Amazon ‘çok acayip’ bir merkez inşa ediyor

0
Elektronik ticaretin dev ismi Amazon kendisi için yeni bir merkez binası inşa ediyor. Ancak şirketin açıkladığı bina planları, kampüsün “çok acayip” bir özelliğe sahip olacağını ortaya koydu. Seattle’da inşa edilen yeni ofis binasının önüne, nesli tehlike altında olan bitki türlerinin yer alacağı üç tane büyük cam küre yerleştirilecek. Aynı zamanda çalışanlar için dinlenme noktası da olacak bu kürelerin içi yemyeşil habitatla çevrilecek. Biosafir adını taşıyacak olan dev küreler ofis binasının tam önünde yer alacak. 30 metre yüksekliğe sahip olacak küreler küçük bir bahçe görünümünde tasarlanacak. 2018 yılında açılışı yapılacak bahçede yok olma tehlikesi yaşayan 300’den fazla bitki türü bulunacak. Amazon’un emlak operasyonları yöneticisi bu proje ile teknoloji dünyasını doğal yaşamla ilişkilendirmeyi amaçladıklarının da altını çiziyorlar. Projenin aynı zamanda şirketin çevre duyarlılığı hakkında da bir sembol olması bekleniyor. Henüz inşaat halinde olan yeni cam küreler, bölgedeki turistler için popüler bir fotoğraf noktası haline de dönüşmüş durumda.

Uber hız kontrolü yapacak

0
Araç paylaşım uygulaması Uber, bazı şoförlerin daha fazla müşteri almak için mevcut müşterilerini taşırken çok hızlı araç kullandıkları şikayetleri nedeniyle yeni bir önlem alıyor. Uygulama artık şoförlerin hızını GPS üzerinden ölçerek kontrol edecek. Yeni güvenlik önlemine göre eğer bir şoför sık sık hız limitlerinin üzerine çıkıyorsa uyarı alacak. Uygulama ayrıca şoförün otomobil kullanırken telefonu eline alıp almadığını da kontrol edecek ve direksiyon kullanırken telefonu da kullanmaya kalkarsa, telefonu araç istasyonuna yerleştirmesini isteyecek. Ayrıca uygulama, dinlenmeye izin vermeyecek kadar çok çalışan şoförlere de dinlenmesi gerektiğine dair uyarı yapacak ve mola vermesini isteyecek. Şirket bu yeni uygulamalarıyla Uber’e dair dünya çapında büyüyen güvenlik endişelerine ve şikayetlere de cevap vermiş oluyor.

Facebook Haber Kaynağı algoritmasını değiştiriyor

0
Facebook, 2015 yılında Haber Kaynağı sayfasında gösterilen paylaşımları sıralayacak yeni bir algoritmayı devreye almıştı. Buna göre kullanıcının arkadaşları, ailesi, yakın dostları tarafından yapılan paylaşımlar listede daha üst sırada görünecekti. Ancak işler Facebook’un istediği gibi gitmedi ve kullanıcıların Haber Kaynağı sayfası yabancı paylaşımlarla işgal edildi. Sosyal medya servisi şimdi hatasını telafi etmek için yeni bir algoritma geliştirdi. Zuckerberg’in sitesi artık kullanıcıların en fazla iletişim kurduğu arkadaşlarından ve ailesinden gelen paylaşımları Haber Kaynağı sayfasında üst sırada gösterecek. Yakın arkadaşların tespitini ise kullanıcılar arasındaki iletişime bakarak yapacak. Kullanıcının en çok mesajlaştığı, paylaşımlarına like bastığı veya yorum yaptığı arkadaşları daha öncelikli olacak. Aynı zamanda akraba olarak işaretlenmiş kullanıcılar da Haber Kaynağı’nda üst sıralarda yer bulacak. Kullanıcıların üye olduğu gruplar veya sayfaların paylaşımları ise yine kullanıcıların tepkilerine göre sıralanacak. Kullanıcının içinde daha etkin olduğu, paylaşımlarına yorum yaptığı gruplar ve sayfalara dair paylaşımlar yine üst sıralarda yer alacak. Facebook bu sıralama algoritması konusunda her şeyin kullanıcının seçimine göre önceliklendirileceğinin de altını çiziyor ve kurum olarak kendilerinin hiçbir içeriği öne çıkarmayacağını vurguluyor. ABD Başkanlık seçimleri nedeniyle yaşanan tartışmalarda sosyal medya devinin Demokrat Parti’nin haberlerini öne çıkarıp Cumhuriyetçiler’in haberlerini sitede aşağılara ittiğine dair çıkan tartışmalar çok büyümüş ve Facebook zor durumda kalmıştı. Yeni algoritmanın da bu tartışmaların gölgesinde hazırlanmış olabileceği düşünülüyor.

Türkiye’nin Daha Fazla “Temiz Teknolojiye” İhtiyacı Var!

