Microsoft, İtalyan şirketini satın aldı

Microsoft, yakın gelecekte nesnelerin interneti kavramının büyük önem kazanacağının farkında. Bu alandaki çalışmalarını güçlendirmek isteyen Microsoft şimdi küçük bir İtalyan şirketini alıp kendi bünyesine kattığını duyurdu. Solair isimli İtalyan şirketi aslında bir veri analiz şirketi ancak uzmanlaştığı alan, minik internet nesneleri arasındaki veri akışını izlemek ve analiz etmek. Örneğin, İtalya’da çok popüler olan akıllı espresso makinelerinin oluşturduğu veriyi okuyan firma, makinelerin malzeme durumunu sürekli kontrol altında tutuyor ve malzemeler bitmeye yaklaştığında yeni malzeme siparişi verdiriyor. Yazılım devi ise sadece evlerde kullanılan akıllı minik cihazların değil, fabrikalar, ofisler, alışveriş merkezleri, mağazalar gibi sosyal alanlarda kullanılacak akıllı cihazların yakın geleceğin pazarlama ve ticaret operasyonları için çok önemli olacağını ve bu cihazları kontrol etmenin çok önemli olacağını vurguluyor. Microsoft ayrıca bulut servisi Azure’u da tüm bu akıllı minik cihazların bağlandığı ana platform haline dönüştürmek istiyor. Bir diğer deyişle, dünyadaki tüm akıllı cihazların, ihtiyacı olan tüm veriyi, depolamayı, uygulamaları Azure üzerinden sağlamasını hedefliyor. Yazılım devinin satın altığı Solair ise 2011 yılında kurulmuş bir yazılım şirketi ve şu anda 37 çalışanı bulunuyor. Solair’in CEO’su ve 37 çalışanı artık Microsoft’un çalışanları olacaklar.

Google 100 yeni sürücüsüz otomobil üretecek

Google, sürücüsüz otomobil teknolojilerine büyük önem veriyor. Yakın gelecekte dünyadaki bütün otomobillerin sahip olacağı bu teknoloji sayesinde kendine de yeni bir pazar yaratmış olacak Google elindeki sürücüsüz otomobil teknolojilerini büyük otomobil firmalarına satarak Android sisteminde olduğu gibi, tüm otomobillerde var olmayı umut ediyor. Bu strateji çerçevesinde Google’ın yeni adımı büyük önem taşıyor. Google, şimdi ABD’de test sürüşüne başlayacak 100 yeni otomobil için Fiat Chrysler ile iş birliğine gittiğini açıkladı. Bu işbirliğine göre 100 Fiat Chrysler otomobili fabrikatan Google otonom otomobil teknolojileriyle donanmış olarak çıkacak. Google’ın daha önceki test araçları, Google’ın piyasadan satın aldığı Lexus modelleri üzerine Google tarafından kurulan sistemlerle üretilmişti. Şimdi ise teknoloji otomobillere doğrudan fabrikada monte edilecek. Bunun için de Google ve Fiar Chrysler mühendisleri bir arada çalışıp teknolojinin araca nasıl adapte edileceğini birlikte çözecekler. Böylece Fiat Chrysler modelleri de otonom sürüş için seri üretime hazır olacak, FC mühendisleri yakın gelecekte bu teknoloji resmen kullanıma girdiğinde, fabrikayı sürücüsüz otomobillerin üretimi için daha kolayca modernize edebilecekler. Google ve Fiat Chrysler’ın planına göre, yeni sürücüsüz otomobiller, 2016’nın sonunda yollara çıkmaya hazır olacak.

Rus Hacker’lar Nasıl Çalışıyor?

2
En yaygın parola kombinasyonunun 123456 olduğu dönemlerde basit şifreleri kırıp kendine tarife belirlemek için bir Rus hacker olmak gerekmiyordu. Bugün ise hem harf hem rakam gerektiren parolalar çoğu online servis tarafından zorunlu hale getirildi ve artık ruh eşinizin ya da patronunuzun e-posta adresine, Facebook hesabına sızmak eskisinden daha zor. Neyse ki profesyonel hacker dünyası emrinize amade(!). Üstelik Dell’in bu yıl üçüncüsünü yayınladığı Yeraltı Hacker Pazarları raporuna göre öyle kaliteli müşteri hizmetleri var ki; iş Deep Web üzerinde dönmese “hackersepeti.com” adresini alıp bir de Google reklamı vermeleri işten bile değil. İlk olarak bilmeniz gereken, her türlü illegal işte parayı gönderip, hacker’ın işi yapması için yaradana el açma dönemi kapanmış; artık GittiGidiyor gibi pazar yerlerinde olduğu gibi ödeme yapmadan önce hizmeti alıyorsunuz.

Rus hacker tarifesi: 129 dolara Gmail hack!

Ücretler ise öyle sandığınız gibi binlerce dolar seviyesinde değil. Örneğin Gmail, Yahoo ya da Hotmail gibi hesapları ya da popüler sosyal medya hesaplarını Rus hacker pazarından birini tutup ele geçirmenin bedeli sadece(!) 129 dolar. Kurumsal e-posta hesaplarında ise tarife biraz tuzlu; bu adresleri ele geçirmek 500 dolardan başlıyor. sifreleme güvenlik protonmail Şimdi bir de masanın öbür tarafında yer aldığımızı düşünelim; Dell’in raporu bu taraf için oldukça endişe verici. Çünkü hacker’lar, tüm bu işlemin herhangi bir alarmı tetiklemeksizin tamamlanacağını garanti ediyor. Yani ele geçirilen hesabın parolasında herhangi bir değişiklik olmuyor. Hack saldırısına uğrayan bunu fark etmiyor bile! Müşteri hizmetleri konusunda da hack hizmetleri, ele geçirdikleri e-posta veya sosyal medya platformlarının müşteri hizmetleriyle yarışıyorlar. Dell’in Deep Web’de dolaşan araştırmacıları, “hack servis sağlayıcıların” hafta içi 11.00 – 23.00, hafta sonu da ek mesailerle iletişime açık olduklarını belirtiyor. Üstelik bazıları ücretsiz bir “deneme saldırısı” bile yapmaya hazır.

DDoS’u denemesi bedava

Bir grup güvenlik uzmanı tarafından Deep Web olarak bilinen ve pek çok yasadışı aktivitenin gerçekleştiği, Google gibi arama motorları yoluyla erişilemeyen internet sayfalarında gezilerek elde edilen bu bulgulara göre, hack hizmetleri basit hesap ele geçirmelerden çok daha kapsamlı saldırılara kadar uzanıyor. Bunun içinde son dönemde sıkça gündeme gelen DDoS saldırıları da var. Saati sadece 5 dolara herhangi bir hedef için DDoS kiralayabilir, üstelik bunu ücretsiz bir deneme saldırısıyla taçlandırabilirsiniz(!). Online banka hesapları da içinde bulunan mevduata göre ücretlendiriliyor. Örneğin hacker’lar 50 bin dolar barındıran bir banka hesabının giriş bilgilerini kendileri kullanmıyor. Bunu 587 dolara Deep Web’de satışa sunuyor. Kısacası ahlaki ve yasal ölçütleri gözardı ettiğiniz sürece internetin yeraltı dünyasında kendinize istediğiniz hizmeti bulmanız mümkün. güvenli e-posta mail

Peki, nasıl korunacağız?

