Apple etkinliği için tarih belli oldu

1
Apple etkinliği 21 Mart günü Cupertino, Kaliforniya’daki ana kampüste gerçekleşecek. Davetiyeler basıldı ve dağıtımı başladı. Her zamanki gibi etkinlikle ilgili bir detay paylaşılmadı. Davetiyede yer alan “Let us loop you in” ifadesi ise çok önemli bir ipucu gibi görünse de aslında Apple’ın kampüs adresiyle ilgili basit bir kelime oyunu. Apple’ın Cupertino’daki merkez üssünün adresi Infinite Loop (Sonsuz Döngü) No:1. iPhone için pazarlama fikri üretmekten beyinleri kısa devre yapan cin kreatif ekip, anlaşılan davetiyede de hünerlerini göstermek istemiş.

iPhone SE bu etkinlikte tanıtılabilir

Sadece davetiye sahibi olanların katılabileceği etkinlikle ilgili beklentiler pek yüksek değil. Zira Apple bir üst iPhone modeli gibi önemli duyurularını sonbahar ayında gerçekleştirdiği etkinliğe saklıyor. Bahar döneminde ise servisler ya da mevcut ürünlerin daha farklı modelleri tanıtılıyor. 4 inç ekrana sahip uygun fiyatlı bir iPhone, iPad Air ile aynı ekran boyutuna sahip ancak güçlü donanımlı bir iPad Pro şimdilik beklentiler arasında. Düşük bir ihtimal olarak Apple Watch 2’nin de bu etkinlikte tanıtılabileceği konuşuluyor. Ancak şirketten beklenen, yeni bir akıllı saatten önce mevcut saat için daha fazla aksesuar seçeneğinin duyurulması.

Apple etkinliği canlı yayınla SDN’de olacak

ShiftDelete.Net haberine göre Apple iPhone SE adını taşıyacak olan bu orta karar modelde, Apple A9 işlemci, 1 GB RAM, NFC çipi, Live Photos ve 4K video kayıt destekli 12 Megapiksel arka kamera ve 1.642 mAh kapasiteli pil gibi özellikler yer alacak. Etkinlik akşamı SDN editörleri canlı yayınla duyuruları yorumlayacak.

WeWork nedir? Neden 16 milyar dolar değerinde?

1

WeWork deyince akla ilk olarak çalışma düzeni ve üretkenlikle alakalı başlıklar geliyor. Miguel McKelvey ve Adam Neumann adında iki girişimci tarafından kurulan bu startup, uzaktan çalışma trendinin hızla yaygınlaşmasıyla anlam kazanan ortak çalışma alanlarını; kreatif ekip, yazar, grafiker gibi profesyonellere kiralayarak gelir sağlıyor. Dahası, özellikle şehir dışı şirket toplantıları bu alanlarda yapılıyor. Bu iş modeli size yabancı geldiyse, aldığı yatırımla 16 milyar dolar pazar değerine ulaşan WeWork belki ilginizi çeker.

Dünya genelinde 23 şehirde toplam 80 ortak çalışma ofisi bulunan WeWork, başta Çinli Legend Holdings ve Hony Capital’in başı çektiği bir grup yatırımcıdan aldığı 430 dolarlık yatırım ile piyasa değerini 16 milyar dolara yükseltti ve dünyanın en değerli startup şirketlerinden biri olmayı başardı. Toplamı 50 bini aşan WeWork müşterisi arasında Merck ve American Express gibi büyük ölçekli şirketler de bulunuyor. Bireysel anlaşmalar ise 45 dolarlık paket fiyatlardan başlıyor ve günlük bir masadan, daha kalabalık ekipler için alanlara kadar genişliyor.

WeWork yükselişte ama…

Son yatırım öncesinde 969 milyon dolarlık fonlama ile 10 milyar dolar değere sahip olan WeWork’ün hızlı yükselişi, eleştirileri de beraberinde getiriyor. Para kazanmaya 2015 yazında başlayan startup için çekimser yaklaşanlar, gelir kalemlerinin bu değeri sağlamayacağına inanıyor. Esasen büyük bir alanın kiralanarak, daha küçük parçalar halinde başkalarına kiraya verilmesinden ibaret olan WeWork bir emlak işi olarak görülüyor ve emlak sektörünün tüm risklerini taşıdığı düşünülüyor. Öyle ki bazı otoriteler, Silikon Vadisi’nde patlamak üzere olan teknoloji balonlarına en uygun örnek olarak WeWork’ü gösteriyor.

Aldığı son yatırım, şirketin Çin’deki yayılımını hızlandırmak için kullanılacak. Şimdilik yatırımcılar da kurucular da mutlu görünüyor. Ancak Silikon Vadisi genelinde hissedilen teknoloji balonu tedirginliği, ortak çalışma alanlarında nasıl bir etki bırakır bunu zaman gösterecek.

Twitter’da “üç al bir öde” dönemi

0

Twitter herhangi bir şey satmadığı için, “üç al bir öde” ilk başta anlamsız gelebilir. Bir an için Twitter’ı bir sosyal ağ olarak değil, borsada hisseleri bulunan bir kurum olarak düşünün. Bu şirket için en önemli varlığın hisseleri olduğunu fark ettiğinizde, en büyük blog ağlarından birini yöneten organizasyonun hisselerinin sadece bir yılda üçte bir değerine düşmesi tüm vehametiyle aklınıza yerleşecektir. Bir de bu şirkette çalıştığınızı varsayın. Moral ve motivasyonu nerede bulurdunuz?

Twitter CEO’su Jack Dorsey bu önemli soruna çözüm olarak kendi yıllık priminden bir bölümü personelin prim havuzuna aktaralı henüz çok olmadı. Buna karşın bir zamanların yükselen değeri Twitter, şirkete gelir sağlayacak sağlıklı ve işler yöntemler üretemediği için her geçen gün değer kaybediyor. Öyle ki, şirketin Nisan 2015’teki hisse değeri olan 53,49 dolara bugün üç hisse birden almak mümkün.

Çoğunluğu aynı zamanda şirket hissedarı olan personeli bünyesinde tutmak isteyen kurum, bu amaçla bir kez daha prim ödemesi yapıyor. BI haberine göre şirket çalışanlarının 6 ay ila 1 yıl daha şirkette kalma sözleşmesi yapması karşılığı 50 bin ila 200 bin dolar arası ödeme yapılıyor. Benzer şekilde çalışanlara sınırlı hisseler de dağıtılıyor.

Twitter için tehlike çanları çalıyor

Kullanıcı artışının sürekli olarak yavaşlaması ve diğer sosyal ağlardaki rekabetin artışı, gerek yatırımcıların gerekse personelin aklında soru işaretleri oluşturuyor. Bir yıla yakın zamandır devam eden kurum içi sıkıntıların çözümü için şirket CEO’su Jack Dorsey farklı çözümler için uğraşırken, kuruluştan bu yana Twitter için çalışan önemli isimlerin kaybı önlenemiyor. Geçtiğimiz hafta ayrılacağını duyuran Karen Wickre ve Shariq Rizvi’nin ardından, bir zamanlar Facebook’un tek rakibi olarak gösterilen serviste işlerin nasıl yoluna gireceği belirsizliğini koruyor.

