Sosyal medyada sahte haberlere karşı yapay zeka önlemi

0

Sosyal medyadan yayılan sahte haberler herkesin gündemindeyken, bu sorunla nasıl başa çıkılacağına dair çözüm önerileri de ardı ardına geliyor.

Carnegie Mellon Üniversitesi’ndeki araştırmacı bilim insanları şimdi sahte haberleri ayıklayabilecek bir yapay zeka rutini üzerinde çalışıyor. Üniversiteden yapılan açıklamada, yapay zekanın ilk testlerde olumlu sonuçlar verdiğinin de altı çizildi.

Sahte Haberler Yarışması

ABD Başkanlık seçimlerinden hemen sonra açılan ve sahte haberleri tespit etmeye yarayan bir araç geliştirme hedefi koyan “Sahte Haberler Yarışması”na da katılacak olan yapay zekanın, bu konuda iddialı olduğu anlaşılıyor. Yarışmaya şimdiye kadar 200 takım ve 300 farklı kişi, farklı çözümlerle katıldı.

Carnegie Mellon Üniversitesi’nde geliştirilen yapay zeka ise bir haberi, güvenilir haber kaynaklarındaki benzer haberlerle karşılaştırarak ne kadar doğru veya ne kadar saptırılmış olduğuna dair bir rapor veriyor.

Yine de, güvenilir haber kaynaklarının da sahte bir haber tarafından aldatılmış olması halinde, yapay zeka tarafından yanlışlıkla “doğuluğuna onay” verilecek bir haberin çok daha yıkıcı bir etkisinin olabileceğini unutmamak gerekiyor. Diğer bir deyişle, haberlerin doğruluğunu onaylayacak akıl mekanizma yine güvenilir medya kuruluşlarında çalışan insan gazeteciler olacak.

Vestel, Venus’ü gençlerle geliştiriyor

0

Vestel, üniversite öğrencileri arasında “Venus’ünü Tasarla” adlı bir yarışma düzenliyor.

Türkiye’de üretilen ilk akıllı telefon Venus’ü genç beyinlerin katkısıyla daha da iyileştirme amacıyla başlatılan yarışmada Vestel gençlerle birlikte donanım, yazılım, mobil aksesuar alanlarında geliştirmeler yapmayı hedefliyor.

Maksimum 5 kişilik gruplar halinde yarışmaya katılacak öğrenciler, 3 farklı aşamada yarışacak. Yarışmada birinci olan gruba 15 bin TL, ikinci olan gruba 10 bin TL ve üçüncü olan gruba 5 bin TL ödül verilecek. Para ödülünün yanı sıra birinci grup Vestel’de proje bazlı çalışma fırsatı da elde edecek.

Turan Erdoğan: “Vestel tecrübesi ile öğrencilerimizi iş hayatına hazırlıyoruz.”

Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Turan Erdoğan, ‘Venus’ünü Tasarla’ yarışması ile yenilikçi bakış açısına sahip, heyecanlı, değişime açık, teknolojiye ilgi duyan ve yeni trendleri yakından takip eden genç yetenekleri şirket bünyesine kazandırmak istediklerini söyledi ve şöyle devam etti: “Türkiye’nin teknoloji devi olarak; faaliyet gösterdiğimiz alanlarla sınırlı kalmıyor, insana yatırımı en büyük önceliğimiz olarak görüyoruz. Bugün dünyanın 153 ülkesine teknolojimizi ulaştırıyoruz. Sektörümüzde bugüne kadar birçok ilki Vestel başardı. Bu ilklerden biri olan, Türkiye’nin ilk yerli akıllı telefonu Venus’ü bundan üç yıl önce Türkiye için ürettik. Şimdi hayata geçirdiğimiz bu proje ile Venus’ü Türk gençleri ile beraber geliştireceğiz. Ülkemizin parlak zekâlarını bugün yurtdışındaki birçok projede görüyoruz. Şimdi bu yeteneklerini kendi ülkeleri için kullanmalarını istiyoruz.

Bu farklı ve hepimiz için ufuk açıcı deneyimi hem Türkiye’nin hem de şirketimizin geleceği olan gençlerle paylaşmak bize gurur veriyor. Gençlerimiz bu proje boyunca Vestel gibi Ar-Ge ve inovasyon konusunda önemli ödüller alarak başarısını kanıtlamış bir şirkette deneyim kazanacaklar. Vestel’in deneyimli çalışanları ile paylaşımlarda bulunup, süreçlere hâkim olacaklar. Yürüttüğümüz yetenek avı ve eğitimlerle sadece Vestel’e değil sektöre yeni bir soluk getirecek, kariyerinde başarı hikâyesi yazacak gençler yetiştiriyoruz.” Dedi.

 Vestel, Yarışmaya Katılanlara Kapılarını Açacak

Üç farklı aşamada ilerleyecek yarışmanın ilk aşamasında öğrencilerden fikirlerinin ne işe yarayacağını, Venus’e nasıl entegre olacağını, insanların hayatlarına nasıl bir fayda sağlayacağını, ikinci ve final aşamasında ise projelerinin geliştirilmiş halleri istenecek. 13 Mayıs 2017 tarihine kadar başvuruların alınacağı yarışmanın ilk 20’ye kalan talihlileri 31 Mayıs 2017’de duyurulacak. İlk aşamayı geçen 20 proje için Vestel’in ürün yönetimi, Ar-Ge ve Vestek ekipleri destek verip, www.venusunutasarla.com adresinden süreç boyunca yarışmacıların sorularını yanıtlayacak. Ayrıca bu aşamayı geçen 20 projeden ikişer öğrenci Avrupa’nın en büyük fabrikalarından biri olan Vestel City’de ağırlanacak. Bu aşamada yarışmacılar Vestel’in ilk aşamadan son aşamaya kadar sunduğu örnek proje dokümanını kendi projeleri doğrultusunda doldurup, en geç 22 Eylül 2017’ye kadar sisteme yükleyecek. Vestel bünyesindeki İK, teknik ve pazarlama ekiplerinin yapacağı eleme doğrultusunda sona kalan 10 proje 13 Ekim 2017 tarihinde duyurulacak. Tüm süreç boyunca öğrencilerin yanında olacak Vestel son aşamada da onları yalnız bırakmayıp, 21 Ekim 2017’de son 10 projenin sahibi öğrencilere sunum teknikleri eğitimi verecek. Finale kalan öğrenciler projelerinin son hallerini en geç 26 Ekim 2017 tarihinde sisteme yükleyecek.

Projeler yapılabilirlik, uygulanabilirlik, anlamlı tüketici faydası, özgünlük, yaratıcılık ve ilk aşamadan son aşamaya kadar proje sahiplerinin gösterdiği ilerleme kriterleri çerçevesinde değerlendirilecek. ‘Venus’ünü Tasarla’ yarışmasının ilk üçe giren projesini belirleyecek jüride Işık Üniversitesi Rektörü Şirin Tekinay, Gazeteci Serdar Kuzuloğlu, Yemeksepeti Kurucusu Nevzat Aydın, Atölye Labs Kurucu Kerem Alper, TEB İnsan Kaynakları ve İnovasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nilsen Altıntaş, Vestel’in Üniversite Temsilcilerinden Aliye Bihter Günal, Zorlu Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Zorlu, Vestel Ticaret A.Ş Satış ve Pazarlama Genel Müdürü Ergün Güler, Vestel Şirketler Grubu İnsan Kaynakları Direktörü Semih Süslü ve Vestel Endüstriyel Tasarım UX/UI Sorumlusu Sultan Kaygın Sel yer alıyor. Yarışmanın kazananları Ekim ayında Raffles Otel’de düzenlenecek organizasyonda açıklanacak.

