Burada mavi renkli markalar sürücüsüz otomobil konusuna sıcak yaklaşan şirketleri temsil ediyor. Griler “bekleyip görelim, hayırlısı” konumunda olanları, pembeler ise sürücüsüz otomobil furyasına temkinli yaklaşmayı tercih edenleri anlatıyor.
Tablodan da görüleceği üzere Toyota, Honda ve Mercedes Benz şu an hem bu işi sahiplenen hem de uygulamaya koyan üç lider olarak öne çıkıyor. BMW ve Tesla da çok geride değil; ne var ki bu iki şirketten sızdırılan bilgiler, sürücüsüz araç konusuna şimdilik çok bel bağlamadıklarını gösteriyor. Bunu da yapılan yatırımlar, iş ortaklıkları ve tanıtılan özellikler destekliyor.
Daimler Trucks ve Hyundai, her iki kırılımda olumlu tarafta yer alan diğer iki otomotiv devi olarak listelenirken, Audi’nin teknik değer açısından yeterli olmasına karşın yatırım ve işi uygulamaya dökme konusunda diğer Alman rakiplerinin gerisinde kaldığı gözleniyor. Amerikalı iki otomobil üreticisi Ford ve General Motors ise diğer şirketlere kıyasla her iki açıdan da geriden takip ediyor. Otonom araç furyasını uzaktan takip eden ve hem yatırımlarını hem iş gücünü buna göre şekillendiren Renault-Nissan, Lux’un araştırmasında grafiğin en solunda kendine yer buluyor.
General Motors yakın dönemde sürücüsüz otomobil pazarına güçlü yatırımlar yapmaya başladı. Araç paylaşım uygulaması Lyft ile 500 milyon dolarlık bir anlaşma yapan GM, ayrıca Cruise Automation adlı teknoloji startup’ını da geçtiğimiz aylarda 1 milyar dolara satın almıştı. Ford ise bu alanda elini güçlendirmek için Google ile bir anlaşma yapmaya çalışıyor.
Elbette bu yarışta bir lider belirlemek için henüz çok erken. Tüm oyuncuların henüz yeteri kadar vakti var, zira sürücüsüz araçların yollarda yerini alması için gerekli yasalar gelişmiş ülkelerde bile en az üç yıl uzakta görünüyor. O zamana kadar bu tablodaki tüm dengeler değişebilir. Otonom araç yarışında lider kim?
Otomobil üreticileri yılın ilk yarısını sürücüsüz araçlarla ilgili “devrim niteliğinde” planlarını birbiri ardına açıklayarak geçirdi. Artık kafamıda otomasyon teknolojilerinin geleceğine ilişkin az çok bir tablo var, ancak tüm şirketler otonom araç yarışında aynı hızda gitmiyor.
Lux Research tarafından yapılan araştırma, en büyük 12 otomobil üreticisinin işi uygulamaya koyma ve ürettiği teknik değer açısından ne noktada olduğuna ışık tutuyor. Aşağıdaki tabloda, her şirketin işi uygulamaya ne kadar döktüğünün yanı sıra, otonom araç konusunda nasıl bir görüşe sahip olduğunu da görebilirsiniz:
Burada mavi renkli markalar sürücüsüz otomobil konusuna sıcak yaklaşan şirketleri temsil ediyor. Griler “bekleyip görelim, hayırlısı” konumunda olanları, pembeler ise sürücüsüz otomobil furyasına temkinli yaklaşmayı tercih edenleri anlatıyor.
Tablodan da görüleceği üzere Toyota, Honda ve Mercedes Benz şu an hem bu işi sahiplenen hem de uygulamaya koyan üç lider olarak öne çıkıyor. BMW ve Tesla da çok geride değil; ne var ki bu iki şirketten sızdırılan bilgiler, sürücüsüz araç konusuna şimdilik çok bel bağlamadıklarını gösteriyor. Bunu da yapılan yatırımlar, iş ortaklıkları ve tanıtılan özellikler destekliyor.
Daimler Trucks ve Hyundai, her iki kırılımda olumlu tarafta yer alan diğer iki otomotiv devi olarak listelenirken, Audi’nin teknik değer açısından yeterli olmasına karşın yatırım ve işi uygulamaya dökme konusunda diğer Alman rakiplerinin gerisinde kaldığı gözleniyor. Amerikalı iki otomobil üreticisi Ford ve General Motors ise diğer şirketlere kıyasla her iki açıdan da geriden takip ediyor. Otonom araç furyasını uzaktan takip eden ve hem yatırımlarını hem iş gücünü buna göre şekillendiren Renault-Nissan, Lux’un araştırmasında grafiğin en solunda kendine yer buluyor.
General Motors yakın dönemde sürücüsüz otomobil pazarına güçlü yatırımlar yapmaya başladı. Araç paylaşım uygulaması Lyft ile 500 milyon dolarlık bir anlaşma yapan GM, ayrıca Cruise Automation adlı teknoloji startup’ını da geçtiğimiz aylarda 1 milyar dolara satın almıştı. Ford ise bu alanda elini güçlendirmek için Google ile bir anlaşma yapmaya çalışıyor.
Elbette bu yarışta bir lider belirlemek için henüz çok erken. Tüm oyuncuların henüz yeteri kadar vakti var, zira sürücüsüz araçların yollarda yerini alması için gerekli yasalar gelişmiş ülkelerde bile en az üç yıl uzakta görünüyor. O zamana kadar bu tablodaki tüm dengeler değişebilir.
Burada mavi renkli markalar sürücüsüz otomobil konusuna sıcak yaklaşan şirketleri temsil ediyor. Griler “bekleyip görelim, hayırlısı” konumunda olanları, pembeler ise sürücüsüz otomobil furyasına temkinli yaklaşmayı tercih edenleri anlatıyor.
Tablodan da görüleceği üzere Toyota, Honda ve Mercedes Benz şu an hem bu işi sahiplenen hem de uygulamaya koyan üç lider olarak öne çıkıyor. BMW ve Tesla da çok geride değil; ne var ki bu iki şirketten sızdırılan bilgiler, sürücüsüz araç konusuna şimdilik çok bel bağlamadıklarını gösteriyor. Bunu da yapılan yatırımlar, iş ortaklıkları ve tanıtılan özellikler destekliyor.
Daimler Trucks ve Hyundai, her iki kırılımda olumlu tarafta yer alan diğer iki otomotiv devi olarak listelenirken, Audi’nin teknik değer açısından yeterli olmasına karşın yatırım ve işi uygulamaya dökme konusunda diğer Alman rakiplerinin gerisinde kaldığı gözleniyor. Amerikalı iki otomobil üreticisi Ford ve General Motors ise diğer şirketlere kıyasla her iki açıdan da geriden takip ediyor. Otonom araç furyasını uzaktan takip eden ve hem yatırımlarını hem iş gücünü buna göre şekillendiren Renault-Nissan, Lux’un araştırmasında grafiğin en solunda kendine yer buluyor.
