Mesai sonrası gelen e-posta üretkenliği nasıl etkiliyor?

0
Saatler akşamın dokuzunu gösterirken, çalışanlarınızdan birine yaklaşan projeyle ilgili bir şey sormanız gerektiğini hatırladınız. Hemen e-posta uygulamasını açmak yerine şunu kendinize sorun; “Bu gerçekten acil mi?” Çünkü eğer bu e-postayı sadece daha sonra unutmamak adına gönderiyorsanız, ilgili çalışan sizin ne zaman yanıt beklediğinizi bilemez ve stres yaşar. Bu da zamanla verimlilik ve performansı olumsuz etkiler. İşten tamamen kopmayı imkansız hale getiren ve “sürekli hazır” olmayı gerektiren bir iş kültürü, personelde strese neden oluyor. Üstelik bununla ilgili artık bilimsel destek de var: Lehigh Üniversitesi, Virginia Tech ve Colorado Eyalet Üniversitesi profesörleri bir araya geldi ve “Exhausted But Unable to Disconnect” adlı bir rapor yayınladı. Raporda imzası bulunan araştırmacılardan William Becker, e-posta kullanırken karşı tarafta oluşturduğunuz etkiyi göremediğiniz için kişilik içermeyen bir dil oluştuğunu belirtiyor ve ekliyor: “Sınırlar netliğini kaybettiğinde, çok çeşitli problemler ortaya çıkabilir. Pek çok şirket e-posta kullanımının sadece iyi yönlerini görüyor ve geri kalanı için çok fazla kafa yormuyorlar.” Yapılan araştırmada, katılımcıların mesai saatleri sonrası şirket e-postalarıyla uğraşarak haftada ortalama sekiz saat geçirdiği gözlendi. Mesai sonrası işe ayrılan süre uzadıkça, ilgili çalışanların iş kafasından çıkmakta daha da başarısız oldukları ortaya çıktı. Bunun sonucu ise iş ve aile yaşantısı arasında kötü bir dengenin yanı sıra, ofis içi performansı da olumsuz etkileyen duygusal tükenmişlik olarak tezahür ediyor. “Süreç içinde yaptığımız gözlemlerde, insanları asıl yoran şeyin beklentiler olduğunu gördük. Mesele e-posta başında geçirilen süre değil, sorun o kişinin her an göreve hazır olduğunun varsayılması. Sürekli iş beklentisi, sürekli stresi beraberinde getiriyor.”

Mesai sonrası e-posta için bir şirket politikası belirleyin

Araştırmayı yayınlayan profesörler, şirket yöneticilerine çağrıda bulunarak, “sürekli işe hazır” kültürünün olumsuz etkilerini en aza indirecek şekilde beklentilerini yeniden gözden geçirmelerini öneriyor. Dahası, bunun kurum genelinde resmi bir düzen halini alması tavsiye ediliyor. Bazı şirketler bunu mesai saatleri sonrası e-posta yasağı getirerek uygularken, kimileri de “mesai sonrası gelecek e-postaların bir sonraki iş gününe kadar yanıtlanması gerekmemektedir” şeklinde bir bildiri yayınlıyor. Şirket içi bir politika belirlenmesinin, her çalışanın kendisinden bekleneni kendi başına yorumlamasını önleyeceğini belirten Becker, “Bu sayede çalışanın her an göreve hazır olması gerekmediği bizzat o kişi tarafından anlaşılır ve rahatlama sağlanır. Bu ayrıca kurumsal olarak çalışanlara verilen değerin ve desteğin işaretidir” diyor. Çalıştığınız şirket genelinde böyle bir politika uygulanmıyorsa, iş müdürlere düşüyor. Her müdür mesai sonrası e-postaları hakkında kendi beklentilerini çalışanlarına açık ve net bir biçimde belirtmek durumunda. En azından gönderilen mesajların konu bölümünde işin aciliyetini simgeleyen bir açıklama bulunmalı; “Örneğin ‘şimdi bakmana gerek yok ama yarın bu konuda senden bir çalışma bekliyorum’ şeklinde bir mesaj yeterli olacaktır. Şirketinizin bu konuda bir politikası olmasa da, bir yönetici olarak geceyarısı göndereceğiniz e-postanın olumsuz etkilerini düşünmeniz gerekiyor.”

Dünyada işler nasıl yürüyor?

Avrupalı şirketlerin bu konuda ABD’den çok daha önde olduğunu belirten Becker, “Mayıs ayında Fransa’da yürürlüğe giren yeni çalışma yasası çerçevesinde hafta sonu işle ilgili e-posta atmak yasal sınırlar dışında kaldı” diye örnek veriyor. Fiziksel olarak ofisten ayrılsalar da, sürekli internete bağlı olan cihazlar nedeniyle çalışanların işten bir türlü kopamadıklarını belirten French National Assembly’den Benoit Hamon, “Yapılan tüm araştırmalar geçmişe kıyasla bugün çok daha fazla iş stresi yaşadığımızı ve bu stresin sürekli olduğunu gösteriyor” diyor. “Kısa mesajlar, e-postalar ve diğer iletişim araçları bireyin yaşamını adeta bir sömürge düzeni haline getirerek o kişi gerçek bir çöküş yaşayana kadar üzerinde baskı kuruyor.”

O uygulama nihayet Android için yayınlandı

0
TechInside sayfalarında genellikle profesyonel amaçlara yönelik olmayan uygulamaları sizlerle paylaşmıyoruz; ancak tüm sosyal medya Prisma çılgınlığı yaşarken seyirci kalamazdık! Telefonunuzda yer alan fotoğrafları, farklı filtreler ve bilişsel ağları kullanarak değişik tarzlarda yapılmış resimlere dönüştüren bu ücretsiz uygulama bir süredir sadece iOS cihazlara indirilebiliyordu. Android kullanıcılarının ise beta sürüm davetiyesine sahip olması gerekiyordu. Nihayet iki haftalık bekleyişin ardından Android için de yine ücretsiz olarak yayınlandı. Son dönemde Pokemon Go ile birlikte en çok konuşulan uygulamalardan biri haline gelen Prisma’nın henüz bir gelir modeli bulunmuyor. Bunun anlamı ya bu uygulama için yakında ücretli özellikler gelecek ya da daha büyük bir şirket tarafından (tahminen Snapchat ya da Facebook gibi fotoğrafların önem taşıdığı bir sosyal medya devi) satın alınacak. https://www.techinside.com/prisma-uygulamasi-sizi-bir-sanatci-yapacak/

