Samsung’tan, yapay zeka ve nesnelerin interneti duyuruları

0

Samsung Electronics, Bixby ve SmartThings platformları için yeni geliştirici araçları ile birlikte mobil deneyimi güçlendirecek One UI ve Infinity Flex Display’i tanıttı.

Bağlantılı yaşam kavramını gerçeğe dönüştürmeyi hedefleyen Samsung, geliştiriciler ve iş ortaklarının tüm dünyada milyonlarca cihaz için hızla yeni deneyimler geliştirip sunmalarını kolaylaştırıyor.

Ölçeklenebilir Zekâ Platformu Kurmak

Bixby, sesinizi kullanarak telefonunuzla etkileşime geçmeniz için pratik bir yol sunan zeki bir arayüz olarak geliştirildi. Samsung şimdi Bixby’yi, tüketicinin hayatındaki farklı ürünler ve hizmetleri destekleyen ölçeklenebilir bir zekâ platformu haline getiriyor. Samsung, SDC 2018’de geliştiricilerin daha konuşkan, kişisel ve faydalı bir akıllı asistan deneyimini daha fazla tüketiciye sunmaları için yeni yollar duyurdu.

Samsung, geliştiricilerin Bixby destekli hizmetleri daha kolay ölçeklendirebilmesi için Bixby Developer Studio’yu tanıttı. Bu araç koleksiyonu, geliştiricilerin ve iş ortaklarının daha fazla hizmet ve cihaza zekâ ekleyebilmesi için kullanışlı bir yol sunuyor. Geliştiriciler,Bixby Capsules adı verilen ve Bixby için geliştirilen özellik veya hizmetleri kolayca oluşturabilecek ve bunları Bixby Marketplace üzerinden rahatlıkla tüketicilere ulaştırabilecek. Geliştiriciler, Bixby platformu sayesinde kapsüllerini, mobil telefonlar ve televizyonlardan ev gereçlerine ve Samsung ekosistemindeki diğer ürünlere kolaylıkla adapte edebilecek.

Samsung,Bixby hizmetlerini ölçeklendirme çalışmalarının bir parçası olarak, önümüzdeki aylarda İngiliz İngilizcesi, Fransızca, Almanca, İtalyanca ve İspanyolca dillerini de ekleyecek.

Bağlantılı Yaşam Tarzını Herkese Sunmak

Samsung’un bağlantılı yaşam vizyonu, sayısı giderek artan birbirine bağlı cihazları tek bir platformda bir araya getiren açık bir Nesnelerin İnterneti ekosistemi çevresine kurulu. Dünya çapında 200’den fazla pazarda yer alan SmartThings, bağlantılı yaşam deneyimini tek bir uygulamada sunarak Nesnelerin İnterneti’ni akıllı evlerin ötesine geçirerek otomobillere, ofislere ve arasındaki her yere taşıyor.

Samsung şimdi,yeniden tasarlanan SmartThings Developer Workspace’teki yeni araçlar sayesinde geliştiricilerin cihaz ve hizmetlerini SmartThings platformuna daha hızlı ve kolaylıkla bağlamasını sağlıyor. Bu gelişmiş araçlar arasında SmartThings Cloud Connector, SmartThings Device Kit ve SmartThings Hub Connector bulunuyor. Geliştiriciler platform üzerinde çalışabilmelerinin yanı sıra Zigbee ve Z-Wave cihazlarını da rahatlıkla entegre edebiliyorlar.

Ayrıca, güncellenen Works with SmartThings (WWST) sertifika programı geliştiricilerin SmartThings uzmanlarına ve kaynaklarına doğrudan erişmesini sağlıyor. WWST, cihazların ve hizmetlerin platform için tamamen optimize edilmesine yardımcı oluyor, böylece tüketiciler olabilecek en iyi deneyimi yaşıyor.

Samsung, One UI adını verdiği yeni ve kullanışlı arayüz tasarımını da tanıttı. Temiz ve minimal tasarımda en sık kullanılan içerikler ekranın alt yarısında yer alıyor. Böylece tek elle kullanım daha doğal ve rahat hale geliyor. Kullanıcı deneyimi, karmaşayı ve dikkat dağıtan unsurları azaltmak amacıyla yeniden tasarlandı. Kullanıcılar bu sayede daha iyi odaklanıp telefonlarında aradıklarını hızla bulabilecek.

Samsung, kategori belirleyen biçimler geliştirme ve ekran inovasyonu geleneğini sürdürerek, çığır açan katlanabilir akıllı telefonların önünü açtı. Infinity Flex Display, One UI ile birlikte kullanıcıların sıradan bir akıllı telefonla yapamayacaklarını yapmasını sağlayan yeni bir tür mobil deneyim sunuyor.

Kullanıcılar şimdi her iki biçimin de avantajlarından yararlanabiliyor. Küçük boyutlardaki bir akıllı telefon, aynı anda birden fazla iş yapmak ve içerik izlemek için daha geniş ve etkileyici bir ekrana dönüşebiliyor. Katlanan cihaz açıldığında uygulama deneyimi küçük ekrandan daha büyük ekrana kusursuz bir şekilde geçiyor. Ayrıca, kullanıcılar geniş ekranda aynı anda üç uygulamayı kullanarak hiçbir şeyi kaçırmadan internette gezinebiliyor, video izleyebiliyor, bağlanabiliyor ve birden fazla işle uğraşabiliyor.

Infinty Flex Display bir sonraki nesil platform olduğundan Samsung, geliştiricileri bu yolculuğa en başından dâhil olmaya çağırıyor. Google ve Android geliştirici topluluğuyla birlikte çalışan Samsung, bu yeni biçimin potansiyelini en üst seviyeye çıkararak en uygun katlanabilir kullanıcı deneyimini oluşturacak.

Bosch ve SiTime, 5G ve Nesnelerin İnterneti için ortak çalışıyor

Bosch ve önde gelen MEMS (Mikro elektro-mekanik sistemler) zamanlama sağlayıcısı SiTime Corporation, MEMS zamanlayıcısındaki yenilikleri hızlandırmak için stratejik bir teknoloji ortaklığı duyurdu.

IoT için işbirliği

MEMS rezonatörleri, 5G, IoT ve otomotiv elektroniğinin kalbidir ve 5G’nin daha yüksek hıza, IoT cihazlarının daha uzun pil ömrüne ve otomotivde sürücü destek sistemlerinin güvenilirliğinin artmasına olanak tanır.

Bosch, SiTime için bu rezonatörleri üretmek ve yüksek hacim kapasitesinin kullanılabilirliğini sağlamak üzere MEMS üretimindeki uzmanlığını kullanacak.

Cep telefonlarının, yüksek hızlı trenlerin ya da borsaların bir ortak noktası hepsinin anı yakalamak zorunda olmasıdır. Bu ise milyonlarca telekom ve tüketici elektroniği ürünlerinde bulunan hassas MEMS zamanlayıcısı sayesinde mümkün olmaktadır.

Bosch Otomotiv Elektroniği Başkan Yardımcısı Jens Fabrowsky, iş birliğine ilişkin yaptığı açıklamada, “Yeni, yüksek bant genişliğine sahip 5G, IoT ve sürücü destek sistemlerinin başarılı bir şekilde çalışabilmesi için kararlı, güvenilir MEMS zamanlama cihazları gereklidir. Hassas bir biçimde zamanlamaya uyulmadan, yeni nesil sistemlerin faydaları ve fırsatları kullanılamaz. Bosch’un MEMS liderliği ile SiTime’nin çığır açan MEMS zamanlama teknolojisi sayesinde 5G, IoT ve otomotiv uygulamalarında benzersiz yeni özellikleri ve kritik servisleri mümkün kılacak” dedi.


