Asli görevleri arasında toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamak, genç bilim insanlarını teşvik etmek olan TÜBA, 2021 yılında ihdas ettiği TÜBA-TEKNOFEST Doktora Bilim Ödülleri TEKNOFEST’in öncelikli alanları özelinde hazırlanan, tüm alanlarda yetişmiş nitelikli insan kaynağını artırmak amacıyla bilim insanlarını ödüllendirmeye devam ediyor. Teknoloji ve tasarım, bilgi ve iletişim teknolojileri, eğitim, sağlık, tarım ve ekoloji teknolojileri ve biyoteknoloji ile milli teknoloji hamlesinin uluslararası ilişkiler, kalkınma politikaları, eğitim yaklaşımları, güvenlik politikaları konularını içeren doktora tezlerini teşvik etmek, desteklemek ve onurlandırmak üzere ulusal düzeyde uygulamaya konan ödül programına başvurular bireyselin yanı sıra, TÜBA Üyeleri ile YÖK, TÜBİTAK, TÜSEB ve Üniversite Rektörlükleri tarafından da gerçekleştirilebiliyor.
TEKNOFEST’in düzenlendiği yıldan önceki üç yıl içerisinde; 2021-2023 yılları arasında savunması tamamlanan doktora tezi başvuruları TEKNOFEST yarışma alanlarına yönelik TÜBA tarafından açıklanan tematik program ile ilgili konu başlıklarını içermesi ve tezden çıkan yayın, patent, ürün ve bilimsel faaliyetleri açısından değerlendiriliyor. Ödüle daha önce başvuran adaylar, kendi bilimsel dosyalarında tezleri ile ilgili ek yeni yayın, patent, ürün gibi performans artışı olduğunu belirtmek ve belgelemek koşuluyla ve başvuru şartında ilan edilen yıllarda tezlerini bitirmiş olmak şartıyla tekrar başvuru yapabiliyor.
Ödül Programı kapsamında 2024 yılı için birinci olan tez yazarına 75.000, ikinciye 60.000 ve üçüncüye ise 50.000 Türk Lirası ödül veriliyor.
Amazon Web Services (AWS), yazılım geliştirme sürecinde devrim yaratmak için yenilikçi yapay zeka odaklı araçlar başlattı. Amazon CodeWhisperer genel müdürü ve Amazon Q yazılım geliştirme direktörü Doug Seven liderliğinde geliştirilen bu araçlar, geliştirici üretkenliğini artırmayı ve kodlama görevlerini kolaylaştırmayı vaat ediyor.
Bu girişimin ön saflarında CodeWhisperer ve Amazon Q yer alıyor. CodeWhisperer, bağlamsal kodlama önerileri sunarak ve koddaki güvenlik açıklarını tespit ederek geliştiricilere yardımcı oluyor ve böylece daha sorunsuz bir geliştirme deneyimi sunuyor. Öte yandan Amazon Q, geliştiricilere kod açıklamaları, yeniden düzenleme ve hata ayıklama görevlerinde yardımcı olan bir asistan görevi görüyor. Her iki araç da kodlama sürecini basitleştirmek ve hızlandırmak için üretken yapay zekadan yararlanıyor.
Şirketlerin standartlarına göre özelleştirilebiliyor
CodeWhisperer’ın öne çıkan özelliklerinden biri, şirketlerin kodlama önerilerini kendi iç çerçevelerini ve kodlama geleneklerini yansıtacak şekilde uyarlamalarına olanak tanıyan özelleştirme seçenekleri. Bu, geliştiricilerin kuruluşlarının tercihlerine uygun öneriler almasını sağlayarak daha verimli kodlama uygulamalarına yol açıyor. Üstelik AWS, geliştiricilerin teknik karmaşıklıklara takılıp kalmadan kodlarına odaklanabilmesini sağlamak için karmaşık yapay zeka modellerini ve algoritmalarını soyutlayarak kullanıcı dostu bir yaklaşımı vurguluyor.
Hızlandırılmış öğrenme ve gelişmiş üretkenlik
CodeWhisperer gibi yapay zeka destekli araçlarla ilişkili başlangıçta bir öğrenme süreci olmasına rağmen, tüm deneyim seviyelerindeki geliştiriciler hızlı bir şekilde uyum sağlayabilir ve artan üretkenlikten yararlanabiliyor. AWS, CodeWhisperer kullanan geliştiriciler arasında görev tamamlama oranlarında ve hızlarında önemli iyileşmeler olduğunu ve katılımcıların görevleri rakiplerinden 57 kat daha hızlı gerçekleştirdiğini iddi ediyor. Üstelik CodeWhisperer, yardım ihtiyacını azaltarak ve daha kendine güvenen ve verimli bir geliştirme ortamını teşvik ederek daha sorunsuz bir işbirliğini kolaylaştırıyor.
Google, AI sohbet robotu Gemini’nin bu yıl gerçekleşecek küresel seçimlerle ilgili soruları yanıtlamasını kısıtlıyor. Firma, yaptığı açıklamada teknolojinin dağıtımında olası yanlış adımlardan kaçınmayı amaçladığı için böyle bir yola gittiğini belirtti.
Güncellemenin, görüntü ve video oluşturma da dahil olmak üzere üretken yapay zekadaki ilerlemelerin halk arasında yanlış bilgi ve sahte haber endişelerini körüklediği ve hükümetleri teknolojiyi düzenlemeye sevk ettiği bir zamanda gelmiş olması, ilgi çekici.
Joe Biden ile Donald Trump arasında yaklaşan ABD başkanlık seçimi gibi seçimler sorulduğunda Gemini, “Bu soruya nasıl cevap vereceğimi hâlâ öğreniyorum. Bu arada Google Arama’yı deneyin” yanıtını veriyor.
Google, Aralık ayında ABD’de kısıtlamaların seçimden önce yürürlüğe gireceğini açıklamıştı.
Bir şirket sözcüsü Salı günü yaptığı açıklamada, “2024’te dünya çapında gerçekleşecek birçok seçime hazırlık olarak ve çok dikkatli davranarak, Gemini’nin yanıt vereceği seçimle ilgili sorgu türlerini kısıtlıyoruz” dedi.
ABD’nin yanı sıra, aralarında Güney Afrika ve dünyanın en büyük demokrasisi olan Hindistan’ın da bulunduğu birçok büyük ülkede ulusal seçimler yapılacak. Hindistan, teknoloji firmalarından “güvenilmez” veya deneme aşamasında olan yapay zeka araçlarının kamuya açıklanmasından önce hükümet onayı almalarını ve bunları yanlış yanıt verme potansiyeline göre etiketlemelerini istedi.
Google’ın AI ürünleri, Gemini tarafından oluşturulan bazı tarihsel insan tasvirlerindeki yanlışlıklar yüzünden geçen ayın sonlarında sohbet robotunun görüntü oluşturma özelliğini duraklatmak zorunda kaldıktan sonra, güvenilmez olarak nitelendirilmeye başlanmıştı. CEO Sundar Pichai, şirketin bu sorunları çözmek için çalıştığını söyledi ve sohbet robotunun yanıtlarını “önyargılı” ve “tamamen kabul edilemez” olarak nitelendirdi.
Apple’ın Vision Pro cihazı, teknoloji camiasında ilgiyle karşılansa da özellikle de 3.500 dolarlık fiyat etiketi nedeniyle pek çok eleştiriye konu oldu. Ancak cihazın kurumsal sektörlerde kullanımı devrim niteliğinde olabilir. Örneğin İngiltere’de cerrahlar ülkede karma gerçeklik başlığının kullanıldığı ilk ameliyatı gerçekleştirdi.
Apple, son tüketiciyi hedef almakla birlikte Vision Pro’nun büyük başarı elde edeceği alanlardan birinin tıp endüstrisi olmasını umuyor. Daily Mail’in haberine göre, Londra’daki özel Cromwell Hastanesi’nde bir hastanın omurgasını onarmak için kısa süre önce gerçekleştirilen bir operasyon sırasında, cerrahın yanında çalışan bir hemşire hazırlık yapmak, prosedürü takip etmek ve doğru aletleri seçmek için Vision Pro’yu kullandı. Bu, Birleşik Krallık’ta Vision Pro’nun kullanıldığı ilk operasyon oldu.