0
Her yıl düzenlenen ClimateLaunchpad 2016 yarışmasına bu yıl “temiz teknoloji” fikriyle Türkiye adına katılacak üç kilit isim; Ertan Özel, İçten Eraybat ve Pınar Şardar’dan yarışmanın detaylarını ve Türkiye’nin temiz teknolojiye neden ihtiyaç duyduğunu öğrendik. Türkiye’nin ClimateLaunchpad 2016 katılımcı ülkeleri arasında dahil olma serüveninden biraz bahseder misiniz? Süreç nasıl işledi? Yarışmanın Türkiye ayağını yürüten ülke liderleri, bizler Ertan Özel, İçten Eraybat ve Pınar Şardar aslında yarışmaya önceki yıllarda (Türkiye’nin katılımcı ülke olmamasından ötürü) Kıbrıs ve Yunanistan adına iş fikirleriyle katılan bir ekibiz. Bu yıla gelindiğinde, yarışmayı diğer ülkelerin adı altında sınırlı kaynak ve zaman çerçevesinde deneyimleyen bir grup olarak bu fırsatı, bizim gibi “temiz teknoloji” iş fikirlerine sahip Türkiye’den katılımcılarla da paylaşmak istediğimizden emindik. Uluslararası ana ekip ile bu isteğimizi paylaştığımızda onlar da çok kısa bir süre içinde bize olumlu yanıt verdiler. Bu sene artan katılımcı ülke sayısına Türkiye’yi de şubat ayında Amsterdam’da yapılan toplantısında resmen eklemiş olduk. ClimateLaunchpad yarışmasına katılmak için ne tür fikirler sunmak gerekiyor? ClimateLaunchpad’e temiz teknoloji odağında çevreci iş fikri olan ve girişimciliği benimseyen herkes başvurabilir. Öğrenciler, şirketler, danışmanlar, ev kadınları…. Önemli olan katılımcı olarak bize bir ekip ile gelmeniz. İş fikrinizi sıfırdan siz geliştirdiyseniz bile, onu en az iki kişiden oluşan bir ekip olarak karşımıza çıkartmanız. Bunun haricinde ise katılımcıların; • İş fikirlerini gerçekleştirdikleri bir işlerinin olmaması ya da 1 yıldan daha az bir süre önce kurulmuş olması • İş fikirleri üzerinden mevcut karlarının olmaması • İş fikrinin toplamda 200.000€’dan az bir yatırıma ihtiyaç duyması • Daha önce iş fikrine bağlı herhangi bir ürün/prototip ya da çözümü ticari olarak satmamış olması gerekmekte Geçtiğimiz yıllardan en göze çarpan örnek fikirleri paylaşabilir misiniz? Bu fikirler bugün hayata geçirildi mi? Geçen seneden örnek vermek gerekirse, ClimateLaunchpad’e 25 ülkeden 700’ün üzerinde fikir katılmıştı. Amsterdam’da gerçekleştirilen final sonucunda Norveç ülke finalinin de birincisi olan ekip, Climatelaunchpad’in 2015 birincisi de olmuştu. Projeleri, Nanoclay, 15-20 yıl arasında bir sürede gerçekleşen, kum şeklindeki toprağın sadece 7 saat içerisinde verimli toprağa dönüşmesini sağlamakta… Bir diğer örnek ise, Avrupa finali 3.sü ise Estonya ulusal finalinde 2.olan ekip ise, atık sudan tekrardan toplanılıp kullanılabilen deterjan fikrini sundular. Şu an tüm bu fikirler Climate-KIC Accelarator programının bir parçası. Programın tamamlanması ile birlikte projelerin hayata geçip kendi pazarlarında yol almaları eş zamanlı olacak. Ertan Özel, İçten Eraybat ve Pınar Şardar’ı tanıyabilir miyiz? Üçümüz de daha önce beraber çalıştığımız danışmanlık firmasından tanışıyoruz. Ancak farklı uzmanlık alanlarımız ve eğitimlerimiz var. Ertan Özel ve İçten Eraybat Endüstri Mühendisliği, Pınar Şardar ise sosyoloji mezunu. Yarışmaya Kıbrıs Rum Kesimi altında katıldığımız iş fikri daha önce Türkiye’de olmayan “Plastikten tekstil ürünü üretme” fikriydi. Başvurumuz Rum Kesimi’ndeki Eğitim Kampı’na davet edildi. Vize, ulaşım gibi konuları zorlu bir sürecin sonunda nihayate erdirerek, iki günlük eğitim kampında, Oster Wald tarafından business modelling eğitimi alan eğitmenler bize bu iş fikrimizi nasıl bir iş modeline dönüştürebileceğimizin eğitimini verdiler. Orada kahve tohumundan mantar üreten, duştaki sıcak suyun ısısının sisteme geri kazandırılması gibi iş fikri sahipleri ile beraber yarıştık. Bu tip projeler aslında “temiz teknoloji” denilince akla ilk gelen labarotuvar, ileri teknoloji gibi çağrışımların etkisi altında kalınmaması gerektiğini, çevreci fikri olan herkesin aslında bu geniş yelpazede bir şekilde ilerleyebileceğini gösterdi. Türkiye özelinde konuşacak olursak, iklim değişikliğine karşı alınan önlemleri yeterli buluyor musunuz? Bu konuda ne gibi iyileştirmeler yapılabilir sizce? Dünya her geçen gün daha büyük bir iklim değişikliği tehlikesi altında bulunuyor. Türkiye’deki temiz enerji kaynaklarının yüzde 5’ten 2020’de yüzde 30’a artırılması hedeflendiği düşündüğümüzde, temiz teknoloji alanında yapılan veya yapılacak işlerin potansiyeli oldukça açık. 2020 hedefi ile sera gazı emisyonu şu anki değerlere göre yüzde 11.4 daha az olacak. Türkiye’de Temiz Teknoloji Fonu aracılığı ile temiz teknonojiye fonlar ayrılmaktadır verilen fonların yüzde 90’a yakını enerji verimliliği projelerine verilmiştir. Yenilenebilir enerji ile ilgili kısmı sadece yüzde 10’dur. Yeni temiz teknoloji projeleri için ülkemizdeki bilinç artırılmalıdır. Daha çok proje üretmemiz geremektedir. Bizler de bu noktada çok kişiye ulaşarak bu konudaki bilincin artırılmasına destek vermek istiyoruz. Yarışmayla ilgili planlarınız nelerdir? Bu yıl neler öngörüyorsunuz? Amsterdam’da bu seneki ClimateLaunchpad’in başlangıç toplantısında herkesten aldığımız ortak sorular “Türkiye’nin start-up potansiyeli nedir?” “Bu sene iddialı mısınız?” ya da “Genç nüfusunuz çok fazla, Türkiye’den iyi işler gelir gibi hissediyoruz, ne dersiniz” idi. Biz Türkiye’nin temiz teknoloji alanında yapılan veya yapılacak işlerin yüksek potansiyeli ile ilgili ekipçe oldukça mutabık idik. Bu sebeple bu yıl Türkiye’nin ilk kez katılıyor olması öncelikle hem heyecan hem de gurur kaynağımız. Bizim amacımız büyük finalde olabildiğince ses getirecek iyi fikirleri ve iyi ekipleri bünyemizde görmek ve Talin’den ödülle dönmek. Elbette bu isteğimizi gerçekleştirmek için en temel ihtiyacımız ise fikir sahiplerine ulaşmak ve ClimateLaunchpad’i anlatmak. İş fikirlerinin ortak paydasının ise cleantech olduğu düşünüldüğünde, iklim değişikliği için bir şeyler yapmanın önemini hayata geçebilecek projeler ile vurgulamak istiyoruz. Böylece ClimateLaunchpad’i Türkiye’de her sene bir önceki seneye göre daha fazla bir katılım ile gerçekleştirme hedefimize ulaşabiliriz. ClimateLaunchPad’i farklı kılan nedir? ClimateLaunchpad’i belki de diğer iş fikri yarışmalarından ayıran en büyük özelliği katılımın oldukça kolay ve iş fikri odaklı olması. Yani iş fikriniz sadece bir peçetenin arkasında taslak halinde duruyorsa bile, bu Climatelaunchpad’e 11 Haziran’a dek başvurmanız için yeterli. Bu ekipleri de seçebilmek için 10 Ağustos’taki Türkiye finalinde Akademisyen ve ODTÜ Teknokent Genel Müdür Yardımcısı Ufuk BATUM, Startsup Watch’ın kurucusu Serkan Ünsal ve “knowledge partner”miz Ernst and Young’ın da katılımı olacak. Jürimizin değerlendirmeleri sonucu bu yıl Estonya’da gerçekleşecek dünya finalinde Türkiye’yi temsil edecek ilk üç ekip belirlenmiş olacak. Bu yıl büyük finalin kazananları 10.000 Euro, 5.000 Euro ve 2.500 Euro nakit ödüllere ve aynı zamanda ilk 10’a giren iş fikirleri Avrupa’nın farklı ülkelerinde bulunan Climate KIC Accelerator Programına girerek 95.000 Euro yatırım fırsatına sahip olacaklar.