1995 yılından beri MEMS sensörü segmentinde yer alan Bosch, bugüne kadar 9,5 milyardan fazla MEMS sensörü sattı. Şirket, MEMS teknolojisinin arkasındaki üretim sürecini neredeyse 25 yıl önce geliştirdi. Dünya genelinde akıllı telefonların yarısından fazlasında bir Bosch MEMS sensörü bulunuyor.

Çin dijital ekonomisi 4 trilyon dolara yaklaştı

0

5. Dünya İnternet Konferansı sırasında yayınlanan verilere göre, Çin’in dijital ekonomisi 2017 yılında, 27 trilyon 200 milyar yuanı (3 trilyon 942 milyar dolar) buldu. Böylece dijital ekonominin büyümeye katkısı, yüzde 55’e ulaştı.

Raporlara göre, başını internet teknolojisinin çektiği bilişim teknolojileri, insanlığın üretim faaliyetleri ve günlük hayatlarıyla derinlemesine kaynaşarak, büyümede öncü rol oynuyor.

5. Dünya İnternet Konferansı Çin ekonomisinin gücünü gözler önüne serdi

Edinilen bilgilere göre, küresel dijital ekonominin tutarı 2017 yılında 12 trilyon 900 milyar dolara ulaştı. Bu konuda ABD ve Çin önde gelen iki ülke konumunda.

Öte yandan, hızlı artış eğilimini sürdüren küresel e-ticaret piyasasında gerçekleştirilen ticaret hacmi ise, 2 trilyon 300 milyar doları buldu. Bunlar arasında Asya, Latin Amerika, Ortadoğu ve Afrika gibi yeni yükselen piyasayalar yeni artış noktaları yarattılar.

Raporlarda yer alan verilere göre, Çin’in dijital ekonomisi 2017 yılında, 27 trilyon 200 milyar yuana (3 trilyon 942 milyar dolar) yükseldi. Böylece dijital ekonominin büyümeye katkısı da yüzde 55’e ulaştı.

Raporlarda ayrıca, Çin’de bu yıl bilişim altyapı tesislerinin sürekli iyileştiğine, internet teknolojisinin devamlı olarak ilerlediğine, dijital ekonomide güçlü büyüme eğilimi görüldüğüne, siber güvenlik savunma yeteneklerinin yükseldiğine ve internet kültürünün günden güne zenginleştiğine işaret edildi.

Çevrimiçi veriler endişe kaynağı oluşturuyor

0

İnsanlar çevrimiçi yaşantılarına siber suçlulardan kendi devletlerine, işverenlerine ve hatta ailelerine kadar herkesin girebilmesinden endişe duyuyor

Orta ölçekli işletmeler ve tüketiciler üzerine yapılan yeni bir çalışma, çoğu kişinin çevrimiçi verileri ve davranışları konusunda kafasının karışık olduğunu ve kimseye güvenemediğini belirledi.

Ya başkasının eline geçerse

Avrupa ve Kuzey Amerika’da altı ülkede yapılan araştırmada insanların çevrimiçi verilerine; siber suçluların, kendi devletlerinin ve yabancı devletlerin, işverenlerinin ve hatta arkadaşları ile ailelerinin erişmek istemesinden endişelendikleri ve bunu nasıl engelleyeceklerini öğrenmek istedikleri ortaya çıktı.

Kaspersky Lab tarafından yürütülen ve veri analizleri Applied Marketing Research tarafından yapılan bağımsız araştırmaya, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Birleşik Krallık ve ABD’den BT güvenliği profesyonellerine sahip 600 adet orta ölçekli işletme ve cihazlarına güvenlik yazılımı kurulu 6000 tüketici katıldı.

Verilere erişmesi en çok istenmeyenler beklendiği gibi siber suçlular oldu. İşletmelerin %45’i ve tüketicilerin %47’si, çevrimiçi verilerini zararlı saldırılardan koruma konusunda endişelendiklerini belirtti. Bunu, verileri kendi devletlerinden (sırasıyla %36 ve %33), yabancı devletlerden ve şirketlerden (%30 ve %26) koruma isteği takip etti. Araştırmaya katılan işletmelerin yaklaşık üçte biri (%29), çalışanlarının çevrimiçi verilere erişmesinden endişe duyduğunu belirtirken, tüketicilerin dörtte biri (%26) ise ailelerinin verilerine göz atabileceğinden kaygılandığını söyledi.

Bu endişeler siber güvenlik alanına da kayıyor. Kullanıcıların kafası, siber güvenlik hizmeti sağlayan markaların hangi verilere erişebileceği konusunda karışık. Ankete dahil olan birçok kişi, siber güvenlik hizmeti sağlayanların çevrimiçi verilere, fikirlere, konuma veya internette gezinme alışkanlıklarına erişebileceğini ve bunları yabancı kurumlarla paylaşabileceğini düşünüyor. Ancak büyük çoğunluk (işletmelerin %87’si ve tüketicilerin %82’si),verilerini toplama ve kullanmada etik davranacağı konusunda güvenlik sağlayıcısına güveniyor.

Bu sonuçlar, mevcut siber güvenlik durumunun hem şirketler hem de tüketiciler için bir korku, belirsizlik ve şüphe ortamı oluşturduğunu gösteriyor. Bu nedenle çoğu kişi internet üzerinde kimseye güvenemiyor.

Araştırmada elde edilen diğer bulgular arasında şunlar yer alıyor:

-Gizlilik herkesin temel haklarından biri olarak kabul ediliyor: İşletmelerin %46’sı ve tüketicilerin %51’i, siber güvenlik sağlayıcılarının ulusal güvenlik meselelerinde kullanıcıların özel verilerini devletle otomatik olarak paylaşmaması gerektiğini düşünüyor. Bunun şartlara bağlı olarak yapılmasını istiyorlar.


-Araştırma; işletmeler ve tüketiciler için bir şirketin menşe ülkesinden daha önemli şeyler olduğunu da gösteriyor: İşletmelerin %55’i ve tüketicilerin %66’sı, devletlerinin yabancı olsa dahi en yüksek kaliteli ürünleri veya hizmetleri sunan şirketlerle çalışması gerektiğini söylüyor. Bu oran, ulusal güvenlik için kritik konularda şaşırtıcı bir şekilde sırasıyla %82 ve %78’e çıkıyor.

HP Ink Tank Wireless 415 yazıcı ile 3 yıla kadar kartuşsuz baskı!

0

HP Ink Tank Wireless 415 yazıcısı, sınıfının en iyisi baskı kalitesi, daha az maliyetle daha fazla baskı imkanı, kolay mürekkep yönetimi ve mobil cihazlardan doğrudan baskı alabilme özellikleriyle dikkatleri üzerine çekiyor.

Yaşamı herkes için her yerde daha iyi hale getiren teknolojiler geliştiren HP, Ink Tank Wireless 415 yazıcısının yeni kampanyasını tanıttı. Kutusundan çıkan mürekkep ile 15.000 sayfaya kadar siyah-beyaz veya 8.000 sayfaya kadar renkli baskı alabilen HP Ink Tank Wireless, daha az maliyetle daha fazla baskı imkanı sunuyor.