Talep olmasa, arz olmazdı. Rus hacker’lar bu kadar profesyonel ve düzenli çalışan bir pazar kurduysa, birileri de bunun müşterisi olarak vitrinleri geziyor olsa gerek. Dell aynı raporda, hack saldırısına karşı savunma yöntemlerini de beş adımda özetliyor: 1. Kullanabildiğiniz her serviste iki adımlı doğrulama yöntemini tercih edin. 2. Güvenlik yazılımınızı güncel tutun. 3. Nerede gezdiğinize, neye tıkladığınıza ve özellikle ne indirdiğinize dikkat edin. 4. Online banka hesaplarınızdaki her türlü değişimi gözetim altında tutun. 5. İnternette yaptığınız hiçbir şeyin gerçekten gizli kalabileceğini düşünmeyin.

HPE Fikir Ekonomisinin ihtiyaçlarına Synergy ile çözüm buluyor

Bir yanda geleneksel ama devasa altyapıları ve köklü mazileriyle faaliyet gösterdiği alanda lider olan devler, diğer tarafta ezber bozan “yıkıcı” fikirleri ve yeni nesil altyapılarıyla onlara kafa tutan startup’lar; Fikir Ekonomisinde kabul edilemez tek bir zafiyet var: İkisinin arasında kalıp sıradan olmak! Günümüzde faaliyet alanı teknoloji olmayan bir şirketin bile, 10 yıl önceki teknoloji devleri kadar IT yatırımı yapması gerekiyor. Hal böyle olunca kurumlar; yeni nesil bulut, mobilite ve büyük veriye ayak uyduracak yeni nesil uygulamaları çalıştırmak ile geleneksel sistemlerde çalışan ve yıllardır kullanılan uygulamalarla devam etmek arasında kalıyor. Peki, her iki altyapıyı ortak çalıştırabileceğimiz bir platform olsaydı ilginç olmaz mıydı?
hpe mert sarikaya
Mert Sarıkaya – HPE Sunucular Türkiye Müdürü
HP Enterprise’ın yeni vizyonu “Şekillendirilebilir Altyapı” ve onun ilk ürünü olan Synergy için hareket noktası da bu olmuş. Her geçen gün hızla değişen ve gelişen ihtiyaçlara yanıt verecek bir altyapının karmaşadan uzak, yüksek performanslı, eski ve yeni nesil uygulamaların ortak çalışmasına müsait ve “şekillendirilebilir” olması gerektiğini belirten HPE Sunucular Türkiye Müdürü Mert Sarıkaya, “Bunu sağlamak için altyapıların hem ortak çalışma (workgroup), veri işleme, analitik ve web altyapısı gibi geleneksel uygulamaları hem de mobilite, büyük veri, bulut gibi trendler ile gündeme gelen yeni nesil uygulamaları aynı anda, bir arada ve tek bir platformda desteklemesi gerekiyor,” diyerek HPE Synergy’i anlatmaya başlıyor: “Buradan hareketle HPE, Şekillendirilebilir Altyapılar için sıfırdan tasarlanmış ilk platform olan HPE Synergy ile BT’nin isteği doğrultusunda yeni değerleri anında ve sürekli olarak yaratması ve sunması için BT’nin gücüne güç katan bir deneyim sunuyor.”

Şekillendirilebilir Altyapı için üç temel tasarım ilkesi

Farklı uygulama altyapılarını aynı platformda buluşturmak için, BT altyapısı oluşturma yöntemlerinde beyaz tahtaya kadar geri giden HPE, Synergy ile hayata geçirdiği Şekillendirilebilir Altyapı mimarisini Akışkan Kaynak Havuzları, Yazılım Tanımlı Zeka ve Birleştirilmiş API ilkeleriyle oluşturuyor. Akışkan Kaynak Havuzları ile fiziksel, sanal ve container üzerinden farklı platform teknolojilerine destek sağlanırken, kaynak havuzlarının esnekliği ve ölçeklenebilirliği öne çıkıyor. Uygulamaların ihtiyacına tam olarak uyacak ve değişken ihtiyaçlara yanıt verecek veri işleme, depolama ve ağ çözümleri de yine bu havuzlar ile çözüme kavuşuyor. SDI, yani Yazılım Tanımlı Zeka ise altyapıyı kendi kendine keşfetme ve kaynakları ihtiyaçlar doğrultusunda otomatik birleştirme, fiziksel ve sanal yapıların fonksiyonlarını denetleme ve kesintisiz güncelleme desteği sunuyor. Birleştirilmiş API sayesinde geliştiriciler, tüm altyapıyı tek satırlık bir kod ile tanımlayabilirken, bu aynı zamanda yüzde 100 programlanabilir altyapılara kapı açıyor.
hpe Taha Tungekar
Taha Tungekar – HPE Ortadoğu & Afrika Kategori Müdürü

Şekillendirilebilir Altyapı nasıl fayda sağlıyor?

HPE Synergy’nin sahip olduğu bileşenleri bu şekilde özetleyen HPE Ortadoğu ve Afrika Kategori Müdürü Taha Tungekar, böylelikle hem geleneksel altyapıları hem de yeni nesil uygulamalar ve hizmetleri aynı altyapı üzerinden sunduklarını anlatıyor: “Bu sayede karmaşayı azaltıyor; yeni nesil uygulamalar için işletme verimliliğini ve hızı artırıyoruz.” HPE Synergy tek bir arayüz üzerinden, fiziksel ve sanal bilgi işleme, depolama ve ağ ihtiyaçlarını akışkan kaynak havuzundan birleştirerek farklı iş yükleri için şekillendirilebilir altyapılar sunuyor. HPE Synergy, genişletilebilir bir platform olarak, sanallaştırma, hibrid bulut ve DevOps gibi uygulamaları ve operasyonel modelleri aynı anda mümkün kılıyor. HPE Synergy ile BT sadece iç hizmet sağlayıcı değil, iş sonuçlarına yönelik yeni nesil uygulamaları hızlı bir şekilde devreye alarak iş birimlerinin de ortağı haline gelebiliyor. Diğer bir deyişle sistem, atıl kaynak ve işletim maliyetlerini azaltırken, uygulamaları bulut hızında çalıştırarak üretkenliği ve kontrolü artırıyor.

Samsung ve Sony bu lenslerin peşinde!

