Autodesk’ten Son Çağrı! 31 Ocak’a Dikkat!
Autodesk ile Mobil Dönüşümü Konuştuk
:: AutoCAD ürün ailesi, 3Ds Max, Revit, Inventor kalıcı lisans satışları 31 Ocak 2016 tarihi itibariyle sona eriyor. Konuyla ilgili detaylı röportajımıza buradan ulaşabilirsiniz…
Biz de Autodesk Türkiye İş Geliştirme Müdürü Emin Cenal ile beraber, Autodesk’in mobil dönüşümünü, kullanıcılara sunduklarını sizlere aktarıyoruz. İyi seyirler…En çok yemeğe en az sağlığa para harcıyoruz
Coğrafi bilgi sistemlerini kullanarak yazılım ve modeller geliştiren, Türkiye’nin en büyük veri tabanı kaynağına sahip şirketi Maptriks’in verilerine göre Türk halkı en çok gıda ve içeceğe, en az sağlık ve eğitime harcama yapıyor.
Türkiye’nin demografik, sosyo ekonomik ve harcama verilerinden derlenen araştırmaya göre Türkiye genelinde toplam 29 ilin nüfus büyüklüğü 750 binin üzerinde iken İstanbul Türkiye nüfusunun yüzde 18’lik diliminde bulunuyor. Yaş gruplarının Türkiye ortalamalarına göre ise 0-14 yaş grubunun Türkiye ortalaması yüzde 25 iken 65 ve üzeri yaş grubunun Türkiye ortalaması yüzde 8 oldu.
Türk halkı ayda ortalama 2.500 TL harcıyor
Türkiye’deki nüfusun genel harcama verilerinin de yer aldığı araştırmada hane halkı başına aylık ortalama tüketim harcamasının 2.496 TL olduğu kaydedildi. Türk halkının yaptığı harcamaların yüzde 26’sı konut, su, gaz gibi giderlere yapılırken bunu yüzde 20’lik harcama oranı ile gıda ve alkolsüz içecekler takip etti. Ancak lokanta ve yemek hizmetleri için yapılan yüzde 6’lık harcama da dâhil edildiğinde bu oran yüzde 26’ya kadar çıkıyor. Üçüncü sırada ise yüzde 17’lik oran ile ulaştırma için yapılan harcamalar bulunuyor.
Sağlık ve eğitim harcamaları yüzde 2’lik harcama payları ile listenin en altında yer alırken eğlence ve kültür için yapılan harcamaların genel harcamalar içindeki payı yüzde 3’te kaldı.
Türkiye’deki hane gelirlerinin de yer verildiği araştırmada hane halkı başına aylık ortalama 2.496 TL olan tüketim harcamasına karşılık ortalama aylık gelir 2.644 TL oldu. İstanbul 3.534 TL ile ortalama gelirin en fazla olduğu il olurken hane halkı başına en düşük gelirin düştüğü il ise 1.109 TL ile Bayburt oldu.
Türkiye’de teknoloji kullanımı hala düşük
Sosyo ekonomik verilerin (SES) de yer aldığı araştırmada dikkat çeken diğer önemli nokta ise bilgisayar ve ileri teknoloji ürün kullanımının düşük olduğu C SES ve DE SES gruplarının Türkiye’nin yüzde 94’ünü oluşturması oldu. Araştırmada Türkiye’deki nüfus sosyo ekonomik olarak üç ana guruba ayrıldı:
AB SES Grubu: Kişilerin ileri teknolojik ürün kullanımını tercih ettiği ve araç sahiplik oranının çok yüksek olduğu grup.
C SES Grubu: Kişilerin yarısına yakının araç sahibi olduğu, bilgisayar ve ileri teknolojik ürünlerinin kullanımının düşük olduğu grup.
DE SES Grubu: Eğitim seviyelerinin ilkokul veya ortaokul seviyesinde olduğu kişilerin yer aldığı ve araç sahipliğinin çok düşük, teknolojik kullanımının ise çok az olduğu grup.
Bu üç grubun Türkiye dağılımında C SES Grubu ve DE SES Grubu’nun her biri yüzde 47’lik oranlar ile nüfusun neredeyse tamamını oluştururken AB SES Grubu dağılımı yüzde 6 seviyesinde kaldı.
“Başarılı ticari performans için Coğrafi Bilgi Sistemleri kullanılmalı”
Konuyla ilgili açıklamada bulunan Maptriks Kurucu CEO’su Fatih Kuralkan, Türkiye’nin 81 ilinde cadde ve sokaklara kadar nokta bazında tüm coğrafyayı inceleyip sektörlere yönelik detaylı raporlar hazırladıklarını söyledi.
Yeni mağazaların açılacağı konumun belirlenmesinde modern teknolojinin kullanılmasının hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Kuralkan, “Her gün daha da akıllanan dünyamızda, konumu ‘akıllıca’ belirlenmemiş işyerlerinin başarılı bir performans sergilemesini beklemek hayal olur. Yeni işyeri için potansiyel konumun çevresinin, nüfusun yapısının, aynı lokasyondaki rakip işyerlerinin ve daha birçok kriterin bilimsel analizi yapılmalıdır. Bu ayın başında yayınladığımız AVM raporumuz bu kriterlerden sadece biridir. Batılı büyük şirketlerin yatırım yapacakları alanları belirlerken kullandıkları Coğrafi Bilgi Sistemlerini kendi teknolojilerimiz ile Türk şirketlerin hizmetine sunuyoruz. Bu sistem ile düzenli olarak yayınladığımız AVM verileri dışında perakende, hızlı tüketim ürünleri, enerji, finans, gayrimenkul, medya ve daha birçok sektör için en ücra alanlara kadar hedef odaklı veriler sunuyoruz.” dedi.
Şirket Aralık ayı başında yayınladığı 4. Çeyrek AVM Raporu’nda Türkiye’de 4 ilin 2016 yılında ilk kez AVM’ye kavuşacağını ve İstanbul’a 2016 yılında 40 yeni AVM’nin geleceği duyurmuştu. Avrupa Birliği Ergenlere Sosyal Medyayı Yasaklıyor
Avrupa Birliği, önümüzdeki hafta çok tartışılacak bir karar verecek. Yeni uygulama hayata geçerse 16 yaşından küçük bireylerin, ebevyn izni olmadan sosyal medya servislerini kullanması mümkün olmayacak.
ABD’de bir süredir gündemde olan 13 yaş altındaki çocukların dijital dünyada korunmasına yönelik uygulamanın bir benzeri de Avrupa’da da uygulanıyordu. Buna göre, ergenlik dönemine ulaşmamış çocukların sosyal medya hesabı açmalarına izin verilmiyordu. Bu kuralın pratikte ne kadar uygulanabildiği başka bir mesele ancak, yasalar çocukların sosyal medyadan uzak tutulmasını öngörüyordu.
