Yeni HP logosu nereden geliyor?

0
İkiye bölünerek bilgisayar işini ayrı bir şirket üzerinde organize eden bir markanın çıkardığı ilk bilgisayarın her detayı önem taşır; ultra ince HP Spectre 13 dizüstü bilgisayar modelinin üzerindeki yeni HP logosu olan dört dikey çizgi de bu nedenle bir logodan fazlasını barındırıyor. Spectre x360 adlı 2015 modelinde Hewlett-Packard yazarken, bu modelde minimalist bir logoyla markanın temsil edilmesinin bir sebebi var. Daha agresif bir marka kimliğiyle öne çıkmak ve küçülme raporlarıyla tüm teknoloji devlerine endişe veren bilgisayar pazarında eski günlerine kavuşmak isteyen HP bu yeni ve fütüristik tasarımı sadece üst sınıf dizüstü bilgisayarlarında kullanacağını açıkladı. İtalik yazımla “hp” harflerini simgeleyen dikey çizgilerin aslında beş yıl önceki bir marka yenileme çalışmasının ürünü.

Yeni HP logosu aslında 2011’de tasarlandı

HP’nin marka kimliğini yenilemek adına yeni bir logo tasarlamak için tuttuğu Moving Brands tarafından hazırlanan çizgiler, o dönemde fazla agresif bulunduğu için kabul görmedi ve rafa kaldırıldı. Ancak yıl 2016 oldu ve HP’nin bilgisayar pazarında tutunmak için agresif davranmaya ihtiyacı var. Hewlett-Packard değişen pazar koşullarına ayak uydurabilmek ve daha çevik davranmak için Kasım 2015’te iki ayrı şirkete bölünmüştü. HP Enterprise (HPE) kurumsal çözümleri ve servis işlerini üstlenirken, HP Inc. ise teknoloji mağazalarında raflarda görmeye alışık olduğumuz bilgisayar ve yazıcı gibi son kullanıcıya yönelik donanım ürünlerine odaklanıyor.

14 milyon doları personele dağıtıyor

0
Veri merkezi alanında en hızlı yükselen startup’lardan biri olan Nutanix’in kurucu ortağı ve mevcut CEO’su Dheeraj Pandey, personelin halka arz öncesi motivasyonunu sağlamak amacıyla toplam değeri 14 milyon dolara ulaşan kişisel hissesini çalışanlarına prim olarak dağıtıyor. Business Insider haberine göre 2016 yılının başından bu yana devam eden halka arz kısırlığını da çözmesi beklenen Nutanix’in halka arzı, hafta başında yapılan SEC güncellemesiyle hız kazanacak. Yatırımcıların taze teknoloji şirketlerine karşı ilgisinin azalması ve “teknoloji balonu” söylentilerinin artması nedeniyle halka arz süreci sekteye uğramıştı. Şimdi ise Nutanix sadece borsaya açılmakla kalmıyor, personelini de oldukça mutlu edecek bir hamleye imza atıyor.

Nutanix performansa dayalı prim dağıtacak

Yüzde 9’luk hissesiyle şirketin en büyük bireysel hissedarı olan kurucu ortak ve CEO Dheeraj Pandey, toplam 1,9 milyon hissesinin 1,3 milyonluk kısmını çalışanları arasında dağıtacak. Bu kısıtlanmış hisse birimleri (RSU) önümüzdeki dört yıl içinde performansa dayalı olarak personele prim şeklinde sunulacak. Toplam 1,9 milyon hissenin 21,53 milyon dolar değerinde olduğunu açıklayan Nutanix, bu hesapla personele önümüzdeki dört yıl boyunca 14,7 milyon dolarlık hisse dağıtacak. Üstelik halka arz sonrası şirketin değeri artarsa, çalışanların alacağı prim de aynı oranda artış gösterecek.

nutanix ceo dheeraj pandey“Ona hırsız diyoruz, çünkü bizim kalbimizi çaldı” – Nutanix çalışanları

Dheeraj Pandey geçtiğimiz yıla ait yaklaşık 200 bin dolarlık performans primini ve geçmişe dönük maaş artışını da geri çevirdi. Şirketin yönetim kurulu başkanı olarak da görev aldıktan sonra yıllık maaşına 232.500 dolarlık zam alan Pandey, bu ücretin geriye yönelik olarak Nisan 2014’ten bu yana işlenmesini sağlayan bir teklif almıştı. Mevcut yapıda şirketin 11,3 milyon hissesine sahip olan Pandey’in parayla çok derdi yok. Şirket halka arz sonrası geçtiğimiz yıl özel yatırımcılardan aldığı hisse başı 13,49 dolar değerden bile işlem görse, Pandey’in hisseleri 153 milyon doların üzerinde değere sahip oluyor. Elbette bu servet, Pandey’in yaptığı şık hareketi gölgelemiyor.

Kredi kartlarının yüzde 60’ı e-ticaretle tanışmadı

0
Türkiye’nin e-ticaret ve perakende sektörünü masaya yatıran Positive a Digital Approach, Türkiye’deki 55 milyon kredi kartından 33 milyonunun henüz bir kez bile internetten alışverişte kullanılmadığını açıkladı. Şirketin analizine göre, e-ticaret 2015 yılında toplam 25 milyar TL’lik hacme ulaşırken, e-perakende genel perakende pazarından sadece yüzde 1,3 pay aldı. Dünyada e-perakendenin ortalaması yüzde 7, İngiltere’de ise yüzde 11. Positive Kurucu Ortağı Caner Istı, Türkiye’deki e-perakendenin genel perakende pazarına oranının çok düşük olduğunu belirterek, “Bu alanda yatırım yapacak olan markalar için çok büyük bir fırsat var. Verilere göre 2016 yılının 31 milyar TL civarında bir e-ticaret hacmi ile kapatacağımız bekleniyor. Bununla birlikte e-perakendenin genel perakende içindeki payının yüzde 1,3’ten yüzde 2’ye çıkmasını bekliyoruz.” dedi. Perakendecilerin 3’te 1’i, süpermarketlerin 4’te 3’ü e-ticarete henüz geçmedi Positive a Digital Approach’un analizine göre, Türkiye’deki en büyük 10 perakende şirketi, tüm perakende sektörünün cirosunun yüzde 57’sini oluşturuyor. Bu da yaklaşık 47,5 milyar TL ediyor. 47,5 milyar TL ciro yapan bu 10 markadan 5’inin bir e-ticaret sitesi henüz bulunmuyor. En büyük ilk 100 perakendeciye bakıldığında ise 35’inin e-ticaret sitesi olmadığı görülüyor. Perakende sektöründeki en yüksek ciro oranı süpermarket kategorisinde görülüyor. İlk 100 içerisinde 17 süpermarket markası, yaklaşık 42,6 milyar TL ciro yapıyorlar. Bu 17 markanın 13’ünün e-ticaret sitesi bulunmuyor. Bu konu ile ilgili olarak Istı; “Artık kullanıcılar örneğin taze gıda alımı konusunda da internetten alışverişe sıcak bakıyorlar. Sektörde uzun süredir internetten market ürünleri satışı sağlayan lider firmanın açıkladığı istatistiklere göre mağazada her 5 kullanıcıdan 1’i et ürünü almayı tercih ederken, internet alışverişi yapan her 5 kullanıcıdan 2’si et ürünü almayı tercih ediyor. Ayrıca aynı markanın sepet ortalamasının internet üzerinden yapılan alışverişlerde daha yüksek olduğu belirtildi. Bu da e-ticaretin potansiyelinin ciddi bir potansiyel barındırdığının en somut göstergesidir” diye ekledi. positive_analiz1 Kredi kartlarının yüzde 60’ı internette hiç kullanılmadı Analize göre, Türkiye’deki 55 milyon adet civarındaki kredi kartının 22 milyonu e-ticaret işlemlerinde de kullanılmış. Yani kredi kartlarının geriye kalan yüzde 60’ı hiç internette kullanılmamış olarak duruyor. Positive Kurucu Ortağı Caner Istı, “Bu veri bize Türkiye’de kredi kartı sahibi olup da, henüz internetten ilk alışveriş deneyimini yaşamamış büyük bir kitle olduğunu gösteriyor. Henüz hiç e-ticaret ile tanışmamış kart kullanıcıları internetten alışveriş yapar hale geldiğinde e-ticaret hacminde ciddi bir büyüme olacağını öngörüyorum. Önümüzdeki günlerde özellikle de hızla olgunlaşmakta olan e-perakende sektöründe ciddi büyüme oranları görülecek. Positive olarak markalara bu büyük fırsatı değerlendirebilmeleri için altyapımızı her geçen gün büyüyen sektörün ihtiyaçları doğrultusunda daha da geliştiriyoruz.” dedi.