IoT ile başarıya ulaşmanın 3 yolu

Akıllı telefonlar on yıl önce bir düş, beş yıl önce bir lükstü. Bugün ise hayatın vazgeçilmezi konumunda bulunuyorlar. Benzer bir senaryonun Nesnelerin İnterneti (IoT), yani birbirine ve internete bağlı cihazlar için de geçerli olacağını tahmin etmek güç değil. İster bireysel kullanıma yönelik, ev tipi cihazlar olsun, ister endüstride kullanılacak profesyonel ekipmanlar, IoT cihazlarının bulundukları her ortamda ezber bozan, yıkıcı bir etkiye sahip olacaklarını söylemek mümkün. Üstelik teknoloji şirketleri de Nesnelerin İnterneti alanındaki çalışmalarını hızlandırıyor. Geleneksel olarak tek seferlik ücretler üzerinden satış yapan donanım şirketleri için IoT, nihayet “servis olarak donanım” Hardware as a Service dönemini başlatmak için bir fırsat getiriyor. Bu nedenle IoT, Intel gibi donanım devlerinin en büyük silahı ve gelecek için de en önemli yatırımı olarak görülüyor.Benzer şekilde Google, Facebook ve Microsoft gibi yazılım ve servis şirketleri de Nesnelerin İnterneti alanında sunabilecekleri ürün ve servisleri masaya yatırmış durumdalar. Bu alanda çalışanlar elbette büyük oyuncularla sınırlı değil; işin aslı asıl emeği küçük şirketler, genç startup’lar ve parlak fikirlere sahip girişimciler veriyor. Ortaya çıkardıkları proje yeterince ilgi çekici olduğunda, bu şirketler bahsettiğimiz büyük oyuncular tarafından satın alınıyor. Kısacası büyük “Nesnelerin İnterneti savaşı” öncesi, herkes kendi IoT silahını kuşanıyor. IoT vizyonuyla üretilen, hem birbirine hem de internete erişimi olan, “bağlı cihazların” işletmelere ne gibi faydalar sağlayabileceği, müşteri ilişkilerini nasıl bir üst seviyeye çıkarabileceği son dönemin en popüler konu başlıklarından birini oluşturuyor. Peki, şirketler ilk etapta mevcut süreçlerinde nasıl bir dönüşüm yaparak Nesnelerin İnterneti ile büyümeyi hızlandırabilirler?

Ürünleri Bedavaya Verin!

Mobil oyun sektörünü kasıp kavuran freemium fırtınasının bir benzerini, IoT sayesinde pek çok sektöre uyarlamak mümkün olacak. Freemium olarak adlandırılan oyunları indirip yüklemek ücretsizdir. Ancak oyunda ilerlemek veya reklamlardan kurtulmak için para ödemeniz gerekir. Böylelikle hiçbir fikrinizin olmadığı bir ürüne önceden ödeme yapmak yerine, bizzat tecrübe ederek bir bağ kurduğunuz vakit geçirme aracına para ödersiniz. Nesnelerin İnterneti ile birlikte, satılan her cihazın takibi ve kullanım istatistiklerinin tutulması mümkün hale gelecek. IoT’yi işleri büyütmek ve daha çok müşteriye erişim sağlamak için kullanmanın en kolay yolu; ürün veya hizmeti kurulum ücreti olmadan sağlayıp, sonrası için bir kullanım ücreti belirlemektir. Böylelikle her müşteri tek seferlik gelir yerine sürekli bir gelir kaynağı oluşturur. Dahası, kullanım verilerini analiz ederek, ürünlerin geliştirilmesi ve pazarlanmasına ilişkin gerçek bilgiye dayalı ipuçları edinebilirsiniz.

Optimum Gelir Akışı Sağlayın

Bağlı cihazlar üzerinden elde edilen verilerin en önemli faydalarından biri, birden fazla departmanın işine yarayacak ortak içgörüler oluşturarak, şirket için yeni gelir modelleri belirlemeye veya mevcut modelleri geliştirmeye yardımcı olmasıdır. Örneğin pazarlamacılar bir müşterinin bakım periyotlarının daha sık olması gerektiğini fark eder ve bakım bölümünden o müşterinin ihtiyacına uygun bir bakım sıklığı için teklif oluşturmasını isteyebilir.

Müşteri Bazlı Karar Alın

İş modeliniz tek seferlik satışlardan, sürekli gelir sağlayan servisler haline geldiğinde, müşterilerin memnuniyeti ve ardından gelen sadakati büyük önem taşıyacaktır. Nesnelerin İnterneti sayesinde müşteri deneyimini artırarak, onlarla olan iletişiminizi bir üst seviyeye çıkarabilirsiniz. Yine servis işinden örnek vermek gerekirse, müşteri hizmetlerini güçlendirmek ve müşterinin çalışanlarınıza erişimini kolaylaştırmak için akıllı cihazlardan faydalanabilirsiniz. Müşteri hakkında bilgi sahibi olmak, sürekli olarak yüksek kaliteli hizmet sağlamanıza ve finansal hedeflerinize daha kolay ulaşabilirsiniz.