Şimdi Avrupa Birliği’nin yeni hayata geçirmek istediği uygulamaya göre, ergenlik çağına gelmiş 13-16 yaş aralığındaki çocukların, ancak ebeveynlerin izniyle sosyal medya servislerini kullanması mümkün olacak. Eğer AB bu yönde karar alırsa, Facebook, Twitter, Snapchat gibi sosyal medya uygulamaları, AB üyesi ülekelerde 13-16 yaş aralığında hesap açmaya çalışan çocuklara “anne-babanızdan izin kağıdı getirin,” cevabını verecek.
Ayrıca 16 yaş altındaki çocukların dijital verilerinin hiçbir şekilde kayıt altına alınmaması, reklam verenlere satılmaması ve veri ticaretinde kullanılmaması şartı da gelecek.
Elbette bu noktada uygulamanın nasıl kontrol altında tutulacağı, sosyal medya servislerinin ebeveynleri nasıl tespit edeceği, izinlerin gerçekten ebeveynlerden gelip gelmediğinin nasıl doğrulanacağı gibi detaylar henüz net değil. Bu aşamada ülkelerin merkezi nüfus veri tabanlarında kayıtlı anne-babaların kayıtlı e-posta ve telefon numaralarına onay mesajı göndermek gibi önlemler söz konusu. Ancak bunun için sosyal medya servislerine üye olurken vatandaşlık numarasının beyan edilmesi gibi zorunluluklar da ortaya çıkacak ki, bu da internette her kullanıcının gözlenip izilenebilmesi, fişlenmesi anlamına geleceğinden büyük tartışmaların çıkması kaçınılmaz olacak.
ABD, Vize Vermek İçin Sosyal Medyayı Kontrol Edecek
San Bernardino’daki silahlı saldırılardan sonra ABD topraklarının güvenliğinden sorumlu Homeland Security kurumu, vize almak isteyen yabancıların sosyal medya hesaplarını da kontrol edilmesini sağlayacak bir plan üzerinde çalışmaya başladı.
Aslında vize başvuruları için ABD yılbaşından bu yana sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları kontrol ediyordu. Ancak Home Land Security’nin planına göre, bu sosyal medya kontrollerinin daha ciddi ve daha sıkı yapılması planlanıyor. San Bernardino’daki silahlı saldırıları düzenleyen saldırganın cihad nitelikli sosyal medya paylaşımlarının gözden kaçmış olması da daha sıkı ve düzenli bir kontrol mekanizmasına olan ihtiyacı doğruluyor.
Ancak, sosyal medya paylaşımlarının nasıl hızlı ve güvenilir şekilde kontrol edileceği, bunun vize başvurularına nasıl adapte edileceği henüz kesinleşmiş değil. ABD yetkililerinin, kullanıcıların dışarıya kapalı veya onlardan saklanmış paylaşımlara ulaşmak için sosyal medya servisleri ile nasıl işbirliği yapacağı da belli değil. Beklenen yöntemlerden biri, vize başvurusu yapan kullanıcının ABD yönetimine tüm sosyal medya hesaplarını incelemesi için izin vereceği, yönetimin de bu izini kullanarak sosyal medya şirketlerine başvurarak kullanıcının hesabına özel bir erişim isteyeceği yönünde. Elbette bu uygulamanın başlatacağı ağır tartışmalar da yakın zamanda dünyanın gündemine oturacak gibi görünüyor.
Aslında benzer bir uygulamayı İsrail de uzun zamandır sürüdüyordu. Hatta, Facebook’ta Kurtlar Vadisi sayfasını beğenenlerin İsrail’e alınmadığı, hava limanlarından geri döndürüldüğü olaylara daha önce şahit olmuştuk. Problemin büyüğü de burada başlayacak gibi görünüyor çünkü Facebook’ta veya bazı başka sosyal ağlarda, kullanıcılar kendi istekleri dışında çok sayıda gruba veya sayfaya üye yapılabiliyor.
Bu durumda ABD’ye vize başvurusunda bulunmak üzere hazırlık yapan bir iş adamına, bir öğrenciye, bir turiste, kötü niyetli kişiler tarafından kötü sürprizlerin yapılması hiç zor değil. İş adamlarının rakipleri tarafından habersizce ve kontrolsüzce, cihad temalı bir Facebook grubuna üye yapılması söz konusu iş adamının ömrünün geri kalanında dünyanın pek çok ülkesine girememesi ve işlerini büyütecek girişimlerde bulunamaması için yeterli olacak. Dolaysıyla, ülkelerin vize için sosyal medya paylaşımlarını kontrole başlamalarından önce sosyal medya servislerinin de grup/sayfa üyeliklerine dair daha mantıklı kontrol mekanizmaları getirmeleri gerekiyor. Aksi halde, kabul edilmeyen vize başvuruları nedeniyle sosyal medya servislerine açılacak tazminat davalarının çok ağır sonuçları olacak gibi görünüyor.
YouTube doğrudan video kaydını kaldırıyor
Popüler video paylaşım servisi YouTube, kullanıcıların kameradan doğrudan kayıt yapmasına imkan veren özelliğini kaldıracağını açıkladı.
Kameradan doğrudan kayıdın yeterince popüler olmadığını ve çok fazla kullanılmadığını vurgulayn YouTube, bu özelliği 16 Ocak 2016’da kapatacak. Söz konusu yetenek aslında yıllardır YouTube’da yer alıyordu ancak çok az kişi tarafından kullanılıyordu. 16 Ocak’tan itibaren kullanıcılar artık YouTube’a video yüklemek için kaydı öncelikle başka bir mecra üzerine kaydetmek ve sonra oradan YouTube’a yüklemek zorunda olacaklar.
Fakat söz konusu karar canlı yayın özelliğini kapsamayacak. Kanal sahipleri yine gerekli şartları yerine getirdiklerinde, YouTube üzerinde canlı yayın yapabilecekler. Drone Pazarı, 2016 Yılında Sıçrayış Yaşayacak!
Sadece yılbaşı tatili süresince, milyonlarca Drone satışı yapılacağını öngördüklerini söyleyen Kaplan, genel olarak Drone pazarı ile ilgili yapılan analizleri de aktardı.
Şu an için 3,3 milyar Dolar değerinde bir pazar elde etmiş olan Dronelar, 2015 yılında önceki yılı neredeyse ikiye katlamış durumda. Her geçen gün popülaritesini daha da artıran Dronelar, hemen her reklam kampanyasında da yer alıyor.
Birçok elektronik firmasının yeni Drone ürünleri ile tüketicilere ulaşmaya çalışmasının ve gelişen özellikleri ile müşterilerinin ilgisini çekmesinin, 2016 yılı için de büyük etki sağlayacağını belirten Keith Kaplan, bu durumla beraber oluşan tehlikelere de dikkat çekti.
Drone kullanımı için lisans gerekliliğinin tartışmalarının hala devam ettiğini vurgulayan Kaplan, hemen her yaştan kimsenin hava aracı elde edebiliyor olmasının da, daha farklı sonuçlar doğurduğunu aktardı.
Bununla beraber, aktarılan bilgiler arasında en dikkat çeken nokta ise, öngörüler arasında 2025 yılında Drone pazarının 90 milyar Dolar seviyesini geçeceği oldu.