Rakamlarla Prisma

Uygulamanın iOS üzerinde yakaladığı başarıya dair bazı rakamlar paylaşan geliştiriciler, sadece birkaç haftalık süreçte 400 milyonun üzerinde fotoğrafın resme dönüştürüldüğünü ve App Store üzerinde 10,6 milyon defa indirildiğini belirtti. Günde yaklaşık 1,55 milyon kullanıcı Prisma ile fotoğraflarını sanat eserine dönüştürüyor. Android kullanıcılarının da uygulamaya erişmesiyle birlikte bu rakamların bir anda fırlayacağını tahmin etmek ise zor değil. Uygulamanın içinde 30’un üzerinde farklı filtre bulunuyor ve bu filtreleri kullanarak galeride yer alan ya da yeni çekilen fotoğraflar üzerinde oynamaya yapılabiliyor. Bir hafta içinde uygulamaya video filtreleri getirilmesi planlanıyor. Hatta yakın gelecekte canlı videoların dahi “prizmalanması” bekleniyor.

ABD başkanlık seçiminde mobil uygulama yarışı

0
ABD başkanlık seçimleri gittikçe kızışırken, Pazar geci AppStore’da ortaya çıkan bir iOS uygulaması, yarışa mobil uygulamaları da dahil etti. Demokrat Parti’nin adayı Hillary Clinton’ın ekibi tarafından hazırlanan mobil uygulama, Clinton’ı destekleyenler için seçim sürecini ve seçim kampanyasını eğlenceli bir oyuna dönüştürüyor. Ancak buradaki “oyun” kelimesi yanlış anlaşılmasın, uygulamanın sonuçları Clinton’ın seçim kampanyasına olumlu etki yaratacak şekilde tasarlanmış. Uygulamayı indiren destekçiler, kendilerine özel bir sanal seçim karargahı oluşturuyorlar. Daha sonra uygulama bu kullanıcılara belirli görevler atıyor ve kullanıcılar görevleri yerine getirdikçe puan kazanıyorlar ve bu puanları hem gerçek hayatta hem de sanal dünyada ödüller kazanıyor, indirimler alıyorlar. Kullanıcılar oyun sırasında hem yerel olarak hem de ülke bazında, diğer kullanıcılarla da yarışarak, Clinton kampanyasına en fazla destek veren kullanıcılar arasına girmeye çalışıyorlar. Yeterince yükse puan alanlara Hillary Clinton’ın imzasını taşıyan özel bir teşekkür mektubu gönderiliyor. Ayrıca uygulama içinde, Clinton’ın medya önünde Trump’a karşı kullanamadığı ifadeler de yer alıyor. Örneğin, Clinton uygulamada, “ABD halkı ile Trump tehlikesi arasında duran tek kişi Hillary’dir,” gibi ifadeler yer alıyor. Bu uygulama, bir seçim propagandası olarak, ilk kez bir mobil uygulamanın kullanılması nedeniyle, büyük önem taşıyor. Bundan sonra pek çok ülkede, pek çok siyasetçinin ve siyasi partinin benzer şekilde propaganda uygulamalarını hayata geçirmesi bekleniyor. Uygulama bir Pokemon Go değil ama özellikle genç seçmenlerin bu “oyunsu” propaganda uygulamalarından etkileneceği düşünülüyor.

Twitter hesap onayı hızla yaygınlaşıyor

0
Çok değil birkaç ay içinde Twitter hesap onayı yapılmamış hesaplar sadece bot’lar ve yumurta kullanıcılardan ibaret olabilir. Geçtiğimiz hafta çarşamba günü resmen yayınlanan güncelleme ile birlikte, tüm kullanıcılar Twitter hesap onayı için başvurabilir hale gelmişti. Milyonlarca aktif kullanıcının bulunduğu bir platformda böylesi bir duyuru, aylarca onay sırası beklemek anlamına geliyor. Ne var ki Twitter da kendi kaynaklarını başvurulara daha hızlı onay verecek şekilde çeki düzen vermiş görünüyor. TNW’den Matt Navarra’nın araştırmaları, Twitter hesap onayı tüm kullanıcılara açıldıktan sonra günlük hesap onaylarının neredeyse iki katına çıktığını gösteriyor. Twitter’da onaylanmış hesapların tamamını takip eden, @Verified adında bir hesap bulunuyor. Bu hesap an itibarıyla yaklaşık 190 bin kullanıcıyı takip ediyor. Diğer bir deyişle, Twitter’da şu an 190 bini aşkın onaylanmış hesap bulunuyor. Bu hesabın aktivitelerini TwitterCounter adlı servis ile denetleyen Navarra, 2016 yılı içinde toplam 39 bin hesabın onaylandığı sonucuna ulaşmış. Son üç ayda ortalama günlük 140 kullanıcıya Twitter hesap onayı verilmiş. Rehber: Twitter hesap onaylatma nasıl yapılır? Buna karşın, Haziran 2016 ile Temmuz 2016 verileri kıyaslandığında, günlük onaylanan hesap sayısında iki katı aşkın bir artış gözleniyor. Haziranda günde 106 hesap onaylanmış durumda ve bu aylık 3165 kullanıcıya denk geliyor. Temmuz ayında ise günlük ortalama 219’a sıçramış. Üstelik hesap onayı neredeyse ayın ortasında açılmasına karşın bu yükseliş gerçekleşiyor. Kısacası, Twitter artık her gün çok daha fazla hesabı onaylanmış hale getiriyor. Elbette şunu da unutmamak gerekiyor; günde 219 hesap demek, Twitter’ın toplam aylık aktif kullanıcı kitlesinin neredeyse milyonda birine denk geliyor. Yani bu vites daha da yükselmezse, onaylanmış hesap sırası bir ömür devam edecek.

Huawei’nin gelirleri coştu!