Angry Birds filminin faturası ağır oldu

0
Yeni bir çağa ayak uyduramadıktan sonra o çağı sizin başlatmış olmanız bir şey değiştirmez; Angry Birds geliştiricisi Rovio Entertainment’ın son mali raporu da bunun kayda değer bir örneği oldu. Basit mobil oyun furyasını iPhone’a yıllar önce çıkardığı Angry Birds ile başlatan Rovio, son iki yılında gelir düşüşü raporlamıştı ve bu yıl grafiğin eksi kısmına geçiş yaptı. Rovio tarafından yayınlanan bilançoda 13 milyon euro zarar görülüyor ve bunun sebebi geçtiğimiz yıl gerçekleşen büyük ölçekli yeniden yapılanma ve 3 boyutlu çekilen Hollywood filmine yapılan yatırım olarak gösteriliyor. Mobil oyun geliştiricisi lisans gelirlerinde düşüş yaşıyor. Geçen yıl işgücünü üçte bir oranında azalttı ve Hollywood standartlarında çekilen Angry Birds 3D filmi büyük bir yatırım gerektirdi. Ancak bunların yanı sıra şirketin iş modeli olarak da bazı hataları bulunuyor.
 

Rovio yeniliğe uzak kaldı

Tüm sermayeyi Angry Birds serisine yaslayan Rovio, aynı başarıya yaklaşacak yeni bir oyunu piyasaya sürmeyi başaramadı. Dünya genelinde pek çok ülkede akıllı telefon pazarının doyuma yaklaşması sonucunda da asabi kuşların çeşitli maceralarını denemeyen neredeyse kalmadı ve buna bağlı olarak satışlar hissedilir şekilde düştü. Önceki yıl 158 milyon euro olan satışlar, 2015’te 142 milyon euroya kadar geriledi. Rovio’nun şimdilik en büyük umudu önümüzdeki ay vizyona girecek olan Angry Birds filmi. Bu film ile birlikte oyun satışlarının tekrar artmasını ve mağazalarda çıkan peluş oyuncaklara benzer yeni lisans anlaşmaları yapmayı umut eden şirketin CEO’su Kati Levoranta, yaptığı açıklamada “Bu yılın ilk çeyreği şimdiden kârlı geçiyor ve 2016’nın geri kalanına da olumlu bakıyoruz” ifadesini kullandı.

Nokia yine ekmekle oynuyor

0
Bilişim dünyasına yılın ilk bombasını Nokia düşürmüş ve iletişim altyapıları sağlayıcısı Alcatel-Lucent’ı tam 15,6 milyar dolar karşılığında satın almıştı. Bu satın almanın ateşi ise yüzlerce personelin ocağına düşecek gibi görünüyor. Şirketin yaptığı açıklamaya göre iki yıl içinde 900 milyon euroluk bir operasyonel gider düzenlemesi planlanıyor ve bu kapsamda dünyanın dört bir yanındaki ofislerinde işten çıkarmalar gerçekleştirecek. Adeta dişinden tırnağından artırmak için bir plan yaptığı anlaşılan Finli teknoloji şirketi, emlak varlıklarından servislerine, tedarik zincirinden üretime kadar çok çeşitli alanlarda da tasarrufa gidecek.

Nokia bütçeyi Nesnelerin İnterneti ve 5G’ye aktaracak

Finlandiya özelinde yayınlanan bir basın bildirisine göre Nokia’nın sadece kendi memleketinde 1.300’ün üzerinde personelle iki yıl içinde vedalaşması planlanıyor. Şirket bu tasarrufları “Zorlu pazar koşullarına uyum sağlamak için atılan adımlar” olarak görüyor. Şirketin CEO’su Rajeev Suri’nin açıklamasına göre tüm bu tasarruflarla oluşturulan kaynak ise yeni nesil iletişim teknolojileri olan 5G, bulut ve Nesnelerin İnterneti alanlarında değerlendirilecek.

Biyometrik güvenlik pazarı 30 milyar dolara çıkacak

0
2009 yılındaki seçmen veritabanının internette herkesin erişimine açık hale gelmesi, ister istemez kişisel verilerin güvenliği noktasında da akıllarda soru işareti oluşturdu. Bu tip verilerin güvenliğini sağlamada en işe yarar ve faydalı yöntem olarak kabul edilen biyometrik güvenlik sistemleri, başta mobil ödeme olmak üzere kişinin kendisi olduğunun ispatı noktasında yaygın olarak kullanılıyor. Bu yaygınlık, biyometrik güvenlik teknolojisi üreten ve geliştiren şirketler için de uzun yıllar geçerli olacak bir pazar anlamına geliyor. Bunu, rakamsal olarak ifade ettiğimizde ise bol sıfırlı büyüklükler söz konusu. İşte bu pazarın büyüklüğünü ölçen önemli araştırmalardan biri global araştırma şirketlerinden ABI Research’ten geldi. 2021 yılında, yani sadece 5 yıl sonra pazarın büyüklüğünü 30 milyar dolar olarak öngören ABI Research, bu tahmininde mobil cihaz faktörüne dikkat çekiyor. 2015 – 2021 arasında pazarın %118 büyümesini beklediğini açıklayan şirket, bu raporunda artıştaki itici güç olarak mobil parmak izi okuyucuları ve sensörleri belirtiyor. Bu sınıftaki ürünlerin 2 milyar adedi bulduğunu açıklayan ABI Research, pazarın global dağılımına dair bilgiler de paylaşıyor. Şirketin analistlerinden Dimitrios Pavlakis, 2021’de yüz tanıma yoluyla analizlerle de karşılaşacağımızı, bunda her üç kameradan birinin IP tabanlı olmasının etkili olacağını ifade ediyor. Pavlakis, dünyada hangi bölgelerin biyometrik güvenlik pazarında daha etkin olacağı konusunda ise Latin Amerika ile Ortadoğu ülkelerindeki yükselişe dikkat çekiyor. Diğer yandan biyometrik güvenlik sistemlerinin kendi içinde işbirliği yapmaya başlamasına da dikkat çekmek gerekiyor. Hibrid biyometrik güvenlik olarak tanımlanan bu sistemler, birden fazla güvenlik sisteminin birlikte kullanılmasını işaret ediyor. Örneğin cep telefonunuzdaki parmak izi okuyucu ile bir uygulamayı açar ya da onay verirken, çektiğiniz fotoğraf sizin yüz tanıma bilgilerinizle eşleştiriliyor. Bu sistem aynı zamanda tıpkı bir telefon görüşmesi yapar gibi telefonu kulağınıza götürdüğünüzde ise yine kişiye özel olan kulak yapınızla önceki kontrolleri eşleştiriyor. Biyometrik güvenliğin yaşamın ‘onayınızı gerektiren’ hemen her alanına girmeye başladığını düşündüğümüzde ABI Research’ün neden hızlı bir yükseliş ve bu çapta bir pazar büyüklüğü öngördüğü ortaya çıkıyor.