1
Mobil ve giyilebilir teknolojiler alanında sıra kontak lenslere geldi. Google’ın Glass ürünü ve diğer akıllı gözlükler insanların yüzünde “cyborg” görüntüsü oluşturup tepki toplayınca teknoloji firmaları gözlük adımını atlayıp doğrudan kontak lenslere odaklanmaya başladılar. Google’ın akıllı kontak lens patenti aldığının ortaya çıkmasının ardından şimdi de Samsung ve Sony’nin konta lens patentleri ortaya çıktı. İki teknoloji devinin, akıllı kontak lenslerin fotoğraf ve video çekebilmesini sağlayacak patentler aldığı anlaşıldı. Sony’nin patentine göre, kullanıcının belirli bir paternde göz kırpması halinde akıllı kontak lensin fotoğraf veya video çekimi yapması mümkün olacak. Ayrıca, kontak lens üzerindeki mikro kameranın göz bebeğinin hareketi nedeniyle görüntülerde blur efektinin oluşmaması için Sony’nin geliştirdiği özel bir algoritma da patentte yer alıyor. Hem Sony’nin hem de Samsung’un patentlerinde, kontak lenslerin üzerinde minik bir ekran da yer alıyor. Böylece kullanıcılar çektikleri fotoğraf ve videoları lens üzerindeki ekrandan tekrar izleyebilirken internette sörf yapmak, dizi/film seyretmek gibi imkanlara da sahip olacaklar. Yine de patentlerin alınmış olması bu ürünlerin piyasaya çıkmasını garanti etmiyor. Üreticilerin bu lensleri geliştirebilmesi için hala yıllar var. Ayrıca Google Glass konusunda sosyal hayatta yaşanan büyük tepkinin lens takanlar için de gündeme gelebileceği endişesi var. Gece kulübü, spor salonu, bar, sinema gibi sosyal alanların girişine, akıllı kontak lensleri tanıyan özel dijital tarayıcılar yerleştirilmesi gündeme gelebilir zira fotoğraf ve video çekebilen lenslerin varlığı sosyal yaşamda mahremiyet konusunda büyük “paranoyaların” yaşanmasına sebep verebilecek.  

Google arama motoru artık doğrudan çeviri yapıyor

1
Google, bugünden itibaren, yabancı kelimelerin aratılması halinde arama sonuçlarında kelimenin çevirisini de göstermeye başladı. Daha önce Google’ın translate servisi üzerinden yapılan veya yabancı kelimenin yanına eklenen “çevirisi, tercümesi” gibi ekler sayesinde arama sonuçları üzerinde gösterilen tercümeler artık standart şekilde arama sonuçlarında yer almaya başladı. Google bu çeviri sonucunu sadece aranan kelime, kullanıcının tercih ettiği ana dil seçiminden farklı ise gösterecek. Ancak bu özellik sadece basit ifadelerde çalışıyor, uzun cümlelerde devreye girmiyor. Birkaç kelimeden uzun cümlelerin çevirisi için kullanıcıların Google Translate servisine erişmesi gerekecek. gracias   Google da Ara Ayrıca kullanıcılar arama sonuçları üzerinde çıkan kutulardan arattıkları kelimenin başka dillere nasıl tercüme edildiğini de kutuların üzerindeki dil seçimleri sayesinde kolayca görebilecek. Bu işlem ise Google’a kullanıcının hangi yabancı dillerle ilgilendiği konusunda bilgi verecek ve Google’ın ilgili dil ve ülke hakkında kullanıcının karşısına yeni reklamlar çıkarması için önemli bir bilgi olacak. Örneğin İspanyolca ile ilgilendiği tespit edilen kullanıcıya, İspanya, Meksika, Latin Amerika için tatil, uçak bileti, otel rezervasyon teklifleri gösterilebilecek, İspanyol mutfağı hakkında yayın yapan yemek sitelerinin reklamları ulaştırılacak. Kısacası, Google bize reklam göstermek için bu fırsatı da değerlendirecek.  

Yahoo satılırsa Marissa Mayer kazanacak

1
Yahoo’nun satışı bir süredir teknoloji piyasasının gündeminde. Potansiyel müşterilerden teklif toplayan Yahoo ve CEO’su Marissa Mayer için en olası ihtimallerin başında Amazon  ve AOL geliyor. Amazon Yahoo’yu, Çin’li rakibi Alibaba’daki hisselerine sahip olmak için isterken AOL ise Yahoo sayesinde Google’a rakip bir internet devine dönüşmek istiyor. Ancak tüm bu satış operasyonu içinde, şirketin CEO’su Marissa Mayer’ın da kendini garantiye aldığı ortaya çıktı. Mayer’ın sözleşmesine göre, Yahoo’yu satın alacak şirketin Mayer’ı bir sene içinde kovması halinde Mayer’a 55 milyon dolar tazminat ödenecek. Mayer eğer şirket satılmadan kovulacak olursa, 9 milyon dolar tazminat alacak. Yahoo’nun geçen yıl %35 değer kaybetmesine rağmen Mayer’ın gelirlerden aldığı komisyonla cebine 14 milyon dolar koyması yatırımcıların tepkisini çekmişti. Yeni sözleşmenin de büyük tepki çekebileceği düşünülüyor zira bu anlaşma benzer anlaşmalar içinde en büyük ikinci “koruma” tazminatı olarak dikkat çekiyor. Daha önce Google’ın Motorola’yı Lenovo’ya satması sırasında, Motorola’nın CEO’su için, iki sene içinde kovulması halinde 64 milyon dolarlık tazminat ödenmesi gündeme gelmişti.

Mayer her şekilde kazanıyor

Yahoo’nun satılması halinde, şirketin hisselerinde önemli bir yükseliş bekleniyor ve yeni sahibinin Yahoo’yu piyasada önemli bir oyuncu haline dönüştüreceği tahmin ediliyor. Bu sırada Mayer’ın görevine devam etmesi halinde da çok önemli kazançlar elde edeceği biliniyor. Dolayısıyla, bu satış işleminden en karlı çıkacak kişinin Marissa Mayer olması bekleniyor. Öte yandan Yahoo’ya büyük umutlarla CEO yapılan ancak şirketin değerinin üçte birini eriten ve buna rağmen büyük bonuslar kazanan Mayer’ın hiçbir şekilde bedel ödemeyip her şekilde karlı çıkması da hissedarların gözünden kaçmıyor.