HP Ink Tank Wireless 415 ile kullanıcı dostu kurulum ve mobil aygıtlardan kolayca kablosuz baskı imkanı

HP Ink Tank Wireless 415 hızlı ve kolay kurulum özelliğiyle kullanıcıların hayatını kolaylaştırıyor. Kullanıcılar, telefonlarından kesintisiz Wi-Fi kurulumuyla hızlı bir şekilde baskı alabiliyor. Ayrıca, HP Ink Tank Wireless 415, akıllı telefon veya tabletlerden, doğrudan baskı ve tarama olanağı da sağlıyor. Kullanıcılar ücretsiz HP akıllı uygulamasını indirerek; sosyal medyadan, bulut üzerinden veya galerilerinden fotoğrafları kolayca basabiliyor, hemen her yerden e-postalarına veya buluta tarama yapıp paylaşabiliyor.

Kullanımı çok kolay olan HP Ink Tank Wireless 415 yazıcının, saydam mürekkep tankı sayesinde, mürekkep doluluk seviyesi de kolayca kontrol edilebiliyor. Mürekkebi bittiğinde yedek mürekkep şişeleri ile doldurulabilen tankı sayesinde hiç kartuş değiştirme ihtiyacı olmadan kullanılabiliyor. Yedek dolum şişeleri dolum esnasında tank dışına damlatma veya sızdırma yapmıyor, özel mühürlenebilen ağzı sayesinde devrildiğinde dökülmüyor.

HP Türkiye Ev ve Küçük Ofis Yazıcıları Pazarlama Müdürü Hülya Ülger, “HP teknolojisinin bir ürünü olan HP Ink Tank Wireless 415 yazıcıları, binlerce sayfada yüksek kaliteli ve güvenilir baskı imkanı sağlıyor, mürekkep israfı ve dağınıklığı yaratmıyor. Verimlilik ve kaliteyi ön plana çıkarırken, sürekli olarak tasarruf sağlayacak yenilikçi teknolojiler arayan kullanıcılar ve küçük modern ofisler için düşük maliyetle benzersiz bir baskı deneyimi sağlıyor” dedi.

Think Istanbul Zirvesi 2018 dijital dönüşüme geniş yer ayırdı

0

IBM’in birçok ülkede düzenlediği Think etkinliklerinin Türkiye ayağı, 7 Kasım Çarşamba günü IBM Türkiye’nin ev sahipliğinde, Volkswagen Arena’da gerçekleşti. IBM Türkiye’nin 80’inci yıldönümünü de kutladığı etkinlik iş dünyasından çeşitli isimleri ve bankacılık, sigortacılık, telekomünikasyon gibi birçok sektörden temsilcileri ağırladı. Etkinlik boyunca IBM’in yapay zeka, bulut, blockchain, siber güvenlik hizmetlerini kapsayan yeni çözümlere odaklanılırken, değişik sektörlerden IBM müşterileri de bu çözümlerin iş süreçlerine kattığı değeri ve dijital dönüşüm vizyonlarını paylaştı.

İstanbul Havalimanı’nın IT altyapısında entegrasyon IBM’e emanet

IGA Systems’ın Genel Müdürü ve İstanbul Havalimanı CIO’su Ersin İnankul, havaalanı operasyonlarında kullanılan yazılımların ve sistemlerin birbiri ile entegre olmasını sağlayan “IBM Bulut Entegrasyon çözümü” ile katma değerli web servislerin dış tüketicilere açılmasına yardımcı olan “API Connect” çözümünden gördükleri faydaları anlattı. 2015’te dünyanın en teknolojik havalimanlarından birini yapmak için yola çıktıklarını belirterek, havalimanının akıllı IT altyapısıyla ilgili dikkat çekici bilgiler paylaştı:

“İstanbul Havalimanı’nın temelleri atılırken 29 Ekim 2018’i gözümüzde canlandırmak için bir entegrasyon şeması çıkardık. Havalimanları için en büyük zorluk entegrasyondur. Bu entegrasyonu uygulamak için IBM ile anlaştık. Örneğin, havalimanında yolcular için beklememek çok önemli. Bunu sağlamak için IBM ile gerçek zamanlı bir operasyon sistemi kurarak buna IST kodunu verdik. Ancak 4 Ekim’de IST kodunu ISL’ye çevirmemiz yönünde bir talep aldık. Bu kadar kısa sürede bu değişikliği yapmamız zordu ancak IBM bize müthiş bir çözümle geldi. Kodu tüm sistemlerde değiştirmek yerine araya kodlar yazarak mesajları havada yakalayıp dönüştüren bir sistem kurduk. Bu bizim karşılaştığımız en büyük problemlerden biriydi ama kısa sürede bir çözüm ürettik ve şimdi sorunsuz işliyor.”

TAV Grubu CEO’su Sani Şener’den ilham veren konuşma: “Yolcu mutluysa havalimanında 10.6 Euro daha fazla harcama yapıyor”

Think İstanbul Zirvesi 2018’in ana konuşmacısı havalimanı işletmeciliği ve inşaatı alanında bir başarı hikayesi yazan TAV Grubu’nun CEO’su Sani Şener, TAV’ın dijitalleşme sürecini ve bu çerçevedeki girişimlerini şöyle özetledi: “Bugün burada IBM’in konuğu olmaktan dolayı çok mutluyum. Bundan seneler önce bir sohbet sırasında ilk ATM’yi Türkler yaptı şeklinde bir söz duymuştum. Acaba doğruluk payı var mı diye düşünürken öğrendim ki ilk ATM’yi IBM Türk yapmış. Biz havalimanı işletmesi yapan bir şirketiz. Bizim için yolcu memnuniyeti çok önemli. Bunun için bir araştırma yaptık ve şunu gördük. Yolcu mutluysa havalimanında 10.6 Euro daha fazla harcama yapıyor. Yolcuyu mutlu etmeliyiz. Eskiden sadece iş ortaklarını mutlu etmek önemliydi, sonra tüketici memnnuniyeti, sonra da çalışan memnuniyeti önem kazanmaya başladı. Yolcu check-in sırasında, pasaport sırasında az beklerse mutlu oluyor. Yolcuların ihtiyaç ve beklentilerini yakından izlemek ve uygun çözümler üretmek için dijital teknolojileri kullanıyoruz. Dijitalizasyonun sadece üreten değil kullanan tarafında da olmak lazım. Yolcunun ihtiyacı olan bütün bilgiyi yolcunun önüne sermeliyiz. TAV Mobil ile bunu yaptık ve dünyadaki bu uygulamayı geliştiren ilk havalimanlarından biri olduk.

Türkiye için sıra sanayiden sonra dijital hamlede

Açılış konuşmasını gerçekleştiren IBM Türkiye Genel Müdürü Defne Tozan, şirketlerin yatırımlarından en optimal dönüşü almaları için global rekabet ortamında teknoloji yatırımı yapmanın önemine dikkat çekti. Tozan, bugünü ve geleceği şekillendiren önemli teknolojilerden birinin de yapay zeka ve bulut teknolojileri olduğunu belirterek, “Gündemimizde 3 ana konu var: müşteri deneyimi, operasyonel verimlilik ve regülasyonlar. Müşterilerimizin ihtiyaç ve taleplerini karşılamak, düzenlemelerin getirdiği gereklilikleri yerine getirmek için teknoloji yatırımlarımıza devam etmemiz gerekiyor. IBM olarak biz sahip olduğumuz çözümlerimizle müşterilerimizin yanındayız. Ülkemiz çok büyük bir sanayi hamlesi yaptı ve şimdi sıra içinde bulunduğumuz çağa uygun olarak dijital hamleyi gerçekleştirmekte. IBM Türkiye olarak 80 yıldır olduğu gibi bundan sonra da ülkemizin ekonomisini şekillendiren sektörler ve müşterilerimizin hep yanında olacağız” dedi.