Evernote, abonelik sisteminde güncelleme yaptı

0
İş dünyasında giderek daha fazla ilgi görmeye başlayan not alma uygulaması Evernote, ücretsiz abonelik sisteminde önemli bir güncelleme yaptı. Daha önce ücretsiz abonelere, istedikleri cihazda tüm notlarını senkronize edebilme imkanı tanıyan Evernote, artık ücretsiz olarak senkronize edilebilecek cihaz sayısını iki ile kısıtladı. Bu da aynı anda hem telefon, hem tablet, hem de PC’de, hatta çoğu zaman evdeki bilgisayar ve ofis bilgisayarında ayrı ayrı Evernote uygulamasını çalıştıran kullanıcıların artık ücretli aboneliğe geçmesini gerektirecek. Uygulama bundan sonra ücretsiz olarak sadece iki cihazda çalıştırılabilecek. Şirketin bu hamlesi, popüler uygulamanın ücretsiz kullanıcılara sunduğu çok geniş imkanlarda kısıtlamaya gideceğinin bir işareti olarak kabul ediliyor. Daha fazla kullanıcıyı profesyonel aboneliklere geçmek için zorlayabilecek bu yeni sistemin, Evernote kullanıcıları üzerinde nasıl bir etkisi olacağı da merak ediliyor. Uygulamanın ücretli abonelik seçenekleri aylık 3 ile 8 dolar arasında değişen ücretler istiyor. Bazı şirketler, reklam ajansları, yazılım geliştiricileri çalışanlarına bu abonelikleri sağlıyorlar zira Evernote, çalışma süreci içinde önemli yer kaplayabiliyor. Web sayfaları, PDF’ler, ofis dokümanları üzerinde, toplantılar sırasında pratik kullanım/not alma seçeneklerine sahip olan uygulama, bir kullanıcının dijital hayatını organize eden önemli araçlar sunuyor. Dolayısıyla kullanıcıların ücretli aboneliği seçmesi büyük bir ihtimal olarak görülüyor ancak öte yandan dijital dünyada neredeyse her önemli uygulamanın artık düzenli abonelik ödemesi istemesi, kullanıcılar tarafından da şikayet konusu oluyor. Apple’ın da şimdi uygulama geliştiricilerini tek seferlik satın alma ücreti yerine kullanıcılarından abonelik ücreti istemeye teşvik etmesi, bu tartışmaların önümüzdeki günlerde daha da sertleşeceğini gösteriyor.

Pinterest kamerayla arama aracını duyurdu

0
Web üzerinde karşılaşılan fotoğrafları paylaşmaya imkan veren sosyal medya uygulaması Pinterest, internette ürün aramayı kolaylaştıracak yeni bir arama özelliği duyurdu. Telefon kamerası ile görüntülenen bir nesnenin benzerlerini internette aramayı sağlayacak olan yeni özellik sayesinde Pinterest, mobil uygulaması üzerinden ürün satın alma işlemlerinin artmasını bekliyor. Ayrıca, bu özelliği görsel arama işlemleri için kullanmak isteyeceklerin de mobil Pinterest uygulamasına ilgi göstermesi bekleniyor. Kullanıcılar mobil uygulama üzerinden arama sekmesine basıp, kamera ile arama özelliğini açtıklarında, fotoğraf paylaşım uygulaması kameranın görüntüsü içinde tanıyabildiği objelerin bir listesini çıkaracak. Kullanıcı bu liste içinden aramasını yapmak istediği nesneyi seçerek, benzer objeleri internette arayacak ve uygulama tarafından kullanıcıya önerilecek satın alma tekliflerini de değerlendirebilecek. Yeni görsel arama özelliği uygulamaya birkaç ay içinde adapte edilecek. Ayrıca bu yeni özellik, şirketin devreye alacağı yeniliklerden sadece biri. Pinterest yeni özellikleri de yakın tarihte duyuracak ancak görsel arama motorunun adaptasyonu, fotoğraf paylaşım uygulamasının önemli bir e-ticaret uygulamasına dönüşme planının işareti olarak kabul ediliyor. Fotoğraf paylaşma konusunda Instagram ile yarışamayacağını fark eden, sosyal medya alanında ise dev rakiplerini geçmesi mümkün görünmeyen şirketin, kendine yeni ve benzersiz bir rol çiziyor olması, yatırımcıları tarafından beğeniyle karşılanıyor.

Facebook Chrome için eklenti yayınladı

1
Facebook, web üzerindeki makaleleri ve diğer içerikleri not şeklinde saklamak isteyenler için özel bir Chrome eklentisi yayınladı. Yeni Chrome eklentisi, Chrome web tarayıcısının eklentiler satırında sosyal medya servisinin logosuyla beliriyor. Kullanıcı beğendiği bir yazı, haber, makale, fotoğraf görüp beğendiğinde ancak daha sonra incelemek üzere linki kaydetmek istediğinde Save to Facebook eklentisinin linkine basması yeterli oluyor.Sayfanın linki eklentinin link listesi içine kaydediliyor. Kullanıcı daha sonra linke basarak ilgili sayfaya tekrar kolayca ulaşabiliyor. save to facebook Aslında bu yeni ürünün, Zuckerberg’in 1,5 milyar kullanıcıya sahip sosyal medya servisinin alışıldık hizmetleri ile hiçbir bağlantısı bulunmuyor. Eklenti ilgili linkleri sosyal medya servisinde paylaşmak üzerine de bir işleve sahip değil. Tamamen yeni bir fonksiyonu olan eklenti, sosyal medya servisinin yeni bir alana yöneldiği şüphesini doğuruyor. Çünkü benzer bir eklenti ünlü not alma servisi Evernote tarafından da kullanılıyor. Facebook şimdi, link not alma eklentisi yayınlayarak, Evernote benzeri not alma uygulamalarına rakip bir hizmet geliştiriyor olduğunun ilk işaretlerini veriyor olabilir mi?

Sony duygusal robotlar geliştirecek

0
Japon elektronik devi Sony’nin CEO’su Kazuo Hirai’nin açıklamalarına göre, Sony sahibi ile duygusal bağ kuracak yeni nesil robotların geliştirilmesi için çalışmalara başladı. Gelişmiş bir yapay zekaya ve elbette alışılmışın dışında hassas ve esnek donanıma sahip olacak robotlar, aynı köpeklerde olduğu gibi, sahibini tanıyacak, sevecek ve onuna duygusal bağ kuracak. Bu yeni girişim, robotların soğuk ve mekanik makineler olarak görüldüğü dönemi de kapatacak. Özellikle Japonya’da dijital nesnelerle duygusal ilişkiler kurmak çok sık görüldüğü için Sony’nin Japonya içinde bu robotlardan çok sayıda satması bekleniyor. Daha önce bazı Japonlar, oyuncak olarak satılan AIBO robot köpekleri bozulup kullanılmaz hale geldiğinde köpek için cenaze törenleri düzenlemeleriyle medya gündemine taşınmıştı. Şimdi şirketin yeni duygusal robotunun çok daha büyük ilgi göreceği ve özellikle evinde yalnız yaşayan Japonların bu duygusal robotları satın almak için sıraya girebilecekleri düşünülüyor.  