Sanal gerçeklik mağazalarda denenecek

1
Her şey bir Kickstarter projesiyle başladı; Oculus Rift, doksanlarda başarısızlıkla sonuçlanan “sanal gerçeklik” furyasını gelişen teknolojinin desteğiyle yeniden hayata geçirmeyi vadediyordu. Binlerce teknoloji meraklısı ve yazılım geliştiricinin desteğiyle Developer Kit hızla fonlandı ve Oculus VR sadece bir Kickstarter efsanesi olmakla kalmadı, aynı zamanda Facebook tarafından 2 milyar dolara satın alındı. Bugün sanal gerçeklik fırtınası içine Samsung’u, Sony’i ve hatta HTC’yi katarak hızla ilerliyor. Ancak hala sanal gerçeklik kelimesi Oculus Rift ile anılıyor. Şimdi buna bir de mağaza deneyimleri eklenecek. Intel ve Oculus kurdukları iş birliği çerçevesinde 7 Mayıs’tan itibaren cihazın ilk tüketici demosunu mağazalarda sunacaklarını duyurdu. oculus rift intel best buy

Oculus Rift, Intel Experience stantlarında

Sanal gerçeklik gözlüğünün bir Intel bilgisayara bağlı olduğu sistemler, ABD genelindeki 48 farklı Best Buy mağazasında ziyaretçiler tarafından tecrübe edilebilecek. Intel tarafından yapılan açıklamaya göre, şirketin Core i5 ve Core i7 işlemcileri Oculus Rift’in tavsiye edilen sistem gereksinimlerini karşılayan piyasadaki yegane seçenekler. Best Buy çeşitli mağazalarında Intel Experience adında özel bölümlerde, bilgisayar teknolojilerinin geldiği son noktayı sergileyen ve ziyaretçilerin birinci elden tecrübe edebildiği ürünleri konumlandırıyor. Sanal gerçeklik cihazının bu standlarda yer alması da hiç kuşkusuz hem mağazaya ziyaretçi çekmek için perakende zincirinin hem de organik pazarlama için Intel ve Oculus’un işine yarayacaktır.

Apple bize ne verecek?

1
Apple’ın CEO’su Tim Cook, katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamalarla teknoloji gündeminin tepesine oturdu. FBI ile şifre kırma kavgası nedeniyle aylardır gündemden düşmeyen Tim Cook şimdi de firmanın yeni çalışmaları ve iPhone 7 hakkındaki açıklamalar nedeniyle gündemde. Firmanın 2016’nın ilk çeyreğinde 50 milyar dolardan fazla gelir elde ettiğini, 10 milyar dolar da karları olduğunu açıklayan Tim Cook, başka hiçbir şirketin bu kar rakamına yaklaşamadığını da hatırlattı. iPhone 7’nin başarısından da emin olduğunun altını çizen Tim Cook, hem iPhone 7 hem de yeni ürünler için çok önemli çalışmalar yaptıklarını da vurguladı. Tim Cook’un röportaj sırasında, “size bugün ihtiyacınız olduğunu bilmediğiniz ama gördükten sonra onsuz yaşayamayacağınız bir şey vereceğiz. Bu aynı zamanda Apple’ın daima hedefi olmuştur,” ifadelerini kullanarak merak da uyandırdı.

Tim Cook Çin’de ne yapacak?

iPhone satışlarını tarihte ilk defa gerilemesinin ardından firmanın hem iPhone 7 ile hem de markaya dinamizm kazandıracak yeni ürünlerle 2016 içinde önemli bir çıkış yapması bekleniyor. Öte yandan elektronik devi Çin’de yaşadığı sorunlar da yatırımcıları endişelendiriyor. Çin devleti, firmanın online mağazası iTunes’da bazı bölümleri kapatmasına neden olan bir dizi yasa çıkartarak online aktiviteleri ciddi baskı altına almıştı. Apple’ın Çin’deki online satışlarını önemli ölçüde etkileyecek bu girişim nedeniyle firma iTunes’un online kitap ve film satış bölümlerini Çin için kapatmak zorunda kalmıştı. Tim Cook ise, Çin’deki bu gelişmeye karşı yeterince güçlü lobi yapmadığı ve Apple’ın çıkarlarını koruyamadığı için yatırımcılar tarafından ağır şekilde eleştirilmişti. Apple’ın şimdi Çin’de nasıl bir strateji uygulayacağı merak ediliyor.

Intel başarısızlığını itiraf etti

1
İşlemci devi Intel, mobil alana yatırım yapmakta çok geciktiği için uzun süre eleştirilerin hedefi olmuştu. Firma, piyasadaki hakim konumuna güvenerek olsa gerek, bu alanda da istediği zaman lider olabileceğini düşünerek yavaş adım atmasının sonuçlarını ise şimdi görüyor. Firma, bir türlü başarılı olamadığı mobil piyasada istediğini bulamadığı gibi bir de yükselen mobil trendler nedeniyle kan kaybeden PC sektöründen de büyük bir darbe yedi ve düşen gelirleri nedeniyle bu yıl 12 bin kişiyi işten çıkarma kararı aldı. Ancak 12 bin kişinin işine son vermek de firmanın sorununu çözmüyor. Firma artık resmi olarak, mobil pazardan beklentisi kalmadığını kabullenmek zorunda kaldı ve yakında piyasaya çıkması beklenen Atom işlemcisi Braxton’ı iptal ettiğini açıkladı. Braxton, Intel’in akıllı telefonlar ve tabletler için tasarladığı bir işlemciydi.

Intel’in geleceği tehlikede mi?

Işlemci devi, girmekte geciktiği mobil piyasada yerini sağlamlaştırmak için milyarlarca dolar yatırım yapmıştı ve şimdi bu işlemcinin iptali ile tüm bu yatırımların “çöpe” gittiği de anlaşılmış oldu. Dev işlemci üreticisi firma eğer mobil piyasa için yeni bir strateji geliştiremeyecek olursa, önümüzdeki dönemde sadece kurumsal alana ve sınırlı sayıda masa üstü/laptop sisteme işlemci sağlayan küçük bir işlemci üreticisi olarak hayatına devam etmek zorunda kalabilir. Ayrıca, Intel’in rakipleri mobil alandaki başarılarıyla kazandığı güç sayesinde, PC ve laptop alanına da adım atarak Intel’in işini daha da zorlaştırabilir.

Bankalar birleşirken siber suçlular pusuya yatıyor

1
Şirketler arasında yapılan birleşme ve satın alma anlaşmaları, her iki taraf için de yeni iş arkadaşları, yeni lokasyonlar ve yeni IT altyapıları demek oluyor, ancak siber güvenlik tam da bu dönemlerde gözardı edilebiliyor. Özellikle finans sektörü gibi kritik kullanıcı verilerinin işlem gördüğü ekosistemlerde, siber suçlular tam olarak bu süreçleri kovalayarak kurumları zayıf anında yakalamaya çalışıyor. Uzaktan çalışma gibi yeni trendlerle birlikte iş yapış şekillerinin de kapsamlı bir dönüşümden geçtiğini hatırlatan Cisco MEAR (Ortadoğu-Afrika-Rusya) Siber Güvenlik Sistem Mühendisliği Müdürü Hakan Tağmaç, “Finans kuruluşlarının karşılaştığı en önemli güvenlik risklerinden biri, satın alma ve birleşmeler sonrası gerçekleşen BT entegrasyonu. Şirketler BT altyapıların entegrasyonu sırasında önemli siber güvenlik açıkları verebiliyor” açıklamasını yaptı. Bunun sebebi ise oldukça basit; satın alma ve birleşme süreçleri, şirketlere yeni lokasyonlar ekliyor. Bu lokasyonlardaki ağ altyapıları ve kullanıcı grupları ise -en azından sözleşmedeki bir taraf için- henüz işlenmemiş “ham” halde duruyor. Tümünün güncellenmesi ve mevcut işleyişe uyumlu politikaların oturtulması gerekiyor. Bu gibi buhran dönemleri de siber güvenlik açısından doğal bir zayıflık oluşturuyor.