Ameliyat sırasında Apple’ın sanal gerçeklik cihazında çalışan yazılım, Microsoft’un HoloLens’i için de benzer programlar hazırlamış olan ABD’li eXeX şirketinden geliyor. Basın açıklamasına göre bu yazılım hemşirelere ve teknisyenlere ameliyat odasının steril alanı içinden cerrahi düzeneğe ve prosedür kılavuzlarına hem holografik hem de dokunmatik erişim imkânı sunuyor. Yazılım ayrıca bir ameliyatın her aşamasını izliyor ve ameliyatın diğer cerrahlar tarafından gerçekleştirilen önceki prosedürlere kıyasla ne kadar iyi gittiğini ölçebiliyor.
London Independent Hospital’ın baş ameliyat hemşiresi Suvi Verho, “Vision Pro insan hatasını en aza indiriyor ve tahmin yürütmeyi ortadan kaldırıyor,” diyor ve eklliyor: “Ameliyatta size güven veriyor.”
Vision Pro İngiltere’de ilk kez bir ameliyat sırasında kullanılırken, cihazın bir ameliyathanede ilk kez kullanılışı geçen ay, piyasaya sürülmesinden sadece üç gün sonra, Orlando’da ikamet eden ve dünyaca ünlü Beyin Cerrahı Dr. Robert Masson’un birkaç omurga rekonstrüksiyonu ameliyatı sırasında cihazı takmasıyla gerçekleşmişti. Masson, “Cerrahide yeni bir çağdayız ve cerrahi ekiplerimiz ilk kez görsel holografik rehberlik ve haritaların parlaklığına sahip olarak her cerrahi ekip ve tüm uzmanlık alanlarındaki her ameliyat için görsel-uzamsal ve zamansal oryantasyonu geliştiriyor” demişti.
Vision Pro, dünya çapında çeşitli sağlık kuruluşları tarafından farklı alanlarda deneniyor. Cerrahiye yardımcı olmanın yanı sıra radyoloji, hasta izleme, tıbbi eğitim ve planlama, terapi ve hastalıkların erken belirtilerini tespit etmek için de kullanılıyor.
YouTube artık bir Google hesabından çıkış yapan ya da Gizli mod kullanan kullanıcılara önerilen videoları göstermiyor ve bu da insanların her zaman hizmette oturum açmaları için baskıya maruz kaldıkları endişesinin artmasına neden oluyor. Şu anda yayılmakta olan bu değişiklik, herhangi bir video veya ne izleneceğine dair ipuçları içermeyen basit bir YouTube ana sayfası gösteriyor.
Daha önce, gizli modda ya da giriş yapmadığınızda bile Google size video önerileri göstermeye devam ediyordu. Artık kullanıcılar YouTube’u gizli modda açtıklarında “Başlayın” ve “İlginizi çekebilecek içeriklerle dolu bir akış oluşturmamıza yardımcı olmak için video izlemeye başlayın” şeklinde bir mesaj görüyor ve videolar artık önerilmiyor. Ayrıca arama ve izleme geçmişini temizleyen ya da geçmiş ayarlarını kapatan kullanıcılar da oturum açtıklarında hiçbir öneri görmüyor.
Uzmanlar, YouTube’un bu konuda ısrarcı olduğunu ve kullanıcıların geçmiş ayarlarını açmalarını sağlamaya çalıştığını düşünüyor. Google tarafından 2006 yılında 1,65 milyar dolar karşılığında satın alınan YouTube, dünyanın en popüler video paylaşım platformu olmaya devam ediyor. Massachusetts Amherst Üniversitesi araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre 14 milyarın üzerinde video içerik barındıran platform, Google’ın reklam gelirlerinde de önemli bir yere sahip. 2023 yıl sonu rakamlarına göre Google, sadece YouTube reklamlarından 31,5 milyar dolar gelir elde etmiş durumda. Bu rakama ek olarak, popüler video platformunu reklamsız olarak izlemek isteyen kullanıcılardan da aylık 13.99 dolar (ülkemizde 57,99 TL) ücret alınıyor.
Söz konusu reklam ve abonelik gelirlerinden mahrum olmak istemeyen Google, geçtiğimiz aylarda reklam engelleyicileri (AdBlocker) tamamen devre dışı bırakmak için adeta bir savaş başlatmıştı. YouTube’un Hizmet Şartları, yasal olan reklam engelleme uzantılarının kullanımını spesifik olarak yasaklamaktan aciz. Bununla birlikte YouTube kullanan herkesin mecburen kabul ettiği sözleşmede yer alan “Kullanıcıların hizmetin herhangi bir bölümünü atlatamayacağını, devre dışı bırakamayacağını, hileli bir şekilde meşgul edemeyeceğini veya başka bir şekilde müdahale edemeyeceğini” düzenleyen maddesi YouTube’a imkân tanıyor.
Arama devi, bir yandan reklam engelleyicilere savaş açarken bir yandan da kullanıcıları kendisine daha fazla çekebilmek adına sevdikleri türde video ve içerikleri göstermek adına canla başla çalışıyor. Ancak firmanın bu çabaları çoğunlukla aşırıya kaçtığı için kullanıcılardan ciddi eleştiriler almaya devam ediyor.
Roku, kullanıcıların Netflix, Hulu ve Amazon Prime Video gibi hizmetlere erişmesini sağlayan özel işletim sistemini çalıştıran akış çubukları ve kutuları satan aynı zamanda da ev otomasyon kitleri, ses ve ışık sistemleri ve TV’ler sunan bir dijital medya ve akış içeriği şirketi olarak biliniyor. Firma yaşanan veri ihlalini ilk kez Cuma günü açıkladı ve 15.363 müşteri hesabının bir kimlik bilgisi doldurma saldırısıyla ele geçirildiği uyarısında bulundu. Kimlik bilgisi doldurma saldırısı, tehdit aktörlerinin veri ihlallerinde açığa çıkan kimlik bilgilerini toplaması ve daha sonra bunları başka sitelerde, oturum açmak için kullanmaya çalışması olarak özetlenebilir.
Şirket, bir hesap ihlal edildiğinde, tehdit aktörlerinin şifreler, e-posta adresleri ve gönderim adresleri de dahil olmak üzere hesaptaki bilgileri değiştirmesine izin verdiğini söylüyor. Bu da gerçek kullanıcıyı tamamen hesabın dışında bırakarak tehdit aktörlerinin, yasal hesap sahibi sipariş onay e-postalarını almadan, kayıtlı kredi kartı bilgilerini kullanarak alışveriş yapmalarına olanak sağladı.
Veri ihlali bildiriminde “Aynı kullanıcı adı/şifre kombinasyonlarının bu tür üçüncü taraf hizmetlerinin yanı sıra belirli bireysel Roku hesapları için de giriş bilgisi olarak kullanılmış olması muhtemel görünüyor” deniyor ve şu ekleme yapılıyor: “Sonuç olarak, yetkisiz kişiler üçüncü taraf kaynaklardan giriş bilgilerini elde edebilmiş ve daha sonra bunları belirli bireysel Roku hesaplarına erişmek için kullanabilmiştir. Erişim sağladıktan sonra, etkilenen bireysel Roku hesapları için Roku giriş bilgilerini değiştirdiler ve sınırlı sayıda durumda yayın abonelikleri satın almaya çalıştılar.”
Roku, etkilenen hesapların güvenliğini sağladığını ve olayı tespit ettikten sonra parola sıfırlamaya zorladığını söylüyor. Buna ek olarak, platformun güvenlik ekibi, bilgisayar korsanları tarafından gerçekleştirilen yetkisiz satın alımlar nedeniyle herhangi bir ücretlendirme olup olmadığını araştırdı ve ilgili abonelikleri iptal etmek ve hesap sahiplerine para iadesi yapmak için adımlar attı. Buna karşın ne yazık ki Roku, kimlik bilgilerinin ele geçirilmesi durumunda bile ele geçirmeleri önleyen iki faktörlü kimlik doğrulamayı desteklemiyor.
Roku hesapları yalnızca 50 sente satıldı
Roku, müşterilerin doğrudan Roku hesapları üzerinden akış abonelikleri satın almalarına olanak tanıyor. Bu sayede müşteriler tüm yayın hizmetlerini tek bir hesap üzerinden yönetebiliyor. Bununla birlikte, bir abonelik eklerken, Roku müşterilerin kredi kartı bilgilerini çevrimiçi hesaplarında saklar, böylece gelecekteki satın alımlar için kolayca kullanılabilirler. Bu da aslında hesabı çalınan gerçek kullanıcının daha da fazla zarara uğraması anlamına geliyor.
