Ulusal Siber Güvenlik Eylem Planı Detayları Belli Oldu

0
Bugün resmi olarak açıklanacak e-Devlet Stratejisi ve Ulusal Siber Güvenlik Eylem Planı detayları belli oldu. Plana göre siber güvenlik, artık milli güvenliğin önemli bir parçası olarak kabul edilecek. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Siber Güvenlik Eylem Planına göre siber güvenlik konuları milli güvenliğe entegre edilecek. Devlet, ekonomiyi ve altyapıları etkileyebilecek siber saldırıların zararlarını azaltmak için oluşturulacak çalışma grupları ile atılacak adımlar belirlenecek.

Siber güvenlik bütçelendirmesi ve diğer detaylar

Siber güvenlik için güvenlik bütçesi oluşturulacak. Gereken maddi kaynağın sağlanmasıyla daha etkin bir mücadele yürütülecek. Böylece, daha yetkin siber güvenlik personeli de istihdam edilebilecek. ISO 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi standardı ve sızma testleri, kamu kurumları ve kritik sektörlerdeki özel sektör işletmecileri için zorunlu hale getirilecek.

Güvenlik için saldırı testleri yapılacak

İklimlendirme, iletişim ve enerji gibi destek sistemlerindeki açıklar belirlenecek. Bu sistemlere siber saldırı yapılarak güvenli olup olmadığı görülecek. Kurumlara ait sistem odalarındaki riskler önlenecek ve bu sistem odaları için asgari bilgi güvenliği seviyesi belirlenecek. Kamu kurumları arasındaki bilgi ve veri paylaşımında iletişim güvenliği sağlanacak. Siber suçlara yönelik cezalar ile siber suçla mücadele etkinliğini artıracak düzenleme yapılacak. Hukuki ve idari yaptırımlar baştan belirlenecek. İnternette veri trafiğinin yurt içinde kalması sağlanacak.

Halka detaylı bilgilendirme yapılacak

Toplumda her yaş ve meslekten vatandaşa siber güvenlik riskleri anlatılacak. Mobil uygulama riskleri ile kimlik-parola hırsızlığı hakkında spotlar hazırlanacak. Her yaşa göre ayrı temada kampanyalar düzenlenecek. Sosyal medya da bu kapsamda kullanılacak.

Yerli ürünler kullanılarak dış bağımlılık azaltılacak

Kritik altyapı yazılımları başta olmak üzere yurtdışına bağımlılık azaltılacak. Yerli ürün ve sistemler kullanılacak. Yabancı işletim sistemlerinde gündeme gelecek arka kapı açıkları temizlenecek. Gizlilik dereceli konularda yerli işletim sistemi Pardus kullanılacak. Siber güvenlik alanındaki firmalar, akredite edilecek. Kamu ancak akredite olmuş güvenli firmalar ile çalışacak.

Son 4 yıllık süreç

Siber güvenlik kanunu 2012’de ortaya çıkartıldı ancak zamanın Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfü Elvan zamanında uygulanmadı. Türkiye’ye yönelik DDoS saldırıları artınca ve 2 yıllık önceki plan sona erince yeni plan 3 yıllık olarak gündeme alındı. İnternette veri trafiğinin yurt içinde kalmasını sağlanması notu, akıllarda Çin gibi sansürlü ve milli bir alternatif internetin doğuşu sorularını getiriyor. Milli yazılım ve veri güvenliği açısından olumlu olacak bu gelişmenin, internet kullanıcı hakları konusunda neler getireceği konusu ise henüz netlik kazanmadı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve askeri birimler tarafından kullanılan Karanet benzeri bir yapılanma söylentileri dolaşıyor. Ancak henüz resmi bir açıklama yok. Milli yazılım ve veri güvenliği açısından nihayet Pardus kullanımında karar kılınması ise, açık kaynak Linux işletim sisteminin çok daha kolay denetlenebileceği ve milli güvenliğe zarar verebilecek unsurların IT altyapılarında kullanılmayacağını garanti altına alıyor. Uzun zamandır geliştirilen ancak devlet seviyesinde yeterli ilgiyi göremeyen Pardus, küllerinden yeniden doğacak.

Foxconn, 34 Milyar Dolar Değerlemeli Didi Chuxing’e Yatırım Yaptı

Dünyanın en büyük fason elektronik parça üreticisi Foxconn Technology Group, Çin menşeli araç paylaşım ve kiralama şirketi Didi Chuxing’e 119,9 milyon dolar yatırım yaptı. Yatırımın ardından startupın değerlemesi 34 milyar dolara yükseldi. Foxconn’a ait şirketlerden olan Hon Hai Precision Industry Co., Didi Chuxing adlı startupın yüzde 0,355 oranında hissesine sahip oldu. Apple ürünlerinin ana montaj ve üreticisi olan Foxconn, Nesnelerin İnterneti için ürettikleri ürün ve hizmetleri geliştirmek adına böyle bir yatırıma gittiğini açıkladı. Yatırımın ardından Didi’den gelen açıklamada, “Didi ve Foxconn inovasyon ile uygulamaya odaklanmıştır. İmkanları araştırıyoruz ancak şu anda iş birliğinin nasıl gelişeceği hakkında somut planlarımız yok” denildi. Didi, ülkemizdeki BiTaksi gibi bir taksi çağırma uygulaması olarak hayatına başladı. Ardından araç paylaşımı, otobüs kiralama, sürücü hizmetleri, otomobil finansmanı ve test sürüşü hizmetleri vermeye başladı. Yurt içi pazarında tartışmasız üstünlüğü olan Didi, geçtiğimiz ay Uber Technologies Inc.’in Çin birimine ortak olma kararı vermişti. Bu kararın sebebinin pazar payı kapmak adına yapılması gereken yatırımın aşırı büyüklüğü ve Uber karşısında bunun sonuçsuz kalabileceği şeklinde yorumlandı. Didi’nin liderliği, Apple’ın Mayıs ayındaki 1 milyar dolarlık yatırımı ile daha da perçinlenmişti. Bu yatırım aynı zamanda Apple’ın taşımacılık pazarında ilk halka açık yatırımı oldu. Hem Foxconn hem de Apple, küresel akıllı telefon pazarının yavaşlama trendine girmesi ile birlikte taşımacılık ve otomobil endüstrisine gözlerini diktiler. Apple’ın da Uber ve Google gibi sürücüsüz veya sürücü asistanlı otomobil üretme hayalleri olduğunu hatırlayalım. Önümüzdeki günlerde hem Foxconn hem de Apple’dan daha fazla taşımacılık sektörüne yatırım ve satın almalar görebiliriz.

Fintech’de 1 Milyar Dolar Değerleme

Hangi pazarda olursa olsun her türlü startupın hayali, günün birinde büyük değerleme miktarlarına ulaşıp, kendilerini devasa başka bir firmaya satmaktır. Doğal olarak satış sırasında startupın değerlemesi ne kadar yüksekse, kurucuların ve hatta çalışanların cebine de o kadar para girer. Satış anındaki değerleme, startupın genel ROI’sini artırır, Financial Times’da manşet yapar, bir sonraki startup kurulurken çok daha fazla medya ve yatırımcı desteği bulunur. Ayrıca, ne kadar hızlı büyük bir değerlemeye ulaşılırsa o kadar iyidir. Değerleme, bir bakıma şirketin karlılık potansiyelini gösterir. Finans teknolojileri alanı hariç. Fintech pazarındaki startupların durumuna baktığımızda, 18 milyar dolar değerleme seviyesine ulaşmış Lu.com ve 4 milyar dolar değerlemeye ulaşmış Social Finance Inc., finans kolu 7,1 milyar değerlemeye ulaşmış JD.com gibi dev startuplar ile karşılaşıyoruz. 1 milyar dolar seviyesine çok yaklaşmış, hatta eğer başka bir yatırım tutuna çıkarlarsa yıl bitmeden kolaylıkla 1 milyar doları geçip unicorn olacak başka startuplar da var. Örneğin robot danışmanlık firmaları Betterment LLC ve Qealthfront 700 milyon dolar seviyesindeler. Online para transferi startupı WorldsRemit 500 milyon dolar seviyesinde. Milyar dolarları oyuncağı yapmış bu startupların hepsinin ortak bir noktası var: Kimse onları satın almıyor. Fintech pazarında startupların en büyük sorunu, çok yüksek değerleme rakamlarına ulaşmaları. Değerleme arttıkça, startupı satabileceğiniz potansiyel alıcılarınız da azalıyor. Basitçe, o kadar fazla para verebilecek sonsuz sayıda oyuncu yok. Ayrıca, yine değerlemeler çok arttıkça, yatırımcılar kuşkulanmaya başlıyor. Değerlemenin balon olup olmadığı kuşkusu değil bu. Böyle değerli bir şirketin kendilerine kar ettirip ettiremeyeceği kuşkusu. Ernst and Young LLP’den Nikhil Lele, “Böyle bir anlaşmadan yükümlü tarafından baktığımızda, bir çok müşterimizin satın almalar konusunda gittikçe daha çekingen olduğunu çünkü bazı şirketlerin değerlemelerine güvenemediklerini gördük” diyor. “Eğer satın almayı yaparlarsa bunun katma değerinin ne olacağını, bunun masadaki değerleme ile nasıl uyuştuğunu gerçekten anlamak istiyorlar” diye açıklıyor. Fintech endüstrisinde görülen aşırı yüksek değerlemelerin sorumlusu, 2015 yılında gerçekleşen çok sayıdaki satın alma. CB Insights raporlarına göre 2015 yılının ilk yarısında 22 büyük satın alma gerçekleşmişken, 2016 yılının ilk yarısına bu rakam 16’da kaldı. Yani 2015 yılındaki satın alma rüzgarı, satın alınma potansiyeli gösteren yeni startupların değerlemesinin yükselmesine yol açtı. Ekonominin temel ilkeleri işledi. Yüksek satın alma talebi az sayıdaki fintech startup arzı ile karşılaşınca değerlemeler arttı. Ancak bu sefer de değerlemeler çok yüksek olduğu için startuplar satın alınamaz duruma geldiler. Zaman içerisinde arz ve talep birbirini dengeleyecek ve startupların değerlemeleri piyasa koşullarının dayattığı seviyelere oturacaktır.

Autodesk Yazılımda Abonelik Modeline Geçti

Autodesk yazılımlarında lisans devri kapandı ve abonelik dönemi başladı. Autodesk bir şirketin ihtiyacı olan tüm çözümleri esnek sektörel çözüm paketleriyle sunacak. Nesnelerin interneti, 3D printerlar ve sanal gerçekliğe odaklanan Autodesk inşaat ve imalat sektöründe “nesnelerin tasarımı” çağını başlatıyor.

Lisans derdi bitti

Autodesk’in Türkiye’deki yetkili dağıtıcısı Penta Teknoloji’nin gerçekleştirdiği basın toplantısında Penta Satış ve Pazarlama Müdürü Arda Serim dijital dönüşümde esnek yazılım paketlerinin önemine değindi. Serim, “Bilişim 500’de ilk ona giren şirketimizdeki deneyimli ve yetkin ekibimizle Autodesk’in güncel teknoloji ve çözümlerinin profesyonellere doğru şekilde sunulması ve verimli şekilde kullanılması için çalışıyoruz. Accenture Dijitalleşme Endeksi Raporu sonuçlarına göre, ‘Bilgi ve İletişim Teknolojisi Ekipmanlarının Toptan Ticareti’ kategorisinde Türkiye’nin en dijital şirketi seçilen Penta Teknoloji olarak Autodesk sektörel çözüm paketlerini kullanıcılarımıza bu vizyon çerçevesinde sunuyoruz” dedi.

