şeyi değiştiriyor. Yazar Adam Greenfield’in her şey her yerde sözünden yola çıkarsak, tüm elektronik eşyaların internete bağlanmasıyla her şey her yerde çağı bize çok yakın.
Önsezili cihazlar birbiri ile iletişime geçerek çalışma hayatımızın kusursuz ilerlemesini sağlamakta ve işle ilgili pek çok angaryadan da bizi kurtarmaktadır.
Sürekli temel ancak küçük görevlerle o kadar ilgileniyoruz ki, yaratıcı fikirler için zaman olmadığı yönünde şikâyetler var. Bir cihaz düşünün ki, sizin arkanızdan otomatik olarak kapınızı kapatıyor, arabanızı çalıştırıyor, sizin kafeye doğru gittiğinizi anlayınca sizin için latte ısmarlıyor, siz trafikte kalınca otomatik olarak sizin toplantıya geç geleceğinizi iletiyor iş arkadaşlarınıza. Nesnelerin interneti bizim amaçlarımızı sezecek, bizim davranışlarımızı öğrenecek ve sonra bizim için önemli olan fikirlere konsantre olabileceğimiz mükemmel atmosferi yaratacak.
Kişisel bilgi ekonomisi
Konuştuğumuz her şeyin merkezinde yer alan tek şey, veridir. Giderek iş dünyasındaki en değerli meta ve herkes onu elde etmek istiyor. Gözüyoruz ki şirketler bu ürünü tüketici davranışlarını önceden bilmek için kullanıyorlar ve verimliliğini arttırmak için iş arkadaşlarından, müşterilerden ve hatta rakiplerinden ürün topluyorlar.
Gizlilik olayı eskimeye yüz tutmasına rağmen, yeni şirketlerin sizin bilgilerinizi depolayarak ve şirketlerin ulaşmasını engelleyerek veri yöneticiliğine odaklandığını görüyoruz.
Pekala, nerede çalışacaksın?
Gelecekteki çalışma alanları ofis ortamından çok, markaların birbirlerinin yenilik ve verimliliklerini kullanarak işbirliği içinde çalıştığı çok amaçlı daire ya da serbest zaman parkı gibi olacak. Alanlarımızı paylaşarak, fikirlerimizi de paylaşacağız ve böylece daha iyisini yaratmış olacağız.
Araştırmalarımız gösteriyor ki şirketlerin sadece yüzde 14’ü evrensel olarak işbirlikçi çalışma şeklini hayata geçirmektedir. Fakat bu dönüşüm hızlandığında, IT Tüm Wireless Çalışma Alanlarının sürtünmesiz ofis ortamına geçişini sağlamak için hazır olmalıdır.
Bu teknoloji, tel, kablo ve masaüstü gibi bizi bedensel olarak sınırlayan tüm isteklerden arındıracak. Böylece, şirketler ve kurumlar daha kültürlü, daha sanatsal ve daha sosyal olacağı için daha insani olacaktır. Teknolojinin bizi esir edeceğini düşünmüştük ancak gerçekte bizi daha serbest bırakmakta.
Karşınızda Vodafone Smart 4 Power
“Türkiye’de üretilen ilk 4G’li akıllı telefon” iddiasıyla test merkezimize konuk olan Vodafone Smart 4 Power’ı sizler için inceledik.
Adobe, Amazon ve büyük ‘casusluk’ skandalları
Geçtiğimiz günlerde Gigaom, Arstechnica ve pek çok haber sitesi Adobe’un e-kitap okuyuculardan şifrelenmemiş olarak veri topladığı haberini yaparak büyük bir galeyana sebep olmaya çalıştılar. Ancak rakip şirketlerin yaptığının yanında Adobe’un hamlesi oldukça basit kalıyor.
Örnek olarak Amazon her e-kitap okuyuşunuzda okuma istatistiklerinizi alıyor. Apple da öyle. Okuma alışkanlıklarımız hakkında çok fazla bilgiyi paylaştığımız Goodreads ise Amazon’a ait. Google, Gmail posta kutunuzu her gün tarayarak size ilgili reklamlar gösteriyor. Bunlar haber değeri taşımazken, Adobe’un Adobe Digital Editions programından e-kitap analizleri toplaması asrın skandalıymış gibi lanse edilmeye çalışılıyor.