Son olarak mizahi bir dille Drone pazarının genişlemesinin, ayrıca Drone garajlarıyla da bir ritüel haline gelebileceğini açıklayan Kaplan, 2016 yılının da Dronelar için verimli bir yıl olacağını belli etti. 2016 maaş zamları ne olacak?
Secretcv.com’un, 2016 yılı zam oranlarına yönelik düzenlediği ankete 1.320 firma yetkilisi ve 21 bin 300 aday katıldı. 8 Kasım-9 Aralık 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilen ankette firma yetkililerinin öngörüleri zam oranlarının %8,7 olacağı yönünde. Birçok sektördeki büyük firmaları ve KOBİ’leri temsil eden firma yetkililerinin yanıtladığı anket sonuçlarına göre en çok zam %12,5 ile Holding yapılarında, en düşük zam ise %4 ile Gayrimenkul sektöründe oldu. Adaylar ise geçmiş yıllara oranla daha umutlu. Ankete katılan adayların %51’i zam oranlarının %5’in üzerinde olmasını beklerken %49’u ise karamsar bir tablo çiziyor.
Yan haklar yine ön planda…
Ortalama rakamlara bakıldığında, Holdinglerin ardından en yüksek oranda zam alması öngörülen sektörler sırasıyla %12,5 ile Gıda, %12 ile Bilgisayar/BT/İnternet, Eğitim, Hizmet ve Otomotiv sektörleri oldu.
Gayrimenkul sektörünün ardından en düşük zammı alacak sektörler ise %5 ile Tekstil ve Akaryakıt/Petrol, %5,5 ile Ajans sektörleri oldu.
2015 yılında temkinli davranmayı sürdüren firmalar aslında bu yıl da stratejilerini değiştirmiyor. Firmaların 2016 yılında başarılı çalışanlarını elde tutmak için yan haklara daha fazla önem verileceği düşünülüyor. Firmalar, Sağlık paketleri, bireysel emeklilik paketleri, gıda çeki, tatil paketleri, çocuk eğitim ve bakım yardımı, sağlıklı yaşam paketi gibi pek çok seçeneği esnek ek menfaat uygulaması kapsamında çalışanlara sunulacaklar.
2016 yılında iş dünyasının çok daha cesur ve girişimci olması beklenirken bu durumun hem zam oranlarına hem yan haklara hem de istihdama olumlu yansıyacağı öngörülüyor.
Adaylar 2016 yılından daha umutlu…
Zam oranları beklentisini, iş arayan adaylarına da soran Secretcv.com’un, 8 Kasım-9 Aralık 2015 tarihleri arasında yaptığı anket çalışmasına 21.300 kişi katıldı.
Bu yıl firmanızdan yüzde kaç zam bekliyorsunuz?” sorusunun yöneltildiği adayların yüzde 51’i zam oranlarının %5’in üzerinde olmasını bekliyor. %49’u ise ya hiç zam yapılmayacağını düşünüyor ya da zam oranlarının %5’in altında kalacağını öngörüyor. Ankaref, yeni çalışma arkadaşları arıyor
Türkiye’nin en hızlı büyüyen Nesnelerin İnterneti (IoT) firması olan ve TOBB ve Tepav tarafından açıklanan ‘en hızlı büyüyen 100 firma’ listesine bu yıl 13. sıradan girme başarısını gösteren Ankaref, yeni çalışma arkadaşlarını kendi oluşturduğu ‘başvuru havuzu’ndan bulacak.
Kurulduğu günden bu yana Ar-Ge ve inovasyon temelli yaklaşımıyla bilişim sektörüne yön veren ve gerek kamuya gerek özel sektöre sunduğu çözümlerle öncü olan Ankaref, ritmine ayak uydurabilecek yeni çalışma arkadaşları arıyor. Merkezi ODTÜ Teknokent’te olan firma, Türkiye’nin farklı bölgelerinde çeşitli pozisyonlarda birlikte çalışmak istediği isimler için yeni bir ‘iş başvuru sitesi’ oluşturdu.
İmza attıkları işlerle sadece Türkiye’de değil özellikle Ortadoğu, Arap coğrafyası ve Kuzey Afrika’nın çeşitli ülkelerinde de adını duyuran Ankaref’in Genel Müdürü Erhan Binici, firmanın gelecekle ilgili planlamalarında güçlü, hızlı ve kolektif, çalışmaya yatkın bir ekibe sahip olmanın çok önemli bir yeri olduğunu söyledi.
“Ankaref çatısı altında sektörün geleceğine yön verecekler”
Türkiye’de, İnsan Kaynakları (İK) alanında çok sayıda kurum ve kuruluşun olduğunu ancak, buna rağmen kimi sektörlerde doğru insanın, doğru iş ve doğru pozisyonla buluşamadığına dikkati çeken Binici, şöyle devam etti:
“Özellikle ülkemizin nispeten yabancı olduğu bulut teknolojisi, nesnelerin interneti, büyük veri ve benzer alanlarda doğru kişileri bulmak pek kolay olmuyor. Zaman o kadar hızlı değişiyor ki, işverenin ve iş arayanın beklenti ve talepleri de sürekli yenileniyor. Bu nedenle de bundan sonra yolumuza birlikte devam edebileceğimiz kişilerin doğrudan bize ulaşabilmelerini sağlayacak bir sistemi başlattık. Ankaref çatısı altında sektörün geleceğine yön vermek isteyen adaylar http://berabercalisalim.ankaref.com adresinden bize özgeçmişlerini gönderebilirler. Ülkemizde çok yetenekli gençlerin olduğunu biliyor, onları da bizimle birlikte yol almaya davet ediyoruz.” Siber suçlular da artık tasarruf etmeyi düşünüyor
2012 ile 2013 yılları arasında Kaspersky Lab’in saptadığı kötü amaçlı yeni dosya sayısında, 2012 yılında günde 200.000 adetten 2013 yılında günde 315.000 adede hızlı bir artış olmuştu. Daha sonra işler yavaşlamaya başladı. 2014 yılında toplam rakam günde sadece 10.000 adet arttı ve 2015 yılında toplam rakam 325.000 adetten 310.000 adede geriledi.
Hızlı getiri elde etmenin yollarını arayan siber suçluların; rootkit, bootkit veya kendi kendini çoğaltan virüs gibi karmaşık kodlama araçlarının sonuç getirse de maliyetli olduğu, bunun da genel marjları düşürdüğü kanaatine vardıkları anlaşılıyor. Dahası, geliştirmesi on binlerce dolara mal olabilen bu karmaşık kötü amaçlı programlar, giderek daha da gelişmiş bir hale gelen ve çok daha karmaşık kötü amaçlı yazılımları algılamaya ve analiz etmeye alışkın anti-virüs yazılımlarından kendilerini koruyamıyor.
Bu nedenle 2015’te, özünde zararsız ancak çoğu kez rahatsız edici olan reklam destekli yazılımın genel virüs algılamalarında daha çok öne çıktığı görüldü. Bu, siber suçlu taktiklerinde bir evrime işaret ediyor ve bu kişilerin çoğunun artık yarı meşru ticari yazılım, etkinlik ve diğer tür “gerekli malzeme” satan işletmeler gibi davrandığını gösteriyor.