Siber güvenlik fidye yazılımlarla kırılıyor!

Siber saldırganların para kazanma motivasyonu ile her gün yeni yöntemler denediklerinin de altını çizen Hakan Tağmaç, Türkiye’de finans kuruluşlarının en çok karşı karşıya kaldığı saldırıların yeni Cryptolocker’lar (dosya şifreleme atağı) ve fidye yazılımları olduğunu ifade etti. DDOS saldırılarının da dönem dönem yükselişe geçtiğini belirten Tağmaç, saldırılara karşı kullanıcıları, ağı, kaynakları ve hizmetleri koruyabilmek için farklı parçaların işbirliği içinde çalışabildiği bir mimari kurgulamak gerekliliğini vurguladı. Tağmaç, “Ayrıca kullanıcıların phishing, kötü amaçlı reklam ve watering hole saldırılarına karşı eğitilmesi çok önemli. İnsan faktörü siber güvenliğin en zayıf halkalarından bir tanesi. Bu nedenle güçlü bir mimarinin üstüne güvenlik ile ilgili farkındalığın yaratılması gerekiyor” diye konuştu.

Apple iş mülakatında neler soruyor?

2
Facebook öncesi dönemde çalışanların birbirine “ne kadar da şanslıyız/şanssızız” demek için kullandıkları “FW mail” furyasında dönen e-postalardan biri mutlaka bir teknoloji devinin iş mülakatındaki sorularıyla ilgili olurdu. Bu önce Microsoft oldu, sonra Google, şimdi ise sırada Apple mülakat soruları var. Glassdoor adlı kariyer platformunda, çeşitli şirketlerden mülakat sorularının bir araya getirildiği bir bölüm bulunuyor. BI bu bölümde yaptığı tarama sonucunda en zor 33 soruyu bir araya getirmiş. Biz de bunların 10 tanesini seçtik. Her sorunun başında, bu sorunun hangi pozisyona aday olanlara sorulduğu da yazıyor. Listenin tamamına buradan göz atabilirsiniz.

İşte Apple mülakat soruları:

  1. Ürün tasarım mühendisi: Bir fincan sıcak kahve ve dolaptan çıkmış küçük soğuk sütümüz var. Oda sıcaklığı bu ikisinin ortasında. En soğuk kombinasyonu en erken alabilmek için, sütü kahveye ne zaman eklemeliyiz? (Başında mı, ortasında mı, sonunda mı?)
  2. Apple Genius görevlisi: RAM’in ne olduğunu beş yaşındaki bir çocuğa nasıl anlatırsınız?
  3. Baş sistem mühendisi: Bir uçak kanadı nasıl çalışır?
  4. Donanım mühendisi: Bir arabada ne kadar yakıt kaldığını ölçmenin beş yolunu söyleyiniz.
  5. Evde destek danışmanı: Sekiz yaşında bir çocuğa modemin ne olduğunu ve işlevlerini anlatınız.
  6. Apple uzmanı: Yirmi dakikadır yardım almak için bekleyen ve olay çıkarmaya hazır, öfkeli bir müşteriyle ilgileniyorsunuz. Size Best Buy ya da Microsoft Store’a giderek istediği bilgisayarı alacağını söylüyor. Bu sorunu çözün.
  7. Yazılım mühendisi: Daha önce hiç bir müdürünüzün kararına karşı çıktınız mı ve bunu nasıl yaptınız? Gerçek bir örnek verin ve bu anlaşmazlığı nasıl çözdüğünüzü, sonucun ne olduğunu ve o kişinin sizi bugün nasıl tanımlayacağını anlatın.
  8. Apple uzmanı: Apple neden ticari adını Apple Computers Incorporated’dan Apple Inc.’e değiştirdi?
  9. Yazılım QA mühendisi: Bir tost makinesini nasıl test edersiniz?
  10. Yazılım mühendisi: Elinizde iki yumurta var ve yumurtayı kırmadan yere bırakabileceğiniz maksimum yüksekliği ölçmek istiyorsunuz. Bunu nasıl yapardınız? En iyi çözüm nedir?
Albert Einstein “Bir şeyi küçük bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınızdır” der. Apple’ın işe alacağı adaylara sorduğu bazı soruların temelinde de bu mantık yatıyor. Soruların bir kısmı ise tamamen kuvvetli matematiğe dayalı. Peki, siz bu soruların kaçına yanıt verebilirdiniz?

Roaming tarifelerine Avrupa Birliği ayarı

1
Türkiye’nin son dönemde hız kazanan AB üyelik sürecinin olumlu sonuçlanması durumunda, vatandaşlarımız operatörlerin roaming tarifelerinde muazzam bir indirimle karşılaşacak. Avrupa Birliği’nin yeni aldığı karar doğrultusunda, telekom şirketlerinin AB üyesi ülkelerde uygulayabilecekleri roaming ücretlerine bir sınır geliyor. BBC haberine göre, Avrupa Birliği, üye ülkelerin operatörleri tarafından dolaşımda yapılabilecek azami ücretlendirmeyi telefon görüşmeleri, internet kullanımı ve SMS’ler için ayrı ayrı düşürdü. En büyük indirim ise veri kullanımına geldi. Habere göre veri tüketiminde ücretlendirmenin tavan değeri yüzde 75 oranında düşürüldü. Telefon görüşmeleri yine dörtte bire inerken, SMS ise yüzde 66 oranında indirime uğradı. Cumartesi günü hayata geçirilen güncelleme sonrası Avrupa’yı dolaşmak, telefon faturalarında daha az etki bırakacak gibi görünüyor.

AB roaming ücretini kaldıracak!