Yarışma hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenler www.venusunutasarla.com adresinden tüm süreçlerle ilgili detaylı bilgiye sahip olabilirler.

Tesla 5 yeni Gigafactory kuracak

0

Şu anda Nevada’da Gigafacory adını verdiği dev bir pil fabrikası kuran Tesla, bu fabrikayla beraber dünyanın Li-ion pil üretim kapasitesini iki katına çıkaracak. Böylece hem kendi otomobillerinin ihtiyaç duyduğu pillere düşük maliyetle ulaşabilecek hem de elektrik enerjisine yönelen dünyanın ihtiyaç duyacağı pilleri üreterek büyük kazanç elde edecek.

Tesla şimdi, Gigafactory’nin inşası bitmek üzereyken, yeni Gigafactory’ler kurma planını değerlendirmeye aldı. Tesla’nın planlarına göre, dünyada hızla büyüyen pil talebini karşılamak için beş yeni fabrika kurmak gündeme gelecek.

İnşaat alanları tespit edildi

Firma şu ana kadar iki yeni fabrikanın lokasyonunu kesinleştirmiş durumda. Üçüncü fabrikanın yeri için de potansiyel noktaları değerlendiriyorlar. Ayrıca toplamda beş fabrika kurma ihtimalini de tartışıyorlar.

Elon Musk’a göre, Tesla Kasım ayında, Gigafactory 2’nin inşasına, büyük ihtimalle, Avrupa’da başlayacak. Böylece Avrupa pazarının ihtiyaç duyduğu pilleri üretecek fabrika da hayata geçecek.

Apple’ın yeni kampüsü Nisan ayında açılıyor

0
Apple, çalışanların 708 bin metrekarelik alan üzerine kurulan yeni kampüsü Apple Park’a Nisan ayından itibaren taşınmaya başlayabileceklerini açıkladı.
 
12.000’den fazla çalışanın kampüse taşınması altı aydan uzun sürecek. Binaların ve park alanlarının inşasına yaz boyunca devam edilmesi planlanıyor.
 
Steve Jobs tarafından bir yaratıcılık ve işbirliği merkezi olarak planlanan Apple Park, Santa Clara Vadisi’nin merkezinde kilometrelerce uzaklığa yayılan asfalt ve beton alanı, yemyeşil bir alana dönüştürüyor. Kampüsün 260.000 metrekare yer kaplayan halka şeklindeki ana binasının tamamı, dünyanın en büyük kavisli cam panelleriyle kaplı.

Steve, hayatta olsaydı, bu 24 Şubat’ta 62 yaşına girecekti. Steve’in hatırasını ve Apple’a ve dünyaya yaptığı kalıcı etkiyi onurlandırmak amacıyla, Apple Park’taki konferans binasına Steve Jobs Theater adı verilecek. Bu yılın ilerleyen günlerinde açılacak olan 1.000 kişilik oditoryum 6,1 metre uzunluğunda, 50 metre çapında cam bir silindirden oluşuyor. Binanın çatısı ise metalik karbon fiber kullanılarak üretildi. Apple Park’taki en yüksek tepelerden birinde yer alan Steve Jobs Theater, ana binaya ve yeşil alana bakıyor.

“Steve’in Apple vizyonu, bizimle geçirebildiği sürenin çok daha ötesine uzanıyordu. Apple Park’ın nesiller boyunca inovasyonun merkezi olmasını istemişti,” diyen Apple CEO’su Tim Cook sözlerini şöyle sürdürdü: “Çalışma yerleri ve park alanları hem ekibimize ilham verecek hem de çevreye yararlı olacak şekilde tasarlandı. Dünyanın enerji verimliliği en yüksek binalarından birine sahibiz ve kampüs tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışacak.”

“Steve, California’nın aydınlık ve geniş topraklarından heyecan duyuyor ve ilham alıyordu. Burası düşünceye dalmak için en sevdiği yerdi. Apple Park O’nun ruhunu son derece iyi yakalıyor,” diyen Laurene Powell Jobs, şöyle devam etti: “Steve, zekice tasarlanmış bu aydınlık kampüste kendini çok iyi hissederdi, Apple çalışanlarının da iyi hissedeceklerine eminim.”

“Steve enerjisinin çoğunu canlı ve yaratıcı ortamlar oluşturmaya ve bunları desteklemeye harcadı. Yeni kampüsümüzün tasarımına, geliştirilmesine ve inşasına ürünlerimizi de simgeleyen coşku ve tasarım ilkeleriyle yaklaştık,” diyen Apple’ın Tasarım Ekibi Direktörü Jony Ive sözlerine şöyle devam etti: “Olağanüstü derecede gelişmiş binaları göz alabildiğince uzanan park alanlarıyla çalışanların yaratıcı olmaları, işbirliği yapmaları ve birlikte çalışmaları için muhteşem bir açık ortam oluşturuyor. Uzun yıllardır başarılı mimarlık şirketi Foster + Partners ile yakından çalışma imkanına sahip olduğumuz için de son derece şanslıyız.”

Apple Park ayrıca, halka açık bir Apple Store ve kafe içeren bir ziyaretçi merkezi, Apple çalışanlarına yönelik 9.290 metrekarelik bir spor salonu, güvenlikli araştırma ve geliştirme tesisleri ve Steve Jobs Theater’ı da içerecek. Halkanın iç bölümündeki park alanları ise çalışanlar için 3,2 kilometrelik yürüyüş ve koşu yolları, bir meyve bahçesi, çim alan ve bir gölet içerecek.

Foster + Partners işbirliğiyle tasarlanan Apple Park, 464.500 metrekarelik asfalt ve beton alanı yeşil alana dönüştürüyor. 9.000 yerel ve kuraklığa dayanıklı ağaç içerecek olan kampüs, %100 yenilenebilir enerjiyle çalışacak. Çatısında yer alan 17 megawatt değerindeki güneş panelleri sayesinde Apple Park dünyadaki en büyük güneş enerjisi sistemine sahip tesis olacak. Kampüs ayrıca dünyanın en büyük doğal havalandırmalı binasına da ev sahipliği yapıyor. Binanın, yılın dokuz ayında ısıtma veya klima gerektirmeyeceği tahmin ediliyor.

Suudi Arabistan güneş ve rüzgar tarlaları kuruyor

0

Dünyanın en büyük petrol üreticisi olan Suudi Arabistan, petrol ekonomisinin bitmek üzere olduğunu ispat eden bir hamle yaptı.

Ülkede, güneş ve rüzgar enerjisinden elektrik elde etmek için özel enerji tarlaları kurulması için hazırlıklar yapılıyor.

Ülke toplamda 9,5 GW enerjiyi temiz enerji kaynaklarından elde edebilme hedefiyle ilk güneş enerjisi tarlası 300 MW kapasiteyle Al-Jouf bölgesinde inşaat sürecine girdi.

Güneş enerjisi tarlaları 

400 MW boyutundaki ikinci bir tarla ise ülkenin güney batısındaki Tabuk bölgesinde kurulacak. Şu anda tamamen gaz ve petrol üzerinden enerji üreten Suudi Arabistan, ülkedeki enerji ihtiyacının 2032 yılında 120 GW’ı geçeceğini hesaplıyor ve bu boyutta enerjiyi sağlamak için ülkedeki petrol ve gaz üretiminin yeterli olmayacağını düşünüyor. 