Adobe bunu yaptığını gizlemiyor aslında tam olarak bu amaçla şirket satın aldı
Analiz, bugün Adobe’un işlerinin büyük bir parçasını oluşturuyor. Şirket 2009 yılında 1,8 milyar dolara Omniture’u satın aldığında amacı buydu. Dünyadaki büyük web siteleri bugün Adobe’un analiz yönetim çözümlerini kullanıyorlar ve Arstechnica sitesi de bunlardan bir tanesi. Yani basitçe Arstechnica’ya her girişinizde ziyaretinizin her detayı kaydediliyor.
Analiz, bugün Adobe’un işlerinin büyük bir parçasını oluşturuyor. Şirket 2009 yılında 1,8 milyar dolara Omniture’u satın aldığında amacı buydu. Dünyadaki büyük web siteleri bugün Adobe’un analiz yönetim çözümlerini kullanıyorlar ve Arstechnica sitesi de bunlardan bir tanesi. Yani basitçe Arstechnica’ya her girişinizde ziyaretinizin her detayı kaydediliyor.
Hiç kimsenin hakkımızda bir şey bilmediği dünya çok gerilerde kaldı.İnternet üzerinde yaptığınız her şey kaydediliyor. Amazon ne kadar hızlı bir okuyucu olduğunuzu, neleri okumayı sevdiğinizi, hangi kitabı bitirmediğinizi biliyor, Apple ve Adobe da bunu yapıyor. Hiç kimsenin hakkımızda bir şey bilmediği dünya çok gerilerde kaldı. Gizli köşelerde basılı kitaplar okuduğumuz günler eğer hala basılı kitap okuyanlardan değilseniz uçtu gitti. İnternete bağlı olan herkesin ‘gözetlendiği’ dünyada Adobe’un hamlesinin bu derece büyütülmesi komik. Öte yandan ülkemizdeki işletmelerde ellerinden geldiğince kullanıcı verisi toplamaya çalışıyorlar. Hem yerel hem küresel bu gayret beraberinde Büyük Veri dediğimiz kavramı doğuruyor. Ancak M. Serdar Kuzuloğlu‘nun sitemizdeki bir köşe yazısında belirttiği gibi toplanan bu verilerden hem işletme, hem de kullanıcı için anlamlı veri çıkartmak işletmelerin geleceği için önemli rolü oynayacak. Aksi takdirde milyonlarca gigabyte veriyi bir yerlerde toplamanın tek başına bir anlamı bulunmuyor.
Şirketiniz büyüsünü kaybetmiş olabilir mi?
Brain & Company’den James Allen, şirketlerin hızlı büyüyen bir asiden yerinde sayan bir memura dönüşmemesi için şunlara dikkat edilmesini tavsiye ediyor;
Gelişemeyen kurucular: Bazı kurucuların limitleri vardır, şirketi büyümenin ilk safhalarında başarıyla yönetebilirler ancak daha ileri gidemezler. Zayıf yanlarını bilmedikleri gibi şirketin başarısının esas sebebini de anlamamış olabilirler. Şirketin tek bir kişinin yönetemeyeceği kadar büyüdüğü zamanlarda hala her kararı veren tek kişi olmak isteyebilirler.
Kayıp geri bildirimler: Müşteri geribildirimi ortalama müşteriye dönüşür ve aralara giren birçok ek katmandan dolayı yöneticiler ön saflarda bulunan çalışanlarını duyamazlar.
Aceleci işe alma: Karların kişi sayısından hızlı yükselmesini isteyebilirsiniz ama acele edilecek bir işe alım süreci çoğu zaman göreve sadık olmayan düşük seviyeli kişileri işe almakla biter.
Zayıf sorumluluk: Bürokrasi disiplinsiz harcamaya sebep olur ve yöneticiler esas işe yatırım yapmak yerine fırsatçı genişlemeye kayabilirler.