Avrupa Birliği, üye ülkeler arasındaki dijital sınırları ortadan kaldırabilmek için büyük bir adım daha atmaya hazırlanıyor: Roaming ücretlerini tamamen ortadan kaldırmak! Haziran 2017 itibarıyla 28 üye ülkenin tümünde telefon görüşmeleri yapmak ya da mobil internete bağlanmak aynı ücrete tabi olacak (o güne kadar Türkiye ile birlikte üye sayısı 29 olabilir mi acaba?). İngiliz Dijital Ekonomi Bakanı Ed Vaizey, BBC’ye yaptığı açıklamada “Yaklaşık olarak bir milyon İngiliz her gün Avrupa’yı dolaşıyor ve roaming ücretlerine yılda yaklaşık 350 milyon pound harcanıyor. Bu değişiklikler sayesinde İngiliz telefon kullanıcıları her yıl milyonlarca pound gereksiz harcamadan kurtarmayı planlıyoruz,” ifadesini kullandı.

Mobil oyun sektörü F2P tuzağına düştü

0
Mobil oyun dünyası hızlı büyümesini sürdürüyor. BI Intelligence verilerine göre geride bıraktığımız sekiz yılda, akıllı telefonların tüketiciler için öncelikli cihaz haline gelmesiyle birlikte geliştiriciler mobil oyun sektörüne adeta akın etti. Daha hızlı işlemciler, daha büyük ekranlar ve daha gelişmiş görsel performansa bir de düşen oyun fiyatları eklendiğinde oyun severler daha önce görülmemiş bir taleple sektörü büyüttü. Bu süreç içinde akıllı telefonlar da birer oyun cihazı olarak kendi evrimlerini yaşadı. Daha fazla geliştiricinin bu platformu tercih etmesiyle birlikte, uygulama mağazalarının oyun kategorileri doyuma ulaştı. Sekiz yıl önce bir kez ödeme yaparak satın aldığımız oyunlar revaçtaydı. Şimdi ise yeni bir gelir modeli olan “oynaması ücretsiz” (F2P) yapımlar pazarı adeta ele geçirdi. Bu oyunları (ya da uygulamaları) indirirken herhangi bir ödeme yapmanız gerekmiyor. Kullanım esnasında ise belirli özellikler ya da deneyiminizi reklamlardan arındırmak için ödeme yapmanız gerekiyor. Bu geçişle birlikte, mobil kullanıcıların büyük bir çoğunluğu, neredeyse bilgisayar kalitesinde oyunları ücretsiz oynamak ister hale geldiler. BI Intelligence tarafından yayınlanan yeni raporda, mobil oyun pazarının oynaması ücretsiz oyunlardan nasıl etkilendiğini anlatıyor. Rapora göre pazarın doyuma ulaşması, geliştiriciler için pek çok sıkıntıyı beraberinde getiriyor; pazarlama giderlerinin tavan yapması ve kullanıcı elde etme maliyetinin artması bunların başında geliyor.

Mobil oyun, uygulama mağazalarını domine ediyor

Mobil oyun kategorisinin diğer tüm kategorilere oranla devasa hacmine dikkat çekilen raporda, Mart 2016 itibarıyla App Store’da yer alan tüm aktif uygulamaların yüzde 20’sinin oyun olduğu belirtiliyor. Bu oran en popüler ikinci kategori olan iş uygulamalarının bile iki katına denk geliyor. Üstelik bu fark açılmaya devam edecek. Çünkü sadece ABD’de 180 milyondan fazla kullanıcı 2016 yılında mobil cihazlarında oyun oynayacak. eMarketer’dan gelen bu son veri, nüfusun yarısından fazlasını ve mobil kullanıcıların yüzde 70’ini kapsıyor. Rapora göre oynaması ücretsiz “F2P” gelir modelinin yükselişinin temelinde de bu pazar doygunluğu yatıyor. Bu da tavan yapan pazarlama giderlerine neden oluyor. Pazarlama giderlerinin artması, uygulamaların da oyun içi alım yapan küçük bir kitleye odaklanmasıyla sonuçlanıyor. Pay-to-win olarak da bilinen bu sisteme geçen oyunlarda, ödeme yapan oyuncular, haftalarını harcayarak ücretsiz birikim peşinde koşan oyunculara oranla bariz üstünlüğe sahip oluyor. Buna karşın, pazarda yeni ivme kazanmaya başlayan çeşitli çözümler, hem geliştiriciler hem de yayıncılar için farklı ve F2P’den daha sağlıklı gelir modelleri sunuyor. Yeni yöntemlerin mobil oyun piyasasına canlılık getirmesi ve inovasyon bekleyen son kullanıcılara daha farklı deneyimler sağlaması bekleniyor.

Google bulutta damping yaptı

0
Microsoft IBM’in orta ölçekli kurumsal müşterilerini hedefleyen Google, iki rakibinden herhangi birini kullanan işletmelere Google Apps üretkenlik araçlarına ücretsiz erişim imkanı sunuyor. Yaklaşık sekiz aydır sunulan bu teklif daha öncesinde 250 ila 3000 çalışanı bulunan şirketlerle sınırlıydı. Google son güncellemeyle birlikte alt sınırı 100 personele indirdi. Diğer bir deyişle 100 çalışanı bulunan ve Microsoft ya da IBM ile kurumsal sözleşmesi bulunan şirketler, mevcut anlaşmaları sonlanana kadar Google Apps for Work paketini ücretsiz olarak kullanabilecekler. Bu paketin içinde tüm Google Docs uygulamalarının yanı sıra Drive, Takvim, Gmail gibi tanıdık servisler, Sesle Yazma ve Explore gibi yeni özellikler yer alıyor. Google ayrıca kullanıcı başına 25 doları aşmamak kaydıyla bu uygulamaların işyerine kurulumunu da üstleniyor.

Google Apps için kurulum da şirketten

Business Insider bir üretkenlik programından diğerine geçişin işletmeler açısından hem zahmetli hem maliyetli olacağını hatırlatıyor. Google ise maliyeti kendisi üstlenerek, işletmeleri ikna etmeyi umuyor. Google for Work’un başındaki isim, Amit Singh, Microsoft Office müşterilerinin yüzde 80’ini kendi kurumsal çözümlerine transfer etme planını yaklaşık bir yıl önce devreye almıştı. Sadece Ekim ayından bu yana 200 binin üzerinde yeni Google Apps kullanıcısı platforma katıldı. Ancak Office halen 60 milyon kullanıcıya sahip. Yapılan bu son kampanya, kurumsal pazarda rekabetin kızıştığının yeni bir göstergesi olarak karşımızda duruyor. Bu temel uygulamalar aracılığıyla bulut üzerinde işletmelerle bir iş ilişkisi kurmaya çalışan bulut devleri, daha sonra aynı müşterileri daha ileri düzey ürünler ve bulut alanı almaya ikna etmeyi planlıyor.