Türk şirketleri inovasyon konusunda daha hevesli

0
General Electric’in (GE) bu yıl beşinci kez gerçekleştirdiği Küresel İnovasyon Barometresi’nin sonuçları açıklandı. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 23 ülkedeki 10 farklı sektörden, 1915’i C seviyesinde olmak üzere yaklaşık 2748 inovasyon yöneticisiyle yapılan görüşmelerle hazırlanan rapora göre Türk yöneticilerin yüzde 83’ünün, küresel yöneticilerin ise yüzde 77’sinin son bir yılda işbirliği içinde yürüttükleri inovasyon faaliyetlerinden kâr  artışı sağladığını ortaya koydu. Raporun, Endüstri 4.0 olarak da tanımlanan Dördüncü Sanayi Devrimi, yeni iş modelleri, büyük veri, inovasyonun finansal sonuçlara etkisi, aşamalı inovasyon, demode kalma riski ile şirketlerin inovasyon stratejileri, inovasyonda özel sektörün yanı sıra devletin rolü ve işgücünün geleceği konusunda ilginç sonuçlar ortaya koyduğunu belirten GE Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Canan M. Özsoy, küresel rekabette farklılaşmanın inovasyonla mümkün olduğunu, inovasyon stratejisinin Türk şirketlerinin büyük bir çoğunluğunun gündemine girmesinin önümüzdeki dönemde olumlu sonuçlarının alınacağını ifade etti. Türk yöneticiler daha iyimser ve heyecanlı Araştırma; Dördüncü Sanayi Devrimi konusunda Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülkelere göre daha iyimser bir beklenti içerisinde olduklarını ortaya koyuyor. Dördüncü Sanayi Devrimi konusunda iyimserlik oranı Endonezya ve İsrail’de yüzde 88, Nijerya’da yüzde 86’ya çıkarken, dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip ülkeler olan ABD’de yüzde 63’e, Almanya’da yüzde 39’a, Japonya’da ise yüzde 33 gibi düşük sayılabilecek seviyelerde kalıyor. Araştırmaya katılan yöneticilerin ortalama yüzde 68’i Dördüncü Sanayi Devrimi’ne girme düşüncesine iyimser bakarken, Türk yöneticilerdeki iyimserlik oranı yüzde 84’e çıkıyor. Yine araştırmaya katılan yöneticilerin ortalama yüzde 61’i Dördüncü Sanayi Devrimi düşüncesinin kendilerini heyecanlandırdığını söylerken, bu oran Türk yöneticilerde yüzde 78’e ulaşıyor. GE Küresel İnovasyon Barometresi araştırmasına katılan küresel yöneticilerin yüzde 86’sı, Türk yöneticilerin ise yüzde 79’u gelecek 10 yılda ileri üretim tekniklerinin sanayi sektöründe radikal bir dönüşüm yaratacağına inanıyor.
Dördüncü Sanayi Devrimi'ne yönelik iyimserlik
Dördüncü Sanayi Devrimi’ne yönelik iyimserlik
Araştırmanın açıklandığı toplantıda soruları yanıtlayan GE Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Canan M. Özsoy, bu iyimserliğin ülkelerdeki yenilik kültürüyle ilgisi olduğuna inandığını ifade ediyor. Özellikle ABD, Japonya, Almanya ve Güney Kore gibi, adı yenilikle anılan ülkelerde inovasyonun onların normali olduğunu söyleyen Özsoy, bir başka faktörü ise demografi olarak tanımlıyor. Başarılı inovasyon için ‘Büyük Veri’ kritik önem taşıyor GE Küresel İnovasyon Barometresi, yöneticilerin veri ve analiz sistemlerinin değerini giderek daha iyi anladıklarını gösteriyor. Araştırmaya katılan yöneticiler; stratejik bilgiyi ve bilinçli karar alma becerisini artırmak amacıyla Büyük Veri’nin ve analiz sistemlerinin kullanılmasının inovasyonun başarılı bir şekilde yapılmasında önemli bir rol oynadığına dikkat çekiyor. Araştırmaya katılan küresel yöneticilerin yüzde 61’i, Türk yöneticilerin ise yüzde 66’sı karar alma süreçlerinde; Büyük Veri ve analiz sistemlerini kullandıklarını belirtiyor. Türk şirketlerinin yüzde 77’si, küresel şirketlerin ise yüzde 73’ü son bir yıl içerisinde Büyük Veri ve analiz becerisini artırdıklarını belirtiyor. Araştırma sonuçları, analiz becerisini artıran şirketlerin yüzde 59’unun ise bundan olumlu sonuçlar aldığını ortaya koyuyor. Dijital Darwinizim kaygısı Yöneticiler arasında en yenilikçi şirketlerin sadece yeni ürün ve hizmetler sunmakla yetinmediğine, aynı zamanda daha önce mevcut olmayan yeni pazarlar yarattığına dair bir fikir birliği söz konusu. Küresel yöneticilerin yüzde 90’ı, Türk yöneticilerin ise yüzde 87’si en yenilikçi şirketlerin, daha önce mevcut olmayan yeni pazarlar yaratma becerisine sahip olduğunu düşünüyor. Bununla birlikte şirketler, teknolojinin hızına ayak uyduramamaktan da çekiniyor. Araştırmaya katılan küresel yöneticilerin yüzde 81’i “Dijital Darwinizm riski” olarak da tanımlanan teknolojinin gelişim hızına ayak uyduramayarak geri kalmaktan, demode hale gelmekten çekiniyor. Bu kaygı Türk yöneticilerde ise çok daha düşük. Hatta GE Küresel İnovasyon Barometresi araştırmasının yapıldığı 23 ülke içerisinde yüzde 62 ile demode kalma kaygısının en düşük olduğu ülke Türkiye.
Ülkelere göre inovasyon stratejisi bulunan şirketlerin oranı.
Ülkelere göre inovasyon stratejisi bulunan şirketlerin oranı.
Dijital devrim sanılanın aksine işsizlik getirmeyecek Özellikle Dünya Ekonomik Forumu’nun ana gündem maddesi olarak Dördüncü Sanayi Devrimi’ni seçmesi ve akabinde medyaya yansıyan “robotlar işimizi elimizden alacak” kaygısının araştırma sorularını yanıtlayan yöneticilerce çok kabul görmediği ortaya çıkıyor. Araştırmaya katılan yöneticiler, dijital devrimin işyerlerini daha güvenli hale getireceğine, çalışanlar açısından daha değerli roller yaratacağına inanıyor. Çok azı dijital devrimin istihdam üzerinde olumsuz bir etkisi olmasından çekiniyor. GE Küresel İnovasyon Barometresi araştırmasına katılan küresel yöneticilerin yüzde 54’ü, Türk yöneticilerin ise yüzde 43’ü dijital devrimin istihdam üzerinde olumlu etki yaratacağını söylüyor. Devlet desteği çağrısı İnovasyonun itici gücünün özel sektör olduğunu belirten yöneticiler, devletin inovasyon konusunda destekleyici bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyor. Küresel yöneticilerin yüzde 67’si, Türk yöneticilerin ise yüzde 50’si inovasyonun itici gücünün özel sektör olduğunu düşünüyor. Ülkelerindeki inovasyonun itici gücünün devlet olduğunu düşünen yöneticilerin oranı ise yüzde 12 ile sınırlı kalıyor.
Start-up anlayışı inovasyon kültürüne destek oluyor.
Start-up anlayışı inovasyon kültürüne destek oluyor.
Japonya döndü, Almanya düşüşte Araştırmaya katılan yöneticiler, ABD’nin açık ara inovasyon şampiyonu olduğu görüşünde.  Bir önceki yıl inovasyon sıralamasında üçüncü sırada olan Japonya ise bu yıl ikinciliğe yükseldi. Geçen yıl ikinci sırada yer alan Almanya, bu yılki sıralamada ivme kaybederek Japonya’nın ardından üçüncü olabildi. İnovasyon şampiyonu ülke sıralamasında, dördüncülüğü Çin alırken Türkiye 23 ülke arasında 17. sırada yer alıyor. İlgili raporun tamamına ulaşmak için tıklayın.

