PwC’nin dünya genelinde 1.400’ün üzerinde CEO ile görüşerek hazırladığı ve “Değişen dünyada başarının yeni tanımı” teması ile yayınlanan 19. Yıllık Küresel CEO Araştırması’nın sonuçlarına göre CEO’ların 2016’da küresel ekonominin iyileşeceğine dair büyüme beklentileri, geçen yıla göre 10 puan düşerek yüzde 27’ye geriledi. Küresel ekonominin kötüye gideceğini söyleyen CEO’ların oranı ise yüzde 23 oldu; bu oran 2015 yılında yüzde 17 seviyesindeydi. Beklentilerin azalmasında Çin’in ekonomide yaptığı yeniden düzenlemeler, ham petrol fiyatlarındaki düşüş ve jeopolitik güvenlik endişeleri öne çıktı.
Sonuçları, Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının açılışında duyurulan PwC Küresel CEO Araştırması’na göre 2016 yılında küresel ekonominin iyileşeceğine dair en iyimser olan bölgeler yüzde 34 oranla Orta Doğu ve yüzde 33 oranla Batı Avrupa olurken, Kuzey Amerika’daki CEO’lar arasında iyimser düşünenlerin oranı yüzde 16’da kaldı. Çin’deki CEO’ların yüzde 33’ü ise küresel ekonomik büyümenin 2016 yılında yavaşlayacağını düşündüğünü belirtti.
Küresel CEO Araştırması’na göre bu gibi belirsiz zamanlarda şirket yönetimini üstlenen CEO’ların yüzde 90’ı iş stratejisi geliştirirken en çok tüketici taleplerine önem verdiklerini söylerken, şirketlerinin hedeflerini daha geniş bir toplumsal etki yaratacak şekilde değiştirdiklerini belirten CEO’ların oranı yüzde 69 oldu. CEO’lar bu kapsamda “yükselen beklentileri anlamak ve karşılamak”, “bu beklentileri karşılayacak ve hayata geçirecek teknoloji, inovasyon ve yeteneğe odaklanmak” ile “başarının tanımını yeniden belirleyerek risk ve fırsatları daha iyi ölçümleyebilmek” üzere çalıştıklarını belirttiler.
Jeopolitik belirsizlikler global CEO’ları endişelendiriyor
PwC’nin dünya genelinde 1.400’ün üzerinde CEO ile görüşerek hazırladığı ve “Değişen dünyada başarının yeni tanımı” teması ile yayınlanan 19. Yıllık Küresel CEO Araştırması’nın sonuçlarına göre CEO’ların 2016’da küresel ekonominin iyileşeceğine dair büyüme beklentileri, geçen yıla göre 10 puan düşerek yüzde 27’ye geriledi. Küresel ekonominin kötüye gideceğini söyleyen CEO’ların oranı ise yüzde 23 oldu; bu oran 2015 yılında yüzde 17 seviyesindeydi. Beklentilerin azalmasında Çin’in ekonomide yaptığı yeniden düzenlemeler, ham petrol fiyatlarındaki düşüş ve jeopolitik güvenlik endişeleri öne çıktı.
Sonuçları, Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının açılışında duyurulan PwC Küresel CEO Araştırması’na göre 2016 yılında küresel ekonominin iyileşeceğine dair en iyimser olan bölgeler yüzde 34 oranla Orta Doğu ve yüzde 33 oranla Batı Avrupa olurken, Kuzey Amerika’daki CEO’lar arasında iyimser düşünenlerin oranı yüzde 16’da kaldı. Çin’deki CEO’ların yüzde 33’ü ise küresel ekonomik büyümenin 2016 yılında yavaşlayacağını düşündüğünü belirtti.
Küresel CEO Araştırması’na göre bu gibi belirsiz zamanlarda şirket yönetimini üstlenen CEO’ların yüzde 90’ı iş stratejisi geliştirirken en çok tüketici taleplerine önem verdiklerini söylerken, şirketlerinin hedeflerini daha geniş bir toplumsal etki yaratacak şekilde değiştirdiklerini belirten CEO’ların oranı yüzde 69 oldu. CEO’lar bu kapsamda “yükselen beklentileri anlamak ve karşılamak”, “bu beklentileri karşılayacak ve hayata geçirecek teknoloji, inovasyon ve yeteneğe odaklanmak” ile “başarının tanımını yeniden belirleyerek risk ve fırsatları daha iyi ölçümleyebilmek” üzere çalıştıklarını belirttiler.
Honeywell ve ODTÜ’den HVAC Teknoloji Platformu
Honeywell ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi geleceğin mühendislerinin otomasyon teknolojileri alanındaki eğitimlerine katkıda bulunmak amacıyla ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemleri eğitim platformu HVAC’ı kurdu.
Honeywell’in sosyal sorumluluk programı Honeywell Hometown Solutions’ın kurumsal vatandaşlık yaklaşımıyla ücretsiz olarak sunduğu ekipmanlar ile oluşturulan platform, Makina Mühendisliği Bölümü öğrencilerine, bina otomasyonu ve iklimlendirme kontrolü alanında ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemlerindeki saha süreçlerini birebir modelleme imkanı sunuyor.
Honeywell Türkiye ve Orta Asya Başkanı Orhan Geniş, “Daha önce ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü işbirliği ile hayata geçirdiğimiz projeyi Makine Mühendisliği Bölümü ile bu yıl bir adım daha ileriye taşıyoruz. Bu işbirliği sayesinde ülkemizin ihtiyacı olan daha fazla sayıda kaliteli mühendislik öğrencisinin yetişmesi için eğitimlerine destek oluyoruz. Amacımız öğrencilerin mezun olduktan sonra karşılaşacakları profesyonel iş hayatındaki süreçlere daha kolay uyum sağlamalarına destek olmak ve Türkiye’nin kalifiye iş gücüne katkıda bulunmak. Bu amaç doğrultusunda Türkiye’nin en değerli üniversitelerinin başında gelen ODTÜ ile işbirliği yapıyor olmaktan ötürü gurur duyuyoruz” dedi.
Projeyle ilgili değerlendirmede bulunan ODTÜ Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tuna Balkan da, “Honeywell’in ürünleri ile akademisyenlerimiz tarafından tasarlanan HVAC Teknoloji Platformu’nun öğrencilerimizin deneysel eğitim süreçlerine önemli katkı sağlayacağına inanıyorum. En son teknoloji ile geliştirilen platform gerçek zamanlı deneyimlemede öğrencilerimiz için çok değerli bir fırsat. Honeywell ile gerçekleştirdiğimiz işbirliği sayesinde öğrencilerimiz küresel ölçekli iş fırsatlarına önceden hazırlanma imkanı bulacaklar” şeklinde konuştu.
Honeywell ve ODTÜ işbirliği, Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Süreç Denetim Laboratuvarı’nda kurulan platform ile ilk kez 2014 yılında başlamıştı. Proses otomasyon ve kontrol teknolojileri konusundaki eğitimlerde kullanılan ilk platformun ardından işbirliğinin bir sonraki adımı olarak hayata geçen bu yeni platform ile öğrencilerin iklimlendirme sistemleri konusundaki son teknolojilere daha iyi uyum sağlayarak gelecekteki iş hayatına şimdiden hazır olmaları amaçlanıyor.
Tasarımı ODTÜ Makina Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri ile işbirliği içerisinde gerçekleştirilen platformun klima santrali (AHU) ünitesinde, Honeywell saha cihazları kullanıldı. Honeywell Entegre Bina Yönetim Yazılımı (Enterprise Buildings Integrator – EBI) adı verilen entegre bir ön uç/frontend aplikasyonu ile gerçek bir binanın HVAC simülasyonunun modellenmesine olanak sağlayan platformun kontrolü Honeywell XL Web II Kontrolörleri ile gerçekleştirildi. Platform sayesinde öğrenciler bina otomasyonu ve iklimlendirme sistemlerinde farklı otomasyon senaryolarını modelleyerek gerçek zamanlı deneyler yapma imkanına sahip oldular.