General Motors yakın dönemde sürücüsüz otomobil pazarına güçlü yatırımlar yapmaya başladı. Araç paylaşım uygulaması Lyft ile 500 milyon dolarlık bir anlaşma yapan GM, ayrıca Cruise Automation adlı teknoloji startup’ını da geçtiğimiz aylarda 1 milyar dolara satın almıştı. Ford ise bu alanda elini güçlendirmek için Google ile bir anlaşma yapmaya çalışıyor.
Elbette bu yarışta bir lider belirlemek için henüz çok erken. Tüm oyuncuların henüz yeteri kadar vakti var, zira sürücüsüz araçların yollarda yerini alması için gerekli yasalar gelişmiş ülkelerde bile en az üç yıl uzakta görünüyor. O zamana kadar bu tablodaki tüm dengeler değişebilir. 4 adımda inovasyonun riskini en aza indirin
Başarılı her şirket için inovasyon bir risk arzeder. İşini bilen liderler yenilikçi düşünce tarzını bir kurum kültürüne dönüştürmek istese de, büyük çoğunluk “bozulmadıysa tamir etme” felsefesiyle inovasyonun getirebileceği çalkantılardan kaçınmayı tercih eder. Ancak Inc.com’dan Kevin Daum, inovasyonun her zaman riskli olmadığını iddia ediyor ve buna örnek olarak emlakçılık gibi en eski mesleklerden birinde başarıyla inovasyon yapan NK Tong’u veriyor.
Binalar için her gün yeni konseptler ve fikirler geliştirmek, sadece işe değer katmakla kalmıyor, aynı zamanda Tong’un kurucu ortağı olduğu Bukit Kiara Properties adlı şirketin yaratıcı damarının ölmemesini sağlıyor. Peki riske girmeden inovasyon yapmak için neler gerekiyor?
1. Tüm takımı işe dahil edin
Özellikle sürekli inovasyona ihtiyaç duyduğunuzda, tüm büyük fikirleri tek başınıza üretmeniz imkansızdır. Tong ise bu sorunu tüm ekibi işe dahil ederek çözüyor. Kalabalıkların bilgeliğine inandığını belirten başarılı yönetici, şirkette çok belirli bir yöntem uyguladıklarını anlatıyor: Yaklaşık 40 kişilik bir toplantı organize ederek, yedi gruba ayrılıyorlar. Zihin haritaları kullanarak, tüm ekibin katkı sağlayabileceği bir panoya her grubun farklı fikirleri ekleniyor. İki ila üç hafta sonra bu fikirler inovasyondan sorumlu yöneticiler tarafından tekrar gözden geçiriliyor ve doğru olanı bulana kadar tüm fikirleri inceliyorlar. “Başlangıçta saçma gelen bir fikir, 20 dakika sonra ana fikrimiz haline gelebiliyor.”2. Müşteriye yakın durun
Bir fikir ne kadar mükemmel olursa olsun, müşteri buna kıymet vermediği sürece bir anlamı yoktur. Bu nedenle Tong ve şirketi müşteriye yakın durmayı ihmal etmiyor; “Her projede, şirketin yüzde 60’a yakını satışlarla ilgileniyor. Hafta sonları, farklı departmanlardan takım üyeleri satışlara dahil oluyor. Böylelikle tüm şirketin müşterilerle tanışmasını sağlıyoruz. Bu da müşterilerimizle çalışanlarımızın aynı frekansta olmalarını sağlıyor.” Böylelikle müşteriyi ön plana koyarak inovasyon yapmak mümkün oluyor. Üstelik ekip sosyal medya üzerinden de sürekli olarak müşterilerle iletişim kuruyor. Facebook grupları oluşturarak, her müşterinin şirketle ve diğer müşterilerle iletişim kurmalarını kolaylaştırıyor.3. Sonunu düşünerek başlayın
Bir şirketin büyümesi ve inovasyon gerçekleştirmesi için yeni, hatta radikal fikirlere ihtiyaç vardır. Tong bu konuda öncelikle büyük resmi görmeyi, daha sonra çalışmaya başlamayı öneriyor. Böylelikle projeyle ilgili temel adımları daha kolay belirlemek mümkün oluyor. Önce işin sonunu düşünmek ayrıca süreç boyunca çıkacak tuzaklarla karşılaştığınızda daha tedbirli davranmanızı sağlayacaktır.4. Yeni fikirlere anlık olarak açık olun
Risk potansiyeli olan ve yenilikçi bir planı uygularken, kurguladığınız yapıdan uzaklaşmak zorlayıcı ve güvensiz olarak görünebilir. Ancak bu risklere doğru anda girebilirseniz, hedefi on ikiden vurmanız da mümkün. “Sahaya çıktığımızda, etrafımıza bakarak geliştirmeye açık neler var diye kolaçan ediyoruz. Bazen bu değişiklikler ya da iyileştirmeler maliyete değil, müşteri deneyimine katkı sağlıyor.”Güney Kore’de telefonlar için özel trafik işaretleri
Bir yandan kaldırımda yürürken bir yandan da telefonda mesaj yazmaya çalışan kişilerin hem kendileri hem de çevreleri için yarattıkları tehlike sonunda bir ülkeyi daha bezdirdi. Güney Kore, yayaları telefon kullanımı konusunda uyarmak için yeni trafik işaretlerini şehre yerleştirmeye başladı.
Daha önce ABD’de bazı büyük şehirlerin belediyeleri, telefonlarında mesaj yazarak yürüyenleri kalabalık sokaklarda yönlendirecek özel rehberlerin çalışmasına izin vermişti. Bazı Avrupa şehirlerinde ve Çin’de ise kaldırımlara bisiklet yolu benzeri şeritler çekilerek, telefonda yazışan yayaların birbirleri ile çarpışmalarının önüne geçilmeye çalışılmıştı. Almanya’da da devlet kaldırımlara yayalar için özel trafik işaretleri yerleştirmeye başlamışken şimdi Samsung’un ana vatanı Güney Kore, başkent Seul’de telefon kullanımına dair trafik işaretleri yerleştiriyor.
Yayaları, yürürken telefonda mesaj yazmanın tehlikesine karşı uyarmayı amaçlayan bu trafik işaretlerinin, yayalar arasında yaşanan çarpışmaları önlemesi umuluyor. Belediye bu işaretleri, yayaların daha kola görebilmesi için, doğrudan kaldırım yüzeyine işleyecek böylece sürekli aşağı doğru bakan yayaların işaretleri görmesi hedefleniyor.
Dünya çapında giderek yaygınlaşan bu telefon konulu özel yaya işaretlerinin, uluslararası trafik işaretleri arasına girmesi ise an meselesi olarak kabul ediliyor.