Diğer eğilim ise siber suçluların ve hatta gelişmiş, devlet destekli tehdit eylemcilerinin dijital ürünlerde daha fazla yasal sertifika kullandığı. Saldırganlar, satın alınmış veya çalınmış sertifikaların da yardımıyla, resmi olarak imzalanmış bir sertifikaya normal bir sertifikadan daha fazla güvenen güvenlik yazılımlarını kandırıyor. Sertifikanın değeri sadece on beş yirmi dolar olabiliyor. Crossover Türkiye’de
Crossover, yetenekli insan kaynağının uzaktan çalışabilmesine olanak sağlayan WorkSmart adını verdikleri bir yazılıma sahip. Worksmart, kişilerin iş verimliliğini arttırırken takım arkadaşları arasındaki mesafe sorununu ortadan kaldırarak kişinin yaşadığı yeri değiştirmeden hak ettiği geliri elde etmesini sağlıyor. Çalışanların anlık performanslarının ölçülmesini ve işverene serbest çalışma saatlerinin tüm detaylarıyla raporlanmasını mümkün kılan WorkSmart, bu sayede kişilere ülkemizin herhangi bir yerinden Amerika’daki bir teknoloji şirketinde yönetici olarak çalışabilme imkanını kazandırıyor.
Şirketin CEO’su Andy Tryba, uzun yıllar Intel’de üst düzey yöneticilik ve Beyaz Saray’da Yüksek Teknoloji Temelinde İş ve Rekabet başlıklı başkanlık konseyine direktörlük yapmış bir isim.
Crossover’ın temelinde Andy’nin “Biz misyonumuz gereği şuna inanıyoruz; iyi maaş ödeyen işleri dünyanın neresinde olursa olsun gerçekten işinin ehline verirsek, dünya pozitif anlamda köklü bir şekilde değişir” düşüncesi yatıyor.
Crossover Türkiye’de Kasım ayı itibariyle Ülke Genel Müdürü olarak görev yapmaya başlayan Sinan Ata, “Crossover’ın Türkiye’deki ilk hedefinin ulaşılabilir olmak ve misyonunu Türk yeteneklere doğru anlatarak, onlara hak ettikleri ücretleri kazandırabilmek.” diyor. Twitter’a 150 bin lira terör propagandası cezası
Twitter’da yer alan bazı hesaplarda terör propagandası yapıldığı suçlamasıyla açılan davada Twitter’ın söz konusu hesapları engellemekte yetersiz kaldığı gerekçesiyle mahkeme Twitter’ın 150 bin lira para cezası ödemesine hükmetti.
Söz konusu dava hakkında Twitter yorum yapmazken, cezanın detayları ve hangi hesaplardan kaynaklandığı konusunda da henüz bilgi verilmedi.
Twitter’ın cezayı ödeyip ödemeyeceği de henüz belli değil ancak cezanın ödenmemesi halinde Twitter’ın yeniden erişime kapatılması söz konusu olacak.
Twitter’a para cezası Türkiye’de ilk defa uygulanıyor. Benzer para cezalarının Facebook ve YouTube için de söz konusu olan anlaşmazlıklarda da gündeme gelmesi bekleniyor.
Sürücüsüz otomobiller, Las Vegas’ta şova hazırlanıyor!
Biz “sürücüsüz otomobil” diyoruz ama yabancılar “self driving car” yani “kendi kendini süren araba” anlamına gelen bir tanım kullanıyor. İşin felsefesini kavramak için bu tanım önemli. Çünkü yeni oluşmakta olan sektör sadece arabaları değil, kendinden sürücünün oluşturacağı ortamı, alanı ve etkileyeceği yüzlerce cihazı ilgilendiriyor.
Çinliler de piyasaya girdi…
Dünyanın önde gelen markaları sürücüsüz araba yapar da Çinliler boş durur mu? Geçen hafta Çinli Baidu, BMW ile birlikte sürücüsüz Pekin yakılarında arabalarını test ettiler. Muhtemel ki onlar da Las Vegas öncesi kendilerinden bahsettirme ihtiyacı hissettiler.
Aslında şimdiden kim ne derse, pek kulak asmayın. Üç hafta sonra her birinin yapabileceği ve ne yaptığı belli olacak.
Las Vegas’taki CES fuarı yanı Tüketici Elektroniği Şovu (Fuarı), mobil ürünlerle dünyada nam salmaya başladı. Mobil şirketler, burada büyük şovlar sergileyip mesajlarını veriyor. Ne yazık ki bu fuarda kendimizden söz ettirecek bir ürünümüz yok.
CES son iki yıldır, giyilebilir ürünler ve akıllı cihazlar konusunda en önemli sergi yeri haline geldi. Aynı şekilde geçen yıl birkaç marka elektrikli araçlarını burada sergileme fırsatı buldu.
Artık elektrikli araçlar yerine sürücüsüz olanları kendinden bahsettirecek. Çünkü, Tesla’nın birkaç ay önce yaptığı gibi, bir güncelleme ile hepsi sürücüsüz araç olabilecek şekilde üretiliyor.
Her araç sürücüsüz olabilecek!…
Bunda, Google’ın yaptığı testlerin büyük rolü olduğu söylenebilir. Aynı şekilde, ScanLab projelerinden biri olan LIDAR ile her araç sürücüsüz hale gelebilir. Bunun için de öyle büyük paralar ödemeniz gerekmiyor. 75 bin dolar değerinde cihazı alarak, otomobilinizi sürücüsüz yapabilirsiniz.
Haliyle bu prototip fiyatı oluyor. Eğer LIDAR bunu seri üretime sokabilirse, her biri 500 doların altına inebilecek.
Beş yıl içinde, akıllı sensörler olarak tanımlayabileceğimiz bu cihazı, seri üretimle 100 doların altına bile indirebileceklerini öngörüyorlar.
Bunun seri üretimini kimin yapacağına haliyle ScanLab karar verecek. Sürücüsüz otomobiller konusunda sessiz bir yarış bütün hızıyla sürüyor. Dün arkadaşımız Hakki Alkan, elektrikli arabaların öncüsü Tesla’ya yeni bir rakip geldiğini yazdı. Gerçekten de Faraday Future şirketi, hummalı bir çalışma içinde ve Las Vegas’ta en çok konuşulacak şirket olacağının işaretlerini veriyor.
Tesla’nın 5 önemli teknik yöneticinin yanı sıra BMW’den de transfer yapan Faraday Future ekibine en son Airbnb’nin kurucusu Brian Chesky‘i de dahil etti. Airbnb şirketi, tatile çıkacaklara bütün dünyada alternatif konaklama imkanları sunan, ilginç bir şirket.
Las Vegas’ın kuzeyinde 3 bin dönüm alana fabrika kuran Faraday Future, “Oyunun kurallarını değiştireceğiz” diyerek projesini hazine gibi saklıyor. Ancak vizyonlarına bakacak olursak, sadece otomobille ilgilenmiyorlar. Anlaşılan bir tedarik şirketi de olacaklar. Çünkü etkileşimle ve anlık paylaşımlı bir çevreden söz ediyorlar.
