Sosyal medyanın çok güçlü bir pazarlama aracı haline dönüşmesiyle sayısız şirket sosyal medyada aktif olmaya başladı. Ancak kimi zaman, hesapların güvenliğini sağlayamayan şirketlerin, yanlış kişilerin eline geçen sosyal medya hesapları nedeniyle büyük itibar kaybı yaşadığına şahit olabiliyoruz.
Twitter şimdi, sosyal medyada güvenliğin sağlanabilmesi için yapılması gerekenler için 7 maddelik bir liste yayınladı.
İşte, sosyal medya hesaplarını doğru korumak için bilinmesi gerekenler:
1.Güçlü bir şifre kullan: Şifreni rakam ve simge içeren en az 10 karakter uzunluğunda büyük ve küçük harf kombinasyonundan oluşturmak en iyisidir.
2.Giriş doğrulamasını aç: Bu, hesabına sadece senin erişmeni sağlamanın en iyi yoludur. Bu özelliği kullanarak hesabına giriş yapılabilmesi için şifrenin ve telefonunun zorunlu olarak kullanılmasını sağlarsın.
3. Ayarlarını kontrol altında tut: Güvenliğin için ayarlarını daima kontrol altında tut. Örneğin arkadaşlarının e-posta adresini veya telefon numaranı kullanarak seni Twitter’da bulmasını sağlayabilirsin. Ancak seni bulmalarını istemezsen, bu özelliği ayarlarını değiştirerek devre dışı bırakabilirsin.
Fotoğraf Etiketleme ayarlarını doğru yönetmek önemlidir. Bu özellik, başkalarının seni Twitter’daki fotoğraflarda etiketlemesine izin verir. Fotoğraf etiketleme bağlantıda kalmanın mükemmel bir yoludur, ancak daha özel bir deneyim tercih edersen, fotoğraf etiketi ayarlarını kolayca değiştirebilirsin. Üç seçenek sunulmaktadır: (1) herhangi bir kişinin seni etiketlemesine izin ver, (2) yalnızca takipçilerinin seni etiketlemesine izin ver veya (3) kimsenin seni etiketlemesine izin verme.
Konum ipuçlarını verme tercihini de doğru kullanmalısın.Tweet konumun varsayılan olarak kapalıdır, ancak bazı kullanıcılar Tweetlerine bir konum (bir şehir veya çevre gibi) eklemek istediklerinden konum hizmetlerini etkinleştirirler. Bu sana bağlıdır.
Direkt mesajlar, Twitter’daki özel mesajlardır. Herhangi bir kişiden ya da yalnızca takip ettiğin kişilerden mesaj almayı seçebilirsin. Tercihlerini değiştirmek için güvenlik ve gizlilik ayarları sayfanı kullanmayı atlama.
4. Üçüncü parti uygulamalarını dikkatli seç: Twitter hesabınla bağlantılı olarak çalışabilecek çok sayıda aplikasyon bulunuyor. Bu uygulamalar Twitter platformunda dışarıdan geliştiriciler tarafından yaratılıyor ve hesabınızla ilgili farklı şeyleri düzenlemenizi sağlıyor. Ancak kullanıcı adı ve şifrenizi isteyen uygulama ve web siteleri konusunda dikkatli olmalısın. Size para ya da takipçi kazandıracağını iddia eden yada hesabınızı verify hale getireceğini iddia eden uygulamalardan uzak durun. Tanımadığınız uygulamaları hesabınızdan silin.
5.Görmek istemediğini sessize al: Twitter’da bazen görmek istemediğin içeriklerle de karşılaşabilirsin. İşte böyle bir durumda sessize alma işlevini kullanarak bir kullanıcının Tweetlerini kullanıcıyı engellemeden zaman akışında gizleyebilirsin. Kullanıcının profilindeki kırmızı sessize alma simgesini yalnızca sen görebilirsin, simge kullanıcının sesini açana kadar orada kalır. En önemlisi de, sessize alınan kişi, kendisini sessize aldığını bilemez. Tweetlerde senden bahsettiğinde hala bildirim alırsın ve sana Direkt Mesaj gönderebilir. Takip etmediğin kullanıcıları da sessize alarak, Tweetlerini bildirim zaman akışından çıkartabilirsin.
6. Engellemekten kaçınma: Engelleme işleviyle bir hesabın Twitter’da seni takip etmesini veya görmesini önleyebilirsin. Bir hesabı engellediğinde, hesabın Tweetlerini göremezsin, hesap da seni takip edemez veya Tweetlerini göremez (hesap çıkış yapmadıkça). Bir kişiyi engellediğinde, senden bahsetmeyi sürdürse bile onu tamamen dışarıda bırakmış olursun. Engelleme bir kullanıcının seni takip etmesini, fotoğraflarda seni etiketlemesini veya Tweetlerine erişmesini engeller. Engellenen bir kullanıcıdan gelen yanıt veya bahsetme, bahsedenler sekmende (her ne kadar bu Tweet aramada görüntülense de) görünmez. Etkileşime girmek istemediğin hesaplardan gelen istenmeyen iletişimi düzenlemenin etkili bir yolu olabilir. Engellenen kullanıcılar, ancak profilini ziyaret ettiklerinde hesaplarını engellediğini görebilirler.
7. Kullanıcıyı bildir: Özellikle engelleme ve sessize alma sonuç vermediği takdirde, sana ya da bir başkasına karşı tacizkar, zorbaca veya tehditkar davranan hesapları bildirebilirsin . Durumu araştırdıktan sonra uygun yanıtı iletiriz. Kendini tehlikenin tam ortasında hissedersen, lütfen hukuk kurallarının icrasından sorumlu mercilere başvur.Hukuk kurallarının icrasından sorumlu mercilerle işbirliği yaparken şunlara dikkat edilmeli:
•Şiddet ya da taciz içerikli mesajlar çıktı veya ekran görüntüsü olarak belgelendirilmeli.
•Endişelenme nedenleri konusunda mümkün olduğu kadar açıklayıcı olunmalı.
•İlgili olabileceği düşünülen eldeki her türlü içerik (diğer web sitelerinden gelen tacizkar davranışla ilgili deliller gibi) sağlanmalı.
•Daha önce alınmış olan tehditlerle ilgili her türlü bilgi sağlanmalı. 7 adımda Twitter’ı daha güvenli kullanmanın yolları
Sosyal medyanın çok güçlü bir pazarlama aracı haline dönüşmesiyle sayısız şirket sosyal medyada aktif olmaya başladı. Ancak kimi zaman, hesapların güvenliğini sağlayamayan şirketlerin, yanlış kişilerin eline geçen sosyal medya hesapları nedeniyle büyük itibar kaybı yaşadığına şahit olabiliyoruz.
Twitter şimdi, sosyal medyada güvenliğin sağlanabilmesi için yapılması gerekenler için 7 maddelik bir liste yayınladı.
İşte, sosyal medya hesaplarını doğru korumak için bilinmesi gerekenler:
1.Güçlü bir şifre kullan: Şifreni rakam ve simge içeren en az 10 karakter uzunluğunda büyük ve küçük harf kombinasyonundan oluşturmak en iyisidir.
2.Giriş doğrulamasını aç: Bu, hesabına sadece senin erişmeni sağlamanın en iyi yoludur. Bu özelliği kullanarak hesabına giriş yapılabilmesi için şifrenin ve telefonunun zorunlu olarak kullanılmasını sağlarsın.
3. Ayarlarını kontrol altında tut: Güvenliğin için ayarlarını daima kontrol altında tut. Örneğin arkadaşlarının e-posta adresini veya telefon numaranı kullanarak seni Twitter’da bulmasını sağlayabilirsin. Ancak seni bulmalarını istemezsen, bu özelliği ayarlarını değiştirerek devre dışı bırakabilirsin.
Fotoğraf Etiketleme ayarlarını doğru yönetmek önemlidir. Bu özellik, başkalarının seni Twitter’daki fotoğraflarda etiketlemesine izin verir. Fotoğraf etiketleme bağlantıda kalmanın mükemmel bir yoludur, ancak daha özel bir deneyim tercih edersen, fotoğraf etiketi ayarlarını kolayca değiştirebilirsin. Üç seçenek sunulmaktadır: (1) herhangi bir kişinin seni etiketlemesine izin ver, (2) yalnızca takipçilerinin seni etiketlemesine izin ver veya (3) kimsenin seni etiketlemesine izin verme.
Konum ipuçlarını verme tercihini de doğru kullanmalısın.Tweet konumun varsayılan olarak kapalıdır, ancak bazı kullanıcılar Tweetlerine bir konum (bir şehir veya çevre gibi) eklemek istediklerinden konum hizmetlerini etkinleştirirler. Bu sana bağlıdır.
Direkt mesajlar, Twitter’daki özel mesajlardır. Herhangi bir kişiden ya da yalnızca takip ettiğin kişilerden mesaj almayı seçebilirsin. Tercihlerini değiştirmek için güvenlik ve gizlilik ayarları sayfanı kullanmayı atlama.
4. Üçüncü parti uygulamalarını dikkatli seç: Twitter hesabınla bağlantılı olarak çalışabilecek çok sayıda aplikasyon bulunuyor. Bu uygulamalar Twitter platformunda dışarıdan geliştiriciler tarafından yaratılıyor ve hesabınızla ilgili farklı şeyleri düzenlemenizi sağlıyor. Ancak kullanıcı adı ve şifrenizi isteyen uygulama ve web siteleri konusunda dikkatli olmalısın. Size para ya da takipçi kazandıracağını iddia eden yada hesabınızı verify hale getireceğini iddia eden uygulamalardan uzak durun. Tanımadığınız uygulamaları hesabınızdan silin.