Eğer yukarıda yazılan durumları işletmenizde gözlüyorsanız acilen büyüme stratejinizi yenilemeniz veya büyümeniz ile paralel, süreçleri yönetecek doğru yöneticiler atamanız gerekiyor. Teknolojinin getirdiği büyüme cazibesine kapılarak sakın yönetim stratejinizi ihmal etmeyin.
Popüler yayıncılardan çevrimiçi master programı
18-24 aylık eğitim süresi ile 2015 – 2016 akademik yılında başlayacak olan programda, entegre dizayn, iş ve teknoloji alanında dünyayı değiştirecek yaratıcı düşünce ve teknoloji insanları yetiştirilecek.
Yüksek öğretimde bir ilk olacak programın müfredatı USC Roski eğitmenleri tarafından özel olarak hazırlandı. USC Roski Sanat ve Dizayn Enstitüsü dekanı Eric Muhl; ‘‘Teknolojinin gelişme hızı yüksek öğretimi daha esnek ve adapte edilebilir programlar hazırlayarak geleceğin liderlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya zorlamaktır’’ diye konuştu.
WIRED’ın baş editörü Scott Dadich ise ‘‘Yıllarca WIRED ile hazırlanmış bir müfredatın nasıl olabileceği konusunda kafa yorduk ve şimdi bunu mükemmel bir partner ile gerçekleştirme fırsatı bulduk. USC ve WIRED’ın en iyi yanlarını alarak disiplin ve yenilikçiliği, iş modellerini ve Silikon Vadisi’ndeki en son yenilikçi modellerini öğretebileceğiz. Bu çok heyecan verici olacak’’ dedi.
USC bugün 80’den fazla programı içerisinde barındırıyor. Bu programın katılımcıları ise WIRED ofislerinde konaklama, yöneticiler, saygın editörler ve yazarlar ile tanışma gibi çeşitli fırsatlar bulacaklar.
Eğer bu programa katılma şansını yakalayacak nadir kişilerden biri olmak istiyorsanız USC’nin sitesine göz atabilirsiniz.
ITP’14 Bilişim Profesyonelleri Semineri
Dokuz yıldan bu yana Semor tarafından gerçekleştirilen bilişim sektörünün en kritik konuları olan sanallaştırma, bilişim güvenliği, iş zekası , bulut bilişim, mobil yaşam gibi ana temaların işlendiği ITP’14 Bilişim Profesyonelleri Seminerinin bu yılki ana teması “Sosyal Medya“dır.
Etkinlik 30 Ekim – 2 Kasım Kasım 2014 tarihleri arasında Sirene Deluxe Belek Antalya’da gerçekleştirilecektir.
Sosyal Medya ana temalı etkinliğimizde; Sosyal CRM, Sosyal Medyada İtibar Yönetimi, Güvenlik, Sosyal Medyada Kurumsal Kimlik ve Sosyal Medyada Felaket Yönetimi konuları tartışılacaktır. UNDP Türkiye İletişim Koordinatörü Dr. Faik Uyanık ve Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi – TV Habercisi Gökmen Karadağ‘ın çağrılı konuşmalarınında yer alacağı etkinlik detaylarına www.itp.web.tr adresinden ulaşılabilmektedir.
Sponsorlar
Ana Sposor : Intel
Etkinlik Sponsorları : Avea, Asus, İde Danışmanlık, Oki, Yeni Hayat
Destek Sponsorlar : Bites, Skynet
Basın Sponsorları : Bookmark, BiltekHAber, Kobiefor, ShiftDelete.Net, TechInside, Telepati
Destekleyen Kuruluşlar : Bilişim Muhabirleri Derneği, Türkiye Bilişim Derneği, Tosyöv
30 Ekim – 2 Kasım Kasım 2014 tarihleri arasında Sirene Deluxe Belek Antalya’da gerçekleştirilecek “Sosyal Medya “ Ana Temalı ITP’14 Bilişim Profesyonelleri Semineri ‘ne 200 Bilişim Uzmanı ve Üst Düzey Yöneticinin katılımı beklenmektedir.