0
İkinci çeyrek raporlarını açıklayan teknoloji şirketleri arasında Huawei’nin rakamları dikkat çekti. Çinli elektronik devi, 2016’nın ilk yarısında, gelirlerini %40 arttırarak tüm rakiplerini kıskandırdı. Geçen yılın ilk yarısında 26 milyar dolar gelir elde eden Çinli dev bu yılın ilk 6 ayında ise 37 milyar dolar gelir üretti. Bu rakamın içinde kar oranı henüz net değil ancak şirketin yorumuna göre %12 oranında işletme maliyeti olacağı vurgulanıyor. Aynı oran geçen yılın aynı döneminde %18 olarak gerçeklelmişti. Dolayısıyla şirketin giderlerini de üçte bir oranında düşürmüş olması çok dikkat çekici bir diğer detay. Çinli elektronik devi şu anda Apple ve Samsung’dan sonra dünyanın üçüncü büyük telefon üreticisi konumuna yükselmiş durumda. Piyasaya girişi düşük fiyatlı low-end cihazlarla ve taşeron üretimlerle girmiş olsa da firma şu anda high-end ürünleri sayesinde Apple ve Samsung’un yüksek modelleri ile yarışan cihazlar piyasaya sürebiliyor. Firmanın ayrıca Samsung’la patent savaşı da son günlerde medyanın gündeminde. İki firma da birbirini Çin mahkemelerinde patent ihlali nedeniyle dava etmiş bulunuyor. Ancak bu davalarda, maddi tazminat değil, karşılıklı patent kullanımı talebinde bulunuyorlar.

Uzay istasyonu özel şirketlere açılıyor

0
ABD Uzay Ajansı NASA, gezegenin yörüngesinde dönen Uluslararası Uzay İstasyonu’nun sadece devletlerin uzay ajansları tarafından kullanılmasından rahatsız. NASA’ya göre, özel şirketler de Uluslararası Uzay İstasyonu kendi araştırmaları ve projeleri için kullanabilmeli ve UII bir tür ticari merkez haline dönüşmeli. NASA şimdi bu amaçlar, UII’nin nasıl kullanılabileceğine dair fikirleri toplamak üzere bir çağrı yaptı. Özel sektörün UII’de neler yapabileceğine, bu kullanımların nasıl organize edilebileceğine dair fizibilite raporlarını bekleyen NASA böylece uzayın ticarileştirilmesi adımında yeni bir çağ açmayı bekliyor. NASA’nın planları gerçekleşirse, sadece UII’de faaliyet gösteren sivil şirketin sayısı artmayacak, rekabet nedeniyle dev özel şirketlerin tek başına veya birleşerek kendi uzay istasyonlarını kurma çabası ya da özel uzay taşımacılığı şirketlerinin ortaya çıkması hızlanacak. NASA’nın fikirleri toplamak için belirlediği son tarih 29 Temmuz. Bu tarihten sonraysa, NASA ve özel sektör temsilcilerinin uygulanabilir fikirler üzerinde detaylı görüşmelere başlaması ve özel şirketlerin mühendislerini uzaya çıkarmak için hazırlıkların planlanmasına geçilecek. Ancak bu gelişme, UII’nin özel şirketlere tesis edilmiş bir pazar yerine dönüşmesi anlamına gelmeyecek. Sadece insanoğlunun gelişimi için önemli ürün ve hizmetler geliştirme çabalarına katkı sağlayacak ve uzayda çalışma yapmayı gerektirecek fikirlere destek sağlanması mümkün olacak. UII’yi kullanan şirketlerin büyük gelişim göstermesi ve kazanç sağlaması ile bu alanda oluşacak rekabetin, dünyadaki özel şirketleri uzaya çıkma konusunda motive edeceği düşünülüyor. Bu da insanoğlunun uzaya çıkmasını ve uzay teknolojilerini geliştirmesini hızlandıracak.

Windows 10’a ücretsiz güncelleme 29 Temmuz’da sona eriyor

0
Microsoft’un eski Windows sürümü sahipleri için Windows 10’a ücretsiz geçmek için tanıdığı süre 29 Temmuz’da sona eriyor. Microsoft’un son Windows ürününe geçiş yapmak isteyenler için bir yıldır sürdürdüğü ücretsiz güncelleme imkanı sona erdiğinde, kullanıcıların yeni Windows’a geçiş için 119 dolarlık lisans ücretini ödemesi gerekecek. Redmond’lu yazılım devinin son Windows sürümünün birinci yılına özel olarak önümüzdeki günlerde yayınlamayı planladığı yeni güncellemesinde ise gelişmiş yeteneklerin, yeni Cortana komutlarının ve Windows/Xbox uygulama marketinin birleştirilmiş versiyonunun yer alması bekleniyor. Microsoft yöneticileri, son Windows sürümüne ücretsiz geçmek isteyenler için bir yıllık süre tanıdıklarını ve bu sürenin sonunda 119 dolarlık lisans ücretinin ödenmesi gerekeceğini açıklamışlardı. 29 Temmuz’dan sonra bu kararın uzatılıp uzatılmayacağı ise şimdilik belli değil. Microsoft’un yeni Windows’a geçiş hızını kesmemek ve eski Windows’ların zaman içinde oluşan yükünden kurtulmak için bir yıllık ücretsiz güncelleme teklifini bir süre daha uzatması ihtimal dahilinde görünüyor.  

İngiltere’den Güney Kore’ye fintech köprüsü

0
Yakın dönemde yaşanan Brexit referandumu ile ülkedeki uluslararası girişimlerin ekmeğine kan doğrayan Birleşik Krallık, Güney Kore ile kurduğu “fintech köprüsü” sayesinde finansal teknoloji şirketleri ve bunların yatırımcıları için iki ülke arası erişim olanağı sunmaya hazırlanıyor. İngiltere’deki finans otoritesi FCA ve Güney Kore’deki dengi FSC tarafından imzalanan iş birliği anlaşması çerçevesinde, iki ülke fintech pazarları arasında finansal inovasyon hakkında bilgi paylaşımı gerçekleşecek. Bu bilgilerin içinde yükselen trendler ve regülasyonlarla ilgili sorunlar da yer alacak.

60 bin kişi bu işten ekmek yiyor

Fintech dünyasının başkenti olarak da bilinen Londra’da yılda 6,6 milyar poundu aşkın gelir bu sektörden sağlanıyor. Fintech alanında istihdam edilen kişi sayısı ise 60 bini aşıyor. Ancak daha önce paylaştığımız gibi, Brexit sonrası özellikle Avrupa Birliği ülkeleriyle iş yapan çoğu girişim büyük darbe almıştı. Güney Kore ise gelişmiş teknoloji sektörüne karşın fintech pazarında yeni yeni varlık gösteriyor. FSC Yönetim Kurulu Başkanı Yim Jong-yong, fintech alanında nazaran yeni bir oyuncu olduklarını kabul ederken, kendilerini Uzak Doğu bölgesinin fintech merkezi haline getirmek için gerekli adımları atmaya hazır olduklarını dile getiriyor. İngiltere’nin bu bölgede Hong Kong ve Singapur ile de fintech köprüsü kurduğu biliniyor. Kurulan bu dijital köprüler üzerinde hem Birleşik Krallık hem de Güney Kore’de faaliyet gösteren fintech şirketlerinin, uluslararası ölçeklenmelerinin kolaylaşması bekleniyor.