Dünyanın en büyük petrol üreticisinin bile artık güneş ve rüzgar enerjisine odaklanmış olmasının, global anlamda enerji üretimi ve tüketiminde yeni bir çağa girmiş olduğumuzun işareti olark kabul edilebilir.

Uber Arizona’da otonom testlere başladı

0

Sürücüsüz otomobillerinin trafik güvenliğini ihlal eden hareketleri ülke gündemine oturan Uber, Kaliforniya yönetimiyle yaşadığı sürtüşmenin ardından testlerini Arizona’ya çekti.

Kolifoniya’da, otonom otomobillerinin kırmızı ışıkta durmadığı, yayaların hayatını riske attığı anlar kameralara yansıyan Uber’in otonom test otomobilleri, 2016 sonunda ülkede önemli bir tartışmaya neden olmuştu.

Şehir yönetimiyle sürtüşme

Olayın gündeme taşınmasının ardından Kalifoniya yönetimi Uber’den test araçlarını trafikten çekmesini istemiş ancak Uber bu karara uymayacağını bildirerek teste devam edince, olay büyümüş, işin içine federal devlet birimleri girmek zorunda kalmıştı.

Uber şimdi Arizona eyaletinin yönetimiyle anlaşarak otonom araçlarını bu eyalette test etmeye başladı. Arizona’lı Uber kullanıcıları, içinde sürücüsü de bulunan ancak temel olarak, sürücü müdahalesi olmadan otonom şekilde hareket eden özel tasarım Volvo XC90’lar ile yolculuk etmeye başladılar.

 

‘Nesnelerin İnterneti’ Boğaziçi Üniversitesi’nde ders oldu

Günlük hayatta kullandığımız cihazların internet üzerinden birbiriyle, bizlerle ve diğer canlılarla iletişim kurabildiği bir dünyayı anlatan ‘Nesnelerin İnterneti’ kavramı Boğaziçi Üniversitesi’nde ders oldu.

Bilgisayar Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Arda Yurdakul’un 2017 Bahar döneminde vermeye başladığı dersin konusu pek çok alanda çarpıcı uygulamalara yaşamımıza dahil olan düşünen, karar veren ve birbirleriyle haberleşen nesnelerin oluşturmaya başladığı yeni dünya… Derste gömülü sistemler, kablosuz iletişim, sensör teknolojileri ve büyük veri analizleri gibi başlıkların yanı sıra endüstriden uzmanlar tarafından anlatılan somut uygulamalar da yer alıyor.

Airties, Arçelik, Microsoft, IBM gibi önemli markaların uzmanları ile yenilikçi çözüm ve ürünleriyle hızla gelişmekte olan pazarda kendilerine yer edinen başarılı girişimlerin yöneticileri derslere konuk oluyor. Dersin en ilginç yanı ise öğrencilerin endüstrideki atölyelere katılarak tasarım deneyimi kazanabilmeleri…

Türkiye’de kişi başına düşen internet bağlantılı cihaz sayısı 2 iken Japonya’da 6

Arda Yurdakul, sadece birkaç sene içinde, 2020’de dünyada 4 milyar insanın birbirine ‘Nesnelerin Interneti’ ile bağlı olacağını, 25 milyondan fazla uygulama, akıllı sistem ve 50 trilyondan fazla gömülü sistemle birlikte toplam 4 trilyon dolarlık bir ekonomi oluşacağını belirtiyor.

Gelişen teknolojilerin bazı meslek alanlarına yönelik yeni bakış açıları yarattığını ve hatta sağlık, ulaşım, kent yönetimi gibi belli başlı alanlarda toplam etki anlamında önemli sonuçlara yol açtığını vurgulayan Yurdakul ‘’Hali hazırda Türkiye’de Internet ile bağlantılı olarak kullandığımız cihaz sayısı, birey başına ortalama 2 adet civarında. Japonya’da ise bir birey günlük hayatında birbiriyle bağlantılı 6 cihaz kullanabiliyor. Dolayısıyla bu, aslında bir yaşam kültürü olarak tanımlayabileceğimiz kavramlardan biri. Türkiye’de de özellikle gençlerin Internet bağlantılı cihaz kullanımı giderek artıyor. Ancak bu alanda bir vizyon ve ekonomik getiriye dönük bir bakış açısı geliştirerek teknolojiyi üretiyor olmak, her zamankinden daha fazla önemli. Çünkü ticari ve ekonomik hacim çok büyük” dedi.

Teknolojiyi satın almak zorunda kalmamak için üretmek zorundayız

Türkiye’nin yeni teknolojiler alanında önemli fırsatlara sahip olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yurdakul, ‘’Türkiye, belli markalarıyla bir kaç sene öncesine kadar tüketici elektroniğinde AB lideriydi. Dolayısıyla ülkemizde bir teknoloji altyapısı var. Ancak vizyon anlamında bu tür teknolojilerin birbiriyle daha fazla bağlantılı olarak üretilmesi, şirketler ve sektörler arasında tam bir teknoloji ve üretim zincirinin tanımlanması gerekiyor. Bu büyük ekosistemi kurmak için birbirimize güven duymamız, altyapı geliştirmemiz, pazarın ihtiyaçlarına göre üretim yapmamız gerekiyor. Aksi halde bugün bu hamleleri yapmaz ve teknolojiyi üretmez isek ileride bunu satın almak zorunda kalırız’’ dedi.

Akıllı çatal ile sağlık sigortanızda daha düşük prim mümkün olabilir

Nesnelerin İnterneti kavramının artık hayatımızın her alanında olduğuna dikkat çeken ve Akıllı şehirlerin bu uygulamanın önde gelen örneklerinden biri olduğunu ifade eden Yurdakul, “2016 senesinin Akıllı Şehri seçilen Singapur’da insansız araçlar ile 2017 başında gerçek şehir ulaşımı denemeleri başlıyor. Belediye hizmetleri daha az maliyetle ve etkin biçimde sunulabiliyor, toplu taşıma sistemleri geliştiği için trafik sorunları azalıyor. Bu da şehirde yaşayan insanların daha güvenli ve daha mutlu yaşamalarını sağlayabiliyor’’

Akıllı nesnelerin yarattığı sektörler arası faydaya en iyi örneğin ise akıllı çatallar olduğunu belirten Yurdakul “Yemek hızımızı düzenleyen, hazım problemleri, gastrit veya reflü gibi günümüzde hızlı yaşam ve stres nedeniyle daha sık rastlanan mide sorunlarına çözüm bulmak ve aynı zamanda kilo kontrolü sağlamak amacıyla geliştirilen özel bir çatal kullanılmaya başlandı. Bu çatal, hızlı yediğiniz zaman titreyerek sizi uyarıyor. Bu sayede, yeme hızınızı düşürüp yeme zamanınızı ideale yaklaştırarak sağlık sorunlarınızı azaltabiliyorsunuz. Ayrıca, akıllı bileklikler ve ayakkabılarla günlük egzersizlerinizi monitör etme şansına da sahipsiniz. Tüm bu akıllı cihazlar, sağlıklı bir birey olarak beslenmenize ve fiziksel aktivitelerinize dikkat etmeniz durumunda, sizin bireysel sağlık sigortanızın uzun vadede daha düşük olmasına sebep olabiliyor” dedi.

Nesnelerin İnterneti alanındaki gelişmelere çok sayıda örnek bulmak olduğunu belirten Yurdakul, “Bunların bir kısmı henüz araştırma ve geliştirme safhasında. En ilgi çekici olanlarından biri Otonom Kavşak Yönetimi (Autonomous Intersection Management). Bu sistem tamamlandığında, sürücüsüz araçlar, insanlar ve bisikletliler trafik ışığı olmadan kavşak geçişlerini tamamlayabilecekler. Bunun için Google Glass veya benzeri akıllı giyilebilir teknolojileri kullanan insanlar, diğer taşıtlarla ve/veya Otonom Kavşak Yöneticisiyle haberleşerek hızlarını ayarlayabilecek.