Reddit kullanıcıları da engelleyecek

0
İnternetin dipsiz kuyularından biri de Reddit. Kurucuları bile “aşırı derecede yasadışı olmadığı sürece her şeye açığız” diyorken, kullanıcıların imam-cemaat hukuku çerçevesinde başka hiçbir yerde bulamayacağınız kadar rahatsız edici içeriği burada paylaşması kaçınılmazdı. Bu platform ufuk açıcı nitelikte faydalı ve değerli bilgilere ve içeriklere de ev sahipliği yapıyor; ünlüler bile AMA seanslarıyla hayranlarına buradan sesleniyor. Ne var ki site çoğunlukla olumsuz paylaşımlar üzerinden gündeme geliyor. Hal böyle olunca, kullanıcılar arasında da psikolojik travmaya neden olacak boyutlara ulaşan tartışmalar ve spam gibi karşılıklı dijital saldırılar mümkün olabiliyor. Buna bir çözüm getiren site yönetimi, Twitter’daki engelleme işlevine benzer şekilde çalışan bir blok özelliğini devreye aldı.

Reddit artık daha mı güvenli?

Reddit’in ilk mühendislerinden Chris Slowe tarafından detaylı olarak açıklanan kullanıcı engelleme özelliği, bir kullanıcıyı engellediğinizde ona dair içeriklerle ilgili bilgilendirilmemenizi ve size yöneltilmiş içerikleri görmemenizi sağlıyor. Buna yorumlar ve yanıtlar da dahil. Üstelik engellenen kişi engellendiğini görmüyor. Reddit gibi ateşli tartışmaların çok sık yaşandığı bir paylaşım platformunda bu özelliğe ne kadar ihtiyaç olduğu düşünülürse, kullanıcı engellemenin neredeyse 11 yıl sonra hayata geçirilmesi hakkında yapılan eleştiriler zemin kazanıyor. Özgür düşünceyi savunmak bir yana, kişisel saldırılar dijital de olsa en azından bireysel bazda önlenebiliyor olmalı. Sosyal ağın kendi içinde ise engelleme özelliğinin tepki çekeceği ortada. Geçtiğimiz yıl zorlu bir yönetim değişikliğinden geçen Reddit’in yeni güncellemesi bakalım kullanıcılardan nasıl tepkiler alacak.

Sinir bozan iOS koruması nihayet açılıyor

2
Yeni bir iPhone aldığınızda tüm kontrolün sizde olduğunu hissetmek keyif verir. Ancak sonra gözünüze malum uygulamalar takılır: İpuçları, Podcast’ler, iBooks ve diğerleri… Apple’ın iOS sisteminin adeta içine gömdüğü bu orijinal uygulamaları cihazdan silmenin ya da ekrandan kaldırmanın herhangi bir yolu yok. Tüm yapabildiğimiz, üçüncü veya dördüncü sayfada “Ekstra” ya da “Faydasız” diye bir klasör oluşturarak silemediğimiz ne kadar Apple uygulaması varsa buraya yığmak. Şimdiye kadar senaryo bu şekilde ilerliyordu. Ancak iTunes meta verilerinde AppAdvice tarafından tespit edilen bir değişiklik, bu uygulamaları ekrandan tamamen kaldırabilmemize olanak tanıyacak gibi görünüyor. Teknik detayına baktığımızda, iTunes kodlarında artık “isFirstParty” ve “isFirstPartyHideableApp” anahtarları bulunuyor ve bunların boolean değerleri true ya da false olarak değiştirilebiliyor.

iPhone artık daha temiz

Elbette Apple sizi bu kodlar içinde boğmayacak. Bunlar arka planda çalışırken, yakın zamanda yayınlanmasını umduğumuz bir güncelleme ile Ayarlar bölümünden birinci parti yani Apple tarafından yayınlanmış Notlar, Anımsatıcılar, Podcast’ler gibi uygulamaları ana ekranda gizleme seçeneği sunulacak. iPhone ile önyüklü olarak gelen uygulamaları tamamen silmek mümkün olmasa da, ana ekranda görünümünü kapatmak da teselli ödülü sayılabilir. Bunun bir benzer iCloud Drive için ayarlanabiliyor. Normal şartlarda arka planda çalışan uygulama için ilgili ayarı yaparak ana ekrana bir uygulama simgesi yerleştirebiliyoruz. Bahsi geçen güncellemenin ne zaman yayınlanacağı şimdilik bilinmiyor. Ancak önümüzdeki aylarda düzenlenecek WWDC etkinliğinde Apple bunu “mucizevi” bir özellik olarak sunmayı planlıyor olabilir.

Intel’in geleceği bu işlerde

0
Intel 19 Nisan’da 2016 yılı ilk çeyrek finansal raporunu yayınlayacak ve bu hem mikro işlemci üreticisi için hem de bilişim sektörünün geleceği için önemli bir dönüm noktası olacak. Silikon Vadisi’nin en köklü şirketleri arasındaki mikro işlemci üreticisi, yıllar sonra finansal verileri sunduğu raporun yapısında kapsamlı bir değişime gidiyor. Şirketin bundan böyle odaklanmayı planladığı iş gruplarına da ışık tutan yeni yapılanma sonrası, faaliyet segmentleri şu şekilde sıralanacak: İstemci Bilişim Grubu (Client Computing Group – CCG) Veri Merkezi Grubu (Data Center Group – DCG) Nesnelerin İnterneti Grubu (Internet of Things Group – IOTG) Sabit Bellek Çözümleri Grubu (Non-Volatile Memory Solutions Group – NSG) Güvenlik Grubu (Intel Security Group – ISecG) Programlanabilir Çözümler Grubu (Programmable Solutions Group – PSG) Geri kalan tüm operasyonlar Yeni Teknoloji Grubu (NTG) adı altında toplanacak. https://www.techinside.com/intel-yogitech-iot-satin-alma/ Şirketin planlarında NSG, ISecG ve PSG gruplarına ait faaliyet sonuçlarını ayrı olarak yayınlamak var zira bu segmentlerin hiçbiri tek başına raporlanabilir bir operasyon bölümü eşiğine ulaşmıyor. Geçtiğimiz yıl satın alınan 16,7 milyar dolara satın aldığı Altera Corp. ile ilgili operasyonlar da programlanabilir çözümler grubunda raporlanacak.