Ekip madem Tesla’dan geldi, öyleyse Tesla’dan daha ileri bir teknoloji ortaya koymadıkları takdirde, ilk sunumda şanslarını kaybederler.
Karayollarına mesaj var!…
Eğer sürücüsüz otomobiller deyince ortamdan bahsetmek büyük önem taşıyor. Eğer karayollarınız, bu araçlar için hazır değilse, buna yönelik doğru bir navigasyon yazılımı yoksa dünyanın en iyi teknolojisi ancak ilk köşeye kadar gidebilir.
Bence her ülke olduğu gibi Türkiye yolları da bundan böyle akıllı cihazlar ve sürücüsüz otomobillere uygun olacak şekilde ihale edilmeli ve yapılandırılmalı. Aksi takdirde, ileride akıl almaz kamu yükü doğacaktır.
Trafik işareti, yol çizgileri, geçiş platformları, yol kenarı bilboardlar, ikmal istasyonları, kamu binaları ve kamuya açık alanlar gibi yüzlerce cihaz, nesne akıllanmasa gerekiyor ve bilgileri araçlara tanımlanması gerekiyor.
İşin bir diğer boyutu da otomobil içindeki yolculara yönelik olacak. Eğer yolcular, aracın sürüşü ve yol durumuyla ilgilenmeyecekse, yolculuğunu nasıl değerlendirecek? Tablet, müzik, navigasyon, interaktif iletişim platformları hizmete girmelidir.
İşte CES 2016 buna da cevap veren onlarca şirketin kendini anlatma fırsatı bulacağı bir yer olacak.
Peki, Las Vegas CES 2016 Las Vegas’ta hangi markalar ve şirketler yer alacak?
Geleneksel markaların sürücüsüz otomobiller konusunda ne yaptığına gelmeden önce, en taze haberlere dikkat çekelim…
Akıllı telefonlar ile Apple’a rakip olduğunu gösteren Samsung, sürücüsüz otomobili ile de artık kendinden bahsettireceğini gösterdi. Söylentilere göre Apple, 2018 yılında başlayacağı sürücüsüz otomobil test sürüşlerini başlatıp, 2020 yılında trafiğe çıkaracak. Samsung, bu tarihten önce aracını piyasaya sürebilecek.
Ya Google neler yapıyor?
En deneyimli geliştirici olarak, test sürüşleri devam ediyor ve sürekli güncellemeler ile yol deneyimlerini ve navigasyon bilgileri geliştiriyor. Ancak otomobillerin ne zaman piyasada satılacağına dair bir bilgi yok.
Acaba, Google mobil yazılımda oluşturduğu Android platformu gibi bir altyapı mı sağlamaya çalışıyor? Patentlerini paylaşır ve üreticilere yazılım desteği sağlar. GoogleGlass yanı akıllı gözlükteydi gibi geri adım atabilir.
Uzmanlara göre sürücüsüz otomobiller dediğimiz bu alan Google, Mercedes, Audi ve Volvo tarafından yönlendirilecek gibi görünüyor. Çin’in Baidu ve Güney Kore’nin Samsung şirketlerinin çıkışı bu planı bozmuş olabilir.
Tesla’yı da hesaba katmakta fayda var.
Çünkü halen en uzun ömürlü araç pilleri onlarda bulunuyor. Diğer taraftan, sürücüsüz deneyimi test ötesine taşıyıp, reelde uygulatan ilk marka da oldu. Şu anda, sürücüsüz deneyim, yasal sorunlar sebebiyle tavsiye edilmediğini de unutmayalım.
Mercedes ve Audi, geçen yıl Silikon Vadisi’nden Las Vegas’a 550 millik bir sürüş deneyimi yaşatmıştı. Bu yıl ne yapacağını birlikte göreceğiz.
Emisyon sebebiyle Volkswagen grubu, bu yıl Amerika’da büyük itibar kaybı yaşadı. Dünyanın en büyük motorlu araç şirketi olan Volkswagen, sanırım çok yakın bir sürede kendini toparlayıp, sürücüsüz otomobiller konusunda bir atağa geçecektir.
Hyundai acele etmiyor!
Yine Güney Koreli Hyundai, sürücüsüz otomobiller sektöründe bilgisayar çipleri ve araçların gelişimi için ekipmanlar ve sensörler geliştirmeyi hedeflediğini duyurdu. Hyundai kendi aracını üretme konusunda acele etmeyecek görünüyor.
Volvo’nun iddiasını öncelikle sigorta ile duyurmayı seçti. Eğer aracı kaza yaparsa, sigortasını Volvo kendisi ödeyecek. Kaza yapmayacağı araçlarının 2017’de testlere başlayacağını ve 2020’de de trafiğe çıkacağı takvimini ortaya koydu.
Yukarıda da söylediğim gibi, CES 2016’da sadece otomobil markaları yer almayacak. Mesela, tablet klavyeleri ile tanıdığımız Logitech, sektörde olduğunu gösterecek ürünlerini burada tanıtacak.
Sonuçta Ocağın ilk haftasında sürücüsüz otomobiller konusunda biz neredeyiz, dünya nerede önümüze konulacak. Günlük sorunlar içinde boğuşurken, yepyeni bir alanı daha kaçırmak üzereyiz…
Sizce yerli otomobilciler ne yapacak?
Tor, o ismi işe aldı
Özellikle düşünce alanında baskıların uygulandığı ve devletlerin internet trafiğini çok sıkı denetlediği (bunların arasında ABD de bulunuyor) ülkelerde, iktidarların hoşuna gitmeyecek araştırmalar yapan, özgürlük söylemlerine sahip kullanıcılar için Tor servisi hayati önem taşıyor. Bu servisin sağladığı anonim bağlantı imkanı sayesinde izlenmeden, kimliklerini gizleyerek, yazışmalarının okunması endişesi taşımadan iletişim kurabilen ve internet üzerinde sörf yapabilen kullanıcılar da Tor’un bel kemiğini oluşturuyor.
Tor servisi şimdi, kullanıcılarına daha iyi hizmet verebilmek ve güvenlik endişelerini minimuma indirip daha pratik, daha hızlı, daha kullanışlı servisler sunmak için, dijital özgürlükler alanındaki söylemleriyle bir efsaneye dönüşen Shari Steele’i, Sorumlu Yönetmen göreviyle işe aldı.
Daha önce Electronic Frontier Foundation (EFF) bünyesinde görev yapan Steele, EFF’nin 10 yıl önce Tor servisi için fon sağlamasına büyük katkıda bulunup Tor’un yaratılmasına büyük rol oynamıştı. Ayrıca güvenli ve gizli bağlantı sunan HTTPS protokolünün standart hale gelerek yaygınlaşması için de EFF bünyesinde önemli girişimlerde bulunmuştu.
Steele’in şimdi Tor’u daha yaygın kullanılan, daha pratik, daha güvenli ve daha hızlı bir ağ haline getirmek için çalışacağı tahmin ediliyor.