Ayrıca, on yıl öncesine kadar insanlar o anki teknolojiyle geliştirilen ürünlere uymaya çalışıyordu. Ancak bugünkü teknolojinin geldiği noktada insana uyumlu ürünler ve servisler sunmak çok kolaylaştı. Bu da aslında bakış açımızı ters yüz ediyor. Bir diğer deyişle, artık teknoloji uygulamaları geliştiren şirketlerin, insan ve toplum için yararlılık ve kolay ulaşılabilirlik kriterlerini düşünmeleri gerekiyor’’ diyen Yurdakul, Nesnelerin İnterneti ile yaşam biçimlerimizin önemli ölçüde değiştiğini ve bundan sonra da hızla değişeceğini söyledi.

Bosch ve IBM, endüstriyel IoT alanında işbirliğine başlıyor

IBM ve Bosch, müşterilerin milyonlarca IoT cihazını etkin bir şekilde güncelleyebilmesini sağlamak üzere Bosch IoT Suite servislerinin açık standart tabanlı IBM Bluemix ve IBM Watson IoT Platformunda kullanıma sunulması amacıyla endüstriyel Nesnelerin İnterneti (IoT) alanında bir işbirliği yaptıklarını duyurdu.

2020 yılında 20,8 milyar ağa bağlı nesnenin bulunacağı tahmin edilirken (Kaynak: Gartner) müşteriler, cihazlarının her zaman en son özelliklere ve performans iyileştirmelerine sahip olmasını istiyor. Bosch, Bluemix üzerinde ve IBM Watson IoT Platformuyla entegre olarak gelişmiş cihaz yönetimi ve bulut tabanlı yazılım güncellemeleri için “Bosch IoT Rollouts” servisini kullanıma sokuyor. Her iki şirketin müşterileri de IBM Cloud aracılığıyla “Bosch IoT Rollouts” servisine erişebilecek. IBM Cloud, ağa bağlı cihazların güncellenmesi ve endüstriyel IoT’de sürekli inovasyon için kritik olan ölçek, esneklik, gizlilik ve güvenlikle desteklenmektedir.

IoT çözümü geliştirmek daha kolay ve daha hızlı olacak

Bosch Software Innovations CEO’su Dr. Rainer Kallenbach, “IoT, iş hayatından özel hayata kadar her şeyi değiştiriyor ve dönüştürüyor. Sadece ekosistemlerde işbirliği yapabilecek olan şirketler başarılı olacak. Sadece yeni ekosistemler, açık platformlar ve karşılıklı çalışabilirlik stratejik dayanak sağlayacak. Birlikte, müşterilerimiz için IoT çözümü geliştirmeyi daha kolay ve daha hızlı bir hale getireceğiz” dedi.

IBM Watson IoT, Bilişsel Etkileşim ve Eğitim Genel Müdürü Harriet Green, “Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde Nesnelerin İnterneti, kendi durumları, konumları ve sağlıkları hakkında milyarlarca ağa bağlı cihazın vereceği bilgiyle gezegendeki en büyük veri kaynağı haline gelecek. Ağa bağlı cihazlara kişiselleştirilmiş servisler ve deneyimler sağlamak için müşterilerimize yenilikçi özellikler sunma konusunda Bosch ile işbirliği yapacak olmaktan dolayı heyecanlıyız” dedi.

Örneğin, otomobil üreticileri artık milyonlarca aracın yazılım güncellemelerini, aracın bir atölyeye gitmesine gerek olmadan güvenli ve etkili bir şekilde programlayabilecek ve organize edebilecek. Bir beyaz eşya üreticisi, örneği otomatik deterjan siparişi gibi en son güncellemelere, servislere ve tekliflere tüketicilerin erişebilmesini sağlayarak binlerce çamaşır makinesi ve kurutucuya güncellemeleri uzaktan gönderebilecek.

IBM ve Bosch, IoT’nin açık standartlar ve açık kaynak aracılığıyla başarılı olacağı vizyonunu paylaşıyor ve buna bağlı olarak her iki şirket, önemli alanlarda daha fazla kabul görmeyi sağlamak üzere Eclipse Vakfı ve Endüstriyel İnternet Konsorsiyumu ile aktif bir şekilde çalışmaya devam edecek.

Telekomünikasyon sektörü iş güvenliğini masaya yatırdı

0

Doğa HSE Group’un sektördeki firmalar arasında iletişimi ve fikir alışverişini güçlendirmeyi amaçladığı “Sektör Buluşmaları” etkinliklerinin ilki telekomünikasyon sektörü ile başladı.

“Sektör Buluşmaları” etkinliği kapsamında bir araya gelen firma yöneticileri; sektörün ihtiyaçları ve yasal eksiklikleri ile sektördeki başarılı uygulamalar ve alınması gereken önlemler hakkında konuşmalar yaptı. Telekomünikasyon sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin önemine de dikkat çekilen toplantıda; Vodafone, Huawei, Ericsson, ETC Telekomünikasyon, OAK Legal, İngiliz Ticaret Odası, Karel Elektronik, İş Bankası, 3M ve Doğa HSE Group yöneticileri yer aldı.

“İş sağlığı ve güvenliğini bir kültür haline getirip, normalleştirmemiz gerek.”

Doğa HSE Group Genel Müdürü Sertaç Güven, yaptığı konuşmada sektörde işbirliğinin önemine değinerek şunları söyledi: “Telekomünikasyon, kontrolün zor olduğu bir sektör. Oldukça riskli bir çalışma ortamı var. Bu nedenle ilk toplantımızda telekomünikasyon firmalarının yetkilileriyle buluşmak istedik.” Sektörde cezai yaptırımların öne çıktığına da değinen Güven, “Amacımız cezaya gerek kalmadan iş sağlığı ve güvenliğini bir kültür haline getirip, normalleştirmek. Burada bahsettiğimiz insan hayatı. Bunu rakamlara indirmek doğru bir şey değil. Her can değerli ve bunu maksimum oranda korumamız gerekiyor. Bu konuda en başta firma yöneticilerine, ardından da çalışanlara eğitimler vererek bir farkındalık yaratıyoruz” dedi.

“Yardımcı uygulamalar iş sağlığı ve güvenliği konusunda etkinliğimizi artırdı”

Konuşmacılar arasında yer alan ETC Telekomünikasyon İSG ve Destek Hizmetler Yöneticisi Deniz Eren, bu alanda kullandıkları ERP tabanlı bir yazılım olan Smart uygulamasını anlattı. Tüm süreçlerin yönetildiği bu uygulamayla lokasyon, konum, mesai bilgileri, doğal afetlerde yer tespiti, iş emri tespiti, iş ve yolda geçirilen süre gibi bilgilere kolaylıkla erişebildiklerini belirtti.   

Huawei Türkiye Program Yöneticisi Ümit Sağlam, İSG kültürlerini yerleştirmek için yöneticilerin üzerine düşen görevlerden bahsederek, danışman firmaların önemine değindi.

Vodafone Türkiye İş Sağlığı Güvenliği Çevre ve Refah Müdürü Kaan Nurik ise şirket Network ve İSG yapılanmasından yola çıkarak iş uygulamalarından örnekler verdi.

