Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1746

Amazon’da İK süreçleri nasıl işliyor?

0

Son dönemin popüler deyişi “gelecek bulutta”, Amazon için tek bir anlam taşıyor: Gelecek Amazon Web Services’ta (AWS). Hal böyle olunca, şirket iş odağının kayda değer bir bölümünü bu bulut teknolojilerine kaydırmak istiyor. Yine de yeteri kadar hızlı bir biçimde kaliteli mühendis bulamıyor. Jeff Bezos bu sorunu sıradışı bir yöntemle çözüyor; şirket içindeki takımlar birbirinden adeta yetenek avlıyor.

Gelecek vadeden, yetenekli mühendislerle mülakat masasına oturulduğunda, İK yetkilisi iş adayına şirkette çalışabileceği pozisyonlarla ilgili seçenekler sunuyor. Bir AWS yetkilisi, “Hızlı büyüyen bir şirket olarak, ilgi çeken çok fazla iş fırsatımız bulunuyor. Yeni mesai arkadaşlarımıza başlangıç yapmak istedikleri pozisyonla ilgili seçenekler sunuyoruz ve bazen Amazon’da beş yıl çalışan biri başka bir göreve geçebiliyor.”

Amazon’un gözbebeği: Alexa ve drone

Örneğin Amazon’un İK departmanı, yetenekli mühendislere gönderdiği teklif mektuplarında başvurulan pozisyonun yanı sıra çok daha popüler (ve yeteneğe ihtiyaç duyan) Alexa ve drone gibi alanları önerebiliyor. Şirket Alexa ile Echo adlı ürününün sesli asistan altyapısını sağlıyor. Drone departmanı ise insansız teslimat servislerinin geleceği olarak görülüyor. Jeff Bezos’un her iki projeyi de yakından takip ettiği biliniyor.

İşin ilginç yanı ise, mühendisi işe almayı planlayan bölüm yetkilisinin, İK departmanı tarafından yapılan bu tekliften haberi dahi olmayabiliyor. Business Insider’a yapılan açıklamaya göre İnsan Kaynakları, sundukları ek teklif için ilgili birimlerden izin almak zorunda değil.

Dolayısıyla bu durum yeni işe girecek mühendislerin hoşuna gidiyor ama işe almayı yapan müdürler için aynısını söylemek mümkün değil. Öyle ki, bir müdürün kendi departmanından üç yetenekli mühendisi, birkaç hafta içinde diğer departmanlara kaptırdığı belirtiliyor.

Amazon Web Services dönüşüme ayak uydurabilecek mi?

İşler o kadar hızlı büyüyor ki, personelin yeterli eğitimi alacak vakti bile olmuyor. AWS’nin yakaladığı büyük ivme, aynı zamanda bir yük haline geliyor. Konuyla ilgili konuşan bir başka çalışan, hem hızlı büyüme hem de iş alanlarının henüz çok yeni olması nedeniyle Amazon’da sürekli bir değişim yaşandığının altını çiziyor.

Şirket her yeni çalışanını bir günlük oryantasyon ile karşıladıktan sonra, onlara 90 günlük yapılacakları içeren “kişiselleştirilmiş bir eğitim planı” veriyor. Bu planda kimlerle tanışmaları gerektiği ve müdürlerinden şirketle ilgili görüşler gibi içerikler yer alıyor.

İlk gün bu formları doldurduktan sonra, ikinci gün mesai başlıyor. İnsanlar çoğu zaman yaptıkları işi bizzat tecrübe ederek, hatalar üzerinden öğrenmek zorunda kalıyor. Amazon hakkında ünlü İK ağı Glassdoor’da yer alan şu açıklama konuyu özetliyor: “Kendi kendinizi motive etmek zorundasınız. Kimse size burada gelip destek olmayacak ve iyi bir iş yaptığınızı söylemeyecektir.”

Fintech sahasında gizli bir forvet: Twitch

0

Finansal teknolojilerin ana akım tarafından kabul edilmesinde, fintech dünyasının video oyunları dünyasıyla dirsek temasında bulunmasının payı hiç de az değil. Şöyle bir düşünün, çoğu ödeme teknolojisine ilk ivmeyi video oyuncuları kazandırdı demek mümkün. Oyun ve eğlence hizmetleri almak için daha kolay yollar, daha avantajlı çözümler arayan oyuncular pek çok servisi hayata geçiren talebi oluşturdu.

Dün PayPal, GameSultan, bugün PaybyMe, BigKazan gibi arka planı tamamen finansal teknolojilerle inşa edilen ödeme sistemleri ve sadakat programları, kendi ekosistemlerini oluşturdu. Şimdi ise yayın kanalları, bu pastanın aslan payını alabilmek için kendi içlerinde birer fintech girişimi gibi hareket etmeye, bu alanda inovasyonlar yapmaya başladı. Bunun son örneğini Twitch’te görüyoruz.

Twitch’te iki kitle bulunuyor; yayıncılar ve izleyiciler. Bir oyun oynarken bunu Twitch üzerinden canlı olarak yayınlayanlar ve o yayınları izleyenler… Video oyunları kültüründen uzak olanlar için fazlaca basit ve anlamsız gelebilir; ancak Twitch bugün en büyük video paylaşım platformlarından biri olmuş durumda. Çoğu e-Spor karşılaşması bu platform üzerinden yayınlanıyor. Bu işe talep öyle büyük ki, irili ufaklı rakipler bile ortaya çıktı.

Peki, fintech bunun neresinde?

İzleyiciler, sevdikleri yayıncılara bağışta bulunmak için Twitch’in kendi para birimi Bits satın alarak diledikleri miktarda bağış yapabiliyor. En düşük paket olan 100 Bits, 1,40 dolara satılıyor. Yayıncıların bu işi profesyonel bir mesleğe dönüştürmesine de önayak olan bu sistem sayesinde izleyiciler, kendilerine hoşça vakit geçiren insanlara maddi destek sağlayabiliyor.

Üstelik Twitch, bu desteği şimdi çok daha kolay hale getirdi. İzleyiciler artık favori yayıncılarına “Cheer” yazarak bile destek sağlayabilecek. Sahip olunan Bits miktarına göre, tıpkı SMS döneminde olduğu gibi canlı yayın esnasında yorum kısmına, örneğin ‘cheer100’ yazarak, 100 Bits’in yayıncıya bağışlanması mümkün olacak.

twitch cheer

Elbette yayıncı bu paranın tümüne sahip olmayacak. Neticede Twitch platformunun da bir şekilde ayakta kalması gerekiyor. Yapılan her Bits bağışı, Twitch ve yayıncı arasında bölüşülecek. Böylelikle izleyiciler hem sevdikleri yayıncıya, hem de bir parçası oldukları topluluğa maddi destek sağlamış olacaklar.

Bir zamanlar BBG oylamaları için telefonu alıp, favori karakterin kodunu belirli bir numaraya SMS atmak gerekirdi. Şimdi ise canlı yayınları maddi açıdan desteklemek, tek kelimelik bir yorum yazmak kadar kolaylaştı. Bakalım fintech dünyasında inovasyon, bir sonraki adımda bizi nereye taşıyacak?