Microsoft, Windows 10 Mobile’dan vazgeçmiyor

0
Her geçen gün yeni bir ürünün rafa kaldırıldığı teknoloji dünyasında, rakiplerinden hayli geride kalan Windows 10 Mobile için de sayılı gün kaldığını düşünebilirsiniz. Global akıllı telefon pazarında düşük bir paya sahip olan platform, iOS ve Android gibi ultra popüler alternatiflerinin yanında -Microsoft’un tüm pazarlama faaliyetlerine rağmen- beklediği popülariteye ulaşamadı. Ne var ki Windows Central tarafından temin edilen bir kurum içi e-postaya göre, Microsoft kendi mobil geleceğini Windows 10 Mobile üzerine kurmaya başlamış bile! Bu e-postaya göre şirket, yeni nesil mobil ürünlerinin tamamını Windows 10 Mobile üzerinde çalışacak şekilde geliştiriyor. Sebebi ise profesyonel kullanıcılar. Microsoft iş dünyasında kendi platformuyla yakaladığı ivmenin önemine inanıyor ve anlaşıldığı kadarıyla, bundan sonraki mobil ürünlerini kurumsal kullanıcılara odaklı hazırlayacak. Dahası, Microsoft’un tablet ailesinin yanı sıra çıkarması beklenen Surface Phone da önceliği güvenlik ve üretkenliğe verecek.

Windows 10 Mobile için yeni hedef ofisler

Son kullanıcıya ulaşma konusunda Lumia serisi akıllı telefonlarıyla son bir buçuk yılda (2014 sonundan bu yana) düşüş yaşayan Microsoft, geçtiğimiz çeyrekte sadece 2,3 milyon Lumia satabildi. 2015 yılı ilk çeyreğinde satılan 8,6 milyon cihazla (ki o bile tartışmalı bir başarı) kıyaslandığında bunun anlamı yıldan yıla yüzde 73 düşüş oluyor. Öte yandan Microsoft, Windows ve Office gibi geleneksel uygulamaların yanı sıra, Azure gibi bulut çağı ürünleriyle de kurumsal dünyayı yakından tanıyor. Mobil için de mevcut müşterilerine karşı bir avantaj sahibi olabilir. Yine de tüm odağı güvenlik ve üretkenlik üzerine kurgulayan Blackberry’nin sonu malum. Bakalım Microsoft yeni hedeflerinde nasıl bir başarı yakalayacak.

Veriler de yaşlanır!

1
Test Veri Yönetimi alanında uzman isimlerin katılımı ile 7. kez düzenlenen TestIstanbul Konferansı öncesi mobil teknoloji alanında uluslararası ölçekte çalışan Monitise’ın MEA Test Ekibi Direktörü Fulya Şengil, konferansın önemine dikkat çekerken test verilerinin yönetimi ile ilgili önemli uyarılarda da bulundu. Dünyanın en saygın gönüllü organizasyonlarından biri olan ISTQB’ye bağlı olarak yazılım test ve kalite alanında kurulmuş Turkish Testing Board (TTB) tarafından düzenlenen konferansın, Türkiye’deki yazılım sektörünün gelişimi için oldukça önemli olduğunu belirten Fulya Şengil, “Yazılımı sadece bir ürün olarak değil, sürekliliği olan bir hizmet olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Yazılım projelerinin başarıya ulaşmasında ise eğitimin ve bilgi paylaşımının önemi tartışılamaz. Türkiye’de bilişim ve yazılım testlerinin gelişmesi için düzenlenen bu konferansı, bu nedenle oldukça önemli olarak görüyorum.” dedi. Açıklamasında test verilerinin yönetimi ile ilgili tavsiyelerde de bulunan Şengil, “Bir sistemde yeni özellikler ve fonksiyonları test ederken veya bir müşteri tarafından iletilen hataları kontrol ederken, son kullanıcılar tarafından karşılaşılan etkileşim ve iş akışlarını doğru olarak simüle etmek ve ona göre aksiyon almak çok önemlidir. Bunu yapmak için, testler sırasında eşzamanlı olarak doğru ve kesin veri kullanımını sağlamak gerekiyor. Çoğu zaman sektörde test senaryolarının artırılmasının yazılıma katkısı olacağı düşünülüyor. Ancak senaryoları artırmaktan çok; doğru zamanda ve doğru miktarda veri elde etmek, testler için daha az efor gerektirir ve böylece daha kaliteli testlerin yapılması sağlanır. Bunun için de test verilerini yönetirken, ‘Veri Geçerliliği ve Tutarlılığı’, ‘Veri gizliliği’ ve ‘Veri Seçimi’ konularına dikkat edilmesi oldukça önemlidir.” dedi. Fulya Şengil Monitise

Veriler de yaşlanır ve kullanılmaz hale gelebilir

Veri geçerliliği ve tutarlılığı konusunda, “Veriler de yaşlanır ve kullanılmaz hale gelebilir” diyen Şengil, bu yüzden verilerde de yazılımda olduğu gibi versiyonlama yapılması gerektiğini belirtirken, yazılım yaşam döngüsünde verinin uçtan uca izlenilebilir olmasının da verilerin bütünlüğünün sağlanması açısından büyük rol oynadığının altını çizdi. Veri gizliliği başlığı altında da uyarılarda bulunan Fulya Şengil, “Birçok uygulama hassas kişisel bilgileri içerir.  Özellikle Türkiye’de BDDK tarafından denetlenen bankacılık sektörü gibi alanlarda üretilen veya artırılan verilerin maskeli, şifreli veya direkt tespit edilemiyor olması gerekir. Üretim ortamında kullanılan verilerin bu yüzden test ortamına ya hiç taşınmaması ya da taşınırken yukarıda bahsettiğim işlemlerden geçmesi gerekiyor. Monitise genel olarak python gibi script dilleriyle tanımlanan ifadelere uygun sentetik/dummy datalar oluşturarak çalışıyor, böylece müşterilerimize veri anlamında bağımlılığımız azalırken, uçtan uca sistemler hazır olmadığı durumda kapalı devre de olsa sistemin sağlamlığını test edebiliyoruz.” dedi. Şengil veri seçimi konusunda ise şunları söyledi: “Yapılan testlerde, hedeflerle alakalı verilerin seçimi oldukça kritiktir. Bilindiği gibi aslında biz sonsuza kadar testleri tekrarlayabiliriz, ama hem piyasadaki rekabetçi koşullar hem de kaliteyi artırmayan kendini tekrar eden testlerde verimlilik için küçültülmüş, üretim ortamındaki hata riskini azaltan bir veri setine ve mobil sektörüne özel olarak da cihaz setine ihtiyaç olacaktır. Monitise olarak, veri ve cihaz seçimi yaparken ISTQB’in de tavsiye ettiği şekilde uç nokta analizi ve cihaz seçimlerinde de sınıflandırma ağaçlarından faydalanarak, piyasa satış ve kullanım oranlarına çevik bir şekilde uyum sağlamaktayız.”