Katılım ve Bilgi İçin www.itp.web.tr veya www.semor.com.tr
Katılım ve Bilgi İçin www.itp.web.tr veya www.semor.com.tr CSC Artık Türkiye’de
Yeni nesil BT servis ve çözümlerinde dünya lideri konumunda bulunan CSC, Türkiye ofisi aracılığıyla kurumsal müşterilerinin teknoloji yatırımlarından en yüksek kazanımı elde etmelerine yardımcı olmayı hedefliyor.
CSC’nin küresel çaptaki faaliyetleri hakkında bilgi veren Doğu Avrupa ve Avusturya Genel Müdürü Norbert Haslacher, 76 bin çalışanla sigortacılık, bankacılık, kamu, sağlık ve üretim gibi birçok sektöre çözüm ürettiklerini söyledi. 55’i yılı aşkın bir süredir hizmet veren CSC’nin temel misyonunun, müşterilerinin teknoloji yatırımlarından en iyi geri dönüşü almasını sağlamak olduğunu kaydeden Haslacher, “Tüm dünyada sadece 4 bin bilgisayarın bulunduğu bir dönemde kurulan şirketimizin yarım asrı geçen sürede edindiği deneyim ve uzmanlığı, yeni ofisimizle Türkiye’ye taşımaktan büyük heyecan duyuyoruz” dedi.
Norbert Haslacher sözlerine şöyle devam etti: “Nüfusunun yüzde 65’i 20-60 yaş arasında olan ve nominal GSYİH bakımından dünyada 17’nci sırada bulunan Türkiye’nin sahip olduğu potansiyele inandığımız için, stratejik bir kararla buradaki operasyonlarımızı Avrupa’dan yönetmek yerine, ülke ofisi ile ilerlemeye karar verdik. BT hizmetlerinin dünyadaki önde gelen oyuncularından biri olarak, küresel deneyimimizi Türkiye’deki tüm sektörlere artık çok daha yakından sunabileceğiz. Buradaki öncelikli hedefimiz, şirketlerin süreçlerini daha çevik kılmak ve bilişim yatırımlarından en iyi geri dönüşü almalarını sağlamak.”
Haslacher, hisseleri New York Borsası’nda işlem gören ve 2013 yılında 13 milyar Dolar gelir eden CSC’nin 100’ü aşkın küresel marka ile iş ortaklığı bulunduğunu belirtti. “Bu iş ortaklıklarımızı, bulut, büyük veri ve analitik, mobilite, uygulama modernizasyonu ve siber güvenlik gibi beş ana başlıktan oluşan geniş çözüm yelpazemizle birleştirerek Türkiye’deki müşterilerimize sınıfının en iyisi çözümleri sunacağız” diye konuşan Haslacher, “BT bir dönüşüm yaşıyor. CSC olarak, ‘Daha az donanım, daha çok bulut’ şeklinde özetleyebileceğimiz bu dönüşümün öncüleri arasında yer alıyoruz. Buradaki güçlü konumumuzu kullanarak, Türkiye’deki şirketlerin hem yerel hem de küresel çapta daha rekabetçi bir pozisyona gelmelerini sağlayacağız” ifadelerini kullandı.
Norbert Haslacher, CSC’nin ülkemizde ilk olarak hedeflediği sektörler arasında finans ve sigortacılığın öne çıktığını belirtti. Çözümlerinin dünyanın en büyük sigorta şirketleri tarafından yaygın olarak kullanıldığını kaydeden Haslacher şu bilgileri verdi:
“Ana sigortacılık ve talep yönetim sistemleri, dolandırıcılık tespit çözümleri, BT ve iş süreçleri dış kaynak kullandırma çözümleri gibi birçok farklı alanda sunduğumuz hizmetleri şimdi Türkiye’ye taşıyoruz. Sigortacılık alanındaki deneyim ve uzmanlığımızı Türkiye’deki şirketlerle de paylaşmak ve bu şirketlerin hem teknik hem de iş süreçleri bakımından çok daha etkin bir altyapıya sahip olmalarını sağlamayı hedefliyoruz. Operasyonel harcamaların çok yüksek olduğu bu sektörün gelişim potansiyeline inanıyoruz.”