Jaguar elektrikli SUV yarışına dahil oldu

0

Elektrikli otomobiller henüz tam anlamıyla yollara hakim olmasa da bu araçlara gösterilen yoğun ilgi, otomobil üreticilerinin elektrikli SUV modelleri için de çalışmaya başlamasını sağladı. Şimdi, lüks otomobil üreticisi Jaguar’ın da elektrikli bir SUV modelini test ederken görülmesi, bu alandaki rekabetin kızışmak üzere olduğunu gösteriyor.

Jaguar’ın yeni elektrikli modeliyle BMW ve Mercedes’in hibrit SUV modellerine ve Tesla’nın X modeline rakip çıkarmaya çalıştığı düşünülüyor. Aynı zamanda Audi’nin de elektrikli bir SUV olacak Q6 etron modelini yakında piyasaya süreceği biliniyor. Dolayısıyla, elektrikli SUV’lar yakın zamanda dünya yollarında birbiriyle yarışmaya başlayacak. Lüks otomobil segmentinde bu araçlara sahip olmanın bir “moda” haline gelmesi de bekleniyor.

Üreticinin yeni SUV modelinin dizel-elektrik, benzin-elektrik ve sadece elektrikli motor seçenekleriyle piyasaya sürüleceği düşünülüyor. Dizel-elektrik motorları ABD’de rağbet görüyor. Benzin-elektrik modelleri ise Çin’e hitap ediyor.

Google Earth ve Haritalar için yüksek çözünürlük zamanı geldi

0

Google, popüler harita ve navigasyon servisleri Google Earth ve Haritalar için yüksek çözünürlüklü uydu haritalarını kullanmaya başlayacağını açıkladı. İnternet devi aslında bu servislerindeki haritaları yılda bir iki kez güncelliyordu ancak bu güncellemeler mevcut fotoğrafları daha kaliteli uydu fotoğraflarıyla değiştirmek için değil her bölgenin en son görünümünü yerleştirmek için yapılıyor, çözünürlük ise değişmiyordu.

Firma şimdi 2013’te fırlatılan daha yüksek çözünürlüklü optik donanıma sahip Landsat 8 uydusundan aldığı fotoğrafları harita ve navigasyon servislerinde kullanmaya başlayacak. Şirketin kullandığı imaj işleme yöntemi de bu yeni güncellemeyi kaldırabilecek şekilde yeniden düzenlendi. Böylece kullanıcılar uydu fotoğraflarını büyüttükçe daha fazla detayı, daha net olarak seçebilecekler. Elbette bu lüksün bir de maliyeti olacak. Navigasyon sistemlerinde, telefonlarda uydu görüntüleri üzerinden harita takip edilirken artık cihaza yüklenen fotoğraflar daha fazla kota kullanımına neden olacak.

Google kısa bir süre önce, dünya haritasının PC ve mobil cihazlar üzerinden detaylıca incelenmesini sağlayan Earth Pro uygulamasını ücretsiz yapmıştı.

Üretken olmak için spor yapın!

0

Başarının engellerle dolu yolu üretkenlik tepesinden geçiyor. İş dünyasındaki herkesin daha üretken olma hevesi de bundan kaynaklanıyor. Bugüne kadar sayısız rehberde, üretkenliği olumlu ve olumsuz etkileyen unsurlar sıralandı. “Sabah erken kalkın, aynı anda birden fazla iş yapmayın, düzenli olun…” gibi giden ve ideal insanı tanımlayan ipuçlarını uygulamak her zaman kolay olmayabilir.

Neyse ki bilimsel araştırmalar hem üretkenliğe hem de yaratıcı düşünce gücüne fayda sağlayan bir yöntem keşfetti. Hem de bu yöntem neredeyse insanlıkla yaşıt! ABD Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi tarafından yayınlanan yeni bir araştırma, her hafta en az iki buçuk saat egzersiz yapan insanların üretkenliğinde adeta bir sıçrama olduğunu gözlemledi.

Üstelik düzenli sporun faydası sadece üretkenlikle sınırlı kalmıyor; başka bir araştırmaya göre ortalama bir kardiyo egzersizi iki saat boyunca yaratıcı zekanın tavan yapmasını sağlıyor. Benzer şekilde, güç egzersizi ise kavramsal becerileri yüzde 10’a kadar artırıyor.

Araştırmaya göre her bir spor için gün içinde ideal bir zaman dilimi bulunuyor. Bunları bildiğiniz sürece, günlük ve haftalık planınızı egzersizlerinize göre düzenlemeniz kolaylaşacaktır.

Sabahları bisiklet sürün

Profesyonel bisikletçilerin günün ilk ışıklarında pedal çevirmeye başlamalarında bir hikmet var. Bilimsel araştırmalar, bir saatlik bisiklet egzersizi için en uygun zamanın sabah saatleri olduğunu doğruluyor. Henüz mesai saati başlamadan, yollar motorlu taşıtlarla dolmadan önce günün ilk ışıklarıyla yapacağınız bir saatlik bisiklet turu, günün geri kalanında verimliliğinizin zirve yapmasını sağlayabilir.

Öğle vakti yürüyüş yapın

Öğle yemeği sonrası çöken rehavet, tüm ofis çalışanlarının ortak problemidir. Oysa öğle molasında yapacağınız 30 dakikalık bir yürüyüş, işe döndüğünüzde kendinizi çok daha enerjik ve üretken hissetmenizi sağlayacaktır. Üstelik daha rahatlamış olacaksınız ve işe tam olarak konsantre olmanız kolaylaşacak.

Yürüyüş kesmiyorsa koşun

“Yürümek amatörlere göre” diyorsanız, hafif tempoda koşarak da öğle saatlerini geçirebilirsiniz. Öğleden sonra yapacağınız bir koşu ise en iyi performansı sergilemenizi sağlar. Bu saatlerde vücut sıcaklığınız en yüksek değerine çıkar, kaslarınız esnektir ve ciğerleriniz günün diğer zamanlarından daha yüksek kapasitede çalışır.

Yüzmeyi akşama bırakın

Bu tatil sezonunda hava kararınca kendinizi kızgın kumlardan serin sulara bırakmak hiç de fena fikir değil. Aynısı mesai günleri için de geçerli. Bir grup yüzücü ile yapılan araştırmalar, bu sporcuların en iyi performansı akşam saatlerinde gösterdiklerini gösteriyor. Eğer sonrasında çalışmayacak olsanız bile, kendinizle baş başa kalacağınız, sizi çok yormayacak bir aktivite olarak akşam yüzmek sizi iyi bir uykuya hazırlayacaktır.

Uber ve Pandora işbirliğine gidiyor

0

Araç paylaşım uygulaması Uber ve online müzik servisi Pandora, üç ülkede iş birliği yapacaklarını duyurdular.

Buna göre şirketin ABD, Avustralya ve Yeni Zellanda’daki şoförleri ücretsiz Pandora aboneliği edinecek ve reklamsız müzik dinleyebilecekler. Bu da araçlardaki yolcuların, yolculukları boyunca reklamsız müzik dinleyebilmeleri anlamına geliyor.

Aslında ünlü araç paylaşım uygulaması, 2014’te Spotify ile ortaklığa giderek, yolcuların araç içinde istediği şarkıyı dinleyebilmesine olanak sağlıyordu. Ancak bu uygulamada yolcular uygulama üzerindeki ayarla, kendi telefonundan seçtiği şarkıyı aracın müzik sistemine göndererek şarkıyı çalıyordu.