IBM Hibrit Bulut Satışlarından sorumlu Başkan Yardımcısı Jason Gartner ise IBM Bulut Platformu’nun işletmelere sağladığı faydaları aktardı. “Çoklu bulut teknolojileri önem kazanıyor. Yeni gerçekliğimiz hibrit bulut. Bulut çok kısa bir süre içinde maliyetleri düşürmenin bir yolu olmaktan öteye geçip bir dönüşüm ve inovasyon platformu haline geldi. IBM Bulut Özel Platformu çözümümüz, kritik misyona sahip uygulamaların ve hassas veri kümelerinin şirket içindeki sistemlerde saklanmalarına imkan tanıyarak müşterilerin daha düşük bir riskle buluta geçişlerine imkan sağlıyor.”

Huawei’den yapay zeka destekli güvenlik duvarı

Huawei Enterprise, gelişmiş tehditleri tespit etme ve bulutla birlikte çalışma yeteneğini bütünleştiren, işletmeler için akıllı ağ sınır koruması sağlamak için endüstrinin ilk AI tabanlı güvenlik duvarını piyasaya tanıttı.

Durmaksızın gelişen bulut, mobil ve IoT trendleri ile birlikte ağ tehditleri de büyüyor ve daha sofistike hale geliyor. Gelişmiş Kalıcı Tehditler (APT’ler) daha hızlı yayılıyor. Günümüzde, ağ saldırılarının yüzde 70 kadarında şifreleme kullanıldığı için, paket içeriği üzerinde geleneksel tehdit algılama giderek zorlaşıyor ve bu da yüksek oranda hatalı bir kurumsal ağ tehdidi analizi ve gecikmeli yanıt oranı ile sonuçlanıyor.

Huawei Enterprise Yapay Zekalı Firewall Güvenlik Duvarı

Yeni piyasaya sürülen Huawei güvenlik duvarında bulunan, şifrelenmiş trafikteki tehditleri tanımlayabilen, yerleşik AI tabanlı gelişmiş tehdit algılama motoru yüzde 99’un üzerinde bir tehdit algılama oranı elde etmek adına bulut üzerinde çalışıyor. Huawei AI tabanlı güvenlik duvarı, Internet Protokolü Güvenliği (IPSec), izinsiz giriş önleme ve anti virüs gibi temel özelliklerin optimizasyonu için yerleşik bir hızlandırma motoruna sahiptir.

Hızlandırma motoru sayesinde güvenlik duvarı tehdit işleme performansı büyük ölçüde geliştiriliyor ve işlem performansı, sektör ortalamasının iki katına çıkarılıyor. Sanallaştırma mimarisine dayanan AI tabanlı güvenlik duvarı, üçüncü taraf algılama yeteneklerini esnek bir şekilde entegre ederken, çoklu hizmet bütünleşmesi sağlıyor ve CAPEX‘i yüzde 80’den fazla azaltıyor.

Huawei Enterprise tarafından piyasaya sürülen AI tabanlı bir güvenlik duvarı olan USG6000E serisi orta menzil ve düşük modelleri, genellikle hafif tehdit önleme için küçük ila orta ölçekli kurumsal ağlarda kullanılıyor. USG6000E serisi AI tabanlı güvenlik duvarı oldukça entegre bir şekilde çalışıyor. Küçük paketlerin işlenmesi için 100 Gbit/sn. işlem hacmi ile dünyanın ilk 1 U yüksek güvenlik duvarı olma özelliğini taşıyor ve maksimum performansı 160 Gbit/sn‘ye ulaşabiliyor.

Huawei Enterprise Ağ Güvenliği Genel Müdürü Denzel Song, “AI tabanlı güvenlik duvarı, zaman alan ve yüzeysel hassasiyetteki geleneksel tehdit algılama teknolojilerinin sorunlarını çözmektedir. Yapay zeka teknolojisi ile sanallaştırma mimarisi tasarımı, yeni nesil güvenlik duvarlarının (NGFW’ler) kurumsal sınır korumasını akıllı hale getirmesini sağlar. AI tabanlı güvenlik duvarı, Huawei SDSec Çözümü’nün yazılım tanımlı güvenlik ürünlerinin açık mimariyle dinamik iş birliğini sağlayarak, kurumsal ağ bağışıklığını büyük ölçüde geliştirmek için merkezi zeka ve uç zeka aracılığıyla bulutta ve bulut dışı hizmetler arasında akıllı iş birliğini uygular” açıklamasını yaptı.

Huawei Enterprise, güvenlik alanında 10 yılı aşkın bir süredir çalışmaktadır. Huawei, sürekli olarak küresel müşterilere endüstri lideri güvenlik ürünleri ve gelişmiş çözümler sunarak, mevcut ve gelecekteki tehditlerin ortadan kaldırılması ilkesine bağlı kalıyor.

Türkiye’nin ilk fijital romanı raflarda: Dolunay Kırmızısı

0

Tara Kitap, Türk yayıncılık tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Türkiye’nin ilk ‘fijital’ (fiziksel ve dijital) romanını okurlarla buluşturdu. Psikiyatr Haşmet Işıklı’nın ikinci kitabı olan Dolunay Kırmızısı, okurların karşısına teknolojik yeniliklerle çıkıyor. Fiziksel ve dijital kelimelerinin birleşiminden oluşan ‘fijital’ kavramı son dönemde dünyada birçok sektörü dönüştürüyor. Türkiye’de ilk kez bir yayınevi bu trendle birlikte bir romanın içinde geçen sahnelerin kısa filmlerini çekerek kitabın içinde sunuyor.

Dolunay Kırmızısı için özel Spotify listesi hazırlandı

Tara Kitap, ‘Dolunay Kırmızısı’ için 50 kişilik bir yapım ekibiyle kitabın içinde geçen 5 hikayeyi kısa film haline getirdi. Okurlar, belli sayfalarda karşılarına çıkan QR kodları akıllı telefonlarıyla tarayarak 5 farklı mekanda çekilen kısa filmleri izleyebiliyor. Kitap okurken arka planda müzik tercih edenler ise Spotify’da oluşturulan özel ‘Dolunay Kırmızısı’ listesini keyifle dinleyebiliyor.

‘Dolunay Kırmızısı’ bir yandan plaza insanlarının sorunlarıyla mücadele ederken bir yandan da aşkın ve tutkunun peşinden koşan psikiyatr Fikret’in hayatına giren gizemli karakterlerle çıktığı olağanüstü yolculuğu anlatıyor.

Psikiyatr Fikret’in olağanüstü yolculuğu

Fikret’in kadınlar ve aşk konusunda yaşadığı iniş çıkışlardan çok yorulduğu bir dönemde, hayatına Abbas adında gizemli bir karakter girer. Fikret, Abbas ve en az onun kadar gizemli arkadaşlarıyla gerçekliğin sınırlarını zorlayan bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu ‘zamansız’ yolculukta aşkı, hayatı, ölümü ve şehveti yeniden tanımlamaya başlar. Tokyo’dan Saint Petersburg’a, Melbourne’den Buenos Aires’e ve Paraguay’a kadar uzanan bu olağanüstü yolculuğa dolunay -olanca kırmızılığıyla- eşlik etmektedir.