Intel üç büyük operasyona devam edecek

Intel’in açıklamasına göre raporlamaların değişmeyeceği daha büyük gruplar ise bilgisayar ve mobil cihazların yer aldığı istemci bilişim grubu (CCG), sunucu işlemcilerinin bulunduğu veri merkezi grubu (DCG) ve Nesnelerin İnterneti odaklı IOTG olacak. Yakın zamanda şirketten ayrılacağı açıklanan kilit yöneticiler Kirk Skaugen (CCG) ve Doug Davis’in (IOTG) duyurularının hemen ardından böyle büyük bir değişiklik akıllarda soru işaretleri oluştursa da, Intel yetkilileri raporlamadaki kapsamlı güncellemenin yönetim ekibindeki son değişiklikler öncesinde planlandığını belirtiyor.

Satya Nadella: Kariyere odaklanırken ailenizi unutmayın

0
Başarılı iş adamlarının sabah 6’dan önce kalkıp çalışmaya başladığını anlatan kitaplar, hayatın temeline işi oturtma illüzyonuna neden oluyor. Microsoft’un başarılı CEO’su Satya Nadella, başarılı bir kariyer ve mutlu bir aile yaşantısı için iş ve özel hayat arasında bir denge kurulması gerektiğini düşünmüyor. Ancak onun bu konuya farklı bir yaklaşımı var. Yazılım ve donanım ürünleriyle onlarca yıldır dünya genelinde insanların hayatını şekillendiren Microsoft’un en yeni CEO’su Satya Nadella, sadece birkaç yılda yaptığı değişikliklerle şirketi yeni nesle başarıyla aktardı. Microsoft artık “önce mobil” diyor, “önce bulut” diyor. Peki, Satya Nadella tüm bu yoğunluğun altından kalkıp ailesine vakit ayırabiliyor mu? BusinessInsider‘a iş ile özel hayatı arasında nasıl bir denge kurduğunu anlatan Nadella’ya göre denge diye bir şey yok. İşin sırrı iş ile hayat arasında bir uyum yakalayabilmek: “İş yerinde bir dünya vakit geçirip, işi düşünüyoruz. Bu yüzden yaptığımız işin anlamlı olması ve temel değerlerimizle örtüşmesi önem taşıyor. Ancak aileyle vakit geçirme zamanı geldiğinde, hepimizin telefonlara daha az, gerçek dünyaya daha çok vakit ayırması gerekiyor.” Diğer bir deyişle, özel yaşantımızda, ailemizle vakit geçirirken işyerinden son gelen e-postada ne yazdığını düşünmememiz gerekiyor. https://www.techinside.com/microsoft-2015te-butun-pazari-topladi/

Satya Nadella ailesine vakit ayırırken nelere dikkat ediyor?

“Ailemle birlikte vakit geçirirken, hatta bu hafta sonu kızımlayken bile o an orada varlık göstermeye dikkat ediyorum. Varlık göstermek ne demek? O son e-posta, yapılacak son parça iş, hepimizde bir parça kalıntı etkisi uyandırıyor. Bu etkinin özel yaşantınızdaki varlığınızı etkilememesi için çok çok iyi olmanız gerekiyor. Bunun başarılamadığı ortamlara bir örnek: Bir akşam yemeği masasında herkesin birbirine değil, elindeki cep telefonlarına bakmaları bence oldukça trajik.” Telefonlara olan ihtiyacımızı “bilgi sahibi olma kaygısı” olarak nitelendiren Satya Nadella, Microsoft’un yeni nesil akıllı yazılım ve cihazları sayesinde bu sorunun çözülebileceğine inanıyor: “Bir toplantıya geç kaldığımı varsayalım. Kişisel asistan bunu algılıyor, otomatik olarak ajandayı tekrar düzenliyor ve ilgili kişiye gecikmeyle ilgili bildirim gönderiyor. Böylelikle benim sürüş esnasında mesaj yazmakla uğraşmam gerekmiyor.”