Pandora ile ortaklıkta ise Uber’in şoförleri ücretsiz abonelik hakkı kazanıyor ve araçta yolcu olsun olmasın, reklamsız müzik dinlemeye devam edebiliyorlar. ABD’li araç paylaşım servisinin Pandora ile ortaklığını, Spotify’da olduğu gibi yolcuların da yararlanabileceği şekilde genişletip genişletmeyeceği bilinmiyor. Şirketin açıklamasına göre, Spotify hizmeti devam edecek ancak dileyen yolcular ikinci bir seçenek olarak Pandora’daki müziklere de erişebilecekler.

 

Fintech girişimlerine 30 bin pound sermaye desteği!

0

Lastminute.com ve MADE.com gibi girişimleriyle bilinen Brent Hoberman liderliğinde kurulan Founders Factory, önümüzdeki dönemde finansal teknoloji (fintech) ve güzellik teknolojileri (beautytech) alanlarında ön aşamada bulunan pek çok girişime destek sağlamayı planlıyor. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren startup’lar için bir kuluçka merkezi ve hızlandırıcı olarak çalışan Founders Factory, bu amaçla L’Oreal Group ve AVIVA ile iş birliğine gittiğini açıkladı.

Kuluçka merkezinin kapsamlı hedefi, önümüzdeki beş yıl boyunca her yıl 20 ayrı fintech ve beautytech girişiminin büyümesini hızlandırma ve ölçeklendirme konusunda destek sunmak olarak açıklandı. Yaz 2016 için kayıtlar ise çoktan başladı.

İş birlikleri tamam, top girişimcilerde

Kozmetik teknolojileri alanında L’Oreal Group, fintech alanında ise AVIVA ile iş birliği yapan Founders Factory, 30 Haziran’a kadar başvuru yapan ve programa kabul edilen girişimlere ürün, mühendislik, pazarlama, iş geliştirme ve fon toplama alanında uzman 30 kişilik bir ekiple destek olacak.

Altı ay boyunca Londra’nın Güney Kensington bölgesinde ofis alanına sahip olacak girişimlere ayrıca 30 bin pound sermaye desteği sağlanacak. Çeşitli atölye çalışmaları ve seminerler ile girişimcilik konusunda uzmanlaşacak genç iş adamları, aynı zamanda global bir girişimci ağına erişim imkanı bulacaklar. Katılmak isteyen girişimcilerin, 30 Haziran’a kadar bu sayfadan başvuruda bulunmaları gerekiyor.

Otonom araç yarışında lider kim?

0

Otomobil üreticileri yılın ilk yarısını sürücüsüz araçlarla ilgili “devrim niteliğinde” planlarını birbiri ardına açıklayarak geçirdi. Artık kafamıda otomasyon teknolojilerinin geleceğine ilişkin az çok bir tablo var, ancak tüm şirketler otonom araç yarışında aynı hızda gitmiyor.

Lux Research tarafından yapılan araştırma, en büyük 12 otomobil üreticisinin işi uygulamaya koyma ve ürettiği teknik değer açısından ne noktada olduğuna ışık tutuyor. Aşağıdaki tabloda, her şirketin işi uygulamaya ne kadar döktüğünün yanı sıra, otonom araç konusunda nasıl bir görüşe sahip olduğunu da görebilirsiniz:

otonom otomobil lux research

Burada mavi renkli markalar sürücüsüz otomobil konusuna sıcak yaklaşan şirketleri temsil ediyor. Griler “bekleyip görelim, hayırlısı” konumunda olanları, pembeler ise sürücüsüz otomobil furyasına temkinli yaklaşmayı tercih edenleri anlatıyor.

Tablodan da görüleceği üzere Toyota, Honda ve Mercedes Benz şu an hem bu işi sahiplenen hem de uygulamaya koyan üç lider olarak öne çıkıyor. BMW ve Tesla da çok geride değil; ne var ki bu iki şirketten sızdırılan bilgiler, sürücüsüz araç konusuna şimdilik çok bel bağlamadıklarını gösteriyor. Bunu da yapılan yatırımlar, iş ortaklıkları ve tanıtılan özellikler destekliyor.

Daimler Trucks ve Hyundai, her iki kırılımda olumlu tarafta yer alan diğer iki otomotiv devi olarak listelenirken, Audi’nin teknik değer açısından yeterli olmasına karşın yatırım ve işi uygulamaya dökme konusunda diğer Alman rakiplerinin gerisinde kaldığı gözleniyor. Amerikalı iki otomobil üreticisi Ford ve General Motors ise diğer şirketlere kıyasla her iki açıdan da geriden takip ediyor. Otonom araç furyasını uzaktan takip eden ve hem yatırımlarını hem iş gücünü buna göre şekillendiren Renault-Nissan, Lux’un araştırmasında grafiğin en solunda kendine yer buluyor.

General Motors yakın dönemde sürücüsüz otomobil pazarına güçlü yatırımlar yapmaya başladı. Araç paylaşım uygulaması Lyft ile 500 milyon dolarlık bir anlaşma yapan GM, ayrıca Cruise Automation adlı teknoloji startup’ını da geçtiğimiz aylarda 1 milyar dolara satın almıştı. Ford ise bu alanda elini güçlendirmek için Google ile bir anlaşma yapmaya çalışıyor.

Elbette bu yarışta bir lider belirlemek için henüz çok erken. Tüm oyuncuların henüz yeteri kadar vakti var, zira sürücüsüz araçların yollarda yerini alması için gerekli yasalar gelişmiş ülkelerde bile en az üç yıl uzakta görünüyor. O zamana kadar bu tablodaki tüm dengeler değişebilir.

Amazon Dash button işini büyütüyor

Amazon Türkiye’de hizmet vermiyor olsa da dünyada büyük ilgi gören uygulamaları ve servisleri ile dünyanın çehresini değiştirdiği gerçeği inkar edilemez. Firma şimdi, hızla popülerleşen Dash button ürününde yeni tedarikçilerin devreye gireceğini açıkladı.

1 yaşındaki Dash button, kullanıcıların evde biten sarf malzemeleri, yiyecek, içecek gibi maddelerin tek düğme ile siparişini sağlıyor. Kullanıcılar her bir marka için ayrı bir Dash button kullanırken bu butonları, evde ilgili noktalara yerleştirebiliyorlar. Örneğin, çamaşır deterjanı bitmek üzereyken düğmeye basmak için deterjan markasının düğmesini çamaşır makinesinin üstüne yapıştırabiliyorlar. Deterjan bitmek üzereyken düğmeye basan ev sahibine anlaşmalı yerel marketlerden hızla deterjan ulaştırılıyor.

Kullanıcılar hangi düğme ile neyi ne kadar satın almak istediğini akıllı telefondan bir kere belirliyor, sonrasında düğmeye her bastıklarında bu siparişler hızla eve ulaştırılıyor. Elbette kullanıcılar düğmeye yanlışlıkla basmaları halinde siparişleri akıllı telefon üzerinden kolayca iptal de edebiliyorlar.

Amazon’un satışlarını büyük oranda arttıran bu pratik e-ticaret düğmesi için kayıtlı olan markalara şimdi yenileri ekleniyor. Şimdilik 30 kadar markanın ürünlerini sipariş etmeye yarayan Dash button, yeni markalarla beraber 100 farklı markanın ürünlerine erişim sağlayabilecek. Elbette kullanıcılar her marka için ayrı bir düğme kullanmak durumunda olacak.