Twitter’dan işletmeler için yeni uygulama: Dashboard

0
Twitter, küçük işletmelerin hesaplarını yönetebilmeleri için yeni Dashboard isimli yeni bir uygulama yayınladı. Web ve iOS üzerinde çalışan uygulama, küçük işletmelerin yöneticilerine, Twitter profillerini düzenleme, şirketi hakkında yayınlanan tweetleri görüntüleme gibi imkanlar sağlıyor. Dashboard, işletme yöneticilerinin sürekli şirket ismini aratmasının önüne geçerek mikro blog servisinde şirketi hakkında yazılanları daha kolay takip etmesini sağlayan küçük, pratik bir uygulama olarak dikkat çekiyor. Şirket yöneticisi Dashboard üzerinden şirketi hakkında tanımlayıcı bilgiler girebilirken, diğer Twitter kullanıcılarının markası hakkında neler konuştuğunu da ayrı bir sekme üzerinde görebiliyor. Bu tweet’ler doğrudan şirketin hesap ismine gönderilmemiş olsa da marka adını barındıran tüm paylaşımlar söz konusu sekmede yer alıyor. Dashboard’ın, şirket yöneticilerinin mikroblog servisinde markaya ne kadar yoğun ilgi olduğunu görmesini sağlayarak, onları Twitter’a reklam vermeye ikna edecek yardımcı bir araç olarak konumlandırıldığı da anlaşılıyor. Ünlü mikroblog servisi, reklam verenleri cezbederek reklam gelirlerini arttırmak için her yolu deniyor. Sosyal medya reklamlarından aslan payını alan Facebook’a karşı reklam gelirlerini arttırmak için sürekli yeni ürünler ve özellikler devreye sokan sosyal ağ servisi yine de reklam verenlerin yoğun ilgisini çekmeyi başaramıyor.

Güçlü bir sunum için bu 7 ifadeyi kullanın

0
Yaptığınız işte ne kadar başarılı olursanız olun, iyi bir sunum yaparak onu satamıyorsanız, sunduğunuz değer asla karşılığını tam olarak bulmaz. İyi bir sunum yapmak, şirketinizin veya sunum yaptığınız hizmetin ne kadar başarılı olduğunu anlatmaktan ibaret değildir. Aksine, ne kadar sık “iyi olduğunuzu” tekrarlarsanız, izleyenlerin gözünde o kadar sahte ve çaresiz görünme olasılığınız vardır. İlgiyi üzerinizde toplamak ve gerçekçi görünmek için, gerçek araştırma verilerini kullanarak, hitap ettiğiniz kitlenin ihtiyaçlarına doğru bir bakış açısıyla yaklaşmanız gerekir. Geoffrey James, Inc.com için yazdığı makalede sunumlarınızı çok daha güçlü hale getirmenizi sağlayacak ipuçlarını şöyle sıralıyor:

“Bu sunumun sonunda şunu biliyor olacaksınız…”

Kendi hedefinizi anlatmak ziyade, dinleyicilerinize sizi takip etmeleri için ilgilerini çekecek bir sebep sunun. Bunu yaparken de “şunu öğreneceksiniz” demeyin, yoksa bir öğretmen gibi görünürsünüz.

“Anladığım kadarıyla şu an yaşadığınız durum…”

Yapılan sunumun bir soruna, bir zorluğa ya da bir fırsata karşılık gelmesi gerekir yoksa o toplantının bir manası olmaz. Ancak her şeyi bilen, ukala birini dinlemeyi de kimse istemez. Bu nedenle alçakgönüllü bir tavırla onlarla empati kurduğunuzu gösterin. Tabii bunu söylerken, toplantı öncesi kitleyi iyice araştırdığınızdan emin olun.

“Yakın zamanda yapılan [araştırma şirketi adı] araştırmasına göre…”

Burada ne kadar yakın döneme ait bir araştırma kullanırsanız, o kadar ilgi çekecektir ve kaynak ne kadar güçlü olursa, kitle üzerinde bırakacağı etki de aynı oranda güçlü olacaktır. En güvenilir kaynakların da bilindik üniversiteler ve ünlü araştırma şirketleri olduğunu unutmayın.

“Rakipleriniz bu konuda şunu yapıyor…”

İyi bir rekabet analizi, kitlenin gönlüne giden yolu açacaktır. Özellikle başka türlü elde etme imkanları olmayan verileri onlarla paylaşırsanız, hiçkimse konuyla ilgili uzmanlığınızı tekrar sorgulamaz. Özellikle rakiplerin zayıf noktaları öne çıkarmaya çalışın.

“Bu konuyu [örnek bir isim] şöyle çözdü…”

Sadece teoride ya da görüşte kalan hikayeler yerine, sunumunuzda gerçek başarı öykülerine yer vermeye çalışın. En iyi kredibiliteyi sağlamak için, hedef kitleyle aynı ölçekte bir şirketten örnek verin.

“Bunun doğru olduğunu bizzat biliyorum, çünkü…”

Kilit noktaları öne çıkarmak için mümkün oldukça kişisel deneyimlerden örnek verin. İyi anlatılan anekdotlar sadece güvenilirliğinizi artırmakla kalmaz, aynı zamanda sunumu daha dinamik ve canlı hale getirir. Ancak anlattığınız hikayelerde kişisel başarınıza değil, bir şirketin başarısına nasıl yardımcı olduğunuza odaklanmanızda fayda var.

“Bilmiyorum ama cevabı bulup size dönüş yapacağım”

Sunumların en zorlu kısmı soru-cevap başladıktan sonrasıdır. Burada yanıtını kestiremediğiniz, hazırlıksız yakalandığınız sorular gelebilir. Önemli olan, yabancı olduğunuz bir konuyla ilgili yanlış olabilecek bir yanıt uydurmak yerine, bilmediğinizi kabullenmek ve gerekli araştırmayı yaparak yeni buglularınızı daha sonra paylaşmaktır. Yanıtı daha sonra e-posta ile soran kişiye gönderirken, sunumu izleyen herkese CC’lemeyi de unutmayın.

