ESET ve Türk Ekonomi Bankası‘nın (TEB) düzenlediği ESET-TEB Kurumsal Bilgi Güvenliği toplantılarının Eskişehir ayağı Divan Express Otel’inde yapıldı. Dijital dünyadaki güvenlik riskleri ve çözümleri konusunda kurumları ve kullanıcıları bilgilendirmeyi amaçlayan toplantıya Eskişehir’den pek çok kurumun temsilcileri ve BT yöneticileri katıldı.
ESET Türkiye Satış Müdürü Barbaros Akkoyunlu, toplantıda yaptığı konuşmada lisanssız olarak internetten indirilen korsan ürünlerin tehlikelerine dikkat çekti. Akkoyunlu’ya göre Türkiye’de lisanssız ürün kullanma oranı bazı kategorilerde yüzde 50’yi geçiyor. Güvenlik yazılımları konusunda da durum farklı değil. Bu nedenle Türkiye, zararlı yazılımların en çok yayıldığı ülkelerin başında geliyor.
“Virüsler korsan sever“ diyen Akkoyunlu, bilgisayardan indirilen lisanssız programların siber suçlulara, zararlı yazılımları bulaştırmak için eşsiz bir imkan tanıdığını belirtti. “Siz farketmezsiniz ama korsan yazılımlar virüs içerebilir. Bilgisayarı yavaşlatır, veri kaybı veya kimlik, parola, kredi kartı bilgileri hırsızlığı gibi maddi ve manevi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Ayrıca indirilen ürünün performansı da genellikle düşük olur. Özellikle korsan antivirüs programları koruma sağlamadığı gibi büyük zararlar da verebilir“ dedi.
TEB İnternet ve Mobil Bankacılık Yöneticisi Şahin Gör ise 76 milyonluk nüfusa sahip ülkemizde son verilere göre 40 milyon sosyal medya hesabı, 69 milyon da cep telefonunun kullanıldığını belirterek, Türklerin dijital ve mobil hayata hızla entegre olduğunu söyledi. Finansal dünyanın da bundan etkilendiğine dikkat çeken Şahin Gör, ülkemizde banka müşterilerinin artık bankacılık işlemlerini internet bankacılığını atlayarak doğrudan cep telefonu üzerinden gerçekleştirmeyi tercih etmeye başladıklarını söyledi.
Gör, “Geldiğimiz noktada mobil bankacılık uygulamamız CEPTETEB’i kullanan müşterilerimizin yüzde 55’i, sadece bu kanalı kullanarak bankacılık işlemlerini diledikleri zaman diledikleri yerden gerçekleştiriyor“ dedi. Müşterilerinin beklentilerine cevap vermek için şirketlerin de dijitalleşmesi ve mobil teknolojileri kullanması gerektiğini vurgulayan Şahin Gör, dijitalleşme ile oluşabilecek güvenlik risklerinden korunmanın mümkün olduğunu söyledi.
ESET-TEB Kurumsal Bilgi Güvenliği Toplantıları, İzmir ve Antalya’dan sonra Eskişehir’de gerçekleştirildi. Toplantılar 2015 yılı boyunca Bursa, Konya, Samsun, Denizli, Kayseri, Gaziantep ve Adana’da da yapılacak. ESET ve TEB Eskişehir’de bilgi güvenliğini anlattı
ESET ve Türk Ekonomi Bankası‘nın (TEB) düzenlediği ESET-TEB Kurumsal Bilgi Güvenliği toplantılarının Eskişehir ayağı Divan Express Otel’inde yapıldı. Dijital dünyadaki güvenlik riskleri ve çözümleri konusunda kurumları ve kullanıcıları bilgilendirmeyi amaçlayan toplantıya Eskişehir’den pek çok kurumun temsilcileri ve BT yöneticileri katıldı.
ESET Türkiye Satış Müdürü Barbaros Akkoyunlu, toplantıda yaptığı konuşmada lisanssız olarak internetten indirilen korsan ürünlerin tehlikelerine dikkat çekti. Akkoyunlu’ya göre Türkiye’de lisanssız ürün kullanma oranı bazı kategorilerde yüzde 50’yi geçiyor. Güvenlik yazılımları konusunda da durum farklı değil. Bu nedenle Türkiye, zararlı yazılımların en çok yayıldığı ülkelerin başında geliyor.
“Virüsler korsan sever“ diyen Akkoyunlu, bilgisayardan indirilen lisanssız programların siber suçlulara, zararlı yazılımları bulaştırmak için eşsiz bir imkan tanıdığını belirtti. “Siz farketmezsiniz ama korsan yazılımlar virüs içerebilir. Bilgisayarı yavaşlatır, veri kaybı veya kimlik, parola, kredi kartı bilgileri hırsızlığı gibi maddi ve manevi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Ayrıca indirilen ürünün performansı da genellikle düşük olur. Özellikle korsan antivirüs programları koruma sağlamadığı gibi büyük zararlar da verebilir“ dedi.
TEB İnternet ve Mobil Bankacılık Yöneticisi Şahin Gör ise 76 milyonluk nüfusa sahip ülkemizde son verilere göre 40 milyon sosyal medya hesabı, 69 milyon da cep telefonunun kullanıldığını belirterek, Türklerin dijital ve mobil hayata hızla entegre olduğunu söyledi. Finansal dünyanın da bundan etkilendiğine dikkat çeken Şahin Gör, ülkemizde banka müşterilerinin artık bankacılık işlemlerini internet bankacılığını atlayarak doğrudan cep telefonu üzerinden gerçekleştirmeyi tercih etmeye başladıklarını söyledi.