1 Nisan 2015’te duyurulan Dash button ürünü, önce Amazon’un 1 Nisan şakası sanılmıştı ancak ürünün gerçek olduğu anlaşılınca Amazon büyük bir taleple karşılaşmıştı. Kullanıcılar ürünü kullanabilmek için yıllık 99 dolar ödedikleri Amazon Prime üyeliğine sahip olmak zorunda ve her bir markanın butonu için de 5 dolarlık ödeme yapıyorlar. Ancak söz konusu düğmeyle ilk alışveriş yaptıklarında bu 5 dolarlık ücret kartlarına iade ediliyor.

4 adımda inovasyonun riskini en aza indirin

0

Başarılı her şirket için inovasyon bir risk arzeder. İşini bilen liderler yenilikçi düşünce tarzını bir kurum kültürüne dönüştürmek istese de, büyük çoğunluk “bozulmadıysa tamir etme” felsefesiyle inovasyonun getirebileceği çalkantılardan kaçınmayı tercih eder. Ancak Inc.com’dan Kevin Daum, inovasyonun her zaman riskli olmadığını iddia ediyor ve buna örnek olarak emlakçılık gibi en eski mesleklerden birinde başarıyla inovasyon yapan NK Tong’u veriyor.

Binalar için her gün yeni konseptler ve fikirler geliştirmek, sadece işe değer katmakla kalmıyor, aynı zamanda Tong’un kurucu ortağı olduğu Bukit Kiara Properties adlı şirketin yaratıcı damarının ölmemesini sağlıyor. Peki riske girmeden inovasyon yapmak için neler gerekiyor?

1. Tüm takımı işe dahil edin

Özellikle sürekli inovasyona ihtiyaç duyduğunuzda, tüm büyük fikirleri tek başınıza üretmeniz imkansızdır. Tong ise bu sorunu tüm ekibi işe dahil ederek çözüyor. Kalabalıkların bilgeliğine inandığını belirten başarılı yönetici, şirkette çok belirli bir yöntem uyguladıklarını anlatıyor:

Yaklaşık 40 kişilik bir toplantı organize ederek, yedi gruba ayrılıyorlar. Zihin haritaları kullanarak, tüm ekibin katkı sağlayabileceği bir panoya her grubun farklı fikirleri ekleniyor. İki ila üç hafta sonra bu fikirler inovasyondan sorumlu yöneticiler tarafından tekrar gözden geçiriliyor ve doğru olanı bulana kadar tüm fikirleri inceliyorlar. “Başlangıçta saçma gelen bir fikir, 20 dakika sonra ana fikrimiz haline gelebiliyor.”

2. Müşteriye yakın durun

Bir fikir ne kadar mükemmel olursa olsun, müşteri buna kıymet vermediği sürece bir anlamı yoktur. Bu nedenle Tong ve şirketi müşteriye yakın durmayı ihmal etmiyor; “Her projede, şirketin yüzde 60’a yakını satışlarla ilgileniyor. Hafta sonları, farklı departmanlardan takım üyeleri satışlara dahil oluyor. Böylelikle tüm şirketin müşterilerle tanışmasını sağlıyoruz. Bu da müşterilerimizle çalışanlarımızın aynı frekansta olmalarını sağlıyor.”

Böylelikle müşteriyi ön plana koyarak inovasyon yapmak mümkün oluyor. Üstelik ekip sosyal medya üzerinden de sürekli olarak müşterilerle iletişim kuruyor. Facebook grupları oluşturarak, her müşterinin şirketle ve diğer müşterilerle iletişim kurmalarını kolaylaştırıyor.

3. Sonunu düşünerek başlayın

Bir şirketin büyümesi ve inovasyon gerçekleştirmesi için yeni, hatta radikal fikirlere ihtiyaç vardır. Tong bu konuda öncelikle büyük resmi görmeyi, daha sonra çalışmaya başlamayı öneriyor. Böylelikle projeyle ilgili temel adımları daha kolay belirlemek mümkün oluyor.

Önce işin sonunu düşünmek ayrıca süreç boyunca çıkacak tuzaklarla karşılaştığınızda daha tedbirli davranmanızı sağlayacaktır.

4. Yeni fikirlere anlık olarak açık olun

Risk potansiyeli olan ve yenilikçi bir planı uygularken, kurguladığınız yapıdan uzaklaşmak zorlayıcı ve güvensiz olarak görünebilir. Ancak bu risklere doğru anda girebilirseniz, hedefi on ikiden vurmanız da mümkün. “Sahaya çıktığımızda, etrafımıza bakarak geliştirmeye açık neler var diye kolaçan ediyoruz. Bazen bu değişiklikler ya da iyileştirmeler maliyete değil, müşteri deneyimine katkı sağlıyor.”

Güney Kore’de telefonlar için özel trafik işaretleri

0

Bir yandan kaldırımda yürürken bir yandan da telefonda mesaj yazmaya çalışan kişilerin hem kendileri hem de çevreleri için yarattıkları tehlike sonunda bir ülkeyi daha bezdirdi. Güney Kore, yayaları telefon kullanımı konusunda uyarmak için yeni trafik işaretlerini şehre yerleştirmeye başladı.

Daha önce ABD’de bazı büyük şehirlerin belediyeleri, telefonlarında mesaj yazarak yürüyenleri kalabalık sokaklarda yönlendirecek özel rehberlerin çalışmasına izin vermişti. Bazı Avrupa şehirlerinde ve Çin’de ise kaldırımlara bisiklet yolu benzeri şeritler çekilerek, telefonda yazışan yayaların birbirleri ile çarpışmalarının önüne geçilmeye çalışılmıştı. Almanya’da da devlet kaldırımlara yayalar için özel trafik işaretleri yerleştirmeye başlamışken şimdi Samsung’un ana vatanı Güney Kore, başkent Seul’de telefon kullanımına dair trafik işaretleri yerleştiriyor.

Yayaları, yürürken telefonda mesaj yazmanın tehlikesine karşı uyarmayı amaçlayan bu trafik işaretlerinin, yayalar arasında yaşanan çarpışmaları önlemesi umuluyor. Belediye bu işaretleri, yayaların daha kola görebilmesi için, doğrudan kaldırım yüzeyine işleyecek böylece sürekli aşağı doğru bakan yayaların işaretleri görmesi hedefleniyor.

Dünya çapında giderek yaygınlaşan bu telefon konulu özel yaya işaretlerinin, uluslararası trafik işaretleri arasına girmesi ise an meselesi olarak kabul ediliyor.

Apple PAF takımı hazırlıyor

0

Kısa süre öncesine kadar çok sayıda ürün ve hizmetine 18 yaş sınırı koyan Apple artık bu politikadan vazgeçiyor. Tim Cook’un planına göre, gençleri kazanmak şirketin geleceğini garanti altına almak anlamına geliyor. Dolayısıyla, iPhone üreticisi dev firma, artık 18 yaşından küçük uygulama geliştiricilerine yoğun destek sağlamaya başladı. Firma bir anlamda, gelecekte yıldız olacak PAF takımını kuruyor. Appstore’da ilk kez 18 yaşından küçük bir geliştirici tarafından hazırlanmış iOS 10 uygulaması da önümüzdeki günlerde yayına girecek.