Kişisel koruyucu donanım (KKD) kullanımının yetersizliği, meslek hastalıklarının artışı ve mevcut yasal mevzuata dikkat çeken Doğa HSE Group OSGB Genel Müdürü Erdinç Günay, üzerine çalıştıklarını bir projeyi de çok yakın zamanda Çalışma Bakanlığı’na sunacaklarını ifade etti.

Toplantıda konuşan OAK Legal Kurucu Ortak Avukat Ozan Akdemir ise,  İSG’nin hukuki ve yasal süreçlerini değerlendirdi.

Flash Player güncellemesine dikkat

0

Antivirüs yazılım kuruluşu ESET’in güvenlik analistleri, Android işletim sistemine sahip telefon ve tabletlere zararlı yazılımlar indirip yükleme yeteneğine sahip yeni bir truva atı tespit etti. Sahte bir Flash Player güncellemesi şeklinde kullanıcıların karşısına çıkan bu zararlı, cihazın erişimine ilişkin izinler talep ediyor ardından banka hesaplarına ulaşmaya yönelik başka zararlıların indirilmesine kapı açıyor.

ESET tarafından “Android/TrojanDownloader.Agent.JI” adıyla etiketlenen bu truva atı, gerçeğine yakın şekilde taklit edilmiş sahte Flash Player güncellemesi şeklinde kullanıcıların karşısına çıkıyor.

Erişilebilirlik talep ediyor

Kullanıcının bu güncellemeyi yüklemesi ile birlikte bu kötü amaçlı yazılım, Android sisteminde sahte bir ‘Pil Tasarrufu’ hizmeti oluşturuyor ve kurbandan Android’in erişilebilirlik işlevleri içinde önemli izinler vermesini talep ediyor. Bunların arasında ‘eylemlerinizi izleme’, ‘pencere içeriğini alma’ ve ‘dokunarak göz atmayı açma’ gibi izinler olabiliyor. Bu izinler siber saldırganın, telefon sahibinin eylemlerini taklit etmesini ve kullanıcının ekranında istediklerini gösterebilmesini sağlıyor.

Hedef, banka hesaplarına ulaşmak

ESET Güvenlik Araştırmacılarından Lukas Stefanko, burada temel amacın paraya ulaşmak olduğunu söylüyor: “Araştırdığımız olaylarda bu truva atının, banka hesaplarından para çekme amaçlı başka bir truva atı indirmek için oluşturulduğunu tespit ettik. Bununla birlikte, kodda yapılacak ufacık bir değişiklikle kullanıcının cihazında casus yazılım veya fidye yazılımı çalıştırılması da oldukça basit.”

Ne yapmalı?

Cihazınızın bu zararlıdan etkilenip etkilenmediğini anlamak aslında basit:Erişilebilirlik menüsündeki hizmetler bölümünde ‘Pil Tasarrufu’ seçeneği beliriyor. Bu gibi durumlarda kullanıcı ESET Mobile Security veya benzeri bir güvenlik yazılımı kullanarak bu seçeneği silmeli veya Ayarlar > Uygulama Yöneticisine giderek Flash Player isimli uygulamayı kaldırmalısınız.

Bazı durumlarda kullanıcı, cihaza yönetici hakkı tanıması için kandırılıyor. Bu gibi durumlarda öncelikle bu hakkın iptal edilmesi gerekiyor: Ayarlar -> Güvenlik -> Flash Player.

Zararlı yazılımların bulaşması nasıl önlenir?

“Ne yazık ki, yükleyiciyi kaldırmak, yüklenen diğer kötü amaçlı uygulamaları da kaldırmaz. Cihazı tamamen temizlemenin en iyi yolu bir mobil güvenlik çözümü kullanmak” diyen Lukas Stefanko, telefon ve tabletlere yönelen zararlı yazılımların bulaşmasını önleme amaçlı şu temel tavsiyelerde bulundu:

-Yalnızca güvenilir kaynaklarda yer alan dosyaları yükleyin, örneğin bu olaydaki Adobe Flash Player güncellemesini sadece Adobe’un sitesinden indirebilirsiniz. Tarayıcınıza yazılan adresleri mutlaka kontrol edin.
-Uygulamaların talep ettikleri izinlere dikkat edin.
-Güvenilir bir mobil güvenlik çözümü kullanın.

Sabancı Holding CEO’su istifa etti

0

TeknoSA’yı da bünyesinde barındıran, Türkiye’nin en köklü holdinglerinden Sabancı Holding’in, 2010 yılında göreve gelen CEO’su Zafer Kurtul, görevden ayrıldığını duyurdu.

İstifanın ardından Sabancı Holding’ten yapılan açıklamaya göre, boşalan CEO koltuğuna Mehmet Göçmen atandı.

Şirketin KAP’a gönderdiği açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Şirketimiz Yönetim Kurulu’nun 20 Şubat 2017 tarihindeki toplantısında; Zafer Kurtul’un H.Ö. Sabancı Holding A.Ş Chief Executive Officer’lık görevinden 30 Mart 2017 tarihi itibariyle kendi isteği doğrultusunda ayrılma talebinin kabulüne; aynı tarihten geçerli olmak üzere Mehmet Göçmen’in H.Ö. Sabancı Holding A.Ş.’ye Chief Executive Officer olarak atanmasına karar verilmiştir.

Sabancı Holding Chief Executive Officer’lığı görevine atanan Mehmet Göçmen, Galatasaray Lisesi ve 1981 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra 1983 yılında Syracuse Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği bölümünde Yüksek Lisansını tamamlamıştır.”

Sabancı Holding, bünyesinde yaygın teknoloji marketleri TeknoSA da dahil olmak üzere çok sayıda önemli şirketi barındırıyor.

Paraşüt cepten e-fatura kesiyor

Paraşüt kullanıcıları artık, IOS ve Android akıllı telefonlar üzerinden indirdikleri “Paraşüt -Ön Muhasebe ve Fatura Yönetimi” uygulaması ile, elektronik faturalarını satış işlemini takip eden 10 saniye içerisinde müşterisi ile paylaşabilecek.

Türkiye’de bir ilk olan bu özellik sayesinde şirketler, maliyet yaratan, zaman kaybına yol açan ve fazladan iş yüküne neden olan fatura yazma/postalama işlemlerinden kurtulurken, elektronik fatura gönderimlerini mobil olarak cep telefonundan gerçekleştirebiliyor.

Paraşüt Kurucu Ortağı Sean Yu, konuyla ilgili olarak şu sözleri aktardı:

“Mobil teknolojinin hızla gelişmesi ve geniş kitleler tarafından kullanılmaya başlaması ile birlikte akıllı telefonlarımızla yapabildiğimiz şeylerin sayısının çok hızlı arttığını görüyoruz. Artık elektronik faturayı mobil olarak kesip 10 saniye içerisinde göndermek de bunlardan biri.

Paraşüt mobil uygulamamız, kullanıcılarımız tarafından en çok talep gören hizmetlerimizden biri oldu. Uygulamamızda yeni geliştirdiğimiz bu özelliğimiz ile kullanıcılarımıza, tüm faturalarını mobilde elektronik fatura olarak kesip gönderebilme imkanı sunuyoruz. Örneğin sahada satış yapan bir eleman gerçekleştirdiği satış işlemi faturalarını elektronik olarak anında kesip e-posta ile gönderebilecek. Normal şartlarda faturalar, ofise dönüldüğünde kesiliyor ya da çalışanlar yanlarında fatura koçanı taşıyarak manuel olarak kesiyor. Bu da işlemin uzamasına ve çoğu zaman kayıplara bile yol açabiliyor. Bu bağlamda ofis dışında çalışan ve fatura kesme sorumluluğu olan saha çalışanları yanlarında fatura koçanı taşıma yükünden de kurtulmuş olacak. Paraşüt olarak bu faturalama sürecini mekandan bağımsız kılarak zaman ve maliyetten tasarruf etmenin önünü tamamen açmış olduk. Büyüme hedefinde olan işletmelerin bu alanda en büyük yardımcısı olduk ve mobilde de finansal operasyonları kontrol altına almalarını sağladık diyebiliriz. Bu bizim için çok gurur verici bir sonuç. Yeni yılda da sunduğumuz hizmetleri geliştirmeye devam edeceğiz.”