Google Plus beş yaşına bastı

0
Google’ın, sosyal medya rekabetinde Facebook ve Twitter’a karşı geliştirdiği ancak başarılı olamayınca kaderine terk ettiği sosyal medya uygulaması Google Plus bugün beş yaşına girdi. 28 Haziran 2011 yılında kullanıma açılan Google+, o dönem ani bir ilgiyle karşılaşmış ve Google ekosisteminden on milyonlarca yeni kullanıcı çekerek Facebook ile gerçekten rekabet edebileceği izlenimi doğurmuştu. Ancak Google’ın önceki sosyal medya denemesi Buzz gibi, kullanıcılar G+’dan da kısa sürede uzaklaştılar. Uygulama Gmail, YouTube ve Google Search gibi çok önemli diğer uygulamalara entegre olsa da kullanıcılar G+’ı gündelik hayatın bir parçası haline getirmediler ve internet devinin büyük umutlarla hayata geçirdiği sosyal medya uygulaması, Facebook ile rekabette çok gerilere düşerek havlu attı. Google, uygulamayı diğer Google servisleri için bir “login” platformu haline getirip tüm kullanıcıların düzenli olarak Google Plus’a uğramasını sağlamaya çalışsa da bu plan da başarılı olamadı. Diğer bir deyişe, Google internet kullanıcısı yüz milyonları, Facebook’tan koparamadı. İnterner devinin, belli aralıklarla bahar temizliği yaptığını ve kullanılmayan, ilgi görmeyen servislerini kapattığını biliyoruz. Google+ için de her an bir kapanma duyurusunun gelmesi hiç sürpriz olmayacak. Böylece internetteki içeriklerin altında gördüğümüz beğeni sembollerinden Google logosunun da kalktığını görmüş olacağız.  

Avrupa temassız ödemeyi sevdi

0
Temassız kart ve temassız ödeme sayısında adeta sıçrama yaşanıyor. 165 milyon Visa temassız kart ve 3,2 milyon temassız satış noktası bulunan Avrupa’da, Mayıs 2015 – 30 Nisan 2016’yı kapsayan bir yıllık dönemde, Visa temassız kartlarla 3 milyar işlem gerçekleşti. Sadece geçtiğimiz Nisan ayında 360 milyon temassız ödeme işlemi yapıldı. Bu rakam saniyede 140 işlem anlamına geliyor ve önceki yılın aynı dönemine göre %150’lik bir artışa işaret ediyor. 2013’te Visa ile yapılan yüz yüze işlemlerde her 60 işlemden biri temassızken, bugün her 5 işlemden 1’i temassız olarak yapılıyor. Avrupa’da temassız ödeme teknolojisinin günlük hayattaki en dikkat çekici örneğine ise toplu taşımada rastlanıyor. 2015 yılında, Londra metro ve otobüslerinde yolculukların 4’te 1’i temassız kartlarla ödendi. Bu işlemlerin yüzde 90’ı ise Visa kartlarıyla yapıldı. Bu sayede turistler kendi ülkelerinden aldıkları Visa kartlarıyla, Londra’da toplu taşımadan faydalanabildiler. Temassız ödemelerin Avrupa pazarında yakaladığı ivmede Mc Donald’s, Starbucks, Carrefour gibi dev perakende zincirleriyle yapılan işbirliklerinin etkisi de önemli rol oynuyor. Önümüzdeki yıllarda bu tür büyük işbirliklerin artması bekleniyor. Öyle ki geçtiğimiz yıl Avrupa’da temassız ödeme sayısı restoranlarda %253, perakendede %246, marketlerde %219, gıda harcamalarında ise %196 artış gösterdi.

Türkiye’de Temassız Visa Kart Sayısı 8,5 Milyona Ulaştı

Temassız kartlar ve temassız ödeme işlemleri Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de hızla yaygınlaşıyor. Visa Türkiye Genel Müdürü Merve Tezel, temassız kartların kullanımına ilişkin olarak şunları söylüyor: “Temassız ödemelerin Türkiye’de de hızla yaygınlaştığını görüyoruz. 2015 temassız ödemeler için gerçek anlamda bir sıçrama yılı oldu. En önemlisi son dönemde temassız satış noktalarında büyük bir artış başladı. Temassız terminal sayısının 300 bini aştığı Türkiye’de, temassız Visa kart sayısı da 8.5 milyona ulaştı. Bugün Türkiye’deki Visa kredi kartlarının 3’te 1’i temassız ödeme özelliğine sahip. Ülkemizde marketten ulaşıma yemekten giyime kadar çok geniş bir alanda günlük ödemeler temassız kartlarla hızlı ve güvenli bir şekilde yapılabiliyor. Temassız işlem sayısının önümüzdeki dönemde hızlanarak artmasını bekliyoruz; çünkü 2016 itibariyle yeni verilen tüm POS’ların temassız özellikli olması bekleniyor.”

Otonom dünyada taksi şoförleri ne yapacak?

Kamuoyunda araç paylaşım hizmetleri ya da Uber, Lyft gibi “özel taksilerin” geleneksel taksiciliği bitireceğine dair bir inanış var. Oysa taksicilerin sonunu çok daha farklı bir teknoloji getirebilir: Sürücüsüz araçlar. Türkiye’de henüz beklediği çıkışı yakalamasa da, ABD ve Avrupa’da ulaşım sektöründe dengeleri değiştiren Uber ve Lyft, bir sürücüye ihtiyaç duymayan ulaşım hizmetleri için Ar-Ge çalışmalarını hızlandırdı. Öte yandan Almanya’da faaliyet gösteren Blacklane’in farklı bir vizyonu var. Uber’in yerel bir alternatifi olarak görülen şirketin CEO’su Jens Wohltorf, insanların taksi gibi bir servisi kullanırken araçtan sorumlu birinin yanlarında olmasını isteyeceklerini belirtiyor ve ekliyor: “Taksi sürücüleri direksiyon başında durmak yerine, yolcuya bilgi, eğlence ve ikramda bulunmak gibi görevlere sahip olabilirler. Tıpkı uçaklardaki kabin memurları gibi.” Otonom araçlar yollara döküldüğünde, sürücülerin yola bakmaktan başka işlerle meşgul olabileceğini hatırlatan Wohltorf, onların yeni görevlerinin uçaklardaki kabin görevlilerine benzeyeceğini düşünüyor. Ne var ki işin bir de maddi tarafı var. Uber ve Lyft sırf taksiciler işsiz kalmasın diye araç içinde gereksiz olacak eğlence hizmetlerine yatırım yapacak gibi görünmüyor. Çünkü aradan insan faktörünü çıkarınca, tüm araç paylaşım servislerinin odaklanması gereken tek nokta yakıt masrafı haline geliyor. Bu da her bir taksinin maliyetini muazzam oranda düşürecektir.