Apple PAF takımı hazırlıyor
Kısa süre öncesine kadar çok sayıda ürün ve hizmetine 18 yaş sınırı koyan Apple artık bu politikadan vazgeçiyor. Tim Cook’un planına göre, gençleri kazanmak şirketin geleceğini garanti altına almak anlamına geliyor. Dolayısıyla, iPhone üreticisi dev firma, artık 18 yaşından küçük uygulama geliştiricilerine yoğun destek sağlamaya başladı. Firma bir anlamda, gelecekte yıldız olacak PAF takımını kuruyor. Appstore’da ilk kez 18 yaşından küçük bir geliştirici tarafından hazırlanmış iOS 10 uygulaması da önümüzdeki günlerde yayına girecek.
Apple’ın ünlü geliştiriciler konferansı WWDC, 2016 yılına kadar sadece 18 yaş üstündeki geliştiricilere açıktı. Aynı şekilde Apple’a milyar dolarlar kazandıran ve krallığının temeli olarak kabul edilen AppStore’da geliştirici hesabı açmak için de 18 yaş üstünde olmak gerekiyordu ve hatta firma bunu ispat etmeniz için hesap açarken kimlik kartınızın bir fotoğrafını istiyordu.
Ancak kısa süre önce bu kıstas Apple geliştirici hesaplarının açılışında istenen şartlar arasından kaldırıldı. Üstelik, düne kadar WWDC etkinliğine giremeyen 18 yaş altındaki yazılım meraklısı gençler 2016’da adeta etkinliğin merkezine alındı. Apple’ın burs verdiği, desteklediği 18 yaş altındaki uygulama geliştiriciler etkinlikte el üstünde tutuldu. Etkinliğe katılmak için gereken minimum yaş sınırı 13’e kadar düşürüldü.
Daha önce 18 yaş altındaki yazılımcıların uygulamalarını AppStore’da görmek mümkün değilken, Apple bursu ile uygulama geliştiren gençlerden bir grubun geliştirmiş olduğu “Verse” isimli uygulama AppStore’da çok yakında kullanıma girmek üzere, söz konusu uygulama, müzisyenlerin seslerini geliştirmek için gerekli ses antrenmanlarını yaptırmaya yardımcı oluyor.
Tüm bu gelişmeler teknoloji dünyasında Tim Cook’un yeni stratejisi olarak yorumlanıyor. Buna göre Cook genç uygulama geliştiricileri Apple eko sistemine çekerek, gelecekte çok daha fazla yetişkinin Apple ürünlerine ilgi göstereceği, marka ile yakın bağ kurabileceği bir atmosfer yaratmak istiyor.
Verse yayına girdiğinde bu konuda daha fazla tartışmanın gündeme taşınması da kaçınılmaz görünüyor zira gençlerin geliştirdiği uygulamaların satıştan, abonelikten veya reklamdan para kazanması gündeme geldiğinde, 18 yaş altındaki gençlerin velayeti altında olduğu yetişkinlerin izni olmaksızın ticari bir operasyonu yürütmesi tüm dünyada yasal sorunlar oluşturacağı için tartışmaların da beraberinde gelmesi bekleniyor.
Daha önce 18 yaş altındaki yazılımcıların uygulamalarını AppStore’da görmek mümkün değilken, Apple bursu ile uygulama geliştiren gençlerden bir grubun geliştirmiş olduğu “Verse” isimli uygulama AppStore’da çok yakında kullanıma girmek üzere, söz konusu uygulama, müzisyenlerin seslerini geliştirmek için gerekli ses antrenmanlarını yaptırmaya yardımcı oluyor.
Tüm bu gelişmeler teknoloji dünyasında Tim Cook’un yeni stratejisi olarak yorumlanıyor. Buna göre Cook genç uygulama geliştiricileri Apple eko sistemine çekerek, gelecekte çok daha fazla yetişkinin Apple ürünlerine ilgi göstereceği, marka ile yakın bağ kurabileceği bir atmosfer yaratmak istiyor.
Verse yayına girdiğinde bu konuda daha fazla tartışmanın gündeme taşınması da kaçınılmaz görünüyor zira gençlerin geliştirdiği uygulamaların satıştan, abonelikten veya reklamdan para kazanması gündeme geldiğinde, 18 yaş altındaki gençlerin velayeti altında olduğu yetişkinlerin izni olmaksızın ticari bir operasyonu yürütmesi tüm dünyada yasal sorunlar oluşturacağı için tartışmaların da beraberinde gelmesi bekleniyor. Girişimcilik hakkında 4 sıradışı ipucu
E-posta kutunuza hobilerinizle ilgili gelen atölye tanıtımlarının yerini “girişimcilik kursları” aldıysa, bilin ki yalnız değilsiniz. Dünyanın dört bir yanında girişimciliğe merak salanları bu konuda eğitmek ve bundan gelir sağlamak isteyenler var ve Türkiye’de durum farklı değil. Ancak girişimcilik kursundan ya da lisans seviyesinde alacağınız işletme derslerinden öğrenebileceğiniz her şeyin bir sınırı var. Bazı konular var ki öğrenmek için birinci elden tecrübe etmeniz gerekir.