Çalınan hesapları satın alanlar, bu hesapları kendi bilgileriyle ele geçiriyor ve kameralar, uzaktan kumandalar, ses çubukları, ışık şeritleri ve yayın kutuları satın almak için kayıtlı kredi kartlarını kullanıyor. Alışverişlerini yaptıktan sonra, çalıntı hesap pazarlarıyla ilişkili Telegram kanallarında redakte edilmiş sipariş onay e-postalarının ekran görüntülerini paylaşmaları yaygın görülen bir durum.
Sesinizin kaydedilmesi belki ilk bakışta size zararsız görünebilir, ancak aslında sesiniz kimliğinizin bir parçasıdır. Günümüzde deepfake video ve ses dolandırıcılıklarından tutun da kimlik tespiti ve kişilik analizine kadar sesiniz aslında pek çok alanda siz farkına bile varmadan sizin aleyhinize kullanılabilir. Dolayısıyla ses mahremiyeti oldukça önemlidir. Örneğin geçtiğimiz aylarda ABD Başkanı Joe Biden’ın sesinin yapay zekâ destekli ses taklit araçları ile klonlandığı ve Demokrat Parti seçmenlerine yapılan sahte aramalarda kullanıldığı ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine oldukça kritik bir karara imza atan ABD Federal İletişim Komisyonu, robot çağrılarda yapay zekâ kullanımını yasaklamıştı.
ABD Başkanı veya herhangi bir ünlünün sesinin kullanılması olağan, ama kendi sesinizin size karşı kullanılması pek olası gelmiyorsa bir daha düşünün. Kimliğinizin bir parçası olan sesiniz aslında operatörlere ve bankacılık uygulamalarına “Onaylıyorum” diyerek verdiğiniz ödeme, abonelik ve/veya iptal onaylardan tutun da, bir yakınınıza sizmiş izlenimi vererek yapılacak çağrılara kadar geniş bir potansiyel kullanım (ve dolandırıcılık) alanına sahip. Üstelik yapay zekâ araçları da hız kesmeden gelişmeye devam ediyor.
Neyse ki bu konuda, yani ses mahremiyeti üzerine çalışan firmalar da var. Fransa’nın Lille şehri merkezli Nijta da bu alandaki startup firmalardan birisi. Nijta, gizlilik gerekliliklerine uyması gereken müşterilerine yapay zekâ destekli konuşma anonimleştirme teknolojisi sağlayarak bu konuda yardımcı olmayı umuyor. Adı Hintçe’de gizlilik anlamına gelen Nijta, iş kurmak isteyen doktoralı girişimcileri desteklemeyi amaçlayan bir program olan Inria Startup Studio’dan doğdu. Fransız derin teknoloji VC fonu Elaia ve Lille merkezli yatırım şirketi Finovam Gestion da dahil olmak üzere çeşitli kaynaklardan 2 milyon euro fon toplayan firmanın öncelikli müşterileri ise çağrı merkezleri ve B2B şirketler.
Büyüyen kullanım alanları
Njita’nın CEO’su Brij Srivastava “Avrupa bizim öncelikli pazarımız” derken bunun sebebini ise “Bölgede yürürlükte olan GDPR aslında çok güçlü bir veri gizliliği yasası” şeklinde açıklıyor. Elaia yatırım direktörü Céline Passedouet yaptığı açıklamada, “Nijta’nın yapay zekâ destekli ses anonimleştirme teknolojisi, veri gizliliği konusunda giderek daha fazla endişe duyan ve üretken yapay zekâ konusunda heyecan duyan birçok işletme için bir çözüm sunuyor” diyor.
Çağrı merkezleri genel olarak Nijta’nın potansiyel müşterileri ancak bazen daha farklı ve spesifik projeler de söz konusu olabiliyor. Örneğin tıbbi acil durum çağrılarını daha iyi ele almayı amaçlayan bir proje olan Oky Doky bunlardan birisi. Yapay zekânın bu alanda firmalara nasıl yardımcı olabileceğini görmek kolay olsa da, hem konuşmacının kimliğini hem de kişisel olarak tanımlanabilir bilgileri eğitim verilerinden çıkarmak için seslerin anonimleştirilmesi son derece kritik ve bu noktada devreye Njita giriyor.
Nijta, işledikleri ve nihai veri halinde getirdikleri tüm içeriklerin filigranlı olduğunu bildiriyor. Yani ses mahremiyeti konusunda iddialılar. Girişim ayrıca Nijta Voice Harbor’ın korumasının, röportaj yaptıkları kurbanları korumayı uman medya kuruluşları tarafından akılsızca kullanılan bazı ses modifikasyonlarının aksine, geri döndürülemez olduğunu söylüyor.
Öncelikli hedef Avrupa pazarı
Sesle ilgili gizlilik konularında farkındalık eksikliği özellikle son kullanıcılar bazında Nijta’nın yüzleşmek zorunda kalacağı zorluklardan birisi. Ancak B2B ve Avrupa ile başlamanın mantıklı görünmesinin nedeni de tam olarak bu: Son kullanıcılar ses mahremiyeti konusunda ısrarcı olmasalar bile, ağır para cezası riskleri nedeniyle şirketler bu konuda çok daha dikkatli davranmak zorundalar.
Nijta, örneğin kayıtlı mesajların güvenliğini sağlamak amacıyla B2C’ye doğru genişlemeyi umuyor. Srivastava, “Güvenli iletişim için gerçek zamanlı anonimleştirme de çok aktif olarak araştırdığımız bir şey” dedi. Ancak B2C birkaç yıl daha sürecek gibi görünüyor zira Nijta aslında sadece 7 kişinin çalıştığı bir startup konumunda. Firma bu konuda genişleme çalışmaları yaptıklarını bildirmekte.
Ancak Nijta’nın uluslararası arenaya açılabilmesi için çok dilli olması gerekecek. Bu büyük bir Ar-Ge zorluğu, ancak girişim Avrupa ve Asya’yı hedefleyerek bu konu üzerinde de çalışıyor. Girişimin Bpifrance’ın derin teknoloji geliştirme yardımından yararlanacak olması ve ayrıca Ar-Ge harcamalarını finanse etmek için yaklaşık 1 milyon euroluk bir birleşik hibe almış olması da bu süreci hızlandırabilir.
Dijital sanat dünyasında projeksiyon cihazlarının kullanımı yapay zeka ve lazer teknolojisiyle hızlanıyor. Epson’un lazer projeksiyon teknolojisi, görsel sanatlar, performans sanatları ve mekan enstalasyonları gibi çeşitli sanat dallarında etkileyici ve sürükleyici sanatsal deneyimler yaratıyor. Türkiye’nin en önemli sergileri ve müzelerinde sanat ve tarihi canlandıran Epson, İstanbul’dan sonra Bursa Downtown AVM’de açılan X-Media Art Museum by DAS DAS’ta da yapay zekayla oluşturulan eserleri sanatın yeni formunda yansıtıyor. İstanbul ve Bursa’dan sonra Anadolu’nun farklı şehirlerinde de müzeler ve sanatçıları destekleyecek olan Epson, dijital sanat evrenini genişletmeyi hedefliyor.
İstanbul’dan sonra Bursa Downtown AVM’de açılan X-Media Art Museum by DAS DAS’ta da yapay zekayla oluşturulan eserler dev perdelerde sergileniyor. Yapay zeka sanat müzesini ve kullanılan teknolojiyi @epsonTR Projeksiyon İş Çözümleri’nden Erdal Bilimli’ye sorduk. pic.twitter.com/7fmAW3O1fT
Epson’un projeksiyon ürünleri, görsel sanatlar alanında dijital resimlerin ve videoların büyük ölçekli ve yüksek çözünürlüklü sunumlarını sağlamak için kullanılıyor. Aynı zamanda, karmaşık desenler, renkler ve hareketli görseller ile deneysel bir boyut kazandırarak, sanat eserlerinin etkileyici hale getirilmesine olanak tanıyor. Daha önce Epson’un lazer projeksiyonlarıyla Hope Alkazar’daki Refik Anadol’un Alkazar Rüyası eseri ile başlayan serüven günümüzde Selçuk Artut Sonsuza Uzanan Motifler: Yeniden Yorumlar eseriyle devam ediyor. İstanbul X-Media Art Museum by DAS DAS’tan, Alice Müzikali ve Truva Müzesi’ne kadar projeksiyonlarla etkileyici deneyimler yaşatan Epson, şimdi de Bursa’da açılan Downtown X-Media Art Museum by DAS DAS’ta sanatseverlere sınırları zorlayan bir yolculuk sunuyor.