1992 yılında kurulan Honeywell Türkiye’nin İstanbul, Ankara ve İzmir’de şubeleri bulunmaktadır. Türkiye’nin önde gelen sanayi tesislerinin çoğu, üretimde kalite ve enerji verimliliği nedeniyle Honeywell’i tercih etmektedir. Ticari binalar ve konutlarda konforlu bir yaşam ve güvenli bir çalışma alanı oluşturmak için Honeywell’in akıllı bina teknolojileri tüketiciler tarafından öncelikli olarak tercih edilmektedir. Endüstri 4.0 Ne Değildir?
Eğer medyadaysanız bir şekilde kendinizi okutmanız, izletmeniz gerekir. Bunun için sıkça yapılan uygulamalardan biri ise içinde yüksek sayılar bulunan haberlere sansasyonel bir hava katıp vermektir. Davos Zirvesi’nin ana gündemi olan Endüstri 4.0 tam da medyaya istediği bu malzemeyi verdi. Zirveyi düzenleyen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) blogunda çıkan bir makale hızla yayıldı. Yalnızca Türkiye’deki yayınlar değil, hemen her ülkenin önde gelen yayınında da aynı haber vardı.
Alex Gray imzasıyla yayınlanan bu makale, Endüstri 4.0’la ilgili WEF’in blogunda yayınlanan onlarca makaleden yalnızca biri. Ancak medyada diğer makaleler arasında bulunan Endüstri 4.0’ın ne tip değişimler getireceği, Afrika ülkelerine ne gibi ekonomik katkıları olacağı, hangi sektörü nasıl değiştireceğine dair yorumlar maalesef pek çıkmadı.
Bunu bir kenara bırakıp Endüstri 4.0’ın gerçekte ne gibi değişimler getireceğine bakmakta fayda var. Çünkü bu yapılmadığı takdirde insanların aklında sadece robotların ve yapay zekanın yaygınlaşması yüzünden 5 milyon kişiyi işsiz bırakacağı kalacak. Yapay zekanın halen bebek adımları attığını ve raporda belirtilen 2020’de değil, 2025 sonrasında asıl etkisini göstereceğini hatırlatmakta fayda var. Detayları TechInside için daha önce yazdığım, “2026’yı İnsan Egosu Şekillendirecek” başlıklı yazıda bulabilirsiniz.
Yaşanacak değişimlere dönelim. Endüstri 4.0’ı öncelikle geçmişteki kapsamlı değişimlerle karşılaştırmakta fayda var. Mesela tarlaların artık insan ve hayvan gücüyle değil, traktörle sürülmesi gibi. Eğer bu olmasaydı bugün sadece belirli bölgelerde değil, dünyanın pek çok yerinde açlık sorunuyla karşı karşıya olacaktık. Endüstri 4.0, şimdi bunu bir adım daha öteye taşıyan yenilikler içeriyor. Nesnelerin interneti, drone tipi insansız hava araçları, uydu verilerinden uzun vadeli hava durumu takibi gibi işlemler, 5G gibi gelişmiş iletişim teknolojileri sayesinde ekilen tarlalardan çok daha yüksek verim alınabilecek. Dünya nüfusunun büyük bir iştahla arttığını düşünürsek daha verimli tarlalara kesinlikle ihtiyacımız var.
Bir başka sektörü ele alalım. Mesela otomotiv. Üretim sektörü, Dünya Ekonomik Forumu’nun raporunda belirtildiği gibi en fazla etkilenecek alanlardan biri. En fazla derken 5 yıllık dönem için öngörülen azalma oranının yüzde 1,63 olduğunu belirtmeliyim. Ancak otomotiv özelindeki değişim sanılanın aksine bu kadar etkili olmayacak. Zira otomotiv üretiminde endüstriyel robot kullanımının geçmişi 1959’a kadar gidiyor. Endüstriyel robotların en yoğun kullanıldığı ülkelerden biri olan ABD’deki oran zaten bugün bile kimi tesislerde yüzde 80’lere kadar çıkmış durumda. Almanya’da da benzer bir durum söz konusu. Bir diğer büyük üretici Japonya için de aynı yorumu yapmak mümkün. Otomotivi bugünkü büyüklüğüne getirenler arasında robotların payı büyük. Şöyle düşünün, eski usül insan gücü odaklı bir üretim sürecinden bahsediyor olsaydık o çok beğendiğiniz otomobili almak için belki 1,5 – 2 yıl beklemeniz gerekecekti. Bunu ister miydiniz?
Endüstri 4.0 elbette sadece tarım ve otomotivi dönüştürmeyecek. İnşaat, medya, finans, enerji, sağlık diğerlerine oranla daha fazla etkilenecek sektörler arasında yer alıyor. Diğer yandan verimliliğe olan katkısı sayesinde küresel ısınmayla mücadelede de en önemli araçlardan biri olacak. Aşağıda, Dünya Ekonomik Forumu’nun Davos’un hemen öncesinde yayınladığı Future of Jobs isimli rapordan bir ekran görüntüsü bulacaksınız. Burada hangi sektörde ne oranda çalışan sayısı değişimi olacağı net bir şekilde veriliyor.
Raporda olan, ancak medyada görünmeyen bir diğer nokta da 2020’de çalışanların ne gibi yeteneklere sahip olması gerektiği. Problem çözme yeteneğiniz yine öncelikli, ama mesela kalite kontrol işi çoğunlukla robotlar tarafından yapılacağından iş dünyasında aranan bir kriter olmayacak. 2020 kriterlerinden biri “duygusal zeka”nız. Yaratıcılık da hızla yükselenler arasında.
