Türkiye’nin Dijital Dönüşümüne liderlik etme vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren Vodafone, bu vizyonla 2013-14 mali yılının ikinci yarısında ilan ettiği “Dijital Dönüşüm Hareketi” kapsamında teknoloji, sosyal ve hizmet alanlarındaki yatırımlarına hız verdi.
Vodafone Türkiye’nin 2015-16 mali yılı ilk yarıyıl sonuçlarını değerlendirmek ve iki yılını dolduran “Dijital Dönüşüm Hareketi”nin sonuçlarını paylaşmak üzere düzenlenen toplantıya Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt ile Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcıları katıldı.
2015-16 mali yılının ilk yarısında toplam telekom pazarını en çok büyüten operatör
Türkiye’de 10’uncu yılını kutlayacağı 2016’ya toplam 17 milyar TL’lik yatırımla** girecek olan Vodafone, 2013-14 mali yılının ikinci yarısında ilan ettiği ve 5 yıllık bir dönemi kapsayan “Dijital Dönüşüm Hareketi”nin ilk 2 yılını 5 milyar TL’lik yatırımla* kapattığını duyurdu.
Son 2 yılda bir yandan bireylerin ve kurumların dijitalleşmesine katkıda bulunurken, bir yandan da Dijital Dönüşüm hedefinin bir “sektör ve ülke vizyonu” haline gelmesinde önemli rol oynayan Vodafone Türkiye, bu süreçte %35,9 ile toplam mobil gelir pazar payında rekor seviyeye ulaştı. 2015-16 mali yılının ilk yarısında toplam telekom pazarını en fazla büyüten operatör*** olan Vodafone, aynı dönemde en fazla pazar payı kazanan operatör*** oldu.
Vodafone Türkiye olarak yatırım ve büyüme açısından başarılı bir yılı geride bıraktıklarını belirten Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt, şöyle konuştu: “2015 yılı bizim için özellikle genişbant yatırımlarını hızlandırdığımız, ülkemizi mobil iletişimde yeni bir aşamaya taşıyacak olan 4.5G için hazırlıklarımıza heyecanla başladığımız bir dönem oldu. Çift haneli toplam gelir büyümesini 12 yarıyıldır sürdüren şirketimiz, bugüne kadarki en yüksek yarıyıl toplam geliri olan 4,4 milyar TL’ye ulaştı. Şirketimizin Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr’ı %29,6 artışla bugüne kadarki en yüksek yarıyıl seviyesi olan 848 milyon TL’ye yükseldi. Faaliyet kârımız ise aynı dönemde 301 milyon TL olarak gerçekleşti.”
Toplam abone sayısı 21,6 milyona ulaştı
2015-16 mali yılının ilk yarısında toplam 814 bin net abone kazanarak mobil telekom pazarında “en çok net abone kazanan operatör” olduklarına dikkat çeken Öğüt, “Toplam abone sayımız 21,6 milyona ulaşırken, faturalı abone sayımız da 9,2 milyona çıkarak toplam bazımızın %43’ünü oluşturdu.
Ocak 2015’te yaptığımız sabit internet lansmanı ile sabit genişbant abone sayımız da geçen yılın aynı dönemine göre üç katına çıkarak 183 bine ulaştı” dedi. Artan abone sayısına bağlı olarak Türkiye’de hızlı bir gelişim gösteren Veri Devriminin de lideri olduklarını ifade eden Öğüt, “Akıllı cihaz penetrasyonumuz %53 seviyesine çıkarken, her iki Vodafone abonesinden biri akıllı telefon sahibi oldu. Buna bağlı olarak, abonelerimizin veri kullanımı %140 artışla 43,9 bin terabayt’a yükseldi. Bu da mobil veri gelirlerimizde %92’lik artışı beraberinde getirdi” diye konuştu.
“Dijital Dönüşüm Hareketi” Türkiye’yi “Gigabit Toplumu”na taşıyacak
2016 yılında telekomünikasyon sektörünün en önemli gündem maddesinin 4.5G teknolojisi olacağına dikkat çeken Öğüt, şöyle devam etti: “Hem sektörümüz hem de ülkemiz 4.5G ile mobil iletişimde çağ atlayacak. Biz de Vodafone Türkiye olarak 10’uncu yaşımızı 4.5G gibi büyük ve anlamlı bir yatırımla taçlandıracak olmanın heyecanı içindeyiz. 4.5G ihalesi, satın alma ve 3G sonrası Türkiye pazarına yaptığımız üçüncü büyük yatırım niteliğini taşıyor. Herkesin hayatında köklü değişiklikler yaratacağına inandığımız 4.5G teknolojisine çekirdek şebekemiz, SIM kartlarımız, akıllı cihazlarımız, mağazalarımız ve insan kaynağımız dahil her anlamda hazırız. Diğer yandan, 4G ve üstü teknolojilerde 30 yıllık global deneyime sahibiz. Bugün 19 ülkede 4G, 5 kıtada ve 15 ülkede ise 4.5G hizmeti veriyoruz. 77 ülkede ise 4G uluslararası dolaşım hizmeti sunuyoruz. 5G’de de öncü çalışmalara imza atıyoruz. Dolayısıyla, tüketici ne ister, çok iyi biliyoruz. Şimdi bu deneyimimizi Türkiye’ye taşıyacağız. Aldığımız frekansları global deneyimimizle birleştirerek Nisan 2016 itibariyle tüketicilerimize en hızlı, kapasiteli, yaygın ve kaliteli 4.5G hizmetini sunacağız. Vodafone Türkiye olarak, Dijital Dönüşüm ile büyümeyi ve ülkemizde önce 4.5G ardından 5G teknolojileri ile şekillenecek, fiber ağların evlere, binalara kadar gitmesi ile oluşacak ‘Gigabit Toplumu’nun oluşmasına liderlik etmeyi sürdüreceğiz.” Vodafone iki yılda 5 milyar dolar yatırım yaptı
Türkiye’nin Dijital Dönüşümüne liderlik etme vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren Vodafone, bu vizyonla 2013-14 mali yılının ikinci yarısında ilan ettiği “Dijital Dönüşüm Hareketi” kapsamında teknoloji, sosyal ve hizmet alanlarındaki yatırımlarına hız verdi.
Vodafone Türkiye’nin 2015-16 mali yılı ilk yarıyıl sonuçlarını değerlendirmek ve iki yılını dolduran “Dijital Dönüşüm Hareketi”nin sonuçlarını paylaşmak üzere düzenlenen toplantıya Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt ile Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcıları katıldı.
2015-16 mali yılının ilk yarısında toplam telekom pazarını en çok büyüten operatör
Türkiye’de 10’uncu yılını kutlayacağı 2016’ya toplam 17 milyar TL’lik yatırımla** girecek olan Vodafone, 2013-14 mali yılının ikinci yarısında ilan ettiği ve 5 yıllık bir dönemi kapsayan “Dijital Dönüşüm Hareketi”nin ilk 2 yılını 5 milyar TL’lik yatırımla* kapattığını duyurdu.
Son 2 yılda bir yandan bireylerin ve kurumların dijitalleşmesine katkıda bulunurken, bir yandan da Dijital Dönüşüm hedefinin bir “sektör ve ülke vizyonu” haline gelmesinde önemli rol oynayan Vodafone Türkiye, bu süreçte %35,9 ile toplam mobil gelir pazar payında rekor seviyeye ulaştı. 2015-16 mali yılının ilk yarısında toplam telekom pazarını en fazla büyüten operatör*** olan Vodafone, aynı dönemde en fazla pazar payı kazanan operatör*** oldu.
Vodafone Türkiye olarak yatırım ve büyüme açısından başarılı bir yılı geride bıraktıklarını belirten Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt, şöyle konuştu: “2015 yılı bizim için özellikle genişbant yatırımlarını hızlandırdığımız, ülkemizi mobil iletişimde yeni bir aşamaya taşıyacak olan 4.5G için hazırlıklarımıza heyecanla başladığımız bir dönem oldu. Çift haneli toplam gelir büyümesini 12 yarıyıldır sürdüren şirketimiz, bugüne kadarki en yüksek yarıyıl toplam geliri olan 4,4 milyar TL’ye ulaştı. Şirketimizin Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr’ı %29,6 artışla bugüne kadarki en yüksek yarıyıl seviyesi olan 848 milyon TL’ye yükseldi. Faaliyet kârımız ise aynı dönemde 301 milyon TL olarak gerçekleşti.”
Toplam abone sayısı 21,6 milyona ulaştı
2015-16 mali yılının ilk yarısında toplam 814 bin net abone kazanarak mobil telekom pazarında “en çok net abone kazanan operatör” olduklarına dikkat çeken Öğüt, “Toplam abone sayımız 21,6 milyona ulaşırken, faturalı abone sayımız da 9,2 milyona çıkarak toplam bazımızın %43’ünü oluşturdu.
Ocak 2015’te yaptığımız sabit internet lansmanı ile sabit genişbant abone sayımız da geçen yılın aynı dönemine göre üç katına çıkarak 183 bine ulaştı” dedi. Artan abone sayısına bağlı olarak Türkiye’de hızlı bir gelişim gösteren Veri Devriminin de lideri olduklarını ifade eden Öğüt, “Akıllı cihaz penetrasyonumuz %53 seviyesine çıkarken, her iki Vodafone abonesinden biri akıllı telefon sahibi oldu. Buna bağlı olarak, abonelerimizin veri kullanımı %140 artışla 43,9 bin terabayt’a yükseldi. Bu da mobil veri gelirlerimizde %92’lik artışı beraberinde getirdi” diye konuştu.