Ouchhh tarafından hazırlanan, Leonardo da Vinci’nin dehası ve Van Gogh’un duygusal dokunuşları, ‘PARALLEL UNIVERSE’ (Paralel Evren) sergisinde yapay zeka tarafından yeniden yorumlanıyor. Leonardo’nun ve Van Gogh’un hayat boyu çizdiği tüm eskizleri, resimleri ve çalışmaları, yapay zeka algoritmaları sayesinde canlanıyor.
Farklı şehirlerden talep yağıyor
Dijital sanat evrenini büyütmek için çalıştıklarını belirten Epson Profesyonel Projeksiyon Ürünleri Ülke Müdürü Erdal Bilimli, bu alandaki katkılarını şöyle anlattı: “Bursa Downtown AVM X-Media Art Museum by DAS DAS’ta 20 adedi 16.000 lümenlik ve 4Ke lazer özellikli Epson EB-PU2216B ve 8 adedi 20.000 lümenlik 4Ke lazer Epson EB-PU2220B olmak üzere toplam 28 lazer projeksiyon ürünü kullanılıyor. 4Ke Geliştirme Teknolojisi ile dikkat çeken bu ürünler dijital sanat ve enstelasyon projeleri alanında büyük ilgi görüyor. X-Media iş birliğimiz büyümeye devam ediyor. Dünyanın farklı ülkelerinde dijital sanatların en büyük destekçisi olmayı hedefleyerek yenilikçi ürünler sunuyoruz. Türkiye’de Bursa’dan sonra farklı şehirler için de dijital sanat müzeleri ve sanatçıları desteklemeye devam edeceğiz.”
En büyük perde uygulaması
Bursa X-Media Art Museum by DAS DAS, Epson ürünlerinin yanında önemli ilkleri de barındırıyor. Söz konusu projede 20 metreye 7,5 metre boyunda 4 adet perde bulunurken böyle bir alanda kullanılan en büyük perdeler olarak dikkat çekiyor.
3LCD teknolojisi kullanılıyor
3LCD projektörler, canlı renklere sahip, parlak görüntüler üretiyor. Epson’un LCD projeksiyon sistemleri, ışık kaynağından gelen ışığı, üç ana ışık rengine ayırıyor: kırmızı, yeşil ve mavi (RGB). Işık huzmelerinin her biri, ana renklerin her biri için farklı bir LCD’den geçiyor. Böylece bir LCD’de kırmızı bir görüntü, diğerinde yeşil bir görüntü ve üçüncüsünde mavi bir görüntü oluşturuluyor. Üç ışın, projeksiyon merceğine ulaşmadan önce özel bir prizma ile tek bir ışın halinde yeniden birleştiriliyor. Böylece aslına sadık ve canlı, tam renkli bir görüntü üretiliyor. Görüntüler doğal görünüyor ve renklerin sıralı olarak sunulması durumunda ortaya çıkan, renk bozulması veya gökkuşağı etkisi adı verilen bir sorunla karşılaşılmıyor.
Ekim 2023’ün sonlarında yayımlanan Windows 11 sürüm 23H2; Windows 11’in görünüm, çalışma ve davranış biçimlerinde büyük değişiklikler getirdi. Yapısındaki en büyük değişikliklerden biri, işletim sistemiyle birlikte sağlanan sorun giderme platformları ve araçlarıyla ilgili.
Bunun neyle ilgili olduğunu açıklamak için Windows’a yönelik önceki iki nesil sorun giderme araçlarını ve platformlarını anlatacağım; ardından, Windows 11 23H2’de (ve Windows’un gelecek sürümlerinde) nelerin değiştiğini açıklayacağım.
Antik tarih: Mr. Fix-it
Windows 7’den (2009’da tanıtıldı), Windows 10’un erken günlerine (2015’te tanıtıldı) kadar Windows; yazıcı erişimi, ağ adresleme ve internet erişimi, kullanıcı erişim denetimleri (UAC) gibi belirli Windows sorunlarını ele almak için tasarlanmış “Fix it” onarım araçlarının tam bir koleksiyonunu kullanıyordu. Diğerlerinin yanı sıra, her biri üzerinde sevimli tamirci Mr Fix It beliriyor.
Ancak 2016’nın ortalarında, Microsoft bu araçları emekliye ayırdı ve bir destek notunda şöyle açıkladı: “Fix-it araçları artık Windows 10’da mevcut değil. Bunun yerine, PC’nizdeki sorunları çözmeye yardımcı olmak için bir sorun giderici kullanın.”
Windows 10 sorun gidericilerine girin
Tüm Windows 10 sürümleri ve 22H2‘ye kadar Windows 11 sürümleri için Ayarlar aracılığıyla bir dizi sorun giderme aracı mevcut. Microsoft bunları “başlatıldığında çeşitli Windows özelliklerine ilişkin yaygın sorunları otomatik olarak tanılayan ve düzelten yerleşik araçlar” olarak tanımlıyor. Windows 10’da sorun gidericileri, gösterildiği gibiAyarlar > Güncelleme ve Güvenlik > Sorun Gidermealtında bulabilirsiniz.
Bu Ayarlar bölmesini açtığınızda, kontrollerin sizin adınıza yürütüldüğü varsayılır. Ancak “Sorun gidericileri otomatik olarak çalıştır…” altındaki metinde “Şu anda önerilen sorun giderici yok.” yazdığını unutmayın. Ayrıca “son kontrol” tarihine dikkat edin: Temmuz 2020; bu noktada otomatik kontroller durduruldu. Windows 10’un 20H2 ve daha yeni sürümlerinde otomatik kontrol kapatılmıştır.
Windows 11 22H2’de bu özellik Ayarlar > Sistem > Sorun Giderme altında bulunuyor ve varsayılan “Çalıştırmadan önce bana sor” seçeneğiyle görüntüleniyor.
Lütfen genel sorun giderme öğelerinin altındaki “Yardım alın” öğesine de dikkat edin. Bu, Windows 11’in 23H2 ve sonraki sürümlerindeki değişikliklerin habercisi. Gerçek bir sorun olmadığında hiçbir şey otomatik olarak çalışmaz.
Windows 10’da bu öğelerden herhangi birine tıklandığında ilgili, özel bir sorun giderme aracına geçiş yapılır. Windows 11’de tıklandığında araç hemen çalıştırılır. Her iki durumda da aracın başlatılması, neyin yanlış olabileceğini teşhis edip edemeyeceğini ve muhtemelen düzeltip düzeltemeyeceğini görmek için kullanıcılara belirli bir dizi kontrol (Windows bunları gerçekleştirir) veya testler (Windows kullanıcılardan bunları çalıştırmalarını ister) aracılığıyla yol gösterir.
Windows 10 sorun gidericilerinden çıkın, Yardım Alın’a girin
Ancak Şubat 2023’te yayınlanan bir Windows 11 Microsoft Destek notu, Windows sorun gidermeye yönelik yeni bir yönün ana hatlarını çiziyor.Bu notta “eski gelen kutusu sorun gidericileri” olarak tanımlanan Windows 10 tarzı sorun gidericiler, temel aldıkları Microsoft Destek Tanılama Aracı (MSDT) platformuyla birlikte kullanımdan kaldırılıyor.
Ayarlar > Sistem > Sorun Giderme‘yi ziyaret ederseniz Windows 11 23H2’de neler olacağına bir göz atabilirsiniz. Artık önerilen sorun gidericilere işaret etmeiyor. Aslında ekran oldukça seyrek.
Buradaki tek gerçek seçenek son iki öğe: Diğer sorun gidericiler ve Yardım alın. Diğer sorun gidericileri ziyaret ederseniz aynı “En sık” (Ses, Ağ ve İnternet, Yazıcı ve Windows Güncelleme) ve “Diğer” öğeleri (BITS, Bluetooth, Kamera, Program Uyumluluğu ve daha fazlası) kümesini bulacaksınız.
Ancak şimdi işler ilginçleşiyor. Bu öğelerden herhangi birine tıklarsanız çoğu sizi doğrudan yeni Yardım Alma olanağına yönlendirir. Yalnızca “kullanımdan kaldırılacak” uyarısını içeren Windows Update hâlâ eski tarz bir sorun gidericiyi çağırıyor; Gizlilik Kaynakları yalnızca bilgi sağlar ancak otomatik araçlar sağlamaz.
Sorun Giderme ekranından Yardım al’ı seçmek elbette sizi doğrudan gösterilen Yardım Al uygulamasına götürür. Windows masaüstündeki doğrudan yol, Windows 11 Başlat menüsüne veya görev çubuğu arama kutusuna “Yardım Al” yazmaktır. Ardından sonuçlardan Yardım Al’ı seçin.