5.Görmek istemediğini sessize al: Twitter’da bazen görmek istemediğin içeriklerle de karşılaşabilirsin. İşte böyle bir durumda sessize alma işlevini kullanarak bir kullanıcının Tweetlerini kullanıcıyı engellemeden zaman akışında gizleyebilirsin. Kullanıcının profilindeki kırmızı sessize alma simgesini yalnızca sen görebilirsin, simge kullanıcının sesini açana kadar orada kalır. En önemlisi de, sessize alınan kişi, kendisini sessize aldığını bilemez. Tweetlerde senden bahsettiğinde hala bildirim alırsın ve sana Direkt Mesaj gönderebilir. Takip etmediğin kullanıcıları da sessize alarak, Tweetlerini bildirim zaman akışından çıkartabilirsin.
6. Engellemekten kaçınma: Engelleme işleviyle bir hesabın Twitter’da seni takip etmesini veya görmesini önleyebilirsin. Bir hesabı engellediğinde, hesabın Tweetlerini göremezsin, hesap da seni takip edemez veya Tweetlerini göremez (hesap çıkış yapmadıkça). Bir kişiyi engellediğinde, senden bahsetmeyi sürdürse bile onu tamamen dışarıda bırakmış olursun. Engelleme bir kullanıcının seni takip etmesini, fotoğraflarda seni etiketlemesini veya Tweetlerine erişmesini engeller. Engellenen bir kullanıcıdan gelen yanıt veya bahsetme, bahsedenler sekmende (her ne kadar bu Tweet aramada görüntülense de) görünmez. Etkileşime girmek istemediğin hesaplardan gelen istenmeyen iletişimi düzenlemenin etkili bir yolu olabilir. Engellenen kullanıcılar, ancak profilini ziyaret ettiklerinde hesaplarını engellediğini görebilirler.
7. Kullanıcıyı bildir: Özellikle engelleme ve sessize alma sonuç vermediği takdirde, sana ya da bir başkasına karşı tacizkar, zorbaca veya tehditkar davranan hesapları bildirebilirsin . Durumu araştırdıktan sonra uygun yanıtı iletiriz. Kendini tehlikenin tam ortasında hissedersen, lütfen hukuk kurallarının icrasından sorumlu mercilere başvur.Hukuk kurallarının icrasından sorumlu mercilerle işbirliği yaparken şunlara dikkat edilmeli:
•Şiddet ya da taciz içerikli mesajlar çıktı veya ekran görüntüsü olarak belgelendirilmeli.
•Endişelenme nedenleri konusunda mümkün olduğu kadar açıklayıcı olunmalı.
•İlgili olabileceği düşünülen eldeki her türlü içerik (diğer web sitelerinden gelen tacizkar davranışla ilgili deliller gibi) sağlanmalı.
•Daha önce alınmış olan tehditlerle ilgili her türlü bilgi sağlanmalı. iOS için Firefox Çıktı
iOS cihazlarında Firefox tarayıcı kullanmak isteyenler yıllardır bu amaçlarına ulaşmak için bekliyordu. Mozilla Vakfı yaptığı duyuruyla, Firefox’un iOS uygulamasını yayına soktuğunu açıkladı.
Firefox özellikle dijital alanda faaliyet gösteren profesyonellerin yoğun olarak ilgi gösterdiği Firefox tarayıcının iOS ortamında bulunmaması, büyük tepki alıyordu.
Kullanıcılar internet tarayıcılarında güvenlik ve hız her zaman ön planda tutuyor. Bu yüzden Internet Explorer son yıllarda tahtını Google Chrome’a kaptırmıştı. Google Chrome her ne kadar hızlı olsa da RAM tüketimi konusunda kullanıcılarına büyük sıkıntılar yaşatabiliyor.
Chrome’un en iyi alternatiflerinden biri olarak gösterilen Mozilla Firefox, masaüstü ve Android platformlarında yer alıyordu. Mozilla bugün itibariyle beğenilen tarayıcısı Firefox’u iOS platformuna da taşıdı.
iOS için Mozilla Firefox yaklaşık 2 aydır Beta sürecindeydi. Bugün Firefox, iOS için çıkışını gerçekleştirdi. Oldukça sade bir arayüze sahip olan Firefox, hız konusunda kullanıcıları memnun ediyor.
Kaynak: Shiftdelete.net Lazer yerine inkjet ile yılda 55.2 milyon euro tasarruf
Bağımsız araştırma şirketi BLI’nın son verilerine göre lazer yerine Epson WorkForce Pro inkjet yazıcı kullanan kurumlar yüzde 82’ye kadar enerji tasarrufu sağlıyor. Ayrıca çevresel etkiler göz önüne alındığında yüzde 95 oranında daha az atık avantajı sunuyor. BLI’nın araştırma verilerine göre lazer yerine inkjet teknolojisinin kullanılmasıyla sadece Avrupa’da yılda 55.2 milyon euro tasarruf sağlamak mümkün.
PrecisionCore inkjet baskı kafası üretim bandına 142 milyon euro yatırım
Epson olarak çevreye duyarlı ürünler sunmanın ana odaklarından biri olduğunu belirten Epson Türkiye Müdürü Sevil Kanat; “Epson’ın geliştirdiği Micro Piezo teknolojisine sahip PrecisionCore inkjet baskı kafaları sayesinde lazer yazıcılara oranla gerek enerjide gerekse kağıt tüketiminde ciddi bir tasarruf imkanı sunuyoruz. Pazarın ihtiyaçlarını iyi saptamak ve teknolojinin geleceğini öngörmek son derece önemli. Farklı bir kurum IDC’nin ortaya koyduğu son araştırmaya göre 2019’da iş yazıcıları pazarının yüzde 34’ünün inkjet yazıcılardan oluşacağı öngörülüyor. Lazer yazıcılarda yıllık büyüme oranı yüzde 2 iken, bu oran inkjette yüzde 13. Inkjet teknolojisinin yükselişini çok önceden öngörerek bu alana Epson olarak daha fazla yatırım yaptık. Son olarak sadece PrecisionCore inkjet baskı kafası üretim bandına 142 milyon euro yatırım yapıldı Japonya’da. Bu sene de 89 milyon euro ek yatırım düşünülüyor” dedi. Devlet kurumları ve şirketler DNS’in güvenliğini nasıl sağlayabilir?
DNS olarak kısaltılan Alan Adı Sistemi (Domain Name System), çözülmesi zor IP-tabanlı her işlemde kullanılan ve düzgün şekilde çalışmazsa ağı durma noktasına getirebilecek olan temel bir internet teknolojisidir. 30 yılı aşkın bir süre önce icat edildiğinden bu yana, DNS sürekli olarak gelişim göstererek bugün internetin çekirdek bileşeni haline geldi. Ne yazık ki bunun sonucunda DNS, bilgisayar korsanları ve kötü amaçlı yazılım kullanan suçlular için en cazip hedeflerden biri oldu.
Cisco’nun 2014 Yıllık Güvenlik Raporuna göre, Cisco’nun tehdit istihbaratı uzmanları tarafından incelenen her bir kurumsal ağ, zafiyete uğratıldı veya amacı dışında kullanıldı1. Tüm ağların, kötü amaçlı yazılım barındıran web siteleriyle ilgili DNS aramaları var, bu ağların %96’sında çalınan sunuculara doğru trafik akışı olduğu görüldü ve %92’sinde ise herhangi bir içeriği bulunmayan sitelere doğru trafik olduğu tespit edildi, yani bu durum sitelerin kötü amaçlı yazılım barındırdığının tipik bir göstergesi.
IT altyapısının güvenliğine ilişkin başka bir raporda ise, araştırmaya dahil edilen şirketlerin üçte birinden fazlasının 2013 yılında DNS sunucuları üzerinde Dağıtık Hizmet Aksatma Saldırısı (DDoS) yaşadığını ortaya çıkardı. Bu saldırıları yaşayan şirketlerin oranı geçen sene dörtte birdi2. Ancak buna rağmen, şirketlerin dörtte birinden fazlası, şirket bünyesinde DNS güvenliği için hiçbir resmi sorumluluğun üstlenilmediğini bildirdi.
Bu ilgisizlik nedeniyle, DNS bilişim suçluları tarafından yumuşak bir hedef olarak algılanabilir. Bu durum ise bu türden saldırıların giderek daha yaygın hale gelmesinin temel nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Sadece bu iki rapora bakarak bile çok fazla şirketin hala DNS’lerinin güvenliği olduğu gibi yanlış kanıya sahip olduğunu açıkça gösteriyor fakat gerçek şu ki şirketlerin DNS güvenliğine daha fazla önem göstermesi gerekiyor.
DNS altyapısına yönelik tehditlerde artış yaşanıyor
DNS altyapısı çekirdek internet hizmetlerini sağladığı için; DNS sunucusu çöktüğünde, hizmet sapladığı internet alanları da çöker, dolayısıyla büyük ölçekli bir hizmet kesintisi yaşanabilir. Bilişim suçluları, DNS zafiyetlerinin mümkün kıldığı saldırı fırsatlarını fark etmeye başladı; bot master’larla iletişim kurmak ve kötü amaçlı bir aktivite gerçekleştirmek amacıyla DNS’i kaldıraç olarak kullanan farklı formlarda kötü amaçlı yazılım geliştirmek için çok az vakit ayırmaya başladı.
Kötü amaçlı yazılım tehditlerinin hacmi ve gelişmişlik düzeyi artmaya devam ederken, yeni filizlenen BYOD (kendi cihazını getir) kültürü şirket çalışanlarının kullandığı çeşitli akıllı telefonlar ve tabletler aracılığıyla şirkete erişimi daha kolay hale getiriyor. Bu cihazlarda kurulu olan ve güvenlik duvarından geçebilen kötü amaçlı yazılım, eski güvenlik tedbirleriyle tespit edilemeyebilir çünkü bu yazılım kötü amaçlı bir destinasyona veya botnet kontrolörüne bağlanmak için DNS’i yoğun bir şekilde kullanır. Yeni nesil botnetler ve İleri Seviye Tehditler (APT’ler), yazılım bulaşan uç noktalardaki ağları kullanmak ve kontrol etmek, suç eylemini gizlemek veya sofistike ağ saldırıları başlatmak için artık DNS’i daha fazla kullanmaya başladı.