Autodesk ile yeni dönem

Penta Pazarlama ve Satış Destek Müdürü Abdullah Doğan ve Pazarlama Yöneticisi Didem Akyol dijitalleşmenin bilişim dünyasında geldiği noktaya işaret ederek şunları söyledi: “Autodesk artık tamamen abonelik iş modeline geçti. İş ortaklarımız işletmelerinin gereksinimlerine en uygun ve en esnek seçeneklerle Autodesk ürünlerine abone olabilir, basitleştirilmiş yazılım araçları ve geliştirilmiş kullanıcı yönetim deneyimiyle yazılım hakkında düşünmeye gerek kalmadan, tasarım ve üretime odaklanabilir. Abonelerimizin de beklentisi yazılımlara ulaşmada kendilerine daha fazla değer, esneklik ve kolaylık sunulması. Penta’da ise tüm iş süreçlerinde müşteri deneyimini mükemmelleştirmek ve operasyonel verimliliği artırmak için dijitalleşmeden faydalanıyoruz. Operasyonel kusursuzluk sayesinde hem tedarikçilerimiz hem de bayilerimizle olan iş birliğimizi güçlendiriyoruz.” Autodesk-penta-sektörel_çözüm_paketleri-inşaat-tasarım

Nesnelerin interneti ve nesnelerin tasarımı

Mimari Sektör İş Geliştirme Yöneticisi Kıvılcım Tezan Ocak ve Üretim Sektörü İş Geliştirme Yöneticisi Selim Ertuğ Tuğran inşaat ve imalat sektöründeki talepleri değerlendirdi:  “Üretim ve mimari alanında yeni döneme ayak uydurmanın yolu fikirden tasarıma ve hatta satış – pazarlamaya kadar tüm süreci adreslemeye yardımcı olan araçları kullanmaktan geçiyor. Bu anlamda Autodesk’in sektörel çözüm paketleri, bulut temelli hizmetleri ve mobil teknoloji çözümleri kesintisiz bir çalışma imkanı sağlayarak en üst seviyede verim elde etmeyi ve süreç boyunca ekiplerin aynı dili konuşmasını garanti altına alıyor.”

3 farklı sektörel paket

Mimari, Mühendislik ve İnşaat Çözüm Paketi: Yapı tasarımı, altyapı ve inşaat için gerekli BIM araçları tek bir sette toplanıyor. Başlıca ürünler: Revit, AutoCAD and AutoCAD Civil 3D. Ürün Tasarımı Çözüm Paketi: Ürün ve fabrika tasarımı için gerekli tasarım ve mühendislik araçları tek pakette sunuluyor. Başlıca ürünler: Inventor Professional, AutoCAD, Navisworks Manage, Fusion 360 gibi bulut tabanlı tasarım araçları. Medya ve Eğlence Çözüm Paketi: Medya ve Eğlence içeriği oluşturmaya yönelik kapsamlı yaratıcı araçlar tek pakette birleştirildi. Buna ek olarak görsel efekt ve oyun geliştirme profesyonelleri için 3B animasyon araçları tek grupta toplandı. Çözüm paketinin içindeki başlıca ürünler: Maya, 3ds Max. Sektörel çözüm paketleri en güncel yazılımlara ve geliştirmelere kesintisiz erişim sunuyor. Ayrıca esnek uzunluklu abonelik (üç aylık, yıllık veya çok yıllık) seçenekleri, bulut hizmetleri, teknik destek ve yazılım yönetim araçlarıyla da müşterilerinin hayatını kolaylaştırıyor. Simülasyon ve veri yönetim araçları gibi çözüm paketinde bulunmayan diğer çözümlere ise isteğe bağlı olarak tek tek abone olmak mümkün.

Eski lisans sahiplerinin hakları korunuyor

Autodesk Sektörel çözüm paketlerinin pazara sürülmesiyle birlikte Tasarım ve Yaratım Suite’lerinin satışını sonlandırdı. Bununla birlikte, bakım anlaşmalı kalıcı ürüne sahip iş ortaklarının sözleşmelerini yeniledikleri süre boyunca güncel sürüme erişim hakkı korunuyor olacak.

HPE 3. Çeyrek Sonuçlarını Açıkladı, Bir İş Ortaklığı Daha Duyurdu

0
Geçtiğimiz yılın Kasım ayında yeni bir şirket olarak tekrar kurulan Hewlett Packard Enterprise (HPE), 2016 yılı 3. çeyrek sonuçlarını açıkladı. Ek olarak HPE, Micro Focus ile iş ortaklığını da duyurdu. HPE’nin Uygulama Dağıtım Yönetimi, Büyük Veri, Kurumsal Güvenlik, Bilgi Yönetimi ve IT Operasyonları Yönetim hizmetleri ile Micro Focus’un portfolyosu birleştiğinde dünyanın en geniş çapa hitap edebilen yazılım şirketlerinden biri doğmuş olacak. Micro Focus, global çapta hizmet veren bir kurumsal yazılım şirketi. Müterilerinin daha az riskle ve daha hızlı inovasyonlar yapmalarını sağlıyor. Aynı zamanda giderek daha da karmaşık bir hal alan iş taleplerinin daha iyi yönetilebilmesi için müşterilerinin IT sistemleri kurması ve yönetmesi konularında destek veriyor. HPE ve Micro Focus birleşmesinden doğacak şirket, HPE’nin hibrit IT hizmetleri sunan dünya lideri olması konusunda en önemli adımlardan biri. Hibrit IT ile HPE’, yazılım odaklı, güvenli ve yeni nesil sistemler ile veri merkezlerini yönetiyor, çoklu bulut ortamları ile aralarında köprü kuruyor. HPE ile Micro Focus’ın birliktelii aynı zamanda SUSE’nin HPE’nin öncelikli tercih ettiği Linux işletim sistemi olmasını sağlayacak. HPE’nin Helion OpenStack ve Stackato çözümleri ile SUSE’nin OpenStack uzmanlığı birleştiğinde HPE müşterileri kurumsal boyutta, sınıfında en iyi hibrit bulut çözümüne kavuşacaklar. HPE’nin yazılım varlıkları ile birleşen Micro Focus’ın yıllık toplam 4,5 milyar dolar ciroya ulaşacağı tahmin ediliyor. Dünya çapında doğrudan müşterilere destek veren çalışan sayısı 4 bin civarına çıkacakken, gelişen ARGE sistemleri ile birlikte yeni yazılımların pazara sürülmesi de hız kazanacak. Birleşik şirket Micro Focus’ın İdari Genel Kurul Üyesi Kevin Loosemore ile CFO olarak görev alacak Mike Phillips tarafından yönetilecek. HPE’nin kıdemli yönetim kadrosu yeni birleşik şirketin yönetim kurulunda yer alacak. Ayrıca HPE, yönetim kurulunun yüzde 50’sini bağımsız yöneticilerden oluşturacak.

HPE 2016 Q3’ün finansal özeti

2016 yılının üçüncü çeyreğinde HPE, 12,2 milyar dolar net gelir açıkladı. Bu rakam önceki yıla göre yüzde 6 oranında daha düşük. Hisse sahiplerine ise 1,5 milyar dolar dağıtıldı. Hisse başına kazanılan seyreltilmiş net kar 1,32 dolar olarak finansal kayıtlara geçti. Bu rakam ise, daha önce belirtilen 1,10 ve 1,14 dolar tahminlerinden daha fazla. Bu bakımdan HPE, net gelirlerinin azalmasına rağmen operasyonel performansını artırarak hissedarları için daha karlı bir şirket olmayı başardı. Zira şirkete nakit akışı aynı dönem içerisinde 1,7 milyar dolarak olarak kaydedildi. Önceki yıla göe nakit akışında yüzde 10 artış gözlemleniyor.

İnternette Adil Kullanım Kotası Kalkmalı

Adil kullanım kotasında iyileştirme yapılacak mı? Ülkemizdeki birçok internet kullanıcısının iyileştirme talep ettiği adil kullanım kotası (AKK) için BTK Başkanı Ömer Fatih Sayan kritik bir açıklama yaptı ve AKK ile düzenlemeler yapacaklarını söyledi. Oysa interneti yavaşlatarak aboneleri zarara sokan kota tümüyle kalkmalı.

3-5 Üçgeni

BTK açıklamasının ardından sektör duayenleri internet bağlantısı hızının 3 Mbps yerine sadece (!) 5 Mbps’ye düşürüleceği söyledi. Ancak adil kullanım kotası aboneleri zarara sokuyor. Örneğin 24 Mbit fiber internette kotanız 4,5 saatte doluyor. Hatta 24 Mbit hızda 50 GB indirme kotası ile aylık ortalama hızınız zaten 3 Mbps’ye denk geliyor. Aynı zamanda internette engelli sitelere girmek için kullanılan VPN sitelerini de yavaşlatıyor ve hızınızı 3 Mbps’ye indiriyorlar. Kısacası devlet internet hızını 3 Mbps’ye kilitlemiş durumda. Şimdi bu hız 5 Mbps’ye yükselebilir: Gerçekten de tam 3-5 üçgeni.

24 Mbps’ye kadar

Bu konuda kurnazlık da yapılıyor ve deniyor ki biz 24 Mbps hız vermiyoruz. Sadece 24 Mbps’ye kadar hız veriyoruz. Maksimum hızı garanti etmiyoruz. İyi de adil kullanım kotası adı altında vatandaştan yıllardır maksimum hız parası alınıyor. O zaman gerçek internet hızı üzerinden para alınsın. Örneğin, 24 Mbit internet hızı 3 Mbps’ye düşürülüyorsa aylık abonelik ücreti de 8’de bire düşürülsün.

Hizmet sözleşmesine aykırı

Hizmet sözleşmesi internet servis sağlayıcılarının servis süresinin en az yüzde 80’ninde maksimum hizmet kalitesi sunmasını gerektiriyor. Bu durumda 24 Mbit’e kadar internet sağlıyorum diyen firmaların da ayın yüzde 80’ninde, yani her ay en az 24 gün 24 Mbit hız sunması gerekir. Öbür türlü her ay sadece 4,5 saat 24 Mbit hız alacak; ama bütün ay 24 Mbit hız parası vereceksiniz. Bilinçli tüketicinin hakkını araması gereken bir durum bu. adil_kullanım-btk-akk-internet

Türkiye internette 64. sırada

Türkiye’de yavaş internete çok para ödüyoruz. CHP Adana Milletvekili İbrahim Özdiş, 100 Mbit hızındaki kotasız internetin Türkiye’de 515 TL; Fransa’da ise 20 Euro, yani 65 TL olduğunu söyledi. Diyeceksiniz ki ben o kadar para vermiyorum. Evet, veriyorsunuz; çünkü kotalı internet kullanıyorsunuz. Kotalı internete çok para veriyorsunuz ve bunu aşağıdaki kaynaklarda görebilir, Türkiye’de gerçek internet hızını nasıl ölçeceğinizi öğrenebilirsiniz. Ancak önce en basit bilgi: Diyelim ki 50 GB kotalı 16 Mbit ADSL internet kullanıyorsunuz (bakır kablo). 50 GB’ı aşınca adil kullanım kotası gereği (AKK) internetinizi yavaşlatıyorlar. Kurumsal değil de bireysel kullanıcılar için 16 Mbit bağlantıda indirme hızı sekizde bir, yani maksimum 2 Mbit/saniye.