Ve bir gün gelecek bugüne kadar kimseye bahşedilmemiş bir teklifle karşılaşacaktır Fikret. Zamanı başa mı sardıracak yoksa ateşli Leyla’nın cazibesine teslim mi olacaktır? Herkesin imrendiği görkemli bir hayatı mı seçecek yoksa Maria’nın sıcaklığına mı koşacaktır? Bir yandan Fikret’in hayatı değişirken diğer yandan tüm dünyayı etkileyen büyük değişimler yaşanmaktadır. İyilere ve zalimlere, meleklerin ve şeytanların fısıldadıklarına dair insanlığın tüm hallerini içine alan bu benzersiz yolculuk sizi de dönüştürecek.

Bosch’un iki tekerlekli araç ve motor sporları inovasyonları dikkat çekiyor

0

Bosch uzmanlığını; motosikletler, motor sporları, eScooterlar ve eBikeları da barındıran daha kapsamlı bir araç yelpazesiyle genişletiyor. Bosch teknolojileri, motosikletleri daha emniyetli, verimli ve eğlenceli olarak geleceğe hazır hale getiriyor.

İster akıllı sürücü destek sistemleri, ister bağlanabilirlik çözümleri, ister güç aktarım mekanizmasına yönelik yeni enerjiler olsun; Bosch, geleceğin motosikletleri ve motor sporları araçları için doğru çözümlere sahip. Bosch için tüm yenilikçi çözümler ve teknolojiler, stressiz, kazasız ve neredeyse emisyonsuz mobiliteyi gerçeğe dönüştürme vizyonuna doğru giden başka bir basamak.

Gelişmiş sürücü destek sistemleri

Bosch kaza araştırması tahminlerine göre, radar tabanlı sürücü destek sistemleri her yedi motosiklet kazasından birini önleyebilir. Bu elektronik asistanlar her zaman tetikte ve acil durumlarda, insanlardan çok daha hızlı bir şekilde tepki verebiliyor. Sistemi bir radar sensörü, fren sistemi, motor yönetimi ve HMI (İnsan Makine Arayüzü) oluşturuyor. Motosikletlerin bir duyu organı olarak takılan radar sistemleri, motosiklet destek ve emniyet işlevlerini sağlarken aynı zamanda aracın çevresinin de tam bir resmini sunuyor.

Bosch gelişmiş sürücü destek sistemlerinin işlevleri:

ACC (adaptif hız sabitleyici)

Yoğun trafikte sürüş ve öndeki araçla takip mesafesini korumak büyük bir konsantrasyon gerektirir ve uzun süre yapıldığında yorucu bir iştir. ACC, trafik akışına göre aracın hızını ayarlar ve gereken güvenli takip mesafesini korur. Bu sistem, öndeki araca çok yakın sürüşün neden olduğu arkadan çarpma şeklindeki kazaları etkili bir şekilde önleyebilir. Sürücülere çok daha fazla rahatlık sunmanın yanı sıra ACC, sürücülerin özellikle yüksek yoğunluktaki trafikte olmak üzere yola daha fazla konsantre olmasını sağlar.

Çarpışma uyarı sistemi

Karayolu trafiğinde, küçük bir konsantrasyon kaybı bile ciddi sonuçlara yol açabilir. Bosch, arkadan çarpma riskini düşürmek veya sonuçlarını azaltmak üzere motosikletler için bir çarpışma uyarı sistemi geliştirdi. Sistem, araç çalışır çalışmaz aktif hale geliyor ve ilgili tüm hız aralıklarında sürücüyü destekliyor. Sistem bir başka aracın tehlikeli bir şekilde yakın olduğunu ve sürücünün duruma reaksiyon göstermediğini tespit ettiğinde, sesli veya görüntülü bir sinyal yoluyla sürücüyü uyarıyor.

Kör nokta tespiti

Bu sistem, motosiklet sürücülerinin emniyetli bir şekilde şerit değiştirmesine yardımcı olmak üzere tüm yönlerin denetimini sağlıyor. Bir radar sensörü, görülmesi zor alanlardaki nesneleri kayıt altına alıp sistemin elektronik gözü olarak kör noktaları tespit ediyor. Sürücünün kör noktasında bir araç belirdiğinde sistem, dikiz aynasına gönderdiği optik sinyal aracılığıyla sürücüyü uyarıyor.

eBikelardan motor sporlarına kadar ABS (kilitlenmeyen fren sistemi)’nin gelişimi:

Bosch, 1984 yılından beri motosiklet ABS teknolojisini sürekli olarak geliştirdi ve her bölgede tüm motosiklet sürücüleri için emniyeti arttırmak üzere gelişmiş performansa sahip daha küçük, daha hafif bir tasarım yaptı. Avrupa Birliği, Japonya, Hindistan, Tayvan ve Brezilya başta olmak üzere dünya genelinde daha fazla ülke motosiklet ABS’sini zorunlu kılıyor veya yakın gelecekte uygulamaya alıyor. Bugünlerde bu emniyet sistemi, motosikletlere ek olarak motor sporları araçları ve eBikelar gibi çok daha geniş yelpazedeki araçlarda kullanılıyor.

Bosch, eBikelar için pazarın ilk seri üretim kilitlenmeyen fren sistemini sundu. Bu yeni gelişme ile birlikte, akıllı ve yenilikçi bir sistem sayesinde elektrikli bisikletin ön tekerleğinin kilitlenmesini önlemek ve ayrıca arka tekerleğin havaya kalkma yüksekliğini sınırlandırmak mümkün olacak. Sistem, fren mesafesini azaltırken aynı zamanda çarpışma ve devrilme riskini de azaltıyor. Kaza araştırmacılarına göre, ABS kullanımıyla elektrikli bisiklet kazalarının yaklaşık dörtte biri önlenebilir. Ayrıca, ciddi yaralanmayla sonuçlanan kazalar da büyük oranda azaltılabilir. 
2018 yılının sonu itibarıyla elektrikli bisikletlere yönelik ABS, seçili modellerde piyasaya sürülmüş olacak. Motor sporları araçlarında ise BRP ile iş birliği yapan Bosch, arazi araçlarında (ATV) dünyanın ilk ABS uygulamasını gerçekleştirdi. 2018 ve 2019 model BRP Outlander ve Renegade modellerinde Bosch ABS sistemi bulunuyor.

Elektromobilite çözümleri

Şehirlere yönelik mobilite çözümleri esnek, uygun maliyetli ve en önemlisi yüksek verim seviyesinde olmalıdır. Bosch’un güç aktarım mekanizması çözümleri ile bisikletler, scooterlar, motosikletler ve üç tekerlekli araçlar elektrikli hale getirilebiliyor. Son kullanıcı araçlarına ek olarak bu çözümler, ticari uygulamalarda da kullanılabiliyor. Bu yıl EICMA’da iki elektrikli ticari araç sergileniyor. Biri 25 km/saate kadar hız yapabilen e-kargo bisikleti, diğeri ise 45 km/saate kadar hız yapabilen üç tekerlekli e-kargo bisikleti. Bosch’un elektromobilite çözümleri, güç aktarım mekanizması sistemlerinden çok daha fazlasını kapsıyor. Bosch’un entegre eScooter sisteminin parçası olan bir uygulama, menzil ve pusula modları olmak üzere iki arayüzle araç bilgilerini, ağa bağlı işlevleri ve sosyal ağı birbirine bağlıyor. Sürücüler, spesifik durumlara uygun ve kullanıcıların ihtiyaçlarına odaklanan bu kullanıcı dostu ve minimalistik tasarım ile yolculuklarını kolaylıkla yönetebiliyor.