Uber’in başı cinsel taciz iddialarıyla belada

0

Uber’in, bazı şoförlerin yolculara tecavüze kalkışması nedeniyle yaşadığı zor günler geride kalmışken şimdi de şirket içinde kadın çalışanların ağır cinsel taciz yaşadığı iddiaları ortaya çıktı.

Aralık ayında Uber’den ayrılmış şirketin mühendislerinden biri, Susan Fowler, yayınladığı blog yazısında, işe girdiği ilk günden itibaren, üstlerinin cinsel tacizine uğradığını, kendisine gelen mesajların ekran görüntüsünü alarak insan kaynaklarına bu durumu rapor ettiğinde ise, ilgili kişilerin yoğun çalışma sürecinden dolayı hata yapmış, kötü niyete sahip olmayan insanlar olarak tanımlandığını ve olayın geçiştirildiğini iddia etti.

Uber cinsiyetçi bir şirket mi?

Üstlerinin ve çalışma arkadaşlarının cinsel tacizlerine cevap vermediği için performans raporlarının da olumsuz etkilendiğini ve şirket içinde yükselmesinin engellendiğini vurgulayan Susan Fowler, Uber’de kadınlara karşı ağır bir cinsiyetçilik uygulamasının hakim olduğunun altını çizdi.

Uber’in CEO’su Travis Kalanick ise bu iddialara karşı şirket içinde acil bir soruşturma başlattıklarının altını çizdi. 

Apple, yüz tanıma start-up’ını satın aldı

0

Apple’dan sızan bilgiler, iPhone üreticisinin yüz tanıma teknolojileri konusundaki açığını kapamak için, bu alanda faaliyet gösteren bir start-up’ı satın aldığını söylüyor.

Satın alma şimdilik basına açıklanmış değil ve anlaşmanın şartları da gizli tutuluyor ancak “birkaç milyon dolar” civarında olduğu tahmin ediliyor. 

İsrailli şirket artık Apple’ın

İsrail temelli bir şirket olan RealFace ise geçtiğimiz günlerde web sitesini kaldırarak, bu söylentilerin doğru olduğu şüphesini güçlendirdi.

Apple’ın, yüz tanıma teknolojisine sahip bazı şirketleri satın almak konusunda hevesli olduğu biliniyor.  Hem kimlik doğrulama amacıyla hem de birçok farklı uygulama için yüz tanıma büyük önem taşıyor. Apple, şifre içermeyen iPhone oturum açma işlemleri için parmak izi okuyucularına olan bağımlılığını azaltmak için de yüz tanıma teknolojisine ihtiyaç duyuyor.

IBM, ağ bağlantısı gerektirmeyen alarm sistemi geliştirdi

0

IBM, kısa süre önce satın aldığı The Weather Company ile iletişim teknolojilerinde önemli bir devrim yaratabilecek, ilginç bir uygulamaya imza atacak.

Hindistan, Afrika, Edonezya gibi, GSM ağlarının ve internetin çok yaygın olmadığı ancak doğal afetlerin sık görüldüğü bölgelerde, internet veya GSM bağlantısı gerektirmeden doğal afet alarmlarını yayabilecek bir hava durumu uygulaması geliştiren IBM, böylece milyonlarca insanın hayatını kurtarmanın mümkün olduğunu düşünüyor.

Sistem, sel, tsunami, fırtına, hortum gibi alarmları, GSM/internet bağlantısı gerektirmeden, bluetooth ve Wi-Fi gibi ağlar üzerinden yaymayı hedefliyor. Örneğin, acil bir sel uyarısı verildiğinde, GSM ve internet bağlantısının zayıf olduğu bölgelerde, uygulama bu alarmı diğer bağlantılar üzerinden telefondan telefona aktaracak. Böylece uygulamanın kullanıcılarının alarmdan haberdar olarak çevresindeki insanları uyarması umut ediliyor.

IBM’in Mesh Network adını verdiği sistem, The Weather Company’nin yeni Android uygulaması ile hizmete girecek. Sistemi tanıtan videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.

Markaların sosyal medya dili nasıl belirlenmeli?

Sosyal medya içeriklerinizi üretirken, moderasyonu gerçekleştirirken dikkat etmeniz gereken noktalardan birisi de kullanacağınız dildir. Kullanacağınız dilin her kanalda aynı olması, tutarlılık göstermeniz gerekiyor. Peki diliniz nasıl olmalı?

Markanızın dilini belirlemeden evvel markanızın hitap ettiği kitlenin sosyal ağlarda hangi dili kullandığını bilmeniz gerekiyor. Hedef kitleniz nasıl konuşuyorsa siz de öyle konuşmalısınız. Hedef kitleniz Facebook’ta arkadaşlarıyla konuşurken “slm nbr” diyorsa ve sizin mesajınızla karşılaştığında “merhaba size nasıl yardımcı olabiliriz” gibi görece soğuk bir metinle karşılaşıyorsa birden müşteri ile marka arasına mesafe girmiş olacaktır.

Asıl Amaç Karşılıklı İletişim Kurmak Olmalı

Sosyal medyanın asıl amacı kitlelerle “iletişim” kurmak olmalı. Sosyal medyayı geleneksel yöntemlerden ayıran şey karşılıklı iletişime olanak sağlıyor olması. Eğer müşteri ile karşılıklı iletişiminiz olamayacaksa sosyal medyada olmanızın da bir anlamı kalmayacaktır. Karşılıklı iletişiminizin ise müşterinin dilinde olması büyük önem taşıyor. Müşteri ile müşterinin dilinde konuşabildiğiniz sürece müşteri sizi kendine yakın görecektir. Müşteri sizi kendine ne kadar yakın görürse o kadar şikayetlerini size özelden bildirecektir. Sizi uzak gördüğü durumlarda ise sosyal mecralarda şikayetlerini yazıp duracaktır. Önemli olan şikayetlerin özel mesajla, övgülerin herkese açık olarak verilmesini sağlamak. Bunu sağlayabilmeniz için müşteri ile gerekirse ahbap olabilmeniz gerekiyor.

Aklımızda Sadece 110 Marka Tutabiliyoruz

Müşterinizin dili ile aynı dili kullanabildiğiniz sürece şikayet oranlarınız düşecek, müşteri memnuniyet oranlarınız artacak ve müşterileriniz sizi sevmeye başlayacaktır. Marka yönetiminde bir kuralımız var. Bir müşteri aklında ortalama olarak yalnızca 110 markayı tutabiliyor. Aklına gelen tüm markaları say dediğimizde sadece 110 marka sayabiliyor. Bu 110 marka müşterinin “farkındalığı”nın olduğu markalardan ibaret oluyor. Müşterinin farkındalığına sahipseniz iki marka arasında kaldığında farkında olduğu markayı satın alma eğilimi gösterecektir. Tabii bu teoriyi yanlış yorumlayıp reklamın iyisi kötüsü olmaz yaklaşımı da göstermemek lazım.