Haksız Kullanım Kotası (HKK)

Ancak Türkiye’de bakır kablo kalitesi düşük olduğu için telefon santraline 200 metre mesafede olsanız bile sade 16 Mbit için 2 Mbps değil, sadece 1,6 mbit saniye indirme hızı alıyorsunuz. Saniyede 1,6 megabayt ayda 4 TB indirme eder. Oysa sözde adil kullanım kotası (AKK) ile ayda yalnızca 50 GB veri indirme hakkınız var. Bu da ortalama 262 Kbps download hızına eşit ve toplam bant genişliği için 8’le çarparsanız Türkiye’de pratikte kullandığınız internet hızının 16 Mbit değil, 2 Mbit olduğunu görürsünüz. Peki internet hızım düşük diye itiraz etmenizi önlemek için ne yaptıklarını biliyor musunuz?
Size sadece 16 MBit’e kadar internet veriyorum diyorlar; yani ISP sizden 16 Mbit internet parası alıyor, ama size 16 Mbit internet garantisi vermiyorlar! İşte bu yüzden 100 Mbit hızındaki kotasız internetin ücreti Türkiye’de ayda 515 TL.
Elbette içinizde fiber internet, yani daha hızlı internet kullananlar var. Onların hızı daha yüksek çıkacak; ama Türkiye’de 10 Mpbs ve daha hızlı internet penetrasyonunun yüzde 28 civarında olduğunu belirtelim. Türkiye’de gerçekten hızlı internet kullananların sayısı çok az.

Türkiye rakamlarına bakarsak

  • 4 Mbps üstü bağlantı sayısı % 87 (dünya ortalaması % 73)
  • 10 Mbps üstü bağlantı sayısı % 13 (dünya ortalaması % 35)
  • 15 Mbps üstü bağlantı sayısı % 4,2 (dünya ortalaması % 21)
  • 25 Mbps üstü bağlantı sayısı gözükmüyor (dünya ortalaması % 8,5)
Daha net söyleyelim: Türkiye’de vatandaşın yüzde 99’u geniş bant internet kullanıyor diye açıklamalar yapılıyor; ama bizde sadece 6,5 milyon ADSL, 1,5 milyon fiber ve 600 bin Türksat kablo internet kullanıcısı var. Dolayısıyla hızlı internet var; ama hızlı internet penetrasyonu maksimum yüzde 20, o da sadece büyükşehirlerde. Demek ki Türkiye’de interneti vatandaşa damlalıkla vermek insanların geniş bant erişimini yavaşlatıyor.

Oysa yavaş internet ekonomiye zarar

Bizler sürekli şirketlerde dijital dönüşümden ve e-ticaretin yaygınlaşmasından söz ediyoruz. Peki vatandaşın yüzde 72’sinin geniş bant internet erişimi olmadığı ülkemizde e-ticaret ve dijital dönüşüm nasıl gerçekleşecek? En basitinden, sizce bugün online alışveriş yapan kaç kişi 4 Mbps internet kullanıyor? Peki kaç kişi 10 Mbps ve üstü kullanıyor? Açıkçası internetiniz yavaşsa gerçek bir internet kullanıcısı sayılmazsınız. E-ticarete pek katkınız yoktur. İnternette fazla takılmaz; gündem, bilim ve teknoloji haberlerini pek okumazsınız. Öyleyse adil kullanım kotası bilgi edinme ve alışveriş özgürlüğünü kısıtlıyor. Anayasada güvenceye alınan iletişim ve öğrenim özgürlüğümüzü sınırlandırıyor.

Türkiye Kenya’dan sonra 7,2 Mbps ile 64. sırada

Akamai verilerine göre Türkiye’de ortalama internet hızı 7,2 Mbps (adil kullanım kotası adı altında yapılan haksızlığı saymazsak) ve bu hızla Kenya’dan sonra 64. sıradayız. Kenya’dan bile geri kalmışız. Bravo! Ancak Akamai verileri güvenilir mi diye sorarsanız hemen söyleyelim: 1) Akamai Microsoft dahil pek çok şirkete CDN hizmeti veren dev bir bulut şirketi ve dünyadaki internet trafiğinin yüzde 20’si Akamai sunucularından geçiyor. Dolayısıyla globalde Akamai verileri sayı üstünlüğüyle güvenilir. 2) Türkiye’de 6,5 + 1,5 + 0,6 milyon geniş bant internet kullanıcısı var. Bu da tolam 8,6 milyon eder ve Akamai Türkiye’de 8,8 milyon IP adresinin internet hızını ölçmüş. Bu yüzden Türkiye verileri de sayı üstünlüğüyle güvenilir. Geçelim.

Adil kullanım kotasını nasıl savunuyorlar?

Dünyada vatandaşın internet hızını düşüren adil internet kotasını şöyle savunuyorlar: Efendim hızlı internet için altyapı yatırımı gerek ve bu çok pahalı. AKK’yi kaldırırsak internet mevcut altyapıda yavaşlar. İnsanlar ayda 4 TB veri indirirse interneti işletmek çok pahalı olur. Bu doğru değil ve kanıtlarıyla ispatlayalım: 1) 16 Mbit bant genişliğinde ayda 30 gün ve günde 24 saat dosya indirirseniz ayda 4 TB indirmiş olursunuz. Peki kaç kişi Türkiye’de interneti bu kadar yoğun kullanılır? AKK çıkınca ilk ne dediler? Millet Torrent’tan korsan film indirmesin diye koyduk dediler.

En büyük telekom efsanesi AKK

2) Bizzat Amerika’da 3 telekom şirketinin CEO’su hızlı internetin pahalı olduğunu yalanlıyor: California merkezli ISP şirketi Sonic’in CEO’su CIO’ya yaptığı açıklamada, “Bant genişliği kapasitesini artırma maliyeti veri trafiği artışından çok daha yavaş artıyor” dedi. Ayrıca Sonic’in fiber döşeme maliyetlerinin eskiden Sonic gelirlerinin yüzde 20’sine karşılık geldiğini, ama şimdi yüzde 1,5 oranına gerilediğini ekledi. Kısacası ucuza hızlı internet mümkün fakat durun, daha bitmedi: Frontier Communications CEO’su Dan McCarthy de Fierce Telecom’a yaptığı açıklamada, “Eskiden [altyapı maliyetini] kullanıcı ücretlerine yansıtmak pazarda doğru çözümdü, ama şimdi pazarın bu şekilde davranmadığını görüyorum” dedi.
En çarpıcı olanı ise eskiden AKK’yi savunan Suddenlink CEO’sunun yaptığı açıklama: “Şirketlerin artan müşteri talebini karşılamak için çok para harcamasına gerek yok. O günler sona erdi.” Bu beyanın bir süre önce adil kullanım kotasını kaldıran bir ISP’den geldiğini hatırlatalım.

AKK Amerika’da kaldırıldı

Türkiye’de 15-24 yaş aralığındaki genç nüfusun toplam nüfusa oranı % 16,5 ve gençlerin internet kullanım oranı % 73; yani ülkemizde 15-24 yaş aralığında 9,5 milyon genç internet kullanıyor. Genç nüfusa sahip ülkemizde internet kullanım alışkanlıkları da ağırlıklı olarak veri transferine, yani internetten dosya indirmeye, Spotify dinlemeye, Youtube izlemeye, online alışverişe, online oyun oynamaya ve sosyal ağları kullanmaya dayanıyor. Bütün bunlar ucuz ve hızlı internet istiyor.
adil_kullanım-btk-akk-internet
Büyütmek için tıklayın.

Facebook ve Twitter nasıl yavaşlatılıyor?

Gündemde istenmeyen haberler mi var? Sosyal medyada istenmeyen tartışmalar mı dönüyor? Çözümü basit: Madem Avrupa Birliği ülkeleri Facebook ve Twitter’ın engellenmesine kızıyor, öyleyse bu hizmetleri yavaşlatalım. Facebook’a fotoğraf ve video yüklerken, profil resmi değiştirir veya başkasının yayınını duvarınızda paylaşırken hep Facebook’un yurt dışındaki sunucularını (içerik dağıtım ağları – CDN) kullanıyorsunuz. Facebook’u engellemek için özellikle CDN’leri yavaşlatıyorlar. Türkiye’den kişi başı Facebook’a erişim hızını sınırlandırıyorlar. O zaman da sayfa açılmıyor veya video bir türlü yüklenmiyor. Eğer bilerek yavaşlatma yoksa bu kez de her ayın son 10 gününü AKK nedeniyle yavaş internette geçiriyorsunuz. Sonra da akıllı evler, internet bağlantılı akıllı Tesla otomobiller neden yaygınlaşmadı diyoruz. Nasıl yaygınlaşsın?

Akıllı ev ve dijital yerliler çağında AKK 2 dakikada dolar

Anne, baba ve liseli gençten oluşan orta halli bir çekirdek ailede 3 akıllı telefon, 2 tablet, 2 laptop, 2 akıllı televizyon, internete giren bir müzik sistemi ve akıllı LED lamba gibi birkaç nesnelerin interneti cihazı bulunuyor (Bunlar hepimizde yoksa eğer bu eksikliğin tek sebebi hayat pahalılığı ve internetin yavaşlaması). Şimdi bu aile internetten hiç korsan Torrent indirmese veya Popcorn film sitesi izlemese bile, ayın son 10 günü AKK devreye girer ve internet yavaşlar. Peki internet erişimi sınırlı aileler modern imkanlarla nasıl çocuk yetiştirecekler?

Türkiye’nin gerçek internet hızını nasıl ölçersiniz?

Bunun için Facebook CDN’lerine erişim hızınızı ölçün. Akamai şirketine yazarak Türkiye’den Facebook, Twitter, Microsoft, Amazon CDN’lerine erişim hızlarını öğrenebilirsiniz. Hız ölçümü için Valve’ın Steam online oyun hizmetini de kullanabilirsiniz. Böylece Türkiye’de internet hızlı diyenlere kendi kanıtlarınızı gösterirsiniz. Hatta bilgilendirme amaçlı bir web sitesi açarak bu verileri her ay sitelere yükleyip Türkiye’de gerçek internet hızını her ay kayıt altına alabilirsiniz. Bu bağlamda Türkiye’de CDN’lere erişim hızlarını aşağıda görebilirsiniz.

Fiber yetersiz

Peki, ülkemizdeki telekom şirketleri her yere fiber döşüyoruz diye açıklama yaptıkları halde, neden internetin yavaşlatılmadığı günlerde bile internet hızımız düşük? Bunun sebebi Türkiye’de son yıllarda pek az fiber optik kablo döşenmiş olması. Telkoder verilerine göre fibere son 5 yılda sadece 1 yıllık yatırım yaptık. İşte bu yüzden birkaç ay önce Google ve Gmail hizmetleri kesintiye uğradı. Türkiye’nin yurt dışına çıktığı yedekli fiber kablo sayısı az. Bu kablolardan biri kesilince interneti diğerine aktaramıyoruz; çünkü az sayıdaki yedek hattımız zaten yüzde 100 kapasiteyle çalışıyor. Demek ki onlar da kopsa yurt dışı internet tümden kesilecek.