Türkiye, 5G yol haritasını belirliyor

4
Yeni Nesil Mobil Haberleşme Teknolojileri Türkiye Forumu (5GTR) toplantısı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğü’nde 29 Nisan 2016’da düzenlendi. Toplantının açılış konuşmasını Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Dr. Ömer Fatih Sayan yaptı. Ülkemizdeki 5G ile ilgili çalışmaların koordine ve takip edilmesi, kamu, üniversiteler ve sektör arasında eşgüdümün sağlanması, öncelikli alanların belirlenerek bu alanlardaki Ar-Ge ve Ür-Ge çalışmalarının desteklenmesine katkıda bulunulması gibi önemli faaliyetlerin yürütülmesi planlanan 5GTR Forumu toplantısına BTK Kurul Üyesi Figen Kılıç, BTK yöneticileri ile kamudan, üniversitelerden ve sektörden katılım sağlandı. Dünya genelinde akıllı cihaz sayısındaki hızlı artış, teknolojik gelişmeler, hız ve kapasite talebi gibi etkenler, mobil genişbant teknolojilerinde sürekli olarak yeni gelişmeleri tetiklediğini söyleyen Sayan konuyla ilgili şöyle detay verdi: “İnternete bağlı cihaz sayısındaki hızlı artış, makineler arası iletişim (M2M) uygulamaları, nesnelerin interneti, haberleşme cihaz ve ekipmanlarındaki enerji verimliliği, artan hız ve kapasite talebi ise 5G’yi gündeme getirmiş olup küresel mobil endüstrisi son iki-üç senedir 5G teknolojisine odaklanmış durumdadır. Henüz endüstriyel standartları tanımlanmamış olan 5G konusunda hararetli tartışmalar devam etmektedir. Kasım 2015’de Cenevre’de yapılan ITU WRC 2015 konferansının en önemli gündem maddeleri 5G spektrum planlamalarına ayrılmış, Şubat 2016’da Barselona’da düzenlenen Mobil Dünya Kongresi’nde ana gündem yine 5G olmuştur. Asya, Avrupa ve ABD arasında yeni mobil iletişim teknolojilerine yönelik yarış sürmektedir. 4G hizmeti, ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde aktif olarak kullanılmaktadır. 5G’nin ise en erken 2020’de Japonya ve Güney Kore’de hayata geçmesi beklenmektedir. Dünyada, 5G konusunda öne çıkan Güney Kore, Japonya gibi ülkeler standartları belirleyebilmek için Ar-Ge çalışmalarına ağırlık vermektedirler. 5G mobil şebekesinde hızın artırılmasından ziyade gecikme süresinin düşürülmesi ve bağlantının sağlamlığına odaklanılmaktadır. Hız artışı için ise hibrit şebeke kullanılması, spektrum verimliliğinin artırılması gündemdedir.” 5G’nin yol haritası belirlenecek 5G konusunun son bir yılda ivme kazandığını ve ilgi odağı haline geldiğini belirten BTK Başkanı Dr. Ömer Fatih Sayan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu son bir senede başta Kurumumuz olmak üzere konuyla ilgili kamu kurumları, üniversiteler ve elektronik haberleşme sektöründe yapılan çalıştaylar ve toplantılar sonucunda; 5G teknolojisinde önde olan Güney Kore, Japonya ve Çin gibi ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de kamu, üniversite, üreticiler, işletmeciler ve ilgili STK’ların işbirliğinin sağlanması ve 5G teknolojisinde söz sahibi olunabilmesi amacıyla tüm çalışmaların koordinasyonunun ve eşgüdümünün sağlanacağı bir Forumun (5GTR) kurulmasına ihtiyaç olduğu değerlendirilmiştir. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak, ülkemizdeki 5G ile ilgili çalışmaların koordine ve takip edilmesi, paydaşlar arasında eşgüdümün sağlanması, öncelikli alanların belirlenerek bu alanlardaki Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesine katkıda bulunulması, 5G’nin tek bir teknoloji olmayacağı ve çok sayıdaki kavram, hizmet ve teknolojilerin bir kombinasyonu olacağı düşünüldüğünde ULAK gibi temel projelerin yanı sıra, KOBİ’ler veya küçük girişimcilerin de 5G ekosisteminde kendilerine yer bulacağı, tüm paydaşların katkısı ile 5G yol haritasının belirleneceği ve hayata geçirilmesinde gerekli adımların atılması amacıyla ülkemizde 5GTR Forumunun kurulması için sizlerin görüş ve önerilerinizi almak üzere bu toplantı düzenlenmiştir.”

Yapay zekaya uluslararası kurallar geliyor

0
G7, yani dünyanın en büyük ekonomilerini temsil eden ülkeleri tanımlayan kısa ad. Bugüne kadar dünya ekonomisini ve uluslararası kuralları belirlemek için pek çok kez işbirliğine giden ülkeler bu kez geleceğe çeki düzen vermek için bir araya geldi. Amaç; yakın geleceğin yeni normali haline gelecek olan yapay zekanın hangi kurallar altında işleyeceğini şimdiden belirlemek. Japonya’nın Takamatsu şehrinde gerçekleştirilen G7 ICT Zirvesi‘nin ana gündem maddelerinden biri olarak belirlenen yapay zeka; Japonya, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Birleşik Krallık, ABD ve Avrupa Birliği’nin teknolojiden sorumlu en üst isimleri arasında değerlendirilecek. Bakan seviyesinde gerçekleşen toplantılara Japonya İçişleri ve İletişim Bakanı Sanae Takaichi evsahipliği yapıyor. Açılış konuşmasını gerçekleştiren Bakan Takaichi, yapay zekanın muazzam bir hızda ilerlediğine dikkat çekerken, bu hıza ayak uydurmak için ülkelerin neler yapması gerektiğini de sözlerine ekledi. Ülkesinin teknoloji gelişiminde insan onurunu ön planda tutan, gizliliğe önem veren sekiz temel ilke üzerinde hareket ettiğini kaydeden Takaichi, uluslararası yapay zeka kurallarının da bu ilkeler baz alınarak oluşturulması gerektiğini ifade etti. Takaichi’nin dikkat çektiği bir diğer konu ise, siber güvenlik ile teröristlerin internetten faydalanmalarını engellemek için alınabilecek önlemler oldu. Etkinlikte masaya yatırılan bir diğer başlık ise yaşlıların bakımında robotların kullanımı oldu. Avrupa Birliği’nin dijitalleşmeden sorumlu üst düzey ismi Andrus Ansip, Japonya ve Avrupa Birliği’nin bu konuda ortak hareket edeceğini açıkladı. İki gün sürecek etkinliğin sonuç bildirgesinde, başta yapay zeka olmak üzere diğer konuları da içeren bir metin ortaya çıkarılması amaçlanıyor. Bu metin, sonraki çalışmalar için bir referans niteliği taşırken, yapay zekanın kullanımıyla ilgili yasal altyapıyı da şekillendirecek.