Dilimiz Mümkün Olduğunca Sade Olmalı

Dilinizin tonu asla tehditkar ve emreder olmamalı, müşterilerinize vermekte olduğunuz bir hizmeti sanki hediye ediyormuşcasına bir dil kullanmamalısınız. Belirleyeceğiniz dil mümkün olan en yalın ve sade kelimeleri içermeli ve imla kurallarına tamamen uymalıdır. Dilin sade olması konusunu biraz daha açmamız gerekiyor.

Bizim Asıl Hedef Kitlemiz Ayşe Teyze

Hedef kitlemizde olan Ayşe teyzeyi ele alalım. Ayşe teyze 35 yaşında, bir çocuğu var, ev hanımı. Türkiye’de en çok oynanan Facebook oyunlarından biri olan okey oynayarak günün belirli bir saatini geçiriyor. Ayşe teyze taşı attıktan sonra sıra kendisine gelene kadar Facebook’ta haber kaynağını inceliyor. Haber kaynağını incelerken birden sizin markanızın mesajıyla karşılaştı. Mesaj 15 satır uzunluğunda. Ayşe teyze okumaya vaktim yok deyip mesajınızı geçecektir. Mesajınızın kısa olduğunu varsayalım. Ancak mesajınızda Ayşe teyzenin günlük hayatta kullanmadığı terimler kullandınız. Ayşe teyze demek istediğinizi anlayamayacak ve yine gidecektir. Çünkü temel bir kuralımız var. Ayşe teyzeye ulaşmak istiyorsanız KISS teorimini uygulamalısınız.

Müşterinin IQ’sunu 10 Kabul Etmeliyiz

KISS yani Keep It Simple for Stupid yani bir gerizekalının anlayabileceği dilde tüm içeriklerimizi hazırlamamız gerekiyor. Neden? Çünkü internete bağlanmış herhangi bir kişinin IQ seviyesini 10 olarak kabul ediyoruz. Bilgisayar başına geçen kullanıcı gerçekte IQ seviyesi kaç olursa olsun onlarca sekme, onlarca program arasında bölündüğü için size ve mesajınıza tam olarak odaklanamamakta ve zihninin çok az bir kısmını size ayırabilmekte. Bu nedenle kullanıcıyı düşük zekalı gibi kabul etmek ona mesajımızı tam anlamıyla anlatabilmemiz için uymamız gereken ilk kuralımız. Kullanıcı bir sekmede eski sevgilisinin fotoğraflarına, bir sekmede oynadığı okey oyununa, bir sekmede arkadaşlarının gezdiği yerlere bakarken ona bir şeyler satmaya çalışıyoruz. Bu nedenle sosyal ağlarda bir şeyler satabilmek karışık cümleler kullandığınızda bir hayli zor bir iş haline geliyor. Mümkün olduğunca dilimizi sade ve basit tutmamız, detaylara çok girmememiz gerekiyor.

S.E.S. Gruplarını Sosyal Medyada Unutun

Yapabileceğiniz en büyük hatalardan birisi müşterilerinizin ya da hedef kitlenizin A+ S.E.S. grubunda olduğunu düşünüp, bir çoğunun yüksek lisans mezunu olduğunu düşünüp onların karışık mesajları rahatlıkla algılayabileceği yanılgısına düşmektir. Her zaman için asıl amacımız mesajımızı en düşük zekalının anlayabileceği seviyede tutmak olmalı. Böylelikle diğer seviyedekiler de mesajımızı rahatlıkla anlayabilecek durumda olurlar.

Dijital dönüşümde veri merkezlerinin rolü artıyor

Bulut bilişim, büyük veri ve nesnelerin interneti gibi son yılların en önemli trendleri, dijital dönüşümün önemli birer parçası olarak işletmeler için zorunluluk halini almaya başladı. İşletmeler, en uygun koşullarla en yüksek performansı elde ederek veri temelli dijital iş alanlarında başarılı olmayı hedefliyorlar. Bu zorlu hedeflere ulaşmak içinse esnek, yüksek performans sunan ve maliyetlerin karşılanabilir olduğu yazılım tanımlı veri merkezi altyapılarına ihtiyaç duyuluyor.

İşletmelerin, dijital dönüşümüne ev sahipliği yapabilecek yazılım tanımlı veri merkezlerinden talep etmesi gerekenleri Radore Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kubilay Akyol şu şekilde sıralıyor:

Esnek ve düşük maliyetli altyapı. İşletmelerin iş kritik uygulama sayısının her an artabileceği ve daha büyük ölçekte çalışma ihtiyacı duyduğu bir döneme girildi. Bu nedenle maliyetlerin erişilebilir kaldığı esnek yapılara ihtiyaç duyuluyor.

Birden fazla bulut sağlayıcısına uyum. Yeni dijital işler, birden fazla bulut sağlayıcısında depolanan, işlenen verilerin aynı anda yönetilmesi ve ortaya verimli sonuçlar çıkarılmasını zorunlu kılıyor. Yeni bir veri merkeziyle çalışırken de işletmelerin, aynı anda operasyonlarını yürütebileceği yapılar kurması gerekiyor.

Veriye dayalı hizmet yönetimi. Daha etkin yönetim ile operasyonel maliyetlerin azalmasının yanı sıra kaynakların doğru kullanımı, işletmelerin kendi işlerine odaklanmasını sağlıyor. Bu yönetim fırsatı ise yazılım tanımlı veri merkezleri ile mümkün oluyor.

Artan tehditlere karşı iş kritik güvenlik. Günümüzde işletmenin en değerli varlığı olan verinin korunması için her zaman güncellenen yapılara ihtiyaç duyuluyor. Veri kaybı ya da hayati önem taşıyan işlerin devamlılığı için kesintisiz hizmet veren veri merkezlerinin önemi artıyor.

Akyol’a göre, dijital dönüşümü desteklemek için işletmelerin öncelikle BT altyapılarını nasıl dönüştüreceklerini göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Bu sayede işletmelerin ve Türkiye’nin rekabette öne çıkabileceğini belirten Akyol, dijitalleşmenin getireceği ekonomik kalkınmaya dikkat çekerek, “Booz&Company’nin verilerine göre bir ülkenin dijitalleşme skorundaki yüzde 10’luk artış gayri safi milli hasılanın yüzde 0,75 oranında artmasını sağlıyor. Bu nedenle dijitalleşme ile büyük veri, bulut bilişim, mobilite, sosyal uygulamalar gibi trendleri kaçırmamamız gerekiyor,” uyarısında da bulunuyor.

GM ve Lyft, otonom filo kurmaya hazırlanıyor

0

Otonom sürüş teknolojisinin resmen yollara inmesine ve özellikle büyük şehirlerde hayatı değiştirmesine çok az vakit kaldı. 

Tesla, Google, Ford, Toyota, Volvo, Uber gibi markalar otonom sürüş teknolojisi konusunda çok önemli çalışmalar yürütürken ve test araçları halihazırda trafikte yol alırken, şimdi GM ve Lyft’ten ilginç bir haber geldi.

İki firma, bir sene içinde, otonom sürüş teknolojisine sahip bir filo ile hizmet vermeye hazırlanıyor. Lyft, özellikle Uber’in CEO’sunun Trump’a destek çıkmasının ardından Uber’e alternatif olarak önemli bir kullanıcı sayısına ulaşmıştı. GM de Chevy Bolt EV modeli ile büyük ilgi görmüş ve şimdi bu modeli otonom sürüşe hazırlamasıyla dikkat çekiyordu.