PiA ve Intellica güçlerini birleştirdi

1
Sistem entegrasyonu alanında Türkiye’den çıkarak uluslararası arenada gösterdiği başarılar ile öne çıkan PiA, iş zekasında liderliği göğüsleyen Intellica ile gücünü birleştirdi. Bu yeni işbirliği ile PiA iş zekası hizmet ve çözümlerinde yepyeni bir yaklaşım geliştirmeyi hedefliyor. İşbirliğinin detayları hakkında bilgi veren PiA Genel Müdürü Murat Nail Erenay, şirket olarak iş zekası alanına yatırım yapmalarının önemli bir başlangıç olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Şirketler iş zekası hizmet ve çözümlerini stratejik olarak verilecek olan bütün kararlarında kullanır hale geldi. Veriye dayalı karar alma ve strateji oluşturma bütün şirketlerin ön plana aldığı bir yaklaşım olacak. PiA olarak müşterilerimizin bu yaklaşımlarını gerçeğe dönüştürerek, yeniden yapılanmalarına destek verebilecek kabiliyetlerin geliştirilmesini hedefliyoruz.” İş zekası alanında sektörün lider gücü Intellica ile birlikte mevcut hizmet portföylerini genişlettiklerini aktaran Erenay, yurt dışında farklı pazarlarda yeni fırsatlar yakalamayı amaçladıklarını dile getirdi. Erenay, “İşbirliğimiz ile iş zekası katmanında pazar payımızda yüzde %300 oranında bir büyüme olmasını hedefliyoruz. Sistem entegratorlüğü alanındaki gücümüzü iş zekasına taşırken, bugüne kadar telekomünikasyon ve BT sektöründeki etkinliğimizi yeni dikeylere taşımak istiyoruz. Veriye dayalı karar alma ve strateji oluşturma bütün şirketlerin öncelik verdiği bir yaklaşım olacak. PiA olarak müşterilerimizin bu yaklaşımlarını gerçeğe dönüştürmeyi ve yeniden yapılanmalarına destek verebilecek kabiliyetlerin geliştirilmesini hedefledik. Intellica markası yine sektörde var olmaya devam edecek. Intellica’yı büyük veri ve analitik katmanında yer alan grup şirketi olarak konumlandıracağız ” diye konuştu. İş Zekası, Büyük Veri ve Müşteri İlişkileri Yönetimi konularında hizmet veren Intellica  Genel Müdürü Okan Karaduman da bu işbirliği sayesinde Intellica’nın hedef pazarları olan Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Amerika pazarlarında artan bir ivme ile büyüyeceklerini vurguladı. Karaduman, “2006  yılında kurduğumuz Intellica kısa süre içinde iş zekası sektörünün en büyük şirketi haline geldi. Finans, telekomünikasyon, sigortacılık, e-iş, perakende, medya, enerji gibi sektörlerde birçok projeye imza attık .Bir proje şirketi olarak , hizmet verdiğimiz çeşitli sektör ve ülkelerde, yenilerini ekleyerek projeler yapmaya devam edeceğiz. Dünya çapında ürünler geliştirme yolunda PiA ile güçlerimizi birleştirdik, bundan sonra her yıl büyümekte olan ekibimizle daha da güçlenerek bir çok değerli projeyi hayata geçireceğiz” dedi.

Google Create nedir? Ne işe yarıyor?

0

Google için hayaller Facebook, hayatlar Google Create. Facebook’a rakip olma planları uzun zaman önce suya düşse de, Google kendi sosyal ağı Google+ için şansını denemekten çekinmiyor. Create isimli servis, arama devinin kendi sosyal ağına farklılık getirerek dikkat çekme çabalarının şimdilik son ürünü gibi görünüyor.

Create, adından anlaşılacağı üzere beynin yaratıcı gücünü temel alıyor. Google burada kanaat liderlerini çeşitli konular etrafında toplamayı planlıyor. Kaliteli ve tematik Google+ koleksiyonları oluşturan kullanıcılar, Create programının haftalık öne çıkardığı isimler arasında olma şansı yakalayacak.

Google+ Koleksiyonları platformunu kullanan Create, sosyal ağın yeni odağı olan “aynı ilgi alanı etrafında insanları bir araya getirme” misyonunu yükleniyor. Arada ise bir fark var: Koleksiyonlar servisi herkes tarafından kullanılabilirken, Create sadece bu koleksiyonlar içinde kreatif zeka içeren ve öne çıkan içerikleri sunuyor.

Google Create için onaylanmış hesaplar hazır!

Google Create için fotoğrafçılar, yazılım geliştiriciler, aşçılar ve hatta dağcılar kolları sıvayarak kendi uzmanlık alanlarında koleksiyonlar oluşturmaya başladı bile. Google bu servisin mümkün olduğunca geniş bir ilgi yelpazesine dağılması için elinden geleni yapıyor. Create programına kabul edilenler, son dönemde sosyal medyanın yeni arzu nesnesi olan “Onaylanmış Hesap” ile ödüllendirilecek. Ayrıca Google+ için geliştirilen yeni özellikleri herkesten önce denemek de yine bu arkadaşlara nasip olacak. 4Chan kurucusu “moot”u yakın zamanda sosyal ağında topluluk oluşturmak için bünyesine katan Google, bakalım Create ile nasıl bir grafik yakalayacak.