Yardım Alın uygulamasında, yaşadığınız sorunla ilgili birkaç kelime yazın. “Ağ ve internet” gibi genel bir şey girerseniz, hangi konuda yardıma ihtiyacınız olduğunu belirlemeye çalışmak için öneriler sunacaktır. Belirli bir sorun girerseniz Yardım Al genellikle bir çözüm sunar; bir sorun giderici başlatmak olabilir. Örneğin, “İnternete bağlanılamıyor” girilmesi, ağ sorun gidericisini çağırır.
Ağ sorun gidericisini başlattığınızda; bağdaştırıcının yeniden başlatılmasını, kablo bağlantısının kontrol edilmesini, sınır aygıtının yeniden başlatılmasını ve bilgisayarın yeniden başlatılmasını içeren bir dizi tanıdık ağ kontrolü ve onarımı gerçekleştirir.
Bu, eski sorun gidericilerden yeni, daha akıcı ve Windows 11 ile tutarlı bir biçimde aşağı yukarı doğrudan bir aktarımdır. Bu tür kontrollerin her birinin çalıştırılması için sağlanan bağlantılar gösterilmektedir.
Yardım Al’ın yeni formattaki eski sorun gidericilere çok benzediğini gözlemleme eğilimindeyseniz, hedeften sapmış değilsiniz. Bu, sorun gidermenin yeni bir yolu; ancak temeldeki araçlar ve teknikler tamamen benzer.
Yardım Alın, kullanıcılara; kullanıcının bildirdiği sorunu çözmeye yönelik adım adım tanılama, sıfırlama ve onarım araçlarını sunmaya devam ediyor. Yeni şişelerdeki eski şarap olabilir, ancak en azından selefi kadar iyi çalışıyor ve genel Windows 11 görünümüne ve hissine daha iyi uyuyor.
Buradan nereye?
Bu nedenle, Windows 11 22H3’teki yeni Yardım Alma araçlarını ve olanaklarını keşfetmeye başlamanın tam zamanı. Sonunda Yardım Alın, sorun giderme açısından gidilecek tek yol olacak.
Bütün bunlar, tüm eski sorun gidericilerin hala Windows 10’da çalıştığını ve bunlara her zaman olduğu gibi Ayarlar > Güncelleme ve Güvenlik > Sorun Giderme yoluyla erişebileceğinizi söyledi.
Yaklaşımınız ne olursa olsun, Windows sorun giderme en az önümüzdeki bir veya iki yıl boyunca birden fazla gezinme yolu ve araç seti üzerinden çalışmaya hazır.
Üretken yapay zeka üzerindeki telif hakkı davalarını takip etmek artık zorlaşıyor. Bu kez yazarlar, işletmelere kendi sohbet botlarını oluşturup eğitmelerine izin veren bir dil modeli olan NVIDIA NeMo yapay zeka sistemine dava açıyorlar. Şirketin, yapay zekayı izin almadan kitaplarını kullandığı bir veri kümesi üzerinde eğittiğini iddia ediyorlar.
NVIDIA, yapay zeka telif hakkı ihlali nedeniyle dava ediliyor
Ars Technica’nın bildirdiğine göre yazarlar Abdi Nazemian, Brian Keene ve Stewart O’Nan, dava açarak NVIDIA’dan tazminat ödemesini ve NeMo büyük dil modellerini güçlendirmek için kullanılan Books3 veri kümesinin tüm kopyalarını yok etmesini istiyorlar. İddialarına göre bu veri kümesi, 196.640 korsan kitaptan oluşan Bibliotek adlı bir kütüphaneyi kopyalıyor.
İddia açıklaması şu şekilde: “NVIDIA, NeMo Megatron modellerini The Pile veri kümesinin bir kopyası üzerinde eğittiğini kabul etti. Bu nedenle NVIDIA, NeMo Megatron modellerini Books3’ün bir kopyası üzerinde de eğittiğini kabul etmeli. Çünkü Books3, The Pile’ın bir parçası. Plaintiffs tarafından yazılan kitaplar Books3’ün bir parçası ve bu nedenle NVIDIA, Plaintiffs’in telif haklarını doğrudan ihlal etti.”
Bu iddiaya yanıt olarak NVIDIA, “tüm içerik üreticilerinin haklarına saygı duyuyoruz ve NeMo’yu telif hakkı yasalarına tam uyum içinde oluşturduğumuza inanıyoruz” dedi.
Geçen yıl OpenAI ve Microsoft, kâr elde ettikleri eserlerin telif hakkı davasından etkilenmiş ve yazarlara ödeme yapmayı reddetmişlerdi. Bu yılın başlarında benzer bir dava açıldı. Bunun üzerine, The Intercept ve Raw Story gibi haber kuruluşlarından da bir dava açıldı. Şimdi de NVIDIA dava ile karşı karşıya.
Siz NVIDIA’nın dava edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı lütfen unutmayın.
Pazartesi günü yapılan bir güncellemede Airbnb, kiracıların “mahremiyetine öncelik verme” değişikliğinin 30 Nisan’da yürürlüğe gireceğini söyledi.
Tatil kiralama uygulaması daha önce ev sahiplerinin koridorlar, oturma odaları ve ön kapılar da dahil olmak üzere kayıtların “ortak alanlarına” güvenlik kameraları kurmasına izin veriyordu. Airbnb, ev sahiplerinin kayıtlarında güvenlik kameralarının varlığını açıklamalarını ve bunları açıkça görünür hale getirmelerini zorunlu kıldı; ev sahiplerinin yatak odaları ve banyolarda kamera kullanmasını yasakladı.
Ancak artık ev sahipleri iç mekan güvenlik kameralarını hiçbir şekilde kullanamıyor. Değişiklik, konukların kiralık evlerinde gizli kameralar bulduklarına dair çok sayıda raporun ardından geldi ve bu durum bazı tatilcileri odalarında kamera taraması yapmaya yöneltti.
Airbnb’nin yeni politikası aynı zamanda dış mekan güvenlik kameraları için de yeni kurallar getiriyor ve artık ev sahiplerinin, misafirler bir kayıt için rezervasyon yapmadan önce bu kameraların kullanımlarını ve konumlarını açıklamalarını gerektirecek. Toplantı sahipleri, kapalı alanları takip etmek için dış mekan kameralarını kullanamaz ve bunları açık hava duşu veya sauna gibi “büyük bir mahremiyet beklentisinin olduğu belirli dış mekan alanlarında” kullanamaz.
Ek olarak, kayıtlarda ev sahiplerinin kiralama sırasında bir parti olup olmadığını ölçmek için kullanabileceği gürültü desibel monitörlerinin de açıklanması gerekecek; bu zaten Airbnb’nin 2022’de yasakladığı bir şeydi. Airbnb’nin topluluk politikası ve ortaklık başkanı Juniper Downs bir açıklamada “Bu değişiklikler, misafirlerimiz, ev sahiplerimiz ve gizlilik uzmanları ile danışılarak yapıldı ve politikalarımızın küresel topluluğumuz için çalışmasını sağlamak adına geri bildirim almaya devam edeceğiz.” dedi.
Airbnb ev sahiplerinin kayıtlarındaki güvenlik kameralarını Nisan ayı sonuna kadar kaldırmaları gerekecek. Bir misafir bundan sonra iç mekan kamerasının varlığını bildirirse Airbnb konuyu araştıracağını ve bunun sonucunda ev sahibinin kaydını veya hesabını kaldırabileceğini söylüyor.
Yeni politika hâlâ gizli kameraların varlığını kontrol edemiyor ancak kurallara uyan ev sahiplerinin artık kiralık evlerinin herhangi bir yerine kamera koyamayacağını bilerek en azından biraz gönül rahatlığı sağlayacak.
Bu hamleyi LinkedIn üzerinden paylaşan Yoel Roth, şu anda şirketin Güven ve Güvenlikten sorumlu başkan yardımcısı.
Roth, duyuru gönderisinde “Derler ya… bazı kişisel haberler! Match Group’u sağa kaydettim!” dedi.