“Dijital Dönüşüm Hareketi” Türkiye’yi “Gigabit Toplumu”na taşıyacak
2016 yılında telekomünikasyon sektörünün en önemli gündem maddesinin 4.5G teknolojisi olacağına dikkat çeken Öğüt, şöyle devam etti: “Hem sektörümüz hem de ülkemiz 4.5G ile mobil iletişimde çağ atlayacak. Biz de Vodafone Türkiye olarak 10’uncu yaşımızı 4.5G gibi büyük ve anlamlı bir yatırımla taçlandıracak olmanın heyecanı içindeyiz. 4.5G ihalesi, satın alma ve 3G sonrası Türkiye pazarına yaptığımız üçüncü büyük yatırım niteliğini taşıyor. Herkesin hayatında köklü değişiklikler yaratacağına inandığımız 4.5G teknolojisine çekirdek şebekemiz, SIM kartlarımız, akıllı cihazlarımız, mağazalarımız ve insan kaynağımız dahil her anlamda hazırız. Diğer yandan, 4G ve üstü teknolojilerde 30 yıllık global deneyime sahibiz. Bugün 19 ülkede 4G, 5 kıtada ve 15 ülkede ise 4.5G hizmeti veriyoruz. 77 ülkede ise 4G uluslararası dolaşım hizmeti sunuyoruz. 5G’de de öncü çalışmalara imza atıyoruz. Dolayısıyla, tüketici ne ister, çok iyi biliyoruz. Şimdi bu deneyimimizi Türkiye’ye taşıyacağız. Aldığımız frekansları global deneyimimizle birleştirerek Nisan 2016 itibariyle tüketicilerimize en hızlı, kapasiteli, yaygın ve kaliteli 4.5G hizmetini sunacağız. Vodafone Türkiye olarak, Dijital Dönüşüm ile büyümeyi ve ülkemizde önce 4.5G ardından 5G teknolojileri ile şekillenecek, fiber ağların evlere, binalara kadar gitmesi ile oluşacak ‘Gigabit Toplumu’nun oluşmasına liderlik etmeyi sürdüreceğiz.” Mobilitenin Geleceği Araştırması sonuçlandı
Deloitte Türkiye Tüketici ve Endüstriyel Ürünler Lideri Özgür Yalta konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Teknolojik ve sosyal eğilimlerin etkisiyle, otomotiv ve ulaşım sektörünün yüzyıllardır süregelen mevcut sistemi bir dönüşümün eşiğinde. Bu değişimin kapsamı ve şiddeti tam olarak öngörülemese de, sektörü etkileyen güçler endüstrinin mevcut yapısını, iş modellerini, rekabet ortamını, sektörde değerin nasıl yaratıldığını ve müşteri değer önerilerini etkileyebilecek potansiyele sahip. Ulaşım teknolojilerinin ilerleyen dönemde yepyeni bir forma bürüneceğini öne süren raporda, geleceğin ulaşım sistemleri için iki farklı öngörü hâkim;
- Sektör içi bakış açısına göre (insider vew) sektörün bugünkü varlıklarında ve temel yapısında önemli bir değişiklik olmayacak ve mevcut sistem lineer olarak gelişecek. Bu anlayışa göre, tıpkı günümüzde olduğu gibi araçlar özel sahiplik anlayışının önemli bir parçası olmaya devam edecek ve insanlar tarafından kontrol edilecek.
- Gelecekteki sistemi daha radikal ve dönüştürücü bir bakış açısıyla tanımlayan diğer anlayışa göre ise (distruptive view) talebe göre erişilebilen sürücüsüz araçlar tamamen farklı bir mobilite deneyimi ile yepyeni bir ekosistem oluşturacak. Google, Uber, Apple gibi şirketlerin katalizör görevi gördüğü bu bakış açısı, kazaların ve trafik yoğunluğunun azalması, enerji talebinin ve ulaşım maliyetlerinin düşmesi, altyapıların kullanımla orantılı olarak ücretlendirilmesi, çok modelli ulaşım ile park alanlarının ortadan kalkması gibi gelişmeleri de beraberinde getirecek.”
- Kademeli değişim: Bu dönemde özel araç sahipliği endüstri standardı olarak sürüyor ve kullanıcıların araç sahibi olmakla gelen güvenlik, esneklik, mahremiyet, rahatlık gibi konulara gösterdiği önem devam ediyor. Sürücüyü destekleyen teknolojiler gelişse de, yakın zamanda tam sürücüsüz araçların varlığından söz etmek mümkün değil. Bu senaryoda otomobil üreticileri araç satışına odaklanan mevcut iş modellerini sürdürmeye ve daha ileri teknolojiye sahip yeni araç serileri geliştirmeye odaklanırken, bayiler de müşteri deneyiminden sorumlu olmaya devam ediyor. Amerika’da bir mil (≈1,60 km) uzunluğundaki bir mesafede, bireysel araçlarla seyahat etmenin ortalama maliyeti mevcut durumda 0.97 dolar civarında (sürücünün zamanı, sigorta, yakıt, finansman maliyetleri ve yıpranma payı gibi maliyetler de dikkate alındığında).
- Paylaşılan yolculuk dünyası: Bu senaryo, araçların paylaşıldığı ulaşım dönemi olarak öne çıkıyor. Bu sistemde, kullanıcılar bir noktadan diğer noktaya giderken araç paylaşımının sağladığı trafik ve park etme derdinden uzak rahatlığa değer veriyor. Araç paylaşımıyla yerel ulaşım ihtiyacının önemli bir kısmının karşılanması ile çok araçlı haneler sahip oldukları araç sayısını azaltıyor ya da tümden bırakıyor. Bu da gelecekte talebin azalmasına yol açıyor. Tam ölçeğe ulaşmış paylaşılan hizmetler modelinde, mil başına maliyet 0.63 dolara düşüyor.
- Sürücüsüz devrim: Bu aşama, sürücüsüz araç teknolojilerinin güvenli, rahat ve ekonomik olduğunun kanıtlandığı; fakat araç sahipliğinin hala önemini koruduğu dönemi temsil ediyor. Bu dönem için teknoloji ve otomotiv firmaları, V2V (araçtan araca) ve V2I (araçtan altyapıya) iletişime yatırım yapıyor. Kullanıcılar güvenlik gibi sebeplerle sürücüsüz özellikleri kullanmayı tercih ederken, halen kendilerine ait taşıtların olmasını önemsiyor. Bununla birlikte, bu senaryo, araçların teknolojik olarak çok daha gelişmiş ve hafif olduğu, günümüzün dört kapılı, sürücünün önde oturarak direksiyonu tuttuğu tasarımdan çok daha farklı deneyimlerin kapısını açıyor. Bireysel sahip olunan sürücüsüz araçların yaygınlaşması durumunda ise mil başına maliyetin 0.46 dolar olması öngörülüyor.
- Sürücüsüz araçlarda erişilebilirlik çağı: Hem sürücüsüz hem de araç paylaşımının öne çıktığı bu dönemde mobilite yönetimi ile ilgili şirketlerin ortaya çıkması ve bu şirketlerin farklı fiyat aralığında çeşitli yolculuk deneyimleri sunmaya odaklanması bekleniyor. Bu sisteme ilk olarak şehir içinde yaşayan kullanıcıların adapte olması, sürücüsüz araç filoları yaygınlaştıkça bu akımın şehir dışına doğru yaygınlaşması muhtemel görünüyor. Paylaşılan, sürücüsüz araçların olduğu gelecekte ise, araçların hafifleşmesi, varlık verimliliğinin yükselmesi ve sürücülerin zamanının daha katma değerli işlere ayrılması gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda bir mil başına kişi başı maliyetin 0.31 dolara düşeceği tahmin ediliyor.
Apple Pay Çin’e Açılıyor
Apple’ın mobil ödeme sistemi Apple Pay, geçtiğimiz yıl kullanıma girdiğinde, mobil ödeme konusunda büyük bir devrim yaratmıştı. Google’ın cüzdan uygulaması yıllardır kullanımda olmasına rağmen yeterli alt yapı ve destek sağlanmadığı için, Android kullanıcılarının farkında bile olmadığı bir servis olarak başarısızlık konusunda tarihi bir örnek olmuştu. Ancak Apple, hizmeti kullanıma açmadan önce ABD’nin en büyük mağaza zincirleri ve bankaları ile anlaşmalar yaparak ve hizmeti doğru şekilde lanse ederek, iPhone kullanıcılarını Apple Pay’ı kullanmaya teşvik etmişti.
Şimdi ise Apple, ödeme sistemi için çok büyük bir adım olacak, Çin pazarına giriş yapıyor. Teknolojik ürünleri kullanmaya çok hevesli ve meraklı olan Çinli kullanıcıları, alışverişlerinde nakit veya kredi kartı kullanmak yerine, iPhone’larını kullanarak ödeme işlemini hızlıca gerçekleştirmeye teşvik edecek olan Apple, bu sayede önemli bir gelir de elde edecek. Çok büyük hacimli Çin pazarında, alışverişlerden alacağı komisyon ile rakiplerine karşı büyük bir nakit akışı avantajı kazanacak olan Apple’ın bu sayede borsada da büyük bir sıçrama yapması bekleniyor.