Dünya dijital tüketici haritası açıklandı

1
Accenture; ABD, Almanya, Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri, Brezilya, Çin, Fransa, Güney Afrika, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika ve Türkiye’de son üç ay içinde internet üzerinden ve fiziksel mağazalardan alışveriş yapmış 13 bin 133 kişinin katılımıyla hayata geçirdiği ‘Dijital Tüketici Eğilimleri Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. Araştırmada hazır giyim, tüketici elektroniği, çok katlı mağazalar, indirim/toptan/hipermarketler, gıda perakendecileri, ilaç satan süpermarketler ve ev dekorasyonu kategorilerinde satış yapan mağazalara yönelik memnuniyet ve beklenti seviyeleri değerlendirildi. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Accenture Türkiye Üretim, Tüketim ve Perakende Sektörü Lideri ve Yönetici Ortağı Özlem Kestioğlu; önceki yıllara kıyasla dijital tüketici beklentilerinde artış gözlemlendiğini, perakende alışverişlerinin ileri teknoloji mobil uygulamalar ile desteklenmesine ek olarak tutarlı ve güvenilir bir alışveriş deneyimi sunulmasının da tüketici alışverişlerinde önem taşıdığını belirtirken, “Perakende müşterilerinin artan beklentilerini karşılamak amacıyla daha iyi bir müşteri deneyimi sunma konusunda dijital çözümlerin önemi giderek artıyor. Perakende dünyasının, müşteriyi her açıdan memnun edecek hizmetler sunmak için dijital dünyada gözlemlenen dinamizme ayak uydurabildiğini göstermesi gerekiyor” dedi. Kestioğlu, “Türkiye’deki müşteriler ile global müşterilerin sorulan sorulara verdikleri cevaplar genel olarak paralellik gösteriyor ve Türkiye’deki tüketiciler hayatlarını kolaylaştıracak her türlü yeniliğe açık durumdalar. Ayrıca Türkiye’de tüketiciler globalden daha hızlı bir şekilde mobil dünyaya adapte oluyor” açıklamasında bulundu. Türkiye’deki tüketicilerin tercihi mobil… Araştırmanın global ortalaması, perakende alışverişlerinde mobil cihazların öneminin arttığını gösteriyor. Tüketicilerin yüzde 45’i, aradıkları ürünü bulmak için mobil kanalları kullandıklarını belirtirken yüzde 52’lik bir kesim mobil cihazlar üzerinden alışveriş yapmanın yeterince kolay olduğu görüşünde. Türkiye’deki tüketiciler için ise mobil cihazlar online alışverişin anahtarı… Araştırmaya göre; Türkiye’deki tüketiciler, son 2 yılda diğer ülkelere göre mobil cihazlar üzerinden alışverişlerini artırdılar. Türkiye’deki tüketicilerin mobil cihazlar üzerinden alışveriş yapma tercihi yüzde 52 oranı ile dünya ortalamasının 4 puan üzerinde yer alıyor. Ayrıca, dünya genelinde tüketiciler mağazadan mobil cihazlar ve bilgisayara, tüm kanallardan yapacakları satın almalarını artırmayı planlarken, Türkiye’dekiler yüzde 37 ile, dünya ortalamasının 10 puan üzerinde bir farkla, akıllı telefonlar üzerinden alışverişlerini artırmayı planlıyor. Tüketicilerin mobilden beklentilerinin başında ise; gerçek zamanlı promosyon önerisi, ödeme sırasında kendilerine özel otomatik olarak kullanabilecekleri sadakat programı puanlarının varlığı veya indirimlerin otomatik olarak anında alışveriş sepetine uygulanması, vb. kişiselleştirilmiş hizmetler geliyor. Diğer yandan araştırma; Türkiye’deki tüketicilerin, birkaç başlık dışında, dünya genelindeki tüketicilere benzer beklentilerde olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’dekiler, ihtiyaçlarına en doğru yanıtı veren, taleplerini dikkate alan ve kişisel alışveriş deneyimlerine özelleştirilmiş hizmetler sunan perakendeciyi aramaya devam ediyor. Geçen yıla göre mağaza ziyaretleri arttı… Online ve mobil kanallar alışverişte önemli bir yer tutuyor olsa da Türkiye’deki tüketiciler satın almak istedikleri ürünü bulmak için mağazaya gitmekten vazgeçmiyor. Dünya genelinde, geçen yıla göre mağaza ziyaretlerini artırdıklarını söyleyenlerin oranı yüzde 34 olurken, Türkiye’de bu oran yüzde 46. Mağaza içi alışveriş deneyiminde gelişme bekleyen Türkiye’deki tüketicilerin oranı yüzde 27’de kalırken, global tüketiciler için bu beklenti, önceki yıllara kıyasla artış göstererek yüzde 36 olarak kaydediliyor. Araştırmaya göre; hayatın her alanında giderek dijitalleşen tüketiciler, perakendecilerin de alışveriş deneyimini daha iyiye götürecek adımları attığını görmek istiyor. Tüketiciler, tüm kanallarda tutarlı ve benzer bir deneyim yaşamayı tercih ediyor. Katılımcıların yüzde 35’ine göre, bağlantılı alışveriş deneyimi en çok gelişme göstermesi beklenen alanların başında geliyor. Geçtiğimiz yıl katılımcıların yüzde 90’dan fazlası, mağazadan satın almak istediği ürünü ilk önce online olarak araştırdığını ya da internet üzerinden ürün satın almadan önce mağazada görmek istediğini belirtirken bu yıl, tüketicilerin yüzde 52’si alışveriş deneyimini en fazla geliştirecek özelliğin ürün stoğunun mağazaya gitmeksizin sorgulanabilmesi olduğunu ifade ediyor. Tüketiciler, mağaza içi alışveriş deneyiminin mobil uygulamalar ile desteklenmesi gerektiğini belirtirken; perakendecilerden en önemli beklentilerini kişiye özel gerçek zamanlı promosyonlar sunulması, indirimlerin otomatik olarak anında alışveriş sepetine uygulanması ve mağaza içerisinde ürün bulmayı kolaylaştıracak uygulamaların yaygınlaştırılması olarak özetliyor. İnternetten alışveriş yapma oranının geçtiğimiz yıllara göre arttığının vurgulandığı araştırmada, gıda harici ürün alışverişlerinde en az yüzde 87’lik bir kesimin interneti kullandığı anlaşılıyor. Gıda ürünlerinde ise, interneti kullanma oranı yüzde 53 olarak belirtiliyor. Türkiye’de tüketiciler, kişisel bilgilerini paylaşmaya daha sıcak bakıyor Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’deki tüketiciler kendilerine özel hizmetler sunulması karşılığında kişisel bilgilerini perakendeciler ile paylaşmaya sıcak bakıyor. Katılımcıların yüzde 57’si kişisel bilgilerini paylaşmaları karşılığında kendilerine sunulacak promosyon ve indirimlerden faydalanmak istiyor. İlgilendikleri ürüne yönelik özel teklifler sunulması, yüzde 40 ile tüketicilerin kişisel bilgilerini paylaşmaları karşılığında en çok talep ettikleri ikinci başlık olarak öne çıkıyor. Perakendecilerin kişisel bilgilere erişimi konusunda kendisini rahat hisseden tüketicilerin oranı yüzde 42 olurken paylaşılan kişisel verilerin 3. şahısların eline geçmesi ile ilgili endişelerini dile getirenlerin oranı yüzde 78’lere ulaşıyor. Global araştırma sonuçlarında ise yüzde 85’lik bir katılımcı grubu, kişisel bilgilerinin güvenilirliği ile ilgili endişelerini belirgin bir şekilde vurguluyor. Kişisel bilgilerin bir güvenlik ihlaline maruz kalması durumunda, perakendecilerin oluşabilecek zararı karşılayacağını ve durumu telafi edeceğini düşünen tüketicilerin oranı Türkiye’de yüzde 45 iken, dünya ortalamasında bu oran yüzde 39’da kalıyor. Türkiye’deki tüketiciler, globalle karşılaştırıldığında, perakendecisine daha fazla güvenen bir profil çiziyor. Mağaza içi alışveriş deneyimi değerlendirildiğinde ise, satış danışmanının ilgisi ve müşteriye son satın aldığı üründen memnun kalıp kalmadığını sorması, müşterilerin yüzde 62 oranında memnun kaldığı bir yaklaşım olarak ortaya çıkarken; satış danışmanının müşterinin online sepetindeki ürünleri biliyor olması ise yüzde 26’lık bir katılımcı grubu tarafından rahatsız edici olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de tüketiciler teslimat hızını önemsiyor Global araştırma sonuçlarına göre Türkiye teslimat hızına en fazla önem veren ülke… Türkiye’deki tüketicilere teslimat süresi seçenekleri sunulduğunda, tüketicilerin yüzde 34’ü aynı gün içinde, yüzde 15’i ise yarım günde teslimat opsiyonunu seçeceğini ifade ediyor. Türkiye’deki tüketicilerin fiyat hassasiyeti teslimat hızı konusunda da karşımıza çıkıyor. Teslimat hızı online alışverişlerdeki önemini korumakla beraber, katılımcıların yüzde 21’i ücretsiz kargo seçeneği sunulması durumunda, perakendecinin öngöreceği süreyi beklemeye hazır olduklarını belirtiyor. Türkiye’deki tüketicilerin ön plana çıkan davranışları
  • Tüketicilerin yüzde 93’ü hazır giyim ve tüketici elektroniği alışverişlerinde interneti kullanıyor.
  • Tüketicilerin beklentilerinin en fazla karşılandığı alanlar yüzde 70 ile ürünler ve yüzde 69 ile mağaza atmosferi olarak karşımıza çıkıyor.
  • Tüketicilerin yüzde 57’si mağazadaki satış danışmanları ile iletişimlerinin ve internet ortamının beklentilerini karşıladığını, yüzde 14’ü ise karşılamadığını düşünüyor.
  • Tüketicilerin yüzde 53’ü tercih ettikleri perakendeci tarafından kendilerine sunulan fiyat ve promosyonların beklentilerini karşıladığı, yüzde 18’i ise karşılamadığı görüşünde.
  • Tüketicilerin yüzde 71’i güvendikleri perakendeciler tarafından sunulan sadakat programlarına ilgi göstereceklerini belirtiyor.
  • Tüketicilerin yüzde 21’i, teslimatın ücretsiz olması durumunda perakendecinin uygun göreceği süreyi beklemeye hazır olduğunu ifade ediyor.
  • Tüketicilerin yüzde 83’ü teslimat için randevulaşma sistemi uygulandığı takdirde bunu kullanacağını söylüyor.
  • Türkiye’de tüketicilerin yüzde 51’i perakendecilerin sosyal medya hesaplarına erişim yoluyla ürün önerisinde bulunmasına olumlu yaklaşıyor.
  • Google ve Facebook Türkiye’deki tüketicilerin yaşam tarzını en çok etkileyen şirketlerin başında geliyor.