7-Eleven drone ile servise başladı

1
Drone ile ticari ürün servisi, hem teknoloji dünyasının hem de iş dünyasının en önemli gündem maddesini oluşturuyor. Amazon kendi drone kargo servisini hayata geçirmek için uğraş verirken, 24 saat açık market ve yiyecek hizmeti veren 7-Eleven dronelar ile ilk siparişini gerçekleştirdi. The Verge’ün haberine göre Reno Nevada’daki bir özel mülke gönderilen sipariş başarıyla müşteriye ulaştı. Otonom drone servisi sunan bir start-up olan Flirtey ile ortaklık yapan 7-Eleven, restorandan bir mil uzaklıktaki eve siparişi otonom drone ile gönderdi. Firmanın açıklamasına göreyse siparişte tavuklu sandviç, milkshake, donut, kahve ve şekerlemeler yer alıyordu. İki ayrı paket halinde hazırlanan sipariş, restorandan doğruca sipariş veren kişinin bahçesine yönlendirildi. GPS ile yolunu bulan drone, paketleri belli bir yükseklikten halatla bahçeye indirdi ve tekrar yükselerek restorana geri döndü. Otonom drone servisi sağlayan Flirtey şirketi, drone’ların çeşitli yaralanmalara veya maddi hasarlara neden olmaması için siparişleri drone ile yere indirmek yerine, halatla aşağıya sarkıtmayı tercih ediyor. https://www.youtube.com/watch?v=_sysBQ5-tZA İlginizi çekebilecek bir diğer haberimiz: Intel, Alman drone üreticisini satın aldı

Instagram hesabınızı bir kariyer silahına dönüştürün

0
Kariyer ve sosyal ağ denince akla gelen ilk platform kuşkusuz LinkedIn oluyor. Orada neler yapmanız ve yapmamanız gerektiği konusunda TechInside sayfalarında pek çok makaleyi ve rehberi bulabilirsiniz. Ancak çoğu profesyonelin gözden kaçırdığı bir başka kariyer silahı daha var; Instagram. Bugüne kadar onu sadece yemek fotoğrafları ve tatil yeri görüntüleri paylaşmaya yarayan bir ağ olarak görmüş olabilirsiniz. Şimdi ise Instagram hesabınızda hem takipçi kitlenizi artırmak hem de bu ağdaki aktivitelerinizin profesyonel yaşantınıza olumlu etkilerini artırmak için kolları sıvama zamanı. Amra Beganovich ve Elma Beganovich tarafından kaleme alınan bir Fast Company makalesinde, fotoğraf paylaşarak kariyerinizde nasıl ilerleyebileceğiniz anlatılıyor. İşte yapmanız gerekenler:

Instagram’da kendi yerinizi bulun

İlk olarak, Instagram’ın kariyeriniz açısından doğru bir araç olup olmayacağına ve ilerlemenizde ne gibi roller oynayabileceğine karar vermelisiniz. Instagram sayesinde fayda sağlaması garanti olan bazı sektörler ve görevler var mutlaka; bir mutfak şefi veya bir tatil köyü gibi… Buna karşın, kariyerinizi görsel paylaşımlarla güçlendirebileceğiniz sürpriz yollar da bulunuyor. Eğer grafik tasarımı, mimari, iç dekorasyon, pazarlama veya emlak gibi bir iş yapıyorsanız, yani kariyeriniz estetik kaygılar üzerinde dönüyorsa, Instagram sizin için büyük bir potansiyel taşıyor demektir. Öte yandan, IT danışmanlığı, mühendislik ve bankacılık gibi işlerde Instagram’ın önemsiz olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa bu sektörler de fotoğraflarını paylaşmanın yanı sıra, kendi ağlarını güçlendirmek ve sektör liderleri ya da basın mensuplarıyla bir araya gelmek için Instagram’ı kullanıyor. Instagram’ı göz alıcı fotoğraflar paylaşmak için kullanmıyor olmanız, bu ağdan faydalanamayacağınız anlamına gelmiyor.

Ne paylaşmanız gerektiğini bilin

İkinci adımda, fotoğraf akışınıza giren birinin sizinle ilgili nasıl bir izlenim edinmesini istediğinize karar verin. Burada kişisel düzeyde bir izlenimden bahsetmiyoruz: Yöneticiler, İK yetkilileri veya patronlar sizin profilinize girdiğinde ne görmeli? Kariyerinize ilişkin ne kadar paylaşım yapıyorsunuz? Fikirleriniz, üzerinde çalıştığınız projeler ve hayatınıza ilişkin diğer detaylar ne oranda haber akışınızda yer alıyor? Unutmayın ki, fotoğraflarla dolu profil sayfanız açılır açılmaz ziyaret eden kişi sizinle ilgili bir görüşe sahip oluyor. Örneğin finans sektöründe çalışıyorsanız, bu alandaki fikir liderlerinin söylemlerinden alıntılar içeren görseller paylaşıp, yenilikçi markaların fotoğrafını repost edebilirsiniz. Basında çıkan haberlerden derlemeler yapıp, kendi görüşlerinizi açıklama kısmına eklemeyi de ihmal etmeyin. Unutmayın ki akışta yer alan tüm fotoğraflarda sizin güler yüzünüz olmak zorunda değil. Tıpkı Facebook ve Twitter’da olduğu gibi, diğer insanların içeriklerini paylaşabilir ve görüşlerine yer verebilirsiniz.