“15 yıl önce, o zamanlar yeni olan flört uygulamalarının dünyası Vahşi Batı gibi hissettirdiği için şimdi ‘güven ve güvenlik’ olarak adlandırdığımız şeyi araştırmaya başladım; dünya çapında uygulamalarımızda bağlantılar kuran milyonlarca insanı korumak için kollarımı sıvamak gerçekten bir hayalim gerçek oluyor.“
Roth, yedi buçuk yıl boyunca şimdi X olan Twitter’daydı ve Elon Musk’un liderliğinde sadece iki hafta sonra şirketten ayrıldı. Roth, Musk’ın itibarını zedelemek amacıyla kendisine asılsız suçlamalarla saldırmasının ardından tehlikeli ve homofobik tacizle karşı karşıya kalmıştı. Roth ayrıca, Roth ve Twitter’daki diğer yöneticilerin içerik denetlemeyi nasıl ele aldığını gösteren bir dizi dahili belge olan “Twitter Dosyaları“nın yayınlanmasının ardından da tacizle karşı karşıya kaldı. Artan tehditlerin ardından Roth evinden kaçmak zorunda kaldı.
Roth artık güven ve güvenlik uzmanlığını Tinder, Match.com, Meetic, OkCupid, Hinge, Plenty of Fish, OurTime ve daha fazlasını içeren Match’in flört uygulamaları ailesine taşıyor. Arkadaşlık uygulamalarının kullanıcıları güvende tutacak yerleşik özellikleri olmasına rağmen, bu uygulamalarda hala pek çok zararlı davranış var ve herkes onlara güvenmiyor. Bir Pew Research araştırması, çevrimiçi flörtün yeni insanlarla tanışmanın güvenli bir yolu olup olmadığı konusunda Amerikalıların ikiye bölündüğünü ortaya çıkardı; çünkü çevrimiçi flörtün genel olarak güvenli olduğuna inanan yetişkinlerin sayısı 2019’dan bu yana %53’ten %48’e düştü.
Flört uygulamalarında güvenlik ve mahremiyet üzerine doktora tezini yazan Yoel, Wired’a bir röportajda Match Group’taki yeni rolünün şirket kendisine ulaştıktan sonra atladığı bir “rüya iş” olduğunu söyledi. Roth, şirketin uygulamaları genelinde politika ve standartların geliştirilmesinden sorumlu olacağını söyledi.
Geçtiğimiz yıl, Federal Ticaret Komisyonu (FTC), aşk dolandırıcılıklarının mağdurlara 2022’de 1,3 milyar dolara mal olduğunu bildirirken, bildirilen ortalama zararın 4.400 dolar olduğunu bildirdi.
Roth, dolandırıcılık ve mali dolandırıcılık gibi şeylere karşı koruma özellikleri geliştirmek istediğini belirterek bu sorunu çözmeyi planlıyor. Match, uygulamalarından her dakika 44 spam hesabını kaldırdığını iddia etse de Roth, sorunu anlayarak ve platformlar arası eyleme izin verecek faktörleri uygulayarak kullanıcıları daha fazla korumak istediğini söylüyor.
Ayrıca Roth, Match Group’un reşit olmayan kullanıcıları tespit etmeye çalışmasına rağmen, uygulama mağazalarının da kullanıcıları korumada rol oynaması gerektiğine inandığını ve Meta CEO’su Mark Zuckerberg’in de sahip olduğu konumu yansıttığını söylüyor.
Resmi Gazete 12 Mart 2024 sayısında yayınlanan yeni KVKK değişiklikleri yurtdışında faaliyet gösteren firmaların müşteri verilerini yurt dışına aktarmalarına imkân veriyor. Bu değişiklikten sadece yeterlilik kararı bulunan firmalar yararlanacak.
Kişisel verilerin yurt dışına taşınmasını yasaklayan kanun değişikliği ile birlikte Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımda düşüş yaşanmıştı. PayPal gibi büyük firmalar, Türkiye’den çekilmişti. Bu değişiklik, bu düşüşün eğrisini ters yöne doğru kırmayı hedefliyor. Benzer nedenlerden dolayı Türkiye’deki operasyonlarına son veren firmalar için geri dönüş mümkün görünüyor. Türkiye’de uzun bir süredir kullanılamayan PayPal, iPhone’da yer alan NFC tabanlı ödeme hizmeti Apple Pay gibi gelişmiş ödeme sistemleri ve X, Facebook, Instagram gibi yurtdışı tabanlı şirketleri ilgilendiren bu değişikliğe göre PayPal ve Apple Pay için tüm engeller ortadan kalkmış olabilir.
6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 9. Maddesinde Yapılan Değişiklikler Özeti
Yeterlilik Kararı:
Kişisel verilerin aktarılacağı ülke, sektör veya uluslararası kuruluş için Kurul tarafından yeterlilik kararı verilirse, veri sorumlusu ve veri işleyenler bu ülkeye veri aktarabilir.
Yeterlilik kararı 4 yılda bir gözden geçirilir ve gerekli görüldüğünde değiştirilebilir, askıya alınabilir veya kaldırılabilir.
Yeterlilik kararı verilirken dikkate alınacak kriterler şunlardır:
Karşılıklılık durumu
Kişisel verileri koruma mevzuatı ve uygulaması
Bağımsız ve etkin veri koruma kurumunun varlığı
Uluslararası sözleşmelere taraf olma durumu
Küresel veya bölgesel kuruluşlara üye olma durumu
Yeterlilik Kararının Bulunmaması Durumu:
Yeterlilik kararı yoksa, aşağıdaki uygun güvencelerden biri sağlanırsa veri aktarımı yapılabilir:
Uluslararası sözleşme niteliğinde olmayan anlaşma ve Kurul izni
Bağlayıcı şirket kuralları ve Kurul onayı
Kurul tarafından ilan edilen standart sözleşme
Yeterli korumayı sağlayacak yazılı taahhütname ve Kurul izni
Arızi Aktarım Haller:
Yeterlilik kararı ve uygun güvenceler yoksa, aşağıdaki hallerde arızi olarak veri aktarımı yapılabilir:
İlgili kişinin açık rızası
Sözleşmenin ifası veya öncesi tedbirler için zorunluluk
Kişi yararına sözleşmenin kurulması veya ifası için zorunluluk
Üstün kamu yararı
Bir hakkın korunması için zorunluluk
Acil durumlar
Kamuya açık sicilden aktarım
Bu haller kamu kurumlarının kamu hukukuna tâbi faaliyetlerine uygulanmaz.
Sonraki Aktarım ve Uluslararası Kuruluşlar:
Yurt dışına aktarılan kişisel verilerin sonraki aktarımı ve uluslararası kuruluşlara aktarımı da bu kanun kapsamında değerlendirilir.
Diğer Hususlar:
Türkiye’nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi zarar göreceği durumlarda Kurul izniyle veri aktarımı yapılabilir.
Kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Uber, müşterilerin Tesla, Polestar ve Ford Mustang Mach-E gibi premium fiyatlı elektrikli araçlarla seyahat edebileceği Comfort Electric hizmetini ilk kez Mayıs 2022’de başlattı. O zamandan beri hizmet 41 şehirde kullanıma sunuldu ve en yenisi New York olacak.
Uber’in daha önce New York’da lüks EV hizmetini başlatmamasının nedeni, şehrin Taksi ve Limuzin Komisyonu tarafından verilen elektrikli araç kiralama lisanslarının sayısına sınır getirilmesiydi. Ancak bu sınır artık kaldırıldı ve aslında bent kapakları daha fazla elektrikli Uber aracına açılmış oldu.
Uber Comfort Electric, Comfort’un bir uzantısı; burada yolcular, ekstra bacak mesafesi, sessiz arabalar ve genellikle daha yüksek fiyatlı Uber Black hizmetiyle ilişkili diğer olanaklar talep edebilirler. Ve şirketin, sürücülere elektrikli araçları kullanmaları için ekstra ücret (genellikle 1 dolar) veren diğer EV ürünü Uber Green’in yanında yer alıyor.
Elektrikli araç kullanan daha fazla araç paylaşımı sürücüsünün önündeki en büyük engellerden biri şarj imkanı. Bu amaçla şirket, kısa süre önce rakip araç paylaşımı hizmeti Revel (eskiden elektrikli moped filosu işleten ancak o zamandan beri Tesla Model Y’lere geçiş yapan şirket) ile işbirliği yaptığını duyurdu. Şirketin Uber Pro programı aracılığıyla ödül toplayan Uber sürücüleri, Revel’in Brooklyn’deki devasa şarj merkezini kullanırken şarj ücretlerinde yüzde 25’e varan indirim elde edecek.