CSC Türkiye Genel Müdürü Alev Alp Esen ise, Türkiye’deki kurum ve kuruluşların teknoloji altyapılarını yenilemelerinin gerekliliğine dikkat çekti. CSC olarak sundukları çözümlerle şirketleri mali açıdan daha etkin olan bulut altyapısına hazır hale getirebileceklerini belirten Esen, “Planlama, modernizasyon, buluta taşıma, bulut altyapısı sağlama ve kullandığın kadar öde modeli dahil olmak üzere, bu yolculuğun her aşamasında müşterilerimizin yanında olacağız. Türkiye’deki BT pazarını incelediğimizde hâlâ donanım yatırımlarının ağır bastığını görüyoruz. ABD ve Avrupa Birliği’nde yüzde 30’lar civarında olan donanım yatırımları, ülkemizde yüzde 70’in üzerinde bulunuyor. Gelişmiş ülkelerde donanıma bağlı sabit yatırımdan daha esnek modellere geçiş var. Yapılan araştırmalar, AB’nin bulut bilişiminin önümüzdeki 5 yıl içinde ekonomiye yaklaşık 350 milyar Avroluk bir katkı sağlayacağını öngörüyor. Türkiye’nin de bulut mimarisi ile bu yola girmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Türkiye’nin bu alanda yapacağı yatırımlar, tıpkı AB’de olduğu gibi, ülke ekonomisine katkıda bulunacaktır ve biz CSC olarak küresel deneyimimizi kullanarak şirketlerimize bu yolda destek olmak amacındayız ” dedi.
Alev Alp Esen, BT sektörünün GSYİH içindeki payı incelendiğinde, Türkiye’nin geride kaldığını kaydetti. Gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere oranla daha fazla BT harcaması yaptığını söyleyen Esen, “ABD’de BT harcamaları GSYİH’nin yüzde 4’ünü oluştururken, bu oran Almanya, Fransa ve İrlanda’da yüzde 3 seviyesinde bulunuyor. Türkiye, ne yazık ki yüzde 1’e bile ulaşmayan payı ile Rusya, Brezilya ve Hindistan’ın da gerisinde kalıyor” diye konuştu.
Şirketlerin bugünkü işletme modellerinde BT bütçelerinin yaklaşık yüzde 80’ini mevcut sistemlerini işletmeye ayırdıklarını vurgulayan Alev Alp Esen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Maddi kaynakların ağırlıklı olarak var olan yapıyı sürdürmeye ayrıldığı böyle bir ortamda, bütçenin sadece yüzde 20’sinin yeni projelere ve inovasyona ayrıldığını belirtebiliriz. CSC’nin küresel deneyimini kullanarak, inovasyonun bütçeden aldığı payı yükseltirken, genel bütçe maliyetlerini düşürmeyi hedefliyoruz. Hangi sektörde olursa olsun bunu başaramayan şirketleri gelecekte zor günler bekleyecektir. CSC Türkiye olarak, kurum ve kuruluşlara sunacağımız bulut ve dış kaynak servislerinin yanı sıra kullandığın kadar öde modeli ile dünya genelinde olduğu gibi, Türkiye’de de öncülük edeceğimize inanıyoruz” dedi.
Mobil veri kullanımında yeni eğilimler
Citrix, 2014 yılının ikinci yarısı için Citrix Mobil Analiz Raporu’nu yayınladı. Mobil Analiz Raporu, mobil veri hizmetleri deneyimi kalitesini (QoE) belirleyen abone davranışları ve ilgili faktörlere ilişkin bilgiler veriyor.