Yorum yaparak irtibat kurun

Hedefinizdeki sektör hangisiyse, o konuda uzman olan insanlardan size fayda sağlayacak olanları takibe alın. Örneğin teknoloji alanında çalışıyorsanız, Google, Apple ya da Samsung gibi markaların Instagram hesaplarını takip ederek, gönderilerin altında devam eden tartışmalara katılın. Diğer kullanıcılarla etkileşim kurun. Yapılan yorumları tebrik etmeniz bile iyi bir başlangıç olabilir. Ayrıca bu noktada Instagram’daki hashtag çılgınlığını da avantaja dönüştürebilirsiniz: Profesyonel anlamda ilgi duyduğunuz alanlarda etiket aramaları yapın ve çıkan sonuçlarda sık paylaşım yapan hesaplarla irtibat kurmaya çalışın. Bu şekilde paylaşılan fotoğraflar, size de ne yapmanız gerektiği hususunda fikir verecektir. Instagram kariyer

Yaşam tarzına ilişkin fotoğraflar paylaşırken…

Instagram denince ilk akla gelen yemek paylaşımları veya mekan fotoğrafları olmadan olmaz. Her ne kadar bazı insanlar buna direnç gösterse de, yaşadığınız hayatla ilgili fotoğraflar da paylaşmanız profil bütünlüğü açısından önem taşıyor. Ama bu hayatın hangi kesimlerini Instagram’a taşıyacağınızı bilmelisiniz; kısa bir vapur gezisi mi size daha çok iletişim olanağı sağlar yoksa Cuma akşamı mesai sonrası gittiğiniz mekandaki görüntüler mi? Gittiğiniz yerlerde konum etiketi eklemeyi ihmal etmeyin ki aynı mekanda takılan kimler var, hangileri kariyerinize fayda sağlayabilir görme şansınız olsun. Fotoğraflarınızı paylaşırken, hedef kitlenize sunmak istediğiniz hayat tarzını belirleme gücüne sahip olduğunuzu unutmayın. Müdürünüz ya da uzun zamandır girmek istediğiniz o şirketin patronu nelere ilgi duyuyor? Bunu düşünerek kendi akışınızı tepeden tırnağa düzenleyebilirsiniz.

Başka bir kullanıcıdan tanıtım isteyin

Shout-out olarak da bilinen bu yaklaşım, bir Instagram kullanıcısının başka bir kullanıcıyı profilinde bir gönderiyle etiketleyerek, ondan övgüyle bahsetmesini anlatıyor. Genelde fenomenlerin kullandığı bu yöntemi siz de kendi kitlenizi genişletmek ve özellikle profesyonel anlamda ilerleme kaydetmek için değerlendirebilirsiniz. Takipçi kitlesi sizin hesabınıza yakın olan, ilgi alanları size benzeyen hesaplar bulup, onlara birer direkt mesaj göndererek hesabınızı tanıtmalarını rica edin. Elbette karşılığında aynısını onlar için yapacağınızı belirtin. Bu yöntemle ne kadar hızlı takipçi kazanacağınıza şaşıracaksınız.

Ne zaman durmanız gerektiğini bilin

Sosyal medyanın her alanında olduğu gibi burada da fazla emek harcayıp, çok az dönüş almak ihtimaller dahilinde. Burada yazılan tüm önerileri uygulasanız bile yüzde yüz garantili bir başarı elde edemeyebilirsiniz. Neyse ki sosyal medyanın iyi tarafı, tepkilerin anlık olarak gözlenebilmesi. Eğer bu ipuçları işinize yarayacaksa etkisini bir hafta içinde fark edeceksiniz. Bu sürede hesap hareketlerinizde (ya da kariyerinizde) bir kıpırdanma olmazsa bilin ki taktik değiştirmeniz ve belki de Instagram’ı sadece kedi köpek fotoğrafları paylaşmak için kullanmanız gerekiyor.

Verizon ve Yahoo Pazartesi anlaşma açıklayacaklar

0
Yahoo’nun satışı konusunda son aşamaya gelindiğini ve Verizon’un Yahoo ile 5 milyar dolarlık teklif üzerinden yüz yüze görüşmeye başladıklarını Cuma günkü haberimizde duyurmuştuk. recode’un haberine göre, iki firma tam olarak anlaşmaya vardılar ve satın almayla ilgili duyuruyu Pazartesi günü yapacaklar. Ancak 5 milyar dolarlık satın almanın gerçekleşmesi için hala regülatörlerin onay vermesi ve işlemin çeşitli soruşturmalardan geçmesi gerekecek. Ayrıca anlaşmanın duyurulmasına kadar sürede, teklifi büyütmek isteyen diğer firmaların hala şansı var, dolayısıyla Yahoo’yu satın alma sürecinde her an sürpriz gelişmeler yaşanabilir. Verizon’un Yahoo’ya ait hangi varlıkları alıp almayacağı ise şu anda kesin değil. Özellikle Yahoo’nun emlak varlığı önemli bir değer oluşturuyor. Ayrıca patentleri de büyük değer taşıyor. Öte yandan Yahoo’yu satın alacak olan firmanın Mozilla Vakfıyla Yahoo arasındaki sözleşme nedeniyle 1 milyar dolar ödemek zorunda kalacağı da ortaya çıkmıştı. Bir diğer merak edilen konu da Marissa Mayyer’ın durumu. Mayer’ın anlaşmadan sonra Yahoo’da kalması beklenmiyor, satıştan sonra Yahoo’dan önemli bir tazminat alarak şirketten ayrılacağı düşünülüyor. İlginizi çekebilecek bir diğer haberimiz: Yahoo satılırsa Marissa Mayer kazanacak

İnternet bankacılığında dengeler değişiyor

0
İngiltere’deki British Bankers Association (BBA) tarafından yapılan araştırma ilginç bir sonucu ortaya çıkardı. Buna göre, bilgisayar üzerinden internet bankacılığı kullanımı geçen yıl ilk defa düşmeye başladı. 2014’de, PC’ler üzerinden günde 4,4 milyon adet bankacılık işlemi gerçekleşirken 2015’te bu rakam 4,3 milyon adede düştü. İnternet bankacılığında PC’lerin yerini ise mobil cihazlar ve mobil bankacılık uygulamaları almaya başladı. 2014’te mobil cihazlardan günde 7 milyon login işlemi gerçekleşirken 2015’te bu rakam 11 milyon adede yükseldi. 2015’te kullanıcılar toplamda 4 milyar kez mobil bankacılık uygulamalarını kullandılar. Ancak yine de kullanıcıların hala PC’yi tercih ettiği durumlar da var. Özellikle ödeme gönderme durumunda, kullanıcıların cep telefonu yerine PC’yi tercih ettiği dikkat çekiyor. 2015 yılında İngiltere de PC’ler üzerinden girilen banka uygulamalarında 417 milyon adet EFT ve Havale işlemi gerçekleştirilmiş. Mobil uygulamalarda ise bu rakam 347 milyon adet. Özellikle de yeni bir kişiye ödeme gönderilecekse, PC üzerinden klavye ile bilgi ve adres girişi daha kolay olduğundan, kullanıcıların web sitesi üzerinden giriş yapmayı tercih ettiği ortaya çıkıyor. Öte yandan mobil uygulama üzerinden para gönderme alışkanlığının da hızla arttığı dikkat çekiyor. 2017’de mobil uygulamalardan para gönderme oranı %54 artarken PC’ler üzerinden para gönderme işlemleri sadece %2 oranında artmış. Dolayısıyla 2016’da bu rakamın PC’ler için düşüşe geçmesi de bekleniyor. Diğer bir deyişle internet bankacılığında artık yıldız, mobil cihazlar.