Fintech startup’ları için sıraya girdiler

0

Finansal teknolojilerin kısaltmasından adını alan fintech startup’ları bir yıldır herkesin dilinde. Globalde Square, Lending Club, Stripe, yerelde iyzico, Ödeal konuşuyoruz. Herkesin farklı bir yaklaşımı var. Dile kolay, insanlığın yıllardır kullandığı bankacılık ve ödeme sistemlerine alternatif getirme vaadiyle bu sektörden her gün yeni bir startup yükseliyor. Temelinde para üzerinden para kazanmak olan bu faiz ekonomisi, KPMG ve CB Insight tarafından yayınlanan rapora göre 2015 yılında toplam 13,8 milyar dolar yatırım aldı.

Pazar bu kadar gözde olunca, fintech girişimlerinin fiyatları da hiç olmadığı kadar yükseldi. Şirket yatırımcılarının fintech için yaptıkları yatırımın aynı zamanda kendi inovasyonları ve pazara yıkıcı giriş yapanlarla rekabet için değer taşıdığını belirten raporda, kurumsal yatırımcıların fintech yatırımının geri dönüş oranındaki düşme nedeniyle kısa vadede parayı bu sektöre aktarmaktan uzaklaşabileceğine değiniliyor.

Bankalar da fintech startup istiyor

Raporu KPMG adına değerlendiren Conor Moore, “Daha geleneksel olan organizasyonlar, Square ve Stripe gibi alternatif iş modellerinin nasıl hızlı geliştiğini görüyor ve önlerinde iki seçenek bulunuyor; ya uyum sağlayacaklar ya da pazar payı kaybedecekler” açıklamasını yaptı.

KKR, Alphabet ve UPS gibi teknoloji odaklı yatırımcıların yanı sıra, fintech girişimlerinin asli rakibi olan geleneksel bankalar da bu startup’lar için kesenin ağzını açtı. Citigroup son beş yılda toplamda 13 ayrı girişime yatırım yaparken, Goldman Sachs 10 startup, JPMorgan Chase ise beş fintech yatırımıyla tabelayı oluşturuyor.

Son çeyrekte soru işaretleri…

Sadece fintech startup’ları değil, genel olarak teknoloji dünyasında startup’lar için 2015’in son birkaç ayı zorlu geçti. Yine aynı rapor için yapılan bir başka yorumlama, yatırım şirketlerinin yılın son çeyreğinde yatırımlarını bir hayli düşürdüğü yönünde. Yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde 4,7 milyar dolar seviyesinde seyreden fintech yatırımları, Q4 2015’te adeta dip yapıyor ve yüzde 63 düşüşle 1,7 milyar dolara geriliyor. Buna karşılık teknoloji piyasasına toplam yatırımın yüzde 29 düşüş yaşadığını yani fintech pazarından daha iyi durumda olduğunu söylemek mümkün.

Bankaların kendi süreçlerini dijitalleştirerek fintech girişimleriyle rekabet etme planları, fintech girişimlerini yakın dönemde daha da zorlu bir yola sokabilir. P2P kredi sistemlerinde geri ödemelerin sıkıntı çıkarması ve devletlerin konu para olunca koyduğu sert kurallar, fintech şirketlerinin önümüzdeki aylarda dikkat etmesi gereken konuların başında geliyor. Tech.eu verileri Avrupa özelinde fintech için işlerin yolunda olduğunu gösterse de, global ölçekte bakıldığında pazarın neler getireceği şimdilik bilinmiyor.

Google o kazayı nasıl yaptı?

1
Sürücüsüz otomobil teknolojileri için kamuoyunun algısı devlet ve özel sektör destekli kampanyalarla gittikçe yumuşarken, bir soru baki kalıyor: Olası bir kaza durumunda kimi suçlayacağız? Otonom araç alanında en fazla yatırımı yapan şirketlerden Google’ın bir aracının geçtiğimiz günlerde karıştığı kaza, sürücüsüz otomobilin suçlu olduğu ilk olay olarak tarihe geçti. Konuyla ilgili Google’da görsel materyal bulmak epey zor. Google 8/8 kusurlu muydu bilinmez ancak, kazayı kamuyla paylaşmaya pek yanaşmıyor. Ne var ki bir başka Google ürünü olan Youtube, bugünlerde kaza anının otobüsteki güvenlik kameraları tarafından kaydedilmiş görüntüleriyle çalkalanıyor.

Sürücüsüz otomobil otobüse böyle çarptı

Görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla sürücüsüz otomobil hızlanmakta olan bir yolcu otobüsüne hafif bir şekilde yandan çarpıyor. Her iki aracın da hızının çok düşük olması, kazanın ucuz atlatılmasını sağlıyor. Daha önce kendi aracıyla 17 ayrı kazaya karışan Google için bir ilk olan, kendi teknolojisinin kusurlu olduğu bu kaza, hiç şüphesiz otonom araçlarla ilgili oldukça kıymetli veriler ve ufuk açıcı çıkarımlar sağlayacaktır:

Almanya’da mültecilere kod eğitimi veren okul açıldı

0
Almanya’da, teknoloji alanında ciddi bir işgücü açığı var ve bunun azaltılması için kısa süre önce Berlin şehrinde Suriyeli mülteciler ile birlikte Irak, Afganistan gibi ülkelerden gelenler için kod eğitimi veren bir teknoloji okulu açıldı. 2015 yazında Berlin’deki bir mülteci sığınma yerine ziyaret eden sosyal girişimci Anne Kjaer’in Iraklı yazılım geliştiricileri ile tanışması ile ilk kez gündeme gelen kod eğitimi odaklı okul açma fikri, kısa bir süre içinde Berlin’de hayat buldu. Bağışlanan eski dizüstü bilgisayarlarla mültecileri bir araya getiren teknoloji okulunda ilk aşamada 49 öğrencinin eğitim gördüğü bildirildi. Çoğunluğunu Suriyelilerin oluşturduğu programda ayrıca Afganistan, Eritre, Irak, Tunus, ve Lesotho’dan göç etmek zorunda kalan sığınmacılar var. Özlem Buran: “Facebook ya da Twitter beklemiyoruz” Sadece sosyal medya ve WhatsApp kullanmaktan haberdar kişilerden konuya az da olsa hakim olanlara kadar geniş bir skalanın söz konusu olduğu belirtilirken, eğitimlerin Rails ve Javascript gibi konuları da kapsadığı kaydedildi. Projede yer alan Türk kökenli Özlem Buran, konuyla ilgili açıklamasında; yeni Facebook ya da Twitter’lar oluşturabilecek geliştiriciler çıkacağına inanacak kadar saf değiliz ama bu alanda çalışabilecek kişilerin olacağına inanıyoruz diyor. kod-egitimi-multeci 47 bin açık pozisyon var Şu anda Almanya’da teknoloji sektöründe 47 bin açık pozisyon var. Suriye ve diğer ülkelerden gelen mültecilerin bu alanda değerlendirilmesi için atılacak adımların devam etmesi bekleniyor.