AKK neden adil değil?

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) verilerine göre, 2015 yılının 3. çeyreğinde Türkiye’de 46,7 milyon internet abonesi bulunuyor ve 2015 yılında abone başı ortalama veri kullanımı 60 Gigabayt (GB) oldu. Buna rağmen Türkiye’de kullanıcı yavaş internete çok para ödüyor ve CHP Adana Milletvekili İbrahim Özdiş bunu en çarpıcı şekilde açıklıyor: “ISP pazar lideri olan TTNET’e 24 Mbit’e kadar hız ve 35 GB Adil Kullanım Kotası (AKK) için ayda 60 TL ödüyoruz ve 35 GB’lık kota aşılınca bu hız 3 Mbps’ye düşüyor. Bu durumda 24 Mbit bağlantıda ayın son 10 günü sadece 2-3 Mbit hız alıyor, ama tam hız parası (60 TL) ödüyorsunuz. Üstelik 100 GB kotanız varsa yine hızınız 3 Mbps’ye düşüyor.”

100 GB kota kullanan daha çok ödüyor

100 GB kotası olup da kotasını aşanlar 35 GB kotası olanlara göre interneti daha pahalıya kullanıyor! Özdiş’ten devam edecek olursak: “Eskiden karasal anten ve çanak antenle TV izlerken şimdi internet TV çıktı. Artık TV yayınları IPTV olarak adlandırılan dijital ortama aktarılıyor ve bunların abone sayıları günden güne artıyor. Digitürk, Dsmart, Tivibu, Teledünya gibi firmalar internetten TV yayını yapıyor. Ancak, internetten Full HD ve 4K film izlemek kotanızı artırıyor.” Kısacası Tivibu için sizden para alıyor ve kotanızı dolduruyorlar ve bu kez de kotanız doldu diye hızınızı düşürüyorlar! “Elbette parasını verirseniz AKK olmadan internet kullanabiliyorsunuz. Tabii normal ücretin 2-3 kat fazlasına; yani parayı verene altyapı sorunu dedikleri şey dert olmuyor. Ancak aslında durum daha vahim:”

Türk Telekom’a 33,9 milyon TL ceza

“Geçenlerde Rekabet Kurumu Türkiye’nin altyapı pazar lideri olan Türk Telekom’a açılan bir soruşturmayı tamamladı. Soruşturma konusu da şirketin kendine yapılan fiber internet hatları ve tesis paylaşımı başvurularını geciktirmesi, zorlaştırması ve engellemesiydi. Altyapıda eksik var diyen pazar lideri Türk Telekom fiber altyapı çalışmalarını engellediği için 33,9 milyon TL ceza aldı.”

Türkiye’de internet neden yavaş?

Türkiye’de internetin yavaşlatıldığını iki yıl önce yaptığım testlerle kanıtlamıştım. Ancak şimdi yeni bir kurnazlık çıktı: İnternet hızını düşürmek yerine tek tek hizmetlerin ve web sitelerinin hızını düşürmek. Örneğin, Google Play gibi internette en sık kullanılan yaklaşık 200 hizmet günün belirli saatlerinde ve gündeme göre yavaşlatılıyor (VPN yavaşlatmayı önlemek için tıklayın). Hizmetler tek tek yavaşlatıldığı için Speedtest’te bunu göremiyorsunuz. İnternette size sorulmadan engellenen sitelere ulaşmak için VPN ve TOR browser kullanabilirsiniz; ama onlar da yavaşlatılıyor.

Oysa atıl Kablo TV şebekesini hızlı fiber internete dönüştürebiliriz

Türkiye serbest telekom işletmecileri derneği (TELKODER) geçenlerde Türkiye’nin İletişimde İkinci Baharı – Kablo TV Şebekesi raporunu hazırlayarak basınla paylaştı. Raporda fiber internet çok maliyetli ve bu yüzden hızlı internet ülkemizde pahalı diyenlerin argümanı iki kez çürütülüyor. Öncelikle fiber internetin pahalı olmadığı kanıtlanıyor. İkinci olarak da Türkiye’de Kablo TV için kurulan, ama yarım bırakılan fiber optik kablo altyapısının fiber internette kullanılabileceği belirtiliyor. Böylece fiber internetin zaten düşük olan maliyeti iyice düşecek; çünkü İstanbul gibi büyük şehirlerdeki mevcut fiber hatları kullanmış olacağız. Düşünün: Bugün Türkiye’de 1,5 milyon fiber internet abonesi var; ama kablo TV tam 3,6 milyon eve giriyor. Bu hanelerin bir kısmının zaten fiber internet kullandığını varsaysak bile Kablo TV’den fiber internet verirsek fiber abone sayısını hiç kablo döşemeden üç kat artırmış oluruz ki bu da 4,5 milyon eder. Ülkemizde fiber interneti hızlandırmak için bir güzel haber de telekom şirketlerinden geldi: Turkcell Superonline, Vodafone, Türksat ve alternatif operatörler ortak altyapı şirketi kurmayı planlıyor. 6 yıldır konuşulan bu iş operatörler arası anlaşma sağlanamadığı için hayata geçirilmemişti. Arcak bu kez olursa Türkiye’ye yüz binlerce kilometre fiber döşenecek ve internet hızlanacak. Öyleyse ne duruyoruz? Ülke ekonomisinin geleceği için altyapı girişimciliği yapalım ve adil kullanım kotasını tümüyle kaldıralım. Gençlerin, kurumsal firmaların, fintek ve bankacılık sektörünün, teknoloji şirketlerinin önünü açalım, 2023 vizyonunu nihayet gerçekleştirelim. 1http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=53483 2http://www.cio.com/article/3075975/internet-service-providers/what-big-isps-dont-want-you-to-know-about-data-caps.html 3http://www.fiercetelecom.com/telecom/frontier-s-mccarthy-we-don-t-have-plans-to-implement-usage-based-broadband-billing 4https://www.dslreports.com/shownews/Suddenlink-to-Charge-Users-More-to-Avoid-Usage-Caps-136619 5http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=53321 6https://www.daghan.com/internet-kullanma-kotasi.dgn 7http://www.hurriyet.com.tr/turk-telekoma-rekabet-cezasi-40115692 8http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=7.5.11694&sourceXmlSearch=&MevzuatIliski=0 9Dünyadaki aktif ağların listesi

P1M1 Sektörlere Verimlilik Çözümleri Sunuyor

0
Boğaziçi Üniversitesi KOSGEB desteğiyle yola çıkan, büyük operasyonel faaliyetler için farklı sektörlerde bulut bilişim tabanlı karar destek sistemleri geliştiricisi PlusOneMinusOne (P1M1), sektöre kazandırdığı yeni çalışma yöntemiyle fark yaratıyor. P1M1, hangi bankanın hangi ATM’sine ne kadar para iletileceği, hangi benzin istasyonuna ne kadar yakıt iletilmesi gerektiği, 6 ay sonraki bir uçuşta kaç business bilet satılacağı, saha dağıtımlarının hangi lokasyondan daha az maliyetle yapılabileceği, hangi müşterilerin önümüzdeki ay rakibe geçeceği gibi optimizasyon problemlerini çözecek bir alt yapıyı tüm dünyadaki firmaların hizmetine sunuyor. P1M1’in dünya şirketi olma kapasitesi, dünya standartlarında bir teknolojiye sahip olması ve pazardaki yönetim gücü yabancı sermayeli yatırımcıların da dikkatini çekiyor. Frankfurt merkezli, IT alanında yatırım yapan ESOR Investments GmbH, P1M1 için yatırım yapma kararı aldı. ESOR, Avrupa’dan sıfırdan milyar dolarlık global yazılım şirketi kurulumuna imza atmış sayılı yatırımcılardan biri. Yatırım yaptığı şirketlere, know-how ve management desteği vererek global şirket olmalarını sağlamayı amaçlayan ESOR’un P1M1’i tercih etmesinin ana sebeplerinden biri, P1M1’in dünya standartlarında bir teknolojiye sahip olması. Bilgi iletişim sektöründeki yabancı sermaye yatırımının 2015 ilk yarı yılı içinde 78 milyon dolarken 2016 yılı ilk yarısında 26 milyon dolara düşüş gösterdiği bu kritik dönemde; yabancı bir sermayenin P1M1’e yapmış olduğu yatırım şirketin başarısı hakkında ipucu veriyor. 2009 yılında Dr. Tolga Kurt ve Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Emin Anarım tarafından kurulan ve girişimci özellikleriyle ön plana çıkan PlusOneMinusOne, Yöneylem Araştırması uygulamaları alanında yazılım platformları geliştirirken bankalar başta olmak üzere birçok sektör için tahminleme, stok yönetimi, saha ekibi rotalama, kaynak planlama ve lokasyon analitiği yazılımları sunuyor.

P1M1 dünya sahnesine hazırlanıyor

2013’de Türkiye’de en hızlı büyüyen 18. şirket olan ve en hızlı büyüyen IT Şirketi Ödülü’nün sahibi olan P1M1, büyük operasyonel işlerin daha basit, aynı zamanda daha verimli yapılmasını sağlıyor. Doktorasını Ottawa Üniversitesi’nden aldıktan sonra Kanada’daki profesyonel çalışmalarından ayrılarak Türkiye’ye dönen şirketin kurucusu ve CEO’su Tolga Kurt, 2012 yılında Yılın Genç Girişimci Kobi Ödülü’nü, 2014 yılında ise Türkiye’de ilk kez verilen ve daha önce Google ve Facebook kurucularının da aldığı, MIT Technology Review Innovators 35 Under 35 Ödülü’nü kazanarak alanındaki başarısını tescillemiş oldu. ABD’de olduğu gibi Türkiye’den de üniversite bünyesinden çıkan bir girişimin dünyaya teknoloji ihracatı yapalabileceğini gösteren PlusOneMinusOne, Türkiye ve Kanada’da var olan operasyonunu önümüzdeki 5 yılda 30 ülkeye çıkarmayı planlıyor. Şirketin 2021 yılı hedefleri arasında 100 milyon TL ciroya ulaşmak da bulunuyor.

Vodafone’a Stevie Uluslararası İş Ödülleri’nde 12 Ödül Birden

0
Vodafone Türkiye, müşteri memnuniyeti odaklı sadakat programlarıyla bu yıl içinde The Loyalty Magazine Awards ve Loyalty360 Ödülleri’nde kazandığı uluslararası ödüllerin ardından yeni bir başarıya daha imza attı. Vodafone, global iş dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olarak kabul edilen ve bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Stevie Uluslararası İş Ödülleri’nde 2 Altın, 2 Gümüş ve 8 Bronz olmak üzere toplam 12 ödül birden aldı. Böylece, Vodafone’un bugüne kadar ulusal ve uluslararası arenada müşteri sadakati programlarıyla kazandığı ödül sayısı 27’ye yükseldi. Bu yıl 60’tan fazla ülkeden 3.800’ü aşkın başvurunun yapıldığı ve değerlendirme komitesinde 200’ün üzerinde üst düzey yöneticinin görev aldığı Stevie Uluslararası İş Ödülleri, 21 Ekim’de Roma’da yapılacak galayla sahiplerini bulacak. Vodafone Türkiye olarak güçlü şebeke sunmaya, güvenilir operatör olmaya ve abonelerin hayatını kolaylaştırmaya öncelik verdiklerini belirten Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Ender Buruk, şunları söyledi: “Telekomünikasyon gibi rekabetçi ve teknolojinin gelişim hızına paralel olarak sürekli devinim halinde olan bir sektörde, müşterilerimizin bu devinimden en üst düzeyde faydalanması hedefiyle çalışıyoruz. Bu bakış açısı, müşterilerimizin beklentilerini doğru analiz ederek, bu beklentileri tam olarak karşılayacak ürün ve servisler geliştirmek kadar, pazarlama kanallarımızı da gelişen teknolojiye adapte edebilmeyi gerektiriyor. Bugün müşteri odaklı olmanın en önemli bileşeni müşteri tatminini sağlamak. Bunun yolu ise müşterilerin ihtiyaçlarına en mükemmel ve hızlı şekilde cevap vermekten geçiyor. Bu anlayışla geliştirdiğimiz müşteri sadakati programlarımızla 13. Stevie Uluslararası İş Ödülleri’nde 2 Altın, 2 Gümüş ve 8 Bronz olmak üzere toplam 12 ödül birden almanın mutluluğunu yaşıyoruz. Abonelerimiz için değer yaratma vizyonumuz çerçevesinde, bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de kararlı şekilde inovasyon geliştireceğimiz faaliyetlerimize devam edeceğiz.”