Özetle, Endüstri 4.0 sadece sektörleri değil, iş dünyasını ve dolayısıyla sizi dönüştürecek. Umarım, geleceğin iş dünyası temsilcilerini yetiştiren üniversitelerimiz bu durumun farkındadır… KOBİ’lerin e-ticaret satışları %60 arttı

KOBİ’lerin E-ticaret Siparişleri %45 Oranında Artarak 2 Milyonu Aştı
IdeaSoft’un yaptığı detaylı analizlerde dikkat çeken bir diğer veri ise sipariş adetlerindeki artış oldu. Satışlarla doğru orantılı olarak, e-ticaretle uğraşan KOBİ’lere verilen sipariş adedi %45 oranında artarak 2 milyonu aştı. Türkiye geneline bakıldığında tüm siparişlerin %42,9’u Marmara Bölgesi’nden gelirken, onu %16,1 ile İç Anadolu ve %13,2 ile Ege Bölgesi takip etti. Günlük ortalama 45000’den fazla ürünün satıldığının belirlendiği araştırmada e-ticaret sektöründe ayda 400.000’den fazla yeni ürünün de satışa sunulduğu tespit edildi.Mobil Siparişler %420 Arttı ve Genel Sepet Ortalaması 245 TL Oldu
Akıllı telefonların yaygınlaşması ve mobil e-ticaret uygulamalarının öneminin artması, verilen siparişlerde mobil cihazların daha sık kullanılır olmasını da sağladı. Araştırmada, 2015 yılında mobil cihazlardan gelen sipariş sayısının %420 arttığı ortaya çıktı. E-ticarete olan ilgi doğal olarak KOBİ’lerin sahip olduğu e-ticaret sitelerinin ziyaretçi sayılarını da olumlu yönde etkiledi. KOBİ’lerin e-ticaret sitelerinin ziyaretçi sayısı 2015’te %35 oranında artarken, mobilde bu artış %125 oranında gerçekleşti. IdeaSoft, 2015’in değerlendirildiği araştırmada sepet ortalamasını da analiz etti. 45 farklı sektörden 5300’den fazla KOBİ’nin e-ticaret sitesi incelendiğinde, 2015 yılında sepet ortalamasının 245 TL olduğu ortaya çıktı. Bu da geçtiğimiz seneye oranla %10’luk bir artış anlamına geliyor. Türkiye’de İnternet’ten alışveriş yapanların taksit alışkanlıklarına bakıldığında ise 100 TL altındaki siparişlerin %24’ünde taksit tercihi yapılırken, 100 TL’nin üzerindeki siparişlerde taksit tercih oranının %55 olduğu bilgisi elde edildi.E-ticarette Kredi Kartından Vazgeçmiyoruz
Müşterilen ödeme tercihi seçeneklerini de analiz eden IdeaSoft, Türkiye’de kullanıcıların e-ticarette büyük oranda kredi kartını tercih ettiği sonucunu elde etti. Yapılan analizde %71,5 oranla kredi kartlı ödeme açık ara ilk sırada yer alırken, %11,3 oranla kapıda ödemenin ikinci, %11,1 oranla havale ve EFT’nin ise en çok tercih edilen üçüncü ödeme yöntemi olduğu belirlendi. Kredi kartı kullanım tercihlerine bakıldığında ise ilk sırada %23,8 ile Bonus yer alırken, onu %20 ile World Card ve %15,2 ile Maximum’un takip ettiği görüldü.Hedef 1 Milyar TL
IdeaSoft Genel Müdürü Seyhun Özkara, “Türkiye, e-ticarete her geçen gün daha da ısınıyor. IdeaSoft’un da desteğiyle tüketicilerin, profesyonel altyapılara sahip e-ticaret sitelerine güvenlerinin artması ve KOBİ’lerin e-ticareti yeni ve önemli bir gelir kaynağı olarak görmesiyle Türkiye’de e-ticaret sektörünün büyümesi 2016’da da devam edecek. 2015’te KOBİ’ler e-ticaret üzerinden 500 milyon TL’yi aşan bir satış yaptı, 2016 yılında hedefimiz bunu 1 milyar TL’ye ulaştırmak. Bu hedefe ulaşmak için KOBİ’lerimize e-ticaret alanında gereken tüm desteği sunmaya devam edeceğiz. 2015’te 6300’den fazla kişiye ücretsiz e-ticaret eğitimi verdik. Müşteri memnuniyet oranımız %92’ye ulaştı. IdeaSoft olarak 2016 boyunca da sunacağımız eğitimler ve seminerlerle satış ve dijital pazarlama alanında KOBİ’lerimizi bilgilendirmeye ağırlık vereceğiz.” dedi.Microsoft 1 milyar dolar değerinde bulut bağışı yaptı
Microsoft, uzun zamandır bulut servislerini güçlendirmek adına önemli adımlar atıyordu. Şirketler için Microsoft’un Azure bulut servisleri, iş süreçleri açısından kritik işlevleri üstlenmeye başladı. Uygulamaları çalıştırmak, verileri depolamak için kullanılan bulut servisleri artık iş dünyasının vazgeçilmez parçalarından biri haline geldi.
Ne var ki, bulut servisleri bedava bir hizmet değil ve özellikle üniversitler veya kar amacı gütmeyen organizasyonlar gibi kuruluşlar için güçlü bulut servislerine erişim önemli bir maliyet gerektiriyor.
Microsfot şimdi bu kurumların daha özgür çalışabilmesi için, üniversitelere ve kar amacı gütmeyen kurumlara, önümüzdeki üç yıl boyunca, toplam değeri 1 milyar dolar olan bulut servislerini bağışlayacağını açıkladı.
Microsoft’un bağış programı içinde, Azure, Office 365 uygulamaları, depolama alanları ve uzaktan erişim yazılımları da bulunuyor. Londralı taksici Matthew’un Uber ile ibretlik savaşı
Uber, dünyanın her yerinde taksicilerin büyük tepkisiyle karşılaştı. Bu mobil taksi uygulaması, klasik taksicilerin işlerini elinden alacak kadar tehlikeliydi. Artık insanlar sokaktan taksi çevirmiyorlar hatta taksi durağını da aramıyorlar, ellerindeki uygulamada bir düğmeye basarak en yakındaki Uber taksisini, hemen bulundukları konuma doğru yönlendiriyorlardı. Telefonda taksi durağına adres anlatmaktan çok daha pratik bir yönetm değil mi? Üstelik, taksi duraklarını insanlar çoğunlukla evden veya ofisten arayabiliyorken, bir AVM’nin önünde, bir cadde ortasında, bir sokak başında durup da o yabancı bölgedeki taksi duraklarının numaralarını bile bilmiyorken, taksi duraklarını aramak çok mümkün değildir.
Oysa Uber, kullanıcıları nerede olursa olsun, bir tıkla kullanıcının önüne taksi gönderebilme yeteneğine sahip bir uygulama olarak, çok pratikti. Hem de ödeme için nakite bile gerek kalmıyor, taksicilerle bozuk para kavgası da yaşanmıyordu. Dolayısıyla, halk Uber’i sevdi. Ama taksiciler bu sevgiyi o kadar kıskandı ki, Avrupa’daki çoğu şehirde, klasik taksicilerin Uber taksilerine sopalarla saldırdığı eylemlerle karşılaştık. Kimi toplu eylemlerde taksiciler şehrin yollarını tıkadılar, şehirleri felç ettiler ama Uber’i durdurmaları mümkün olmadı.