Gör, “Geldiğimiz noktada mobil bankacılık uygulamamız CEPTETEB’i kullanan müşterilerimizin yüzde 55’i, sadece bu kanalı kullanarak bankacılık işlemlerini diledikleri zaman diledikleri yerden gerçekleştiriyor“ dedi. Müşterilerinin beklentilerine cevap vermek için şirketlerin de dijitalleşmesi ve mobil teknolojileri kullanması gerektiğini vurgulayan Şahin Gör, dijitalleşme ile oluşabilecek güvenlik risklerinden korunmanın mümkün olduğunu söyledi.
ESET-TEB Kurumsal Bilgi Güvenliği Toplantıları, İzmir ve Antalya’dan sonra Eskişehir’de gerçekleştirildi. Toplantılar 2015 yılı boyunca Bursa, Konya, Samsun, Denizli, Kayseri, Gaziantep ve Adana’da da yapılacak. Yeni nesil marketler müşterisini tanıyacak
Türkiye Perakendeciler Federasyonu tarafından “Dönüşümü Başlat, Geleceği Kazan” teması çerçevesinde “Teknoloji” konusuyla düzenlenen ve 7’nci kez kapılarını aralayan YZB 2015, bir teknoloji dönüşümüne de ev sahipliği yaptı. YZB 2015’te, organize perakendenin en önemli halkası olan yerel zincir marketlerin geleceğini şekillendirecek ve daha eğlenceli alışveriş olanağı sunacak teknolojiler katılımcılara tanıtıldı. Yerli ve yabancı şirketlerin uzman isimleri tarafından tanıtılan yazılım, donanım ve yeni nesil akıllı market ekipmanları, katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü.
400 metrekare alana kurgulanan ‘Geleceğin Marketi’nde, ilk kez görücüye çıkan ve önümüzdeki dönemde kullanılmaya başlanacak olan yeni nesil akıllı market ekipmanlarının, önümüzdeki 3 yıl içinde ülke genelinde kullanılmaya başlanması öngörülüyor. Alışverişi kolaylaştırarak, tüketicilerin daha hızlı alışveriş yapmalarına olanak tanıyacak akıllı marketler, sahip oldukları teknolojiler sayesinde büyük enerji tasarrufu sağlayarak, çevreci olacak.
Market, tüketiciyi rafa yönlendirecek
Alışveriş alışkanlıklarını değiştirecek olan akıllı marketlerde ürünler, teknolojik raflar sayesinde tüketicisine tazeliğini simgelerle gösterirken, tazeliğini yitiren ürünler, “Artık taze değilim” simgesiyle kullanıcısını uyaracak. Öte yandan yeni nesil marketler, müşterisini daha marketten içeri girmeden tanıyacak. Bu sayede tüketicinin ilgisine göre raflar uyarılarda bulunarak, indirimde olan ürünlere yönlendirebilecek. Ayrıca marketlerde kullanılacak “Karekod” uygulaması ile ürünler tüketicilerine alerjen olup, olmadığını söyleyecek.
Üzerine konulan meyve-sebze dahil ürününü tanıyan tartı ise, tüketiciye ürün hakkında fiyat da dahil olmak üzere detaylı bilgi paylaşırken, akıllı alışveriş arabaları alışverişlerde toplam fiyatı gösterecek. İndirimi göstererek tüketiciyi ilgi alanına göre yönlendiren ekipmanlar, kasiyersiz kasalar gibi yenilikler sayesinde, gelecekte yeni bir alışveriş dönemi başlayacak. Almanya iletişim verilerini saklayacak

TechInside’ın 8. sayısı çıktı
Değerli TechInside okurları,
Çocuklar çabuk büyür, girişimler de öyle… İlk olarak web sitemizle sizlerle buluşmuş ve kısa bir süre sonra da basılı dergimizle sizlere merhaba demiştik. Sitemizin birinci yaşına doğru hızla ilerlerken, dergimiz de sekizinci ayını doldurdu.
Bu ay bir sürprizle, artan sayfa sayımızla karşınızdayız. Yani sizlerden aldığımız geribildirimler doğrultusunda yapmayı düşündüğümüz yeniliklerin ilkiyle… Bu sayede sizlere daha dolu bir içerik sunmanın yanında, planladığımız yenilikler için de şimdiden yer açmış olduk.
TechInside basılı dergimizin sekizinci sayısında özellikle 2015 başından bu yana gündemden düşmeyen Siber Güvenlik konusunu ele aldık. Tüm kapak konularımızda olduğu gibi burada da farklı başlıkları değerlendirmeyi ihmal etmedik. Dergimizde tam 10 sayfalık bir bölümde Siber Güvenlik alanındaki uzman firmalardan yeni siber tehlikeler ve neler yapılması gerektiğine dair görüşlerini aldık. Bununla birlikte Avrupa’nın öne çıkan genç siber güvenlik şirketlerinin yenilikçi çözümlerini ve bu olayların henüz farkında olmayan çocuklarımızın karşılaştığı siber zorbalık konusunu masaya yatırdık.
Analiz köşemizde teknolojinin çok da gündeme gelmeyen bir yanını, işin hammadde tarafında dünya pazarının nasıl şekillendiğini ele aldık. Çin’in gerek rezerv gerekse üretim miktarlarında dünya liderliğini elinde tuttuğu bu alanda, özellikle Afrika’daki madenlerde çalışan işçilere karşı tutumuna dair eleştirileri de yazımıza eklemeyi ihmal etmedik.
İçeriğini giderek daha kaliteli ve daha zengin hale getirmeye çalıştığımız TechInside dergimizin dijital kopyasını her zaman olduğu gibi bu linkten ücretsiz indirebilirsiniz.
Eğer herhangi bir işletmede yönetici, medya veya PR ajansı çalışanı iseniz, bu formu doldurarak dergimize ücretsiz aboneliğinizi başlatabilirsiniz.