Bosch standındaki diğer teknolojiler

Yeni geliştirilmiş MSC Motosiklet Denge Kontrolü sistemi:

Yeni geliştirilmiş motosiklet denge kontrolü sistemi, yarı veya tam entegre bir sistem olarak sunuluyor. Önceki nesil 9 modeline oranla yeni sistemin kutu hacmi %25 ve ağırlığı ise %20 azaltılmış durumda. Bu gelişmeler, motosiklet üreticilerinin montaj çabalarını azaltıyor ve ürünün daha küçük motosikletlere de monte edilebilmesine imkan tanıyor. Gelişmiş sürücü destek sistemleri gibi geleceğe yönelik işlevleri barındıracak şekilde tasarlanan ünite, en son binek otomobil teknolojilerini kullanıyor. Ürünün global prömiyeri, Bosch standında gerçekleştirildi.

Motor yönetimi sistemleri:

Elektronik motor yönetimi sistemleri, iki tekerlekli araçların OBD I/II dahil olmak ve Euro 5 ve BS 6 (Bharat 6. Aşama) başta olmak üzere geleceğe yönelik emisyon yönetmeliklerini karşılamasını sağlayan etkili ve ekonomik teknolojinin temelini oluşturuyor. Yüksek seviyede geliştirilmiş sensör teknolojisiyle birlikte kullanılan motor yönetimi sistemleri, konvansiyonel karbüratör sistemlerine oranla verimlilikte önemli bir artış elde etmektedir ve CO2 emisyonlarını %16’ya kadar (duruma göre) azaltabilmektedir. Kontrol ünitesi, yeni motor yönetimi sisteminin ana bileşenidir. Bu küçük bilgisayar, güç aktarım mekanizması sensörlerinden gelen tüm verileri analiz ediyor ve ateşlemeden yakıt enjeksiyonu miktarına kadar birçok şeyi düzenliyor. Hindistan’daki Bharat 6. Aşama gibi geleceğe yönelik emisyon yönetmeliklerine uyum sağlamak için Bosch, özellikle iki tekerlekli araç uygulamaları için tasarlanmış olan yeni mini ısıtmalı Lambda sensörü de geliştirdi. Lambda, egzoz gazındaki oksijen içeriğini ölçüyor ve hava/yakıt oranını optimize etmeye yardımcı oluyor.

M12 yiv ve optimum koruma tüpü tasarımı, iki tekerlekli araçlar için optimize edilmiş ısıtıcı gücüyle birlikte kompakt bir montaja izin veriyor. Planlanan kullanım ömrü yaklaşık 100.000 km olan yeni mini ısıtmalı Lambda sensör, 2019 yılında seri üretime geçecek.

mySPIN ile entegre bağlanabilirlik kümesi:

Gelişmiş sürücü destek sistemleri, motosiklet sürücüleri için işlevleri görselleştirmek üzere kullanıcı odaklı bir HMI’ya (insan makine arayüzü) ihtiyaç duyar.

Bosch’un entegre bağlanabilirlik kümesi, tek bir cihaz içerisinde geleneksel araçlar ile çok çeşitli bilgilendirici eğlence özelliklerini bir araya getirir. Entegre bağlanabilirlik kümesi, Bluetooth aracılığıyla sürücünün akıllı telefonuna bağlanır ve gidondaki sezgisel kontroller aracılığıyla sürücüler, kolaylıkla telefon aramaları yapabilir, gelen aramaları yanıtlayabilir, kişi listelerine erişebilir ve müzik dinleyebilir.

mySPIN akıllı telefon entegrasyonu çözümü, daha fazla işlev sağlıyor. Sürücülerin akıllı telefonlarındaki içeriği motosiklete, scootera veya motor sporları aracına aktarmasına izin veriyor. Bu özellik, tüm araç üreticilerine çok kapsamlı seçeneklere sahip açık bir platform sağlıyor. mySPIN ayrıca sürüş konforunu ve kolaylığını arttırmak üzere kullanım sadeliği sağlamak ve dikkat dağıtıcı etkenleri en aza indirmek için önemli üçüncü şahıs uygulamalarını kullanma imkanı sunar.

Uber otonom araç testleri için başvuru yaptı

Uber otonom araç testlerine tekrar başlayabilmek için yeni bir başvuru yaptı. Başvuru öncesinde Uber tarafından yeni önlemler alındı.

Uber otonom araç testlerine başlayabilecek mi?

2018 yılının Mart ayında ABD’nin Arizona kentinde otonom Uber aracı, ölümlü bir kazaya karışmıştı. Bisikletli bir sürücünün ölümüne neden olan bu kaza, otonom araçların güvenliğini gündeme getirmişti. Sürücünün kaza sırasında yol ile ilgilenmemesi de tartışmaların artmasına neden olmuştu.

Bu kaza sonrası otonom araç testlerini durduran Uber, çeşitli geliştirmeler yaptı ve yeni önlemler aldı. Uber, trafiğe açık alanlarda otonom araç testlerine tekrar başlamak için başvuru yaptı. Eğer gerekli izinler alınabilirse testlerde bu kez Uber araçlarda iki sürücü yer alacak. Böylelikle olası bir kaza tehlikesi durumuna daha net bir şekilde müdahale edilebilmesi hedefleniyor. Ayrıca ber CEO’su Dara Khosrowshahi yaptığı açıklamada, teknik anlamda da tüm önlemlerin alındığını belirtiyor.

Huawei ve Microsoft bulutta işbirliği yapacak

0

Huawei ve Microsoft, işletmelerin hibrit bulut hizmetlerini hızlandırmasına, veri güvenilirliğini artırmasına ve son kullanıcı deneyimini geliştirmesine yardımcı olan tam flash Azure Stack çözümünü piyasaya sürdü.

Hibrit bulut

Hibrit bulut bilişim performansını hızlandıran ortak çözüm, Microsoft’un Azure Stack yazılımına ek olarak Huawei’nin kurumsal seviye FusionServer 2288H V5, ES3000 V5 NVMe SSD, CloudEngine 6865 anahtarını (bulut bilgi işlem senaryolarında veri merkezi ağları için tasarlanmış CE6865) ve eSight’ı (yönetim yazılımı) içeriyor.

Çözümün dikkat çekici bileşenlerinden biri ise veri merkezleri için tasarlanan yeni nesil yüksek performanslı, yüksek yoğunluklu ve düşük gecikmeli 25GE bir anahtar olan Huawei CE6865 anahtardır. 1U alanda kırk sekiz adet 25GE bağlantı noktasına yer vermesi ile CE6865 anahtar, sektördeki en yüksek bağlantı noktası yoğunluğunu sunar. 3.200 Mpps L2/L3 iletim kapasitesini ve sekiz adet 100GE yüksek performanslı giriş bağlantı noktasını destekler. Çeşitli veri merkezi özelliklerine sahip olan CE6865, blokajsız ağ platformları kurmak için esnek ağ iletişimi sağlayarak, bulut çağındaki veri merkezlerinin ağ gereksinimlerini karşılar.

 

Küçük işletmelerin güvenliği emin ellerde değil

0

50 kişiden az çalışanı bulunan çok küçük ölçekli işletmeler, müşterileri ve çalışanları adına tuttukları veri nedeniyle siber suçlular için kârlı bir fırsat oluşturuyor.Bu veriler, satış veya fidye yoluyla iyi para getiriyor ve uyanık suçlular için yeni gelir kaynakları sağlıyor.