Sürücüler otonom araçlara güveniyor mu?

Buna karşın sürücüsüz araçlarda kendini güvensiz hisseden yolculara özel olarak, taksicilerin direksiyon başında durduğu, 10 yıl sonra “eski usul” olarak adlandırabileceğimiz geleneksel taksi hizmetleri de isteğe bağlı olarak sunulacaktır. Ancak o dönemin koşullarında bu hizmetin ekstra ücrete tabi olacağını tahmin etmek zor değil. Otomotiv sektöründe yaşanan otonom dönüşüm kimi zaman heyecana, kimi zaman endişeye neden oluyor. ABD ve Birleşik Krallık’ta yapılan araştırmalar, otomobil kullanıcılarının büyük oranda araçlarının kontrolünü elinde tutmak istediklerini gösteriyor. Kamuoyu henüz sürücüsüz araçları yollarda görmeye hazır değil; her ne kadar bu tür araçların kazaları azaltma ihtimali yüksek olsa da…

Windows 10 kuran kadın 10 bin dolar tazminat aldı

0
Microsoft, ilginç bir Windows 10 kurulumu vakasıyla gündeme taşındı. Kaliforniya’da seyahat acentası işleten Teri Goldstein isimli bir kadın, Windows 10’un PC’sinde kendi izni olmadan otomatik olarak kurulmaya başlandığını gördü ancak kısa süre sonra kurulum tamamlanmadan PC kullanılamaz hale geldi. Tüm iş bağlantılarının ve uygulamalarının yer aldığı PC bozuk kurulum nedeniyle çalışamaz hale gelince kadın işini yapamaz oldu ve bilet kestiği, otel rezerve ettiği ağlarla bağlantısı koptu. Bunun üzerine Microsoft’a dava açan Goldstein, işinde yaşadığı kaybı ve yeni bir PC’nin parasını tazmin etmesi talebinde bulundu. Kadın, dava sonunda Microsoft’tan 10 bin dolar tazminat almaya hak kazandı. Microsoft’un avukatı, kararı temyiz etmeyeceklerini ve davacıya hükmedilen tazminatı ödeyeceklerini açıkladı. Microsoft’un sözcüsü ise daha büyük bir maddi külfetle karşılaşma riski almamak için davayı temyize götürmeyeceklerini vurgularken, davacı Teri Goldstein’in daha büyük bir tazminat için kararı temyiz edip etmeyeceği bilinmiyor. Öte yandan, Microsoft’un agresif Windows 10 kurulum politikası nedeniyle benzer zararlara uğrayanların da şimdi tazminat talebinde bulunmaları bekleniyor.

Amazon’da İK süreçleri nasıl işliyor?

0
Son dönemin popüler deyişi “gelecek bulutta”, Amazon için tek bir anlam taşıyor: Gelecek Amazon Web Services’ta (AWS). Hal böyle olunca, şirket iş odağının kayda değer bir bölümünü bu bulut teknolojilerine kaydırmak istiyor. Yine de yeteri kadar hızlı bir biçimde kaliteli mühendis bulamıyor. Jeff Bezos bu sorunu sıradışı bir yöntemle çözüyor; şirket içindeki takımlar birbirinden adeta yetenek avlıyor. Gelecek vadeden, yetenekli mühendislerle mülakat masasına oturulduğunda, İK yetkilisi iş adayına şirkette çalışabileceği pozisyonlarla ilgili seçenekler sunuyor. Bir AWS yetkilisi, “Hızlı büyüyen bir şirket olarak, ilgi çeken çok fazla iş fırsatımız bulunuyor. Yeni mesai arkadaşlarımıza başlangıç yapmak istedikleri pozisyonla ilgili seçenekler sunuyoruz ve bazen Amazon’da beş yıl çalışan biri başka bir göreve geçebiliyor.”

Amazon’un gözbebeği: Alexa ve drone

Örneğin Amazon’un İK departmanı, yetenekli mühendislere gönderdiği teklif mektuplarında başvurulan pozisyonun yanı sıra çok daha popüler (ve yeteneğe ihtiyaç duyan) Alexa ve drone gibi alanları önerebiliyor. Şirket Alexa ile Echo adlı ürününün sesli asistan altyapısını sağlıyor. Drone departmanı ise insansız teslimat servislerinin geleceği olarak görülüyor. Jeff Bezos’un her iki projeyi de yakından takip ettiği biliniyor. İşin ilginç yanı ise, mühendisi işe almayı planlayan bölüm yetkilisinin, İK departmanı tarafından yapılan bu tekliften haberi dahi olmayabiliyor. Business Insider’a yapılan açıklamaya göre İnsan Kaynakları, sundukları ek teklif için ilgili birimlerden izin almak zorunda değil. Dolayısıyla bu durum yeni işe girecek mühendislerin hoşuna gidiyor ama işe almayı yapan müdürler için aynısını söylemek mümkün değil. Öyle ki, bir müdürün kendi departmanından üç yetenekli mühendisi, birkaç hafta içinde diğer departmanlara kaptırdığı belirtiliyor.

Amazon Web Services dönüşüme ayak uydurabilecek mi?

İşler o kadar hızlı büyüyor ki, personelin yeterli eğitimi alacak vakti bile olmuyor. AWS’nin yakaladığı büyük ivme, aynı zamanda bir yük haline geliyor. Konuyla ilgili konuşan bir başka çalışan, hem hızlı büyüme hem de iş alanlarının henüz çok yeni olması nedeniyle Amazon’da sürekli bir değişim yaşandığının altını çiziyor. Şirket her yeni çalışanını bir günlük oryantasyon ile karşıladıktan sonra, onlara 90 günlük yapılacakları içeren “kişiselleştirilmiş bir eğitim planı” veriyor. Bu planda kimlerle tanışmaları gerektiği ve müdürlerinden şirketle ilgili görüşler gibi içerikler yer alıyor. İlk gün bu formları doldurduktan sonra, ikinci gün mesai başlıyor. İnsanlar çoğu zaman yaptıkları işi bizzat tecrübe ederek, hatalar üzerinden öğrenmek zorunda kalıyor. Amazon hakkında ünlü İK ağı Glassdoor’da yer alan şu açıklama konuyu özetliyor: “Kendi kendinizi motive etmek zorundasınız. Kimse size burada gelip destek olmayacak ve iyi bir iş yaptığınızı söylemeyecektir.”