Work Market Kurucusu, Harvard Business School mezunu Jeff Wald da Inc.com için kaleme aldığı yazıda, girişimcilikle ilgili hiçbir okulda öğrenemediği şu dört dersi paylaşıyor:
Bulaşıkları yıkamaya hazırlanın
Çoğu girişimin ilk günlerinde hizmet birimi yoktur. Tüm işleri ekibin bizzat yapması gerekir. Buna bulaşık yıkamak ve hatta tuvalet temizlemek de dahil. Dolayısıyla, gözünü budaktan, elini bulaşıktan sakınmayan bir ekibe ihtiyacınız olacak. Elbette bir girişimci, şirketin kurucusu olarak, burada top sizde olacak. İster siz yapın, ister yapacak birini bulun, önemli olan işin tamamlanmasıdır.Tecrübe en iyi öğretmendir
Bugünlerde herkes girişimcilik için bir MBA diplomasının gerekli olup olmadığını tartışıyor. İşin aslı, Harvard’da aldığım eğitim sırasında ben de bazı girişimcilik derslerine girme fırsatım oldu. Ama bu derslerin beklediğim kadar yardımcı olduğunu söyleyemem. Bu gibi derslerde başarı hikayeleri üzerinden gidilir ve bolca örnek olay incelenir. Ne var ki hiçbir okul sizi kurduğunuz startup’ın ilk günlerine tam olarak hazırlayamaz. Yönetim dersleri alabilirsiniz, analiz için framework kurabilir ve örnekler üzerinden şablon belirleyebilirsiniz. Ancak hiçbiri yeterli olmayacaktır. İlk günler her zaman en zorudur çünkü taze bir startup, öngörülemeyen büyümeden dolayı hızlı bir dönüşüm geçirmek zorunda kalır. Bu yüzden birine gerçekten girişimciliği öğretmek, müfredat ölçeğinin dışında kalır.Yetenekten önce bu işe yüreğinizi koyun
Bir startup kuracak yürek sizde var mı? Sormanız gereken ilk soru budur. Çünkü yeni bir şirket kurmak cesaret ister. Burada yapacağınız liderlik, sistemler ve süreçler üzerine olmayacaktır; tutkunuz ve vizyonunuzu temel alacaktır. Kaynak dağıtımı, pazarlama ve diğer disiplinler burada sökmez. Girişken ve hatta kavgaya hazırlıklı olmanız gerekir. Örneğin muhasebeyle uğraşmak yerine vaktinizin büyük çoğunluğunu sabırlı olmak, değişimi yönetmek, insanlarla iletişim kurmak ve zor kararlar vermekle geçirmeniz gerekecektir. Finans, hukuk ve pazarlama gibi süreçleri dış kaynakla çözebilirsiniz. Ancak sizinle aynı yüreği taşıyan bir başka girişimciyi transfer edemezsiniz.Hata yapmaktan çekinmeyin
İşletme okullarında size nasıl başarılı olacağınızı ya da başarısızlıktan nasıl kaçınacağınızı öğretirler. Ne var ki başarısız olmak, girişimcilik yolculuğunun doğal bir parçasıdır. İster süreçlerinizde, ister ekibinizde, ister kurguladığınız startup fikrinde başarısız olun, bir girişimci için hata yapıldığında nasıl davranacağı temel yetenekler arasında yer alacaktır. Bir konuda hata yapmak, sizi başarısız biri yapmaz. Herkesin bir fikri vardır ama çok azı iş kurar. Neyin işe yaramadığını bilmek, en azından neyin işe yaradığını bilmek kadar kıymetlidir. Hata yapmak sürecin bir parçasıdır. Sadece hata yaparken elinizden geldiğince hızlı olun ve aynı hatayı ikinci kez tekrarlamayın.Güneş enerjisi kullanımı hızla artıyor
ABD’de yayınlanan yeni bir rapor, güneş enerjisi kullanımının “zengin” sınıfın malikanelerinden, orta sınıfın evlerine kadar yayıldığını ortaya koydu.
Bir eve güneş enerjisi panelleri ile enerji sağlamanın maliyeti, 1970 yılında watt başına 77 dolar iken, Şubat 2016’da bu maliyet 57 sente kadar düştü. Bu rakam içinde solar panelleri kaplamak için kullanılan cam kasalar ve alüminyum çerçevelerin maliyeti de bulunuyor.
Öte yandan maliyet düştükçe güneş enerjisini tercih edenlerin sayısı da hızla yükseliyor. 2006 yılında tüm ABD’de sadece 30 bin evin güneş enerjisi panelleri ile elektrik ihtiyacını karşıladığı görülürken, bugün rakam 1 milyonu aşmış durumda. 2018’de ise rakamın iki milyonu geçmesi bekleniyor. Bu hızlı gelişimde, Elon Musk’ın kurucusu olduğu SolarCity ya da SolarPulse gibi evlere güneş enerjisi panellerini pratik ve ekonomik şekilde kuran şirketlerin payı da büyük.
Ayrıca yine Elon Musk’ın elektrikli otomobil üreten şirketi Tesla’nın bünyesinde kurulan GigaFactory açılıp üretime başladığında güneş enerjisi panellerini kullanmayı daha da pratik ve ekonomik hale getirecek ev tipi dev enerji bataryalarının üretiminde bir devrim yaşanacak. Dolayısıyla, sadece ABD’de değil, tüm dünyada güneş enerjisine büyük talep oluşacağı düşünülüyor.
SolarPulse şirketinin rakamlarına göre, 2000-2015 arasındaki 15 yıllık süreçte, Kaliforniya’da, lüks villalarına güneş enerjisi panelleri taktıran müşterilerin sayısı sadece 11 bin… Ancak güneş enerjisi panellerinin ve bu teknolojiyi kullanmanın maliyeti düştükçe artık sadece lüks villalar, dev malikaneler değil, orta sınıf evler de güneş enerjisine geçiş yapmaya başladılar.
Merakla beklediğimiz 5 finans uygulaması
Paranın varlığı ayrı, yokluğu ayrı dert. Bireysel ölçekte finans yönetiminizi her iki senaryoda da gerçekleştirmek için, teknolojinin nimetlerinden faydalanmamanız için önünüzde hiçbir engel yok. Ancak uygulama mağazalarında şöyle bir tur atacak olursanız, bu ihtiyaca yanıt vermeye hevesli çok fazla alternatif olduğunu göreceksiniz.
Tüm uygulamaları tek tek deneyecek vaktiniz yoksa, Tech Insider tarafından hazırlanan bu en iyiler listesine göz atmanızda fayda var. Bankacılık sektöründeki regülasyonlar nedeniyle bu listedeki uygulamaların büyük çoğunluğu henüz Türkiye’de yayınlanmadı. Bu yüzden bu beş mobil uygulamayı merakla bekliyoruz:
En iyi kredi kartı yönetimi uygulaması: Wallaby
Wallaby tüm kredi kartı hesaplarınıza bağlanarak, her birinde yaptığınız harcamaları takip ediyor ve çok fazla harcama yaptığınızda ya da hesabınızda şüpheli bir işlem tespit ettiğinde sizi uyarıyor. Uygulamanın en önemli özelliği ise, kartları güncel kampanyalarla eşleştirmesi ve size yapacağınız alışverişte en az faizle en fazla bonus para toplama olanağı tanıyacak kartı önermesi. Güvenlik konusunda endişesi olanlar ise sadece kart tipini girerek, tüm bu özelliklerden faydalanabiliyor. Uygulama hem iOS hem Android sahibi kampanya tutkunları tarafından dört gözle bekleniyor.En iyi tasarruf uygulaması: Digit
Para biriktirme konusunda sıkıntı yaşayanlar için geliştirilen bu uygulama, sürekli parayı düşünmeksizin birikim yapmanıza olanak tanıyor. Banka hesaplarına bağlanarak, harcama alışkanlıklarını tarayan uygulama, haftada birkaç defa bankanızdan küçük bir miktar parayı alarak, Digit tasarruf hesabına aktarıyor. Çekilen tutar yine sizin tasarruf kapasiteniz göz önünde bulundurularak belirleniyor. Bu parayı istediğiniz zaman, istediğiniz hacimde çekmeniz mümkün oluyor. Para bir gün sonra banka hesabınıza geri dönüyor.En iyi bütçe oluşturma uygulaması: Mint
Banka hesaplarınıza bağlanarak hareketleri analiz eden Mint, finansal varlıklarınızla ilgili tam tekmil raporlar sunuyor. Örneğin banka hesaplarınızda ne kadar paranız kaldığı, ne kadar borcunuzun olduğunu tek ekrandan görüntülemeniz mümkün oluyor. Her kategori için, daha önceki harcamalarınızı baz alarak yeni bütçeler planlayan uygulama, bu bütçeyi aştığınız anda uyarı veriyor. Uygulamayı kullanarak kredi notunu öğrenmek de mümkün. Uygulamanın yakın dönemde Türkiye’de yayınlanması bekleniyor.En iyi kişisel finans uygulaması: Wally
Wally ile yaptığınız harcamaları takip etmenin yanı sıra, her bir harcamayla ilgili kendinizi hesaba çekmenize yardımcı oluyor. Adisyon ya da fişleri uygulamaya tarattıktan sonra, her biri için kısa notlar ekleyerek neden bu alışverişi yaptığınızı açıklamanız gerekiyor. Yeterince veri oluştuğunda, Wally size detaylı bir harcama analizi yapıyor ve en çok para harcadığınız kategorileri (yemek, tatil ya da eğlence gibi) ve günleri sıralıyor. Üstelik uygulamayı kullanmak için herhangi bir banka hesabına bağlanmanız gerekmiyor. Uygulamayı Android ve iOS için ücretsiz indirebilirsiniz.En iyi yatırım uygulaması: Acorns
Yatırım konusunda tecrübesi olmayanlar için geliştirilen Acorns ile bir hesap oluşturup, bunu banka hesabınıza bağlamanız gerekiyor. Uygulama sahip olduğunuz finansal varlıkları baz alarak size uygun bir yatırım portföyü seçiyor ve sizin için yatırım yapmaya başlıyor. İlk adımda en az 5 dolarlık yatırım yapmak gerekiyor. Sonrasında ister yatırımınızı kendiniz yapıyorsunuz, ister yatırım için ayırdığınız bütçeyi Acorns’un yönetimine bırakıyorsunuz. Acorns özellikle para üstünü yatırım amaçlı kullanmasıyla hızla büyüyen bir ekosisteme dönüşmüş durumda. Örneğin yemek için 19,20 TL ödediğinizde, Acorns (Türkiye’ye gelirse) kalan 0,80 TL’yi otomatik olarak yatırım bütçesine ekliyor.Brexit teknoloji dünyasını nasıl etkileyecek?