2016’nın erken döneminde hizmete girecek olan Apple Pay’ı, Çin’in en büyük 15 bankası da destekliyor. Bu da, Çin’deki iPhone sahiplerinin kredi kartlarını Apple Pay’e kolayca tanıtabileceği ve bu bankanın müşterisi olan işyerlerinde iPhone ile ödemeye kolaylık sağlanacağı anlamına geliyor. Üstelik Çin’deki Apple Pay servisinde, Apple Watch desteği de bulunacak. Yani, Çinli tüketici artık kolundaki saat ile süper marketteki alışverişini kolayca ödeyip evininin yolunu tutabilecek.
Bilişim Dünyasına Büyük Tehdit: Fidyeci Yazılımlar
Son dönemde sıkça karşılaşılan tanınmayan kişilerden gelen mailler, büyük bir tehdidin ilk adımı. Güvenli olmayan bu maillerin içindeki ekin açılması, sıklıkla fidyeci yazılımın aktif hale gelmesini sağlıyor. Bilgisayar açıldığında tüm dosyaların şifrelendiğini söyleyen bir mesajla karşı karşıya kalınıyor ve verilerin geri alınabilmesi için yüzlerce dolar ödemek zorunda kalınan özel bir anahtar kullanarak şifreler çözülemezse, sonsuza dek kullanılamaz hale geliyor.
Saldırganlar, 2015’te duyurulan en son Adobe Flash güvenlik açıklarının pek çoğu gibi tercih edilen tarayıcıdaki güvenlik açıklarına saldırmak için sömürü araçlarını da (“exploit kit”) kullanabiliyorlar. Son birkaç ay içinde IBM Acil Durum Müdahale Hizmetleri (ERS) müşterilerin bildirdiği fidyeci yazılım olaylarında bir artış saptadı. Nisan 2014 ile Haziran 2015 arasında sadece CryptoWall adlı tek bir casus değişkenle ilintili olarak FBI’ın İnternet Suçları Şikayet Merkezi’ne (IC3) 992 şikayet yapılmış ve 18 milyon ABD Doları’nın üzerinde zarar bildirilmiştir.
Fidyeci yazılımların geçmişi 1980’lere dayanıyor
Fidyeci yazılımlar yeni değil ve 1980’lerin sonlarından beri varlar. Ancak giderek daha kapsamlı hale geldikleri görülüyor. Bugün fidyeci yazılımların şifreleme yöntemleri, dosyaları neredeyse kurtarılması imkansız hale getiriyor ve bunları artık takibi de imkansız olan, sanal para ile yapılan ödemeleri de kabul ediyor. Ayrıca fidyeci yazılım mağdurları, genellikle uygunsuz web sitelerini ziyaret etmeleri nedeniyle bu durumla karşılaştıklarını söyledikleri için bunlar artık “korkutma yazılımı” (scareware) olarak da biliniyor. Sorunun çözülmesi için bir güvenlik uzmanıyla çalışmaktan utanan mağdurlar, bunun yerine istenen ücreti ödemeyi seçiyor.
Siber saldırıların yıkıcı olan bu türü, artık yalnızca sıradan kullanıcıları ya da BT ekipleri olmayan ve bilerek bu kadar düşük tutulan fidyenin ödenmesinin daha kolay yol olduğuna karar veren küçük-orta ölçekli işletmeleri tehdit eden bir unsur değil. Fidyeci yazılım, yavaş yavaş kurumsal ağlara da sızıyor, işlerde ciddi bir kesintiye yol açıyor ve çalışanlar ya da müşteriler için kredi izleme hizmetlerinin satın alımı, hukuk danışmanlığı ve risk azaltma için harcanan kaynaklarda bir gider kanalı oluşturuyor.
Güvenlik liderleri yenildiklerini kabul ediyorlar
IBM’in en son gerçekleştirdiği Bilişim Güvenliği Üst Düzey Yetkilileri araştırmasına göre, güvenlik liderlerinin yüzde 80’inden fazlası, dış tehditlerin neden olduğu engellerin artışta olduğunu düşünürken bunların yüzde 60’ı ise kuruluşlarının yenildiği konusunda hemfikir. Kişilerin dosyalarının esir alınmasından kazanç sağlama yolu olduğu sürece, fidyeci yazılımlar da olacaktır. Ancak fidyeci yazılımların kuruluştan uzak tutulmasına yönelik atılan proaktif adımlar, en azından bir karşı koyma şansı tanımaktadır.
Bu durumlardan korunmanın en garanti yolu, hazırlığı en iyi savunma olarak kabul etmek. Çünkü kötü niyetli dosyalar saptandığında, kurtarmak için artık çok geç kalınmış demektir.
Korunmak için hazırlık adımları IBM ERS Fidyeci Yazılıma Müdahale Kılavuzu’nda şöyle aktarılıyor:
- Son Kullanıcıların Eğitilmesi: Karşılaşabilecekleri türde tehditler, fidyeci yazılımların tanınması ve yapılması/yapılmaması gerekenler ile ilgili periyodik bir eğitim imkanı sağlanmalı. Bir referans çizgisi oluşturmak ve etkinliğini test etmek amacıyla, dolandırıcılık öncesi ve sonrasında yaşanabileceklerle ilgili bir tatbikat gerçekleştirilmeli.
- Çalıştırılabilir Dosyalar İçeren E-posta Eklerinin Engellenmesi ya da Boşaltılması: Mümkünse e-posta sunucusu EXE, COM ya da SCR uzantısı olan ZIP arşivlerindeki dosyalar dahil, çalıştırılabilir dosyaları boşaltacak şekilde yapılandırılmalı.
- Temp Klasörlerinden Program Yürütmenin Kısıtlanması: Fidyeci yazılımların çoğu, yürütme zincirine devam etmek için bilgi yükünü kullanıcının temp klasörüne kopyalayarak işe başlar. Bunu engellenmesi, en başta oluşacak zararı da engeller.
- Antivirüs, Uç Nokta Koruması ve Yama Yönteminde Güncelliğin Korunması: Uç nokta antivirüs çözümleri, en yaygın saptama mekanizmalarıdır ve şirketlerin bunları güncel tutmaları gerekir. Trusteer Apex gibi ek uç nokta koruma çözümlerinin kullanılması düşünülebilir. Bunlar imzalara değil, davranışlara ve güvenli uygulamalara dayanır. Bunun yanı sıra kuruluşların, özellikle Adobe Flash ve Java gibi yaygın güvenlik sorunları içeren, sık kullanılan programlar söz konusu olduğunda, etkili bir yama yönetimi ilkesi benimsemeleri gerekir. Adobe Flash, fidyeci yazılımlar için iyi belgelenmiş bir etkilenme unsuru olmuştur. Kuruluş, Flash’ı varsayılan olarak devre dışı bırakmayı tercih edebilir.
- Yedek Sistemlerin Düzenli Olarak Test Edilmesi ve Kritik Verilerin Uç Noktanın Dışında Saklanması: Kuruluşun fidyeci yazılımla karşı karşıya kalması durumunda mağdur olmaması için yedek sistemler düzenli olarak test edilmeli ve kurumsal dosyaları geri yüklemek için gerçekten çalışıp çalışmadıklarından emin olunmalı. Çoğu zaman kuruluşlar yedeklerden düzgün bir biçimde geri yükleme yapamadıklarından, istenen fidyeyi ödemek zorunda kalıyorlar. Ayrıca çalışanlara kritik verilerin uç nokta üzerinde saklanılmaması da öğretilmeli. Bunun yerine kritik verilerin, düzenli olarak yedeklenen güvenli yerlerde, ağ üzerinde depolanmaları gerekir.
Voicedocs ile Konuşmalarınızı Yazıya Dökün
Voicedocs, konuştuklarımızı yazıya döken, sesi yazıya çevirme programı olarak karşımıza çıkıyor. Bu program ile parmaklarınız yorulmadan kolayca konuştuklarınızı Windows bilgisayarda yazmaya başlayabilirsiniz.
Dökümanları oluşturmak için klavyede yazmak yerine daha hızlı yol sunanVoicedocs tamamen Türkçe destekli bir uygulama. Voicedocs’u benzer konuşmayı yazıya çevirme uygulamalarından ayıran önemli özellikler bulunuyor; uygulamanın konuşmalarınızı metine çevirdikten sonra bu metinleri bilgisayarda tüm programlara aktarabilmesi ve büyük harfleri ve noktalama işaretlerini yazılara otomatik eklemesi.
Voicedocs Nasıl Kullanılır?
Windows bilgisayarınıza yüklenebilen Voicedocs uygulaması ses algılama aracı olarak Android veya iOS cihazınızı kullanıyor. Bu yüzden telefona da Voicedocs mobil uygulamasını yüklemek gerekiyor. Mobil cihazınızdaki ve bilgisayarınızdaki Voicedocs programlarının birbiriyle iletişim kurabilmeleri için bilgisayardaki programın verdiği eşleştirme kodunu telefonunuza girmeniz gerekiyor. Eşleştirmeden sonra telefona konuştuğunuz kelimeler yazıya dönüştürülerek bilgisayarınızda imlecin bulunduğu pencereye örneğin Microsoft Word’e yazılıyor. İnternet üzerinden çalışan bu uygulama 30 günlük ücretsiz deneme sürümü ile geliyor. Kaynak: ShiftDelete.Net4G, 3G’nin Yerini Alıyor!