Londra’da Uber karşıtı kampanya
Şimdi ise yeni bir “Uber karşıtı kampanya” ile karşı karşıyayız. Londra’nın ünlü siyah taksicileri Uber’i kendi silahı ile vurmak üzere harekete geçtiler. Bir taksi şoförünün karısı, Londra taksileri için Uber’e rakip olacak mobil bir taksi uygulaması inşaa etmek için topluluk fonlamasıyla bir kampanya başlattı. 850 bin dolar değerindeki kampanya başarıya ulaşırsa, Londra taksicileri için özel bir mobil uygulama yapılacak ve Londra sakinleri artık klasik siyah taksilerini, telefonlarındaki uygulamaya tıklayarak kolayca çağırabilecekler. Uber, Londra’da 2012’den beri faaliyet gösteriyor ve klasik taksicilerin Uber’e karşı açtıkları tüm davalar hüsranla sonuçlandı, mahkemeler Uber’in yasal bir şirket olduğuna hükmetti, halk Uber’i kabullendi ve siyah klasik taksiler, şimdi son seçenek olarak aslında ilk olarak yapmaları gerekeni yapmaya karar aldılar. Bu kampanya aslında Uber’e karşı eylem haberlerini her duyduğumuzda dile getirdiğimiz seçenekti. Klasik taksi şirketlerinin teknolojiye direnmek yerine, teknolojiyi kendi lehlerine kullanmaları tavsiyelerinde bulunuyorduk. İşte nihayet Londralı taksiciler bu konuda mantıklı bir adım attılar.Efsanevi taksici sınavı
Aslında Londralı taksicilerin Uber’e karşı savaşı, ayrı bir inceleme konusu olarak da görülebilir. Dünyadaki diğer şehirlerde taksiciler sıradan bir esnaf olarak görülürken, Londralı taksicilerin müthiş bir egosu bulunuyor ve kendilerini şehrin ulaşımını ayakta tutan kahramanlar olarak görüyorlar. Londra’da taksici olarak lisans alabilmek için, şehrin tüm sokaklarını, köşe başlarını sorulduğu anda haritada göstermeyi gerektiren bir sınav yapılıyor ve bu sınavı geçemeyen taksici olamıyor. Taksciler ise şehrin sembolü olan siyah cab isimli taksileri büyük bir gururla kullanıyorlar. Dolayısıyla, Uber Londra’ya ilk geldiğinde klasik taksiciler, halkın siyah cab’lere olan sevgisine güvenerek, Uber’in ilgi görmeyeceğin umuyorlardı ancak işler öyle olmadı. Londra halkı, siyah cab taksicilerinin egosu yerine kendi hayatlarına pratik şekilde ulaşım imkanı katan Uber’i seçti. Londra’da 25 bin “siyah cab” taksisi bulunuyor ve “Action for Cabbies” isimli topluluk fonlaması kampanyası ile bu taksiler için Uber’e rakip bir mobil uygulama geliştirmek mümkün olacak. Kampanya ilk birkaç günde 50 bin dolar bağış toplamış bulunuyor. Daha 800 bin dolara ihtiyaçları var. Ancak sorun sadece parayı toplayarak çözülmüyor. Bu 25 bin siyah klasik Londra taksisinin bu mobil uygulama için kurulacak şirketle sözleşmeler yapması, üyelik açması, araçlarına teknolojik güncellemeler eklemleri gerekecek. Elbette bunlar çözülemeyecek sorunlar değil, yeter ki her şeyden önce teknolojiyi küçümseyen veya yok sayan kafa yapısı değişsin. Uber Türkiye’de de faaliyet gösteriyor ancak Türk taksiciler henüz fazla faal olmayan Uber’i protesto etme gereği duymadılar. Türkiye’de bazı yerel taksi uygulamaları var ancak bunların ne kadar etkin oldukları da tartışılır. Yine de buradan açık açık uyaralım, birgün Türk halkı da Uber’i keşfedecek ve o gün Türk taksicileri vakitleri varken teknolojiyi işlerine adapte etmedikleri çok pişman olacaklar. Taksici arkadaşlara, vaktiniz varken örgütlenin ve kendi yerel mobil uygulamanızı kurun veya hazır kurulu mobil uygulamaları işinize adapte edin derim.TSMC, 2020 yılında 5 Nanometre’ye geçiyor

TSMC ne üzerine çalışıyor?
İşlemci, Grafik işlemci (GPU), katı depolama birimleri ve bellek modülleri gibi içerisinde transistörler bulunan pek çok çipset biçimini üreten TSMC, firmaların tasarladığı çipsetleri üretme işini yapıyor. Burada da rekabet çok yoğun. Üreticiler arasında en iyi termal performans, en düşük nanometre gibi üretim süreciyle alakalı pek çok kriter, rekabeti doğrudan etkiliyor.5 nanometreye 2020 yılında geçilecek
Şirketin ortak CEO’su Mark Liu, yaptığı açıklamada 5 nanometre üretim sürecine 2020 yılında geçeceklerini müjdeledi. Planlarda sarkma olur mu bilemiyoruz ama günümüzde 14 ve 16 nanometre seviyesinde üretim yapılıyor. Bundan sonraki adımların artık 10 nanometre ve altı olduğunu görüyoruz.Düşük nanometrenin avantajları neler?
Nanometre düştükçe, aynı zar alanına daha çok transistör yerleştirebiliyorsunuz. Daha düşük nanometreyle üretilen transistörler, daha düşük çalışma voltajına ihtiyaç duyuyor. Bu da ısı ve daha düşük güç tüketimi anlamına geliyor. İyi bir mimariye sahip bir çipset, düşük nanometre üretim süreciyle üretildiğinde, ortaya hem ısınmayan, hem performanslı hem de nispeten daha az güç tüketen bir işlemci karşımıza çıkıyor. Kaynak: ShiftDelete.NetDavos raporu: Dijital ekonomide 2 trilyon dolar
Verimliliğe ve büyümeye etki eden, dijital dönüşüm, rekabet, global operasyon modelleri, yetenek ve liderlik konularına odaklanan Accenture Strategy’nin, Davos 2016 kapsamında hayata geçirdiği araştırmaya göre, dijital beceri ve teknoloji kullanımının en iyi şekilde kullanılması halinde 2020 yılına kadar küresel ekonomide 2 trilyon dolarlık ek büyüme sağlanabileceği öngörülüyor.
Accenture Strategy’nin ‘Dijital Ezber Bozan: Büyüme Çarpanları’ adlı raporu, Almanya, Amerika, Avusturalya, Brezilya, Çin, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İtalya ve Japonya’da dijital ekonominin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’daki (GSYİH) payını ölçüyor. Araştırma kapsamında donanım, yazılım ve ilgili teknolojilerin GSYİH’ye katma değer yaratacağı tahmin edilirken üretimde kullanılan ara dijital ürün ve servislerin değeri de hesaplanıyor.
Dünyanın en dijital ekonomisi Amerika…
Rapor, dünya çıktısının yüzde 22’den fazlasının dijital ekonominin yetenek ve sermayesiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Diğer yandan mevcut dijital yatırımların ABD’nin çıktısının yüzde 33’lük kısmını oluşturarak dünyanın en dijital ekonomisi olduğuna işaret ediyor. Ayrıca, ABD’de iş gücünün yüzde 43’ü, birikmiş sermayenin yüzde 26’sı dijital ekonomiyi destekliyor. Diğer pazarlarda ise dijital ekonominin GSYİH’de aldığı pay yüzde 13’ten yüzde 30’lara kadar değişiklik gösteriyor. Örneğin bu oran Çin’de yüzde 13 olurken, İngiltere ve Avustralya’da yüzde 30’lar seviyesinde karşımıza çıkıyor.Dijital ekonominin GYSYİH’deki payı, 2015 ve 2020
Raporda büyüme oranlarının yükseltilmesi amacıyla, dijitalleşmenin iş ve ekonomiye hangi ölçüde nüfuz ettiğinin izlenmesi açısından şirketlerin Accenture Strateji Dijital Yoğunluk skorunu geliştirmesi gerektiği vurgulanıyor. Örneğin, ABD ekonomisinin genel dijital yoğunluğunda 10 puanlık bir artışın, 2020 GSYİH büyümesinde yüzde 1,8‘lik yani 368 milyon dolarlık bir artışa neden olacağı tahmin ediliyor. Ancak Accenture Strategy tarafından, dijital beceriler, sermaye ve diğer hızlandırıcılardaki gelişmelerle oluşturulacak ideal kombinasyon ile 2020’de yüzde 2,1 artışla 421 milyon dolarlık daha büyük bir büyümenin sağlanabileceği öngörülüyor. Diğer yandan Brezilya, İtalya, Çin ve Japonya dijital performanslarını artırma potansiyeli en yüksek ülkeler olarak görülüyor. Raporda ayrıca her ulusal ekonominin iyi gelir ve ekonomik çıktı elde edebilme çabalarını nasıl önceliklendirmesi gerektiği de anlatılıyor. Örneğin; Brezilya’nın yüzde 70’lik dijitalleşme çabasını bulut ve analitik gibi gelişmiş teknoloji uygulamalarına odaklaması öneriliyor.Türkiye’de ise dijitalleşme skorundaki 10 puanlık bir artış şirkete ilave yüzde 1,5 kâr getiriyor