Şirket ayrıca geçen yaz yıllık ürün etkinliğinde ilk kez duyurduğu bir dizi yeni özelliği de kullanıma sunuyor. Bunlardan ilki, şirketin uzun süredir devam eden sürücü ve sürücü beş yıldızlı derecelendirme sistemine benzeyen ancak karbon emisyonları için olan Emisyon Tasarrufu. Müşteriler, uygulamayı açtıklarında Uber’in EV araç dolusu hizmetlerini kullanarak atmosfere salınan emisyon miktarını ne kadar önlediklerini görecekler.
Ayrıca Uber Green ve Comfort Electric, yetkili Uber hesaplarına sahip gençlerin kullanımına sunuluyor. Geçen yıl şirket, ebeveynleri veya vasileri olmadan yolculuk yapan gençler için yeni bir hesap sürecinin başlatıldığını duyurdu. Artık bu gençler, belirli şehirlerde çevreyi kirleten bir araba yerine elektrikli bir araba kullanabiliyor.
Uber, 2030 yılına kadar ABD, Avrupa ve Kanada’da bir “sıfır emisyon platformu” olma hedefini belirledi; şirketin sürücülerini bağımsız yükleniciler olarak sınıflandırdığı ve teorik olarak hepsini elektrikli araçları benimsemeye zorlayamayacağı göz önüne alındığında bu zor bir hedef. Şirket, “ABD, Kanada ve Avrupa’daki yüz binlerce sürücünün 2025 yılına kadar akülü elektrikli araçlara geçiş yapmasına” yardımcı olmak için kendi parasından 800 milyon dolar harcayacağını söyledi.
Elektrikli araç satış büyümesindeki son yavaşlamanın yanı sıra birçok büyük otomobil üreticisinin yatırımlarındaki geri çekilme, şirketin emisyonsuz üretime geçme planlarında bir başka kırılma noktası oldu. Yakın zamanda Uber CEO’su Dara Khosrowshahi, Fast Company’de düzenleyici kurumlara ve otomobil üreticilerine elektrikli araçlara geçişi hızlandırmaları yönünde çağrıda bulunan bir köşe yazısı kaleme aldı. Aksi takdirde Uber 2030 hedefine ulaşamayabilir.
Khosrowshahi, “Gerçek şu ki Uber, politika yapıcıların ve işletmelerin daha güçlü eylemleri olmadan sıfır emisyon hedeflerimize ulaşamayacak.” diye yazdı.
“Ne yazık ki, tam da virajı geçerken hızlanmamız gereken şu anda birçok hükümet ve otomobil üreticisi yavaşlıyor.“
Durov, Financial Times’a verdiği bir röportajda, 900 milyon kullanıcıya ulaşan Telegram üzerinden reklamlar ve abonelikler yoluyla “yüz milyonlarca dolar” kazanıldığını söyledi. Küresel yatırımcılar şirkete 30 milyar doların üzerinde bir değerlemeyle para teklif ederken, Telegram’ın gelecekte halka açılmayı hedeflediğini belirtti.
FT’ye “Para kazanmaya başlamamızın ana nedeni bağımsız kalmak istememizdi. Genel olarak konuşursak, (halka arzın) değerini Telegram’ın değerine erişimi demokratikleştirmenin bir aracı olarak görüyoruz.” dedi.
Telegram büyük bir yatırım yapmayı düşünmese de şirket daha küçük özsermaye karşılığında yatırıma açık.
Şirket, iki yıl önce premium abonelik başlattı. Birkaç ay içinde bir milyon ücretli kullanıcı sınırını aştı. Şirket aynı zamanda birden çok kanala yönelik reklam çözümleri de sunuyor ve bu ay kanal sahipleriyle reklam geliri paylaşımını başlatmayı planlıyor.
Durov, FT‘ye reklam çözümlerinin şu anda belirli coğrafyalarla sınırlı olduğunu söyledi. Şirket ayrıca, ajanslara 1 milyon Euro ile 10 milyon Euro arasında harcama yapma zorunluluğu da getiriyor. Telegram bu yıl reklam tekliflerini dünya çapında genişletmeyi ve aynı zamanda küçük bilet harcama yapanlara da yer açmayı planlıyor.
Bu ayın başlarında şirket, kişisel kullanıcıların bir abonelik ücreti ödeyerek hesaplarını ticari hesaplara dönüştürebileceklerini açıklamıştı.
Telegram, bu çözümlerin dışında TON vakfı aracılığıyla blockchain tabanlı projelerle de denemeler yaptı. Aralık 2022’de şirket, insanların uygulamayı SIM olmadan kullanabilmesi için TON Blockchain’i kullanarak premium kullanıcı adlarını açık artırmaya çıkardı. Eylül 2023’te Telegram, ABD dışında küresel olarak kendi kendine saklanan bir kripto cüzdanı ekledi.
Durov geçmişte Telegram’ın iş kullanıcılarına yönelik müşteri hizmetleri için yapay zeka destekli sohbet robotları başlatmak istediğini söylemişti. Şirket, platformu sık sık rahatsız eden denetleme sorunlarını çözmek için yapay zekaya yatırım yapmayı planlıyor.
Türkiye’nin ilk portföy yönetim şirketi olan Garanti BBVA Portföy’ün yeni Genel Müdürü, 24 yıldır Garanti BBVA bünyesinde farklı alanlarda yöneticilik görevlerinde bulunan Hülya Türkmen Keçecioğlu oldu.
Garanti BBVA Portföy Genel Müdürü Hülya Türkmen Keçecioğlu
Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra 2000 yılında Garanti BBVA’da kariyerine başlayan Hülya Türkmen Keçecioğlu, Banka bünyesinde satış, pazarlama, IT, müşteri deneyimi ve segment yönetimi gibi farklı alanlarda sorumluluklar üstlendi. Boğaziçi Üniversitesi’nden MBA derecesine sahip olan deneyimli bankacı, Garanti BBVA bünyesindeki çalışmalarını Garanti BBVA Portföyde Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdür olarak sürdürecek.
Dünyanın önde gelen liderlik ve yetenek danışmanlığı şirketi Boyden Global ailesine kıdemli danışman olarak atanan yeni isim Melis Ertürk Keskin oldu. Melis Ertürk Keskin, Boyden Türkiye’de üst düzey yönetici seçme ve işe alım, dönemsel yönetim ile liderlik danışmanlığı alanlarında hizmetler sunacak. 18 yıldan bu yana bağımsız denetim-danışmanlık, iç kontrol-denetim, risk yönetimi, finans ve satış operasyonları ile nakit akış yönetimi, bütçe-raporlama, stratejik planlama ve transformasyon alanlarında çeşitli sorumluluklar üstlenen Keskin; ilaç, hızlı tüketim ve kozmetik sektörlerindeki deneyimi ve üst düzey yöneticilik tecrübesine sahip bulunuyor.
Yeditepe Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İşletme ve Ekonomi bölümlerinden 2005 yılında ikincilikle mezun olduktan sonra iş hayatına Ludwigshafen, Almanya’da Basf şirketinin pazarlama departmanında başlayan Melis Ertürk Keskin, kariyerine PricewaterhouseCoopers İstanbul Ofisi’nde bağımsız denetçi olarak devam etti. Yaklaşık üç yıl aynı şirkette kıdemli denetçi olarak görev yapan Keskin, bu dönemde Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ruhsatını aldı. 2009’da Unilever’de iç denetim ve risk yönetimi bölümlerinde, daha sonra da finans departmanında altı yıl süresince sorumluluklar üstlendi.
Melis Ertürk Keskin, 2012 yılında Boğaziçi Üniversite’sinde Executive MBA’ini tamamladı. 2015 yılında Henkel Kozmetik iş biriminde, finans, satış operasyonu ve müşteri hizmetleri müdürü olarak çalışma hayatına devam etti. 2018 yılında aynı şirkette finans ve satış operasyon direktörü olarak, net gelir yönetimi görevini üstlendi. 2023 yılında Henkel’in global birleşme sürecinde McKinsey ve Bain şirketleriyle birlikte süreci yürüten Melis Ertürk Keskin, aynı zamanda Henkel Kozmetik birimi icra kurulu üyesi olarak çalışma hayatını sürdürdü.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) verilerine göre, bireysel kredi kartı borçlanmaları geçen yıla göre yüzde 153 arttı. Karşılaştırma sitesi encazip.com’un yaptığı araştırmada, bireysel kredi kartı borçlanmalarının, 23 Şubat’ta açıklanan verilere göre 1 trilyon 274 milyar TL seviyesine yükseldiği görüldü. Geçen yılın aynı döneminde bu rakam 503 milyar TL idi.