DNS saldırılarının çeşitleri
Hizmet kesintisi
Yukarıda bahsedilen tüm faktörler bir araya geldiğinde, DNS saldırılarını bilişim suçluları için oldukça cazip bir ortam haline getiren kusursuz fırtınayı yaratıyor. Bu saldırılar iki ana kategoride sınıflandırılabilir. Birinci kategorideki saldırılar DNS hizmetlerini kesintiye uğratmayı amaçlayan saldırılardır:
Ön bellek zehirlenmesi: Bu saldırıda, suçlu DNS çözücüsüne aldatıcı DNS yanıtları gönderir, bunun sonucunda bu yanıtlar DNS ön belleğinde ömrü boyunca saklanır. Bilgisayarı zehirlenmiş olan DNS sunucusunun kaynağı haline gelen bir kullanıcı tuzağa düşürülerek özgün olmayan bir sunucudan gelen içerikleri kabul eder ve bilmeden zararlı içerikleri indirebilir.
DNS protokol saldırıları: Suçlu, kötü biçimlendirilmiş DNS sorgularını veya yanıtlarını hedef DNS sunucusuna gönderir ve sunucunun yazılımındaki protokol uygulaması hatalarının (bugs) kullanılmasını sağlar. Kötü biçimlendirilmiş paketler, kod eklentileri, aşırı tampon akışları, hafızanın bozulması, NULL pointer de-reference veya belirli zafiyetlerden yararlanma gibi saldırılar bu saldırılara verilebilecek örnekler arasında yer alıyor. Bu saldırılar hizmet reddi, önbellek zehirlenmesi veya hedef sunucunun zaafa uğramasıyla sonuçlanabilir.
DNS yeniden yönlendirme (MITM) saldırıları: DNS sorguları, genellikle Kullanıcı Veri Paket Protokolü (UDP) üzerinden gerçekleştirilir. Bu protokol, herhangi bir yerde barındırılmayan man-in-the-middle (MITM), yani iki bağlantı noktası arasındaki bağlantıyı gizlice izleyen saldırılara karşı savunmasız olan bir protokoldür. DNS changer, DNS replay veya yasadışı yeniden yönlendirme saldırıları, bu saldırılara verilebilecek örnekler arasında. Bu türden saldırılar öncelikli olarak korsanlık, oltalama, web sitesi silme veya veri çalma gibi amaçlar için gerçekleştiriliyor.
DNS fast fluxing: Fast fluxing, DNS kayıtlarını kısa ömürlü TTL’lerle değiştirerek IP adreslerinin oldukça yüksek sıklıklarla değiştirilmesi ve aralarında geçiş yapılması anlamına geliyor. Domain fluxing ise çoklu tam nitelikli alan adlarının (FQDNs) sürekli değiştirilerek komut denetim (C&C) sunucusunun tek bir IP adresine tahsis edilmesini ifade ediyor. Yaygın olarak Domain Generation Algorithm (DGA) bot’ları olarak adlandırılan ve bot ajanı C&C altyapısının yerini tespit etmeye çalışırken her gün FQDN alan adlarını oluşturmak için dinamik algoritmalar kullanan botların çeşidinde de son zamanlarda artış yaşandı.
DoS ve DDoS saldırıları: DoS ve DDoS saldırılarının boyutu, hızı ve karmaşıklığı son bir kaç yılda önemli ölçüde arttı, son DDoS saldırıları 300Gbps ve 400 Gbps arasında en üst seviyeye ulaştı.
Exploitation: DNS’i iş (exploitation) için bir vektör olarak kullanan ve botnetleri içeren başka bir saldırı türü daha var. Bu saldırılara verilebilecek örnekler arasında şunlar var:
DNS tünelleme: Bu saldırı, adı itibariyle DNS’in gizli bir kanal olarak kullanılarak geleneksel savunma mekanizmaların baypas edilmesi anlamına geliyor. Giden ve gelen veriler, küçük yığınlar halinde kodlanıyor ve sırasıyla DNS sorgularına ve DNS yanıtlarına sıkıştırılıyor. DNS, oldukça güvenilir fakat bir nispeten gizli bir iletişim kanalıdır. İşte DNS tünellemesini kötü amaçlı yazılım operatörleri için cazip bir yöntem haline getiren de DNS’in güvenilir ve gizli özelliği. Diğer iletişim kanalları başarısız olduğunda, mağdur bir ana makineye giren kötü amaçlı yazılım operatörüyle (namı diğer C&C ile) irtibata geçebilir ve çalınan verileri fark edilmeden geçirebilir veya zafiyeti olan ana makinede gerçekleştirilecek komutlarını getirebilir.
Alan oltalama: Bu saldırı, finansal bir kurumun veya seyahat acentesinin alanı gibi yasal alanları, korsanların kontrolündeki bir alana oltalayarak kullanıcı adı, şifre, PIN veya kredi kartı detayları gibi hassas bilgileri yasadışı yolla elde etme girişimidir. Bu hassas bilgiler toplandıktan sonra, asıl saldırı gerçekleştirilebilir.
İleri Seviye Tehditler (APT): APT’ler, izinsiz ağ erişimi kazanan ancak uzun süre boyunca fark edilmeyen bir saldırı türüdür. İsminden de anlaşılacağı üzere, APT’ler ileri seviye kötü amaçlı yazılımdır ve doğası gereği kalıcıdır, belirli bir amacı gerçekleştirmek amacıyla geliştirilmektedir. APT için şu örnekler verilebilir: Conifer A/B/C, Torpig, Kraken veya TDSS/TLD4 yazılımı– tüm bunların hepsi, ilave yazılım paketlerini ve talimatlarını toplamak ve saldırıları gerçekleştirmek amacıyla DNS’i kaldıraç olarak kullanıp uzaktaki bir C&C sunucusu ile gizlice iletişim kuruyor.
Savunma çözümleri
Böylesine çeşitli DNS saldırısı karşısında, hiçbir teknoloji tek başına etkili savunma için yeterli olamaz. Kaldı ki yukarıdaki örnekler bu saldırıların sadece küçük bir kısmını temsil ediyor. Bir şirketin DNS altyapısının ve hizmetlerinin kapsamlı bir şekilde korunması için, Türkiye’de ki şirketlerin, aşağıdaki çözümlerin bazılarını veya tamamını kullanan katmanlı bir savunmayı gerçekleştirecek çok yönlü bir güvenlik stratejisine sahip olması gerekiyor:
DNS güvenlik duvarları: Gerçek zamanlı tehdit istihbaratı, anormallik tespiti ve kötü amaçlara alanlara karşı koruma sağlayan sıralı cihazlar.
DNSSEC: DNS Güvenlik Eklentileri, DNS kayıtlarını dijital olarak imzalayarak bu kayıtların güvenli görülen kaynaklarca zehirlenmesini önlüyor.
DOS/DDOS koruma sistemleri: Bu sistemler, ileri seviye DDoS saldırılarını tespit ederek koruma için gerekli adımları atabiliyor.
Veri Sızıntısı Önleme (DLP) izleme sistemleri: Bu sistemler, diğer protokoller arasında DNS kullanılarak herhangi bir veri sızıntısının gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit ediyor.
Özel APT algılayan analiz sistemleri: Diğer davranış tekniklerinin dışında otomatik öğrenmeyi kullanan bu sistemler, C&C sunucuları ile iletişim kurmak için DNS’i kullanan APT kötü amaçlı yazılımları tespit ediyor.
Sonuç
Saldırganlar ve esas amacı siber savaş, endüstriyel casusluk, korsanlık, siyasi kazanç veya protesto, veri hırsızlığı, spam dağıtma olan veya koordineli DDoS saldısı düzenleyerek maksimum aksaklığa neden olmayı amaçlayan kötü amaçlı yazılım yazarları için DNS, mevcut savunma mekanizmalarından kaçarak yukarıda bahsedilen saldırı vektörlerinden birini kullanmanın oldukça cazip yollarından biri haline geliyor.
Görünen o ki pek çok nedenden dolayı işletmeler DNS güvenliğine yüksek öncelik vermeli ancak DNS sunucularının hala ihmal edildiği ve şirketleri bu nedenle saldırılara açık hale getirdiği açıkça anlaşılıyor.
DNS tabanlı saldırıların sıklığı, hacmi ve gelişmişlik düzeyinde son bir kaç yıldır ani artışlar olduğunu gördük. Bu durum, mevcut izinsiz giriş tespit ve önleme sistemlerinin ve yeni nesil güvenlik duvarlarının kendi başına yeterli güvenlik sağlayamayacağını düşündürüyor.
Dolayısıyla, artık işletmelerin mevcut savunma mekanizmalarından kaçmak üzere DNS’i güvenilir şekilde kullanan bu modern tehditlere ve kötü amaçlı yazılımlara karşı mücadele yöntemi olarak sağlam ve çok yönlü bir savunma stratejisini düşünmesi gerekiyor. Korsanlar bir şirketin altyapısına saldırı teşebbüslerin kaçınılmaz olarak devam edece, o nedenle bir saldırı gerçekleştiğinde bu saldırının nasıl yönetileceğini veya daha da iyisi bu saldırılar meydana gelmeden önce nasıl önleneceğini değerlendirmek önemli.
Türkiye’de ki şirketlerin altyapılarının korunmasını sağlaması ve bir sonraki mağdur olmamak için kayıt görevlileri gibi üçüncü taraflarla etkili iletişimi teşvik etmesi gerekiyor.
Güvenli online alışveriş için dikkat edilmesi gereken 13 altın kural
“İnternetteki alışveriş eğilimlerine baktığımızda, online alışverişlere yön veren öncelikli unsur fiyat avantajı olarak karşımıza çıkıyor. Sanal alışverişlerin ve e-ticaretin perakende sektörünü kökten değiştirdiği bir dijital dönüşüm çağında, biz de bu değişime ayak uydurmalı ve kullanıcılar olarak gözümüzü dört açmalıyız.
Burada dikkat etmemiz gereken en önemli şey, alışveriş yaptığımız internet sitesinin SSL sertifikasıdır. Eğer bu sertifika varsa ve ödemenizi 3D güvenlik şifresi ile yaptıysanız paranızın güvende olduğunu unutmayın. Ürün elinize geçmese bile bankanız kanalıyla hakkınızı sonuna kadar arayabilirsiniz. Ayrıca yasalar da sizin yanınızda. Unutmayın, müşteri daima haklıdır.”