İngiltere ve çevresindeki ülkelerden kurulu olan Birleşik Krallık (UK), ülke genelinde bir referandum düzenledi (Brexit) ve Avrupa Birliği’nde kalıp kalmama konusunda halkın iradesine güvendi. Sonuç olarak az bir farkla AB’den ayrılmak isteyenler baskın çıktı. Başbakan David Cameron istifa etti ve İngiliz paundu adeta dibe vurdu. Bir süre sonra İngilizler 27 AB ülkesinde dolaşırken eskisi gibi rahat olamayacaklar.
Brexit DTPS vizyonunu zora soktu
Tabii bunlar işin siyasi, politik ve sosyolojik yönleri. Peki, teknoloji dünyasında işler nasıl yürüyecek? İlk olarak, Avrupa Komisyonu’nun Dijital Tek Pazar Stratejisi (DTPS) ya da orijinal adıyla Digital Single Market (DSM), Brexit ile önemli bir darbe yiyecek. Bu stratejinin hedefinde, Netflix gibi bulut bazlı online servislerin tüm AB üyeleri arasında tek bir fiyat ve dağıtım sözleşmesi ile kullanılması vardı. En önemli birlik üyelerinden Birleşik Krallık aradan çekilince, içerik platformlarının AB için ayrı, UK için ayrı fiyat belirlemesi gerekecek. Avrupa Komisyonu bu stratejiyle AB genelinde yıllık 415 milyar Euro tasarrufa planlıyordu. Şimdi ise bu konuda nasıl bir yol izleneceği belirsiz hale geldi. İngiltere bu tek pazara dahil olabilir de, olmayabilir de…Birleşik Krallık, Silikon Vadisi’ne karşı!
Bir diğer nokta ise AB ve ABD arasında bir süredir devam eden veri kullanım ihtilafı var; Avrupa’daki kullanıcıların verilerinin Amerikalı teknoloji şirketleri tarafından nasıl kullanılacağı hususunda halen ortak bir görüş oluşturulamadı. Geçtiğimiz yıl kullanıma alınan ve Gizlilik Kalkanı (Privacy Shield) adını taşıyan uygulama ile veriye kamu otoriteleri tarafından erişim tekrar düzenlenmişti. AB vatandaşları, verilerinin kullanımıyla ilgili ABD’li şirketlere karşı yasal yollara başvurabiliyordu. Birleşik Krallık AB’den ayrılınca, ABD’li şirketlerin veri kullanımıyla ilgili kendilerine sunulan bu haktan da mahrum kalabilir. Diğer bir deyişle, İngiliz parlamentosunun, ülkedeki milyonlarca Apple ve Google kullanıcısının haklarını korumak için yeni kanunlar belirlemesi gerekecektir.Oyun dünyasına sürpriz darbe
Beklenmedik bir darbe de oyun sektörüne inebilir. The Next Web, Birleşik Krallık’taki pek çok oyun stüdyosunun, Avrupa genelinde yayılmış bir ekibe sahip olduğunu hatırlatıyor. İngiltere artık bir AB üyesi olmadığında, ülkeler arası ekipler kurmak Türkiye için ne kadar zor ise, UK için de o kadar zor olabilir. Bakalım Brexit ve David Cameron sonrası kurulacak yeni kabine, teknoloji sektöründeki bu olumsuz öngörülerin önünü nasıl kapatacak.Twitter yeni BlackBerry olacak mı?
Eriştiği kullanıcı kitlesi, Google ve Facebook’un arkasından gelen Twitter, şimdilik üçüncülükten memnun görünüyor. TNW ekibinin ulaştığı anonim kaynaklar, mikro blog servisinin yöneticilerinin üçüncü sırada olmakla ilgili bir sıkıntı yaşamadıklarını iddia ediyor. Şirketin yeteri kadar verisi bulunuyor, kullanım istatistikleri tehdit arzetmiyor ve gelir modellerini de yakın dönemde toparladıklarını söylemek mümkün.
Rekabetin bu kadar yoğun olduğu, oyun sahasının her geçen gün daha da kalabalıklaştığı bir arenada üçüncü olmak önemli bir başarı sayılabilir. Ne var ki yakın tarihte biz üçüncülükle mutlu olup, sonuçta hüsrana uğrayan bir örnek biliyoruz: Blackberry.
Tıpkı Twitter gibi onlar da uzunca bir süre (iOS ve Android’in arkasından) üçüncülüğün tadını çıkardı. Milyonlarca kullanıcıya hitap ediyor, her gün yığınla veri üretiyorlardı. Ne var ki hiçbir üçüncülük kalıcı değildir. Bir gün önem arz eden veriler, ertesi gün anlamsız hale gelebilir. Dijital dünyada tabelada yer almak şöyle dursun, ayakta kalabilmek için bile dev bir kullanıcı kitlesinin her gün yeni ve işe yarar veri üretmesi gerekir.