Vodafone, Stevie’nin ödül şampiyonları arasında yer aldı

Vodafone, müşteri sadakati alanında geliştirdiği başarılı programlarla bu yıl Stevie Uluslararası İş Ödülleri’nde en çok ödül alan kurumlardan biri oldu. Buna göre, Vodafone’un tüm abonelerine özel indirimlerden yararlanma fırsatı sunduğu mobil uygulaması Avantaj Cepte, “Sürpriz Proje” isimli programla “Yılın Marka Deneyimi” kategorisinde Altın, “Yılın Mobil Pazarlama Kampanyası” kategorisinde Gümüş ve “Yılın Markalı İçerik Kampanyası” kategorisinde Bronz Stevie ödülü alındı. Beşiktaşlı Vodafone abonelerine özel olarak geliştirilen topluluk programı Vodafone KaraKartal, Türkiye’nin ilk akıllı stadyumu Vodafone Arena için yapılan ön açılış etkinlikleriyle “En İyi Tüketici Etkinliği” kategorisinde Altın, “Yılın Marka Deneyimi” kategorisinde ise Bronz Stevie kazandı. Diğer yandan, Vodafone’un FreeZone’lu genç aboneleri için “Star Wars: Güç Uyanıyor” filmine özel olarak geliştirdiği ve çekiliş kampanyasından sürpriz hediyelere pek çok ayrıcalık sunduğu Star Wars: Güç Bizimle Olsun programı, “Yılın Viral Pazarlama Kampanyası”, “Yılın Marka Deneyimi” ve “Yılın Gençlik Pazarlama Kampanyası” kategorilerinde Bronz Stevie aldı. Vodafone’un küçük ofis ve ev ofislere yönelik Esnaf Sadakat Programı da “Yılın Yeni Ürünü/Hizmeti” ve “Kurumlararası Yılın Marka Deneyimi” kategorilerinde Bronz Stevie kazandı. Vodafone ayrıca, Tüketici Red Sadakat Programı ile “Yılın Marka Deneyimi” kategorisinde Gümüş, Red ve Karafırın M2M (Makinelerarası İletişim) Entegre Dijital Çözümler programı ile de “Yılın Mobil Pazarlama Kampanyası” kategorisinde Bronz Stevie ödüllerine hak kazandı.

Stevie 14 yıldır iş dünyasını ödüllendiriyor

2002 yılından bu yana uluslararası şirket ve organizasyonları yıl içinde gösterdikleri performans ve sosyal hayata yansıyan pozitif katkıları çerçevesinde ödüllendiren Stevie Ödülleri, dünyanın en saygın iş ödülleri arasında yer alıyor. “Asya-Pasifik Stevie Ödülleri”, “Almanya Stevie Ödülleri”, “Amerika İş Ödülleri”, “Uluslararası İş Ödülleri”, “Stevie İş Kadınları Ödülleri”, “Stevie Büyük İşverenler Ödülleri”, “Satış ve Müşteri Hizmetleri Stevie Ödülleri” olmak üzere 7 farklı alanda düzenlenen Stevie Ödülleri yarışmalarına her yıl 60’ı aşkın ülkeden 10.000’in üzerinde kurum başvuruyor. Büyüklüğü ve faaliyet alanı fark etmeksizin tüm kurumlara açık olan, aynı zamanda çalışanların da ödüllendirildiği Stevie Ödülleri, dünyanın dört bir yanında üstün kurumsal performans gösteren birey ve kurumları öne çıkarıyor.

Fintech’te Unicorn Olmak ya da Olmamak

Mitolojiye göre bir unicorn (tek boynuzlu at) görmek şans ve kaderin iyileştiğinin göstergesi. Fintech dünyasında ise unicorn olanların kaderi giderek kötüleşiyor. 1 milyar dolar değerlemeye ulaşan şirketlere unicorn deniliyor. Ancak bu değerlemeye ulaşmak artık fintech startuplarının öncelikleri arasında değil. Hatta mümkünse bir unicorn olmamaya çalışıyorlar. Özellikle Fintech firmaları, yatırımcılar için tam bir baş belası yaratıyor. Fintech startuplarının değerlemelerinin çok yükselmesi, büyük şirketler tarafından satın alınmalarını neredeyse imkansız hale getiriyor. Çoğunun ölçeklenebilir iş modelleri de olmadığı için, umumi pazarlarda da başarı sergileyemiyorlar. Sonuç itibariyle çiçeği burnunda fintech startupının elinde, satın alınmaya müsait olmayacak kadar değerli bir şirket haricinde hiçbir şey kalmıyor. Satın alınamayan şeylerin ise finans sektöründe doğal olarak hiçbir varlıkları yok. Anthemis Yatırım Grubu’nun Kurucu Ortağı Sean Park, “En son isteyeceğiniz durum, benim şirketlerin hamileliği dediğim durum. Başkası tarafından alınmak için çok geç kendi başına idare edebilmek çok zor” diyor. Ya ilk duruma hiç gelmeyeceksiniz, ya da ikinci duruma hemen geçeceksiniz. Arada kalan startuplar piyasa dinamikleri sebebiyle yok olmaya mahkum. Bağımsız araştırma şirketi CB Insight’ın yaptığı çalışmalar, 2016 yılının ikinci çeyreğinde risk sermayesi desteği alan firmaların sayısının yüzde 49 azaldığı yönünde. Bu azalmanın üçüncü çeyrekte de devam edeceğini düşünüyorlar. Fintech dünyasının parlayan startuplarından LendingClub Corp., 2015 yılının sonunda 5,4 milyar dolar değerlemeye ulaşmıştı. Ancak şu anda 2,1 milyar dolarak kadar düştü. Yarıdan fazla değerleme düşüşünün yatırımcıları arasında yarattığı gerginliği tahmin edersiniz.

Unicorn startuplar karlılık getiremiyor

Şu ana kadar fintech dünyasında yapılan en büyük yatırım, tarımsal kredi startupı olan The Climate Corp.’un Monsanto Co. tarafından 1,1 milyar dolara satın alınmasıydı. İkinci en büyük ise, eBay’in küresel ödeme platformu Braintree’yi 800 milyon dolara satın almasıydı. Her ikisi de 2013 yılında gerçekleşti. 2015 yılında ise ödeme güvenliği startupı Trustwave, Singapore Telecommunications tarafından yine 800 milyon dolara satın alındı. Yani görünen o ki, fintech tarihinde bir unicornun satın alımı yalnızca bir kere, o da 3 yıl önce gerçekleşti. Günümüzdeki trend ise satın alımların 250 milyon dolarlar seviyesine kaydığı yönünde. Örneğin LearnVest’in Northwestern Mutual tarafından satın alınması gibi. Bütün veriler gösteriyor ki, fintech startuplarının ya sektörde çığır açacak bir hizmet veya ürünle ortaya çıkıp, satın alınmayı beklemeden kendilerini borsaya atmaları gerekiyor; ya da “çeyrek unicorn” seviyelerinde dolaşmaları. İkinci seçenek çok daha gerçekleştirilebilir durumda. Elinizde değerli bir fikir, değerli bir ürün ve hizmet olmalı, ancak bunu tam anlamıyla kullanamamalısınız. Bunun yanında potansiyel alıcılarınıza en azından 5 kat kar ettirmelisiniz. Karlılık buradaki en önemli nokta. 100 milyon dolarlık bir şirket alıp 600 milyon dolar kar elde etmeye çalışmak, 1 milyar dolarlık bir şirket alıp 6 milyar dolar kar etmeye çalışmaktan her zaman daha kolay.

Bitcoin Karşıtı Siber Tehditler Artıyor

0
Geçtiğimiz ay bilgisayar korsanları, bir bitcoin takas sitesi olan Bitfinex’in güvenlik sistemlerini geçip 70 milyon dolar değerinde bitcoin çalmışlardı. Bu saldırı, 2014 yılında Japonya Tokyo merkezli MtGox dijital para birimi borsasının hacklenip 350 milyon dolar değerinde bitcoin çalınmasından sonra en büyük ikinci eylem olarak tarihe geçti. Dijital borsaların veya takas merkezlerinin siber saldırılara uğraması artık ender görünen bir olay değil. Reuters tarafından yayınlanan veriler, takas platformlarının üçte birinin büyük yada küçük çapta bir şekilde hacklendiğini gösteriyor. Bu platformlardan yarısı, kurulduktan 6 yıl içerisinde kapanmak zorunda kaldı. Bitcoin sahiplerinin karşı karşıya oldukları risk, her ne kadar dijital borsalar gerçek sanal bankalar gibi çalışsa da kaybın geri ödenemeyeceği ve herhangi bir sigorta sisteminin işlememesi ile katlanarak artıyor. Bitcoin yatırımcıları bu tür siber tehditler ile karşı karşıya olmak haricinde, geleneksel ve regülasyonlara tabi bir banka gibi çalışmayan, az sermayeli ve kayıpları absorbe edemeyecek küçük çaplı takas platformları ile çalışmak zorundalar. İsminin açıklanmasını istemeyen ABD’li bir finans profesyoneli, “Camiadaki genel düşünce, merkezileşmiş her takas platformunun tehlike altında olduğudur” diyor. Bahsedilen kişi BitFinex saldırısında 1.000 dolar değerinde bitcoin kaybetmiş. “Tüm parayı bir tek dijital borsada işleme sokmak delilik. Yatırım yaparken aklımızda hep bu durum oluyor. Ben yatırımlarımı tek merkezde toplamadığım için diğerlerine nazaran göreceli olarak daha az kaybım oldu. Milyonlarca dolar kaybı olan kişiler tanıyorum” diye açıklamasını sürdürüyor. Tulsa Üniversitesi Siber Güvenlik Profesörü Tyler Moore, bitcoin dünyasındaki güvenlik sorununun azalmak yerine arttığı düşüncesinde. “Güvenlik sorununun çözümü için teknolojik bir altın çözüm olduğuna inanmıyorum. Hiç bir teknoloji, kripto para birimi veya finansal mekanizma siber saldırıları tamamen durduramaz” diyor.

Bitcoin gerçekten ne kadar güvensiz?