BitCoin vurguncusuna hapis

0
ABD Teksas’ta, BitCoin yatırımlarına haftalık %7 faiz verme vaadiyle insanları dolandıran bir kişi 18 ay hapse mahkum oldu. 2014 yılında tutuklanan Trendon Shavers isimli Teksaslı ABD vatandaşı, 1,5 milyon dolar değerinde Bitcoin’i işletirken, yatırımcılara her hafta %7 faiz vermeyi vadetti. İlk yatırımcılara, sonradan gelen yatırımcıların parasıyla ödeme yaparken, topladığı bitcoinleri ise yatırımda kullanmak yerine biriktirdi ve bir süre sonra ödeme yapmayı bıraktı. Yatırımcılara, topladığı Bitcoin’leri farklı borsalarda işleme sokarak değerlerini arttırdığı ve kazanç sağladığı açıklamasında bulunan Trendon Shavers aslında topladığı paranın küçük bir kısmını işletmişti. Bu sırada topladığı paranın 220 bin dolarıyla spor otomobil satın alan ve lüks tatiller yapan Trendon Shavers mahkemede parayı büyütebileceğine inandığı için bu işe giriştiğini ancak işlerin umduğu gibi gitmediğini vurguladı. Tutuklandığı günden beri de hapishanede aşçı olarak çalışıp para biriktirmeye ve borçlarını ödemeye çalıştığını tespit eden mahkeme, savcının istediği 3 senelik hapis cezası yerine 18 ayda hüküm kıldı ve Trendon Shavers’a tüm borçlarını geri ödemesi zorunluluğunu da getirdi. Trendon Shavers’ın ödeme sözünü verdiği %7 faizler dışında 1,2 milyon dolar geri ödemesi gerekecek. Trendon Shavers aynı zamanda ABD’de dijital para üzerinden sahtekarlık yaptığı gerekçesiyle hapis cezası alan ilk kişi oldu.

BMW elektrikli otomobiller için pil fabrikası kuruyor

0
Otomobil üreticileri elektrikli otomobiller konusunda yaklaşan ağır rekabete hazırlık için yatırım yapmaya başladılar. Alman otomobil üreticisi BMW’nin Tayland’da, elektrikli otomobiller için pil üretecek bir fabrika kurmak üzere karar aldığı ortaya çıktı. Tayland Endüstri Bakanı’nın yaptığı açıklama ile ortaya çıkan sürpriz karar, BMW’nin elektrikli otomobil yarışına iddialı gireceğini de ortaya çıkardı. Elektrikli otomobillerin yüksek fiyatının en önemli nedeni, dünyadaki pil üretim kapasitesinin çok düşük olması. Tesla bu sorunu yenebilmek için, dünyanın en büyük fabrikası olan Gigafactory’yi Panasonic ile ortak olarak inşa ederken, Mercedes de kendi pillerini üretmenin yollarını arıyor. Şimdi BMW de yarışa dahil olmuş durumda. Alman otomotiv endüstrisi için elektrikli otomobil pilleri şu anda stratejik değer taşıyor. Alman hükumetinin 2025’den sonra ülkede benzinli ve dizel araçların satışının yasaklanacağını ilan etmesinden sonra tüm Alman üreticiler elektrikli otomobil üretmek için kolları sıvadılar. 10 sene sonra hala otomobil satmaya devam edebilmeleri için bu üreticilerin elektrikli otomobil pillerine düşük maliyetle erişebiliyor olmaları gerekiyor. BMW bu amaçla Tayland’da 57 milyon dolarlık yatırım yapacak ve hem kendisinin hem de rakiplerin ihtiyacı olan pilleri üretmeye başlayacak. Tayland hükumetinin, Alman otomotiv devine fabrikayı ülkede kurması için bazı vergi avantajları sunduğu da vurgulanıyor.

Motivasyon için tebrik etmekle yetinmeyin!

0
Yapılan bir hatayı ya da sunulan bir işteki motivasyon eksikliğini sorgularken konuya oldukça detaycı yaklaşırız. En ufak sıkıntıları bile öne çıkarmaktan çekinmeyiz. Ne var ki aynı tavrı bir başarıyı överken, takdir ederken takınmıyoruz. Liderlik koçu Felicia Spahr, başarılı bir yönetici olabilmek için, bir işi başarıyla tamamlayan ekip arkadaşlarına “Tebrikler” demekten fazlası gerektiğini söylüyor. İyi bir liderin, çalışanları sürekli motive etmesi ve bunu doğru yöntemlerle yapması gerekiyor. Ofiste rastgele tebrik dağıtmak ise bu yöntemlerden biri değil. Neyse ki bir çalışanı motive edecek şekilde onu takdir etmek fazla uğraş gerektirmiyor. Spahr’a göre şu üç basit soruyla bir diyalog başlatmak bile yeterli:

1. Nereden ilham aldın?

Amatör sporcuları eğiten W. Timothy Gallwey, yayınladığı “The Inner Game of Tennis” adlı kitapta kişisel tecrübelerini anlatırken, kısa motivasyon sözcüklerinin bazen daha fazla hataya neden olabileceğinden bahsediyor. Gallwey bir öğrencisine ne zaman “İyi atış!” veya “Harika!” dese, o kişi aslında daha fazla baskı altında kalıyor ve öğrencinin hata yapma oranı artıyor. Bunun sebebi ise oldukça basit; birine “Tebrikler” ya da “Süpersin!” demek o kişinin tam olarak neyi başardığı ya da neden işe yaradığı konusunda hiçbir bağlam içermiyor. Buna karşın eleştiride bulunurken tam olarak neyin başarısız olduğu ve neden eksik kaldığı konularında detaylı açıklamalarda bulunuyoruz. Aynısını takdir ederken de uygulamak gerekiyor. Gallwey öğrencilerine neyi doğru yaptıklarını ve bunun neden işe yaradığını söylemeye başladığında, belirgin bir fark ortaya çıkmış. Tenis topuna daha önce hiç vurmamış öğrenciler bile daha hızlı gelişim göstermeye başlamış. Övgüde bulunurken “Tebrikler…” diye başlamak doğru olsa da, mutlaka devamında motivasyonu tetikleyecek bir soru getirmek gerekiyor. Örneğin şöyle bir açıklama ve ardından gelecek soru ile çalışanı takdir edip, onu önemsediğinizi göstermek ve motivasyonunu bir kademe artırarak kişisel gelişimine destek olmak mümkün olacaktır: “Bu sorunu çözebilmek için tüm ekiple iletişim halinde olman ve tüm bunları e-posta üzerinden gerçekleştirmen etkileyiciydi. Liderlik becerilerini ve insanları nasıl bir araya getirdiğini görmemek mümkün değil. Bu şekilde bir yaklaşım için nereden ilham aldın?”