Apple’ın ünlü geliştiriciler konferansı WWDC, 2016 yılına kadar sadece 18 yaş üstündeki geliştiricilere açıktı. Aynı şekilde Apple’a milyar dolarlar kazandıran ve krallığının temeli olarak kabul edilen AppStore’da geliştirici hesabı açmak için de 18 yaş üstünde olmak gerekiyordu ve hatta firma bunu ispat etmeniz için hesap açarken kimlik kartınızın bir fotoğrafını istiyordu.

Ancak kısa süre önce bu kıstas Apple geliştirici hesaplarının açılışında istenen şartlar arasından kaldırıldı. Üstelik, düne kadar WWDC etkinliğine giremeyen 18 yaş altındaki yazılım meraklısı gençler 2016’da adeta etkinliğin merkezine alındı. Apple’ın burs verdiği, desteklediği 18 yaş altındaki uygulama geliştiriciler etkinlikte el üstünde tutuldu. Etkinliğe katılmak için gereken minimum yaş sınırı 13’e kadar düşürüldü.

paf

Daha önce 18 yaş altındaki yazılımcıların uygulamalarını AppStore’da görmek mümkün değilken, Apple bursu ile uygulama geliştiren gençlerden bir grubun geliştirmiş olduğu “Verse” isimli uygulama AppStore’da çok yakında kullanıma girmek üzere, söz konusu uygulama, müzisyenlerin seslerini geliştirmek için gerekli ses antrenmanlarını yaptırmaya yardımcı oluyor.

Tüm bu gelişmeler teknoloji dünyasında Tim Cook’un yeni stratejisi olarak yorumlanıyor. Buna göre Cook genç uygulama geliştiricileri Apple eko sistemine çekerek, gelecekte çok daha fazla yetişkinin Apple ürünlerine ilgi göstereceği, marka ile yakın bağ kurabileceği bir atmosfer yaratmak istiyor.

Verse yayına girdiğinde bu konuda daha fazla tartışmanın gündeme taşınması da kaçınılmaz görünüyor zira gençlerin geliştirdiği uygulamaların satıştan, abonelikten veya reklamdan para kazanması gündeme geldiğinde, 18 yaş altındaki gençlerin velayeti altında olduğu yetişkinlerin izni olmaksızın ticari bir operasyonu yürütmesi tüm dünyada yasal sorunlar oluşturacağı için tartışmaların da beraberinde gelmesi bekleniyor.

Girişimcilik hakkında 4 sıradışı ipucu

0

E-posta kutunuza hobilerinizle ilgili gelen atölye tanıtımlarının yerini “girişimcilik kursları” aldıysa, bilin ki yalnız değilsiniz. Dünyanın dört bir yanında girişimciliğe merak salanları bu konuda eğitmek ve bundan gelir sağlamak isteyenler var ve Türkiye’de durum farklı değil. Ancak girişimcilik kursundan ya da lisans seviyesinde alacağınız işletme derslerinden öğrenebileceğiniz her şeyin bir sınırı var. Bazı konular var ki öğrenmek için birinci elden tecrübe etmeniz gerekir.

Work Market Kurucusu, Harvard Business School mezunu Jeff Wald da Inc.com için kaleme aldığı yazıda, girişimcilikle ilgili hiçbir okulda öğrenemediği şu dört dersi paylaşıyor:

Bulaşıkları yıkamaya hazırlanın

Çoğu girişimin ilk günlerinde hizmet birimi yoktur. Tüm işleri ekibin bizzat yapması gerekir. Buna bulaşık yıkamak ve hatta tuvalet temizlemek de dahil. Dolayısıyla, gözünü budaktan, elini bulaşıktan sakınmayan bir ekibe ihtiyacınız olacak. Elbette bir girişimci, şirketin kurucusu olarak, burada top sizde olacak. İster siz yapın, ister yapacak birini bulun, önemli olan işin tamamlanmasıdır.

Tecrübe en iyi öğretmendir

Bugünlerde herkes girişimcilik için bir MBA diplomasının gerekli olup olmadığını tartışıyor. İşin aslı, Harvard’da aldığım eğitim sırasında ben de bazı girişimcilik derslerine girme fırsatım oldu. Ama bu derslerin beklediğim kadar yardımcı olduğunu söyleyemem.

Bu gibi derslerde başarı hikayeleri üzerinden gidilir ve bolca örnek olay incelenir. Ne var ki hiçbir okul sizi kurduğunuz startup’ın ilk günlerine tam olarak hazırlayamaz. Yönetim dersleri alabilirsiniz, analiz için framework kurabilir ve örnekler üzerinden şablon belirleyebilirsiniz. Ancak hiçbiri yeterli olmayacaktır.

İlk günler her zaman en zorudur çünkü taze bir startup, öngörülemeyen büyümeden dolayı hızlı bir dönüşüm geçirmek zorunda kalır. Bu yüzden birine gerçekten girişimciliği öğretmek, müfredat ölçeğinin dışında kalır.

Yetenekten önce bu işe yüreğinizi koyun

Bir startup kuracak yürek sizde var mı? Sormanız gereken ilk soru budur. Çünkü yeni bir şirket kurmak cesaret ister. Burada yapacağınız liderlik, sistemler ve süreçler üzerine olmayacaktır; tutkunuz ve vizyonunuzu temel alacaktır. Kaynak dağıtımı, pazarlama ve diğer disiplinler burada sökmez.

Girişken ve hatta kavgaya hazırlıklı olmanız gerekir. Örneğin muhasebeyle uğraşmak yerine vaktinizin büyük çoğunluğunu sabırlı olmak, değişimi yönetmek, insanlarla iletişim kurmak ve zor kararlar vermekle geçirmeniz gerekecektir. Finans, hukuk ve pazarlama gibi süreçleri dış kaynakla çözebilirsiniz. Ancak sizinle aynı yüreği taşıyan bir başka girişimciyi transfer edemezsiniz.

Hata yapmaktan çekinmeyin

İşletme okullarında size nasıl başarılı olacağınızı ya da başarısızlıktan nasıl kaçınacağınızı öğretirler. Ne var ki başarısız olmak, girişimcilik yolculuğunun doğal bir parçasıdır. İster süreçlerinizde, ister ekibinizde, ister kurguladığınız startup fikrinde başarısız olun, bir girişimci için hata yapıldığında nasıl davranacağı temel yetenekler arasında yer alacaktır.

Bir konuda hata yapmak, sizi başarısız biri yapmaz. Herkesin bir fikri vardır ama çok azı iş kurar. Neyin işe yaramadığını bilmek, en azından neyin işe yaradığını bilmek kadar kıymetlidir. Hata yapmak sürecin bir parçasıdır. Sadece hata yaparken elinizden geldiğince hızlı olun ve aynı hatayı ikinci kez tekrarlamayın.

Güneş enerjisi kullanımı hızla artıyor

0

ABD’de yayınlanan yeni bir rapor, güneş enerjisi kullanımının “zengin” sınıfın malikanelerinden, orta sınıfın evlerine kadar yayıldığını ortaya koydu.

Bir eve güneş enerjisi panelleri ile enerji sağlamanın maliyeti, 1970 yılında watt başına 77 dolar iken, Şubat 2016’da bu maliyet 57 sente kadar düştü. Bu rakam içinde solar panelleri kaplamak için kullanılan cam kasalar ve alüminyum çerçevelerin maliyeti de bulunuyor.