Güvenli online alışverişin püf noktaları
Perakende alışverişte online ticaretin payının arttığını hatırlatan Bilio.com Genel Müdürü, internet kullanıcılarına güvenli alışveriş için bir dizi öneride bulundu:
1. Alışveriş yapmayı düşündüğünüz mağazayı öncelikle Google’dan araştırın. Bir mağazanın adını Google’a yazdığınızda, size önerilen arama seçenekleri içinde mutlaka ‘şikayet’ uzantılı linkler vardır. Her şikayet gerçek ya da haklı değildir, ancak bir mağaza son dönemde çok şikayet aldıysa karşılaşacağınız riskler de artabilir.
2. Fiyat karşılaştırma siteleri güvenilir alışveriş yapmanın en uygun araçlarıdır. Fiyat karşılaştırma sitelerinden sadece bir ürünün en ucuz fiyata nerede satıldığını öğrenmez, aynı zamanda tüketicilerin mağazalar hakkında yaptığı yorumlara da ulaşabilirsiniz. Örneğin, Bilio.com’da ilgilendiğiniz e-ticaret sitesinden alışveriş yapan tüketicilerin yaptığı yorumları okuyup, verdikleri puanları inceleyebilir, “Güvenilir Mağaza” logomuzu taşıyan sitelerden güven içinde alışveriş yapabilirsiniz. Kullanıcı yorumları, özellikle kurumsal e-ticaret sitelerinin müşteri ilişkilerine hangi düzeyde önem verdiğini gösteren önemli ipuçları taşır.
3. Eğer bir mağazadan ilk defa alışveriş yapacaksanız öncelikle sitelerinde bulunan iletişim ve adres linklerinden bu bilgileri inceleyin. Muhatap olacağınız şirketin gerçek bir adresi ve telefon numarası bulunup bulunmadığını kontrol edin. Adres ve telefon numarasını sitesinde paylaşmayan internet sitelerinden bir adım uzak durabilirsiniz.
Belirtilen numarayı aradığınızda telefonu açan kişinin o internet sitesinin ismini kullanması çok önemli. Ürünü satın almak istediğinizi, stoklarında olup olmadığını ya da kargoya ne zaman verecekleri gibi basit sorular sormak işinizi kolaylaştırır. Konuştuğunuz kişinin ismini de mutlaka sorun ve not edin.
Mağazaya mesai saatleri içerisinde ulaşamazsanız, telefonunuza cevap verilene kadar o siteden satın alma yapmanızı önermiyoruz. Kurumsal e-ticaret sitelerinin telefonları açık ve ulaşılabilir olmalıdır. Tabii ki bazı yoğun dönemleri de göz önünde bulundurun. Yoğunluktan kaynaklanan bir aksaklık varsa, ciddi bir firma size mutlaka geri dönüş yapacaktır.
4. Kapıda ödeme yöntemi son dönemde çok kullanılıyor; ancak bir internet sitesinde sadece kapıda ödeme seçeneği varsa o sitenin sahte ürün satma veya sizi kandırma olasılığı çok yüksektir. Bu tip siteler özellikle son dönemlerde spor ayakkabı ve cep telefonu gibi ürünlere odaklanıyor. Bu firmalar bankalardan Sanal POS hizmeti alamadıkları için kapıda ödeme seçeneğini tercih ederler. Dolandırıcı siteler POS hizmeti sunuyor olsalar dahi, bankalar bir süre parayı tuttuğu ve herhangi bir şikayet durumunda ödemeyi iade ettikleri için amaçlarına ulaşamazlar. Kısacası, size sadece kapıda ödeme seçeği sunan siteler hakkında temkinli davranmalısınız.
Ayrıca, Sanal POS, bir para tahsil aracı olduğu için bankalar için çok önemlidir. Bankalar nasıl kredi veya kredi kartı verirken hem firmaları hem de bireysel müşterileri inceliyorsa, bir internet sitesine Sanal POS verirken de ince eleyip sık dokurlar. Yani her internet sitesi Sanal POS kullanım hakkı alamaz.
5. Bir ürünün piyasa fiyatının çok altında bedeller ile satılması sizi mutlaka şüphelendirmeli. Örneğin 3000 TL’lik bir cep telefonunu 200 TL’ye ya da 400 TL’lik bir ayakkabıyı 49,90 TL’ye satabileceklerine inanmanız hatalı olur.
6. Bir ürünü satın almaya karar vermeden önce mutlaka satın alma yapacağınız sitenin sosyal medya hesaplarını, yani Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarını kontrol edin. Hem son dönemde aldığı herhangi bir şikayet vs. varsa onu görürsünüz, hem de en son paylaşımını ne zaman yaptığını kontrol etmiş olursunuz. Belki bir indirim kuponu bile bulabilirsiniz.
7. Ödemenizi kredi kartı ile yapacaksanız 3D Secure yöntemini kullanmanız yararlı olur. Bu şekilde kredi kartınızın istenmeyen bir şekilde kullanılmasını engellemiş olursunuz. Bu işlem kartınızdan para çekilmeden önce cep telefonunuza tekil bir onay şifresi yollanmasını sağlar. Bu şifreyi ödeme ekranında doğrulamazsanız alışveriş tamamlanmaz.
8. Ödeme ekranında http:// yerine https:// yazmasına ve alışveriş yaptığınız sitenin SSL sertifikası olup olmadığına mutlaka dikkat edin. Bu sertifika, kredi kartı bilgilerinizin şifrelenmesini ve başkaları tarafından kopyalanmasını engeller. Yani alışveriş yaptığınız internet sitesi kesinlikle kartınızın tüm bilgilerini göremez.
9. İyi bir internet kullanıcısı iseniz limiti çok yüksek olan bir kartınızı kullanmak yerine internet bankacılığını kullanarak bir sanal kart oluşturmanızı tavsiye ederiz. Limiti siz belirlediğiniz için riskinizi azaltmış olursunuz.
10. Kredi kartı kopyalanması artık bir restoranda ödeme yaparken bile gerçekleştirilebiliyor. Bu nedenle, kartınızı fiziki olarak kullanırken mutlaka gözünüzün önünde bulundurun. Örneğin, bir restoranda iseniz POS makinesini masanıza isteyin ve ödemesini bizzat yapın.
11. Başta BKM Ekspres olmak üzere bir çok ödeme sistemleri var. Bu sistemlerde kredi kartınızı tanımlayarak kredi kartınız ve e-ticaret sitesi ile aranıza bir kademe daha güvenlik duvarı koymuş olursunuz.
12. Alışveriş yaptığınız bilgisayarın ortak bir cihaz olmamasına dikkat edin. Güvenlik şifresi olmayan bir internet bağlantısından, internet cafe ve toplu taşıma araçları gibi alanlarda alışveriş yapmamaya özen gösterin.
13. Alışverişinizden sonra ekranınıza ve e-posta adresinize gelecek olan sipariş numarasını mutlaka kaydedin. Herhangi bir sorun yaşamanız durumunda bu numara ile çok daha hızlı işlem yapabilirsiniz. Ayrıca sipariş takibinizi, satın aldığınız ürünün kargodaki durumunu da bu numara ile takip edebilirsiniz. Barack Obama Facebook’ta!
Popüler sosyal medya sitesi Facebook’a en son katılan isimlerden biri de ABD Başkanı Barack Obama oldu. Barack Obama’nın Facebook sayfası siyasi kampanya içerikli değil. ABD Başkanı sayfanın yönetimini ekibe bırakmayarak insanlarla doğrudan iletişim kuracak.
Barack Obama’nın ilk paylaşımı kendisinin yer aldığı bir video oldu. Obama bu videoda hesabını nasıl kullanacağı konusunda ipuçları veriyor. ABD Başkanı Facebook yoluyla insanların kendisine düşüncelerini rahatça iletebileceğini söyledi. Videolu paylaşıma yorum yazan Mark Zuckerberg, Başkanın katılmasından memnuniyet duyduğunu belirtti.
Barack Obama, sayfasına 1992 yılında Michelle Obama ile yaptığı evlilik gibi önemli olayları da kilometre taşlarına eklemiş.
Geçtiğimiz mayıs ayında da Twitter’a katılan Obama’nın yaklaşık 20 kadar yardımcısı Twitter, Instagram, Beyaz Saray Facebook sayfası ve Youtube kanalını yönetiyor.
Kaynak: ShiftDelete.net Süpermarketlerde robot istilasına hazır mısınız?
Dev süpermarketlerde, ürün reyonları arasında kaybolup da aradığınız ürünleri reyon görevlilerine sorduğunuz anlar mutlaka olmuştur. Reyonları yerleştirip malları dizmekle meşgulken sizin istekleriniz için işlerini yarım bırakıp aradığınız ürünlerin peşine düşen çalışanlar artık biraz rahatlayacak gibi görünüyor, zira bu işler robotlara devrolacak. Tabi eğer, robotlar reyon görevlilerinin işlerini de ellerinden almazsa…
Hatırlarsanız, iki ay önce, robotların ve yapay zekanın, ilk önce kimlerin işlerini elinden alacağına dair bir yazı kaleme almıştım. O makaleyi hatırlayacak olursanız, taksi sürücülerinden biz gazetecilere kadar çok sayıda meslek grubunun robotlar tarafından işlerinden edileceğini anlatmaya çalışmıştım.
Şimdi o listeye süpermarket çalışanları da katılacakmış gibi görünüyor.
Robot elektrikli süpürge Roomba’yı hatırlayanınız varsa, bu yeni teknolojiyi anlaması biraz daha kolay olacaktır.
Simbe Robotics firmasının geliştirdiği ve teorik olarak Roomba’nın süpermarkette dolaşan versiyonu gibi çalışan Tally isimli robotun görevi, süper market içinde sürekli dolaşarak raflardaki malları taramak ve hangi rafta ne kadar mal kaldığını, hangi rafa yeni mal yüklenmesi gerektiğini tespit etmek.
