Sayısız internet servisi ile günlük hayatın vazgeçilmez parçasına dönüşen Google, kullanıcıların hesap güvenliğini sağlamak için pratik ve etkili yeni bir yöntem geliştirdi. Google Prompt (Google İstemi) isimli yeni yöntem, dünyanın neresinde olursa olsun, eğer bir Google hesabına giriş yapılma girişimi gerçekleşirse, Google kullanıcısının cep telefonunda bir pencere açarak, giriş yapılmak istenen yer hakkında bilgi verecek ve girişe izin verip vermediğini soracak. Böylece kullanıcılar çalınmış şifreler nedeniyle kötü niyetli kişilerin hesaplarına girmesine engel olabilecek.
Yeni özellik Android’in Google Play servisine entegre edildi. Google Play’in son versiyonunu kullananlar bu güvenlik önlemini de kullanabilecekler. iOS kullanıcıları ise Google Arama uygulamasını indirip kurmak zorundalar.
Kullanıcılar yeni yöntemi geçerli kılmak için ayrıca Google Hesap Ayarları sayfasından, İki Adımlı Doğrulama/Google İstemi seçeneğini aktifleştirmek durumundalar. Google,yeni yöntemin ekran koruyucusu olan bir telefon üzerinde kullanılmasını da tavsiye ediyor. Böylece telefonu fiziksel olarak ele geçiren kişilerin, Google hesaplarına ulaşma şansı da ortadan kalkmış olacak.
Yakın dönemde nakitsiz toplum hedefine ne kadar yaklaştığını sizlerle paylaştığımız İsveç, bu kez de fintech teknolojileri alanında yeni ufuklar açacak bir atılıma imza atmaya hazırlanıyor. Bunun için yerel blockchain şirketi ChromaWay, danışmanlık firması Kairos Future ve telekom servis sağlayıcı Telia bir araya geldi ve tapu sicil süreçlerinin blockchain üzerinde nasıl işleyeceğini gösteren bir “proof of concept” çalışması hazırladı.
Dijital defter, açık araziyi ve yerleşim yerlerini aynı veritabanı üzerinde saklayarak, mevcut yöntemden daha kolay kullanımlı ve daha güvenilir bir sistem için zemin oluşturuyor. Alıcı ve satıcı anlaştığında, gerçekleşen işlem doğrudan blockchain üzerinde kaydediliyor ve ardından alıcı, satıcı, emlakçı, banka ve devlet, yani tüm taraflar aynı süreci tek noktadan takip edebiliyor.
Devlet dairelerinde blockchain dönemi başlıyor!
Tapu sicil işlemlerini kayda değer biçimde kısaltması beklenen blockchain teknolojisi sayesinde aylarca süren süreçlerin saatler, hatta dakikalar seviyesine inmesi teknik açıdan mümkün.
Projede danışmanlık hizmeti veren Kairos Future’da Perakende ve Finans Direktörü olarak görev yapan Magnus Kempe, projenin ilk fazını bazı bankalarla test edip olumlu sonuç aldıklarını belirterek ekliyor: “Şimdi projenin ikinci fazına başlıyoruz. Bu aşamada tam ölçekli bir ortamda testlerimizi yapacağız. Projeyi sonbahar dönemine yetiştirmeye çalışıyoruz.”
İsveç Tapu Sicili bürosu yöneticilerinden Mats Snall ise, mülk devrinin dijital dokümantasyonu sayesinde tüm tarafların işleme en yüksek derecede güvenlik altında onay vermesinin mümkün olduğunu belirtiyor. İsveç’te bu projeyi takip eden tüm taraflar; yeni sistemin mevcut yönteme oranla daha güvenli, daha hızlı ve hata yapma olasılığı çok daha düşük nitelikte olduğu konusunda hemfikir.
Google’ın arama hizmeti artık hastalık semptomu arayan kullanıcılara, semptomlarla bağlantılı olasılı hastalıkları ve bu hastalıklara dair pratik tedavi yöntemlerini gösterecek.