Accenture Türkiye Genel Müdürü Tolga Ulutaş, ülke ekonomilerinin en önemli lokomotiflerinden olan şirketlerin büyüme ve rekabet avantajı sağlamak için dijital dönüşümü tamamlamaları gerektiğini, böylece ülke ekonomilerinin büyüyebileceğini belirtiyor. Türkiye’de ilk defa hayata geçirilen Accenture Dijitalleşme Endeksi’nde de Accenture Strategy’nin bu raporunu destekleyen bir bulgu tespit edildiğini ifade eden Ulutaş, “Accenture Dijitalleşme Endeksi çalışmasında, dijitalleşmenin şirketlerin kârlılığı üzerindeki etkisi de analiz edildi. Buna göre, maksimum 100 puanlık Accenture Dijitalleşme Endeksi skorundaki her 10 puanlık artış, Türkiye’de bir şirket için ortalama olarak %1,5’lik ek Faiz ve Vergi Öncesi Kâr (FVÖK) marjı anlamına geliyor” dedi.Büyümenin anahtarı platform tabanlı modeller…
Rapora göre, platform tabanlı iş modelleri dijital odaklı büyümenin en büyük fırsatlarından biri olarak görülüyor. Bu modeller, organizasyonlara yeni pazarlar yaratmaya, iş ortakları ve müşterileri ortak dijital platformda bir araya getirerek değer ortaya çıkarmaya olanak sağlıyor. Bugün, platform ekonomisine “yeni doğan dijital şirketler” egemen olmakta, ancak Accenture Strategy’nin raporu önemli bir öngörüde bulunuyor: Geleneksel endüstri sorumluları, müşteri erişimi ve ürün portföyünü platformun network gücü ile birleştirerek platform stratejilerinden en çok fayda sağlayan grup oluyor. Raporda, verimliliği ve büyümeyi artırmak için dijital iş modellerinin uygulanmasını geliştirecek 3 öneri de sunuluyor. Rapora göre değer fırsatlarına dayalı dijital yatırımların önceliklendirilmesi gerekiyor. Bunun için de dijital yatırım dengesinin dikkatlice hesaplanarak beceri ve teknolojilerin en uygun kombinasyonunun oluşturulması ve dijital yatırımların geri dönüşünün maksimize edilmesi öneriliyor. Endüstriye özel dijital stratejiyle rekabet edilmesi konusuna da dikkat çekilen raporda üçüncü öneri ise dijital dönüşüm için doğru ortamın oluşturulması olarak tanımlanıyor. Buna göre hem ‘Dijital IQ’nün geliştirilmesi hem de sektörler arası ilişkilerin geliştirilmesi için hükümetle iş birliği yapılması ve rekabet kurallarının değiştirilmesi öneriliyor.Yemeksepeti büyük veriyle 4.5 milyon TL kazandı
Yemeksepeti, elindeki büyük veriyi kullanarak hayata geçirdiği projeler ile 1 yılda toplam 4,5 milyon TL’lik katma değer sağladı. Bu projeler, hedefli kampanyalar, özel içerik çalışmaları, Fakat İyi Yedik projesi ve doğru segmentasyon ile kurgulanmış özel çalışmaları kapsıyor. Yemeksepeti COO’su Nedim Nahmias, “Verileri incelemeye yeterli zamanı ve eforu harcamayı tercih etmiyorsanız, böylesi büyük bir değerden mahrum kalıyorsunuz demektir” dedi.
Yemeksepeti ürün geliştirmeden operasyona, yeni web sitesi altyapısından mobil güncellemelere kadar her alanda aldığı kararları büyük veri incelemeleri sonunda alıyor. Nedim Nahmias, “Yemeksepeti’nde bizim için en önemli konu her alanda müşteri memnuniyetini sağlamak. Bunu başarmak için attığımız her adımda kullanıcılarımızın tercih ve alışkanlıklarını göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bu doğrultuda, büyük veriyi doğru kullanabiliyor olmak bizim en kuvvetli aracımız ve başarımızdaki kritik nokta. Büyük veri kullanımında ölçeklendirebildiğimiz en önemli alan ise pazarlama çalışmaları; sadece bu alanda 4,5 milyon gibi bir değer yaratıyoruz.” dedi.
Geçen yüzyılda petrol ne idiyse, bugün büyük veri o
Büyük veriyi petrole benzeten Yemeksepeti COO’su Nedim Nahmias’a göre, “Geçen yüzyılda petrol ne idiyse, bugün büyük veri o. Günümüzde şirketler artık enerjisini büyük veriden alıyor. Fakat veriyi işleyemiyorsanız, tıpkı petrol gibi size hiçbir fayda sağlamaz. Petrolü işleyip benzin ya da plastik elde edebilmeniz için kimi araçlara ve bilgi birikimine sahip olmanız gerekir. Veriyi doğru analiz ve metotlarla anlamlandırabilmek ve doğru yerde kullanabilmek için de benzer bir altyapıya ihtiyacınız var.”
“Yüzde 1’lik cevheri arıyoruz”
Büyük verinin içerisindeki çok küçük bir parçadan anlamlı sonuçlar elde edilebildiğini söyleyen Nahmias, “Bizim yaptığımız dev bir dağın içindeki %1’lik cevheri arayıp bulmak. Bir madenci gibi bu dev boyutlardaki datanın içini kazmalı, tekrarlardan, milyarlarca anlamlandırılamayan veriden kurtulmalı, mevcut verileri doğrulamalı ve belli bir düzene sokmalısınız” dedi.
Hava durumundan derbi skorlarına, farklı verileri de kullanıyor
Yemeksepeti BI (İş Zekası Departmanı) ekibi diğer tüm departmanlarla dirsek temasında çalışıyor. 4,5 milyon kullanıcının verileri, farklı kaynaklardan edinilen verilerle karşılaştırılıyor ve şirketin içgörüleri ile yorumlanarak anlamlı sonuçlar elde ediliyor. Nahmias konuyla ilgili, “Derbi sonuçlarına ya da akşamki dizi saatlerine bakarak, kullanıcılarımızın hareketlerindeki değişiklikleri yorumlayabiliyoruz. Google arama verileri ile kendi sipariş verilerimizdeki değişimi karşılaştırarak yeme-içme alanındaki trendleri görebiliyoruz” şeklinde örnek verdi. Tüm çalışma sistemini büyük veri üzerinden düzenleyen operasyon tarafında örnek vermek gerekirse de Yemeksepeti meteoroloji verileri ile karlı bir günde satışların ne şekilde değiştiğini inceleyebiliyor ve gelecek dönem yoğun kar yağışlarında bazı servis bölgelerini otomatik daraltarak müşteri memnuniyetinin azalmasını önlüyor.
Tek proje ile 670 bin kullanıcıyı çekti
Yemeksepeti’nin geçtiğimiz yıl en çok konuşulan büyük veri projesi, markaya 8 ödül getiren ‘Fakat İyi Yedik’ oldu. Günde yaklaşık 10 milyar satır civarında verinin dinamik olarak işlendiği bu proje Yemeksepeti’nin teknik taraftaki ustalığını ortaya koymakla kalmadı, sanal dünyada etkileşimi tetikleyerek markanın kullanıcıları ile arasındaki duygusal bağın pekişmesini de sağladı. Mikro siteyi kısa süre içinde 670 bin tekil kullanıcı kullandı. 2,5 milyon sayfa görüntülenmesi ve 5 binin üzerinde tweete ulaşıldı. WhatsApp Tamamen Ücretsiz, Ama…
Kısa bir süre önce resmi ağızdan gelen bir açıklama ile WhatsApp, tamamen ücretsiz olarak hayatına devam etme kararı aldı. Bilindiği gibi WhatsApp ücretsiz olmadan önce, ilk yıl için ücret talep etmezken, sonraki yıllar için cüzi miktarlarda ödeme talep ediyordu.
Rekor bir miktar ile Facebook’un bünyesine kayan WhatsApp, geçirdiği birliktelik sonrasında, nitekim ücretsiz olarak yayın hayatına devam edecek.