2. Daha önce yaptıklarından farklı olarak ne yaptın?

Birini tebrik ettiğimizde görevimizi tamamladığımızı düşünürüz. Oysa bu övgüye derin anlamlar katmak ve ilgili çalışanın edindiği tecrübeyi içselleştirmesini sağlamak için, ortaya çıkan sonucu sağlayan değişimin ne olduğunu sormak gerekir. “Daha önceden iş yoğunluğunun altında ezilen ve yorgunluktan çalışamaz hale gelen bir müşterimle yakın dönemde bir araya geldiğimde, motivasyon ve verimliliğinin tavan yaptığını gördüm. Ona ‘Daha önceden farklı olarak ne yapıyorsun?’ diye sordum” diyen Spahr, tebrik ve takdirin bir yönetim klişesini yerine getirmekten ibaret olmadığını hatırlatıyor ve ekliyor: “Bir kişinin yaşadığı ilerlemeye dikkat etmek ve önem göstermek gerekiyor. Bu basit soruyla birlikte müşterim, belirli olayları farklı şekilde ele almanın verimliliğine gerçekten olumlu etki ettiğini anladı. Böylelikle bu olayların hangileri olduğunu görebiliyor ve aldığı hangi kararların süreci etkilediğini daha iyi analiz edebiliyor.”

3. Bu şekilde devam etmek için neye ihtiyacın var?

İnsanların daha az yapmalarını istediğimiz can sıkıcı özellikleri aklımızdan çıkarmak zordur. Aynı durum, aynı insanlardan daha fazla görmek istediğimiz pozitif özellikler için de geçerli olmalı. Başarıyla geçen bir sürecin sonrasında çalışanlar üzerinde olumlu etki bırakmanın sırrı oldukça basit bir soruda gizli: “Bu başarıyı devam ettirmek için nelere ihtiyacın var?” Bu soru sadece muhatabını neyin-nasıl işlediği konusunda düşündürmekle kalmaz, aynı zamanda başarıyı standart bir sürece dönüştürmek için neler yapılabileceğini de aktif olarak gözlemlemeye iter. Böylelikle hem başarılı personel hem de onlarla birlikte çalışan insanlar fayda sağlayabilir.

MasterCard Çin açılımına hazırlanıyor

0
Kendi teknoloji ekosistemini kurduğu için, çoğu serviste dışa kapalı bir tutum sergileyen Çin’de bir ödeme sistemleri lisansı almanın ne kadar zor olduğunu daha önce paylaşmıştık. Ancak son dönemde hafifleyen regülasyonlar sayesinde, Visa ve MasterCard gibi devleri de ülkenin trilyon dolar hacme sahip kart pazarına girmek için çalışmalarını hızlandırdı. Reuters haberine göre Çin hükümetinin ödeme sistemleri pazarını uluslararası oyunculara açmasının ardından MasterCard ülkede lisans alabilmek için kolları sıvadı. Hükümetin yabancı bir şirketi ödeme sistemi olarak kabul etmesi için çeşitli siber güvenlik kurallarının yanı sıra, 1 milyar yuan kayıtlı sermayeyi yerel bir şirkette bulundurması gerekiyor. MasterCard’ın henüz ülkeye bir iş ortağı ile girip girmeyeceği şimdilik bilinmezken, Çin’de kartlı ödemelerin bu yıl 8,25 trilyon doları aştığı tahmin ediliyor ve Çin’in 2020 yılında ABD’yi geçerek dünyada en çok kartla ödeme yapılan ülke olması bekleniyor. Ülkedeki ödeme sistemleri ekosistemi ise tek bir şirket tarafından domine ediliyor; devlet destekli UnionPay. Visa ve MasterCard’ın ülkedeki kart pazarına girebilmek için yaptıkları lobi faaliyetleri yirmi yıl öncesine kadar uzanıyor. Haber ajansına konuşan MasterCard Uluslararası Pazarlar Başkanı Ann Cairns, şirketin geleceği için Çin’in oldukça kritik bir pazar olduğunu belirtirken, “Siber güvenlik ve sermaye ile ilgili kurallar bizim için engel teşkil etmiyor. Ancak pazara girmeden önce iş modelimizi ve yerel iş ortaklarımızı doğru belirlemeliyiz” açıklamasını yaptı.

Şirket adı nasıl seçilir?

0
Bir zamanlar yeni bir işletme açarken startup adı seçmek diye bir kavram yoktu. Bu süreçte kullanacağınız kalıp belliydi; soy isim, memleket ismi ya da en olmadı “Kardeşler Ticaret” diye kestirip atma lüksünüz vardı. Oysa bugün aynı durum geçerli değil. Bugün hayatımızda internet var, Google var, arama motoru optimizasyonu ve anahtar kelimeler var. Haliyle yeni bir iş kurmayı planlayanların, fiziksel mekan kadar sanal alemdeki yerini de düşünmesi ve incelikle planlaması gerekiyor. Wharton School of the University of Pennsylvania’nın online iş analizleri yayını Knowledge@Wharton için yayınlanan bir makale, çiçeği burnunda patronlara şirket adı belirleme konusunda 5 önemli ipucu veriyor:

Kısa alan adları her zaman kazanır

Şirketinizin için açacağınız web sitesinin adresi, startup adı ile aynı olacağı için bu adı kısa tutmanızda fayda var. Sonuna gelecek ekler haricinde yedi karakteri geçmeyen alan adları, Wharton Girişimcilik ve İnovasyon Bölümü Dekan Vekili Karl Ulrich’in araştırmasına göre çok daha fazla ziyaretçi çekiyor. Aynı araştırma, 10 karakteri geçen alan adlarında trafik yüzde 7’ye kadar azalabiliyor. Diğer bir deyişle, yedi karakteri geçtikten sonra her yeni karakterde, internet üzerinden sizi bulacak potansiyel müşterilerinizde yüzde 2’lik bir azalma bekleyebilirsiniz. Kardeslerticaret.com artık o kadar da cazip bir seçenek değil.