Henüz kaydolmadıysanız haftalık e-posta bültenimize de dahil olmanızı tavsiye ediyoruz.
Artan sayfa sayımız ve içeriğimizle ilgili görüşlerinizi her zaman olduğu gibi bekliyoruz.
TechInside ekibi Mobil reklamcılık 200 milyar dolara ulaşacak
Kullanıcıların tercihlerine bağlı olarak reklamcılık sektörü de dönüşüyor. Son yıllardaki araştırma ve gelecek öngörülerine bakıldığında, artan mobil cihaz kullanımının bu alandaki reklamları da güçlendirdiği görülüyor.
eMarketer tarafından yapılan bir araştırmaya göre 2013’te 19, 2014’te ise 42 milyar dolar olan mobil reklamcılık pazarının 2016 sonunda 100 milyar dolar barajını aşması bekleniyor. İçinde bulunduğumuz yılı 68 milyar dolarla kapatması beklenen bu alandaki en uzak öngörüler 2019’u gösteriyor.
Pazar 200 milyar dolara doğru
Araştırma, 2016 sonrasında azalan artış oranlarıyla da olsa pazarın yüksek rakamlara ulaşacağını gösteriyor. 2017 için 133 milyar dolarlık bir büyüklük öngörülürken, 2018’de 166, 2019’da ise 200 milyar dolar sınırına ulaşması bekleniyor.
eMarketer’in açıklamasındaki alt kırılımlara bakıldığında ise, mobil internet reklamcılığındaki harcamaların toplam medya harcamaları içindeki payını yükselteceği göze çarpıyor. Yine yıl bazında baktığımızda 2013’te yüzde 3.7’lik bir pay söz konusu iken, 2015 sonunda yüzde 11.9’la çift hanelere çıkması, 2019 sonunda ise yüzde 26.8’e ulaşacağı tahmin ediliyor.
Yine mobil internet reklamlarının dijital reklam dünyası içindeki payının ise yüzde 70’e ulaşması bekleniyor. Kullanıcıların artan mobil cihaz kullanımının bir yansıması olan bu oran 2014’te yüzde 30’un hemen altında bulunuyordu.
Ülke bazında ABD ve Çin önde
Araştırmanın ülke bazındaki durumuna bakıldığında ise ABD ve Çin’in hem bugün hem de 2018 tahminlerinde açık ara önde olduğu görülüyor. ABD ve Çin için 2015 sonu mobil internet reklamcılığı harcaması tahminler, 28,4 ve 13,9 milyar dolar olarak görünürken, 2018’de 57,5 v 40,6 milyar dolarla yine bu iki ülkenin sıralamadaki yerini koruyacağı görülüyor. Listenin üçüncü sırasında yer alan İngiltere’nin ise ancak 2018 sonunda 10 milyar doları aşması bekleniyor. 22 ülkenin yer aldığı listede Türkiye için veri bulunmuyor. Türk Telekom sponsorluğundaki Uzay Maratonu tamamlandı
NASA’nın uluslararası projesi ‘Space Apps Challenge’, Türk Telekom Grubu ana sponsorluğunda ve TAG-TekArabaGidelim organizatörlüğüyle, İTÜ Maslak Kampüsü’ndeki Türk Telekom Binası Arı 4’te gerçekleştirildi. İstanbul’da ikinci kez yapılan ve bu yıl 60 ülke ve 130 şehirde aynı anda başlayan etkinlik büyük ilgi gördü. Bu yıl 120 kişilik rekor katılımla gerçekleştirilen etkinlikte birbirinden yaratıcı projeler mücadele etti.
Türk Telekom Grubu sponsorluğunda yapılan etkinlikte toplam 14 proje sunuldu. Teknoloji uygulamaları geliştirerek, yaşanan zorlukların aşılması, uzay teknolojilerinde ilerlemenin sağlanması ve insanlığın gelişmesi için birlikte çalışmayı teşvik etmek amacıyla düzenlenen yarışma kapsamında Türkiye ayağını kazanan üç takım, NASA’nın küresel etkinliğinde Türkiye’yi temsil etme hakkı kazandı.
48 saatlik maratonun sonucunda katılımcılar, hazırladıkları projeler ile Türkiye’nin değerli akademisyen, girişimci, yönetici ve bilim insanlarından oluşan bir jüriye sunum yaptı. Türk Telekom Grubu Strateji ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Hakan Dursun, Türk Telekom İş Planlama Genel Müdür Yardımcısı Fırat Yaman Er, Vivense kurucusu ve CEO’su Kemal Erol, Özyeğin Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Enis Kayış ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Doç. Mehmet Güray Güler’den oluşan jüri oylaması sonucu;
“Best Use of Hardware” kategorisinde Samsun’dan katılan ASE takımı, Hexadron adlı projeleri ile; “Best Mission Concept” kategorisinde ise İTÜ’nün Fuego takımı “Beeg Idea” adlı projeleri ile dereceye girdi.
Etkinliğe katılanlar arasında yapılan oylamada birinciliği jürinin de favorisi olan Kabataş Erkek Lisesi takımı Cryptex’in “Cristopher” isimli projesi aldı.