Elbette bu işin ilk aşaması.
Sonraki aşama ise süpermarket müşterilerinin robotlara danışmaya başlaması… “X marka peynir hangi raftaydı? Çay reyonu ne taraftaydı? Rafta Y marka deodarantlar bitmiş, deponuzda var mı?”
Tally tüm bu işleri, üzerine entegre edilmiş üç boyutlu lazer okuyucular ve gelişmiş sensörlerle yürütecek. Bildiğiniz gibi Intel’in derinlik ölçebilen kameraları gibi gibi yeni nesil teknolojiler robotların daha akıllı olması ve çevresini daha hızlı tanıyabilmesi için kullanılıyor. Tally de bu teknolojilerden nasiplenerek, binlerce ürünle dolu o karmaşık reyonları anı anına takip edecek. Elbette sadece müşterilerle iletişim kurmayacak, süpermarketin veri merkezine sürekli bilgi geçerek azalan ürünler veya sorunlu reyonlar hakkında çalışanları uyaracak, ana merkezin lojistik planlarını daha hızlı düzenlemesini sağlayacak.
Teknolojinin hayatımızı bu hızla güzelleştirmesi elbette hepimizi mutlu ediyor ama öte yandan insanların teknoloji nedeniyle işlerini kaybedecek olması riski de herkesi endişelendiriyor. Her zaman olduğu gibi, teknoloji geliştikçe bazı iş alanlarının kapanacağını ama yaşanan dev ekonomik büyüme sayesinde yeni yeni iş alanlarının açılacağını, insanların refah seviyesini arttıracak yeni fırsatlar doğacağını da unutmayalım. Yeter ki geçiş süreçlerinde insanların mağdur olmasını engelleyecek doğru sosyal politikalar hazırlanmış olsun.
Red Hat Türkiye’nin yeni Genel Müdürü Haluk Tekin oldu
Tekin bundan böyle şirketin Türkiye’deki operasyonlarından ve bölgedeki stratejik büyümesinden sorumlu olacak.
Red Hat ailesine katılmadan önce Dell’de satış direktörlüğü ve üst düzey yöneticilik yapan Tekin, SAP ve Nokia’da satış ve pazarlama alanında farklı pozisyonlarda görev alarak gelişmekte olan pazarlarda iş geliştirme konusunda deneyim kazandı.
Tekin, yeni görevinde Red Hat’in Türkiye’deki satış, iş geliştirme ve destek operasyonlarının yönetiminden sorumlu olacak. Aynı zamanda Red Hat’in partner ekosistemini geliştirme ve toplam müşteri deneyimini iyileştirme konusunda da aktif rol oynayacak. Samsung Türkiye, Dijital Değişim Direktörlerini CDO Buluşması’nda ağırladı
Hızla değişen ve gelişen teknolojiye paralel olarak kurumlarda yaşanan dijital değişim ve bu değişimde CDO’ların oynadığı öncü rolün detaylarıyla masaya yatırıldığı buluşmada; tüm dünyada CDO hareketinin başlatıcılarından biri olarak kabul edilen CDO Clubkurucusu David Mathison da konuşmacı olarak yer aldı.
Öncü teknolojilerin üreticisi Samsung, kurumlara yönelik çalışmaları kapsamında, şirketlerin sürdürülebilir ve doğru dijital stratejilerine destek olan, Türkiye’nin en önemli dijitalleşme platformlarından CDO Turkey ile birlikte dünyada yaşanan dijital değişimi ve bu süreçte CDO’ların oynadığı rolü ele almak üzere ‘CDO Buluşması’ düzenledi.
İstanbul Levent Wyndham Hotel’de yoğun bir katılımla gerçekleşen kahvaltılı buluşmanın açılış konuşmasını Samsung Türkiye Başkan Yardımcısı ve CDO Turkey Danışma Kurulu Başkanı Tansu Yeğen yaptı.
CDO Turkey Danışma Kurulu Üyesi, TÜBİYAD Başkanı ve EuroCIO Yönetim Kurulu Üyesi Ali Malaz’ın evsahipliğinde Türkiye’ye gelen ve tüm dünyada CDO hareketinin başlatıcılarından biri olarak kabul edilen CDO Club kurucusu David Mathison’ın da konuşmacı olarak yer aldığı etkinlikte; CDO Turkey İcra Kurulu Başkanı Bülent Kutlumoderatörlüğünde “Türkiye’de Dijital Değişimin Yol Haritası” başlıklı bir panel de gerçekleşti.
Tansu Yeğen: ‘CDO’lara, kurumsal dijital değişimi hızlandırma konusunda büyük görevler düşüyor’
“Kurumlarda Dijital Değişim” başlıklı konuşmasıyla etkinliğin açılışını yapan Tansu Yeğen; CDO (Chief Digital Officer-Dijital Değişim Direktörleri) pozisyonunu şirket içinde yapılan tüm dijital işlerin ‘patronu’ olarak tanımladıklarını ifade ederek şunları söyledi:
“CDO, pozisyonu ve sahip olduğu nitelikleri itibariyle çerçevesi çizilmiş, limitleri belli bir alana sığdırılabilecek bir konum değil. Çünkü dijital işler dediğimiz zaman; pazarlamadan üretime, finansal süreçlerden İK’ya kadar içinde dijital bulunan her yapı günümüz kurumlarının çekirdeğine etki ediyor. Bu yüzden CDO’luk görevinin bazı zamanlarda CMO, CIO ve COO’lar tarafından icra edildiğini söyleyebiliriz.”
Tansu Yeğen, teknolojik gelişimlerden fayda sağlamayı bekleyen şirketlerin mutlaka dijital değişimin bir parçası olması gerektiğini vurguladı: “Her geçen gün gelişen ve değişen teknolojiyle birlikte tüm dünyada yaşanan dijital değişim sürecinin artık tüm kurumsal şirketler için daha da önemli. Bir CDO dijital yeteneklerin stratejik önceliklere göre haritalandırılması, dijital proje portföyünün geliştirilip yönetilmesi, verimlilik ve yatırım geri dönüşlerinin ölçümlemesine ek olarak, en üstün yeteneklerin korunması için yollar geliştirir ve dijital süreç inovasyonunun da en önemli destekçisi olur. Dolayısıyla; bu alana öncülük ve liderlik edecek yöneticilerin belirlenmesi, görev tanımlarının yapılması ve bu yeni oluşan pozisyonla ilgili farkındalık oluşturulması günümüz rekabetçi piyasa koşullarında öne çıkabilmek için son derece önemli. Türkiye’deki kurumsal dijital değişimi hızlandırmak için CDO’lara büyük görev düşüyor. Bizler de kurumların dünyadaki dijital değişime, doğru ve hızlı şekilde ayak uydurabilmesinde öncü rol oynayan CDO’ların sorumluluklarını en etkin şekilde gerçekleştirebilmeleri için her türlü desteği vermek üzere çalışıyoruz.Samsung Türkiye olarak CDO Turkey ile birlikte; önümüzdeki 5 yıl içinde her kurumda bir CDO olması vizyonunu hayata geçirmek için gerekli tüm çalışmalarımıza da devam ediyor olacağız.”
David Mathison: “Sahip olduğunuz Dijital Strateji, Kurumsal Stratejinizdir”
Tüm dünyada CDO hareketinin başlatıcılarından biri olarak kabul edilen ve dünya çapında CDO pozisyonunda görev yapanların %65’nin bağlı olduğu CDO Club’ınkurucusu David Mathison ise etkinlikte “CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi olan CDO’lar” başlıklı bir konuşma yaptı. Şirketlerin veya yapıların sahip olduğu dijital stratejilerin, aslında şirketlerinin stratejileri olduğuna dikkat çeken Mathison; konuşmasında şunları söyledi:
“Tüm dünyada çok ciddi bir dijital değişim süreci yaşanıyor. Bu gelişmelerle birlikte CDO kavramı da özellikle son yıllarda hızla yaygınlaşan, çok büyük şirketlerin devlet ve kamu kuruluşlarına kadar farklı kurumlarda yapılan atamalarla büyük bir önem kazanan bir pozisyon haline geldi. İlk olarak 2003 yılında medya ve reklam sektöründe yapılan konumlandırmalarla dikkat çeken bu pozisyon; tüm dünyada bankacılıktan, ilaç, kimya ve perakendeye kadar farklı birçok sektörde hızlı bir şekilde gelişimini sürdürmekte. Artık dünya devi diyeceğimiz kurumlarda CDO pozisyonları açılarak hızla dolduruluyor. Hatta 2015 Şubat’ında Twitter Başkan Yardımcısı olarak da görev yapan Jason Goldman, Beyaz Saray’a CDO olarak atandı.”
Bugünün CDO’ları yakın zamanın Yönetim Kurulu Üyeleri hatta CEO’ları olabileceğine de değinen ve tüm dünyada CDO pozisyonunda görev yapan yöneticilerin %88’nin Kuzey Amerika’da görevlendirildiğini ifade eden David Mathison, konuşmasını şu bilgileri vererek tamamladı: ”Şu an dünyada 2.000 kadar CDO var ve bu sayı hızla artıyor. Bir şirketin sahip olduğu dijital stratejinin şirket stratejisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle de şirketlerin geleceği, dijital stratejiye verdikleri öneme bağlıdır; bu noktada da CDO pozisyonu kritik bir öneme sahiptir.”
Dijital Değişim artık tüm sektörlerde!
Etkinliğin son bölümünde ise Citibank Global İşlem Bankacılığı Genel Müdür YardımcısıGülru Atak Gündem, LC Waikiki BT Direktörü Mehmet Demir, MEC Global Dijital ve İnovasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Eda Önsel, Pfizer Avrupa Çok Kanallı Pazarlama Direktörü Gökhan Salmanoğlu ve Samsung Türkiye Başkan YardımcısıTansu Yeğen’in katılımıyla “Türkiye’de Dijital Değişimin Yol Haritası” konulu bir panel de gerçekleştirildi.