Uydurma bir startup adı beklediğiniz sonucu vermeyebilir

İsimlerin hem kısa hem akılda kalıcı olabilmesi için çoğu büyük şirket kendi markasını uydurma kelimelerle oluşturur; Spotify veya Twitter gibi. Benzer şekilde, kısa fakat yapılan işle alakasız kelimeler seçmek de mümkündür. Forrest Gump filminde ana karakterin Apple’dan gelen yatırımcı mektubunu “bir meyve şirketi” şeklinde değerlendirmesi bu konuda güzel bir örnektir. Benzer şekilde Uber denince birkaç yıl önce aklımıza ulaşım gelmiyordu. Bunlar, uydurma veya işle alakası olmayan kelimeleri başarıyla markalaştırmış isimler. Ne var ki bu yola girmek için öncelikle yüklü bir pazarlama bütçesine sahip olmanız gerekiyor. Wharton’da Pazarlama Profesörü olarak ders veren Leonard Lodish, “Uber ve Amazon, gerçekte ne iş yaptıklarını herkesin bilmesi için muazzam paralar harcıyorlar” diye açıklıyor. En iyi çözüm ise, bulması zor olsa da, hem akılda kalıcı hem de yapılan işi açıklayan bir isim bulmak.

Sesli asistanları gözardı etmeyin

Sesli komutla çalışan dijital asistanlar son dönemin yükselen trendleri arasında yer alıyor. İnsanlar araç kullanırken, iki eli doluyken veya kendilerini yalnız hissettiklerinde Siri, Cortana ve diğer sesli asistanlarla aramalar yapıyorlar. Bu nedenle şirketin adını belirlerken, telaffuzu kolay bir isim seçmek de önem taşıyor. Şirket adı belirleme sürecinde, seçtiğiniz alternatifleri yakın çevrenize söyleterek, sesli asistanlardan önce bir deneme yapabilirsiniz. Her ne kadar Türkçe, yazı diliyle konuşma dilinin birbirine bir hayli yakın olduğu bir dil olsa da, markanızı farklı bir dilden seçecekseniz ya da uydurma bir kelime kullanacaksanız, bunun söylenişinin bir yapay zeka tarafından kolaylıkla algılanmasına dikkat edin.

Küçük ekranları gözardı etmeyin

Akıllı telefonların ekranları son birkaç yılda önemli bir dönüşüm geçirdi ve büyüdü. Buna karşın halen bilgisayar ile kıyaslanamayacak kadar ufaklar. Bu yüzden, seçeceğiniz şirket isminin telefon ekranında kolaylıkla okunur ve anlaşılır olması gerekiyor. Mümkün olduğunca bir isim seçmenin yanı sıra, web sitenizde veya yayınladığınız reklamlarda seçeceğiniz fontlarla küçük ekranlarda kolayca ayırt edilecek bir logo tasarlamanız gerekiyor.

Şirket adı kadar, sunduğunuz deneyim önemli

Elbette seçeceğiniz şirket adı büyük önem taşıyor. Buna karşın, isim belirleme sürecine takılıp kalmayın. Özellikle genç kitleye hitap ediyorsanız, isimden çok, sunacağınız ürünün kalitesi öne çıkacaktır. İnternet Pazarlama Birliği Başkanı Sinan Kanatsız, “Milenyum kuşağı isimlere veya logolara pek önem vermiyor. Onların en çok üstünde durduğu konu yaşadıkları tecrübe” diyor. Bir ürün veya hizmet fayda sağlıyorsa, paylaşma ihtimalleri daha yüksektir ve bunun önemli şirketin adından daha önemlidir.

Türkiye hakkındaki basın toplantısında Pokemon GO krizi

0
ABD Dış İşleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby’nin Türkiye’deki darbe girişimi hakkındaki sorulara da cevap verdiği basın toplantısı sırasında bir gazetecinin Pokemon GO oynaması, toplantının duraksamasına neden oldu. ABD ordusunun eski bir subayı olan John Kirby, ABD’nin İŞİD karşıtı koaliasyondaki operasyonları ve Türkiye’de yaşanan darbe girişimi hakkında önemli açıklamalar yaparken, bir gazetecinin telefonda Pokemon oynadığını fark ederek açıklamasını kesti ve tepkili bir ses tonuyla “şu  Pokemon şeysini oynuyorsun, değil mi?” diye sordu. Gazetecinin “sadece göz atıyorum,” cevabından sonra açıklamasına devam eden Kirby, kısa bir süre sonra, “Hiç yakaladın mı?” diye tekrar sordu. Gazeteci ise “Hayır,” cevabını verince Kirby “üzüldüm,”diyerek sözlerine devam etti. Basın toplantısının videosunu ve Kirby’nin tepkisini aşağıda izleyebilirsiniz.

Facebook’un dev drone uçağı havalandı

1
Facebook’un patronu Zuckerberg’in, ulaşılması zor bölgelere havadan yüksek hızlı internet ulaştırma planı çerçevesinde geliştirilen dev drone uçaklar, ilk test uçuşuna başladılar. Aquila isimli drone uçaklar, dev kanat açıklığı ve güneş enerjisi ile çalışan motorları sayesinde haftalarca havada kalabilme yeteneğine sahipler. V şekilli dev kanatları ile çok yüksek irtifada uçabilen drone’lar aynı zamanda yüksek hıza da ulaşabiliyorlar. Arizona Yuma’daki test sırasında birkaç bin metrelik yüksekliğe çıkan ve 96 dakika boyunca test uçuşu gerçekleştiren drone’lar, Facebook’un kısa süre sonra gökyüzüne hakim olacağının da işaretlerini verdi. Yeterince drone üretildiğinde, internet erişiminde sorun yaşanan bölgelerin üzerinde uçarak yüksek hızlı internet bağlantısı sağlayacak olan drone’lar sayesinde örneğin, okyanuslarda öncelikle trafik rotaları üzerinde gerçekleştirilen uçuşlarla, deniz araçlarının okyanusta bile düşük maliyetli, yüksek hızlı internet bağlantısına sahip olması sağlanacak. 19 bin metre yükseklikte 3 ay boyunca hiç yere inmeden uçabilme kapasitesine sahip olan bu drone’ların, dijital dünyanın gelişimi açısından çok önemli bir rolü olacak. Şu anda hiç yere inmeden havada kalabilen drone uçak rekoru ise 2 hafta. Facebook’un geliştirdiği bu teknoloji, ülkesinde internet erişimi sağlamakta zorluk çeken devletler tarafından da kullanılabilecek.