Twitter tehlikeli sularda yüzüyor
Üstelik bir anlık veriler Twitter’ı güçlü gösterse de, sürece baktığımızda durumun böyle olmadığını görebiliyoruz. Kullanıcı sayısının artışı yavaşladı ve son istatistikler, insanların makaleleri okumaya bile zahmet etmeden RT ederek geçtiklerini gösteriyor. Yani etkileşim hiç olmadığı kadar düştü. Bunu tüm medya kanalları kendi analitik verilerine baktıklarında görebiliyorlar. Eğer etkileşim bu şekilde düşerse, kullanıcı kitlesi aktivitelerini sonlandırır, derken sıra kanaat önderlerine gelir ve sonrasında sosyal bir ağ olmanın anlamı kalmaz. Twitter yöneticilerinin bu durumdan memnun olması ise tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. Mikro blog servisi olarak başlayıp, yayın hayatına çok çeşitli özellikler ve yeni servislerle devam eden Twitter, dileriz en yakın zamanda elde tutulması en zor pozisyonun üçüncülük olduğunu fark eder: Çünkü birincinin ve ikincinin doğrudan muhatabı tektir, üçüncünün ise sonsuz.macOS Sierra gelecek, dertler bitecek (mi?)
Apple piyasadaki gücünü, (dev pazarlama bütçelerini ve yetenekli beyin takımını saymazsak) cihazlarıyla birlikte sunduğu yazılıma borçlu. iPhone ile birlikte gelen iOS, MacBook ve iMac bilgisayarlarla gelen OS X, diğer işletim sistemlerinde bulunmayan çeşitli özelliklere kolayca erişim sağlamasıyla biliniyor.
Ne var ki bu sistemler de kusursuz değil. Apple’ın bir etkinlikte tanıtıp, tüm izleyicilerden alkış aldığı yeni bir yetenek, günlük kullanımda tam olarak aynı şekilde çalışmayabiliyor. Örneğin Handoff olarak bilinen ve iPhone’da başladığınız bir işi Mac bilgisayarda tamamlamayı sağlayan özellik sık sık senkronizasyon sorunu yaşatabiliyor. iMessage ile Mac’e yönlendirilen SMS’ler her zaman düzgün çalışmıyor. iCloud ile ilgili pek çok özellik, Apple’ın tanıtım broşüründe yazdığı kadar pürüzsüz değil.
Buna karşın geliştirme süreci tıpkı diğer teknoloji devlerinde olduğu gibi Apple’da da bitmiyor. Donanım anlamında sorunların önüne geçilse de, başta bulut hizmeti olmak üzere iPhone üreticisinin çözmesi gereken birçok konu bulunuyor. Bu nedenle iPhone kullanıcıları iCloud değil Dropbox, Anımsatıcılar değil Wunderlist, Fotoğraflar değil Google Photos’u tercih ediyor.
WWDC’de tanıtılan ve OS X’in adını değiştiren macOS Sierra sürümünün yanı sıra iOS 10 ve WatchOS 3 ile birlikte, Apple bulut servisleri açısından da dişli bir oyuncu olmak için kolları sıvamış görünüyor.
iCloud kusursuz hale geliyor
Bugüne kadar birbiriyle iletişim ağır aksak yürüyen Mac, iPhone ve Watch arasındaki bağlantı, sonbaharda gelecek yazılım güncellemeleriyle birlikte kusursuzluğa bir adım daha yaklaşacak gibi görünüyor. Örneğin watchOS 3 ile birlikte akıllı saatiniz kolunuzda olduğunda, dizüstü bilgisayarınızı açmak için şifre girmeniz gerekmeyecek. Her iki cihazın da aynı iCloud hesabını kullanması yeterli olacak.
Ayrıca Apple Watch ya da iPhone’un parmak izi sensörünü kullanarak, Apple Pay ile bilgisayarınızdaki internet tarayıcıda gerçekleştireceğiniz ödemeleri tamamlayabileceksiniz. Apple Pay ülkemizde kullanıma girdiğinde, internette yaptığınız alışverişlerde her seferinde tekrar tekrar kredi kartı bilgileri doldurma zahmeti ve riski ortadan kalkacak.
Bu iki madde, aynı zamanda Apple’ın Watch için nihayet bir kullanım alanı tanımladığını gösteriyor; en kişisel (ve en kaybolmaması gereken) aksesuar.
macOS Sierra fotoğraflarınızı tanıyacak ama…
Bir diğer güncelleme ise Fotoğraflar servisine gelecek. Tıpkı Google Photos’ta olduğu gibi, Apple da içeriğinizi tarayarak, otomatik olarak albümler ve slayt gösterileri oluşturabilecek. Fotoğraflarınız arasında arama yapmak da kolaylaşıyor. Örneğin bir arkadaşınızı tanımladığınızda, onun adını yazarak bulunduğu tüm fotoğrafları görüntülemek mümkün olacak.
Üstelik Google’ın aksine, Apple her türlü içerik analizini Mac veya iPhone cihazında yerel olarak gerçekleştiriyor. Böylelikle kişisel bilgiler hiçbir şekilde Apple sunucularında kaydedilmiyor.
macOS Sierra ile kullanıcıların hayatını kurtaracak bir diğer özellik ise, Handoff’u bir adım öteye taşıyan “iPhone’da kopyala, Mac’te yapıştır” özelliği. Ya da bunun tam tersi. Herhangi bir metni iPhone’da kopyaladıktan sonra, Mac bilgisayarınızda yapıştırmak iCloud senkronizasyonu sayesinde mümkün olacak.
Elbette daha önceki güncellemelerde olduğu gibi, bu özelliklerin gerçek kullanımda ne kadar düzgün ve sorunsuz çalışacağı henüz belirsiz. Beta testlerine katılanlar olumlu dönüşlerde bulunsa da, nihai sürümü görmeden paçaları sıvamamak gerekiyor. Yine de Apple’ın son dönemde bulut altyapısını iyileştirmek için gerek Google gerek Amazon ile yaptığı çalışmalar, aynı zamanda kendi bulut tarlalarını ekmek için gerçekleştirdiği yatırımlar gözden kaçmıyor. Bakalım sonbahar güncellemesi geldiğinde MacBook ve iPhone kullanıcılarını başka hangi yenilikler karşılayacak.
Pizza sektöründe robot istilası tehdidi
Robotların kısa vadede insanları işlerinden edeceği endişeleri giderek yükselirken, taksi şoförlerinden sonra şimdi de pizzacılar topun ağzına sürüldü. Kaliforniya’daki bir fast food start-up’ı, pizzaları robotlara yaptırmaya başladı. Pizza sektörü bu gelişmeden fazlasıyla etkilenecek gibi görünüyor.