ASUS, M Serisi kurumsal tabletlerini duyurdu

0
M700_Family ASUS, kurumsal kullanıcılara yönelik geliştirdiği ve kullanım kolaylığı ile dikkat çeken dört adet 7 inç ve 10 inç Android tabletin yer aldığı M Serisi ailesini duyurdu. Wi-Fi ve LTE özelliklerine sahip cihazlar özellikle kiosk uygulamaları için tasarlandı. M Serisi ailesi içerisinde, sunduğu üst seviye verimlilik ile öne çıkan 10 inç M1000C ve M1000CL modelleri ve mobilite odaklı avuç içi büyüklüğündeki 7-inch M700C ve M700KL modelleri yer alıyor. 10-noktalı çoklu dokunmatik ekrana sahip tüm modellerde ayrıca ön yüklemeli olarak ADAM sistemi (ASUS Device Admin for Mobile) bulunuyor. ADAM ile sistem yöneticileri, cihazlar için temel yönetim görevlerini basit ve verimli bir şekilde yerine getirebiliyor. Kolay yönetim, tam bağlanırlık ve IPS dokunmatik ekranları sayesinde ASUS M Serisi tabletler, bütün iş koşullarında kullanılabiliyor. M Serisi ailesinin üyeleri Siyah, Beyaz ve Aurora Metali renk seçenekleri ile geliyor. Basit uzaktan kontrol ve sistem yönetimi Ön yüklü olarak bulunan yenilikçi ADAM sistemine ve isteğe bağlı MDM (mobil cihaz yönetimi) özelliğine sahip ASUS M Serisi, bu sayede sistem yöneticilerinin cihazları uzaktan veya yerinde kolay bir şekilde yönetmesini sağlıyor. ADAM sisteminde, M Serisi tabletlerin tam kontrolünü mümkün kılan geniş uygulama programlama arayüzü (API) setleri bulunuyor. Sistem entegratörleri (SI) ve bağımsız yazılım tedarikçileri (ISV), bu API’leri kullanarak uygulamaları çeşitli alanlarda verimli ve etkili bir şekilde kullanıma sunabiliyor. Bu sayede kritik öneme sahip altyapılarda hizmet kesintisi azalırken, düşen geliştirme maliyetlerinin de etkisi ile yatırımların geri dönüşü (ROI) artıyor. Yine ADAM ile kullanıcılar, özel bir amaç için üretilmiş uygulamaların yükleme ve kurulumu, hassas verilerin silinmesi, istenmeyen işlemlerin engellenmesi ve gerçek zamanlı ekran görüntülerin alınması gibi görevleri basit bir şekilde yapabiliyor. ADAM ayrıca M Serisi cihazların kiosk olarak kurulumunu da oldukça kolaylaştırıyor. İşletmeler için güçlü performans ve bağlanırlık ADAM sistemi dışında ASUS M Serisi içerisinde yer alan M1000CL ve M700KL modellerinde sorunsuz ve hızlı çalışan Wi-Fi ve 4G LTE ile hareket halinde dahi tam bir bağlanırlık sağlanıyor. Bu cihazlarda yer alan Miracast desteği, içeriklerin tabletlerden büyük ekranlara canlı olarak aktarılmasını sağlıyor. Bu da iş dünyası için oldukça önemli olan sunumların her yerde yapılabilmesine imkân veriyor. M Series tabletler ayrıca 178 derece izleme açısına ve 300cd/m2 parlaklığa sahip HD IPS ekranları ile üst düzey görüntü performansı da ortaya koyuyor. ASUS Tru2Life ekran teknolojisi, gerçekçi ve detaylı görüntüleri doğru kontrast ve keskinlik ile sunuyor. Üst düzey ses performansına sahip M Series tabletlerde bulunan DTS-HD Premium Sound ses teknolojisi ise stereo sesleri sanal surround seslere dönüştürebiliyor.

New York polisi suçluları Windows Phone ile yakalayacak

0
New York’ta suçla mücadelede polislere Microsoft yardımcı olacak. 2014’te test amaçlı Windows Phone kullanmaya başlayan New York Polis Teşkilatı (NYPD), yapılan duyuru ile onbinlerce yeni telefonu personeline dağıtacağını açıkladı. NYPD bir süredir belirli kademelerde bu cihazları zaten kullanmaya başlamıştı. Ancak yeni alımla birlikte NYPD’de kullanılan toplam Windows Phone telefon adedi 60 bini bulacak. 2014’teki test süreci bir kenara bırakıldığında 25 binden fazla polis memuru son dönemde kullanmaya başlanmıştı. Kalan 35 bin cihazın ise birkaç hafta içinde dağıtımının tamamlanacağı belirtiliyor. Model olarak Lumia 640 XL’i tercih eden NYPD’nin aldığı telefonların standart modellere göre çeşitli farklılıkları bulunuyor. Bunların başında ise New York sokaklarında suçlu peşinde koşan personelin merkezle iletişimini kolaylaştıracak uygulamalar bulunuyor. Polisler bu uygulamalarla 911 çağrı merkezinden gelen aramaları doğrudan yanıtlayabiliyor, hazır formlar aracılığıyla bilgi, çektikleri fotoğraf ile görsel iletebiliyor, teşkilatın Crime Information Center isimli suç bilgi merkezine ulaşabiliyor ve elbette suçlu veritabanında arama yapabiliyor. Telefonla birlikte gelen ilginç bir uygulama ise çeviri. New York gibi dünyanın hemen her ülkesinden insanların yaşadığı kozmopolit bir ortamda polislerin New York sakinleriyle iletişim kurması kimi zaman sıkıntı olabiliyor. Bu amaçla telefona yüklenen çeviri uygulaması, 50 farklı dilde yazılı çeviriye olanak tanırken, aynı zamanda sesli çeviri desteğine de sahip. Yani polislerin bu özelliği kullanmak için –elbette desteklenen diller arasındaysa- karşılarındaki kişinin telefona doğru konuşmasını istemeleri yeterli. Gerekli çeviri işini bu uygulama gerçekleştiriyor. NYPD’nin açıklamasına göre hazırlıkların sürdüğü dönemde 22 Şubat’ın önemi ayrı. Kurum yetkilileri, yalnızca o günde polislerin telefonları ile suçlu veritabanında 36 bin sorgulama gerçekleştirdiğini, 2 bin kadar arama ilanına baktığını ve 29 bin 911 acil durum çağrısını telefonlarından yanıtladıklarını söylüyor. Yapılan bu değişikliğin polislerin işini oldukça kolaylaştırdığı bir gerçek. Zira, yapılan resmi açıklamaya göre, NYPD personeli 1962’den beri bu tip işlemler için klasik telsizleri kullanıyordu.