Seçilen üç proje, NASA’nın küresel değerlendirmesine katılarak, diğer şehirlerin kazananlarıyla mücadele etme şansı bulacak. Ayrıca, projesi küresel değerlendirmeye gitmeye hak kazanan 3 takımın temsilcileri Türk Telekom’un davetlisi olarak Silikon Vadisi’ni ziyaret edecek. İTÜ takımı ise global değerlendirmede dereceye girmeyi başarırsa TAG-Tek Araba Gidelim’in İTÜ özel ödülü olan 10 bin TL kazanacak. Intel kablosuz bir dünyanın kapılarını aralıyor
Intel, tüm dünyada büyük ses getiren, 14 nanometre teknolojisiyle üretilen 5. nesil işlemcilerinin Türkiye lansmanını gerçekleştirdi. Kablo kelimesini hayatımızdan silmeyi vaat eden yeni 5. Nesil Intel Core işlemciler, kablosuz şarjı mümkün kılmasının yanında kablosuz görüntü aktarım teknolojisini de kullanıcıların hizmetine sunuyor. Bu işlemcilere sahip cihazlar, herhangi bir kabloya ihtiyaç duymadan bağlantı kurabiliyor ve görüntü paylaşabiliyor.
Etkinlikte bir röportaj gerçekleştirdiğimiz Intel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın, yeni işlemcilerle kişilerin ve kurumların daha önce yaşadığı pek çok kaygıyı gidereceklerine dikkat çekti. Yeni işlemcilerin 14 nanometre teknolojisiyle üretilmesi sayesinde artık çok daha ince, hafif ve hızlı ürünler geliştirilebileceğine dikkat çeken Aydın, burada ön plana çıkacak ürünler arasında 2’si 1 arada cihazları işaret etti.
İki kat pil ömrü ve performans
Yeni işlemcilerin, son kullanıcılar için daha yüksek hız ve çok sayıda kablo gereksinimini ortadan kaldırması gibi yenilikler getirdiğini ifade eden Aydın, önceki nesle oranla 2,5 kata varan oranda daha fazla pil ömrünün kullanımda büyük kolaylık sağlayacağını da belirtti.
Aydın, kurumlar için 5.nesille birlikte gelen bir başka yeniliği ise kablosuz görüntü aktarımı olarak tanımladı. Kablosuz monitör ve docking istasyonlarını görmeye başlayacağımızı ifade eden Aydın, bunun önemli bir kolaylık olduğunun altını çizdi.
Kurumlar için yeni güvenlik standartları
Aydın, kablosuz yaşamın getirdiği özgürlüğün teminatı için yüksek güvenlik katmanları geliştirildiğini de sözlerine ekledi. Özellikle kurumsal kullanımda bu ihtiyacın karşılanması noktasında, 5. nesil Intel Core işlemcilerin Intel vPro teknolojisiyle birlikte yüksek güvenlik standartları sunduğunu kaydetti. Bu yeniliklerin, gelişmiş şifreleme standartlarıyla zararlı yazılımların ulaşamayacağı bir dilde iletişim kurduğuna vurgu yapan Aydın, 5. Nesil Intel Core işlemcilerin, her türlü kablosuz bağlantı noktasında, basit, güvenli ve aracısız bir bağlantı kurmanın en kolay yolunu sunduğunu ifade etti.
Frankfurt One hazır İstanbul One yolda
Zenium Technology Partners, bugüne kadar alışageldiğimiz bildiğimiz veri merkezi şirketlerinden ayrışan bir özelliğe sahip. Zenium’un hizmet alanı, ingilizcede “Technical real estate” olarak adlandırılıyor. Şirket müşterilerine veri merkezi için donanım ve yazılım haricinde, veri merkezini kuracakları teknik altyapı ve yeterliliğe sahip, her türlü ihtiyacı düşünülüp planlanmış toptan “veri merkezi alanı”sunuyor. Yani yaptıklarını veri merkezi emlak işi olarak düşünebilirsiniz. 500 metrekare üzeri alana ihtiyaç duyan banka, telekom operatörü gibi büyük ölçekli müşterilere doğrudan hizmet verebildikleri gibi, kendi müşterilerine veri merkezi hizmeti sunan sistem entegratörler de Zenium’un müşteri portföyünde yer alabiliyor. Zenium, önümüzdeki aylarda Türkiye’de İstanbul One adlı yeni veri merkezi binasını hizmete açmaya hazırlanıyor. İstanbul One’ın açılışı ile birlikte Türkiye yeni bir iş alanı ve pazarla tanışacak. 160 milyon dolar yatırımla inşa edilen veri merkezi aynı zamanda Türkiye’nin en büyük veri merkezi olacak. İstanbul One’ın ilk müşterisi KoçSistem oldu.
İstanbul One’ın açılışı öncesi, Zenium’un ilk yatırımı olan Frankfurt One veri merkezinin açılışı 14 Nisan Salı günü gerçekleştirildi. Zenium Türkiye Ülke Müdürü Aslıhan Güreşcier’in görüşlerini Frankfurt’ta aldık.
BlaBlaCar iki ayda iki şirket birden satın aldı
BlaBlaCar, bugün dünyanın ikinci en büyük şehirler arası ulaşım ağı olan carpooling.com’u satın aldığını açıkladı. Carpooling.com da, Mart ayında satın alınan Macaristan merkezli Autohop gibi şirketin bünyesine katılarak, Amsterdam’dan Zagreb’e tüm Avrupa’da entegrebir yolculuk paylaşım ağı yaratılmasına katkı sağlayacak. Aynı zamanda bu satınalmayla beraber, BlaBlaCar dünyanın en büyük paylaşım ekonomisi platformlarından biri haline gelmiş oldu.
2001 yılında kurulan, Daimler’in desteklediği ve Earlybird’ün yatırım yaptığı carpooling.com, Almanya’nın en eski şehirler arası ulaşım servisi (Almanya’da bilinen adıyla mitfahrgelegenheit.de) ve 14 yıl içinde Almanya’da yolculuk paylaşımını şekillendirerek en saygı duyulan servislerden biri haline geldi. Carpooling.com’un satın alınması, BlaBlaCar’ın Avrupa’nın en fazla nüfusa sahip ülkesi Almanya’daki topluluğunu genişletmesini sağlayacak. Carpooling.com’un Münih’teki ekibi BlaBlaCar’ın 11. ofisi olacak ve BlaBlaCar’ın önceden varolan Hamburg ofisiyle beraber çalışacak.