Uydularla yeni nesil girişimcilik

0
Girişim şirketlerinin planları dünyanın sınırlarını zorluyor. Uzay madenciliği için harıl harıl çalışanları bir kenara bırakırsak, yörüngedeki yaklaşık 2000 uydu ile yapılabilecek pek çok şey var. Bunlardan biri de 2012’de Hollanda’da kurulan Orbital Eye firmasının geliştirdiği, uydudan petrol boru hatları takibi. Orbital Eye tarafından geliştirilen teknoloji, basit bir tanımla uydu görüntüleri ile gaz ve petrol boru hatlarının takibinden ibaret. Ancak şirket buna ek özellikler getirmiş. Sistem, neredeyse anlık bir şekilde boru hatlarını gözlemleyerek olası bir arıza durumunda yaşanan olumsuz durumu yeryüzündeki kontrol merkezlerine iletiyor. Orbital Eye bu çalışmasında yalnız değil. Avrupa Uzay Ajansı ESA’nın “Integrated Application Promotion (IAP)” adını verdiği programın bir alt projesi olarak hayata geçen uygulamanın ilk örnekleri Hollanda merkezli Gasunie ve Hollanda ile Belçika’da faaliyet gösteren PPS Pipeline Systems tarafından test ediliyor. 2014’te bir nevi prototip olarak başlayan uygulamada Sentinel-1A adı verilen uydudan alınan görüntüler kullanılıyor. Boru hatlarını kullanan şirketler için bu sistemin pek çok avantajı bulunuyor. Hattın tamamı herhangi bir zamanda herhangi bir yerden kontrol edilebiliyor. Yaşanabilecek saldırı ya da arızalar sonucu oluşacak patlama vb. durumlarda bölgenin güvenliği ve ortaya çıkan hasarın durumu bölgeye gönderilecek bir helikopter ya da uçak yerine uydu üzerinden de izlenebiliyor. Uydu üzerinden yeryüzünde yaşam alanlarından uzak bölgeleri keşfetmek aslında yeni bir uygulama değil. Geçmişte uydulardan, maden bölgelerindeki rezervlerin tespitinde yardımcı unsur olarak faydalanılmıştı. Özellikle ulaşımın zorlu olduğu bölgelerin bu şekilde keşfedilmesi, yüklü miktarda yatırım yapacak şirketlerin doğru adımlar atmasına yardımcı oluyor. Yine uydular orman bölgelerinde yaşanan değişimi gözlemlemekte, küresel ısınmanın etkilerini ortaya çıkarmada da başrol konumunda. Meteorolojik olaylar ve fırtınaların seyrinde de uydular yine oldukça aktif. Uydu üzerinden antik kentlerin keşfi de uzun yıllardır sıkça tercih edilen bir yöntem. Arkeologların hangi bölgelerde kazı yapmaları gerektiğini belirlemede uydulardan elde edilen görüntüler özel bilgisayar programları üzerinden işlenerek arkeologların yanlış yeri kazarak vakit kaybetmesinin önüne geçiliyor. Bu tip çalışmalardan birini gerçekleştiren Sarah Parcak, geçtiğimiz yıllarda TED’in 1 milyon dolarlık ödülünün de sahibi olmuştu. Parcak’ın çalışmalarını anlattığı videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.
[ted id=1477 lang=tr]

Microsoft ve Toyota bulutta buluştu

0
Alacağınız otomobilin ağırlığınızı ölçmesi sizin için ne kadar önemli bilinmez ama, Microsoft ve Toyota ortaklığında kurulan veri analitiği şirketi Toyota Connect, internete bağlı akıllı otomobillerle size bunu sunmayı hedefliyor. Böylelikle teknolojiyle arası çok iyi olmayan sürücüler de tuşlar ve arayüzler içinde kaybolmaksızın çeşitli bilgilere kolayca erişebilecek. Microsoft Azure bulut bilişim platformunu kullanan yeni ortak girişim, sadece sürücüler değil, filolar ve araç satıcıları için de yeni yazılım ürünleri geliştirmeye odaklanıyor. Toyota Connect ile hayatımıza girecek ürünler arasında sürücünün nabzını ölçen bir direksiyon, ağırlık ölçümü yapan araç koltuğu gibi uç noktadaki fikirler yer alıyor. Daha geleneksel sayabileceğimiz çalışmalar ise iki araç arasında iletişim sağlayan ve yoldaki tehlikeler karşısında sürücüyü bilgilendiren uyarı sistemleri, trafiğin sıkışık olmadığı yolları tarif eden bir sürüş asistanı olarak sıralanıyor. Bu arada aynı sürüş asistanı, sürücünün sevdiği restoranların bulunduğu rotaları da öneriyor.

Toyota Connect daha güvenilir sürüş için çalışacak

Nesnelerin İnterneti çerçevesinde sadece birbiriyle değil, akıllı ev cihazları ve akıllı şehir altyapılarıyla da iletişim kurarak, trafik sıkışıklığını önlemenin yanı sıra boş park yeri bulmayı ve sürüş emniyetini artırmayı hedefleyen Toyota Connect’in başına Toyota Motor Kuzey Amerika CIO’su Zack Hicks Başkan ve CEO olarak atandı. Geliştirilecek ürün ve teknolojilerin günlük hayatımıza ne zaman yansıyacağı konusunda Microsoft ya da Toyota tarafından açıklama gelmedi. Ancak veri analitiğine dayalı olarak geliştirilen inovasyon önce Kuzey Amerika yollarında görülecek, ardından diğer pazarlara sunulacak. Toyota’nın Ekim ayında duyurusunu yaptığı ve 2020 yılında tekerlekleri asfalta dokunacağı söylenen sürücüsüz otomobiller için de Microsoft’un Azure platformunun itici güç olması bekleniyor.

Episome Biotech için yarım milyon euro yatırım

0
Türk girişimciler tarafından kurulan Episome Biotech adlı startup, dünyanın en büyük altıncı atığı olan selüloz çamur atığını biyogaz ile enerjiye dönüştürüyor. Startup tarafından geliştirilen EpiCellulyse XT adlı ürün, kağıt sanayisinin atığı kağıt çamurunun güvenli bir şekilde bertaraf edilmesini ve yenilebilir enerji üretimi için biyogaz üretim tesislerinde kullanılabilir hale getirilmesini sağlıyor. Geçtiğimiz yılın eylül ayında İstanbul Şehir Üniversitesi bünyesindeki Şehir Teknoloji Transfer Ofisi’nin hızlandırıcı programına katılan yerli startup, Diffusion Capital Partners’tan 500 bin euro yatırım aldı. Teknoloji sahiplerinin ticarileştirme sürecini hızlandırmayı amaçlayan fon, yenilikçi ve erken aşamadaki teknolojik buluşları ve girişimcileri için hizmet veren ŞEHİR TTO, müşteri segmentini genişletmeye devam ediyor. Laboratuvar çalışmalarını küçük bir ekiple yürüten Episome, ürünün ticarileştirilebilmesi için finansman arayışına girerek Eylül 2015 itibariyle ŞEHİR TTO’nun Teknoloji Transferi Hızlandırıcı Programı’na katıldı. Program kapsamında ürün özelliklerini ve faydalarını artırarak müşteri segmentini genişleten Episome, ilk yatırım için Diffusion Capital Partners ile anlaşmaya vardı.