LEGO’ya benzeyen güneş enerjisi pilleri ile tanışın

0
İnovasyon günümüzdeki en değerli kavramlardan biri. Teknoloji dünyasındaki önemi yadsınamaz düzeyde. Enerji ise sayısız teknoloji ürününün entegre olduğu hayatlar için hayati önem taşıyor. Bu noktada evlerdeki şarj cihazı sayısının da her geçen gün arttığı görülüyor. Yenilenebilir enerji işte tam da bu noktada önemli. Örneğin güneş enerjisinin kullanımı konusunda hatrı sayılır bir yaygınlık söz konusu. Ancak şu da bir gerçek ki bu yeterli değil; çatılardaki güneş panelleri ile elde edilen enerji miktarı, bilindiği üzere sadece suyun duştan önce ısıtılmasında kullanılıyor. ABD’de geliştirilen Orison adlı yeni bir aygıt ise hem şık tasasımı, hem düşük maaliyeti, hem de kapasitesi ile dikkat çekiyor. Tasarımı, adeta LEGO’nun lamba parçalarına benziyor. LEGO’dan ev inşa eden çocukların çok yakından tanıdığı parçaların adeta büyük versiyonu durumunda. Görevi ise gerektiğinde kullanılmak üzere güneş enerjisi depolamak. Sofistike görünümü ile, çatılara takılan panellerden çok daha iyi olduğunun altını çizmek gerekiyor. Teknik detayları ve öngörülen fiyatı ise şöyle:

Tesla’nın güneş enerjisi pili daha pahalı

Güneş enerjisi pilleri yaklaşık 1 kg ağırlığa sahip ve bu sayede kolaylıkla taşınabiliyorlar. Günümüzdeki güneş enerjisi panellerinden neredeyse 20 kat daha hafif. 2.2 kW/s enerji depolayabiliyor ve fiyatı da 1200 dolar. Tesla tarafından geçtiğimiz yıl duyurulan Powerwall ile kıyaslandığında çok daha ekonomik. En önemlisi ise bu sayede daha geniş kesimler tarafından tercih edilmesi için gerekli motivasyonu artırıyor.

Websense yola Forcepoint olarak devam ediyor

0
2015’in Nisan ayında yurtdışındaki teknoloji yayınlarına düşen bir haber, bilgi güvenliği alanındaki en büyük işbirliklerinden birini açıklıyordu. ABD’nin savunma sanayiine yönelik önemli şirketlerinden biri olan Raytheon, Türkiye’de de özellikle bankacılık sektörüne sunduğu çözümlerle uzun yıllardır faaliyet gösteren Websense’e 1.57 milyar dolarlık bir yatırım yapmıştı. Hemen hemen aynı dönemlerde Websense de Avrupa’nın önde gelen ağ güvenliği firmalarından Stonesoft’un firewall ürünlerini bünyesine dahil etmişti. Aradan geçen yaklaşık bir yılda bu üç büyük yapının birleşme süreci büyük ölçüde tamamlandı. Dün bir basın toplantısıyla duyurulan işbirliği ise yeni yapının üstlendiği 4D Siber Güvenlik Vizyonu’nu ve yeni şirket Forcepoint’u gün yüzüne çıkardı. Forcepoint Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Kıdemli Direktörü Hüsamettin Başkaya ve Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü Levent Turan tarafından duyurulan yeni vizyonun arkasında günümüzde daha da artan bulut kullanımı, iş dünyasındaki alışkanlıkların değişmesi ve en önemlisi siber saldırılarda yaşanan taktiksel değişiklikler bulunuyor. Hüsamettin Başkaya, yeni vizyonu; “Websense’in bilgi güvenliği sektöründe uzun yıllardır süregelen liderliği, Raytheon ve Stonesoft firewall ürünlerinin de eklenmesiyle yeni Forcepoint markası altında eşssiz bir hale geldi. Saldırıların sürekli yenilenen metotlarla kurumları tehdit ettiği günümüzde yeni nesil bir güvenlik şirketi olarak Forcepoint 4D Siber Güvenlik Vizyonunu ortaya koyduk. Bu vizyon ile birlikte Türkiye’de ve dünyada birçok sektörün bilgi güvenliğini sağlamaya emin adımlarla devam edeceğiz.” sözleriyle yorumluyor. Levent Turan ise uçtan uca ve entegre çözümlerin önemine değinerek; “Günümüzde tehditler çok farklı yollar ile ağlarmıza ve bilgisayarlarımıza sızabilyor. Web veya e-posta gibi yollar üzerinden gelen bu tehditler farklı zamanlarda gelebildiği gibi, her biri aynı anda da sistemleri etkilemeye çalışabiliyorlar. Bu sebeple web, e-posta, veri ve ağ güvenliği teknolojilerinin birbirleriyle doğal bir entegrasyon sağlayarak tehditlere karşı uçtan uca bir güvenlik sağlanması şart oluyor. Uçtan uca bütünleşik güvenlik sağlayan bir teknoloji yatırımı kurumlar için olmazsa olmazlar arasında yer alıyor. Forcepoint olarak Stonesoft Next Generation Firewall ürün ailesinin de gücünü alan uçtan uca entegre güvenlik mimarimiz kurumları ihtiyacı olan bilgi güvenliğini güçlü bir şekilde sağlıyor.” ifadesini kullanıyor.

Forcepoint için yeni vizyon neleri içeriyor?

Forcepoint, şirketlerin ve kamu kurumlarının bulut, taşınabilir cihazlar, nesnelerin interneti gibi yeni teknoloji trendlerine güvenli bir şekilde adapte olmasını sağlayacak bir vizyon sunuyor. Forcepoint’in 4D Siber Güvenlik Vizyonu adını verdiği yeni ve gelişmiş güvenlik mimarisi, savunma, tespit etme, karar verme ve saldırıyı ortadan kaldırıp, sistemi normalleştirme olarak 4 ana adımı barındırıyor. Tehditleri engellemek adına yapılan yatırımların ve harcanan iş gücününün yanında, saldırılar önlenirken engellenen iç ve dış ağ kaynakları nedeniyle çalışanların belli bir süre ihtiyaçları olan bilgilere erişememesi, kurumlar için çok büyük bir yük haline geliyor. Forcepoint bu noktadan hareketle kurumları, saldırıların web, e-posta ve veri ağlarından ya da çalışanlar üzerinden sisteme girmesine hazırlıklı hale getirme yolunu izliyor. Forcepoint 4D Siber Güvenlik Vizyonu ile günlük iş yaşam döngüsü içerisinde saldırılar analiz ediliyor ve en kısa sürede sistemden temizleniyor. Bu sayede iç ve dış ağ kaynakları engellenmeden verilerin korunması ve kurumların iş verimliliğinin artması sağlanıyor.