Eylül 2014’te Türkiye’de faaliyete başlayan BlaBlaCar, kurulduğu ülke olan Fransa’yla birlikte 18 ülkede 20 milyon üyeye hizmet veriyor. Siber suçluları bulmak zorlaşıyor
Websense tarafından hazırlanan rapor, saldırganların, teknik uzmanlar ve uzmanlıklar yerine yüksek teknolojiye sahip araçlar kullanarak kapasitelerini nasıl güçlendirdiklerini gösteriyor. Birbirine bağlı gizli yönlendirme, eski kodların yeniden kullanılması ve diğer birçok teknik, bu saldırganların gizli kalmasına olanak sağlarken; tehdidin saptanma sürecini zaman alan, zor ve tamamıyla güvenilmez bir hale getiriyor.
Daha yeni ve daha güvenli olanlar yerine eski standartların geniş çaplı kullanımı, sistemlerin savunmasız ve tehditlere açık hale gelmesine sebep oluyor. Tehditler, Bash, OpenSSL ve SSLv3’ün kod tabanını da içeren bir ağ sistemine kadar ulaşarak genişliyor ve hassas verilere ele geçerebilecek bir altyapıya sahip olunuyor.
Websense uzmanlarına göre bugünkü tehditlerle başa çıkabilmek için göz önünde bulundurulması gereken etkenleri; “Güvenlik yazılımlarının loglarının Kill Chain etrafında analiz edilmesi , birbiriyle entegre çözümler kullanılması , güvenlik bilincini yukarıya çekebilecek araçlar kullanılması, SSL inspection ile SSL tabanlı atakların analiz edilmesi ve kurum dışı güvenlik stratejilerinin; geleneksel yöntemler yerine daha akıllı ve web tehditlerini durdurabilecek şekilde yeniden şekillendirilmesi” olarak sıralıyor.
Websense Security Labs 2015 Tehdit Raporu, eyleme geçirilebilir bilgi sağlama ve güvenlik personeline ağ savunma stratejilerini oluşturma konusunda rehberlik etmenin yanı sıra, davranışsal ve teknik temelli 8 ana saldırı trendini de gözler önüne seriyor. Bu bulgulardan öne çıkan 4’ü ise şu şekilde sıralanıyor:
1 – Sibersuç işlemek kolaylaştı: İçinde bulduğumuz MaaS (Malware-as-a-Service) çağında, başlangıç seviyesindeki saldırganlar bile, kiralık exploit kit’ler ve MaaS; satın alınabilir diğer yöntemler ve gelişmiş, çok aşamalı atağın bir kısmını taşeron olarak alma yolu ile, başarılı bir veri hırsızlığı saldırısı üretip kullanabiliyor. Yüksek teknolojiye sahip araçlara erişimin daha kolay olmasının yanı sıra, malware üreticileri yeni teknolojileri eskileri ile birleştirerek hayli etkili tekniklerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Websense uzmanları buna örnek olarak; “Kaynak kodu ve exploit tek ve gelişmiş olabilir, ancak saldırılarda kullanılan altyapıların çoğu geri dönüştürülür ve kötü amaçlarla tekrar kullanılır.” yorumunu yapıyor.
2014 yılında, zararlı dosyaların yüzde 99.3’ü, daha önce bir veya daha fazla malware tarafından kullanılmış bir Command and Control URL’sinden faydalanıyor. Ayrıca malware üreticilerinin yüzde 98.2 si, diğer 5 çeşit malware’de de bulunan C%C leri kullanıyor.
2 – Yeni bir şey mi dejavu mu?: Saldırganlar, makro gibi eski taktikleri yeni teknikler ile istenmeyen e-postalarda bir araya getiriyor. Eski tehditler, e-posta ve web kanallarıyla yayılan yeni tehditlerin içine geri dönüştürülüp katılıyor ve böylece, en güçlü savunma yöntemlerine karşı bile meydan okuyabiliyor. 10 yıl öncesinin en önde gelen saldırı aracı olan e-posta, siber saldırılar konusunda günümüzde daha baskın bir rol oynayan web’e rağmen halen çok güçlü bir saldırıcı aracı olma niteliğini koruyor.
2014 yılında,Websense tarafından taranan iletilerin yüzde 84’ünün kötü amaçlı olduğu anlaşılmış. Bu rakam, bir önceki yıla oranla yüzde 25’lik bir artış anlamına geliyor.Websense aynı zamanda, kötü amaçlı e-postaların yüzde 28’ini bir antivirüs programı uyarı vermeden önce teşhis ettiğini belirtiyor. Websense Security Labs, 2014 yılının sadece son 1 ayında bile makro atak içeren 3 milyondan fazla e-posta tespit etmiş durumda.
Dijital Darvinizm – Gelişen tehditler karşısında hayatta kalma: Tehdit üreticileri, ürettikleri tehditlerin sayısından ziyade niteliği ile ilgileniyor. Websense Security Labs, 2014 yılında 3.96 milyar güvenlik tehdidini tespit etmiş durumda; bu sayı 2013 yılına oranla yüzde 5.1 daha düşük. Yine de, çok büyük miktarda güvenlik yatırımları yapan önemli kuruluşların maruz kaldığı sayısız veri sızıntısı, geçen yılın tehditlerinin ne kadar etkili olduğunun bir ispatı olarak tanımlanıyor.