Profesörün araştırması ABD Ulusal Güvenlik Bakanlığı tarafından finanse edilmiş ve reuters ile paylaşılmış. Bitcoin’in 2009 yılında ortaya çıkmasından 2016 yılı Mart ayına kadar geçen sürede bütün takas ve borsa platformlarının yüzde 33’ü hacklenmiş. Yalnızca bu rakam bile bitcoin dünyasındaki siber güvenlik sorununu gözler önüne sermek için yetiyor. Karşıt bir metrik olarak, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Privacy Rights Clearinghouse tarafından yapılan bir araştırma, ABD’de aktif olarak varlık gösteren 6 bin banka arasında yalnızca 67 tanesi 2009 ve 2015 yılları arasında veri veya para kaybına neden olan bir siber saldırıya maruz kalmışlar. Bu oran yaklaşık olarak yüzde 1 ediyor. Yani bitcoin kullanımı, en azından dijital ortamda, banka kullanımına göre 33 kat daha riskli diyebiliriz. Ancak bu karşılaştırmanın bazı sorunları var. Araştırma yalızca ABD bankalarını temel alıyorken tüm takas platformları uluslararası düzeyde çalışıyor. Ayrıca bir bankaya fiziksel olarak güvenlik ihlali de yapılabilirken, bitcoin için böyle bir durum söz konusu değil. Bankaların ATM hizmetlerinin nasıl para çalmak için kullanıldığına dair neredeyse her gün yeni bir metot geliştiriliyor ve haberlerde karşımıza çıkıyor. Soyulan banka araçları ve banka şubelerinin de bu karşılaştırmada hesaba katılması gerekiyor. Doğru karşılaştırma, bitcoin ile bankalar arasında değil, bitcoin ile borsalar arasındaki karşılaştrımadır. Borsaların durumuna baktığımızda ise dünya finans merkezlerinin siber güvenlik anlamındaki içler acısı hali ortaya çıkıyor. Ancak dünya genelindeki borsalarda durum daha farklı. Çok miktarda paranın bir araya geldiği borsalar hackerlar için daha iştah kabartıcı hedefler haline geliyor. Bu yüzden siber saldırı oranları ve güvenlik ihlalleri de daha fazla. Uluslararası Menkul Kıymet Düzenleyicileri Komisyonu son 3 yıl içerisinde 46 güvenlik ihlali belirlemiş durumda. Dünya Borsalar Federasyonu ise borsaların yarıdan fazlasının şimdiye kadar bir şekilde siber saldırıya maruz kaldığını belirtiyor. Bitcoin hacmi ve kullanım yaygınlığı da göz önüne alındığında, karşılaşılan hack girişimleri ve güvenlik ihlalleri “normal” sayılabilir. Kimilerinin kurumsal tarihi bir asıra yaklaşan ve günlük trilyon dolarlar seviyesinde işlem hacimleri gerçekleştiren borsaların bile kendilerini siber saldırılardan koruyamaması, 7 yıllık geçmişi olan bir pazarının aslında iyi iş çıkarttığını bile düşündürebilir.

Proline Uzmanları TECHIN2B Tech Arena’da Konuşacak

0
Kendi geliştirdiği teknolojiler ile akıllı şehirler kuran ve bu teknolojileri yurt dışına ihraç eden Türk teknoloji şirketi Proline uzmanları, teknoloji dünyasında girişimcileri, yatırımcıları ve uzmanları bir araya getiren TECHIN2B TECH ARENA etkinliğinde konuşma yapacak. İstanbul Kalkınma Ajansı mali destek programı kapsamında hayata geçen Fikri Mülkiyet Esaslı Teknoloji Transferi İşbirliği Platformu tarafından organize edilen TECHIN2B TECH ARENA, 8-9 Eylül 2016 tarihlerinde İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi konferans salonunda “Teknoloji Temelli Girişimcilik” odağında ilham verici konuşma serisi ile başlayacak. Etkinliğin ilk gününde söz alacak Proline Girişim Platformu Müdürü Hakan Metin Akgün “Akıl mı? Para mı?” başlıklı konuşmasında girişimcilerin startup kurma aşamalarında odaklanmaları gereken noktaları anlatacak. Ardından söz alacak olan Proline Strateji ve İş Geliştirme Müdürü Serhan Ünalan ise “Fütüristik Teknoloji Trendleri” konulu konuşmasında sektördeki son trendler ile ilgili olarak katılımcıları bilgilendirecek ve “Akıllı ve Güvenli Şehirler” alanında çalışan girişimciler için potansiyel fırsatları aktaracak. İlham verici konuşmaların ardından 9 Eylül’de, Türkiye’nin en iyi merkezleri tarafından seçilmiş teknoloji odaklı 15 girişim TECHIN2B TECH ARENA’da aralarında Proline’ın da bulunduğu yatırımcılar ile buluşarak sunum ve demo yapacak. Girişimciler iş modellerini, teknoloji geliştirme adımlarını ve ihtiyaçlarını sunarak teknoloji girişimlerini bir adım öteye taşıyamaya çalışacak. Etkinlik ile ilgili detaylı bilgi ve kayıt için sayfayı ziyaret edebilirsiniz.

7 Ülkede Faaliyet Gösteren Twentify, Gözünü Amerika’ya Dikti

0
Firmaların, içgörü toplamaları ve daha iyi iş kararları vermeleri için bağımsız işgücüne erişmelerini sağlayan şirket olan Twentify, Bounty mobil uygulaması ile 200 bin kullanıcıya ulaştı. Başta Türkiye olmak üzere, Kanada, Ukrayna, Güney Afrika, Tayland, Nijerya ve Meksika’da toplamda 200.000 kullanıcıya sahip Bounty uygulamasıyla Twentify, şirketlerin talep ettiği saha verisini saatler içerisinde toplayarak, firmaların iş süreçlerindeki karar verme aşamalarında veriye dayalı hareket etmelerine yardımcı oluyor. Türkiye ve globalde farklı büyüklüklerde 100’den fazla müşteriye hizmet verdiklerini söyleyen Twentify Kurucu Ortağı ve CEO’su İlker İnanç, “Çözümlerimizi tercih eden müşterilerimizin geniş bir yüzdesi büyük ve kurumsal firmalardan oluşurken, Türkiye’de ve yine globalde çözümlerimizi kullanan KOBİ’ler de mevcut. Geçtiğimiz sene Kanada, Ukrayna, Güney Afrika ve Meksika’daki faaliyetlerimize ek olarak, Nijerya ve Tayland’da da faaliyetlerimize başladık. Şimdi, hedefimiz Amerika ve bu operasyon için müşterilerimizden büyük talep alıyoruz. Amerika’da değer katabileceğimiz büyük bir pazar olduğunu görüyoruz ve bu konuda çalışmalarımız hızla devam ediyor. Ürünümüz ve ekibimiz ile, Global oyuncuların olduğu bu tür pazarlara girebilecek güçteyiz. Her bir noktada verilecek işleri heyecanla bekleyen 200.000 kullanıcımız ile birlikte sağlam adımlarla, hedef ve çözüm odaklı olarak ilerlemeye devam ediyoruz” dedi.
İlker İnanç
İlker İnanç
Twentify, geliştirdiği Bounty uygulaması ile hizmet verdiği firmaların global bir mobil işgücüne erişmelerini sağlıyor ve bu sayede firmalara gizli müşteri, mağaza denetleme, tüketici içgörü anketi ve müşteri kazanımı gibi çözümler sunuyor. Sunulan hizmetler, müşteri ihtiyacına göre şekillenebiliyor. Bounty uygulamasında açılan görevleri gerçekleştiren kullanıcılar ise, gerçekleştirdikleri görevler karşılığında nakit para kazanıyorlar.

Dijital Yayın Hakları Konusunda İş Çığırından Çıkıyor

0
Dijital yayın hakları, internette içerik sağlayıcıların, yayıncıların, reklamcıların ve üreticilerin haklarını savunan, kavramsal olarak gerekli ancak şu anki yapısı ile birçok sorunu da beraberinde getiren, içerik olarak çağ dışı kalmış kurallar bütünüdür. İnternette çektiğiniz videonun arka planında, sizin kontrolünüzde olmadan çalan bir şarkı, bir filmden bahsetmeniz veya bir kitaptan alıntı yapmanız kanunen hakkınızda dava açılması için yeterli oluyor. En iyi ihtimalle içeriğiniz veya paylaşımınız silinirken, en kötü ihtimalle mahkemelerde sürünüyorsunuz. Ancak bu durum öyle bir seviyeye geldi ki, insan gerçekten hayret ediyor.

IMDb korsan site mi?

Time Warner Company’nin en büyük ve en ünlü şirketlerinden Warner Bros., interneti yayın haklarını ihlal eden sayfaları bulmak için taramış ve sonuçlarını Google’a göndermiş. Warner Bros.’un istediği, Google’ın bu sayfalara uyarı göndermesi ve arama sonuçlarında çıkartmaması, gerekçeleri ile iletilmiş. Listede bildik torrent siteleri haricinde ilginç isimlere de rastlıyoruz: Amazon, Sky, IMDb gibi. Bunlar, tamamen yasal olarak ve Warner Bros.’la anlaşmalı yayın yapan ciddi, kurumsal şirketler. Warner Bros.’un bu konuda hata yaptığını düşünebilirsiniz ama listede çok daha ilgi çekici, diğerlerini solda sıfır bırakan bir site daha var: Warner Bros.’un kendi sitesi! Dijital yayın haklarının neyi kapsadığı, neyin bu hakları ihlal ettiği ve neyin etmediği tamamen birbirine girmiş durumda. Bu konuda uzman hukukçuların bile artık kafası karışık. Görünen o ki Warner Bros.’a göre, herhangi bir ürününün, örneğin filminin bir sitede adının geçmesi, bahsedilmesi, bir tek kare bile görselinin yayınlanması, haklarına tecavüz olarak yorumlanıyor.

Dijital yayın haksızlığı

Lumen veritabanında Warner Bros. tarafından işlem yapılması istenen sayfaların tam listesini bulabilirsiniz. Bu istekleri aldıktan sonra Google çalışanları durumda bir gariplik olduğunu sezmişler ve Warner Bros. ile daha detaylı görüşmeden bir eylemde bulunmama kararı almışlar. Ancak işin ironik tarafı, Warner Bros.’un kendi internet sitesi olan warnerbros.com’un hala inceleme altında olması. Google, giderek daha da fazlalaşan dijital yayın hakları konusundaki talepler arasında neyin doğru neyin yanlış olduğunu bulmanın zorlaştığını ifade ediyor. Google’ın korsan içerik ile ilgili yayınladığı 2016 tarihli bir rapora göre, geçen yıl 558 milyon internet sitesinin arama sonuçlarından kaldırılması istenmiş. Bu rakam, önceki yıla göre yüzde 60 daha fazla.

Warner Bros. kanunu suistimalden mahkemeye çıktı

Dijital yayın hakları konusundaki en büyük sorunlardan birisi, yanlış bir ithamda bulunulduğunda bunun bir cezasının olmaması. Dolayısı ile teorik olarak herkes, tüzel veya gerçek, birbirini dijital yayın hakları konusunda suçlayabilir ve içeriklerin internet ortamından kaldırılmasını talep edebilir. 2013 yılında Warner Bros., dijital yayın hakları kanunlarını suiistimal etmek gerekçesi ile mahkemeye çıkartılmış, ancak yargıç henüz bir karar vermeden dava kefaret ile sonuçlanmıştı. Dolayısı ile gerçekten kanun önüne ilk ve tek sefer gelen bu konu sonuçsuz olarak ortada kaldı.