CDO Turkey İcra Kurulu Başkanı Bülent Kutlu moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde; dijital değişim süreçlerinin bankacılıktan, perakendeye, ilaçtan medyaya kadar farklı birçok sektördeki etkisi ve gelişimi ele alınırken; panelistler kurumlarında yaşanan dijital değişim çalışmalarından da örnekler verdiler.
Dijtal Çağın Liderlik Sırları kitabının yazarı ve aynı zamanda CDO Turkey Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yeşim Toduk, gelinen noktada Türkiye’de CDO pozisyonuna büyük ihtiyaç olduğunu ve önümüzdeki yıllarda benzer pozisyonların daha da yaygınlaşacağını söyledi. Toduk, bu alanda çalışma yapanların gelecekte önemli kariyer fırsatları yakalayacağına dikkat çekerek, dijital değişimde teknolojik gelişmeler kadar insan kaynakları politikasının da önemini vurguladı. Ödeal üye işyerleri artık kredi kartına taksit yapabiliyor
Akıllı cep telefonlarına indirilerek, cep telefonlarını birer POS cihazına çeviren, böylelikle esnaf, KOBİ ve bağımsız çalışanlara, herhangi bir sabit maliyete katlanmak zorunda kalmaksızın kredi kartı ile tahsilat yapma olanağı tanıyan Ödeal İşyerim, artık taksit seçeneği de sunuyor. Ödeal İşyerim üyeleri ya da uygulamayı yeni indirecek işyerleri, 3 Kasım 2015 tarihi itibari ile sattıkları ürün ya da hizmetlerin bedelini 2-3-6 ya da 9 taksite bölebiliyorlar. Böylelikle, Ödeal İşyerim kullanarak, POS’ların neden olduğu aylık kotalar ve sabit maliyetlere katlanmak zorunda kalmayan küçük işletmeler, taksit avantajıyla da iş potansiyellerini artırıyorlar.
9’a Varan Taksit İmkanı
3 Kasım 2015 itibariyle hayata geçen taksit sistemiyle, kredi kartlarına, 2-3-6 ve 9 taksit imkanı sunuluyor. İşletmeler, tahsilat esnasında uygulama içinden taksit sayısını belirleyebiliyorlar.
Ödeal İşyerim “Kahraman Bakkal”ın Yanında
Amacının küçük esnafın hayatını kolaylaştırmak olduğunu söyleyen Ödeal İşyerim Kurucu Ortağı Fevzi Güngör “Mikro işletmeler, bireysel olarak satış yapan ya da hizmet sunanlar maliyetleri, komisyon oranları ve aylık satış kotaları nedeniyle bankalardan POS almakta sıkıntı yaşıyorlar. Kredi kartı ile ödeme yapmak isteyen birçok müşteriye olumlu yanıt veremiyorlar. Ödeal İşyerim ile, ticaret yapan her kişi ya da kurum için benzersiz bir ödeme platformu kurduk. Akıllı Cep telefonlarını tıpkı POS cihazı gibi ödeme alan ya da yaptıran bir cihaza dönüştürdük. Bu cihazla, küçük esnaf hem herhangi bir sabit maliyet olmaksızın kredi kartlı ile tahsilat yapabiliyor, hem de taksit başta olmak üzere bambaşka ayrıcalıklara kavuşuyor. Bu sayede küçük esnafın hayatta kalması kolaylaşıyor” dedi.
Ödeal İşyerim Nasıl Kullanılıyor?
Sistemi kullanmak son derece basit, akıllı telefonlardan App Store ya da Google Play’den ücretsiz olarak indirilen Ödeal İşyerim uygulaması, üyelik başvurusu yapılıp kabulünün hemen ardından kullanılabiliyor. Sabit POS maliyetlerine katlanmak istemeyen mikro işletmeler için ideal çözüm olan Ödeal İşyerim ile tahsilat basit birkaç adımla yapılabiliyor. Tahsilatı tamamlamak için öncelikle işletme sahibinin uygulama ekranına müşterisinin telefon numarası, adı ve ürün / hizmet bedeli giriliyor. Tüketicinin kredi kartı bilgileri uygulama ekranına NFC, OCR veya elle giriş yoluyla tanıtılıyor. Daha sonra çıkan uygulama ekranına müşteri tarafından imza atılarak işlem tamamlanıyor.
Ödeal İşyerim Uygulaması
Ödeal İşyerim telefon ya da tablet üzerinden başka bir cihaza ihtiyaç duymadan kredi kartı ile ödeme alan mobil tahsilat sistemidir. Ödeal işyerim uygulaması hızlı ve kolay kurulabilen, sabit maliyetleri olmayan bir sistemdir. Kahve makineniz veya bebek monitörünüz bile güvenlik tehdidi oluşturabilir
2014 yılında Kaspersky Lab’ın güvenlik uzmanı David Jacoby, oturma odasına bir göz attı ve sahip olduğu cihazların siber saldırıya ne kadar açık olduğunu araştırmaya karar verdi. Cihazların neredeyse tamamının saldırıya açık olduğunu keşfetti. Bunun ardından 2015 yılında Kaspersky Lab zararlı yazılım önleme uzmanlarından oluşan bir ekip, bu deneyi küçük bir farkla tekrarladı: David’in araştırması çoğunlukla ağa bağlı sunucular, yönlendiriciler ve Akıllı TV’ler üzerine yoğunlaşırken, bu son araştırma, akıllı ev piyasasında mevcut olan çeşitli bağlantılı cihazlara odaklandı.
Deney için seçilen cihazlar aşağıdaki şekildeydi: video akışı için bir USB donanım kilidi, akıllı telefonla kontrol edilen bir IP kamerası, akıllı telefonla kontrol edilen bir kahve makinesi ve akıllı telefonla kontrol edilen bir ev güvenlik sistemi. Araştırma, bu cihazların neredeyse tamamının zayıf noktalar içerdiğini keşfetti.
Deneyde yer alan bir bebek monitörü kamerası, kameranın sahibiyle aynı ağı kullanan bir bilgisayar korsanının kameraya bağlanmasına, buradan videoyu izlemesine ve kamera üzerinde ses dosyası çalıştırmasına izin verdi. Aynı satıcıdan alınan diğer kameralar da bilgisayar korsanlarının cihaz sahiplerinin şifrelerini toplamasına imkan verdi ve deney, aynı ağ üzerindeki bir bilgisayar korsanının kameradan kök parolayı almasının ve kameranın bellenimini kötü niyetle değiştirmesinin mümkün olduğunu gösterdi.
Uygulamalar tarafından kontrol edilen kahve makineleri söz konusu olduğunda ise, bir saldırganın kurban ile aynı ağ üzerinde olmasına bile gerek yok. Deney sırasında incelenen kahve makinesi, bir saldırganın kahve makinesinin sahibinin bütün Wi-Fi ağı parolasını bulması için yeterli şifresiz bilgiyi gönderiyordu.
Akıllı telefonla kontrol edilen ev güvenlik sistemine bakıldığında ise, Kaspersky Lab araştırmacıları sistemin yazılımının sadece küçük sorunlarının olduğunu ve bir siber saldırıya dayanabilecek kadar güvenli olduğunu gördü. Buna karşılık zayıf nokta, sistem tarafından kullanılan sensörlerden birinde bulundu.
Bir kapı ya da pencere açıldığı zaman alarmı harekete geçirmek için tasarlanan temas sensörü, kapıya ya da pencereye monte edilen bir mıknatıs tarafından yayılan manyetik bir alanın tespit edilmesiyle çalışır. Kapı ya da pencere açıldığı zaman, manyetik alan kaybolur, bu da sensörün sisteme alarm mesajları göndermesine neden olur. Ancak manyetik alan yerinde durursa, hiçbir alarm gönderilmez.
Ev güvenliği sistemi deneyi esnasında Kaspersky Lab uzmanları, pencere üzerindeki mıknatısın manyetik alanını değiştirmek için basit bir mıknatıs kullanabildi. Bu da alarmı harekete geçirmeden bir pencereyi açıp kapatabildikleri anlamına geliyordu. Bu zayıf noktayla ilgili büyük sorun, bunun bir yazılım güncellemesiyle giderilmesinin imkansız olması; sorun, ev güvenlik sisteminin kendisinin tasarımından kaynaklanıyor. Daha da endişe verici olan ise, manyetik alan sensörü tabanlı cihazların, piyasadaki pek çok ev güvenlik sistemi tarafından kullanılan yaygın bir sensör türü olması.
Kaspersky Lab Güvenlik Araştırmacısı Victor Alyushin, «Deneyimizin satıcıların IoT cihazlarını geliştirirken siber güvenliği göz önünde bulundurduğunu göstermesi bizi rahatlatıyor. Ancak bağlantılı ve bir uygulama tarafından kontrol edilen her cihazın en azından bir güvenlik sorunu olacağı neredeyse kesin. Suçlular, tek seferde bu sorunların pek çoğunu istismar edebiliyor, bu nedenle satıcıların kritik olmayanlar da dahil olmak üzere bütün sorunları çözmesi çok önemli. Bu zayıf noktalar, ürün henüz piyasaya girmeden çözülmeli çünkü bir cihaz binlerce ev sahibine satıldıktan sonra bir sorunu çözmek çok daha zor olabilir,» şeklinde konuştu.
Kullanıcıların yaşamlarını ve sevdiklerini saldırılara açık akıllı ev IoT cihazlarının risklerinden korumasına yardımcı olmak için, Kaspersky Lab uzmanları birkaç basit kurala uymalarını tavsiye ediyor:
1. Herhangi bir IoT cihazını satın almadan önce, internette bu cihazın zayıf noktalarına ilişkin haberler olup olmadığını araştırın. IoT, çok sıcak bir gündem maddesi ve pek çok araştırmacı, bebek monitörlerinden uygulama kontrollü tüfeklere kadar bu tür ürünlerdeki güvenlik sorunlarını bulmak konusunda harika bir iş çıkarıyor. Satın alacağınız cihazın halihazırda güvenlik araştırmacıları tarafından incelenmiş olması gayet olası ve cihazda bulunan sorunların giderilip giderilmediğini anlamak mümkün.