Saldırganların, görünürlüklerini azaltmak için saldırı metodlarını yeniden yapılandırdığı da raporda dikkat çeken bir konu. Bunu, Kill Chain’in aşamalarını takip ederken daha az doğrusal hareket ederek sağlayabiliyorlar. Websense uzmanları bu yöntemi uygulayan saldırganların tespit edilmesinin zor olduğunu belirtirken, nedenini ise “çünkü aşamaları atlarlar, tekrar ederler ya da aşamalara kısmen dahil olurlar. Böylelikle daha az görünür olurlar.” sözleriyle açıklıyor.
Tanımlama tuzağından kaçının: Hacker’ların bilgiyi kafesleyebildikleri, ‘logging and tracking’i atlatabildikleri veya gizliliklerini koruyabildikleri durumlarda tanımlama yapmak zorlaşıyor. Aynı ikinci dereceden kanıtın çok kez analiz edilmesi, çok farklı sonuçların elde edilmesiyle sonuçlanıyor. Bir atağı onarım aşamasında takip etmek için yeterli zaman ayırılması gerekiyor.
Rapordaki diğer başlıklar
BT’nin IQ’sunu yükseltme: Kaynak kullanımları ve teknolojilerin benimsenmesi konusunda yeni yaklaşımlar edinilmezse, 2017 yılına gelindiğinde güvenlik personelinde 2 milyonluk bir açık olması bekleniyor. Böyle bir durumda, kurumların rakipleri tarafından alt edilmesi kaçınılmaz olabilir.
İç tehditleri anlama: Çalışanlar tarafından kazara veya kasıtlı olarak gerçekleştirilmiş eylemlerin, iç tehdit olarak veri güvenliği konusundaki risk faktörlerinden biri olmaya devam edeceği görülüyor.
Hassas altyapı: 2014 yılında, tehdit unsurlarının ağ altyapısına dek yayıldığı tespit edilmiş durumda. Çünkü gizli kalmış zayıfsızlıklar, Bash, OpenSSL, SSLv3 ve yıllardır kullanılan diğer popüler kod temellerinde ortaya çıkıyor.
Nesnelerin interneti – tehdit çoğaltıcı: Nesnelerin internetinin, 2020 yılına gelindiğinde, 20 ila 50 milyar arası cihaz aracılığıyla saldırı fırsatlarını arttıracağı öngörülüyor. Nesnelerin interneti, eskiden aklımıza bile gelmeyecek bağlantı ve aplikasyonlar sunuyor. Burada, yayılma kolaylığı ve keşfetme arzusu, güvenlikle ilgili endişelere üstün geliyor.
Websense Security Labs 2015 Tehdit Raporu verileri, ThreatSeeker Intelligence Cloud kullanılarak, tüm dünyadan gelen, günde 5 milyara kadar girdinin alınmasıyla elde edilmiş ve işlenmiştir. Uzman yorumları, Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Kuzey Amerika’da bulunan araştırmacı ve mühendislerin Kill Chain üzerinde gerçekleşen saldırı aktivitelerini incelemesi sonucu ve anketler sonucu, Websense Security Labs tarafından hazırlanmıştır. Sensormatic, Office 365 ile etkin iletişim sağladı

Nokia, Alcatel-Lucent’ı satın aldı
Küllerinden doğmayı başaran Anka kuşu gerçekten var mı bilemeyiz ama Nokia hakkında en çok yapılan benzetmeler bir Anka kuşu misali yeniden büyümeye geçmesiydi.
Son zamanlarda belirli alanlara odaklanarak yoluna devam eden Nokia, hatırlanacağı üzere mobil cihaz bölümünü Microsoft’a satmış ve bu alandan çekilerek işin altyapı kısmına odaklanmıştı.
Bugün yapılan duyuru ise Nokia’nın yeniden en güçlü oyunculardan biri olacağını gösteriyor. Alcatel-Lucent’ı tam 15.6 milyar avroya (16.6 milyar dolar) satın alan şirket, bu alımda kendi hisselerini kullandı. Bu da, Alcatel-Lucent hisse sahiplerinin Nokia’nın yüzde 33.5’ine sahip olduğu anlamına geliyor.
Konuya dair söylentiler Alcatel-Lucent’ın bir bölümünü alacağı yönündeydi. Ancak gelinen noktada şirketin tamamı Nokia bünyesine geçmiş oldu. B durum, şirketin pazardaki diğer önemli oyuncular arasında gösterilen Ericsson ve Huawei’ye karşı elini güçlendirecek.
Bir alım bir satım
Nokia, Alcatel-Lucent alımından kısa bir süre önce Here isimli harita servisini satmayı düşündüğünü de açıklamıştı. Alcatel-Lucent’ın tamamının satın alınması, Here için bir alıcı mı çıktı sorusunu akıllara getiriyor. Sigortam.net’te CEO değişikliği

Apple Dünya Geliştiriciler Konferansı artık herkese açık
Apple bugün 26. yıllık Dünya Geliştiriciler Konferansı’nın (WWDC) 8 – 12 Haziran tarihleri arasında San Fransisco’da Moscone West Merkezi’nde yapılacağını ve bu sene geliştiriciler için hiç olmadığı kadar çok oturum yayınlanacağını duyurdu.
Apple’ın ünlü geliştirici topluluğu, yenilikçi uygulamalarını oluşturmayı sürdürmelerine yardım eden iOS ve OS X’in geleceği hakkında bilgi almak için WWDC’de bir araya gelecek. WWDC Konferansı, geliştiricilerin işlerine yeni teknolojileri entegre etmesine ve uygulamalarını daha da geliştirmesine yardımcı olacak 100’ün üzerinde teknik oturuma, 1000’in üzerinde Apple mühendisine ve uygulamalı laboratuvarların yanı sıra geçen yılın en iyi yeni uygulamalarının vitrine çıktığı Apple Tasarım Ödülleri’ne ev sahipliği yapacak.