Binlerce taksici işsiz mi kalacak?

GM’in, Lyft filosunda ticari olarak hizmet vermesi için “binlerce” otonom otomobili üretmek için hazırlığa başladığı dile getirilirken, bu plana dair iki firma da henüz yorum yapmaktan kaçınıyorlar. Ancak, plan gerçekleşirse, ABD’de taksi yolcuları artık Lyft ile sürücüsüz bir Chevy Bolt çağırıp, tamamen sürücüsüz bir otombille yolculuk yaparak istediği yere ulaşabilecek. 

Bu hamle aynı zamanda ABD’de gündemde olan, “robotların insanların işini çalması” tartışmalarında da fazlasıyla konuşulacak gibi duruyor iki firmanın bu projesi hayata geçtiğinde, tek hamlede binlerce taksi/Lyft şoförünün işsiz kalması gündeme gelecek.

Sosyal medyada raporlama nasıl yapılmalı?

Sosyal medyada müşterileriniz için en önemli gün raporunuzu teslim edeceğiniz gündür. Raporunuzu sunarken müşterinizi ne oranda tatmin ettiğinizi gözünüzle göreceğinizden ötürü rapor hazırlama kısmı oldukça önemli. Müşterinizin sizinle çalışmaya devam edip etmeyeceğinin kararını raporlarınıza bakarken vereceğini unutmamak gerekiyor.

Hazırlayacağınız raporun en önemli kısmı aslında tasarımıdır. Tasarım noktasında bir parantez açmak gerekiyor. Sosyal medyada hazırlayacağınız bir içeriğin tasarımına 15 dakikadan daha uzun bir süre çalışmamak gibi bir kuralınız olmalı. Zira kullanıcının sadece 3 saniye bakacağı ve geçeceği bir içerik hazırlarken çok fazla özenmemeniz yararınıza olacaktır. Fakat raporlarda bu durum tam tersi. Hazırlayacağınız raporu müşterinizin her sayfasını analiz ederek okuyacağını falan düşünmeyin sakın. Müşteri sizin raporunuzun tek sayfasına dahi bakmayacak neredeyse. Zaten raporunuzu anlayabilecek durumda olsaydı o işi kendisi yapardı. Müşterinin tek bakacağı nokta raporunuzun tasarımı olacaktır. Düzenlediğim Dijital Pazarlama Eğitimi programlarında en sık karşılaştığım sorulardan birisi müşterinin raporunuzu ne derece ayrıntılı incelediği yönünde.

Raporunuzun En Önemli Kısmı Olan Yönetici Özeti Nasıl Hazırlanır?

Müşteriniz için raporun en önemli kısmı “Yönetici Özeti” dediğimiz raporun giriş kısmıdır. Raporunuzun kapağını tasarladıktan sonra ekleyeceğiniz ilk sayfa yönetici özetidir. Bu sayfada raporunuzun tamamında bahsettiğiniz konuların bir özetini ve gelecek ay ki hedeflerinize dair bir bölüm paylaşmanız, bu kısımda mümkün olan en az oranda terim kullanmanız gerekmektedir. Çünkü müşteri kullandığınız terimleri anlamayacaktır. Sakın havalı üç beş cümle kurayım, müşteri beni bir şey sansın diye düşünmeyin. Müşteriyi anlayacağı dilden ikna etmek yerine havalı cümlelerle kandırırsanız mutlaka bir başkası da müşterinizi kandıracak ve müşterinizi elinizden alacaktır.

Raporunuzun İçeriğinde Neler Olmalı?

Raporunuz hakkında vereceğiniz en stratejik kararlardan birisi raporun ne kadar kapsamlı olacağı ve kaç sayfa olacağıdır. Deneyimlerim şunu gösteriyor ki raporunuzu ne kadar uzun tutarsanız müşterinin rapora olan ilgisi o kadar azalıyor ve soruları çoğalıyor. Diğer yandan her periyotta yapacağınız iş oranı da artıyor. Bu nedenle raporu mümkün olduğunca kısa tutmak ilk yapmamız gerekenlerin başında geliyor. Raporunuzun ilk bölümünde vermeniz gereken iki önemli metrik bulunmakta. Kitle raporu ve etkileşim raporu. Sayfanızdaki kitlenizin bir önceki aya oranla ne ölçüde büyüdüğü, kaç kişiye ulaştığı ve en büyük 5 rakibinizin kitlelerindeki değişimi ve oranlarını verdiğiniz bir sayfa eklemelisiniz. İkinci sayfada ise aldığınız etkileşimler (beğeni, yorum, paylaşım) geçen aya oranla ne kadar değiştiğini ve rakiplerinizdeki etkileşim oranlarının değişimini vermelisiniz. Rakiplerinize ait verileri Socialbakers’tan edinebilirsiniz.

Raporunuzda Açıklamalara Yer Vermelisiniz

Raporunuzda her sayfanın altında bir metin alanı bulunmalı. Bu metin alanında sayfadaki grafiklerde ne anlatıldığı ayrıntılı bir şekilde yer almalı. Eğer sade bir dille grafikte yer alan bilgileri anlatmazsanız müşteriniz grafiğinizi okuyamayacaktır. Eğer müşterinizin sizden istediği özel bir veri yoksa raporunuzun ilerleyen sayfalarında ilgili periyotta en çok “etkileşim” alan 3 içeriğinize yer vermelisiniz. En yüksek etkileşim alan içeriklere yer vermemizin asıl sebebi müşterinin gözünü boyamak değil müşteri ile bu tip içeriklerin sayısını nasıl artırabileceğimizi konuşmak olmalı.

Raporlarınızı Hangi Periyotlarla Hazırlamalısınız?

Raporlar genellikle aylık olarak hazırlanırlar. Ancak müşterinin talebine bağlı olarak 15 günde bir ya da 3 ayda bir raporlarda hazırlamanız gerekebilir. Özellikle sayfadaki iletişimin yoğunluk durumuna göre bu oranlar değişmekte. Standart raporların dışında kampanyalarınızın da raporlarını hazırlamanız gerekecektir. Kriz dönemlerinde ara raporlarla müşteriyi sürekli bilgilendirmek gerekecek, eğer izlediğiniz anahtar kelimeler varsa da yine belirli periyotlarda monitoring raporları da hazırlamanız gerekecektir.

En Önemli Soru: Neden Rapor Hazırlıyoruz?

Bilinenin aksine raporlar müşteriye kendinizi gösterme ya da bir sınava tabi tutulduğunuz materyaller değildir. Raporlar müşteriye yeni bir şeyler satabilmeniz için hazırlanır. Müşteriye “bak rakipler video içeriklerle bizim önümüze geçmiş, biz de video içerikler hazırlayalım, bize X lira ver” diyebilmenizin yoludur. Hazırlayacağınız raporu asla müşteriye hesap vermek gibi görmeyin. Eğer bu şekilde görür ve ona göre hazırlanırsanız müşteri de üzerine düşen görevi yapar ve sizden hesap sorar.

Verileri Nereden Çekeceğiz?

Facebook ve Twitter’ın raporlar kısmında bulunan “dışa aktar” bölümünden Excel’e aktaracağınız veriler oldukça kapsamlı bir rapor hazırlamanız için size yeterli olacaktır. Aslına bakarsanız ek başka bir araç kullanmanıza gerek yok. Sadece bu tabloları iyi okuyabilmeniz ve yorumlayabilmeniz gerekiyor. Eğer bu tabloları okumakta zorlanıyorsanız Socialbakers ve Boomsocial’dan faydalanabilirsiniz.