2. Piyasaya sürülen en yeni ürünleri satın almak her zaman iyi bir fikir değildir. Yeni ürünlerde bulunan standart hataların yanı sıra, yeni piyasaya sürülen cihazlar, güvenlik araştırmacılarının henüz keşfetmediği güvenlik sorunları içeriyor olabilir. Burada en iyi tavsiye, halihazırda birkaç yazılım güncellemesi geçirmiş ürünleri satın almaktır.
3. Yaşamınızın hangi kısmını biraz daha akıllı hale getireceğinizi seçerken, güvenlik risklerini göz önünde bulundurun. Eğer evinizde maddi değeri olan pek çok eşya saklıyorsanız, uygulamayla kontrol edilen mevcut ev alarm sisteminizi değiştirebilen ya da tamamlayabilen profesyonel bir alarm sistemi seçmek ya da mevcut sistemi potansiyel zayıf noktaların çalışmasını etkilemeyecek şekilde ayarlamak muhtemelen iyi bir fikir olacaktır. Bir bebek monitörü gibi kişisel yaşamınız ve aile üyelerinizin yaşamları konusunda bilgi toplayacak bir araç seçerken, internet bağlantısı olmayan ve sadece bir ses sinyali iletebilen, piyasadaki basit bir RF modelini seçmek akıllıca olabilir. Bu seçenek mümkün değilse, ilk tavsiyemizi dinleyin ve akıllıca bir seçim yapın. Evernote yeni özelliklerle güncellendi
İş dünyasında, senkronize not alma yeteneği nedeniyle büyük ilgi gören, mobil ve masa üstü sistemler arasında hızlı senkronizasyon sağlayabilen, online not alma uygulaması Evernote, artık sayfalar üzerine çizim yapmak veya ekranı bölebilmek gibi kullanışlı özelliklere de sahip olacak.
iOS uygulamasında devreye giren çizim yeteneği, iOS’un 3D Touch özelliğini de destekliyor. Böylece ekrana yapılan baskıyla doğru orantılı şekilde farklı kalınlıklarda çizgiler üretmek mümkün oluyor. Ayrıca uygulamada stylus desteği de bulunuyor.
Evernote ayrıca iOS9’un ekranı bölme yeteneğini de kullanmaya başladığını duyurdu. Güncellemenin beğeni toplayan bir yanı ise bu özelliklerin ücretsiz aboneliklerde kullanılması. Evernote, özellikle iş dünyasında, hızlıca mobil not almak isteyen ve ardından bu notları hem iş arkadaşları paylaşmak hem de masa üstü platformları ile senkronize etmek isteyen profesyonellerin kısa sürede çok rağbet ettiği bir uygulamaya dönüştü. Yeni özelliklerin kısa süre sonra Android uygulamasında da güncellenmesi bekleniyor.
007 James Bond’tan teknoloji tavsiyeleri
Hatta Amerika’da her yıl Product Placement Awards adıyla her yılın en iyi ürün yerleştirmeleri ödüllendirilir.
Mesela, geçen yılın en iyi ürün yerleştirme markası Apple oldu. Aynı ödülü 2013 yılında Budweiser, 2012 yılında ise Mercedes almıştı.
Eğer ürün yerleştirme olmasa, Hollywood bu derece yüksek bütçeli filmler çekemezdi.
Bir de geleceğe dair alıştırmalar var. Uzay Yolu’nun gelecek vizyonu veya Back The Future filminin gelecek kurgularından ders çıkarmalarımız olur.
Ancak iki film var ki günümüz teknolojisinin son trendlerini orada bulmak mümkün olur: Mission Impossible (Görevimiz Tehlike) ve 007 James Bond serileri gibi.
Bu yıl da ikisi birlikte çıkış yaptı. Mi5 Rogue Nation ve 007 Spectre ile gişe rekorlarını kovalarken, markaları da yarıştırmaya girdiler.
Peki, teknoloji gündemini 007 Spectre mi, Görevimiz Tehlike mi Yakalayacak?
Evet Hollywood, mesajlarını filmlerle vermeyi seviyor. Spectre’nin maliyeti 300 milyon doları bulduğu tahmin ediliyor. Bir önceki Skyfall’ın neredeyse iki katı bir bütçeden bahsediyoruz.
Seri filmler olarak kabul edilen 007 James Bond ve Görevimiz Tehlike (Mission Imposible) filmlerini izlerken, küresel siyasi mesajlar seyrederken günümüz ve gelecek teknolojisine dair ürünleri de görüyoruz.
En son model otomobiller, akıllı telefonlar, ultra haberleşme metodları ve silahlar gibi.
007 James Bond serisinin yeni filmi Spectre’nin teaser videoları Mart ayında sunulmaya başlandı. Türkiye’de vizyona yeni girdi. Filmi seyretmeden bu yazıyı yazmak istedim. Seyrettikten sonra yazsaydım, filmi izlemeyenler için keyif kaçırıcı detayları da paylaşmış olabilirdim.
Görevimiz Tehlike’nin beşinci serisi olan Rouge Nation da temmuz ayında Amerika’da vizyona girdi. İkisi arasındaki yarışı daha hatırlatma videolarında gördük. Spectre hatırlatma videoları dönmeye başlayınca, yine başrolünde Tom Cruise’un oynadığı Mi5 Rouge Nation hatırlatma videoları da alel acele Youtube’a yüklendi.
007 Spectre’nin çekimleri Londra, Mexico City, Fas ve Avusturya Alpleri’nde çekildi.
Dört sene önce Dubai’deki Burç Halife Kulesi açılışının birkaç gün öncesinde oradaydım. Yanımdaki arkadaşıma sordum: Burada ilk olarak 007 James Bond filmi mi, yoksa Görevimiz Tehlike filmi mi çekilecek?
Ben tahminimde yanılmadım ve Görevimiz Tehlike’nin dördüncü serisi Hayalet Protokol’ün önemli sahneleri dünyanın en yüksek binasında çekildi.
Bu yıl, her iki filmde de giyilebilir akıllı cihazlar, akıllı gözlükler, akıllı telefonlar, yüksek teknoloji sağlık cihazları ve en son şifre çözücü yazılımların kullanılacağını söyleyebilirim.
Bana göre, bu yılın en büyük ürün yerleştirme filmi Spectre olacak.
Daniel Craig’ın başrolünü paylaştığı son üç 007 filminde, onunla özdeşleşen giydiği kazaklar var. Onun giydiği N.Peal kaşmir kazakları 300 dolardan başlayan fiyatlarla satılıyor.
Filmlerdeki ürünlerin özel satışları oluyor. Koleksiyoncuların yanı sıra marka tutkunları için de önemli sayılıyor. Mesela Omega Seamaster 300 saati sınırlı sayıda üretildi ve satışa sunuldu.
Onca akıllı saat rekabeti içinde niye Omega tercih edildiğini filmin yapımcılarına sormak lazım. Bir de markaların ne kadar cömert davrandığına bakılmalı.
Markaların filme aktardıkları bütçeler için farklı rakamlar telaffuz ediliyor. Mesela, Bond’un telefonu için Sony ile anlaşma yapıldı. Film ile eşdeğer zamanda lansmanı yapılan Sony Xperia Z5,
Spectre’ye yerleşti. Bunun için verilen paranın 5 milyon dolar olduğu iddia ediliyor.
Sony ürünleri, önceki 007 Skyfall filminde de bolca kullanılmıştı.
Sony, Spectre etkisini bakalım kullanabilecek mi?
James Bond demek otomobil, tabanca ve aksesuar demektir. 007’nin vazgeçilmezi Aston Martin oluyor. Ancak bu sefer Jaguar ve Range Rover’lar da filme girmeyi başardı. Aston Martin DB10 özel olarak üretildi. Bu özel üretim için 17 milyon dolar harcandığı da söylentiler arasında. Bunun içinde filme yapılan destek de dahil edilmiş olabilir.
Ford şirketi de film için yeni Mustang’ını teklif etmişti. Ancak Mustang, yapımcılar tarafından kabul edilmedi.
Ancak başka bir Ford yani Tom Ford, Craig’ın giyimleriyle filmde yer etmeyi başardı.
Tabanca için geleneksel olarak kullanılan Walther‘a rakip bir firma olan Heckler&Koch tercih edildi.
Eski 007 filmleri, yeni ürünler konusunda daha şaşırtıcı davranırdı. Artık filmin topyekün heyecanı içinde yeni ürünler fark edilmiyor.
Yine de trendleri bu filmlerle takip etmek mümkün oluyor. İyi seyirler…
Oracle’dan bulut pazarlama çözümleri
Geçtiğimiz ay ülkemizi Oracle’ın üst düzey yöneticilerinden Reggie Bradford ziyaret etti. Oracle’da pazarlama bulut yöneticisi olarak görev yapan Reggie Bradford, kurucusu olduğu Vitrue isimli bulut tabanlı sosyal pazarlama platformu şirketini 2012 yılının Mayıs ayında Oracle’a sattı. O günden bu yana Oracle’da kendi ürün grubunun başkan yardımcısı olarak da görev yapıyor.
Türkiye ziyaretinden Oracle’ın yeni ofisinde kapalı bir basın grubuyla bir araya gelen Reggie Bradford, pazarlama ve bulut konularında şunları söyledi:
“Pazarlamacıların ve markaların ideal müşterileriyle yaşadıkları gerçek zamanlı ve kişiselleştirilmiş deneyimlerini yönetmelerine yardımcı olabilmek için Oracle, Oracle Pazarlama Bulut Hizmeti’ni üç yeni yenilikle daha da geliştirdi: Offline Data Append, Match Multiplier ve Business Units for Content Marketing. Bu son yeniliklerle birlikte müşteri profilleri çevrimdışı satın alma verileriyle zenginleşmekte, içerik pazarlaması girişimleri arasındaki işbirliği artırılabilmekte ve müşterilerin farklı cihazlardan gerçekleştirdiği etkileşim de geliştirilebilmektedir. OraclePazarlama Bulut Hizmeti’ndeki en son yenilikler arasında ayrıca pazarlama çalışanlarının bütünleşik ve tutarlı kanallar arası deneyimin bir parçası olarak müşteri hizmetlerinden faydalanmalarına yardımcı olan Oracle Hizmet Bulutu ile gerçekleştirilen yeni entegrasyonlar da yer almaktadır. “

BimSA, Etohum Yatırımcı Kulübü’ne üye oldu
Yeni ekonomi konusunda bilgi ve fikir sahibi, kendi internet şirketini kurmak isteyen girişimcilerle şirketleri, yatırımcıları ve profesyonelleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir pazar yeri olan Etohum platformu, Türkiye’nin önde gelen bilgi teknolojisi şirketlerinden biri olan BimSA’nın katılımıyla daha da güçlendi.