Peki WhatsApp’ın ücretsiz olması, 900 milyonu aşkın aylık aktif kullanıcısına rağmen nasıl bir gelir elde etmesi yolunu açacak?
Ücretsiz WhatsApp, gelir kaynağını hangi yöne çevirecek?
Bu noktada WhatsApp’ın reklam vermeye başlamayacağını söyleyerek, söze devam etmek gerekiyor.
Açıklanan bilgilere göre WhatsApp, bundan sonraki süreci, sahip olduğu dev kullanıcı kitlesi için birer mesaj servisi aracı olacak. Bu aracılığı bankalar ve ilgili firmalar için geçit rolü ile sağlayacağa benziyor.
Ancak, her ne kadar kamuoyuna böyle bir gelir düzenleme açıklaması yapılsa da, akıllara farklı düşünceleri de getirmiyor değil. Bu düşüncelerin en tepesinde ise; kullanıcıların analizlerinin yapılması planlandığı yer alıyor.
Bu noktada devam etmeden önce, biraz geçmişe ve Facebook birlikteliğine dikkat çekmek gerekiyor.
Bir dönemler Facebook, kullanıcıları üzerinde çeşitli analizler yapması ile gündeme gelmişti. Her ne kadar bu analizler beyaz noktada gösterilse de, sonrasında gelen birçok tartışmayı önleyememişti.
Tekrar WhatsApp noktasına dönmek gerekirse, ücretsiz sunulan WhatsApp uygulamasının sunucu ve ar-ge gelirlerinin ne denli zirve noktalarda olduğu aşikar. Bununla ilişkili olarak, her daim internet ortamı ve Google için de söylenen bir yargıyı hatırlatmak gerekiyor.
“İnternette hiçbir şey ücretsiz değildir. Sadece, talep edilen ödeme yöntemi değişiklik gösterir.”
Bu ücretsiz yayın hayatı açıklamalarından sonra, elbette ki birçok kullanıcı gizlilik kuşkusu ile kullanımlarına son vermeyi düşünmeye başlamış olacaktır.
Özetle toparlamak gerekirse, Facebook çatısı altında yer alan –ki Facebook’un tek gelirinin veri analizi olduğu, üstü kapalı belirtilmektedir- WhatsApp için, önümüzdeki dönemlerde çok sık kullanıcı gizliliği ve ihlalleri ile sarsıntılar duyulacağa benziyor. Oculus: Sanal Gerçeklik, Dünyayı Değiştirecek!
Sanal gerçeklik kaskları, 2016 yılı için somut olarak çıkması beklenen en önemli ürünler arasında yer alıyor. Aslında uzun süredir ha çıktı ha çıkacak denilirken, son tüketiciye ulaşabilen ürünler net olarak raflarda yer alamamıştı.
Beklentilerle paralel olarak Oculus tarafında, ilk duyuru gelmiş ve heyecanlı bekleyişin tarihi de belli olmuştu. Son olarak ise, doğrudan Oculus tarafından sanal gerçeklik ile ilgili önemli açıklamalar geldi.
Jason Rubin kimdir?
Dünya geneli Oculus Rift sanal gerçeklik kaskı geliştirme stüdyoları başkanı olan Jason Rubin, teknolojinin geleceği ile ilgili çarpıcı sözler sarfettiği.
Katıldığı bir röportaj kapsamında düşüncelerini dile getiren Jason Rubin; Oculus Rift sanal gerçeklik uygulamalarının ilk örneklerini, video stüdyoları tarafından geliştirilen sürükleyici yapıtlar ile kendini göstereceğini vurguladı. Sözlerine devam eden Rubin, sanal gerçeklik için sadece eğlence aracı içeriklerle sınırlı kalınmayacağını ve sahip olduğu potansiyel ile beraber; bilim, eğitim ve psikoloji alanlarında da etkileyici örneklere aracılık edeceğini dile getirdi.
Adım adım sanal gerçeklik!
Sanal gerçekliğin yayılmasını ve gelişim sürecini, cep telefonlarının yerini akıllı telefonlara bırakması ile benzetmesi de, dikkat çeken paragraflardan oldu. Nitekim Jason Rubin, dünya için sanal gerçekliğin çok farklı yenilikler taşıyacağını ve dünyayı değiştiren bir konsept olabileceğini ima etmiş oldu. Şu an için Jason Rubin ne kadar haklı bilinmez ancak, belirttiği alanlara yönelik ne yazık ki temel oluşturan atılımlar henüz bulunmuyor. Ek olarak Oculus Rift başta olmak üzere diğer dişli rakipler de, henüz raflarda boy gösteremedi. Öyle görünüyor ki sanal gerçeklik, 2016 yılının en çok konuşulan teknolojilerinden olmaya devam edecek ve nasıl bir potansiyel taşıdığı, daha net olarak açığa çıkmış olacak.Türkiye’nin ilk sanal gerçeklik laboratuvarı açıldı
Crytek ve Bahçeşehir Üniversitesi işbirliği ile kurulan Türkiye’nin ilk Sanal Gerçeklik (VR) merkezi ve Crytek’in başlattığı VR First programının global lansmanı bugün Bahçeşehir Üniversitesi Galata Kampüsü’nde gerçekleştirilen basın toplantısında duyuruldu. Merkez, önümüzdeki 10 yıla damga vurması beklenen ve 2020 yılında 30 milyar dolarlık pazarbüyüklüğüne ulaşacak VR teknolojisini kullanarak, yenilikçi fikirlerini hayata geçirmek isteyen genç geliştirici ve girişimcilerin kullanımına açıldı.
İşbirliği kapsamında, Sanal Gerçeklik (VR) teknolojisinin potansiyelini göstererek, farkındalık yaratılması ve VR geliştiricilerin ihtiyaç duyduğu tüm profesyonel donanıma ulaşması amaçlanıyor. Bahçeşehir Üniversitesi Galata Kampüsü’nde yer alan bu merkezde AMD, Logitech ve MSI gibi büyük firmaların desteğiyle geliştiriciler, son teknoloji donanım ve VR ekipmanları kullanarak CRYENGINE teknolojisi sayesinde projeler geliştirebilecekler.
Crytek’in Kurucu Başkanı ve CEO’su Cevat Yerli: “VR First programının ilk adımını Türkiye’de Bahçeşehir Üniversitesi ile atmış olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu merkezden edinilecek bilgi birikimi sayesinde, Türkiye ve dünya çapında diğer akademi kurumlarıyla da işbirliği yaparak, öğrenciler, araştırmacılar ve geliştiricilere VR teknolojisiyle projeler geliştirmelerini sağlamayı amaçlıyoruz. Günümüz VR teknolojisi, CRYENGINE’in gücünü kullanarak benzersiz ve etkileyici deneyimler sunmamıza olanak sağlıyor. VR First programı kapsamında, VR geliştiricilerinin bu merkezdeki tüm olanakları kullanarak neler ortaya çıkarabileceğini görmek için sabırsızlanıyoruz.” dedi.