4G kullanımının kıtasal olarak Kuzey Amerika‘da çok yaygın olduğunu görsek de ülke bazında 4G‘yi en çok kullanan ülkeler sıralamasındaSingapur, Hong Kong ve Güney Kore başı çekiyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri altyapısal zeminin hazır olması olarak gösterilebilir. Görünen o ki 4G kullanımı artıyor ve görünen o ki dominant bağlantı şekli olma yolunda da hızla ilerliyor.
Kaynak: ShiftDelete.Net Verinin manipüle edilmesi yıkıcı sonuçlar doğuracak
EMC’nin güvenlik birimi RSA’in Başkanı Amit Yoran, 2015 yılında güvenlik sektöründe yaşananları değerlendirdi ve 2016 öngörülerini açıkladı. Amit Yoran’a göre, 2015 yılının en göze çarpan özelliği, güvenlik sağlayıcılarının gelişmiş tehditlere karşı koruma sağladıkları iddialarında bulunmalarına karşın, aslında sağlayamamaları gerçeği oldu. Bir diğer öne çıkan durum ise şirketlerin dijital ortamlarının farklı şekilde izlenmesi ve savunulması gerektiğini fark etmeleri oldu. Buna aynı yöntemleri izleyerek güvenlik programlarını zaten kullanmakta oldukları teknolojiler ve yaklaşımların merkezine yerleştirmeye devam edilmesi kurumları yeni yılda zorlayacak.
Yoran, 2015 yılında, tehditlerin çok çabuk değiştiğini, öyle ki birçok organizasyonun tehditleri algılama ve bunlara yanıt verme hızından daha çabuk değiştiğine tanık olunduğunu ifade etti. Sadece birkaç yıl önce “gelişmiş tehdit” olarak kabul edilen bir tehdit, bugün bir film bileti fiyatına satılan gelişmiş kötü amaçlı yazılımlar ve saldırı setleri sayesinde olağan bir hal aldı. Bu gözlemler ne kadar can sıkıcı görünürse görünsün, en büyük etkiyi yaratacak değişim neredeyse hiç bildirilmemiş ve yanlış anlaşılmış kalmaya devam ediyor.
RSA Başkanı, önleme konusuna odaklanan güvenlik yatırımlarında artık izleme, algılama ve tepki özelliklerini de dengeleyecek bir değişim yaşandığından, bazı alanlarda ilerleme kat edildiğini gördüğünü belirtti. İhlallerin kaçınılmaz olduğunu ve daha hızlı algılamanın ve olay kapsamını daha doğru belirlemenin izlenmesi gereken yol olduğunu söylemenin artık bir klişe halini aldığını belirten Amit Yoran, 2016 yılında sektörün ve kuruluşların hazırlıklı olması gereken, yeni ortaya çıkan eğilimleri şu şekilde sıraladı:
- Stratejik veri manipülasyonu ve bozulması – Organizasyonlar verilerine sadece uygunsuz şekilde erişildiğini değil, sahip oldukları verinin kurcalandığını da fark etmeye başlayacaklar. İnsanlar ve bilgisayar sistemleri için karar verme sürecini veriler yönlendirir. O veriler farkında olmadan manipüle edilirse, söz konusu kararlar yanlış verilere dayanarak verilir. Bileşenlerin karıştırılması, kontrol sistemleri ve üretim süreçlerindeki verilerin yanlış yorumlanması geri dönülmesi zor, yıkıcı sonuçlar doğurabilir.
- Bulutta hizmet sağlayıcılara yönelik saldırılar artacak – Organizasyonlar “Hizmet olarak” modeli konusunda kendilerini giderek daha rahat hissettikçe, en hassas uygulamaları ve bazı verileri de bulutta barındırmaya başlıyor. Birçok şirketten gelen bu değerli verilerin bir araya toplanması, siber suçlular ve siber casuslar için inanılmaz derecede kârlı bir hedef ortaya çıkarıyor. Dış kaynaklı risklere dair daha kapsamlı bir anlayış gerekiyor.
- Hacktivizmin ardındaki motivasyon anlaşılmalı – Siber saldırı araçları ve hizmetleri her geçen gün olağan hal aldıkça, bir organizasyona saldırmanın maliyeti önemli ölçüde düşüyor. Bu da birincil odak noktası finansal kazanç olmayan daha fazla sayıda saldırının yapılabilmesini olanak tanıyor. Anonymous gibi gelişmiş hacktivist topluluklarına, daha deneyimsiz siber adalet savaşçıları katılıyor. Kuruluşlar muhalif görüşlerdeki aktivistlerin amaçlarının finansal kazanç olmadığını fark etmeliler. Güvenlik operasyonları ve risk yöneticilerinin sadece tehdide dair anlayışlarını değil, neyin, neden, nerede ve nasıl hedef alındığına dair anlayışlarını da değiştirmeleri gerekiyor.
- Kırılma Noktasına itilen ICS (EKS – Endüstriyel Kontrol Sistemleri) –Kimyasal, elektrik, su ve taşıma sektörlerindeki operasyonları kontrol eden sistemlere yönelik sızıntılar, son üç yılda 17 kat arttı. IoT ile birlikte bağlı ve otomatik sensörlerin gelişmesi, bu sorunları fazlasıyla kızışıyor. Siber teknolojinin terörizm amaçlı kullanımındaki artış, genel olarak ICS güvenliğindeki zayıflıkla birlikte hacktivistler ve diğer aktörler, bir elektrik şebekesini ya da su arıtma tesisini indirmenin olası etkisi bir araya geldiğinde, 2016 yılında olası bir ICS ihlalini fazlasıyla kaygı verici ve giderek daha olası hale getiriyor.
- Güvenlik Endüstrisinde Durgunluk – Güvenlik endüstrisi risk sermayesi içinde yüzüyor ve bunun sonucunda stratejiler ve teknolojilere yanlış yatırımlar yapılıyor. Kuruluşların güvenlik programları olgunlaşmaya devam ettikçe, gelişmiş tehdit ihlallerine karşı koruma sağlama iddialarının, fanteziden öte bir şeyler olmadığını öğreniyorlar. Organizasyonların gelişmiş tehditlere dair olgunlaşan anlayışlarının, güvenlik yatırımı kararlarını her geçen gün biraz daha etkilediği günümüzde, güvenlik sektöründe durgunluk olmasını bekleyebilirsiniz.
Nato’dan Siber Kalkan Uyarısı
Türkiye’de Siber Güvenliğin Açmazları adlı panelde, Türkiye’de siber güvenlikte yaşanan sorunlar ile birlikte güvenlik ve nükleer enerji politikaları çerçevesinde yürütülen araştırma programlarının sonuçları da tartışıldı. Kadir Has Üniversitesi Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi (MARC) Müdürü Doç. Dr. Salih Bıçakcı, Türkiye’de siber alanı saldırı amaçlı kullanan aktörler ve kabiliyetleri, siber suçlar ve nükleer tesislerde siber güvenliğin boyutu gibi konuların araştırıldığı çalışmanın sonuçlarını paylaştı. Panelin açılış konuşmasını NATO Yeni Güvenlik Tehditleri Bölümü Siber Savunma Direktörü Süleyman Anıl gerçekleştirdi.
“TÜRKİYE SİBER GÜVENLİKTE TEMEL HEDEFLERE ULAŞTI”
NATO Yeni Güvenlik Tehditleri Bölümü Siber Savunma Direktörü Süleyman Anıl, “NATO’dan gelen bilgileri ağlarında kullanan ülkeleri, NATO denetleme yetkisine sahip oluyor ve NATO’nun güvenlik asistanları NATO üyesi ülkeleri ziyaret ederek denetliyor. Türkiye’nin kağıt üzerinde siber güvenlikte temel hedeflerine ulaştığı görülüyor” dedi.
Anıl, “Terör örgütlerinde artış oldu ve siber saldırılarda da artış var fakat şu anda çok zorlayıcı değil. Siber savunmayı hava, deniz, kara savunması gibi gördüğünüzde altını doldurmanız ve kendinizi yetiştirmeniz gerekir. Ülkeler, siber alanı, kara, hava, deniz alanları gibi konumlandırılmalı. Ukrayna’daki gelişmelerden sonra savaş kavramının değiştiği bir kez daha görüldü. Birebir ordu orduya savaşın dışında çeşitli savaşlar görüyoruz. Geleneksel savunma yöntemleri bu konularda etkili olmuyor. Siber savunmada bölgesel ve ulusal partnerlerinizin olması önemlidir. Siber saldırılar dışarıdan gelir, bu yüzden diğer partnerlerle iyi ilişkileriniz olması gerekir” diye konuştu.