Yapay zeka için gönüllü şirket kuruldu
Yapay Zeka çalışmaları, günümüzde dev firmalar önderliğinde geliştirilen nadir ve önemli bilim dallarından biri olarak görülüyor. Ancak bu durumdan farklı olarak OpenAI isimli şirket, kar amacı gütmeyen prensibi ile, aktif çalışmalara başlayacağını duyurdu.
Kısa bir süre önce varlıklarını dünya ile paylaşan OpenAI, şirket yapısı ve finansal durumları ile ilgili detayları paylaştı.
OpenAI tarafından aktarılan bilgilere göre, söz konusu bu kar amacı gütmeyen Yapay Zeka şirketi, herhangi bir gelir kaygısı olmadığı için, asıl amaçlarına daha net odaklanarak çalışmalar gerçekleştirebilecek.
Öte yandan şirketin yaptığı açıklamalardan en dikkat çeken nokta ise, insanlık için Yapay Zeka çalışmaları gerçekleştirecekleri vurgusu oldu.
Yaptığı açıklama ile OpenAI, Yapay Zeka çalışmalarının çok şaşırtıcı sonuçlar doğurabildiğini, kendilerinin de bu çalışmaları, insanlık hizmeti için üstleneceklerini belirtti.
Zorlu bir süreç içerisine girdiklerinin de altını çizen OpenAI, kar amacı gütmeyen felsefeleri ile, toplum tarafından da, ilgili ve tecrübeli kimselerce destek göreceklerini umduklarını anlattı.
Öyle görünüyor ki OpenAI isimli şirket, Yapay Zeka çalışmalarına farklı bir açıdan yaklaşmayı planlıyor. Zira günümüzde Google gibi isimlerin dahi, Yapay Zeka çalışmalarını sürdürüyor. Lakin bu çalışmalara, önemli isimlerin de karşı olduğu da biliniyor.
Dolayısıyla OpenAI, “insanlık için” vurgusuyla nasıl bir yol izleyecek, daha şimdiden merak konusu olmuş durumda…
Twitter daha fazla reklam gösterecek
Test edilen bu yeni program ile birlikte profil sayfalarında ve özel tweet gösterimi yapılan sayfalarda, tweet’lerin arasına reklam yerleştirilecek. Bu da demek oluyor ki birisi Google yoluyla bir tweet gördüğünde ya da bir yazının içinde tweet görüntülendiğinde, giriş yapılmamış dahi olsa reklam oynatılabilecek. Ayrıca bu reklamlar sadece masaüstü kullanımında görülebilir olacak.
San Francisco merkezli sosyal medya sitesi Twitter’a göre uygulamalar üzerinde ve Twitter sitesi dışında tweet görüntüleyen ve kullanan yarım milyar insan var. Firmanın CEO’su Jack Dorsey, giriş yapmayan kullanıcılar üzerinden para kazanmanın yollarını anlatıyor. Böylece firma bu insanlara reklam gösterimi yaparak, daha fazla reklamcı ve para çekecek. Twitter, bu yeni reklam taktiğini önümüzdeki günlerde Amerika, İngiltere, Japonya ve Avustralya’da kullanıma sunacak.
Kaynak: ShiftDelete.Net Tesla’nın rakibi sahneye hızlı girdi!
ABD’li girişimci Elon Musk’ın elektrikli otomobil üreten ünlü firması Tesla, sadece birkaç sene önce insanların çok da ciddiye almadığı, “birkaç zenginin oyuncağı” olarak görülen elektrikli otomobilleri, ABD’de en çok satılan otomobiller arasına sokmayı başardı. Bugün dünya yollarında sayısız Tesla otomobili görülebilirken Tesla bu başarıyı daha da ileri götürmek için bir şişe ağzını geçebilmek zorunda: Pil üretimi… Önümüzdeki yıldan itibaren yıllık 500 bin araça üretim seviyesine çıkmak isteyen Tesla bu amacı gerçekleştirebilmek için araçlarına monte edeceği piller bulmak zorunda ancak dünyadaki pil üretim kapasitesi Tesla’nın planları ile uyuşmuyor.
Dolayısıyla, Tesla’nın daha fazla otomobil üretebilmesi için öncelikle pil kıtlığını geçebilmesi lazım. Elon Musk da bu amaçla, kendi pilini üretmeye karar verdi ve dünyanın en büyük fabrikasını kurmak için inşaata başladı. Bu dev fabrika hem dünyanın pil üretim kapasitesini iki katına çıkaracak, yani tüm dünyanın mevcut Li-ion pil üretim kapasitesi kadar bir kapasiteye sahip olacak fabrika sayesinde Tesla’nın otomobillerine yeterince pil üretilebilecek. Aynı fabrikada otomobil, güneş enerjisi panelleri ve Tesla’nın diğer ürünleri de geliştirilip üretilecek.
Fakat şimdi Tesla’nın karşısında önemli bir rakibi de var. Tesla’nın hızlı büyümesinin farkına varan yatırımcılar, bu yağlı kapıdan kendilerine de ekmek çıkacağını fark ettiler ve Çinli milyarderlerin istiflediği dolarlardan fonlanan Faraday Future şirketi kuruldu. Elektrikli otomobil üretecek olan Faraday Future ilk prototipini birkaç hafta sonra düzenlenecek CES fuarında görücüye çıkaracak. Fakat otomobil üretme işi ciddi bir mesele ve prototip üreten herkes otomobil üretebilir diye bir kural yok. Bunun için ciddi bir alt yapı yatırımı ve güçlü bir fabrikaya ihtiyaç duyuluyor. İşte Faraday Future’un “yapacağım, edeceğim” diyen diğer adaylardan farkı burada ortaya çıkıyor. O bahsini ettiğimiz Çin kaynaklı milyar dolarların akacağı yerlerden biri, Faraday Future’un fabrikası olacak. Planları ve çizimleri basınla paylaşılan yeni fabrika, Tesla’nın giga fabrikasına rakip olabilecek boyutlarıyla medyanın büyük ilgisini çekti.
Faraday Future, fabrikayı kurduktan sonra Tesla’y ciddi bir rakip olarak elektrikli otomobil pazarında önemli bir yer edinecek gibi görünüyor ancak bu fabrikanın asıl önemi, pil üretiminde olacak gibi görünüyor. Eğer Faraday Future fabrikanın kapasitesini pil üretimi için kullanacak olursa, dünyanın Li-ion pil üretim kapasitesi beklenmedik şekilde artmış olacak ve bu da pil fiyatlarının düşmesi anlamıan gelecek. Bir diğer deyişler, mobil cihazların en önemli maliyet kalemlerinden biri olan ve çok uzun yıllardır gelişme göstermeyen pil teknolojisinde önemli sıçramalar ve fiyat düşüşleri beklemek şaşırtıcı olmayacak. Elbette elektrikli otomobillerin maliyetinin düşeceğinden ve bu araçların hızla yaygınlaşacağından bahsetmiyorum bile.
Şimdi, Ocak ayındaki CES fuarını heyecanla bekliyoruz.