LTE’de mobil video 3G’ye üstün geldi
Son raporda LTE ağlarındaki mobil abonelerinin 3G ağlarındaki abonelerden 1,5 kat daha fazla video izlediği görülüyor. LTE ağlarında gezinen bu aboneler ayrıca daha uzun süre video izliyor ve daha yüksek çözünürlük tercih ediyor; Netflix aboneleri arasında yüzde 76’sı LTE üzerinden beş dakikanın üzerinde video izlerken sadece yüzde 65’i 3G üzerinden beş dakikanın üzerinde video izliyor.
Aboneler mobil ile sosyalleşiyor
Mobil abonelerinin yüzde 40’ının her gün kullandığı sosyal ağlar en popüler mobil uygulama kategorisi. Rapora göre sosyal ağlardaki verilerin yüzde 47’si videolar ve yüzde 40’ı görüntülerle bağlantılı. Bölgesel olarak ele alacak olursak Kuzey Amerika ve Orta Doğu’daki aboneler, toplam hacmin sırasıyla yüzde 59 ve yüzde 62’sini oluşturan video veri hacmiyle sosyal ağlardaki en büyük video tüketicileri. Bununla birlikte video tüketimi Avrupa’da, mobil sosyal ağ verileri kullanımının 39’u ve biraz gerisinden takip eden Asya-Pasifik bölgesinde yüzde 35’e karşılık gelmekte.
Mobil Reklamlar
Bir gün içinde mobil veri abonelerinin yarısı mobil ağ üzerinde reklamlarla karşılaşıyor ve bu reklamların türleri hızla değişiyor. Son raporda, 2014 yılının başından itibaren mobil video reklamlarında yüzde 20 artış olduğu ve markaların, insanları ikna etmek için klasik reklam bantlarının yerine bu ortamı gün geçtikçe daha fazla tercih ettiği görülmekte. Geçtiğimiz yıl Citrix, mobil üzerinde 20 reklam bandına karşılık bir videolu reklam bulunduğunu gördü. Bu yıl bu oran her 16 reklam bandına karşılık bir videolu reklama yükseldi.
Dijital reklam yatırımları yüzde 20 arttı
IAB Türkiye’nin yaptığı açıklamaya göre, display reklam yatırımları 6 aylık toplamı 247 milyon TL oldu. Display yatırımlardaki artış yüzde 14.8 düzeyinde gerçekleşti. Display reklamlar kategorisinde en büyük artış yüzde 38.4 ile video reklam yatırımlarında görüldü. Video reklam yatırımları 43 milyon TL oldu. Gösterim ya da tıklama bazlı reklam yatırımları yüzde 10,2 oranında büyüyerek 172 milyon TL’ye ulaştı. Sponsorluk dijital reklam yatırımları ise yüzde 11,4 artarak, 19 milyon TL’ye çıktı. Gelir paylaşımlı reklam yatırımları ise yüzde 21,2 büyüme ile 13 milyon TL’ye erişti.
2014 yılı AdEx-TR verilerine göre, 6 aylık dönemde en yüksek pay 335 milyon TL’lık yatırım ile arama motoru reklamlarının oldu. Arama motoru reklam yatırımları, 2013’ün aynı dönemine göre yüzde 25,4 oranında arttı. Arama motoru reklam yatırımlarının alt kategorilerinde yer alan ücretli sıralama yatırımları yüzde 24,5 oranında artarak 221 milyon TL olurken, arama motoru görüntülü reklam yatırımları yüzde 27,3’lük artışla 114 milyon TL oldu.
Mobil reklam yatırımlarının 6 aylık dönemdeki artışı ise yüzde 25,1 oldu. yatırım toplamı 25 milyon TL’ye çıktı. Bu kategoride yer alan, mobil gösterim reklam yatırımlarında yüzde 37,1; mobil opt-in SMS/MMS yatırımlarında ise yüzde 18.3 büyüme gözlemlendi.
IAB’nin 2014 ilk 6 aylık dijital reklam yatırımları verilerine göre, internet ilan sayfası reklam yatırımları 37 milyon TL’ye ulaştı. Giderek büyüyen e-posta ve oyun içi reklamlar ise altı aylık dönemde 3’er milyon TL oldu.