Yetersiz uzmanlar

Kaspersky Lab tarafından yapılan araştırma, sürekli devam eden siber güvenlik risklerinin yanı sıra küçük işletmelerin siber güvenlik konusunda uzman olmayan kişilere güvenmesi nedeniyle de risk altında olduklarını ortaya çıkardı. Bu şirketlerin üçte biri BT güvenliğini, işletmeleri çabuk türeyen tehditlere karşı korumak için yeterli bilgi birikimi olmayan çalışanlara teslim ediyor.

Küçük işletmelere yönelik tehditleri inceleyen Kaspersky Lab, hazırladığı raporda fidye yazılımlarının bu şirketleri nasıl etkilediğini ortaya çıkardı. Elde edilen bulgular, bu şirketlerin fidye yazılımına bir kez yakalandıktan sonra tekrar tekrar yakalanmaya yatkın hale geldiklerini gösteriyor. Gerçekten de son 12 ay içinde bu tür bir vaka yaşayan küçük işletmelerin çoğu birden fazla vaka ile karşılaşmış. Bu şirketlerin %37’si iki ya da üç kez sorun yaşamış.

Bu durum şirketlerin faaliyetlerini sekteye uğratabiliyor. Çalışmaların durması veya dosyalara uzun süre erişilememesi şirkete büyük zarar verebiliyor. Ankete katılan fidye yazılımı mağdurlarının dörtte birinden fazlası (%27) verilerine haftalar boyunca ulaşamadıklarını belirtti. Bu da sorunun, küçük şirketlerin çalışmalarının durmasına dolayısıyla da gelir ve itibar kaybetmesine neden olduğu anlamına geliyor.

Madencilik firması rekor büyüme gösterdi!

Madencilik firması Huobi Pool, 2018 üçüncü çeyreğinde rekor büyüme gösterdi. Huobi Pool kripto para piyasasındaki düşüşten etkilenmedi.

Madencilik firması yüzde 287 büyüdü

2018 yılında kripto para piyasasında yaşanan düşüş, birçok madencilik firmasını olumsuz etkiledi. Hatta bazı teknoloji şirketleri de madencilik ekipmanı üretmeyi veya satışını durdurma kararı aldı. Madencilik piyasasında nispeten küçük şirketlerden birisi olan Huobi Global’e bağlı olan Huobi Pool, bu durumdan etkilenmedi.

İkinci çeyrek sonuçlarında 213,243 dolar gelir elde eden şirket, üçüncü çeyrekte 825.744 dolar gelir elde etti. Böylelikle Huobi Pool, üçüncü çeyrekte yüzde 287 büyüme gösterdi.

Şirketin genel başkan yardımcısı Livio Weng, üçüncü çeyrek sonuçlarından memnun olduklarını belirtti. Ayrıca piyasada küçük ve orta ölçekli madencilik firma sayısında artış yaşandığını ve sektörün canlı olduğunu söyledi.

Arama kurtarma için drone kullanılacak

1

MIT, arama kurtarma için drone kullanacak. Geliştirme aşamasında olan drone, şu anda piyasadaki drone’lardan daha üstün özellikte.

Arama kurtarma için drone kullanılması yeni değil

Şu an için piyasada birçok arama kurtarma drone’u olsa da bu araçlar teknik anlamda yetersizliklere sahip. GPS sinyalleri ile çalışan drone’lar, ormanlık gibi alanlarda sinyal alamıyor ve verileri kullanamıyor. MIT araştırmacıları, bu sorunun önüne geçebilmek için yeni bir teknik üzerinde çalışıyor.

Yeni sistemde, öncelikle hedef bölgenin 2 boyutlu haritası oluşturuluyor. Daha sonra drone, GPS yerine LIDAR kullanarak bu haritadaki bölgeyi tarıyor. Böylelikle istenilen bölgenin taraması gerçekleştiriliyor. Şu an için haritaların birleştirilemediği sistem, birkaç kez taramaya ihtiyaç duyabiliyor. Bu eksikliğin giderilmesiyle de yeni sistem, arama kurtarma çalışmaları için birçok kolaylık sağlayabilecek. Aşağıdaki video ile arama kurtarma drone’unun ayrıntılarını izleyebilirsiniz.

Siyasi seçimde blockchain kullanılacak

Yeni Zelanda’daki bir siyasi seçimde blockchain kullanılacak. Blockchain ile yapılacak seçimlerde, seçim sonuçlarının güvenliğinin sağlanması isteniyor.

Siyasi seçimde blockchain ile yeni dönem

Yeni Zelanda’da The Opportunity partisi gelecek ay genel başkanı seçimine gidiyor. Yapılacak olan seçimlerde blockchain kullanılarak Yeni Zelanda’daki ve tüm dünyadaki partilere örnek teşkil edilmesi planlanıyor. Partinin şu anki genel başkanı Geoff Simmons, bu seçimin diğer partilere de örnek olması istediğini söylüyor.

Partinin blockchain’i kullanmak için iş birliğine gittiği Horizon State şirketi, şeffaf ve kapsayıcı bir süreç yönetimi yapacaklarını belirtiyor. Şu anda yaklaşık 4000 üyesi bulunan partinin, teknoloji odaklı bu hamle ile büyüme göstermesi bekleniyor. Eğer blockchain sistemi 1 Aralık’taki seçimde kullanılırsa, teknolojinin siyasetteki etkisi de artacak. 

IBM yazılım devi şirketi satın aldı

IBM yazılım sektöründe çok önemli bir satın alma gerçekleştirdi. Bu satın alma ile IBM, birçok teknoloji devi ile çalışacak.

IBM yazılım devi Red Hat’i satın aldı

Yazılım sektörünün en önemli şirketlerinden biri olan Red Hat, IBM tarafından satın alındı. 2019 yılının ikinci yarısında tamamlanacağı belirtilen satın alma, en büyük anlaşmalardan biri olarak tarihe geçti.

IBM’in şirket tarihinde yaptığı en büyük satın alma olan anlaşma, ABD’de ise en büyük üçüncü satın alma olarak dikkat çekiyor. IBM’in Red Hat’i bünyesine katmak için toplamda 34 milyar dolar ödeme yapmayı kabul ettiği belirtiliyor.

Bu satın alma, maddi tarafının anı sıra stratejik anlamda da büyük bir öneme sahip. Amazon, Google ve Microsoft gibi teknoloji devleri ile ortaklığı bulunan Red Hat, bu iş birliklerine artık IBM bünyesinde devam edecek. Böylelikle IBM, bu şirketler ile doğrudan teknoloji iş birliği yapmış olacak. 

AWS’in küresel çapta kurulumları hızlanıyor!

VMware Cloud on AWS, Avrupa ve Amerika genelinde çoklu yeni veri merkezleri oluşturuyor. Ayrıca, felaket kurtarma, buluta geçiş, bulut tabanlı sanal masaüstü ve ürün destek hizmeti yeteneklerini genişletiyor.

VMware, Inc. (NYSE: VMW) VMworld Avrupa 2018’de, VMware Cloud on AWS’in 2018’in son çeyreğinde dahil olması beklenen AWS EU (İrlanda), AWS West (Kuzey Kaliforniya) ve AWS East (Ohio) ile Avrupa ve Amerika’da devam eden büyümesini duyurdu. VMware aynı zamanda müşterilerinin uygulamalarının ve sanal masaüstlerinin güvenliğini sağlamalarını mümkün kılan hibrit bulut hizmetlerine eklenen yeni yetenekleri de duyurdu.