“HER ÜLKE KENDİ SİBER KALKANINI OLUŞTURMALI”
NATO’nun saldırı kaynağını biliyorsa askeri karşılık verme imkanı dışında karşılık vermediğinin altını çizen Anıl, ”NATO siber saldırıyı etkisiz hale getirmek üzere çalışır fakat siber saldırıda bulunmaz çünkü bu hukuki değildir. NATO’nun Türkiye ve diğer üye ülkeler üzerinde bir siber kalkanı yok. NATO’nun siber kalkan yeteneği yok. Öncelikle ülkelerin kendi ‘siber kalkan’ yeteneklerinin olması gerekir. NATO, üyesi olan ülkelere resmi başvurularının niteliğine göre siber güvenlik ve siber savunma yardımı yapar “ dedi.
Anıl, “2016 yılında Varşova’da yeni bir NATO zirvesi olacak. 28 ülkenin siber savunmaya daha fazla yatırım yapmaları gerekliliği ve siber alanın kendi başına bir domain olarak kabul edilmesi konuları bu zirvede görüşülecek” diye konuştu.
“TEHDİDİN NİTELİĞİNİ ANLAMAK TUTARLILIĞI ARTIRACAK”
Kadir Has Üniversitesi Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi (MARC) Müdürü Doç. Dr. Salih Bıçakcı panelde yaptığı konuşmada, günden güne gelişen siber dünyanın, insan hayatına kattığı imkanların yanı sıra güvenlik problemlerini de artırdığına dikkat çekti. Bıçakcı, “Bütün reel kavramların başına ‘siber’ ön takısını getirerek ‘siber savaş, siber çeteler, siber tehdit v.b.’ ifadelerle kavram karmaşasını da artırıyoruz” diye konuştu. Bıçakcı, “Siber uzayın gelişen ortamı henüz uluslararası sistem ve hukukun bütünüyle kapsayabildiği bir alan değildir. Halihazırda bütün ülkeler ‘milli’ siber alanlar oluşturmaya çalışılıyor. Gerek ABD’nin kendine yönelen bir saldırı olduğunda interneti kapatma gayretleri, gerekse İran’ın Stuxnet sonrasında kapalı internet oluşturma çabaları sınırların belirlenmesine yönelik doğum sancılarıdır. Aktörlerin belirsizliği ve siber uzayın hızı ulus devletleri internet karşısında aciz bırakıyor. Büyük ve simetrik devlet yapılarının yeni ortaya çıkan bu tehditlere karşı eski organizasyonlarla karşılık vermekte zorlandığı görülüyor. Siber tehditlerle mücadele edebilmek için devletlerin asimetrik ve hızlı tepki veren organizasyonlara ihtiyacı var. Tehdidin niteliğini derinlemesine anlamak, geliştirilecek tedbirlerin tutarlılığını arttıracaktır” dedi.
“SİBER GÜVENLİK MGK’DA DA TARTIŞILDI”
“Türkiye vatandaşlarının yalnızca yüzde 46’sı internet erişimine sahip. Bu da Türkiye’yi dünyada internet kullanımında 97’nci sıraya koyuyor” diyen Bıçakcı, “Türkiye, dünyadaki siber saldırıların üçüncü büyük çıkış noktası olmuştur. Türkiye’nin kabiliyetlerini ve teknik altyapısını sorgulama gerekliliğini ortaya koydu” şeklinde konuştu. NATO’nun bütün üyelerinin siber kabiliyetlerini artırma ve ortak bir düzlemde çalışabilir hale getirme çabalarının, Türkiye’nin de siber güvenlik konusundaki çalışmalarına hız vermesine neden olduğunun altını çizen Bıçakcı, Türkiye’de yetkililer uzunca bir süre siber tehditleri sadece siber suç seviyesinde değerlendirdi. Hatta önemli güvenlik kurumlarına yapılan saldırılar terörle mücadele çerçevesinde ele alındı. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bünyesinde kurulan birimler ve ulusal bilgi güvenliği kapısıyla devlet kurumlarındaki siber güvenlik bilinci arttırılmaya çalışıldı. Nihayet 27 Ekim 2010 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında siber tehditler tartışılarak Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne girdi. 2012’de Ankara Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı da dahil olmak üzere birçok kamu kuruluşuna yaptığı saldırılar ve bu saldırıların medyada yer bulması, Türkiye’de siber tehdit algısının oluşmasını hızlandı. Bunun üzerine 20 Ekim 2012’de toplanan Bakanlar Kurulu, Ulusal Siber Güvenlik Çalışmalarının Yürütülmesi, Yönetilmesi ve Koordinasyonuna İlişkin Kararı onayladı. Bu karar siber güvenlik kurulunun Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı başkanlığınca oluşturulmasını kapsıyor” ifadelerini kullandı.
DÖRT AYRI KATEGORİDE ÇALIŞMA
Son dönemlerde bir yandan İran’a yapılan Stuxnet saldırısının, diğer yandan Rusya’nın Estonya, Gürcistan ve Ukrayna’ya gerçekleştirdiği siber saldırıların ve son olarak Suriye Elektronik Ordusu’nun saldırıları ve IŞİD’in siber ağlara sızma girişimlerinin Türkiye’yi siber dünyaya hazırlıklı olmaya zorladığının altını çizen Bıçakcı, “Bu kapsamda Türkiye’nin ne denli hazır olduğunu sorgulamak için dört kategoride çalışma yapılmasına karar verildi” dedi. Bıçakcı, bu dört kategoriyi şöyle sıraladı:
“‘Siber Güvenlik ve Nükleer Siber Güvenlik Değerlendirmesi’ kategorisinde dünyadaki siber güvenlik modellerinin yaklaşımı ve gelişimi, özellikle de Akkuyu ve Sinop’ta yapılacak nükleer tesislerin siber güvenliğinin nasıl sağlanacağına odaklanıldı. ‘Türkiye’nin Güncel Siber Güvenlik Altyapısının Değerlendirilmesi’ kategorisi kapsamında Türkiye’nin son yıllarda siber güvenliğinin sağlanabilmesi için gerekli olan hukuki ve bürokratik zemin sağlanmaya çalışılıyor. Bu bölüm bunun bütünüyle ortaya koymayı amaçlamıştır. Öte yandan Türkiye’ye de faaliyet gösteren hacker gruplara da ana hatlarıyla bakarak, muhtemel eğilimlerini anlamaya çalışıldı. ‘Siber Suç’ kategorisinde tartışılan temel öge ise şudur: Bütün siber saldırılar siber suç olarak başlar ve kısa bir süre içinde hızla evrilerek hedeflerine ulaşırlar. Projenin bu bölümünde siber suç kavramı ve nasıl anlaşılması gerektiği üzerine odaklanıldı. Siber suç ve siber terörizm arasındaki sınırlar mümkün olduğunca netleştirilirken Türkiye’nin bu konuya yaklaşımı da tartışıldı. Son olarak ‘Siber Savaş’ başlığında ise Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada yükselen siber ordularla nasıl mücadele etmesi gerektiği, bunun için hazırlığın olup olmadığı konuları bu bölümde ele alındı. Günümüzde siber savaşların olup olmadığı hep tartışma konusu oldu. Hibrit tehdit oldukları konusundaki birleşen uzmanlar siber savaş kavramını anlamak ve yarının askeri yapılanmasının nasıl organize olması gerektiğini belirlemeye gayret ederler” dedi. Apple, Yeni COO’sunu Belirledi!
Steve Jobs’ın CEO olduğu dönemlerde COO olarak görev alan Tim Cook’un eski görevine getirilen Jeff Williams, 2008 yılından bu yana Apple çatısı altında çalışmalar sürdürüyordu.
Şimdilerde en çok konuşulan konu ise Jeff Williams’ın, tıpkı Tim Cook gibi COO görevinden CEO görevine yükselip yükselemeyeceği olmuş durumda. Zira bilindiği gibi şirketler için CEO görevinin bir alt koltuğu, COO pozisyonu oluyor. Nitekim COO görevine getirilen Jeff Williams’ın da, ilerde Apple CEO’su olup olmayacağı da merak edilenlerden oluyor. Facebook, Taksiden Parayı Kıracak!
Ancak toplamda milyardan fazla kullanıcıya sahip olan WhatsApp veya Facebook Messenger üzerinden henüz önemli bir gelir elde etmeyi başaramayan Facebook’un yeni planı, bu durumu değiştirebilir.
Facebook’un yeni duyurusuna göre, Facebook Messenger üzerinde “ulaşım” isimli yeni bir sekmenin testlerini yapıyor. Bu ulaşım sekmesi ise kullanıcıların Facebook Messenger’dan çıkmasına gerek kalmadan, bulundukları lokasyona taksi çağırmalarını sağlayacak.
Facebook, ulaşım sekmesi içinde şimdilik Uber ile çalışacağını açıkladı ancak başka mobil taksi uygulamaları da anlaşmalara bağlı olarak Facebook Messenger’da yer alabilecek. Elbette bu “anlaşmanın” komisyon oranı olduğunu tahmin edebilirsiniz. Ulaşım sekmesi sayesinde Facebook artık kullanıcılarının çağırdığı taksilere ödediği ücretlerden komisyon alarak Messenger uygulamasının para kazanmasını sağlayacak.