Öte yandan maliyet düştükçe güneş enerjisini tercih edenlerin sayısı da hızla yükseliyor. 2006 yılında tüm ABD’de sadece 30 bin evin güneş enerjisi panelleri ile elektrik ihtiyacını karşıladığı görülürken, bugün rakam 1 milyonu aşmış durumda. 2018’de ise rakamın iki milyonu geçmesi bekleniyor. Bu hızlı gelişimde, Elon Musk’ın kurucusu olduğu SolarCity ya da SolarPulse gibi evlere güneş enerjisi panellerini pratik ve ekonomik şekilde kuran şirketlerin payı da büyük.

Ayrıca yine Elon Musk’ın elektrikli otomobil üreten şirketi Tesla’nın bünyesinde kurulan GigaFactory açılıp üretime başladığında güneş enerjisi panellerini kullanmayı daha da pratik ve ekonomik hale getirecek ev tipi dev enerji bataryalarının üretiminde bir devrim yaşanacak. Dolayısıyla, sadece ABD’de değil, tüm dünyada güneş enerjisine büyük talep oluşacağı düşünülüyor.

SolarPulse şirketinin rakamlarına göre, 2000-2015 arasındaki 15 yıllık süreçte, Kaliforniya’da, lüks villalarına güneş enerjisi panelleri taktıran müşterilerin sayısı sadece 11 bin… Ancak güneş enerjisi panellerinin ve bu teknolojiyi kullanmanın maliyeti düştükçe artık sadece lüks villalar, dev malikaneler değil, orta sınıf evler de güneş enerjisine geçiş yapmaya başladılar.

Merakla beklediğimiz 5 finans uygulaması

1

Paranın varlığı ayrı, yokluğu ayrı dert. Bireysel ölçekte finans yönetiminizi her iki senaryoda da gerçekleştirmek için, teknolojinin nimetlerinden faydalanmamanız için önünüzde hiçbir engel yok. Ancak uygulama mağazalarında şöyle bir tur atacak olursanız, bu ihtiyaca yanıt vermeye hevesli çok fazla alternatif olduğunu göreceksiniz.

Tüm uygulamaları tek tek deneyecek vaktiniz yoksa, Tech Insider tarafından hazırlanan bu en iyiler listesine göz atmanızda fayda var. Bankacılık sektöründeki regülasyonlar nedeniyle bu listedeki uygulamaların büyük çoğunluğu henüz Türkiye’de yayınlanmadı. Bu yüzden bu beş mobil uygulamayı merakla bekliyoruz:

En iyi kredi kartı yönetimi uygulaması: Wallaby

Wallaby tüm kredi kartı hesaplarınıza bağlanarak, her birinde yaptığınız harcamaları takip ediyor ve çok fazla harcama yaptığınızda ya da hesabınızda şüpheli bir işlem tespit ettiğinde sizi uyarıyor. Uygulamanın en önemli özelliği ise, kartları güncel kampanyalarla eşleştirmesi ve size yapacağınız alışverişte en az faizle en fazla bonus para toplama olanağı tanıyacak kartı önermesi. Güvenlik konusunda endişesi olanlar ise sadece kart tipini girerek, tüm bu özelliklerden faydalanabiliyor. Uygulama hem iOS hem Android sahibi kampanya tutkunları tarafından dört gözle bekleniyor.

En iyi tasarruf uygulaması: Digit

Para biriktirme konusunda sıkıntı yaşayanlar için geliştirilen bu uygulama, sürekli parayı düşünmeksizin birikim yapmanıza olanak tanıyor. Banka hesaplarına bağlanarak, harcama alışkanlıklarını tarayan uygulama, haftada birkaç defa bankanızdan küçük bir miktar parayı alarak, Digit tasarruf hesabına aktarıyor. Çekilen tutar yine sizin tasarruf kapasiteniz göz önünde bulundurularak belirleniyor. Bu parayı istediğiniz zaman, istediğiniz hacimde çekmeniz mümkün oluyor. Para bir gün sonra banka hesabınıza geri dönüyor.

En iyi bütçe oluşturma uygulaması: Mint

Banka hesaplarınıza bağlanarak hareketleri analiz eden Mint, finansal varlıklarınızla ilgili tam tekmil raporlar sunuyor. Örneğin banka hesaplarınızda ne kadar paranız kaldığı, ne kadar borcunuzun olduğunu tek ekrandan görüntülemeniz mümkün oluyor. Her kategori için, daha önceki harcamalarınızı baz alarak yeni bütçeler planlayan uygulama, bu bütçeyi aştığınız anda uyarı veriyor. Uygulamayı kullanarak kredi notunu öğrenmek de mümkün. Uygulamanın yakın dönemde Türkiye’de yayınlanması bekleniyor.

En iyi kişisel finans uygulaması: Wally

Wally ile yaptığınız harcamaları takip etmenin yanı sıra, her bir harcamayla ilgili kendinizi hesaba çekmenize yardımcı oluyor. Adisyon ya da fişleri uygulamaya tarattıktan sonra, her biri için kısa notlar ekleyerek neden bu alışverişi yaptığınızı açıklamanız gerekiyor.

Yeterince veri oluştuğunda, Wally size detaylı bir harcama analizi yapıyor ve en çok para harcadığınız kategorileri (yemek, tatil ya da eğlence gibi) ve günleri sıralıyor. Üstelik uygulamayı kullanmak için herhangi bir banka hesabına bağlanmanız gerekmiyor. Uygulamayı Android ve iOS için ücretsiz indirebilirsiniz.

En iyi yatırım uygulaması: Acorns

Yatırım konusunda tecrübesi olmayanlar için geliştirilen Acorns ile bir hesap oluşturup, bunu banka hesabınıza bağlamanız gerekiyor. Uygulama sahip olduğunuz finansal varlıkları baz alarak size uygun bir yatırım portföyü seçiyor ve sizin için yatırım yapmaya başlıyor. İlk adımda en az 5 dolarlık yatırım yapmak gerekiyor. Sonrasında ister yatırımınızı kendiniz yapıyorsunuz, ister yatırım için ayırdığınız bütçeyi Acorns’un yönetimine bırakıyorsunuz. Acorns özellikle para üstünü yatırım amaçlı kullanmasıyla hızla büyüyen bir ekosisteme dönüşmüş durumda. Örneğin yemek için 19,20 TL ödediğinizde, Acorns (Türkiye’ye gelirse) kalan 0,80 TL’yi otomatik olarak yatırım bütçesine ekliyor.

Brexit teknoloji dünyasını nasıl etkileyecek?

1

İngiltere ve çevresindeki ülkelerden kurulu olan Birleşik Krallık (UK), ülke genelinde bir referandum düzenledi (Brexit) ve Avrupa Birliği’nde kalıp kalmama konusunda halkın iradesine güvendi. Sonuç olarak az bir farkla AB’den ayrılmak isteyenler baskın çıktı. Başbakan David Cameron istifa etti ve İngiliz paundu adeta dibe vurdu. Bir süre sonra İngilizler 27 AB ülkesinde dolaşırken eskisi gibi rahat olamayacaklar.