IBM Identity Mixer kimlik hırsızlığına savaş açıyor
Bluemix üzerinde kullanıma sunulan IBM Identity Mixer, geliştiricilerin kimlik hırsızlığına karşı mücadele eden uygulamalar oluşturmasını sağlarken, kullanıcıların da kişisel gizliliğini koruyarak uygulamalara kolay erişmelerini sağlıyor.
Geliştiricilerin IBM Bulut platformu olan Bluemix üzerinden erişebildikleri Identity Mixer, yıllarca süren kriptografi araştırması temel alınarak oluşturuldu. Ayrıca mobil ve web uygulamalarda kişisel veri paylaşımının sonucunda meydana gelen kimlik hırsızlığını azaltmaya yardımcı olan araç, algoritmaları kullanarak geliştiricilerin, “sıfır bilgi ispatı” olarak da bilinen, kişisel veri toplamadan kullanıcıların kimliklerini doğrulayabilen uygulamalar oluşturmalarına imkan tanıyor.
Çoğu zaman kullanıcıların, ücretli abone ve reşit olduğunu doğrulamasını gerektiren çeşitli uygulamalara doğum tarihi ile birlikte ad-soyad, bulundukları yer gibi gerekli olmayan birkaç kişisel ayrıntıyı yazmaları isteniyor. Ancak yeni uygulama, Identity Mixer kullanarak, başka hiçbir ayrıntı toplamaya ve etkileşim kurmaya gerek olmadan basit bir şekilde kullanıcının belirli bir yaş üzerinde ve abone olduğuna ilişkin iddialarının gerçekliğini doğrulayabiliyor. Kişisel olarak tanınmaya yol açan başka bilgiler verilmediği için şirketlerin bu veriyi koruma ve verinin güvenliğini sağlama yükü kalmıyor. Ayrıca, kullanıcı verilerinin kötü niyetli üçüncü kişilere açık olması riskini ortadan kaldırıyor.
İsviçre’nin Zürih şehrinde bulunan IBM Araştırma tesislerindeki bilim adamları tarafından geliştirilen Identity Mixer, kullanıcıların açık anahtar oluşturmasını isteyerek, onların kimliklerini doğruluyor. Her kullanıcının birden fazla açık anahtar veya kimlik ile uyuşan tek bir gizli anahtarı bulunuyor. Böylece hiçbir gizlilik açığı verilmemiş oluyor. e-ihracatın Yol Haritası
PayPal’ın e-ihracatın girişimcilere ve Türkiye ekonomisine kazandıracağı gerçeğinden yola çıkarak hem büyük hem küçük ve orta ölçekli işletmeleri, hatta bireyleri sınır ötesi online ticarete yönlendirmek için başlattığı e-ihracat seferberliği sürüyor.
Bu kapsamda PayPal araştırma şirketi Ipsos ile birlikte, Türkiye dahil 29 pazarda* 23 bin tüketiciyi kapsayan Sınır Ötesi Alışverişte Tüketici Alışkanlıkları çalışmasına imza attı. 10 Aralık’ta İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında tanıtılan Sınır Ötesi Alışverişte Tüketici Alışkanlıkları araştırması, e-ihracatta mobilin ağırlığından farklı ülkelerdeki tüketicilerin yurt dışından satın almayı tercih ettikleri ürünlere, sınır ötesi ticaretin önündeki en önemli engellerden Türkiye’deki girişimciler açısından en büyük potansiyeli taşıyan pazarlarla ilgili önemli bilgiler içeriyor.
Orta & Batı Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Genel Müdürü Sarah Clark açılış konuşmasında şunlara değindi: “PayPal Türkiye’de 2011 yılından bu yana hizmet veriyor. Geçtiğimiz 4 sene içerisinde hem büyük hem küçük ve orta ölçekte bir çok işletmenin ürünlerini dünyaya ulaştırmalarına olanak sağladık. Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyadaki gelişmekte olan pazarlar, e-ticaret alanında ciddi bir büyüme kaydediyor. Ve bu durum hem girişimciler hem KOBİ’ler hatta bireyler için önemli bir potansiyel oluşturuyor. Türkiye hem konumu, hem de kaliteli ve çeşitli üretimiyle bölgenin çekim merkezi. Bundan sonraki en önemli konu, işletmelerin ve girişimcilerin küresel e-ticaret fırsatını nasıl kullanabilecekleri. Biz de bununla ilgili olarak e-ihracat yapan ya da yapmak isteyen herkes için buradayız. Bugün global olarak gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi alışverişte tüketici alışkanlıkları raporunu e-ihracatçılar için bir yol haritası olması adına sizlerle paylaşıyoruz.”
2018’de yurtdışındaki web sitelerinden yapılan alışveriş hacmi 130 milyona ulaşacak
2014 yılı verilerine göre dünyadaki yaklaşık 90 milyon kişi yurtdışındaki web sitelerinden düzenli olarak alışveriş yapıyor. 2018’e gelindiğinde ise bu rakamın 130 milyona ulaşması bekleniyor. Dünya e-ticaret sektörü, global olarak bakıldığında 2 trilyon dolar civarında; bunun 200 milyar doları sınır ötesi alışverişten geliyor. 2018 yılında ise bu rakamın 300 milyar doları aşacağı öngörülüyor. E-ihracat, ek gelir hedefiyle işe girişenlerden yeni pazarlara açılarak büyümek isteyen şirketlere kadar herkes için bir fırsat olarak görülüyor.
Sınır ötesi alışverişte en çok harcayanlar: ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika
Sınır Ötesi Alışverişte Tüketici Alışkanlıkları araştırmasına katılan 23 bin kişinin yüzde 70’i, son 12 ay içerisinde en az bir kere online alışveriş yaptığını söylüyor; yüzde 50’si başka ülkelerden ürün aldıklarını belirtirken, yüzde 10’u alışverişlerini sadece sınır ötesi ülkelerden yaptıklarını söylüyor.
Dünya genelinde sınır ötesi alışverişçilerin en çok tercih ettikleri beş ülke ise ABD (%25), Çin (%19), İngiltere (%14), Almanya (%11 )ve Japonya (%5). Rapor, 2015 itibarıyla sınır ötesi alışverişte en çok harcayanların ise ABD (27 milyar dolar), İngiltere (19 milyar dolar), Fransa (10 milyar dolar), Almanya (10 milyar dolar), Ortadoğu ve Kuzey Afrika (toplam 15 milyar dolar) olduğuna işaret ediyor. Araştırma sonuçları göre Türkiye; Hollanda, Rusya, Polonya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın “en çok sınır ötesi alışveriş yapılan ülkeler” listesinde ilk 10’da yer alıyor.
E-ihracatta da mobil kullanım artıyor
Mobil internetin ve mobil uygulamaların gelişimi sayesinde tüketiciler alışverişlerini istedikleri yerde, istedikleri zaman yapabilme özgürlüğüne erişti. PayPal’ın 2014 yılı sonuçlarına göre tüm dünyada mobil bir cihaz üzerinden gerçekleştirilen toplam PayPal işlem sayısı bir önceki seneye göre yüzde 68’lik artışla 1 milyar işlem adedine ulaştı. ABD, İngiltere ve Batı Avrupa ülkelerindeki tüketiciler yurtdışı online alışverişlerinde mobil cihazları masaüstü bilgisayarlara göre daha fazla kullanıyor. ABD’de yaşayan kullanıcıların sınır ötesi alışveriş alışkanlıklarına bakıldığında, kullanıcıların yüzde 36’sının sınır ötesi alışverişlerini mobil üzerinden gerçekleştirildiği görülüyor. Bu rakamı yüzde 33 ile İngiltere takip ediyor.