Milyar dolarlık pazar
Eğer bu geliri küçümsemeyi planlıyorsanız, öncelikle Uber’in bir yıllık kazancının boyutuna bakmanızı tavsiye ederim. Uber’in 2015 için net gelirinin 1,5 milyar dolar ile 2 milyar dolar arasında olması bekleniyor. Önümüzdeki iki sene içinde ise Uber’in 10 milyar dolar seviyesinde kazanç sağlaması hesaplanıyor. Sürücüsüz otomobil teknolojilerinin gelişmesi ve şoförlerin maaşlarının denklemden çıkmasıyla bu kazancın katlanarak büyümesi söz konusu. Şimdi, Facebook Messenger’ın ve büyük olasılıkla yakın gelecekte WhatsApp’ın, Uber gibi bol kazançlı taksi uygulamalarına müşteri yollayarak bu milyar dolarlardan komisyon almaya başlaması, milyarlarca dolarlık mobil taksi uygulamaları pazarına ortak olması anlamına gelecek. Dolayısıyla, birkaç sene içinde Facebook’un bütçesinde mesajlaşma uygulamalarından gelen milyar doları da görürsek şaşırmayalım.
Türkiye’de ise şimdilik Uber benzeri uygulamalar çok yaygın kullanılmıyor olsa da, çok yaygın kullanılan Facebook Messenger ve WhatsApp’ın yönlendirmesiyle, büyük kitleler mobil taksi uygulamalarını tercih etmeye başlayabilir. Kredi kartı bilgilerinizi verdiğiniz Facebook’un, sizin için taksicinin hesabına parayı gönderdiği, bozuk para çıktı mı, çıkmadı mı tartışmalarının son bulduğu, mobil cihazlar ve navigasyon imkanı sayesinde taksi bulmanın/çağırmanın çok daha kolay olacağı bu yeni dönemi Türk kullanıcılarının da çok seveceğini tahmin etmek zor değil. Özellikle büyük şehirlerde, toplantılara yetişmek için sürekli taksi çağırmak durumunda olan profesyonellerin, kaldırımlarda taksi çevirmek için ter dökmek yerine, Messenger üzerinden bir tuşa basarak bulundukları noktaya taksi çağırabilecek olmaları, karşı konulamaz bir hizmet olmaz mı? Alphabet’in yeni işi belli oldu
Uber’in hızlı yükselişi ile dikkat çeken uygulama üzerinden otomobil kiralama servisleri, yeni dönemin en popüler işleri arasında yer alacak gibi görünüyor. Ancak Google, bu alanda farklı bir iş modeli oluşturacak.
Şoförsüz Uber
Sürücüsüz otomobil teknolojileri konusunda çok ileri çalışmaları ve ürünleri bulunan Google, bu teknolojinin trafiğe çıkma izni almasıyla, sürücüsüz otomobillerin kiralanmasını sağlayacak bir şirket kuracak. Böylece, “şoförsüz Uber” yaratacak olan Google, yolcuların cep telefonundan bulundukları yere “robot taksi” çağırmalarını sağlayacak. Google henüz konu hakkında bir yorum yapmıyor ancak teknoloji devinin sürücüsüz otomobilleri şimdiden satışa çıkarıp kullanıma sunduğu biliniyor. Trafiğe çıkamasalar da sürücüsüz otomobiller, büyük şirketlerin, üniversitelerin, hastanelerin kampüslerinde binalar arasında yolcu taşımak için kullanılıyor. Google’ın sürücüsüz taksi servisini ilk aşamada bu kampüslere yönelik devreye sokması da mümkün olabilecek.Twitter Tasarım Başkanı, İşten Ayrılıyor!

Brezilya’lı telekomcular WhatsApp’a engeli çaktı!
Brezilyalı WhatsApp kullanıcıları bugün enteresan bir olay ile karşılaştı. Brezilya’da bir mahkemenin vermiş olduğu karar sonucu ülkede WhatsApp erişimi engellendi. 48 saat sürecek olan WhatsApp erişim engeli, tüm ülkede olduğu gibi sosyal medya sayesinde yayılarak global anlamda da tepkilere neden oldu.
WhatsApp neden engellendi?
Brezilya menşeli telekomünikasyon şirketleri; WhatsApp’in internet üzerinden sunmuş olduğu mesajlaşma ve sesli görüşme hizmetlerinin, kendilerinin sunmuş olduğu ücretli hizmetlerine engel olduğu için WhatsApp aleyhine dava açmıştı. Brezilyalı Vivo şirketinin başkanı Amos Genish, WhatsApp’ın korsan olduğunu dile getirerek tüm tepkileri üzerine çekmişti. Brezilya mahkemesi bugün telekomünikasyon şirketlerinin lehine bir karar vererek WhatsApp’ı 48 saatliğine engelledi.
Bu engelin Brezilya için bir başlangıç olduğunu, Internet’in kontrolü için bazı popüler servislerin de engellenebileceği söyleniyor.
Mark Zuckerberg tepkili!
Bu duruma Mark Zuckerberg, Facebook hesabı üzerinden tepki gösterdi. Zuckerberg; Brezilya’da 100 milyondan fazla WhatsApp kullanıcısının olduğunu bu erişim engellinin yanlış olduğunu dile getirdi. Zuckerberg ayrıca Brezilya’daki kullanıcıların mesajlaşmak için Messenger uygulamasını kullanabileceklerinin de altını çizdi.
Kaynak: ShiftDelete.Net e-devlet, 8 yılda 25 milyon kişiye ulaştı
Türkiye’nin ilk ve lider elektronik sertifika hizmet sağlayıcısı E-GÜVEN’in Genel MüdürüCan Orhun Türkiye’de e-dönüşümün ülke geneline yayılmasının önünü açan e-devlet kapısının 8. yıl dönümünde sektörü değerlendirdi:
“Kullanıcı sayısı 2015’in son ayında 25 milyonu geçen e-devlet uygulamasına geçtiğimiz yıl 3,5 milyon yeni kullanıcı dahil oldu. 8. yılında 206 kurum ve kuruluşa ait 1.359 hizmet kalemi sunan uygulamada e-Devlet kullanıcısı olma yaşının 15’e düşürülmesiyle birlikte; 15 yaş üstü her 3 kişiden 1’inin şu anda e-devlet hizmetlerinden faydalanmakta olduğunu görüyoruz. BTK’nın ikinci raporuna göre, 2015 Haziran sonu itibarıyla e-devlet uygulamalarında da kullanılmak üzere 1.465.146’sı elektronik imza ve 370.034’ü mobil imza olmak üzere toplam 1.835.180 elektronik sertifika oluşturuldu. e-İmza kullanıcılarının %19’unu 19-25 yaş arası, %40’ını 25-40 yaş arası, %41’ini 40 yaş ve üstü kullanıcılar oluşturmakta.”
e-Devlet ile yapılacak işlemler her geçen gün artıyor
e-Devlet uygulaması kapsamında yapılabilecek işlemlerin ise her geçen gün arttığını belirten Orhun: “İstatistiklerine göre bireylerde e-Devlet hizmetlerini kullanım oranının yüzde 53,2’e, özel sektörde ise yüzde 81,4’e yükseldiğini görüyoruz. e-İmza sahiplerinin yüzde 49’u e-devlet uygulamalarını kullanırken; yüzde 53’ü ise Ulusal Yargı Ağı Bilgi Sistemi (UYAP), Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS), Elektronik Kamu Alımları Platformu (EKAP) gibi kamu projelerinde e-imzadan faydalanıyor. E-GÜVEN olarak e-imza sayesinde hem zaman tasarrufu hem de daha etkin ve güvenli bilgi alışverişi sağlanmasında rol oynuyoruz.” dedi.
Türkiye’yi e-dönüşüm alanında dünyanın sayılı ülkelerinden biri haline getirmeye katkıda bulunuyoruz
e-Devlet uygulamasının geldiği nokta ve geleceği hakkında görüşlerini belirten Orhun:Ülkemizde 2005 yılında e-imza kanununun yürürlüğe girmesiyle başlayan e-dönüşüm süreci içerisinde 2018 yılı itibariyle e-devlet kullanıcı sayısının 30 milyon, hizmet kaleminin ise 3 bin olması hedefleniyor. Ülkemizde elektronik ortamda sunulan kamu hizmetlerinden memnuniyet oranı yüzde 88,7. Bu doğrultuda e-Devlet kapsamında yapılabilecek işlemlerin her geçen gün artığını görüyoruz. E-GÜVEN olarak amacımız kurumlardan bireylere e-imzanın sağladığı avantajları herkese ulaştırarak kullanımını yaygınlaştırmak ve e-dönüşüm alanında Türkiye’yi dünyanın sayılı ülkelerinden biri haline getirmeye katkıda bulunmak.” dedi
Mobil Dönüşüm ve Değişen İş Şekilleri
Son 50 yıla bakacak olduğumuzda, tüketicilerin ve insanlığın hayatlarını değiştiren trendlerin, yaklaşık 10 yıllık periyotlarla beraber değiştiğini görüyoruz. Fakat son yıllardaki en büyük değişimi 2000 ve 2007 yıllarında yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.
Hayatımıza giren iPod ile beraber, online müzik satın alma ve yanımızda sürekli taşıyacağımız bir cihaz kavramına iyice alışan tüketiciler, 2007 yıllarında tamamen yenilenen akıllı telefon deneyimi ve sosyal medya deneyimini yaşamaya başladılar. Bu da günümüzü etkileyen en büyük değişim sürecini başlattı.
iPhone ve Android ile başlayan büyük değişim, herkesi etkiledi
Android ve iOS ile beraber ivmelenen mobil dönüşüm süreci, artık günümüzde verilerin çoğunun mobilden üretildiği bir noktaya geldi.