Brexit DTPS vizyonunu zora soktu

Tabii bunlar işin siyasi, politik ve sosyolojik yönleri. Peki, teknoloji dünyasında işler nasıl yürüyecek? İlk olarak, Avrupa Komisyonu’nun Dijital Tek Pazar Stratejisi (DTPS) ya da orijinal adıyla Digital Single Market (DSM), Brexit ile önemli bir darbe yiyecek. Bu stratejinin hedefinde, Netflix gibi bulut bazlı online servislerin tüm AB üyeleri arasında tek bir fiyat ve dağıtım sözleşmesi ile kullanılması vardı. En önemli birlik üyelerinden Birleşik Krallık aradan çekilince, içerik platformlarının AB için ayrı, UK için ayrı fiyat belirlemesi gerekecek.

Avrupa Komisyonu bu stratejiyle AB genelinde yıllık 415 milyar Euro tasarrufa planlıyordu. Şimdi ise bu konuda nasıl bir yol izleneceği belirsiz hale geldi. İngiltere bu tek pazara dahil olabilir de, olmayabilir de…

Birleşik Krallık, Silikon Vadisi’ne karşı!

Bir diğer nokta ise AB ve ABD arasında bir süredir devam eden veri kullanım ihtilafı var; Avrupa’daki kullanıcıların verilerinin Amerikalı teknoloji şirketleri tarafından nasıl kullanılacağı hususunda halen ortak bir görüş oluşturulamadı. Geçtiğimiz yıl kullanıma alınan ve Gizlilik Kalkanı (Privacy Shield) adını taşıyan uygulama ile veriye kamu otoriteleri tarafından erişim tekrar düzenlenmişti. AB vatandaşları, verilerinin kullanımıyla ilgili ABD’li şirketlere karşı yasal yollara başvurabiliyordu.

Birleşik Krallık AB’den ayrılınca, ABD’li şirketlerin veri kullanımıyla ilgili kendilerine sunulan bu haktan da mahrum kalabilir. Diğer bir deyişle, İngiliz parlamentosunun, ülkedeki milyonlarca Apple ve Google kullanıcısının haklarını korumak için yeni kanunlar belirlemesi gerekecektir.

Oyun dünyasına sürpriz darbe

Beklenmedik bir darbe de oyun sektörüne inebilir. The Next Web, Birleşik Krallık’taki pek çok oyun stüdyosunun, Avrupa genelinde yayılmış bir ekibe sahip olduğunu hatırlatıyor. İngiltere artık bir AB üyesi olmadığında, ülkeler arası ekipler kurmak Türkiye için ne kadar zor ise, UK için de o kadar zor olabilir. Bakalım Brexit ve David Cameron sonrası kurulacak yeni kabine, teknoloji sektöründeki bu olumsuz öngörülerin önünü nasıl kapatacak.

Twitter yeni BlackBerry olacak mı?

0

Eriştiği kullanıcı kitlesi, Google ve Facebook’un arkasından gelen Twitter, şimdilik üçüncülükten memnun görünüyor. TNW ekibinin ulaştığı anonim kaynaklar, mikro blog servisinin yöneticilerinin üçüncü sırada olmakla ilgili bir sıkıntı yaşamadıklarını iddia ediyor. Şirketin yeteri kadar verisi bulunuyor, kullanım istatistikleri tehdit arzetmiyor ve gelir modellerini de yakın dönemde toparladıklarını söylemek mümkün.

Rekabetin bu kadar yoğun olduğu, oyun sahasının her geçen gün daha da kalabalıklaştığı bir arenada üçüncü olmak önemli bir başarı sayılabilir. Ne var ki yakın tarihte biz üçüncülükle mutlu olup, sonuçta hüsrana uğrayan bir örnek biliyoruz: Blackberry.

Tıpkı Twitter gibi onlar da uzunca bir süre (iOS ve Android’in arkasından) üçüncülüğün tadını çıkardı. Milyonlarca kullanıcıya hitap ediyor, her gün yığınla veri üretiyorlardı. Ne var ki hiçbir üçüncülük kalıcı değildir. Bir gün önem arz eden veriler, ertesi gün anlamsız hale gelebilir. Dijital dünyada tabelada yer almak şöyle dursun, ayakta kalabilmek için bile dev bir kullanıcı kitlesinin her gün yeni ve işe yarar veri üretmesi gerekir.

Twitter tehlikeli sularda yüzüyor

Üstelik bir anlık veriler Twitter’ı güçlü gösterse de, sürece baktığımızda durumun böyle olmadığını görebiliyoruz. Kullanıcı sayısının artışı yavaşladı ve son istatistikler, insanların makaleleri okumaya bile zahmet etmeden RT ederek geçtiklerini gösteriyor. Yani etkileşim hiç olmadığı kadar düştü. Bunu tüm medya kanalları kendi analitik verilerine baktıklarında görebiliyorlar.

Eğer etkileşim bu şekilde düşerse, kullanıcı kitlesi aktivitelerini sonlandırır, derken sıra kanaat önderlerine gelir ve sonrasında sosyal bir ağ olmanın anlamı kalmaz. Twitter yöneticilerinin bu durumdan memnun olması ise tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. Mikro blog servisi olarak başlayıp, yayın hayatına çok çeşitli özellikler ve yeni servislerle devam eden Twitter, dileriz en yakın zamanda elde tutulması en zor pozisyonun üçüncülük olduğunu fark eder: Çünkü birincinin ve ikincinin doğrudan muhatabı tektir, üçüncünün ise sonsuz.

macOS Sierra gelecek, dertler bitecek (mi?)

0

Apple piyasadaki gücünü, (dev pazarlama bütçelerini ve yetenekli beyin takımını saymazsak) cihazlarıyla birlikte sunduğu yazılıma borçlu. iPhone ile birlikte gelen iOS, MacBook ve iMac bilgisayarlarla gelen OS X, diğer işletim sistemlerinde bulunmayan çeşitli özelliklere kolayca erişim sağlamasıyla biliniyor.

Ne var ki bu sistemler de kusursuz değil. Apple’ın bir etkinlikte tanıtıp, tüm izleyicilerden alkış aldığı yeni bir yetenek, günlük kullanımda tam olarak aynı şekilde çalışmayabiliyor. Örneğin Handoff olarak bilinen ve iPhone’da başladığınız bir işi Mac bilgisayarda tamamlamayı sağlayan özellik sık sık senkronizasyon sorunu yaşatabiliyor. iMessage ile Mac’e yönlendirilen SMS’ler her zaman düzgün çalışmıyor. iCloud ile ilgili pek çok özellik, Apple’ın tanıtım broşüründe yazdığı kadar pürüzsüz değil.

Buna karşın geliştirme süreci tıpkı diğer teknoloji devlerinde olduğu gibi Apple’da da bitmiyor. Donanım anlamında sorunların önüne geçilse de, başta bulut hizmeti olmak üzere iPhone üreticisinin çözmesi gereken birçok konu bulunuyor. Bu nedenle iPhone kullanıcıları iCloud değil Dropbox, Anımsatıcılar değil Wunderlist, Fotoğraflar değil Google Photos’u tercih ediyor.