Dünyanın birçok ülkesinde açtığı kampüs ve merkezler ile uluslararası bir eğitim kurumu olan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU), bölgenin VR üzerine odaklanan ilk çekim merkezi olacak. Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel: “Sanal Gerçeklik (VR) teknolojisinin, eğitim başta olmak üzere birçok alanda kullanılması hatta günlük hayatımızın bir parçası haline gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Bahçeşehir Üniversitesi ile Crytek arasındaki işbirliği ile, Türkiye’nin ilk Sanal Gerçeklik Merkezi, BAU İletişim Fakültesi-Galata Yerleşkesinde hizmete girmektedir. Öncelikle; iki kurumun da hedeflerinin kesiştiği oyun tasarımı ve geliştirme alanında deneyim paylaşımı ve transferi yapılacak, bir sonraki adımda ise Serious Games olarak bildiğimiz projeler ile sağlık bilimleri ve eğitim sektörü için oyun içerikli simülasyonlara ve deneyimlere yönelik Ar-Ge çalışmaları devam edecektir. Birlikte geliştirilecek eğitim müfredatları, transfer edilecek bilgi birikimleri ve yapılacak Ar-Ge çalışmaları sadece bu kurumları değil tüm Türkiye’nin sektörel anlamda öğrenmesi, üretmesi ve büyümesi açısından önemli bir itici güç olacaktır.” dedi. Türk yatırımcılar Silikon Vadisi’nden dünyaya açılacak!
500 Startups ve Stanford Üniversitesi ile birlikte Silikon Vadisi’nde gerçekleştirilecek “Venture Capital Unlocked: Secrets of Silicon Valley Investing” eğitimleri kapsamında katılımcılar, konusunda uzmanlardan melek/VC yatırımcılık eğitimi alacak. Stanford akademisyenleri, Dave McClure başta olmak üzere 500 Startups kurucularının da aralarında bulunduğu eğitmen kadrosu ile 8-19 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek olan etkinlik için Türkiye adına 5 kişilik özel kontenjan ayrıldı.
Programda katılımcılar, iç görülerden ve doğru araçlardan faydalanarak dealflow oluşturma, Tim Draper gibi yatırımcılık dünyasının en önemli isimleriyle tanışma, Google Ventures ve Andreesen Horowitz’i ziyaret etme ve 500 Startups Preview ile Demo Day’e katılma fırsatı yakalayacak. Ayrıca Türkiye’den gelen katılımcılar, yatırımcı ve eğitmenlerle birlikte Silikon Vadisi’nde zaman geçirirken, gerçek zamanlı vaka analizleri ile çalışarak girişimcilerin sunumlarını değerlendirecek ve en önemli metrikler hakkında derinlemesine bilgi sahibi olabilecek.
500 Startups kurucularından Dave McClure, konuyla ilgili olarak; “Türkiye girişimcilik ve yatırımcılık ekosisteminin gelişmesine katkıda bulunmak; Silikon Vadisi ile Türkiye arasında köprü oluşturmak için zamanımızı ve tüm kaynaklarımızı her zaman sonuna kadar açacağız. Sağlıklı bir ekosistem gelişimi için Türkiye’den başarılı girişimci çıkarmak kadar, başarılı yatırımcılar çıkması gerekiyor. 5 sene içinde sistematik bir şekilde 1500 yatırım yaptık ve öğrendiklerimizi Türk yatırımcılarla paylaşmak istiyoruz.” dedi.
500 Startups İstanbul fonunun kurucularından Erhan Erdoğan, “Türkiye fonumuza ilk aylarda gelen girişimci ve yatırımcı ilgisi sonrasında 500 Startups Türkiye fonumuzun hedefini arttırma ve yerel ekibimizi büyütme kararı aldık. İstanbul’un çok yakın bir gelecekte geniş bölgedeki ülkelerden girişimci ve yatırımcıların geleceği bir merkeze dönüşeceğine inanıyoruz ve bu misyona liderlik etmek için gece gündüz çalışıyoruz. Stanford eğitim programımızdan faydalanacak yatırımcılar Türkiye’nin teknoloji geleceğine yön verecek kişiler olacaklar.” diye ekledi. Teknoloji devlerinin ilk logoları
Teknoloji şirketleri bugün güçlü logoları ile anılıyorlar. Apple’ın elması, Microsoft’un isminden ve karelerden oluşan penceresi, Samsung’un eliptik logosu…
Ancak bu logolar, bugünkü haline bir günde gelmedi. Dev teknoloji firmaları ilk kurulduğu günlerde, pahalı tasarım projelerine para yatırıp logo yaptıracak durumda değillerdi. Dolayısıyla kurucu ortakların kişisel çabaları ile “çiziktirilmiş” logolarla idare ediyorlardı.
İşte o ilk günkü logolar:
Apple
Sony
Amazon
Xerox
Nintendo (1950 yılında oyun kartları imal eden bir firmayken)
Microsoft
Wikipedia
Intel
Vodafone mağazalarından uluslararası para transferi
Vodafone, abonelerine mobil finansal servisleri en yenilikçi çözümlerle sunmaya devam ediyor. Bu doğrultuda, Vodafone öncülüğünde servis sağlayıcısı MoneyGram/Gönder-al işbirliğiyle Vodafone mağazalarında uluslararası para transferi hizmeti başlatılarak Türkiye’de bir ilke imza atılıyor. Üstelik, bu hizmetten yalnız Vodafone aboneleri değil tüm operatörlerin aboneleri de faydalanabiliyor.
İlk aşamada İstinye Park, Taksim ve Zeytinburnu gibi İstanbul’un önemli semtlerindeki Vodafone Cep Merkezleri’nde sunulan bu hizmet sayesinde aboneler, MoneyGram’ın bulunduğu 200 ülkede 334 bini aşkın noktaya para alım ve gönderim işlemi gerçekleştirebilecek. Uluslararası para transferi işlemini yüksek komisyonlar ödemeden, yüz yüze ve güvenli bir şekilde yapmak için abonelerin seçili Vodafone mağazalarına kimlikleriyle gitmeleri yeterli.
Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Ender Buruk:
“Dünyada gittikçe önem kazanan mobil finansal servisler alanında biz de Vodafone Türkiye olarak önemli çalışmalar yürütüyoruz. Ülkemizde öncülüğünü yapmayı hedeflediğimiz Dijital Dönüşüm’ün en önemli aşamalarından birinin mobil ödeme olanaklarının yaygınlaştığı bir topluma geçmek olduğuna inanıyoruz ve tüketicilerimizin hayatını kolaylaştıracak mobil ödeme altyapılarına yatırım yapıyoruz. Bu kapsamda, Moneygram/Gönder-al işbirliğiyle Vodafone mağazalarımızda uluslararası para transferi hizmetini başlatıyor olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Türkiye’de bu hizmeti sağlayan ilk ve tek operatör olmakla beraber yalnızca Vodafone abonelerine değil tüm operatörlerin abonelerine bu hizmeti sunuyoruz. İlk aşamada İstanbul’daki seçili Vodafone Cep Merkezleri’nde uluslararası para transferi olarak başlattığımız bu hizmetimizin kapsamını önümüzdeki dönemde daha da genişleteceğiz.” Vodafone ile gerçekleştirdikleri işbirliğinden büyük mutluluk duyduklarını belirtenMoneyGram/Gönder-al Yönetim Kurulu Başkanı Fazıl Taboğlu ise konuyla ilgili değerlendirmesinde, “MoneyGram/Gönder-al sistemi ile müşterilerimize hayatın vazgeçilmezi olan finansal hizmetlere kolay ulaşma ve avantajlı para transferi olanağı sunuyoruz. Vodafone ile olan işbirliğimiz, hedeflerimize ulaşmada önemli bir atılımı oluşturuyor” dedi.Vodafone’un elektronik para ve ödeme hizmetleri şirketi VPAŞ
Vodafone’un elektronik para ve ödeme hizmetleri kuruluşu Vodafone Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri Anonim Şirketi (VPAŞ), Vodafone müşterilerine, ödeme hizmetlerinin sunulması, para havalesi yapılması, elektronik para ihraç edilmesi ve fatura ödemelerine aracılık edilmesini kapsayan geniş bir yelpazede hizmet vermek üzere kuruldu. VPAŞ ile Cep Nakit Kart, Vodafone Cep Cüzdan ve Mobil Ödeme dahil tüm mobil finansal servislerin tek çatı altında toplanması amaçlanıyor. VPAŞ bünyesinde fatura ödemeden online alışverişe ve para transferine kadar tüm mobil finansal servisler hem elektronik hem de fiziksel ortamda ve güvenli bir şekilde yürütülebilecek.Kaspersky Lab Türkiye’de bayi ağını genişletiyor
Kasperksy Lab, Türkiye pazarına verdiği büyük önem doğrultusunda yatırımlarını hız kesmeden sürdürüyor. 15-17 Ocak tarihlerinde Kıbrıs’ta Merit Park Otel’de düzenlenen bayi toplantısında, Kaspersky Lab; Türkiye’de KOBİ’ler için tasarlanmış olan Kaspersky Small Office Security ürününü anlattı.