Episome Biotech ile kağıt çamurundan yenilenebilir enerji

Dünyanın en kirletici 6. sektörü olan kağıt sanayisini dönüştürecek biyoenzimler geliştirmek için kurulan startup, kağıt sanayisinin atığı kağıt çamurunun güvenli bir şekilde bertaraf edilmesini ve yenilebilir enerji üretimi için biyogaz üretim tesislerinde kullanılabilir hale getirilmesini sağlıyor. Teknoloji odaklı girişimlere yatırımlar yapan Diffusion Capital Partners, Episome için ilk aşamada 100 bin Euro, prototipin ve üretim sistemlerinin yapılandırması sonrasında ise 400 bin euroluk bir yatırım yapacak.

Kaç Apple kullanıcısı var?

1
Tim Cook’un ilk çeyrek bilanço açıklamaları sonrası yaptığı en dikkat çeken yorum hiç kuşkusuz dünya genelinde bir milyarın üzerinde aktif Apple cihazı olduğuydu. Bu sayının içine satılan her bir Mac, MacBook, iPhone, iPad ve Watch giriyor. Peki bu cihazları kullanan kişi sayısı gerçekte kaç? Şirketin kendisi resmi bir açıklama yapmadığı sürece bu sorunun yanıtını kesin olarak bilmemiz mümkün değil. Ancak Credit Suisse analistleri bir dizi araştırma sonucunda global Apple kullanıcı sayısını 588 milyon olarak belirledi. Hafta başında yayınladıkları bir bildiride geçen verilere göre, tam olarak 1 milyar cihazın kullanımda olduğu düşünülürse, her bir kullanıcı ortalama olarak 1,7 elma logolu cihaza sahip.

Apple bir servis şirketi olacak

“Parayı sattığı donanımla kazanan bir şirket için kullanıcı sayısının ne önemi var?” dediğinizi duyar gibiyiz. Apple için kullanıcı sayısı önemli, çünkü iPhone üreticisi de tıpkı rakipleri Google ve Microsoft gibi bir “servis şirketi” olmak istiyor. Zira gelecek servislerde yatıyor. iPhone ve MacBook satarak ulaştığı pazarın bir noktada doyuma ulaşacağını onlar da biliyor. Oysa App Store, iTunes, iCloud ve Pay gibi servislerden elde edilecek gelir -doğru stratejiler izlendiği sürece- her zaman artarak devam edecek. Kaliforniya merkezli şirket için geçtiğimiz yıl 21 milyar dolar getirisi olan servis işinin nasıl bir potansiyel taşıdığını yine Credit Suisse notlarından öğreniyoruz; analistler dört yıl içinde bu gelirlerin ikiye katlanarak 53 milyar dolara ulaşabileceğini belirtiyor. Örneğin ana gelir kaynağı reklam hizmetleri olan Facebook, geçtiğimiz yılı 17,9 milyar dolarlık servis geliriyle kapattı. https://www.techinside.com/apple-40-yil-video/

5 maddede “Apple neden servislere odaklanmalı”

Credit Suisse, iPhone üreticisinin neden gelecekte bunun yerine “iCloud servis sağlayıcısı” olarak anılacağını şu maddelerle izah ediyor: – Gelişmekte olan pazarlarda Apple kullanıcılarının kişi başı milli geliri yüzde 50 daha fazla – Apple kullanıcıları cihazlarını daha çok kullanıyor; toplam mobil veri trafiğinin yüzde 63’ü iPhone ve iPad cihazlarından geliyor – Apple kullanıcıları cihazlarını daha sık yeniliyor – iPhone kullanıcıları cihaz değiştirirken neredeyse yüzde 90 oranında yine iPhone satın alıyor – Çoğu servis için şirketin doğrudan ücret alması bile gerekmiyor; iMessage gibi ücretsiz görünen servisler doğrudan iPhone veya iPad’in toplam ücretine dahil edilebiliyor

Analistler ne diyor?

Bu servislerin çoğunu gelire dönüştürmek şirket için birinci öncelik olmasa da, bu sayede her bir cihaz için yüksek ücretler belirlenebiliyor. İster iOS ekosisteminden ayrılmanın sebep olacağı sıkıntılar olsun, ister marka bağlılığı, sonuç aynı kapıya çıkıyor: Bir kimse Apple dünyasına dahil olduğunda, nadiren ayrılıyor. Sonuç olarak şirket gelirlerinin ve karının büyük oranını mağaza kasalarında elde ediyor; çünkü 1 milyar aktif cihazın oluşturduğu kullanıcı tabanı yenilenen cihazlara düzenli olarak para döküyor. Bu noktada Apple’ın karşılaşacağı zorluk, bir yandan her bir müşterinin iCloud veya Music gibi ücretli servislere kayıt olmasını sağlarken, diğer yandan donanımlara dahil edilen iMessage gibi servislerle cihazların yüksek fiyat etiketini karşılayacak değeri sunabilmek olacaktır. Dünyanın en değerli şirketi, değerini daha da artırmak istiyorsa, online servisler alanında zorlu bir mücadeleyi göğüslemesi gerekecek.

GWI: Mobil reklamlar hedef kitleyi ıskalıyor

0
Akıllı telefon ve tabletlerinde mobil reklam engelleme uygulaması (adblocker) kullananlar, büyük oranda reklamların kendileriyle ilgili olmadığını belirtiyor. Global Web Index şirketinin mobil reklam engelleyici kullanan 16 ila 64 yaş aralığındaki kullanıcı kitlesi ile gerçekleştirdiği ankette basit bir soru soruldu: “İnternet kullanırken reklamları engellemenizin esas sebebi nedir?” Bugüne kadar genellikle pil ömrü veya mobil internet kotası aşımı gibi kaygılarla ilişkilendirilen mobil reklam engelliyicilerin kullanım sebebi, GWI araştırmasına göre bir hayli farklı. Ankete katılan mobil kullanıcıların neredeyse yarısı, engelleme sebebi olarak çok fazla reklam olmasını ve bunların kendi ilgi alanına girmemesini gösteriyor. Hemen ardından yüzde 44 oranında reklamların küçük ekranda çok fazla yer kaplayarak kullanıcı deneyimini öldürmesi ve “internette çok fazla reklam var” yanıtı geliyor. Sayfa yükleme sürelerinin hızlanmasını isteyen kullanıcılar yüzde 35 oranında iken, mobil internet kotasını düşünenler de aynı oranda seyrediyor. gwi mobil reklam engelleme araştırması

Mobil reklam engelleme trendi büyüyor

Online gizliliğinden endişe edenler ve “reklamlardan her yerde rahatsız olurum, ister TV olsun ister internet” diyenler yüzde 32 oranına sahip. Pil ömrünü artırmak ise anket katılımcıları için yüzde 30 ile en sonda yer alan faktör olarak dikkat çekiyor. Araştırma sonuçlarını yorumlayan GWI analistleri, bu verilerin geleneksel kabul olan “pil ömrü ve mobil kota” mitini yıktığını belirtirken, “Elbette bu faktörleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor, çünkü tüm yaş gruplarında yüzde 30’luk oran tutarlılık gösteriyor. Ancak mobil reklam engelleyici kullananların asıl gerekçesinin reklam yoğunluğu olduğunu açıkça görebiliyoruz. Sektörün nicelik yerine niteliğe odaklanması gerektiği ortada” ifadesini kullanıyor.

Intel Yogitech’i neden satın aldı?