Geliştiriciler 17 Nisan Cuma günü Pasifik Yaz Saati ile 10:00’a kadar WWDC web sitesinden bilet başvurularını yapabilecek. Biletler rastgele seçme işlemiyle katılanlara dağıtılacak ve geliştiriciler en geç 20 Nisan Pazartesi günü Pasifik Yaz Saati ile 17:00’ye kadar başvurularının durumu hakkında bilgi alacak. Dünyanın her yerindeki öğrencilere ve katılan STEM kuruluşlarının üyelerine ücretsiz bir bilet kazanma fırsatı vermek içinse 350’ye kadar WWDC Bursu dağıtılacak. E-GÜVEN, e-dönüşüme öncülük ediyor
Türkiye’de e-dönüşüm ifadesinin ilk telaffuz edildiği yıllar olan 2000’lerin başında Faruk Eczacıbaşı ve Türkiye Bilişim Vakfı tarafından kurulan E-GÜVEN, 2005’ten bu yana elektronik imza hizmeti de veriyor. Türkiye’de e-imza hizmeti veren ilk firmalardan biri olan E-GÜVEN’in belirlediği strateji doğrultusunda e-dönüşüm projelerinin önemli bir bileşeni olan e-imza ve çevresinde çözümler sunduğunu belirten E-GÜVEN Genel Müdürü Can Orhun, bu projelerde gerek kamu gerekse özel sektör nezdiden bir parçası olmayı kendilerine hedef koyduklarını ifade ediyor.
Türkiye’de bugüne kadar özellikle özel sektörde üretilmiş e-imzaların yüzde 70’inde E-GÜVEN’in katkısı olduğuna dikkat çeken Orhun, e-dönüşümün öncelikle kurumların kendi içinde gerçekleştirmesi gerektiğini, bunun ardından birbirleriyle olan ilişkilerde kullanmalarını sözlerine ekliyor. Bu aşamaların kamu kurumu – özel şirket, kamu kurumu – vatandaşlar, özel şirket – müşteriler olmak üzere ayrı ayrı ele alınması gerektiğini söyleyen Orhun, yeni Türk Ticaret Kanunu ile hayatımıza giren e-tebligat, e-defter, e-arşiv gibi projelerle bu sürecin hızlandığını belirtiyor.
Özellikle kayıtlı elektronik posta uygulamalarında e-imzanın bir zorunluluk olduğunu ifade eden Orhun, kağıt ortamında gerçekleşen hemen hemen tüm işlemlerin elektronik ortamda başlayıp yine elektronik ortamda sonuçlandığı bir dünyanın içinde bulunduğumuzu kaydediyor.
E-GÜVEN, bugün ayda ortalama 7 milyon doğrulama ve 550 bin imzalama işlemi gerçekleştiriyor. Kurulduğu günden bu yana ciro artışı yüzde 900’ü bulan şirketin iki yıl önceki pazar araştırmasına göre e-imza kullanıcılarının yüzde 54’ü 40 yaş üzerinde, 25-40 yaş arası bireylerin yüzde 43’ü e-imzadan faydalanırken, 18-25 yaş grubunda ise oran yüzde 3’e düşüyor.
E-GÜVEN’in sunduğu diğer hizmetler arasında ise kişi ve kurumların dijital içeriklerinin fikri mülkiyet haklarının korunmasını sağlayan Tasdix, e-imzanın bir türevi olan mobil imza ile kurumların kendi e-imza ve mobil imza uygulamalarını geliştirebilmelerini sağlayan E-İmza Yazılım Kütüphaneleri bulunuyor.
Perakendenin teknolojiyle imtihanı
Danışmanlık, denetim ve vergi hizmetleri şirketi PwC’nin, tüm dünyada perakende sektörünün geleceğine ışık tutan Küresel Toplam Perakende Araştırması, bu yıl “Değişim Çağı” temasıyla, 19 ülkeden 19 bin katılımcı ile gerçekleştirildi. Araştırma sonuçlarına göre günümüz tüketicisi, çevrimiçi ve çevrimdışı kanallarda araştırma yaparken ve satın alırken, belirsizliği en aza indirecek, verimlilik, esneklik, kolaylık ve tatmini en üst düzeye çıkaracak, ayrıcalıklı bir alışveriş deneyimi yaşamak istiyor. Bu durum da “toplam perakendecilik” anlayışının yükselişine işaret ediyor.
Küresel perakendecilik anlayışını baştan aşağı değiştiren trendleri, tüketicilerin geliştirdiği yeni alışkanlıkları ve online alışverişin yükselişi karşısında şirketlerin marka değeri yaratmak için nasıl bir yol izlemesi gerektiği gibi güncel konuları analiz eden araştırmaya göre, tüketicilerin perakendecilerle ilgili beklentileri her yıl çeşitlenerek artıyor. Bu beklentiler perakendecilerin değişime yol açan dört temel güç ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor; mağazaların artan önemi, sosyal ağların yükselişi, mobil teknolojiler ve küresel demografik değişimler.
Araştırmaya göre fiziki mağazalar en fazla ziyaret edilen perakende temas noktası ve böyle olmaya da devam edecekler. Mağazalar lehine önemli bir fark olduğunu ortaya koyan araştırmada, tüketicilerin online alışveriş yapma sebepleri arasında gösterdiği yalnızca ‘7/24 alışveriş yapabilme’ ve ‘fiziki bir mağazaya ihtiyaç duyulmaması’ konuları, online mağazalara has ve fiziki mağazalar için geçerli olmayan özellikler olarak yer alıyor. Bu da geleneksel mağazacılık anlayışında yapılacak bir takım yeniliklerle, online/offline satış rekabetinin bir avantaja dönüşeceğine işaret ediyor.