Uygun fiyat tüketiciyi sınır ötesine çekiyor
Tüketicilerin sınır ötesinden alışveriş yapma nedenlerine bakıldığında ilk fiyat avantajı geliyor. Araştırmaya katılanların yüzde 47’si sınır ötesi alışveriş yapmaları için güvenli ödeme yöntemlerinin “olmazsa olmaz” olduğunu söylüyor. Aynı zamanda ortalamada yüzde 50 ile ücretsiz kargo, e-ihracatçı için önemli bir tercih sebebi olarak öne çıkıyor. Tüketicilerin sıraladıkları sınır ötesine yönelmelerine neden olan beş sebep içerisinde kendi ülkelerinde bulamadıkları ürünler de var. Dünya genelindeki tüketicilerin %41’i bu sebebi belirtirken, özellikle Almanya, Avusturya ve İsviçreli tüketicileri için bu oran daha da yükseliyor. Bununla birlikte satın alınan ürünün orijinal olması da tüketiciler için önemli.
Ödemede güvenlik ve rahatlık önemli
Yurtdışı online alışverişlerde tercih edilen ödeme yöntemini belirleyen faktör ise güvenlik. Dünya genelinde sınır ötesi alışveriş yapanların en çok tercih etttikleri ödeme sistemi ise yüzde 67’lik oranla PayPal. Tüketicilerin PayPal’a yönelmelerinin en önemli nedeni ise güvenli bir yöntem olması. Kişisel ve finansal bilgilerini paylaşmadan, rahatça ödeme yapabilmek ve kendi yerel banka hesabı ve ödeme araçlarını kabul ediyor oluşu kullanıcıların PayPal’ı tercih etme nedenleri arasında yer alıyor.
Sınır ötesi alışverişin gözdesi, giysi, elektronik ve seyahat
Sınır Ötesi Alışverişte Tüketici Alışkanlıkları analizine göre dünya genelinde sınır ötesinden en çok giysi alışverişi yapılıyor. Batı Avrupalı tüketiciler giysilerini sınır ötesinden satın almayı tercih ederken gelişmekte olan pazarlardaki tüketiciler dijital ürünleri ve giysileri sınır ötesinden alıyorlar. Buna karşılık Ortadoğulular elektronik, seyahat ve giysi alışverişlerini hem online hem de sınır ötesi olarak yapmayı tercih ediyor.
Avrupa bölgesinde tüketicilerin yüzde 50’den fazlası için alışveriş yaptıkları ülkenin yurtdışında olup olmaması önem taşımıyor
Dünya genelinde tüketicilerin yüzde 64’ü yurtdışından alışveriş yaparken büyük online mağazaları tercih ettiklerini söylüyor. Özellikle Amerika’da yaşayan tüketiciler için global pazar yerlerini kullanma oranı yüzde 69. Ankete katılan tüketicilerin yüzde 61’i ise ürün fiyatları iyi olduğu sürece nereden satın aldıklarına önem vermiyor. Tüketiciler ana dillerinden farklı dillerde hizmet veren sınır ötesi sitelerden alışveriş yapsalar da, kendilerini rahat hissetmediklerini söylüyorlar.
Kargo masraflarını düşürmenin yollarını arıyorlar
Sınır ötesi alışverişte tüketicilerin en fazla dikkat ettikleri konuların başında kargo geliyor. Tüketiciler uluslararası gönderim için ödedikleri bedeli düşürmek için farklı yollar arıyorlar. Ankete katılan tüketicilerin yüzde 50’si ‘Ücretsiz Kargo’ seçeneğinin alışverişe yönlendiren önemli nedenlerden biri olduğunu söylüyor. Tüketicilerin yüzde 38’i ise; ‘Ücretsiz iade’ seçeneğinin önemli olduğunu belirtmiş. PayPal bu konuda tüketicinin iade ve kargo ücretlerini Fransa, Hollanda, İsveç ve daha birçok Avrupa ülkesinde karşılıyor.
Kargo masraflarını düşürmek isteyen tüketicilerin bir kısmı kişiye özel adres hizmeti sağlayıcılarını kullanıyor. Tüketiciler bu şekilde farklı mağazalardan aldıklarını kendilerine toplu olarak göndertip kargo maliyetini azaltırken, gümrük ile ilgili karşılaşabilecekleri sorunları da bu özel hizmet ile çözebiliyorlar. Hatta alışveriş yapılan e-ticaret sitesi tüketicinin adresine ürün göndermiyor bile olsa, bu tip kişiye özel adres hizmeti sağlayan firmalar ile ürünler istenilen adrese teslim ediliyor. Ankete katılan tüketicilerin 4 bin’den fazlası bu tip kişiye özel adres hizmeti sağlayıcılarını tercih ettiklerini belirttiler. Bir diğer yöntem ise alışveriş yaptıkları ülkede yaşayan akraba ve arkadaşlara gönderim yapmak oluyor.
Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Direktörü Kıvanç Onan şöyle konuştu: “E-ihracat Türkiye’deki iş yerleri ve girişimciler için önemli bir fırsat; Türkiye’nin 400 milyon dolar civarındaki e-ihracat hacmi önümüzdeki birkaç yıl içerisinde 3 milyar dolar seviyelerine yükselebilir. Türkiye’de PayPal kullanan iş yerlerinin yüzde 84’ü dış pazarlara satış yapıyor. Ve bu şirketler sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin 77 kentine yayılmış durumda. PayPal olarak bunun bir parçası olmaktan ve destek vermekten gurur duyuyoruz.”
Sınır ötesi ticarette başarıyı yakalamak için girişimcilerin öncelikle özgün ürünler ve avantajlı fiyatlar sunmaları gerektiğinin vurgulandığı araştırmada ayrıca ücretsiz ve zahmetsiz iade, uygun fiyatlı ve hızlı kargo, yerel dilde web sitesi ve müşteri desteği, teslimat takibi, mobil uyumlu süreçler, güvenli ve tercih edilen ödeme yöntemlerinin kullanılmasının önem taşıdığına dikkat çekiliyor.
Raporun hem e-ihracata yeni başlayacak girişimcilerin hem halihazırda e-ihracat yapanların sınır ötesi online ticarette rekabet gücünü artıracak pek çok ipucu barındırdığına dikkat çeken Onan sözlerini “E-ihracatta gördüğümüz büyük potansiyeli tüm Türkiye’ye anlatmak ve başlattığımız seferberliğimizle e-ihracatı herkesin yapabileceğini göstermek istiyoruz. Bu raporun e-ihracat yapan her ölçekteki girişimci için bir el kitabı olacağına inanıyoruz” diye noktaladı. 