Zume Pizza isimli restoranın özel olarak tasarladığı robot, Kaliforniya Mountain View bölgesindeki pizza siparişlerini, restoranındaki Marta isimli robota hazırlatıyor. Böylece pizzaların maliyetini düşürerek daha ucuza ve daha hızlı pizza üretmeyi hedefleyen Zume Pizza’nın, yerel yönetimden onay için bekleyen diğer girişimi ise daha da çılgınca…
İçinde bir pizza fırını bulunan özel bir kamyonet hazırlatan Zume Pizza, bir robotu da bu kamyonete yerleştirmiş durumda. Eğer kamyonet yerel yönetimin sağlık ve güvenlik testlerinden geçip onay alabilirse, şirket pizza siparişi aldığında kamyoneti adrese doğru yola çıkaracak ve bu sırada sipariş edilen pizza kamyonetteki robot tarafından yolda hazırlanıp fırınlanacak. Araç müşterinin kapısına ulaştığında ise pizza fırından yeni çıkmış, sıcak ve taze şekilde hızlıca müşterinin evine ulaştırılmış olacak.
Zume’un kurucuları hedeflerini “pizza sektörünün Amazon’u olacağız,” şeklinde vurgularken, sıcak, ucuz, hızlı ve lezzetli pizzaların tadına varan Mountain View sakinleri şimdiden restoranı sipariş yağmuruna tutmaya başlamışlar.
Firmanın geçen Ağustos ayında İsviçreli robot üreticisi ABB’ye sipariş verdiği robotların ise, yakında pizza sektöründe standart hale gelmesi ve çoğu pizza restoranındaki pizza ustalarının işsiz kalması çok uzak bir olasılık değil.
Clinton Vakfı Rus hacker’ların saldırısına uğradı
ABD’nin büyük olasılıkla yeni başkanı olacak, eski Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, ülkenin eski başkanı olan eşi Bill Clinton ve kızları Chelsea Clinton adına kurulmuş olan Clinton Vakfı’na yapılan dijital saldırı, gözleri Rus Hacker’lar üzerine çevirdi.
Demokrat partinin başkan adayı ve eski Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’ın, devlet işleri hakkındaki bazı yazışmaları kişisel e-posta hesapları üzerinden yapması ABD’de büyük tartışma konusu olmuştu. Clinton’ın bu kötü alışkanlığının farkına varan Rus hacker’ların şimdi CIA tarafından korunmayan Clinton Vakfı sunucularına sızarak, Hillary Clinton’ın bu sunucular üzerindeki yazışmalarında, ABD’ye ait gizli sırları aramış olabilecekleri düşünülüyor.
Elbette ABD’nin 2017’deki potansiyel başkanı olarak görülen bir kişiye ait özel yazışmalardaki sırların da yabancı istihbarat birimleri önemli birer şantaj malzemesi olabileceği gözden kaçmıyor.
Vakıf sunucularından çalınan bilgiler arasında, Clinton’ın başkanlık kampanyasına bağış yapan isimlerin listesi de yer alıyor. Guccifer 2.0 isimli bir hacker grubu, sunucudan alındığı iddia edilen bu listeyi geçtiğimiz günlerde internette yayınladı. Cumhuriyetçi partinin başkan adayı Trump henüz bu hack olayı hakkında yorum yapmazken, FBI’ın saldırıyı incelemeye başladığı da vurgulanıyor.
Seçimler yaklaşırken, Trump ve ekibinin bu saldırıyı diline dolaması ve Hillary Clinton’ı, “kendi küçük vakfını bile korumaktan acizken, ABD halkının güvenliğini nasıl sağlayacak?” argümanıyla vurarak oy kaybettirmeye çalışması bekleniyor.
Öyle görünüyor ki, ABD başkanlık seçimlerinde kampanyalar finale yaklaşırken, dijital güvenlik konusu en büyük tartışma başlıklarından biri olacak.
Microsoft, Surface 3 üretimini durduruyor
Microsoft’un düşük fiyatlı, profesyonel kullanıma odaklı, Windows 10 işletim sistemli tableti Surface 3’ün sonu gelmiş gibi görünüyor. Firma, tabletin üretimini Aralık ayı sonunda durduracak. Firmanın beyanına göre, tabletin stok durumu da son derece sınırlı. Dolayısıyla, 1,5 yaşındaki tableti 2017’nin ilk günlerinden itibaren piyasada bulmak zorlaşacak.
Microsoft’un kararının arkasında, ABD’li dev şirketin artık düşük model donanımlara enerji harcamamak istememesi yatıyor. Telefon modellerinde de düşük donanım seviyesindeki cihazların üretimini durdurarak üst seviye cihazlara odaklanması beklenen Microsoft’un Surface tabletlerinde de üst seviye modeller olan Surface 4 ve Surface book ile yoluna devam edeceği anlaşılıyor.
İş dünyasında da, laptop alternatifi olarak Surface tabletlerini tercih edenlerin, düşük donanım özellikleri nedeniyle laptopların yerine Surface 3’ü koyamıyor olmaları da tabletin tabutuna çakılan son çivi oldu.
Qualcomm Meizu’yu hırsızlıkla suçladı
ABD’li mobil işlemci üreticisi Qualcomm’un Çin’deki zorlu savaşında yeni bir cephe açıldı. Çin’de ticaretin gelişimi için çalışan Ulusal Gelişim ve Reform Komisyonu 2015’te Qualcomm’u tekel oluşturmak amacıyla Çin’deki küçük üreticileri aşırı patent ve telif hakkı talepleri ile sıkıştırmaktan suçlu bularak şirkete Çin tarihindeki en büyük cezayı kesmişti. 975 milyon dolarlık bu ceza nedeniyle Qualcomm ağır bir darbe almışken firma şimdi Çin’de karşı atağa geçiyor gibi görünüyor.
Çinli üretici Meizu’yu kendine ait patentli teknolojileri izinsiz kullanmakla suçlayan ve Beijing’te dava açan ABD’li işlemci üreticisi bu davadan kazanacağı tazminatla, Çin’de ödemek zorunda kalacağı 1 milyar dolara yakın cezanın acısını hafifletmeyi umuyor. Meizu’ya karşı açılan davada telefon üreticisinin, ABD’li işlemci üreticisine ait 3G ve 4G temelli teknolojileri izinsiz olarak kullandığı suçlaması yapılıyor. Kendi şirketlerini, ABD’li şirketlerin ağır şartlarına karşı korumasıyla bilinen Çin’in bu davaya nasıl tepki vereceği ise şimdilik bilinmiyor ancak devletin kısa süre önce Qualcomm’a Çinli şirketleri telif hakları baskısıyla ezerek tekel oluşturmaya çalışması suçlamasıyla 1 milyar dolarlık ceza kesmiş olması bu davayı daha ilginç kılıyor.
Şirket bu arada, Çin’de aynı cezayla tekrar karşılaşmamak için, patentli teknolojilerinin kullanımına dair talep ettiği telif hakları için yeni bir politika belirlemeye çalışıyor. Şirketin Çinli üreticilerden istediği telif miktarı azaldığında, Çin’de üretilen telefonların daha da ucuzlaması veya daha kaliteli üretim mümkün olabilecek.