1
Nesnelerin İnterneti pazarında önümüzdeki dört yıl içinde en büyük ihtiyaçlardan biri fonksiyonel güvenlik olacak; en azından Intel buna inanıyor. Bu doğrultuda yaptığı satın almaların sonuncusu da İtalya merkezli startup Yogitech oldu. 2000 yılında kurulan ve bugüne kadar 3 milyon doların altında yatırım alan Yogitech’in Intel’e maliyeti bilinmiyor, ancak şirketin IoT biriminde başkan vekili olarak çalışan Ken Caviasca’nın blog yazısına göre bu alımdan beklentiler hayli yüksek. Sürücüsüz otomobiller ve robot teknolojilerinin yükselişiyle birlikte Nesnelerin İnterneti (IoT) konseptinde güvenlik konusu ön plana çıkıyor. Ürettiği cihazların kusursuz ve emniyetli olmasını isteyen Intel, fonksiyonel güvenlik üzerinde bu nedenle titiz davranıyor. Park asistanı gibi sürüş desteği sunan teknolojilerin, otomotiv elektroniğinde en hızlı büyüyen kulvarlardan biri olduğunu belirten Caviasca, bu sistemlerin geleceğin sürücüsüz araçlarına da zemin hazırladığını hatırlatıyor.

Yogitech ile fonksiyonel güvenlik sağlanacak

“BT sistemlerinin, binalarda ve araçlardaki operasyonel sistemlerin içine girmesiyle birlikte, fonksiyonel güvenlik Nesnelerin İnterneti pazar fırsatları için önemli hale geldi. Intel’in hesaplamalarına göre 2020 yılına geldiğimizde IoT pazarının yüzde 30’u fonksiyonel güvenliğe ihtiyaç duyacak.” Yogitech alımının bu yönden önem taşıdığını belirten Intel IoT Group Başkan Vekili Ken Caviasca, şirket bünyesine katılan ekibin IoT Grubu içerisinde değerlendirileceğini kaydetti. Intel bu alımla birlikte ADAS olarak kısaltılan sürüş asistanı sistemlere, robot teknolojilerine ve otonom makine pazarlarına ürettiği donanımlarda fonksiyonel güvenliği sağlamayı hedefliyor.

“Endüstri 4.0’ın hızını yakalamalıyız”

0
Kamu yetkililerinin teknoloji dünyasındaki yeniliklerle buluşması için Ankara’da düzenlenen etkinliklerin önemi büyük. Bu alandaki  kapsamlı organizasyonlarından biri olan Microsoft Ankara Bilişim Zirvesi’nde 4.5G ve Endüstri 4.0’ın ön planda yer alırken 1000’in üzerinde bilişim profesyonelini de bir araya getirdi. Açılışını Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın yaptığı Microsoft Ankara Bilişim Zirvesi’nde temel başlıklar “Kamuda Dijital Dönüşüm”, “Siber Güvenlik”, “Eğitim Çözümleri”, “Girişimcilik ve İnovasyon” olarak belirlenmişti. Açılışta konuşan Bakan Yıldırım, Türkiye’de fiber ağının 80 bin kilometreden 270 bin kilometreye çıktığını, ancak bunun yeterli olmadığını dile getirirken, genişbant kullanımında ise 49 milyona ulaşıldığını ifade etti. İnternet servis sağlayıcılarının sayısının yıllar içinde 8-10 kat arttığını ifade eden Bakan Binali Yıldırım, 2009’dan bu yana e-Devlet kullanımının ise 27.5 milyon vatandaşa ulaştığına vurgu yaptı. “Endüstri 4.0’ı 4 koldan yakalamalıyız” Etkinlikte konuşan Microsoft Türkiye Genel Müdürü Murat Kansu’nun odağında ise dördüncü sanayi devrimi olarak da tanımlanan Endüstri 4.0 vardı. Geleceğin dünyasını bilgi tabanlı ekonomi inşa eden ülkelerin kuracağına dikkat çeken Kansu, Endüstri 4.0’ı dört koldan yakalamak gerektiğine dikkat çekerken, geçişi yönetmek için planlı hamleler yapılması ve kalifiye iş gücü inşa edilmesine vurgu yaptı. Makinelerin birbiri ile konuştuğu, her makinenin ve her üretimin bir veriye dönüştüğü bu sürecin çok büyük ekonomik ve sosyal dönüşümlere gebe olduğunu dile getiren Kansu, Microsoft Türkiye olarak önümüzdeki dönemde bireylere ve kurumlara iş süreçlerinde ve hayatlarında daha üretken olmalarına olanak sağlamayı amaçladıklarını belirtti. Kansu ayrıca, tüm bu süreci akıllı bir bulut platformuna taşıyarak teknolojiyi her an, her yerden, herkes için kesintisiz, hızlı ve erişilebilir kılmak için çalışacaklarını kaydetti.

Google Türkiye’de öğrencilere nasıl destek olacak?

0
Eğitim dünyasında ya da eğitim teknolojileri sektöründeyseniz YEĞİTEK ismi yabancı gelmeyecektir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın FATİH Projesi başta olmak üzere teknolojik yeniliklerini hayata geçirme işini üstlenen Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü (YEĞİTEK) ile Google, hem öğretmen hem de öğrenciler için iki proje birden duyurdu. Ankara’da düzenlenen bir toplantıyla duyurulan işbirliğinin ilki, Google’ın öğretmen ve öğrencilerin öğrenim süreçlerinde teknolojiyi kullanmalarına katkı sağlayan Google for Education’ın Türkiye’deki öğrencilere sunulmasını kapsıyor. İmzalanan protokol kapsamında; iki kurum okullarda etkili teknoloji kullanımı, öğretmen eğitimi programının geliştirilmesi ve bu kapsamda bir portal hazırlanması, inovatif ve dijital içerik oluşturmayı destekleyecek etkinlikler düzenleyecek. Yine bu kapsam dahilinde 250 öğretmen Google Türkiye sertifikalı eğitimci olacak şekilde eğitilecek. Proje, eğitim teknolojilerine adaptasyonun sağlanması gibi bir dizi projenin yer aldığı protokol ile 5 okulda pilot çalışma başlatılacak.

Google Türkiye ve YEĞİTEK işbirliğinin detayları

YEĞİTEK ve Google arasındaki ikinci işbirliği ise üniversite adaylarına hitap ediyor. Bu kapsamda açılan “Google Üniversite Seçimim” portali, adayların tüm sorularının yanıtlarını tek bir adreste toplama vaatiyle hayata geçti. Yapılan açıklamaya göre adaylar,  Türkiye ve KKTC’de bulunan 127’si devlet, 83’ü vakıf olmak üzere toplam 210 üniversitenin ve 10 binden fazla bölümün ayrıntılı profillerine bu portalden ulaşabilecek. Rehberde yer alan 40’tan fazla üniversitede ise Google StreetView ile 360 derecelik panoramik bakış açısıyla sanal tur yapılabilecek. Google Üniversite Seçimim, öğrencilere üniversite ve bölümleri keşfetmenin yanı sıra “Bağlan” ve “İlham Al” bölümleri üzerinden, akademisyenler ve farklı alanlardaki uzmanların öneri ve deneyimlerinden faydalanma fırsatı da sunuyor. Bağlan bölümünde her ay alanında uzman kişilerle sınav sürecine yönelik olarak gerçekleştirilecek Google Hangout on air – canlı sohbetleri ile bilgi alıp sorularını paylaşabilecek olan adaylar, İlham Al bölümünde de en çok tercih edilen 20 meslek için o mesleğin uzmanları ile çekilen YouTube videolarını izleyebiliyor.