Berber Salonları İçin Yazılım Platformu

Geçtiğimiz hafta Y Combinator’ın Summer ’16 Demo Day etkinliğinde ortaya çıkan Squire adlı startup, berber salonları için yazılım platformu geliştiriyor. Kuaförler, güzellik salonları veya bakım merkezleri değil, mahallelerimizdeki berberler için. Peki, bir startup, işi gücü bırakıp neden berber salonları ile ilgileniyor? Nasıl bir açık vardı, nasıl bir sorun buldular ki çözüm üretiyorlar? Anlatalım.

Milyarlarca dolarlık berber cirosu

Öncelikle randevu ile gidilen birçok yerin aksine berber salonlarına günler öncesinden değil, saatler öncesinden randevu alınıyor. Müşteriler, hizmeti almak istedikleri aynı gün içerisinde berberde yer olup olmadığını, saat kaçta gidebileceklerini öğrenmek istiyorlar. Dahası, çoğu müşteri berber salonunu aradığı gün içerisinde mutlaka gitmek istiyor. Ülkemizde çok rastlanmasa da yine de berber salonlarının önemli bir kısmının sahipleri berber olmayabiliyor veya salonu yalnızca kendileri çekip çevirmiyor. Salon sahipleri koltuk veya kişi başına serbest çalışan berberleri kiralıyorlar. Bu durum arka plandaki iş süreçleri organizasyonunu benzer hizmetlerden farklılaştırıyor. Son olarak da berberlik sanıldığının aksine niş bir sektör değil. Global çapta finansal olarak kayıt altındaki erkek berberi sektörünün yıllık ciro hacminin 20 milyar doları aştığı tahmin ediliyor. Bir o kadar da (belki daha da fazla) kayıt dışı çalışan berber olduğu tahmin ediliyor. 20 milyar dolar resmi, 40 milyar dolar yıllık ciro potansiyeli olan bir sektöre hiçbir yazılımsal yatırım yapılmadığını fark eden Squire kolları sıvamış ve hem berberler hem de müşterileri için bir yazılım platformu geliştirmiş.

Hem müşterilere hem berberlere yönelik

Platformun müşterilere dönük tarafı bir mobil uygulamadan ve bir internet sitesinden oluşuyor. Platform müşterilere bulundukları yere veya daha önceden belirledikleri bir adrese en yakın berber salonlarını listeliyor. Müşteriler doğrudan platform üzerinden berber salonunun boş zamanlarını görüp, telefonla aramaya veya mesaj atmaya gerek kalmadan randevu alabiliyorlar. Platform aynı zamanda hizmet ödemesini ve eğer vermek isterseniz bahşişi, müşteriye nakit kullanma zahmetinden kurtararak banka veya kredi kartı üzerinden yapıyor. Kullanıcılar bu hizmeti seviyorlar çünkü BiTaksi’den taksi çağırmak veya Uber’den araç kiralamaktan bir farkı bulunmuyor. Platformu kullanan berberler de durumdan memnun. Çünkü normalde salonlarının yerini bilmeyen müşteriler de varlıklarını fark ediyor, yeni müşteri kazanıyorlar. Berber salonu yönetimine ilişkin, platformun arka planda çalışan kısmı ise biraz daha karışık. Müşteri ilişkilerinden ödemelere, randevulardan sarf malzemelerine kadar birçok konuda yazılımsal çözümler sunuyor. Berberlik gibi antik bir mesleği dijitalleştirmeye çalışmak felaket senaryosu gibi görünebilir ancak şimdiye kadar hem müşteriler hem de berberler durumdan memnun. Müşteriler doğru düzgün randevu almaktan ve mobil üzerinden ödeme yapmaktan memnun. Berberler ise değişen müşteri davranışları ve tercihleri ile müşterilerinin taleplerini karşılayabilmekten memnun. Squire şimdilik Amerika Birleşik Devletleri’nde New York ve San Francisco’da 100’ü aşkın berber salonunda kullanılıyor. Çiçeği burnunda startup, platformlarının önümüzdeki yıl 1.000 salonda kullanılacağını öngörüyorlar. Şirket ayrıca hala kredi kartı veya nakit para kullanmak isteyen müşteriler için POS entegrasyonunu da platformlarına katmayı düşünüyor. İşin ilginç yanı, platformu kullanmak berber salonları için tamamen ücretsiz. Squire bu şekilde mümkün olduğunca çok berber salonuna ulaşmaya ve platformlarına dahil etmeye çalışıyor. Daha sonra platforma muhasebe ve pazarlama gibi modüller ekleyip bunları ek ücretli hizmetler olarak satıp, tüm bu süreci paraya çevirmeyi planlıyor. Kullanıcılar açısından ise ücretlendirme, randevu başına 1 dolar. Bu ödemenin toplamı Squire için bir gelir oluşturamayacak kadar düşük.

Jeremy Clarkson’ın Startup’ı DriveTribe 12 Milyon Dolar Yatırım Aldı

0
İngiliz BBC televizyonunun efsaneleşmiş dizisi Top Gear’ın, en az dizi kadar efsaneleşmiş sunucuları Jeremy Clarkson, Richard Hammond ve James May, özellikle otomobil meraklıları başta olmak üzere her türlü motor sporu tutkunlarını bir araya getirecek sofistike sosyal ağ projeleri DriveTribe Kasım ayında hizmete açılıyor. 1977 yılından beri BBC televizyonunun vazgeçilmez oto-magazin dizilerinden olan ve 2002 yılından beri Jeremy Clarkson tarafından sunulan Top Gear, dünya televizyon tarihinin en çok izlenen ve en çok sevilen dizilerinden biri. 700 bölüme yakın bir yayınlanma sayısı olan dizi, tarzı, yaklaşımı ve tamamen tarafsız olması ile nesiller boyunca birçok motor sporu ve otomobil meraklısının gönlünde taht kurmuştu. 2002 yılından beridir dizinin sunuculuğunu yapan, ancak kısa bir süre önce karıştığı bir fiziksel darp hadisesi sonucunda programdan el çektirilen Jeremy Clarkson, yeni nesillere ulaşmak için eski moda teknoloji olan televizyon yerine yeni moda teknoloji olan sosyal ağları tercih ediyor.

DriveTribe gücünü otomobil gurularından alıyor

Sosyal bir içerik – medya platformu olarak tasarlanan DriveTribe, son zamanlarda sosyal ağları belli konularda uzmanlaşması hareketini yakalamış görünüyor. Belli bir “eyleme” göre sosyal ağların uzmanlaştığını zaten biliyoruz. Örneğin fotoğraf paylaşmak isteyenler platformu Instagram, anlık görseller paylaşmak isteyenler platformu Snapchat, mikro blog içerikleri paylaşmak isteyenler platformu Twitter gibi. Ancak DriveTribe, yalnızca eyleme değil, içeriğe göre de kendini ayrıştırıyor. Yine örnek olarak bilgisayar oyuncularının kullandığı Twitch, seyahat meraklılarının kullandığı Trip Advisor siteleri örnek gösterilebilir. Dünyanın cep telefonundan sonra en çok kullanılan, en çok tartışma konusu olan ve kimine göre en tutkulu makineleri olan otomobillerin ise böyle bir platformunun şimdiye kadar hayata geçirilmemiş olması ise garip. Bu boşluğu kapatmaya çalışan DriveTribe, arkasındaki efsane ekip ile birlikte çok kısa sürede 12 milyon dolar yatırım toplamayı başardı. İlk yatırım Nisan ayında kurucu ekip Jeremy Clarkson, Richard Hammond ve James May ile birlikte Andy Wilman tarafından yapıldı, ancak bu yatırımın ne kadar olduğu bilinmiyor. Ağustos ayında Breyer Capital ve Atomico, DriveTribe için toplam 5,5 milyon dolarlık yatırımda bulundular. Daha aradan 3 hafta geçmeden içinde bulunduğumuz Eylül ayında ise, adını eskiden Star Wars gibi efsanevi sinema yapımları ile duymaya aşina olduğumuz 21st Century Fox 6,5 milyon dolar daha yatırımda bulundu. Böylece DriveTribe’ın bilinen toplam yatırımı 12 milyon dolara erişti. Son yatırım ile birlikte DriveTribe’ın 2016 Sonbaharı olarak açıklanan açılış tarihi de Kasım 2016 olarak netleşti. DriveTribe’ın nasıl bir şey olacağını Jeremy Clarkson esprili bir dille “YouPorn gibi, ama arabalı” diyerek anlatıyor.

TEMSA ve STM Akıllı Araçlar için Teknoloji Geliştirecek

0
Akıllı araç üretimiyle yeni bir dönemin startını 2015 yılında veren TEMSA, büyüyen hedefler doğrultusunda sahip olduğu yenilikçi kimliğini yeni iş birlikleri ile genişletiyor. TEMSA, “siber güvenlik ve büyük veri” konusunda Türkiye’nin lider şirketi Savunma Teknolojileri ve Mühendislik (STM) ile “Akıllı Araçlar Teknoloji Geliştirme” konusunda iş birliği gerçekleştirdi. TEMSA Genel Müdürü Dinçer Çelik ve STM Genel Müdürü Davut Yılmaz’ın katılımıyla 5 Eylül 2016’da Sabancı Holding’de imzalanan iş birliği protokolü çerçevesinde STM ve TEMSA, akıllı araçlar için yeni teknolojiler geliştirecek. 2 şirket, Akıllı Araçlar, Büyük Veri Analitiği, Endüstri 4.0, Nesnelerin İnterneti (IoT), ve Siber Güvenlik konularında iş birliği yapacak.

TEMSA ve STM’den iş birliği

İmza töreninde, 2 yerli, öncü kuruluşun mühendislik tecrübelerini akıllı araç teknolojilerinde kullanmak için iş birliği yaptığını belirten TEMSA Genel Müdürü Dinçer Çelik, “İş birliği çerçevesinde TEMSA tarafından geliştirilmekte olunan Smart Mobility programlarının hedeflediği değer ve çözümlerin etkinliğinin arttırılması planlanıyor. TEMSA liderliğini sürdürdüğü otobüs pazarında otobüs üretmekle birlikte, akıllı ulaşım çözümleri üreten, yenilikçi ve girişimci, fark ve değer yaratan teknoloji şirketi olma yolundaki vizyonuyla ilerliyor. Bu vizyon doğrultusunda akıllı araçlar, elektrikli araçlar ve SMART 2020-akıllı fabrikalar başlıklı Smart Mobility Programlarının gelişimine STM ile yapılan bu iş birliğinin önemli katkısı olacak” dedi.

Akıllı araçların dijital dönüşümüne katkısı

STM Genel Müdürü Davut Yılmaz ise imza töreninde, “TEMSA ile gerçekleştireceğimiz iş birliğimizde, ‘TEMSA Smart Mobility programları’ kapsamında geliştirilecek ürünlerin, şehirlerin ulaşımını dijital dönüşümün hızıyla senkronize edeceğini” belirtti. Yılmaz, “STM’nin özgün olarak tasarladığı ve ulaştırmanın yanı sıra farklı sektörlerde bağımsız çalışabilen Türkiye’nin ilk ve tek büyük veri analitiği platformu Overa (Optimizasyon Veri Analitiği), TEMSA tarafından üretilen elektrikli ve akıllı araçlar için teknoloji geliştirilmesinde kullanılacak” diye sözlerini tamamladı.