Açılan dava hakkında Meizu’dan ise henüz bir açıklama gelmedi.
İnternette ırkçılığa karşı telif hakkı koruması devreye girecek
Sosyal medya servisleri ve diğer inetrnet olanakları uzun zamandır İŞİD gibi radikal örgütlerin propagandalarına alet oluyor. Örgüt militanları Twitter üzerindeki hesaplarından yaptıkları katliamlara dair görüntüleri çok kolayca yayınlayabiliyor hatta kendilerine taraftar ve militan toplamak için yine sosyal medya hesaplarını kullanabiliyorlar.
ABD ve Avrupa’daki liderler ise radikal grupların interneti bu kadar kolayca kullanabilmesinin önüne geçmek için neler yapılabileceğini uzun süredir tartışıyor. Şimdi ise Facebook ve Google’ın, kendi servisleri üzerindeki bu tür ırkçı/radikal söylemlere sahip örgütleri tespit edip yayınladıkları içerikleri silmek için, telif hakkı koruma araçlarını devreye sokma planları yaptıkları anlaşıldı.
İki dev şirket de planın detayları hakkında bilgi vermiyorlar ancak telif hakkı olan bir içeriğin YouTube üzerinde veya Facebook’ta yayınlanması halinde bunu tespit ederek içeriği yayından kaldıran algoritmanın aynı zamanda ırkçı/radikal örgütlerin yayınlarını tespit etmek için kullanılmaya başlanacağı tahmin ediliyor.
Burada, algoritmanın ırkçılığın sınırının nerede başlayacağını, hangi içeriklerin yayından kaldırılacağını nasıl belirleyeceği şimdilik net değil. Bu konuda iki şirket içinde de önemli tartışmaların yaşandığı biliniyor. Aynı zamanda, bazı içeriklerin sahiplerinin, yayından kaldırılan içerikler için şirketleri dava edebileceği de göz ardı edilmiyor. İçeriklerin tespitinde çok geniş bir tanım ele alınacak olursa, toplumda iki şirkete dair sansürcülük suçlamalarının da yükselmesi zor değil, dolayısıyla, Google ve Facebook şu anda bıçak kenarı bir alanda sorunu çözmek için çalışma yapıyor.
ABD ordusu otonom araç testlerine başladı
Otonom araçlar konusunda birbiriyle yarışan otomobil üreticilerine bu kez ABD ordusu da katıldı. Michigan’da ordunun tank teknolojileri geliştirdiği araştırma merkezin yakın olan Interstate 69 kara yolu üzerindeki 30 kilometrelik rota üzerinde gerçekleştirilen test sürüşünde ABD ordusu ağır donanımlı otonom kamyonların yeteneklerini test ediyor.
Ordunun kullandığı teknolojide, kısa menzilli radyo dalgaları kullanılıyor, bu sayede araçların birbirleriyle iletişim kurarak, aynı hız ve çizgide, konvoy halinde hareket edebilmeleri de sağlanıyor.
ABD ordusu bu sistemi çok uzun zamandır geliştirmek için çalışırken ilk kez testte başladı. Michigan’da daha önce akıllı otomobiller için otoyollara kurulmuş alt yapı bulunduğundan ordunun test amacıyla bu bölgeyi seçmesinde etkili oldu. Toyota da ABD’de geliştirdiği akıllı otomobil teknolojilerini, Michigan otoyollarında test ediyor. Michigan valiliği de eyalette akıllı otomobil testlerine sıcak bakıyor ve araçların trafiğe çıkması için gerekli izinler konusunda kolaylık sağlıyor.
Ordu, özellikle konvoy halindeki taşıma görevleri için otonom sürüş teknolojilerine ihtiyaç duyuyor. Hem ABD içinde hem de ordunun görev yaptığı ülkelerde çok sayıda konvoy görevi için sayısız personel barındırmak zorunda olan ABD ordusu, otonom teknolojiler sayesinde, özellikle ABD içinde lojistik ikmallerinin çok daha hızlı ve düşük maliyetli gerçekleşmesini umuyor.
Chevrolet de yakayı ele verdi!
Volkswagen’in dizel motorlu araçlarında, emisyon ölçüm testlerini aldatmak için gizli yazılım kullandığının ortaya çıkmasıyla gözler tüm otomobil üreticilerinin dizel araçlarına çevrilmişti. Volkswagen’in bu skandal nedeniyle 10 milyar dolarlık cezası da henüz kesinleşmişken şimdi de ABD’li dev otomobil üreticisi General Motors’un, Chevrolet otomobillerinin dizel motor kullanan Cruze modellerinde test mekanizmalarını aldatmak için gizli yazılım kullandığı anlaşıldı.
VW skandalı üzerine Mitsubishi ve Suzuki de Japonya’da aynı hileyi yaptıklarını itiraf etmek zorunda kalmışlardı. Ancak ABD’li otomobil üreticilerinde henüz bu yönde bir bulguya rastlanmamıştı. ABD’nin Volkswagen’e kestiği ağır cezaya karşılık olarak Avrupa’nın da ABD’li üreticilerin açığını aradığını da unutmamak gerekiyor.
Fakat Kaliforniya’da açılan kamu davasında General Motors’un, Chevrolet marka otomobillerin dizel motorlarında aynı hile yazılımlarını kullandığı suçlaması yapıldı. Böylece ilk defa bir ABD’li üretici de hile skandalına karışmış oldu. Öte yandan, Avrupa’da bir çevreci kuruluşun, Opel’in dizel motorlarında benzer bir hile mekanizması bulduğuna dair yayınladığı rapor da önümüzdeki günlerde çok konuşulacak gibi görünüyor. Opel bu suçlamayı reddederken, iddianın daha detaylı araştırılması için teknik bir komisyon kurulması bekleniyor.
Twitter ve Foursquare ortaklığı devreye girdi
Twitter kullanıcıları, artık lokasyon paylaşım Foursquare’ın sunduğu hizmet sayesinde, tweet’leri için belirli lokasyonları işaretleyebilecekler. Diğer kullanıcılarsa, bu lokasyon linklerine basarak aynı lokasyondan yapılmış diğer paylaşımları görebilecekler.
Bu yeni sistem, özellikle toplumsal olaylarda, konserlerde, spor karşılaşmalarında, fuarlarda tweet atan insanları toplu şekilde takip etmeyi kolaylaştıracak. Daha önce bu tür tweet’leri takip etmenin tek yolu hashtag kullanmaktı. Ancak hashtag kullanımı 140 karakter sınırı içinde yer kaplıyordu. Yeni sistemle, bir restoran, spor salonu, stadyum, miting alanı, semt merkezi gibi alanlar lokasyon olarak işaretlenebilecek.
Mikro blog servisindeki bu yeni lokasyon bilgileri yanında “Powered by Foursquare” etiketiyle yayınlanacak.