:: Android mi iOS mi? Değerlendirme videomuzu buradan izleyebilirsiniz…
Mobil cihazların gelişmiş yetenekleri ve internet özellikleriyle beraber üretilen verinin de inanılmaz derecede arttığını görüyoruz.
İnsanoğlunun 5000 yılda ürettiği veriyi hemen üretiyoruz
2007 yılında 4 Exabyte değerinde tekil veri üretiliyorken, günümüzde her gün 2.5 Exabyte veri üretildiğini hatırlatalım.
Bu rakam, insanoğlunun 5000 yılda ürettiği veriden daha fazla. Son yıllardaki teknolojik gelişmenin, dijitalleşmenin ve mobil dönüşümün hangi boyutlarda olduğunu anlamamız için de çok güzel bir örnek.

Devir abone ol devri!
Bir düşünün. Abone olmak! Eskiden ne kadar da önemli bir terimdi. Dergilere, gazetelere abone olunurdu. Akıllı cihazların hayatımıza girmesiyle beraber, abonelik kavramı da değişmiş durumda.
Günümüzde dergilere artık online abone olabiliyoruz. Hatta online dergi ekosistemine komple aylık abone olup, o ağdaki tüm dergilere de sahip olabiliyorsunuz. Yazımızın başında dediğimiz dijital dönüşümü, basın sektörü de bu şekilde yaşıyor.
Abone olma kavramını, abonelik satan yeni şirketlerin ortaya çıkmış olması da etkiledi. Mobil dönüşüm sürecini hızlandıran ve son kullanıcıyı bünyesine katan en iyi örnek. Artık bir filmi ya da müzik albümünü satın almak yerine, aylık abonelik olunarak tüm müzik ya da filmlere ulaşabilme imkanına erişiyorsunuz. Kısacası artık, aldığımız hizmete abone oluyoruz.
Artık teknoloji firmaları da kullanıcılarına abonelik sunuyor. Artık kalıcı lisans yerine süreli lisans modeline geçiş yapan Autodesk bunlardan bir tanesi.
:: Autodesk ile yeni süreci konuştuğumuz videoyu buradan izleyebilirsiniz…
Abone olmanın avantajları neler?
Günlük dinlediğimiz müzikler için aylık abone olmadığımızı düşünsenize? Tek tek müzikleri satın almak ya da fiziksel albümleri satın almak ne kadar maaliyetli ve iş sürecini artırıcı olacaktır.
Kullandıkça öde mantığında ilk satın alma maaliyetlerinin daha düşük olması, başta bulut hizmetleri gibi firmalardan doğrudan hizmet satın alabilme, donanım giderleri gibi ek giderlerin minimuma inmesi, en büyük avantajlar arasındaki yerini alıyor.
Geleceğin yazılımları!
:: Mobil dönüşüm sürecini konuştuğumuz röportaj videomuza buradan ulaşabilirsiniz…
Autodesk Fusion’ı düşünün. Başka bir kıtada bulunan sunucuda çalıştırılan, bulut tabanlı, gelişmiş bir tasarım uygulaması. Kullanmanız için gereken tek şey abone olmak ve tarayıcı çalıştıran bir cihaz ya da mini bilgisayar.
Abone olmanızla beraber, ödemekten kurtulduğunuz masrafları alt atla sıralayalım;
-Güçlü bir iş istasyonu
-Bunu yönetecek bir IT birimi
-Bakım ve onarım, cihaz yenileme masrafları
-Oluşacak ek elektrik sarfiyatı
-Ve çok daha fazlası…
Günümüzün ve geleceğin yazılımlarında, donanım diye bir ihtiyaç ortadan kalıyor. Sadece akıllı bir cihaz ve internet ile en iddialı tasarımları yapabilecek hale geliyorsunuz.
Intel’den robotik ve programlama eğitimleri
Intel’in 6 kişilik uluslararası gönüllü eğitmenleri (IESC) tarafından gerçekleştirilen proje kapsamında geleceğin mucitleri ve öğretmenler farklı düzeylerde eğitimlerle tanıştı. Darüşşafaka ve Doğa Koleji’nde öğrencilere eğitimler verilirken, Mektebim Okulları ve Özel Okullar Birliği öğretmenlerine de ayrıca özel eğitimler gerçekleştirildi.
Intel Edison kitleriyle robot yapmayı öğrendiler
Üç aşamadan oluşan eğitimlerin ilk aşamasında katılımcılar temel programlama dili ve kitlerle tanışarak onları kullanmayı öğrenirken, ikinci aşamada ileri düzey programlama öğretiliyor. Dağıtılan Edison kitleriyle robotları nasıl yapabilecekleri katılımcılara detaylı şekilde aktarılıyor. Son aşamada ise ikili gruplar halinde kendilerine verilen bir görevi ellerindeki malzemeler ile gerçekleştirmeleri isteniyor. Bu aşamada katılımcıların eğitim süresinceöğrendikleri bilgileri kullanmaları hedefleniyor.
Program kapsamında çocuklara verilen eğitimlerle; özgüvenlerinin artması ve bilişimin olanaklarıyla yeteneklerini ortaya çıkarmaları hedefleniyor. Öğretmenlerin ise öncelikle temel “maker” eğitim içeriğini içselleştirmeleri, ardından da öğrencilerine aktarabilecek seviyeye gelmeleri amaçlanıyor.
IESC Nedir?
IESC (Intel Education Service Corps) Intel’in devlet ve sivil toplum kurluşlarıyla yakından çalışan, gelişmekte olan ülkelerde teknik destek ve eğitimler sağlayan birimidir. 2009dan itibaren, IESC ekipleri 21 farklı ülkeden binlerce öğrenci ve öğretmene hem Intel ürünlerini kullanmayı öğretip hem de eğitim, sağlık ve tarım gibi konularda eğitimler vermektedir. Türkiye Siber Güvenlikte Temel Hedeflerine Ulaştı
Türkiye’de Siber Güvenliğin Açmazları adlı panelde, Türkiye’de siber güvenlikte yaşanan sorunlar ile birlikte güvenlik ve nükleer enerji politikaları çerçevesinde yürütülen araştırma programlarının sonuçları da tartışıldı. Kadir Has Üniversitesi Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi (MARC) Müdürü Doç. Dr. Salih Bıçakcı, Türkiye’de siber alanı saldırı amaçlı kullanan aktörler ve kabiliyetleri, siber suçlar ve nükleer tesislerde siber güvenliğin boyutu gibi konuların araştırıldığı çalışmanın sonuçlarını paylaştı. Panelin açılış konuşmasını NATO Yeni Güvenlik Tehditleri Bölümü Siber Savunma Direktörü Süleyman Anıl gerçekleştirdi.
“TÜRKİYE SİBER GÜVENLİKTE TEMEL HEDEFLERE ULAŞTI”
NATO Yeni Güvenlik Tehditleri Bölümü Siber Savunma Direktörü Süleyman Anıl, “NATO’dan gelen bilgileri ağlarında kullanan ülkeleri, NATO denetleme yetkisine sahip oluyor ve NATO’nun güvenlik asistanları NATO üyesi ülkeleri ziyaret ederek denetliyor. Türkiye’nin kağıt üzerinde siber güvenlikte temel hedeflerine ulaştığı görülüyor” dedi.
Anıl, “Terör örgütlerinde artış oldu ve siber saldırılarda da artış var fakat şu anda çok zorlayıcı değil. Siber savunmayı hava, deniz, kara savunması gibi gördüğünüzde altını doldurmanız ve kendinizi yetiştirmeniz gerekir. Ülkeler, siber alanı, kara, hava, deniz alanları gibi konumlandırılmalı. Ukrayna’daki gelişmelerden sonra savaş kavramının değiştiği bir kez daha görüldü. Birebir ordu orduya savaşın dışında çeşitli savaşlar görüyoruz. Geleneksel savunma yöntemleri bu konularda etkili olmuyor. Siber savunmada bölgesel ve ulusal partnerlerinizin olması önemlidir. Siber saldırılar dışarıdan gelir, bu yüzden diğer partnerlerle iyi ilişkileriniz olması gerekir” diye konuştu.
“HER ÜLKE KENDİ SİBER KALKANINI OLUŞTURMALI”
NATO’nun saldırı kaynağını biliyorsa askeri karşılık verme imkanı dışında karşılık vermediğinin altını çizen Anıl, ”NATO siber saldırıyı etkisiz hale getirmek üzere çalışır fakat siber saldırıda bulunmaz çünkü bu hukuki değildir. NATO’nun Türkiye ve diğer üye ülkeler üzerinde bir siber kalkanı yok. NATO’nun siber kalkan yeteneği yok. Öncelikle ülkelerin kendi ‘siber kalkan’ yeteneklerinin olması gerekir. NATO, üyesi olan ülkelere resmi başvurularının niteliğine göre siber güvenlik ve siber savunma yardımı yapar “ dedi.
Anıl, “2016 yılında Varşova’da yeni bir NATO zirvesi olacak. 28 ülkenin siber savunmaya daha fazla yatırım yapmaları gerekliliği ve siber alanın kendi başına bir domain olarak kabul edilmesi konuları bu zirvede görüşülecek” diye konuştu.