Apple ve Google, Donald Trump için ne dedi?

0

tim cookHer yıl American Enterprise Institute tarafından düzenlenen ve Georgia yakınlarında özel bir adada gerçekleşen Dünya Forumu’nun bu yılki gündeminde Donald Trump’ın Cumhuriyetçi kanattan Başkan olmasını önlemek vardı. Huffington Post haberine göre “anti-Trump” lobisinin bir araya geldiği etkinlikte teknoloji dünyasını Apple CEO’su Tim Cook, Alphabet (Google) CEO’su Larry Page, Tesla’dan Elon Musk ve Napster Kurucusu Sean Parker temsil etti.

Cumhuriyetçi Parti liderlerinden, eski ABD başkanı danışmanlarına ve Beyaz Saray Sözcüsü Paul Ryan’a kadar pek çok politikacının da katıldığı etkinlik basına kapalı olarak düzenlendiği için detaylar bilinmiyor. Ancak BusinessInsider haberine göre Tim Cook ile Arkansas Senatörü Tim Cotton arasında FBI’ın Apple ile devam eden telefon şifreleme tartışması nedeniyle hararetli anlar yaşandı.

Halk Donald Trump’ı başkan olarak görmüyor!

Öte yandan eski Başkan Danışmanı Karl Rove, Dünya Forumu’na hazırlıklı geldi ve odak grubu üzerinde yapılan bir araştırma sonucunda toplumun Trump’ı başkanlığa layık biri olarak görmediğini belgelerle tartışmaya sundu.

Her ne kadar bu görüşme Silikon Vadisi’nin tepe yöneticileri için sıradan bir iş gezisi gibi görünse de, teknoloji dünyasının politik duruşunu sergilemesi açısından önem taşıyor.

BIC Angels Melekleri yatırım ortaklarını değerlendirecek

0
1457422686_J.Behrendt_ BIC Angels melek yatırımcıları yeni yatırım fırsatları aramak, girişimcilik ekosistemini yerinde incelemek için Avrupa’nın en gelişmiş ekosistemine sahip olan Berlin’e gidiyor. BIC Angels’ın  kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Dr. Joachim Behrendt’in Berlin’deki girişimcilik ekosistemine olan yakınlığı ile birçok kuluçka merkezi, hızlandırma programına ziyaret gerçekleştirilecek. Ziyarete BIC Angels’a bağlı 20’yi aşkın melek yatırımcı katılacak. Avrupa’nın en gelişmiş melek yatırım ekosistemi Gezi kapsamında Almanya’nın girişim sektöründe önde gelen hızlandırma programları ve kuluçka merkezlerinden Hubraum, Startupbootcamp, Axel Springer Plug & Play, Techstars Berlin, Point Nine Capital ziyaret edilecek. Rainmaking Loft, Betahhaus Berlin, The Workplace gibi ortak çalışma alanları incelenecek. KPMG Berlin’in de katılacağı etkinlikte Berlin’deki yatırım fırsatları hukuki ve vergilendirme kapsamında değerlendirilecek. Berlin Belediyesi ve Berlin Ticaret Odasının katkılarıyla düzenlenen program kapsamında Berlin ve İstanbul ekosistemleri arasında yeni ve güçlü bir bağ oluşturmakla kalmayıp, Berlin startup ve melek yatırım dünyasının tecrübe ve birikimlerinden faydalanması hedefleniyor. Türk melek yatırımcılar Avrupa’nın kalbinde yer alacak Avrupa’nın en gelişmiş melek yatırım ekosistemine sahip olan Berlin’i ziyaret etmelerinin çok önemli olduğunu paylaşan Dr. Joachim Behrendt, kurdukları bağ ve iletişim ile birlikte İstanbul’daki girişimci ve melek yatırımcı evrenine önemli bir katkı sağlamayı hedeflediklerini paylaştı. Melek yatırımcılığın Türkiye’de emin adımlarla ilerlediğinin altını çizen Behrendt bu kapsamda bir köprü görevi üstlenmelerinin kendileri açısından gurur verici olduğunu söyledi.

Avrupa’da 2016 startup yılı olacak

0
Bayer_StartupHer yeni yıl yeni bir umut olduğu kadar, startup kurucuları için de beklentilerle doludur. Yapılan araştırmalar, yeni teknoloji girişimleri için yılın ilk iki ayının oldukça bereketli geçtiğini gösteriyor. Zira Tech.eu verilerine göre Avrupa ve İsrail merkezli yeni teknoloji girişimlerine yapılan yatırımların büyüklüğü 2.6 milyar Euro’yu buldu bile. Bu büyüklüğün sözleşme adedini de kapsadığını belirtmekte fayda var. Çünkü 2.6 milyar euroluk yatırım tam 527 anlaşmayı temsil ediyor. Bu, aynı zamanda geçen yılın aynı dönemine göre ciddi bir yükselişi de simgeliyor. 2015’in Ocak – Şubat döneminde bu sayı 204, toplam yatırım tutarı ise 1.99 milyar Euro düzeyinde gerçekleşmişti. startup yatirim 2016 527 yatırımın 254’ü Ocak ayına ait. Bu dönemdeki yatırımların toplam büyüklüğü ise 1.6 milyar Euro seviyesinde bulunuyor. Şubat ayının bu yıl 29 gün olmasının bir etkisi var mı bilemeyiz ama Ocak ve Şubat arasındaki adetsel fark çok yüksek değil.

Yatırım alan ülkeler

Ülkelerin dağılımına bakıldığında ise Fransa adet, İngiltere ise hacim anlamında ilk sırada bulunuyor. Fransa 97 yatırımla ilk sırada bulunurken İngiltere 86, Almanya 69, İsveç 60 ve İsrail 46 yatırımla takip ediyor. Hacim, yani yatırım tutarları açısından bakıldığında ise İngiltere yüzde 108 artış ve 869 milyar Euro ile ilk sırada yeralırken, İsrail merkezli teknoloji girişimleri 587 milyon Euro ile ikinci, Fransa 370 milyon Euro ile üçüncü, Almanya ise 189 milyon Euro ile dördüncü sırada bulunuyor. startup yatirim 2016 ulkeler

Startup için anahtar kelime: fintech

Rapordaki verilere göre fintech, yani finansal teknoloji girişimleri adet bazında ilk sırada. Onu donanım, pazaryerleri, kurumsal SaaS çözümleri, e-ticaret, sağlık, veri analitiği, ulaşım/lojistik ve güvenlik takip ediyor. startup yatirim alanlar Ancak tabloya yatırım tutarları büyüklüğü olarak bakıldığında adet bazında dokuzuncu sırada olan güvenlik teknolojileri, sektörünün 314 milyon euro ile ilk sıraya yerleştiği görülüyor. Takip edenler ise fintech, sağlık, seyahat, donanım, kurumsal SaaS çözümleri, telekom ve altyapı ile veri analitiği. Fintech, sağlık ve seyahat 200 milyon euro üzerinde yatırım yapılan sektörler.