TEMSA ve STM teknolojiyi birlikte geliştirecek

İş birliği sayesinde TEMSA tarafından yürütülen Smart Mobility programlarının, başta üretim, bakım, lojistik, pazarlama, bilgi teknolojileri ve inovasyon faaliyetleri olmak üzere operasyonlarda müşteri memnuniyetini ve güvenliği ön planda tutarak teknolojik olarak geliştirilmesi sağlanacak. Bu kapsamda ortaya çıkacak ihtiyaçlara, büyük veri algoritmaları kullanılarak ileri seviye veri analitiği, veri bilimi, optimizasyon uygulamaları ve çeşitli yazılımlar aracılığı ile STM ve TEMSA tarafından çözümler geliştirilecek. Bu süreçte, TEMSA akıllı araçlarından elde edilecek verinin siber güvenliği de STM tarafından geliştirilecek çözümlerle sağlanacak.

Araçlar artık daha da akıllı

TEMSA ve STM, “Akıllı Araçlar, Büyük Veri Analitiği, Endüstri 4.0, Nesnelerin İnterneti (IoT)ve Siber Güvenlik” konularında iş birliği yapacak. Bu kapsamda TEMSA fabrikasından tüm dünyaya yayılmış TEMSA araçlarındaki sensörlerden toplanan verinin STM ve TEMSA mühendislerince büyük veri analitiği uygulamaları ve veri bilimi yöntemleri aracılığıyla mantıksal ve tahminlenebilir analizlerinin yapılması hedeflenecek.

Ortak yetkinlikler dünya pazarına ticari ürün olarak sunulacak

TEMSA ve STM iş birliğinde, toplanan tüm bu verinin ileri seviye büyük veri analitiği, yapay zeka ve optimizasyon teknikleri kullanılarak incelenmesi ve yorumlanmasıyla birlikte geliştirilecek akıllı ulaşım çözümlerinin dünya pazarına ticari ürün olarak sunulması hedefleniyor.

Facebook’tan Açık Kaynak Dünyasına Hediyeler

0
Facebook açık kaynak dünyasına bir sıkıştırma bir de depolama algoritmasını hediye etti. Amerika Birleşik Devletleri’nin San Jose şehrindeki Facebook’un @Scale konferansında duyurusu yapılan iki algoritma tamamen açık kaynak olarak sunuldu. Facebook’un ZSstandard adlı algoritması kayıpsız veri sıkıştırma ile ilgili. Zstandard’ın amacı, usun süredir kullanılan ve artık güncelliğini yitirmiş Deflate sıkıştırma algoritması kullanan zlib’in yerini alabilmek. zlib, 1951’de geliştirilen Huffman kodu ile LZ77 algoritmasının bir birleşimi oluyor. 1995’ten beri kullanılan zlib en son 2013 yılında güncellendi ve son 3 yıldır da herhangi bir güncellemesi olmadı. Zstandard ile zlib aynı sıkıştırma oranını kullandıklarında, Zstandard 5 kat daha hızlı veri sıkıştırma yapabiliyor. Aynı süre boyunca sıkıştırma yaptıklarında ise Zstandard yüzde 10 daha fazla veri sıkıştırması yapabiliyor. Zstandard kayıpsız bir sıkıştırma algoritması olduğu için özellikle ses, fotoğraf ve video dosyalarında çok iyi sonuçlar veriyor.

Facebook “dükkan garantisi” veriyor

Ancak zlib yerine Zstandard kullanmaya başlamak kritik altyapı değişikliklerini de beraberinde getiriyor ki, mühendislerin en çok korktukları konu bu. Zstandard’ın kullanılmaya başlandığı bir sistemde bir terslik olursa bütün hizmet bir anda ve geri dönüşsüz olarak durabilir. Ancak Facebook’un Altyapı Mühendisliği Başkan Yardımcısı Jay Parikh, Zstandard’ın şirketin her bölümünde kullanıldığını ve test edildikten sonra açık kaynak olarak yayınlandığını da bildiriyor. “Facebook’ta çalışan herkes bu ürünleri kullanıyor” derken, açık kaynak dünyasına ikinci hediyeleri olan MyRocks’tand a bahsediyor. MyRocks, veri tabanları için geliştirilen bir depolama motoru. Facebook bu motoru MySQL veri tabanlarının başarımını artırmak için kullanıyor. MyRocks’ın da açık kaynak olarak yayınlanması boşuna değil, zira en çok kullanılan hemcinslerinden InnoDB’ye göre ciddi başarım avantajarı sunuyor. En basitinden aynı orandaki veriyi yarı yarıya daha az sunucu alanında tutabiliyor. Yani bir bakıma iki kat daha fazla veri sıkıştırabiliyor. Facebook’un bu teknolojileri açık kaynak olarak sunuyor olmasının sebebi, kendi üretimlerinin zaman içerisinde endüstri standardı haline dönüşmesini umuyor olması. Parikh, “Bunları açık kaynak olarak yayınlamak herkese fayda sağlıyor. Bir tek firmanın tekelindeki kapalı kaynak yazılımlardan ziyade, açık kaynak oldukları için çok daha hızlı yayılıp benimseneceğini düşünüyoruz” diyor.

Platin Bilişim Web Sitesi Yenilendi

0
2001 yılından beri veri koruma, arşivleme, iş sürekliliği, IT altyapı yönetimi ve güvenlik konularında profesyonel çözümler sunan Platin Bilişim, www.platinbilisim.com.tr adresindeki şirket web sayfasını yeniledi. Her alanda olduğu gibi web dünyasındaki yenilikleri de yakından takip eden Platin Bilişim ekibi, bu çerçevede şirket web sitesini yenileme kararı alarak bu kararı kısa sürede hayata geçirdi. Yenilenen görünümü ve tamamen görsel-psikolojik metriklere göre hazırlanan dijital yapısı ile oldukça estetik ve kullanıcı dostu bir site hedefiyle yola çıktıklarını belirten Platin Bilişim Marka ve Pazarlama Yönetmeni Çiçek Doğan, “Yeni sayfamız tam bir kullanıcı dostu site oldu. Bu amaçla herkesin aradığını kolayca bulabileceği bir yapı kurmaya çalıştık. Ayrıca sitemizin ziyaretçileri Medya bölümünde iletişim çalışmalarımız ile ilgili her türlü bilgiyi de kolayca bulabiliyor” dedi. platin-cicek_dogan Yeni sayfayla yenilenen ürün yelpazelerini de oldukça iyi yansıtmaya çabaladıklarını kaydeden Doğan, “Ürün ve referanslar noktasında kendimizi iyi anlattığımız ve başarı hikayelerimiz üzerinden referanslar yürüttüğümüz bir yapı oluşturmaya gayret ettik. Sayfamızı yenilenen müşteri portalımız ile de entegre ettik. Bundan böyle müşterilerimiz web sitemiz aracılığı ile talep açabiliyor ve yenilenen müşteri portalımıza erişebiliyor. Yeni sayfamızdaki en önemli özellik ise sayfanın detaylı yapısı ve kullanım kolaylığı yanında uyumlu ve etkin iletişime altyapı hazırlayan birçok gizil metriğin tümleşik yönetildiği bir web sitesi olması” şeklinde görüş belirtti.

PayU Türkiye BDDK’dan Ödeme Kuruluşu Lisansı Aldı

2011 yılından bu yana sürdürdüğü faaliyetlerle 5 binden fazla aktif üye iş yerine tahsilat kolaylığı sunan PayU Türkiye BDDK’dan Ödeme Kuruluşu Lisansı Aldı. PayU ödeme kuruluşu lisansı ile ülkemizdeki online ödeme altyapısını geliştirecek ve e-ticaret ile online alışverişin global rekabet gücünü artıracak.

E-ticarete büyük katkı

6493 sayılı “Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Kanunu”, ödeme altyapısı sunan ve e-ticaret alanında ödeme konusunda aracılık yapan şirketlerin belirli şartları yerine getirerek BDDK’dan ilgili lisansı almasını gerekli kılıyor. Bu lisansı almak için tüm kriterleri yerine getiren PayU Türkiye, BDDK’dan verilen onay ile lisanslı ödeme kuruluşu unvanının sahibi oldu. PayU Türkiye CEO’su Y. Emre Güzer konuyla ilgili açıklamasında şunları söyledi: “Türkiye’nin ilk PSP’si olarak 5 yıl önce çıktığımız yolculukta en büyük önceliğimiz ülkemizde elektronik ticareti ve online ödeme sistemlerini birçok konuda daha iyi olduğumuzu düşündüğümüz ABD ve Avrupa ile boy ölçüşebilir seviyelere getirmekti. Bu bağlamda tüm iş ortaklarımız ile birlikte sıfırdan oluşturduğumuz ekosistemde, sayıları elliyi bulan ödeme kuruluşlarının lisanslanması ve yeterliliklerini ispat edebilmeleri çok önemli bir hal aldı.” “Birkaç yıldır Bankacılık ve Denetleme Kurulu ile birlikte üzerinde çalıştığımız lisansın kanunlaştırılması ve büyük bir özenle kuruluşların yine BDDK tarafından lisanslanmaya başlanması Türkiye’de finansal teknoloji girişimlerinin önünü açacak. Böylece finansal okuryazarlığın hızla artmasına aracılık edecek ve kayıt dışı ekonomiyi azaltmanın yanı sıra ihracatı artıracak.”
payu-payu_türkiye-ödeme_kuruluşu-bddk-eticaret
PayU Türkiye CEO’su Emre Güzer.

PayU Türkiye e-ticaret ekosistemini geliştiriyor

Emre Güzer, birincil önceliklerinin tüketici ihtiyaçlarını iş ortaklarının desteğini alarak teknoloji ile yeniden şekillendirip işyerlerine ve müşterilerine yeni servisler sunmak ve ekosistemi kalkındırmak olduğunu belirtti. Güzer sözlerine şöyle devam etti: “Basit bir Sanal POS altyapısından ziyade, işletmelerin tüm ödeme ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamaya yönelik birçok ödeme aracını senkronize bir şekilde ekosisteme kazandırmaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz dönemde sunduğumuz gerçek zamanlı havale çözümünü ve mobil POS uygulamasının yanı sıra finansal servislere erişim imkanı olmayan müşterilerin online ödeme yapabilmesini sağlayacak bir ödeme servisi de sunacağız. Yakın zamanda kapıda ödemelerde yaşanan aksaklıkları da gidereceğiz.” “Amacımız şu an sayıları 4 milyonu aşan ve internetten sıkça alışveriş yapan kişi sayısını 10 milyona taşıyacak projeler geliştirmek. Türkiye’de e-ticaret sektörünün kalkınmasına yönelik çeşitli adımlar atıyoruz. Farklı ödeme araçları sunmanın yanı sıra Türkiye’deki PayU üye işyerlerinin, farklı global ödeme kuruluşlarıyla işbirliği sağlayarak onlarca farklı ülkeye satış yapabilmesinin önünü açtık. Böylece Türkiye ekonomisine de itici güç sağlamayı umuyoruz.” PayU Türkiye’nin bundan sonra çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edeceğini belirten Y. Emre Güzer, e-ticaret ekosisteminin büyütecek adımlar atmayı sürdüreceklerini  belirtti.