Fintech sahasında gizli bir forvet: Twitch

0
Finansal teknolojilerin ana akım tarafından kabul edilmesinde, fintech dünyasının video oyunları dünyasıyla dirsek temasında bulunmasının payı hiç de az değil. Şöyle bir düşünün, çoğu ödeme teknolojisine ilk ivmeyi video oyuncuları kazandırdı demek mümkün. Oyun ve eğlence hizmetleri almak için daha kolay yollar, daha avantajlı çözümler arayan oyuncular pek çok servisi hayata geçiren talebi oluşturdu. Dün PayPal, GameSultan, bugün PaybyMe, BigKazan gibi arka planı tamamen finansal teknolojilerle inşa edilen ödeme sistemleri ve sadakat programları, kendi ekosistemlerini oluşturdu. Şimdi ise yayın kanalları, bu pastanın aslan payını alabilmek için kendi içlerinde birer fintech girişimi gibi hareket etmeye, bu alanda inovasyonlar yapmaya başladı. Bunun son örneğini Twitch’te görüyoruz. Twitch’te iki kitle bulunuyor; yayıncılar ve izleyiciler. Bir oyun oynarken bunu Twitch üzerinden canlı olarak yayınlayanlar ve o yayınları izleyenler… Video oyunları kültüründen uzak olanlar için fazlaca basit ve anlamsız gelebilir; ancak Twitch bugün en büyük video paylaşım platformlarından biri olmuş durumda. Çoğu e-Spor karşılaşması bu platform üzerinden yayınlanıyor. Bu işe talep öyle büyük ki, irili ufaklı rakipler bile ortaya çıktı.

Peki, fintech bunun neresinde?

İzleyiciler, sevdikleri yayıncılara bağışta bulunmak için Twitch’in kendi para birimi Bits satın alarak diledikleri miktarda bağış yapabiliyor. En düşük paket olan 100 Bits, 1,40 dolara satılıyor. Yayıncıların bu işi profesyonel bir mesleğe dönüştürmesine de önayak olan bu sistem sayesinde izleyiciler, kendilerine hoşça vakit geçiren insanlara maddi destek sağlayabiliyor. Üstelik Twitch, bu desteği şimdi çok daha kolay hale getirdi. İzleyiciler artık favori yayıncılarına “Cheer” yazarak bile destek sağlayabilecek. Sahip olunan Bits miktarına göre, tıpkı SMS döneminde olduğu gibi canlı yayın esnasında yorum kısmına, örneğin ‘cheer100’ yazarak, 100 Bits’in yayıncıya bağışlanması mümkün olacak. twitch cheer Elbette yayıncı bu paranın tümüne sahip olmayacak. Neticede Twitch platformunun da bir şekilde ayakta kalması gerekiyor. Yapılan her Bits bağışı, Twitch ve yayıncı arasında bölüşülecek. Böylelikle izleyiciler hem sevdikleri yayıncıya, hem de bir parçası oldukları topluluğa maddi destek sağlamış olacaklar. Bir zamanlar BBG oylamaları için telefonu alıp, favori karakterin kodunu belirli bir numaraya SMS atmak gerekirdi. Şimdi ise canlı yayınları maddi açıdan desteklemek, tek kelimelik bir yorum yazmak kadar kolaylaştı. Bakalım fintech dünyasında inovasyon, bir sonraki adımda bizi nereye taşıyacak?

Jaguar elektrikli SUV yarışına dahil oldu

0
Elektrikli otomobiller henüz tam anlamıyla yollara hakim olmasa da bu araçlara gösterilen yoğun ilgi, otomobil üreticilerinin elektrikli SUV modelleri için de çalışmaya başlamasını sağladı. Şimdi, lüks otomobil üreticisi Jaguar’ın da elektrikli bir SUV modelini test ederken görülmesi, bu alandaki rekabetin kızışmak üzere olduğunu gösteriyor. Jaguar’ın yeni elektrikli modeliyle BMW ve Mercedes’in hibrit SUV modellerine ve Tesla’nın X modeline rakip çıkarmaya çalıştığı düşünülüyor. Aynı zamanda Audi’nin de elektrikli bir SUV olacak Q6 etron modelini yakında piyasaya süreceği biliniyor. Dolayısıyla, elektrikli SUV’lar yakın zamanda dünya yollarında birbiriyle yarışmaya başlayacak. Lüks otomobil segmentinde bu araçlara sahip olmanın bir “moda” haline gelmesi de bekleniyor. Üreticinin yeni SUV modelinin dizel-elektrik, benzin-elektrik ve sadece elektrikli motor seçenekleriyle piyasaya sürüleceği düşünülüyor. Dizel-elektrik motorları ABD’de rağbet görüyor. Benzin-elektrik modelleri ise Çin’e hitap ediyor.

Google Earth ve Haritalar için yüksek çözünürlük zamanı geldi

0
Google, popüler harita ve navigasyon servisleri Google Earth ve Haritalar için yüksek çözünürlüklü uydu haritalarını kullanmaya başlayacağını açıkladı. İnternet devi aslında bu servislerindeki haritaları yılda bir iki kez güncelliyordu ancak bu güncellemeler mevcut fotoğrafları daha kaliteli uydu fotoğraflarıyla değiştirmek için değil her bölgenin en son görünümünü yerleştirmek için yapılıyor, çözünürlük ise değişmiyordu. Firma şimdi 2013’te fırlatılan daha yüksek çözünürlüklü optik donanıma sahip Landsat 8 uydusundan aldığı fotoğrafları harita ve navigasyon servislerinde kullanmaya başlayacak. Şirketin kullandığı imaj işleme yöntemi de bu yeni güncellemeyi kaldırabilecek şekilde yeniden düzenlendi. Böylece kullanıcılar uydu fotoğraflarını büyüttükçe daha fazla detayı, daha net olarak seçebilecekler. Elbette bu lüksün bir de maliyeti olacak. Navigasyon sistemlerinde, telefonlarda uydu görüntüleri üzerinden harita takip edilirken artık cihaza yüklenen fotoğraflar daha fazla kota kullanımına neden olacak. Google kısa bir süre önce, dünya haritasının PC ve mobil cihazlar üzerinden detaylıca incelenmesini sağlayan Earth Pro uygulamasını ücretsiz yapmıştı.