“TEHDİDİN NİTELİĞİNİ ANLAMAK TUTARLILIĞI ARTIRACAK”
Kadir Has Üniversitesi Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi (MARC) Müdürü Doç. Dr. Salih Bıçakcı panelde yaptığı konuşmada, günden güne gelişen siber dünyanın, insan hayatına kattığı imkanların yanı sıra güvenlik problemlerini de artırdığına dikkat çekti. Bıçakcı, “Bütün reel kavramların başına ‘siber’ ön takısını getirerek ‘siber savaş, siber çeteler, siber tehdit v.b.’ ifadelerle kavram karmaşasını da artırıyoruz” diye konuştu. Bıçakcı, “Siber uzayın gelişen ortamı henüz uluslararası sistem ve hukukun bütünüyle kapsayabildiği bir alan değildir. Halihazırda bütün ülkeler ‘milli’ siber alanlar oluşturmaya çalışılıyor. Gerek ABD’nin kendine yönelen bir saldırı olduğunda interneti kapatma gayretleri, gerekse İran’ın Stuxnet sonrasında kapalı internet oluşturma çabaları sınırların belirlenmesine yönelik doğum sancılarıdır. Aktörlerin belirsizliği ve siber uzayın hızı ulus devletleri internet karşısında aciz bırakıyor. Büyük ve simetrik devlet yapılarının yeni ortaya çıkan bu tehditlere karşı eski organizasyonlarla karşılık vermekte zorlandığı görülüyor. Siber tehditlerle mücadele edebilmek için devletlerin asimetrik ve hızlı tepki veren organizasyonlara ihtiyacı var. Tehdidin niteliğini derinlemesine anlamak, geliştirilecek tedbirlerin tutarlılığını arttıracaktır” dedi.
“SİBER GÜVENLİK MGK’DA DA TARTIŞILDI”
“Türkiye vatandaşlarının yalnızca yüzde 46’sı internet erişimine sahip. Bu da Türkiye’yi dünyada internet kullanımında 97’nci sıraya koyuyor” diyen Bıçakcı, “Türkiye, dünyadaki siber saldırıların üçüncü büyük çıkış noktası olmuştur. Türkiye’nin kabiliyetlerini ve teknik altyapısını sorgulama gerekliliğini ortaya koydu” şeklinde konuştu. NATO’nun bütün üyelerinin siber kabiliyetlerini artırma ve ortak bir düzlemde çalışabilir hale getirme çabalarının, Türkiye’nin de siber güvenlik konusundaki çalışmalarına hız vermesine neden olduğunun altını çizen Bıçakcı, Türkiye’de yetkililer uzunca bir süre siber tehditleri sadece siber suç seviyesinde değerlendirdi. Hatta önemli güvenlik kurumlarına yapılan saldırılar terörle mücadele çerçevesinde ele alındı. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bünyesinde kurulan birimler ve ulusal bilgi güvenliği kapısıyla devlet kurumlarındaki siber güvenlik bilinci arttırılmaya çalışıldı. Nihayet 27 Ekim 2010 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında siber tehditler tartışılarak Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne girdi. 2012’de Ankara Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı da dahil olmak üzere birçok kamu kuruluşuna yaptığı saldırılar ve bu saldırıların medyada yer bulması, Türkiye’de siber tehdit algısının oluşmasını hızlandı. Bunun üzerine 20 Ekim 2012’de toplanan Bakanlar Kurulu, Ulusal Siber Güvenlik Çalışmalarının Yürütülmesi, Yönetilmesi ve Koordinasyonuna İlişkin Kararı onayladı. Bu karar siber güvenlik kurulunun Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı başkanlığınca oluşturulmasını kapsıyor” ifadelerini kullandı.
DÖRT AYRI KATEGORİDE ÇALIŞMA
Son dönemlerde bir yandan İran’a yapılan Stuxnet saldırısının, diğer yandan Rusya’nın Estonya, Gürcistan ve Ukrayna’ya gerçekleştirdiği siber saldırıların ve son olarak Suriye Elektronik Ordusu’nun saldırıları ve IŞİD’in siber ağlara sızma girişimlerinin Türkiye’yi siber dünyaya hazırlıklı olmaya zorladığının altını çizen Bıçakcı, “Bu kapsamda Türkiye’nin ne denli hazır olduğunu sorgulamak için dört kategoride çalışma yapılmasına karar verildi” dedi. Bıçakcı, bu dört kategoriyi şöyle sıraladı:
“‘Siber Güvenlik ve Nükleer Siber Güvenlik Değerlendirmesi’ kategorisinde dünyadaki siber güvenlik modellerinin yaklaşımı ve gelişimi, özellikle de Akkuyu ve Sinop’ta yapılacak nükleer tesislerin siber güvenliğinin nasıl sağlanacağına odaklanıldı. ‘Türkiye’nin Güncel Siber Güvenlik Altyapısının Değerlendirilmesi’ kategorisi kapsamında Türkiye’nin son yıllarda siber güvenliğinin sağlanabilmesi için gerekli olan hukuki ve bürokratik zemin sağlanmaya çalışılıyor. Bu bölüm bunun bütünüyle ortaya koymayı amaçlamıştır. Öte yandan Türkiye’ye de faaliyet gösteren hacker gruplara da ana hatlarıyla bakarak, muhtemel eğilimlerini anlamaya çalışıldı. ‘Siber Suç’ kategorisinde tartışılan temel öge ise şudur: Bütün siber saldırılar siber suç olarak başlar ve kısa bir süre içinde hızla evrilerek hedeflerine ulaşırlar. Projenin bu bölümünde siber suç kavramı ve nasıl anlaşılması gerektiği üzerine odaklanıldı. Siber suç ve siber terörizm arasındaki sınırlar mümkün olduğunca netleştirilirken Türkiye’nin bu konuya yaklaşımı da tartışıldı. Son olarak ‘Siber Savaş’ başlığında ise Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada yükselen siber ordularla nasıl mücadele etmesi gerektiği, bunun için hazırlığın olup olmadığı konuları bu bölümde ele alındı. Günümüzde siber savaşların olup olmadığı hep tartışma konusu oldu. Hibrit tehdit oldukları konusundaki birleşen uzmanlar siber savaş kavramını anlamak ve yarının askeri yapılanmasının nasıl organize olması gerektiğini belirlemeye gayret ederler” dedi. Dünyanın İlk Tablet Piyanosu
Dünya teknoloji devi Samsung Electronics, en yeni tableti Galaxy Tab S2 ile dünyanın dört bir yanındaki müzik tutkunlarını sevindirecek yaratıcı bir inovasyona imza attı. İngiltere’nin popüler ismi Piyanist Myleene Klass ile işbirliğine giden Samsung, 100 adet Galaxy Tab S2’den meydana getirdiği “dünyanın ilk düz piyanosu”nun tanıtımını Londra’nın ünlü alışveriş noktalarından Spitalfield Market’tagerçekleştirdi.
Piyanist Myleene’i bir noel ağacının altında koskoca bir hediyenin paketini açarken görenler, karşılarına onlarca Samsung Galaxy TAB S2 ile oluşturulmuş koca bir piyano çıkınca gözlerine inanamadı. Tablet (piyano) tuşlarının başına geçen sanatçı, tüm Spitalfield Market’a yayılan müziğiyle kasvetli bir Aralık gününü aydınlatmayı başardı.
Myleene: “Tablet, hayatımın her alanında ‘olmazsa olmaz’ bir araç”
Piyanonun lansmanında konuşan Myleene; Galaxy Tab S2’lerden yapılanpiyanoyu şöyle değerlendirdi:
“Hiçbir şey beni kızlarımla piyanonun başına geçmek kadar mutlu edemez. Gerçekten de bir ilki başaran Samsung Tab S2 piyano, daha önce çaldıklarımdan çok farklı. Küçükkızım ‘Jingle Bells’ çalmayı yeni öğrendi; bu piyanoyu denemekten çok hoşlanacağına eminim.”
Tableti, yılbaşı planları ve organizasyonu dahil olmak üzere hayatın her alanında olmazsa olmaz bir araç olarak gördüğünü belirten Myleene, “Yılbaşı alışverişinden Skype’ta arkadaşlarım ve ailemin yeni yılını kutlamaya kadar her konuda tabletimden yardım alıyorum” dedi.
Samsung Electronics’ten yapılan açıklamada, markanın en yeni tableti Galaxy Tab S2’ya ilişkin olarak şu ifadeler yer aldı:
“Samsung’un en yeni tableti Galaxy Tab S2, ultra ince ve hafif bir tablet isteyenlere özel olarak geliştirildi. Tab S2, nerede olursanız olun, yeni içerik keşfetmenize yardımcı oluyor. Tablet piyano, göz kamaştırıcı AMOLED ekranlar sayesinde sadece kusursuz bir ses kalitesine değil, aynı zamanda altın sarısı yılbaşı hediye paketi animasyonuyla etkileyici bir görünüme de sahip. Tıpkı piyano gibi, Galaxy Tab S2 da altın rengi çarpıcı tasarımıyla aileniz ve arkadaşlarınız için büyüleyici bir yılbaşı hediyesi alternatifi sunuyor.” 