Türkiye’deki başarılı internet girişimcileriyle yatırımcı olabilecek kurumsal şirketleri ya da bireysel kişileri buluşturma amacıyla kurulan Etohum Yatırımcı Kulübü, yatırımcılar vegirişimciler arasında bir katalizör görevi görerek Türkiye’de ve Avrasya bölgesi ülkelerinde yeni ekonominin hareketlenmesinde etkin rol oynuyor. Türkiye’de ve dünyada girişimcilik ekosistemine destek veren BimSA, artık Etohum üzerinden yeni girişimlerin hayata geçirilmesine katkı sağlayacak.
ETOHUM’LA FİKİRLER ŞİRKETE DÖNÜŞECEK
BimSA Genel Müdürü Tunç Taşman, “BimSA olarak internet odaklı parlak girişimleri destekliyoruz. Vizyoner ve yenilikçi yaklaşımı ile bilişime gönül veren BimSA ekibi olarak, hem yatırımlarımız hem de çalışanlarımızla Türkiye’nin dijitalleşmesine katkıda bulunuyor, 40 yıllık tecrübemiz ile şirketlerin dijitalleşme yolculuklarına eşlik ediyoruz. Etohum üyeliğimiz sayesinde platform üzerinden bize ulaşan girişimcilerle bir araya gelerek, şirketlere sağladığımız hizmetleri çeşitlendirmeyi ve dijitalleşme konusunda farklı ve yeni çözümler sunmayı hedefliyoruz. Girişimciler, internet odaklı iş fikirlerine güveniyor, şirket kurmayı planlıyorlarsa, Etohum’a başvuru yapabilir, farklı projeler hayata geçirmeyi planlayan diğer girişimciler ve yaratıcı fikirlere destek olmak isteyen kişi ya da kurumlar ile bizim desteğimiz ve aracılığımızla iletişim kurabilirler.”
Etohum Kurucusu Burak Büyükdemir ise, BimSA işbirliğinin genç girişimciler için sektörde dalga etkisi yaratacağını belirterek, “Kurulduğumuz 2008 yılından bu yana 300 girişime destek olduk, 80 girişime yatırım yaptık. BimSA’nın ekosistemimize katılımısayesinde, yatırımlarımızın sayısını ve kalitesini artıracağımıza ve yeni nesil iş dünyasının aktörlerine dünyanın kapılarını açacağımıza inanıyorum” dedi. Instagram yeni reklamlarını test ediyor
2012 yılında Facebook tarafından satın alınan mobil uygulama, reklam hizmetlerini geliştirmek için çalışmalara başladı. 1 Milyar’a yakın aktif kullanıcısı olduğu tahmin edilen fotoğraf paylaşma uygulaması, Apple cihazlarına yönelik reklam çalışmaları yapıyor. Özellikle iPhone 6s ve iPhone 6s Plus ile beraber gelen 3D Touch özelliğinin ön planda tutuluyor. Ayrıca ülkemizde hala kullanıma sunulmayan Apple Pay için de bu çalışmalarını sürdüren Instagram, uygulama içerindeki satın almaları arttırmayı planlıyor.
Instagram, iPhone’lardaki 3D Touch özelliği sayesinde kullanıcıların reklamların üzerine tıklayarak reklam ile etkileşime geçmesini planlıyor. Bu etkileşime giren kullanıcılara çıkan ekran üzerinden Apple Pay ile satın alma seçeneğini de sunacak.
Instagram şimdilik 3D Touch ve Apple Pay ile ilgili testler yaptığı iddiasını reddetse de, mobil ticaret ve reklamlar ile yakından ilgilendiğini saklamıyor. Eğer Instagram, Apple Pay destekli reklamlarını kullanıma sunarsa uygulama üzerinden sadece parmak izi ile alışveriş yapılabilecek. 3D Touch özelliği sayesinde de reklamın üzerine tıklayan kullanıcılar açılan ekrandan daha çok ürünü görüntüleyebilecek.
Kaynak: ShiftDelete.net Toyota’dan yapay zeka için 1 milyar dolar
Sürücüsüz otomobil teknolojilerinin yakın gelecekte otoyolların gerçeği olacağını tahmin etmek artık zor değil. Tesla’nın bu amaçla Model S otomobillerine yüklediği Autopilot uygulaması aslında bu alanda ne kadar büyük yol kat edildiğinin de ispatı.
Autopilot uygulaması sayesinde Tesla’nın Model S otomobilleri, otoyollarda yüksek hızlarda tamamen sürücüsüz ilerleyebilen robotlara dönüştüler. Bu konuda cesur videolar çeken sürücüler, Elon Musk’ı biraz korkuttuğu için Tesla şimdi Autopilot uygulamasının yeteneklerini kısıtlamak üzere hazırlık yapıyor ancak şu da bir gerçek ki, Tesla otomobilleri, koltukta bir sürücü oturmasa bile otoyollarda son sürat hareket edebiliyor ve A noktasından B noktasına hiç kaza yapmadan, hızla ulaşabiliyor.
Henüz yasal olarak otomobillerimizi bu şekilde yapay zekaya teslim etmemiz mümkün değil ancak cesur Tesla sahipleri, biraz da otoyoldaki diğer sürücülerin canlarını da hiçe sayarak bu deneyi gerçekleştirmiş oldular ve bu tehlikeli denemeleri tasvip etmiyor olsak da artık varlıklarını inkar etmek mümkün değil. Kısacası, yapay zeka artık otomobilleri sürmek için bize ihtiyaç duymuyor.
İşte bu gerçek, Toyota’nın da dikkatini çekmiş olacak ki, geçtiğimiz ay MIT ile 50 milyon dolarlık yapay zeka çalışması başlattığını duyuran Toyota, şimdi de yapay zeka çalışmaları için bütçesini 1 milyar dolara yükselttiğini duyurdu.
Toyota’nın başkanı Akio Toyoda’nın yaptığı açıklamaya göre, Toyota önümüzdeki 5 yıl boyunca yapay zeka çalışmalarına 1 milyar dolar bütçe ayıracak. Böylece sürücüsüz, akıllı otomobilleri tüm güvenlik gerekleriyle birlikte trafiğe çıkacak hale getirebilecekler. Ya da diğer bir deyişle, Tesla’nın cesurca sergilediği Autopilot gövde gösterisinden sonra Toyota da sürücüsüz otomobil teknolojilerinde söz sahibi olduğunu göstermek için önümüzdeki beş yıl boyunca 1 milyar dolar para harcayacak ve muhtemelen bu sırada geliştirilen teknolojiler yıldan yıla piyasaya sürülecek. Yani önümüzdeki yıllarda Toyota otomobillerinin otoparktan çıkıp önümüze kadar sürücüsüz olarak geldiğini görebileceğiz, otoyollarda Toyota araçlarının içinde ellerini bırakıp aracın nasıl da kendi kendine ilerlediğini, kavşaklardan nasıl döndüğünü gösteren meraklı sürücülerin YouTube videoları ile karşılaşacağız.
Toyota bu teknolojileri mümkün kılmak için, ABD ordusuna yüksek teknoloji üreten DARPA’nın yöneticilerinden Gill Pratt’ı da işe almış durumda. Gill Pratt’ın yönetiminde kurulacak ilk araştırma merkezinde 200 kişi istihdam edilecek ve bu araştırma merkezi Toyota için yeni teknolojiler geliştirecek. Stanford Üniversitesi ile işbirliği içinde Silikon Vadisi’nde açılacak merkezin işe başlama tarihi ise Ocak 2016. Yani sadece iki ayı kaldı.
İlk merkezin açılmasının ardından bu kez MIT’in Cambridge kampüsünde ikinci bir araştırma merkezi açılacak.
Pratt’e görei bu merkezlerdeki araştırmaların ilk amacı, kazaları önleyici teknolojiler geliştirmek olacak. Ayrıca, yapay zeka sahibi robotik otomobiller geliştirerek engellilerin de daha rahat otomobil sürmesine yardımcı olacaklar. Google Fotoğraflar için online video düzenleme yeteneği
Google’ın Fotoğraflar uygulaması özellikle Android kullanıcıları için hayatı kolaylaştıran ve tüm fotoğraflarını kolayca depolayabildiği yararlı bir araç.
Google şimdi Fotoğraflar uygulamasına, videoları online olarak düzenlemeyi mümkün kılacak araçlar eklemeye hazırlanıyor. Böylece cep telefonu ile kayıt edilip Fotoğraflar uygulamasına gönderilen videoların başındaki ve sonundaki istenmeyen bölümleri çıkarmak, videoları kesip yapıştırmak, üzerine efektler, metinler eklemek ve online olarak çok hızlı şekilde biçimlendirilmiş videolar üretmek mümkün olacak.
Bu yeni yeteneklerin mümkün olabilmesi için Google video düzenleme uygulaması Fly Labs’ı satın aldı. Google’ın açıklamasına göre, Fly Labs üç ay daha AppStore’da indirilmeye açık olacak. Ardından Appstore’dan kaldırılacak. Eskiden uygulamayı indirmiş ve kullanmaya başlamış olanlar, uygulamayı kullanmaya devam edebilecekler ancak artık güncelleme alamayacaklar. Uygulamanın güncel hali ise Google Fotoğraflar uygulaması içinde kullanıma açık olacak. 