Bayi toplantısına yeni bayiler yoğun bir katılım ve ilgi gösterdi. 80 yeni bayinin katıldığı toplantıda, Kaspersky Small Office Security ürününün avantajları detaylı bir şekilde katılımcılara aktarıldı. İnteraktif bir ortamda geçen toplantıda bayiler de ürünle ilgili sık sık sorular sorarken, bu ürüne dair heyecan duyduklarını ve pazarda satmaya çok istekli olduklarına dair geri bildirimlerini Kaspersky Lab yetkililerine aktardılar.
Kaspersky Lab Türkiye Ülke Müdürü Sertan Selçuk, konuyla ilgili şunları söyledi: “Küçük ölçekli işletmelere olan satışlarımızda 2015 yılında yaklaşık 3 kat büyüme sağladık. Böylesine bir büyüme yaşadığımız için gurur duyuyoruz, verdikleri destek için de tüm bayilerimize teşekkür ediyoruz. 2016 yılında da en az 2 kat büyüme bekliyoruz. Bu büyümeyi sağlayabilmek için pazar yatırımlarımız da devam edecek ve yine bayilerimizle birlikte hareket edeceğiz, birlikte büyüyeceğiz. 2016’da KOBİ düzeyindeki firmaların bilgi güvenliğine daha fazla yatırım yapacağını düşünüyoruz ve biz de Kaspersky Lab olarak KOBİ’lerimizin yanında olmaya, onlara en etkin koruma sağlayan ve kullanıcı dostu ürünleri sunmaya devam edeceğiz.”
50’den az çalışana sahip işletmeler için özel olarak hazırlanan Kaspersky Small Office Security BT uzmanlığı gerekmeksizin, birinci sınıf koruma ve kullanım kolaylığı sağlıyor. Bulut tabanlı yönetim konsolu ile web tarayıcısı üzerinden BT güvenliğini ve cihazlarının her yerden kolaylıkla yönetilmesine imkan tanıyor. Teknolojiden dolayı 5 milyon kişi işsiz kalacak
Yapay zeka, robotik ve biyoteknoloji alanlarında yapılan gelişmeler sonucu iş dünyasının değişmesi konuşuluyor. Tıpkı tarihte örneklerine rastlanabilecek teknolojik gelişmeler sonucu ölen meslekler gibi.
Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı rapora göre teknoloji 2020 yılında 5 milyon işin ölmesine sebep olacak.
Rapora göre idari işler ve ofis işleri Dördüncü Sanayi Devrimi‘nin gelişiyle tarihe karışacak olan en riskli işler arasında yer alıyor. Dünyanın sanayi açısından en büyük 15 ülkesinden 350 şirketin katılımıyla gerçekleşen forumdan böyle bir sonuç çıkması işin ciddiyetini ortaya koyuyor.
Eski işlerin yerine yeni işler
Özellikle akıllı robotların gelişimi kas gücüne dayalı işlerin yerini almaya başlayacak. İlerleyen yapay zeka belki de bugün tahmin bile edemeyeceğimiz işleri elimizden alacak. Bunun yanı sıra teknoloji, profesyonel servisler ve medya sektörlerinde 2.1 milyon yeni fırsatınolacağı söyleniyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu ve yöneticisi Klaus Schwab’a göre iş gücünün bu teknolojik gelişmeye açık olmadığı ülkeler yetenek sıkıntısı, kitlesel işsizlik ve büyüyen eşitsizlik ile karşılaşacak. Değişen iş alanları eğitimde de değişikliklere neden olacak. Bugün ilkokula başlayan çocukların %65’inin henüz ortaya çıkmamış yeni iş alanlarında çalışacağı da söylendi. Yeni iş alanları için çocukları eğitmenin kritik önemtaşıdığının da altı çizildi. Kaynak: ShiftDelete.NetWhatsApp neden ücretsiz oldu?
WhatsApp dün sürpriz yaparak yıllık 0,99 dolarlık abonelik ücretini kaldırdığını açıkladı. Facebook tarafından toplam 22 milyar dolar karşılığında satın alınan Mesajlaşma yazılımının tek gelir kaynağı olarak bu abonelik ücretleri görünüyordu. 1 miyara yaklaşan abone sayısıyla dikkat çeken anında mesajlaşma servisinin kurucusu ve CEO’su Jan Koum bu kararı neden aldıklarına dair açıklama yaptı.
Jan Koum’a göre, WhatsApp için kullanıcı sayısı büyük önem taşıyor. Özellikle Hindistan ve Brezilya’da önemli sayıda kullanıcıları bulunuyor ancak bu kullanıcıların yıllık 1 dolar ödeyecek imkanı bulunmuyor. Sorun kullanıcıların maddi durumlarından öte, dijital bir servise ödeme yapacak teknik alt yapının bulunmaması. Bu kullanıcılar kredi kartı kullanmıyor, online ödeme sistemlerine ulaşma şansları bulunmuyor. Dolayısıyla, 1 dolarlık yıllık ücret nedeniyle 1 yıllık bedava kullanım sonunda servisten ayrılmak zorunda kalıyorlar. Şimdi ise mesajlaşma uygulaması, dünyanın her yerinden çok sayıda yeni kullanıcıyla buluşmak üzere plan yapıyor.



![the-future-of-online-shopping[1]](https://www.techinside.com/wp-content/uploads/2016/01/the-future-of-online-shopping1-768x432.png)
Netflix, uzun bir süre 60 ülke ile sınırlı yayın politikasını sene başında değiştirerek toplamda 190 ülkeye yayın yapan online bir deve dönüşmüştü.
Geçen yıla 60 milyon düzeyinde abone ile giren online yayın servisinin 2016’daki ilk kullanıcı sayısı raporu, servisinin gelişimimin boyutlarını ortaya koydu.
Rapora göre servis, 2015’in son çeyreğinde 5.59 milyon yeni abone kazandı ve servisin toplam abone sayısı 74.76 milyona çıktı. Facebook, WhatsApp, Instagram gibi servislerin milyar düzeyinde kullanıcı sayısına sahip olması sizi yanıltmasın, Netflix’in aboneleri sosyal medya servisleri gibi, ücretsiz kullanıcılardan oluşmuyor aksine bu 75 milyon kişi her ay 10-20 dolar ödeyerek servise aboneliklerini devam ettiriyorlar. Dolayısıla Netflix’in her ay 500-700 milyon dolar civarında sadece “abonelik” geliri bulunuyor. Ancak operasyon masraflarını da göz önünde tutarsak, şirketin çeyrek dönem karı 60-100 milyon dolar arasında değişiyor.
Online yayın servisi şimdi, 2016’nin ilk çeyreğinde 6.1 milyon yeni abone bekliyor. Bunların bir çoğu da servisin yeni yayın yapmaya başladığı 130 ülkeden gelecek. Ayrıca şirketin hisse değeri de son bir yılda %124 artarak yatırımcılarını çok memnun etti.