Mobil teknolojilerin ve sosyal ağların perakende üzerindeki dönüştürücü etkilerini değerlendirmek için henüz çok erken olsa da etkin kullanıldığında, tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarına olumlu etki ettiğini gösteren pek çok küresel örnek mevcut.
Günümüzde çok sık kullandığımız sosyal medya ağları esasen hala evrim aşamasında. Sosyal medyanın perakende üzerindeki etkisi de bu evrim sürecinin bir parçası olarak yeni hissedilmeye başlıyor. Kendilerine sosyal medyadaki etkileşimlerinin onları daha fazla alışveriş yapmaya yönlendirip yönlendirmediği sorulduğunda, katılımcıların yüzde 62’si olumlu yanıt veriyor. Bu oran, sosyal medya kullanımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye’deki katılımcılarda yüzde 78’e kadar çıkıyor.
Bu yılki araştırma sonuçlarına göre internet ile büyüyen ilk yetişkinler olan 18-24 yaş arası “dijital yerliler” grubu ile araştırma örneklemesinin geri kalanını oluşturan grup arasında oldukça farklı tüketici davranışları gözleniyor. Örneğin dijital yerliler, cep telefonlarıyla, geri kalan gruba kıyasla çok daha sık alışveriş yapıyorlar. Dijital yerlilerin yalnızca yüzde 39’u akıllı telefonlarıyla hiç alışveriş yapmadıklarını söylerken, diğer yaş gruplarında bu oran yüzde 56. Dijital yerliler daha fazla sayıda marka takip ediyor (%31’e karşı %61), daha fazla sayıda yeni marka keşfediyor (%26’ya karşı %43) ve markalar/ürünler üzerine daha fazla sayıda video izliyor (%21’e karşı %36).
Araştırmaya göre Türkiye’de çok kanallı perakendeciliğe geçiş sürecinde markaların farklılık yaratmak için geliştirmesi gereken dört temel hizmet bulunuyor. Bunlar mağazadan doğrudan gönderim, mağazaya iade, farklı ödeme alternatifleri ile kapıda ödeme ve bütünleşik müşteri hizmetleri olarak sıralanıyor.
Türk tüketicilerin yanıtları
Araştırmanın alt detaylarına inildiğinde Türkiye’deki tüketicilerin beklentileri de daha net görülüyor. Yüksek kredi kartı ve mobil penetrasyonu ile oldukça büyük bir e-ticaret potansiyeline sahip olan Türkiye’de e-ticaret pazarının toplam organize perakendecilik içindeki payının önümüzdeki 3 yıl içerisinde iki katına (yüzde 2’den yüzde 4’e) çıkması bekleniyor.
Küresel katılımcıların yüzde 68’i, ürünleri mağazalarda incelediklerini ancak online olarak satın aldıklarını söylerken, yüzde 70’i bunun tam tersini yaptıklarını, yani ürünleri online olarak inceleyip, mağazadan satın almaya karar verdiklerini söylüyor. Buna da “ters showrooming” ya da “web-rooming” deniyor. Türkiye’de showrooming oranı yüzde 80, ters showrooming oranı ise yüzde 73.
Türkiye’deki katılımcılar online alışveriş yerine mağazadan alışveriş yapmayı tercih etmelerini, yüzde 51’lik oranla ürünü hemen elde edebilmeye bağlıyor. Bu anlamda daha hızlı teslimat, aynı gün içerisinde gönderim, doğrudan mağaza stokunun kullanılması gibi seçenekler müşteri tarafında en çok karşılık bulacak alanlar olarak öne çıkıyor.
Küresel katılımcıların yüzde 31’i mobil cihazlarıyla mağazaların yerini buluyor; yüzde 25’i ise alışveriş kuponlarından yararlandığını açıklıyor. Türkiye’de bu oranlar sırasıyla yüzde 36 ve 28. Dünyada sadakat programları, QR kodları ve online kampanyalardan yararlanma oranı yüzde 9 iken, Türkiye’de mobil cihazlar üzerinden ürün hakkında bilgi toplama ve rakip fiyat karşılaştırma oranı yüzde 73.
Teknoloji ile büyüyen 18-24 yaş aralığındaki tüketici grubu “dijital yerliler”; mobil cihaz ile kasada ödeme yapma, QR kodu okutma, mağazanın yerini bulma, mağazaya yakınlığı dolayısıyla bir fırsat yakalama ve sosyal medyayı kullanarak bir mağazada check-in yapma gibi mobil özellikleri, diğer gruplara göre çok daha etkin kullanıyor. Örneğin QR kodu okutma oranı dijital yerlilerde yüzde 16’yken, kalan grupta yüzde 13. Dijital yerliler yüzde 15 oranla lokasyon bazlı fırsat kampanyalarından yararlanırken, diğer gruplarda bu oran yüzde 11. TELKODER, yerli platformların vergi dezavantajına dikkat çekti

Platin Bilişim, veri güvenliğinin önemini anlattı

Silikon Vadisi artık daha yakın
Dünyanın en büyük internet şirketlerine ait Ar-Ge merkezlerinin bulunduğu San Francisco’ya Türkiye’den gitmek için aktarmalı uçak seferlerini tercih etmemiz gerekiyordu.
THY, özellikle internet sektöründe çalışan ve uluslararası bağlantılarla işlerini geliştirmek isteyen girişimci ve yatırımcıların taleplerine kulak vererek uzun zamandır beklenen uçuşu gerçekleştirerek İstanbul – San Francisco doğrudan uçuşlarını başlattı.
Firma, bu uçuşu özel hazırladığı bir video ile sosyal medya hesaplarından duyurdu.