WWDC’de tanıtılan ve OS X’in adını değiştiren macOS Sierra sürümünün yanı sıra iOS 10 ve WatchOS 3 ile birlikte, Apple bulut servisleri açısından da dişli bir oyuncu olmak için kolları sıvamış görünüyor.

iCloud kusursuz hale geliyor

Bugüne kadar birbiriyle iletişim ağır aksak yürüyen Mac, iPhone ve Watch arasındaki bağlantı, sonbaharda gelecek yazılım güncellemeleriyle birlikte kusursuzluğa bir adım daha yaklaşacak gibi görünüyor. Örneğin watchOS 3 ile birlikte akıllı saatiniz kolunuzda olduğunda, dizüstü bilgisayarınızı açmak için şifre girmeniz gerekmeyecek. Her iki cihazın da aynı iCloud hesabını kullanması yeterli olacak.

Ayrıca Apple Watch ya da iPhone’un parmak izi sensörünü kullanarak, Apple Pay ile bilgisayarınızdaki internet tarayıcıda gerçekleştireceğiniz ödemeleri tamamlayabileceksiniz. Apple Pay ülkemizde kullanıma girdiğinde, internette yaptığınız alışverişlerde her seferinde tekrar tekrar kredi kartı bilgileri doldurma zahmeti ve riski ortadan kalkacak.

Bu iki madde, aynı zamanda Apple’ın Watch için nihayet bir kullanım alanı tanımladığını gösteriyor; en kişisel (ve en kaybolmaması gereken) aksesuar.

macOS Sierra fotoğraflarınızı tanıyacak ama…

Bir diğer güncelleme ise Fotoğraflar servisine gelecek. Tıpkı Google Photos’ta olduğu gibi, Apple da içeriğinizi tarayarak, otomatik olarak albümler ve slayt gösterileri oluşturabilecek. Fotoğraflarınız arasında arama yapmak da kolaylaşıyor. Örneğin bir arkadaşınızı tanımladığınızda, onun adını yazarak bulunduğu tüm fotoğrafları görüntülemek mümkün olacak.

Üstelik Google’ın aksine, Apple her türlü içerik analizini Mac veya iPhone cihazında yerel olarak gerçekleştiriyor. Böylelikle kişisel bilgiler hiçbir şekilde Apple sunucularında kaydedilmiyor.

macOS Sierra ile kullanıcıların hayatını kurtaracak bir diğer özellik ise, Handoff’u bir adım öteye taşıyan “iPhone’da kopyala, Mac’te yapıştır” özelliği. Ya da bunun tam tersi. Herhangi bir metni iPhone’da kopyaladıktan sonra, Mac bilgisayarınızda yapıştırmak iCloud senkronizasyonu sayesinde mümkün olacak.

Elbette daha önceki güncellemelerde olduğu gibi, bu özelliklerin gerçek kullanımda ne kadar düzgün ve sorunsuz çalışacağı henüz belirsiz. Beta testlerine katılanlar olumlu dönüşlerde bulunsa da, nihai sürümü görmeden paçaları sıvamamak gerekiyor. Yine de Apple’ın son dönemde bulut altyapısını iyileştirmek için gerek Google gerek Amazon ile yaptığı çalışmalar, aynı zamanda kendi bulut tarlalarını ekmek için gerçekleştirdiği yatırımlar gözden kaçmıyor. Bakalım sonbahar güncellemesi geldiğinde MacBook ve iPhone kullanıcılarını başka hangi yenilikler karşılayacak.

Pizza sektöründe robot istilası tehdidi

0

Robotların kısa vadede insanları işlerinden edeceği endişeleri giderek yükselirken, taksi şoförlerinden sonra şimdi de pizzacılar topun ağzına sürüldü. Kaliforniya’daki bir fast food start-up’ı, pizzaları robotlara yaptırmaya başladı. Pizza sektörü bu gelişmeden fazlasıyla etkilenecek gibi görünüyor.

Zume Pizza isimli restoranın özel olarak tasarladığı robot, Kaliforniya Mountain View bölgesindeki pizza siparişlerini, restoranındaki Marta isimli robota hazırlatıyor. Böylece pizzaların maliyetini düşürerek daha ucuza ve daha hızlı pizza üretmeyi hedefleyen Zume Pizza’nın, yerel yönetimden onay için bekleyen diğer girişimi ise daha da çılgınca…

İçinde bir pizza fırını bulunan özel bir kamyonet hazırlatan Zume Pizza, bir robotu da bu kamyonete yerleştirmiş durumda. Eğer kamyonet yerel yönetimin sağlık ve güvenlik testlerinden geçip onay alabilirse, şirket pizza siparişi aldığında kamyoneti adrese doğru yola çıkaracak ve bu sırada sipariş edilen pizza kamyonetteki robot tarafından yolda hazırlanıp fırınlanacak. Araç müşterinin kapısına ulaştığında ise pizza fırından yeni çıkmış, sıcak ve taze şekilde hızlıca müşterinin evine ulaştırılmış olacak.

Zume’un kurucuları hedeflerini “pizza sektörünün Amazon’u olacağız,” şeklinde vurgularken, sıcak, ucuz, hızlı ve lezzetli pizzaların tadına varan Mountain View sakinleri şimdiden restoranı sipariş yağmuruna tutmaya başlamışlar.

Firmanın geçen Ağustos ayında İsviçreli robot üreticisi ABB’ye sipariş verdiği robotların ise, yakında pizza sektöründe standart hale gelmesi ve çoğu pizza restoranındaki pizza ustalarının işsiz kalması çok uzak bir olasılık değil.

Clinton Vakfı Rus hacker’ların saldırısına uğradı

0

ABD’nin büyük olasılıkla yeni başkanı olacak, eski Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, ülkenin eski başkanı olan eşi Bill Clinton ve kızları Chelsea Clinton adına kurulmuş olan Clinton Vakfı’na yapılan dijital saldırı, gözleri Rus Hacker’lar üzerine çevirdi.

Demokrat partinin başkan adayı ve eski Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’ın, devlet işleri hakkındaki bazı yazışmaları kişisel e-posta hesapları üzerinden yapması ABD’de büyük tartışma konusu olmuştu. Clinton’ın bu kötü alışkanlığının farkına varan Rus hacker’ların şimdi CIA tarafından korunmayan Clinton Vakfı sunucularına sızarak, Hillary Clinton’ın bu sunucular üzerindeki yazışmalarında, ABD’ye ait gizli sırları aramış olabilecekleri düşünülüyor.

Elbette ABD’nin 2017’deki potansiyel başkanı olarak görülen bir kişiye ait özel yazışmalardaki sırların da yabancı istihbarat birimleri önemli birer şantaj malzemesi olabileceği gözden kaçmıyor.

Vakıf sunucularından çalınan bilgiler arasında, Clinton’ın başkanlık kampanyasına bağış yapan isimlerin listesi de yer alıyor. Guccifer 2.0 isimli bir hacker grubu, sunucudan alındığı iddia edilen bu listeyi geçtiğimiz günlerde internette yayınladı. Cumhuriyetçi partinin başkan adayı Trump henüz bu hack olayı hakkında yorum yapmazken, FBI’ın saldırıyı incelemeye başladığı da vurgulanıyor.

Seçimler yaklaşırken, Trump ve ekibinin bu saldırıyı diline dolaması ve Hillary Clinton’ı, “kendi küçük vakfını bile korumaktan acizken, ABD halkının güvenliğini nasıl sağlayacak?” argümanıyla vurarak oy kaybettirmeye çalışması bekleniyor.

Öyle görünüyor ki, ABD başkanlık seçimlerinde kampanyalar finale yaklaşırken, dijital güvenlik konusu en büyük tartışma başlıklarından biri olacak.