Microsoft 2015’te bütün pazarı topladı

1

Microsoft kampusGoogle ve Facebook gibi rakiplerin şirket alımları azalınca, Microsoft satın alma konusunda 2015’i lider kapattı. CB Insights tarafından yapılan analizler, Microsoft’un geride bıraktığımız yılı tam 18 yeni şirket alımıyla birinci sırada tamamladığını gösteriyor.

Teknoloji devlerinin 2011 ve 2015 yılları arasında gerçekleştirdiği şirket alımlarını listeleyen araştırmaya göre 2011, 2012 ve 2014 yıllarında sırasıyla 27 ve 35 startup satın alan Google birinci olurken, 2013 yılında 29 şirketi bünyesine katan Yahoo sürpriz bir liderlik yaşamıştı.

Apple ve Facebook’un alım sayısı konusunda daha temkinli bir yol izlediğini gösteren tabloda göze çarpan bir diğer detay ise, teknoloji dünyasında şirket alımlarının son bir yılda fazlasıyla düştüğü. BusinessInsider buna gerekçe olarak, Silikon Vadisi’nde sürekli bahsedilen teknoloji balonu nedeniyle startup fiyatlarının abartılı şekilde şişirilmesini gösteriyor.

cbinsights microsoft arastirma

Satya Nadella Microsoft için kesenin ağzını açtı

Steve Ballmer dönemi sonrası Microsoft’ta CEO koltuğuna oturan Satya Nadella yönetiminde şirketin satın alma politikasındaki dramatik değişim de açıkça gözleniyor. Şirket bu dönemde 2,5 milyar dolar karşılığında ünlü video oyunu Minecraft’ın geliştiricisi Mojang’i bünyesine kattı. Aynı zamanda Acompli adlı mobil e-posta uygulamasını aldı ve Outlook adıyla yeniden yayınladı.

Rapordaki diğer öne çıkan veriler ise şu şekilde:

  • Analiz edilen beş yıllık süre içinde değeri 1 milyar doları aşan 23 adet şirket alımı gerçekleşti.
  • En büyük alım, Facebook’un 22 milyar dolarlık WhatsApp alımı oldu.
  • Dropbox gibi bir zamanların popüler servislerinin hisse fiyatlarının dibi görmesi sonucu, 2016 yılında alım trendinin yeniden yükselişe geçmesi bekleniyor.

4Chan kurucusu, şimdi Google’da çalışıyor

0

moot 4chanÇoğu internet kullanıcısı için bir zamanlar deep web öncesi son çıkış olarak görülen 4Chan kurulalı 12 yıldan fazla zaman geçtiğine inanmak zor. Peki, şiddetten cinselliğe kadar her türlü içeriğin dönüp durduğu o çok tartışmalı sosyal ağı henüz 15 yaşındayken kuran Christopher Poole şimdi ne yapıyor?

Time tarafından 2008 yılının en etkili isimleri arasında gösterilen ve takma adı moot ile internette tanınan Poole, bir süredir ortalarda görünmüyordu. Kendi blogunda yayınladığı son mesaj ise, moot’un artık büyük oynadığını gösteriyor. Aynı zamanda Google Akışlar, Fotoğraflar ve Paylaşım Başkan Vekili Bradley Horowitz tarafından yapılan duyuruya göre, Chris Poole artık Google’da çalışıyor.

4chan nereden nereye geldi?

Kurucusu olduğu platformdan ayrılmadan önce, 4Chan topluluğu 42 milyardan fazla sayfa görüntülemeye ve 1 milyarın üzerinde ziyaretçiye ulaşmıştı. Aradan geçen dokuz ayda ise bir zamanların fırtınalı markası, bir Japon mesajlaşma servisine satıldı.

Bundan sonra iki ayrı şirket daha kurup, ikisinde de başarıya ulaşamayan moot şimdi Google bünyesinde halinden memnun görünüyor. Akıllarda kalan ise 4Chan döneminde Google Analytics’e ödemesi gereken 150 bin dolardan şikayet ettiği tweet’ler kaldı:

moot twitter

moot twitter

Kadınlar iş dünyasında bu engele takılıyor

0
kadinlar-is-dunyasi Dünya üzerindeki sınırlar her zamankinden daha fazla kalktı son 10 yılda. Globalleşme kavramı, hiç olmadığı kadar yaygın. Bunun bir sonucu olarak da şirketler için tek bir ülkeyle sınırlı yönetim birimlerinin yerini, çeşitli bölge/ülke merkezleri aldı. Zaten uluslararası formda süreci devam ettiren çoğu şirket de daha fazla genişleme yoluna gitti. Bunların birer sonucu olarak da örneğin bir Amerikan vatandaşı için Almanya ofisinde çalışma durumu her zamankinden daha fazla söz konusu oldu. Yeni bir araştırma ise uluslararası iş sahalarında kadınların, erkeklere göre ne oranda çalıştığına dair çarpıcı veriler sundu. Buna göre kadınların sadece yüzde 20’si uluslararası işlerde görev alıyor. Yani yukarıdaki örnek üzerinden devam edildiğinde Amerikan şirketinin Almanya ofisinde çalışanların büyük kısmı erkek. Bunun başlıca nedenleri arasında şirketlerin uyguladıkları politikalar yatıyor. Ancak başka nedenler de söz konusu. Örneğin araştırmaya katılan kadınların yaklaşık üçte biri kendilerine uluslararası pozisyonlarda çalışmaları için ilham verecek rol modellerin olmadığını belirtiyorlar.

Annelik seyahate engel mi?

Bir diğer önemli etmen de anne olma durumu. Kadınlar, çocukları varsa bulundukları ülkeden başka bir ülkeye gidip orada çalışmaya sıcak bakmıyor. Bir diğer çarpıcı veri ise çalışan kadınlar eğer evlilerse ve eşleri de iyi gelire sahipse ilgili konuya uzak kalmayı tercih ediyorlar. Sorunlardan bir başkası da geleceğe dair bakış açısı ile ilgili. Araştırmaya katılan çalışanların neredeyse yarısı, önümüzdeki iki yıl içinde önlerine daha iyi bir iş fırsatı geldiğinde mevcut işlerini bırakacaklarını söylüyorlar. Daha çarpıcı olanı ise katılımcıların beş yıl sonra da çalıştıkları işte devam ediyor olma ihtimaline yaklaşımları hakkında. ‘Ben 5 yıl sonra da aynı şirkette olacağım’ diyenlerin oranı sadece yüzde 13. Uluslararası şirketlerin yüzde 89’u iki yıl içinde uluslarası çalışan sayısını artırmayı planlıyor. Bu da yakın gelecekte erkekler için olduğu gibi daha fazla kadın için de farklı ülkelerde görev alma olasılığı anlamına geliyor.