VMware Cloud on AWS, VMware’in kurumsal segmentte yazılım tanımlı veri merkezini AWS cloud ile buluşturuyor. VMware Cloud Foundation’a dayalı bu hibrit bulut hizmeti veri merkezinden buluta kesintisiz altyapı ve istikrarlı operasyonlar sunuyor. Bu sayede müşteriler buluta sorunsuz geçiş yapabiliyor, talebe göre ölçeklendirme sağlayabiliyor ve gelecek nesil uygulama stratejileri sunabiliyor.

AWS hangi avantajları kullanıcılara sunuyor?

VMware ve AWS ortaklığında geliştirilen VMware Cloud on AWS ortamında kurulumu yapılan uygulamalar güçlü felaket koruma özellikleri ve Amazon Web Services Inc. hizmetlerine optimize edilmiş erişimden yararlanabiliyor. Kurum içi ve buluttaki aynı mimari ve operasyonel deneyimle, BT ekipleri AWS kullanımından ve VMware hibrit bulut deneyimden anlık iş değeri elde edebiliyor. VMware Cloud on AWS, VMware ve iş ortakları tarafından sağlanıyor, satışı yapılıyor ve destekleniyor.

VMware Cloud on AWS’i değerlendiren VMware Bulut Platformu İş Birimi Genel Müdürü ve Kıdemli Başkan Yardımcısı Mark Lohmeyer şunları söyledi: “VMware Cloud on AWS’in global izdüşümü genişlemeye devam ediyor. Global veri merkezlerimizdeki inovatif kimliğimizi güçlendirerek, ilk kez birçok bölgede eş zamanlı bir lansman gerçekleştiriyoruz. VMware Cloud on AWS, VMware tabanlı iş yüklerini buluta taşıyan müşterilerimizin özellikle tercih ettiği bir ortam haline geliyor. Yalnızca altı ay gibi kısa bir sürede, çözümden başarılı sonuçlar elde eden 200’den fazla iş ortağıyla, sektörün desteği eskisinden çok daha büyük. Duyurduğumuz bu çözümle, müşterilerimize ihtiyaç duydukları daha kapsamlı güvenlik ve ölçekle en iddialı uygulama ihtiyaçlarını destekleyecek daha da güçlü bir hibrit bulut çözümü sunuyoruz.”

Huawei ve Microsoft Azure Stack çözümünü piyasaya sundu!

Huawei ve Microsoft, işletmelerin hibrit bulut hizmetlerini hızlandırmasına, veri güvenilirliğini artırmasına ve son kullanıcı deneyimini geliştirmesine yardımcı olan tam flash Azure Stack çözümünü piyasaya sürdü.

Huawei ve Microsoft, işletmelerin hibrit bulut hizmetlerini hızlandırmasına, veri güvenilirliğini artırmasına ve son kullanıcı deneyimini geliştirmesine yardımcı olan tam flash Azure Stack çözümünü piyasaya sürdü.

Hibrit bulut bilişim performansını hızlandıran ortak çözüm, Microsoft’un Azure Stack yazılımına ek olarak Huawei’nin kurumsal seviye FusionServer 2288H V5, ES3000 V5 NVMe SSD, CloudEngine 6865 anahtarını (bulut bilgi işlem senaryolarında veri merkezi ağları için tasarlanmış CE6865) ve eSight’ı (yönetim yazılımı) içeriyor.

Azure Stack bulut ekosisteminin gelişmesi için önemli bir hamle

Çözümün dikkat çekici bileşenlerinden biri ise veri merkezleri için tasarlanan yeni nesil yüksek performanslı, yüksek yoğunluklu ve düşük gecikmeli 25GE bir anahtar olan Huawei CE6865 anahtardır. 1U alanda kırk sekiz adet 25GE bağlantı noktasına yer vermesi ile CE6865 anahtar, sektördeki en yüksek bağlantı noktası yoğunluğunu sunar. 3.200 Mpps L2/L3 iletim kapasitesini ve sekiz adet 100GE yüksek performanslı giriş bağlantı noktasını destekler. Çeşitli veri merkezi özelliklerine sahip olan CE6865, blokajsız ağ platformları kurmak için esnek ağ iletişimi sağlayarak, bulut çağındaki veri merkezlerinin ağ gereksinimlerini karşılar.

Çözüm ayrıca, sunucuların ve anahtarların verimli ve birleşik yönetimi için Huawei’in eSight’ı ile birlikte geliyor. eSight, CPU, bellek ve PCIe kart arızalarını akıllı ve otomatik olarak algılamak ve analiz etmek için Huawei tarafından geliştirilen arıza algılama yönetimi (FDM) teknolojisini ile genel operasyon ve yönetim verimliliğini artırır.

Huawei ICT Sunucu Çözümleri Genel Müdürü Kenneth Zhang, “Microsoft, teknoloji konusunda yenilikçi, Huawei gibi müşteri odaklı bir şirket ve Huawei için çok önemli bir ortaktır. Azure Stack çözümünün bu ortak lansmanı, güçlü ortaklığımızın bir başka ifadesidir. Huawei’in en yeni ES3000 V5 NVMe SSD‘leri ile yapılandırılmış Huawei sunucularına dayanan çözüm, hibrit bulut hizmetleri için ideal bir platform sunarak, müşterilerimize hızlı ve istikrarlı bir servis deneyimi getiriyor. Huawei, bilişim sınırlarını aşmaya, teknolojik yeniliği sürdürmeye ve müşterilerine yüksek performanslı, esnek ve güvenilir karma bulut çözümleri sunmak için sektör ortaklarıyla çalışmaya devam edecektir” açıklamasını yaptı.

Microsoft Büyük Çin Bölgesi OEM Genel Müdürü Adam Owee, “Yüksek performanslı Azure Stack entegre sistemde Huawei ile iş ortaklığı yapmaktan büyük heyecan duyuyoruz ve bu lider hibrit bulut çözümünün karşılıklı müşterilerimizi dijital dönüşüm fırsatlarını kazanmak için güçlendireceğine inanıyoruz. Küresel bir lider bulut servis sağlayıcısı olarak, gelişmiş bulut teknolojilerimizi ve işletim deneyimimizi Azure Stack’a getirdik. Bulut ekosisteminin gelişimini sağlamak için Huawei gibi daha çok ortaklarla iş birliği yapmaya hazırız” dedi.

Çin’in Mars keşifleri 2020’de başlıyor!

0

Çin Ulusal Uzay İdaresi Sistem Mühendisliği Departmanı Direktör Yardımcısı Zhao Jina, 2020’de Mars’a uzay keşif aracı göndereceklerini söyledi.

Çin 2020 yılında Mars keşiflerine başlıyor!

Çin’in Zhuhai kentinde düzenlenen 9. Çin Uluslararası Uzay ve Havacılık Zirvesi’nde hazır bulunan Zhao Jian, 2019 yılında Ay’dan örnekleri geri getirmek için Chang’e-5 keşif aracını fırlatacaklarını kaydetti. Çin’in 2020’de Mars’a ilk uzay keşif aracı göndereceği bilgisini de veren Zhao Jian, uzay aracının 2021’de Mars’a ulaşacağını dile getirdi.

Çin’in uzun vadeli misyonlar için kullanılacak insanlı uzay istasyonu inşasını 2022 yılında tamamlayacağına işaret eden Zhao Jian, adı geçen istasyonun dünyanın tüm ülkelerine açık olacağını ifade etti.

Zhao Jina, Çin’in Ekim 2018’e kadar 38 ülkenin uzay kuruluşları ve 4 uluslararası kuruluş ile uzay alanında işbirliğini öngören 124 anlaşmayı imzaladığını da açıkladı.