Vatandaşlar yeni yılın ilk iki ayında da kredi kartı kullanımına devam etti. Ancak artan faiz oranlarına paralel olarak kredi kartı kullanımında taksitli alışverişlerin tutarındaki artış, taksitsiz kredi kartı kullanımının altında kaldı. Ancak dip toplamda hem taksitli hem de taksitsiz kredi kartı kullanımları arttı. Bu artış şubat ayı verilerine de yansıdı. BDDK verilerine göre, bu yılın sekizinci haftasında bireysel kredi kartı borçlanmaları 1 trilyon 274 milyar TL oldu. Bunun 562 milyar TL’sini taksitli, 712 milyar TL’sini taksitsiz borçlanmalar oluşturdu. 2023’te toplam borçlanma 503 milyar TL iken, bunun 258 milyar TL’sini taksitli borçlanmalar, 245 milyar TL’sini taksitsiz borçlanmalar oluşturmuştu. Yani taksitli kredi kartı kullanımları yüzde 117 artarken taksitsiz kredi kartı borçlanmaları yüzde 190 arttı.
Kurumsal kredi kartı borçlanmalarında da artış yaşanıyor
Sadece bireysel kredi kartı kullanımında artış yaşanmadı. Kurumsal kredi kartı borçlanmalarında da bu yıl artış yaşandığı görüldü. 2023’te 241 milyar TL olan kurumsal kredi kartı borçlanmaları, bu yıl 439 milyar TL’ye yükseldi. Bunun 185 milyar TL’sini taksitli borçlanmalar, 254 milyar TL’sini taksitsiz borçlanmalar oluşturdu. Veriler geçen yıla göre, yüzde 82 oranında bir artış yaşandığını ortaya koydu. 2023’te 241 milyar TL olan toplam borçlanmanın ise 136 milyar TL’sini taksitli borçlanmalar, 105 milyar TL’sini taksitsiz borçlanmalar oluşturmuştu.
Bireysel kredi kartı borçlanmalarındaki bu durumu yorumlayan encazip.com kurucusu ve tasarruf uzmanı Çağada Kırım, şunları söyledi:
“Son dönemlerde kamuoyunda kredi kartında birçok ürün grubunda taksitlerin kaldırılacağı ya da azaltılacağı, asgari ödeme tutarının yüzde olarak artırılacağı ve kredi kartı limitlerinin düşürüleceği gibi konular yer alıyor. Ancak Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in “kredi kartları ile ilgili bir sürpriz olmayacak” açıklamasının tüketiciler nezdinde etkili olduğu ve taksitli harcamaların taksitsizlerin yanında çok daha düşük kalması, tüketicilerin dedikodulara itibar etmediğini bilhassa ekonomi yönetimine güven duyduğunu göstermiş oldu. Ancak diğer taraftan kredi kartlı harcamalarının bu denli artması vatandaşların harcamalarını en azından kredi kartı ekstre süreleri kadar öteleme ihtiyacı hissettiği anlamında yorumlanabilir.”
Otomotiv satış sonrası hizmetler sektöründe faaliyet gösteren RS Otomotiv Grubu’nda yeni bir üst düzey atama daha gerçekleşti. Sigorta sektörünün önde gelen şirketlerinde başarılı bir yöneticilik kariyerine sahip olan Bilal Türkmen, mart ayı itibarıyla RS Otomotiv Grubu’na Yönetim Kurulu Üyesi ve Teknolojiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı unvanıyla yeni görevine başladı.
Sigorta sektöründe masanın her iki tarafını da deneyimleme ve hem özel hem de kamu tarafında önemli projelerde yer alma fırsatı bulan Türkmen, teknoloji ve dijital odaklı iş modelleri kurma konusunda elde ettiği tecrübesiyle, RS Otomotiv Grubu’nun teknolojik dönüşümüne ve dijitalleşme ile fark yaratan hizmetlerin geliştirilmesine katkı sağlayacak.
RS Otomotiv Grubu’nun 2024 yılındaki en önemli stratejik projesinin üst düzey yöneticisi olarak üstlendiği rolün önemine vurgu yapan Türkmen; “Teknolojiyi RS Otomotiv Grubunun iş stratejilerine en iyi şekilde hizmet etmek üzere konumlandırmayı ve sigorta sektörünün dinamikleriyle uyumlu olarak, RS Otomotiv Grubu’nda yer alan şirketlerimiz arasındaki sinerji fırsatlarını en iyi şekilde değerlendirmeyi hedefliyoruz. İşin hem dijital hem fiziksel unsurlarını ekosistem bakış açısıyla ele aldığımız vizyonumuz, bize rehber olacaktır.” yorumunu yaptı.
Akdeniz Üniversitesi İşletme Fakültesi Lisans ve Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Yüksek Lisans eğitimi alan Bilal Türkmen; kariyerine 2010 yılında Almanya’da, yönetim danışmanlık firması Atheneum Partners’da Analist olarak başladı. Sigorta sektöründeki yolculuğu Aksigorta’da başlayan Türkmen, 2012’de Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda Sigortacılık Genel Müdürlüğü’nde Hazine Uzmanı olarak görev aldı. 2018’de ise Eureko Sigorta’ da DASK Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürüttü. 2019 yılında Güneş Sigorta’ya strateji, proje yönetimi ve kurumsal iletişimden sorumlu Grup Müdürü olarak katılan Türkmen, sigorta ve emeklilik şirketlerinin birleşmesi projesinde entegrasyon yönetim ofisine liderlik etti. 2020’den itibaren Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik “Strateji, Dijital Dönüşüm ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı” olarak görev yaptı.
Mart 2024 tarihinde RS Otomotiv Grubuna Yönetim Kurulu Üyesi ve Teknolojiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak başladı.
Toptan alışveriş pazarında dijitalleşmeyi hedefleyen Topi Teknoloji A.Ş, ilk yatırımını girişimcilik ve fintek dünyasının önde gelen isimlerinden Ahmet Bilgen’den aldı. Bilgen, 2022 yılında kurulan ve toptancılarla geleneksel perakende noktaları arasındaki sipariş ve ürün akışını optimize eden Topi’ye tohum öncesi yatırımı, 2,5 milyon dolar değerleme üzerinden yaptı. Şubat 2024 itibariyle Topi’nin hedeflenen büyümeyi aşan performansı ile, yatırım 2,5 milyon dolar değerleme üzerinden kapandı. Topi kurucu ortakları Sedat Yıldırım ve Köksal Yılmaz, e-ticaret ve teknoloji alanındaki deneyimlerini, perakende sektöründeki toptancı ile satıcı arasındaki verimsiz iş süreçlerini iyileştirmek üzere yeni girişimlerini 2022 yılında hayata geçirdiler. Topi, İstegelsin kurucu CEO’su Sedat Yıldırım’ın gruptan ayrıldıktan sonraki ilk girişimi olarak dikkat çekiyor.
Yatırım, büyümenin finansmanında kullanılacak
Topi, tohum öncesi yatırımdan aldığı bu fonu tohum yatırım turuna kadarki süreçteki büyümeyi finanse etmek için kullanmayı planlıyor. İşletme sahiplerinin ve kullanıcılarının kazançlı çıktığı platformda kaliteli ürünlere esnek ödeme seçenekleriyle hızlı erişim sağlayan Topi, 5 bin çeşide varan geniş ürün yelpazesine en iyi fiyatla ulaşabilme ve güncel toptan piyasa fiyatlarıyla kontrol edebilme imkânı sunuyor. Tüm siparişleri kendi lojistik ağıyla teslim eden Topi, geliştirdiği dağıtım optimizasyon yazılımı sayesinde 40 farklı toptancı ürününü perakende noktalarına teslim ediyor.
Topi’den alışveriş yapan geleneksel perakende noktaları, ödemelerini ister kredi kartı ister havale ister Fibabanka 30 gün vadesiz kredi isterlerse de Multinet MultiAvantaj ile yapabiliyor. Şimdilik sadece Ankara, Bolu ve Bartın’da hizmet veren platform ürün gamını ve dağıtım alanını her geçen gün genişleterek 81 ile hizmet vermeyi hedefliyor.
Yıllık 20 milyar doları aşan ve Türkiye’nin tüm hızlı tüketim pazarının yüzde 65’ini oluşturan geleneksel perakende pazarı yüz binlerce ailenin geçimini sağlıyor. İşletme sahipleri, platformun sunduğu avantajlı fiyat, güvenle teslim ve esnek ödeme seçenekleriyle dijitalleşerek, zincir marketlerle rekabetinde güç kazanıyor.