Arama motorunun yeni hizmeti, detaylı semptom aramalarına karşı duyarlı olacak. Örneğin, “sol kolda karıncalanma ve göğüste ağrı” gibi bir semptomun kalp krizi belirtisi olduğunu haber verecek ve hastaya kanı sulandırıcı bir hap alarak derhal hastaneye yetişmesi gerektiğini söyleyecek. Aynı şekilde, çok daha basit hastalıklar hakkında da teşhis ve tedavi tavsiyelerinde bulunacak. Kullanıcı semptom olarak “Baş ağrısı, boğaz ağrısı, yükselen ateş ve burun akması” ifadelerini girdiğinde arama motoru bunun grip başlangıcı olduğunu söyleyecek ve tedavi için de, örneğin, “yüksek miktarda c vitamini ile desteklenen ateş düşürücülerin ve ağrı kesicilerin ilk aşamada hastayı rahatlatacağı” gibi bir bilgi verecek.
Yapay zeka konusunda da büyük yatırımları olan Google’ın, bu tür yapay zekalı dijital doktorlar yaratarak hastalıklar hakkında bilgilendirici içerikler sunduğu bir servis elbette dünya çapında da ilgi toplayacaktır ancak bu yeni servisin Türkiye’de yasaklanma ihtimali de bulunuyor.
Arama motoru devi her ne kadar tüm bu bilgilerin tamamen “bilgilendirme” amaçlı olduğunu ve hastanın mutlaka doktoruna danışması gerektiğini vurgulayacak olsa da Türkiye’de tıbbi alanda uzmanlığı olmayan, tıp doktoru olmayan kişi veya kurumların, hastalıklar hakkında tedavi tavsiyesinde bulunması yasak ve üstelik bu konuda medya organları üzerinde de büyük bir denetim ve caydırıcı ağır cezalar bulunuyor. Google’ın, online bir mecra olarak, kişilere tedavi tavsiyeleri vermesinin, mahkemelerce yasaya aykırı bir eylem olarak değerlendirilmesi ve arama motorunun erişime kapatılarak ceza ödemesine hükmedilmesi, çok uzak bir ihtimal değil.
Harvard Tıp Fakültesi ile işbirliği
Öte yandan şirket, olası semptomlar ve hastalık bağlantıları ile tedavi tavsiyelerini Harvard Tıp Fakültesi ile birlikte hazırladıklarını dile getiriyor ve bu açıdan bakıldığında, hizmetin tıp doktorları tarafından hazırlanmış bir online uygulama olduğu düşünülerek Türkiye yasalarına uygunluğu da savunulabilir. Yine de uygulama Türkçe olarak yayına girdiğinde, Türkiye’de önemli tartışmaları tetikleme potansiyeline sahip görünüyor.
ABD’de New York şehri, online bilet satış sitelerinden önemli etkinliklerin biletlerini toplu şekilde ve hızla satın almak için kullanılan bot yazılımlarını yasa dışı ilan etti ve kullananlar hakkında hapis cezası verileceğini duyurdu.
Bot yazılımları, New York şehri sakinlerinin uzun zamandır başını ağrıtıyordu. Şehirde düzenlenecek tüm önemli gösteriler, oyunlar, spor karşılaşmaları, konserler için online satış başladığı anda binlerce bileti satın alabilen bu botlar, salondaki en güzel yerleri kapıyor ve bu biletler daha sonra karaborsada yüksek fiyatlarla gerçek meraklılarına satılıyordu.
Üç senedir bu yazılımlar hakkındaki bir dava üzerinde çalışan mahkeme sonunda yazılımların yasa dışı ilan edilmesine karar verdi. Söz konusu bot yazılımları o kadar yaygındı ki, son dönemde New York’ta sıradan vatandaşların online bilet satın alma şansı kalmamıştı. Elbette online olarak satılan koltukları, gişelerden satmak da mümkün olmadığı için, New York halkının her türlü sanat, spor, konser, tiyatro etkinliği konusunda karaborsacılara mahkum kaldığını söylemek mümkün. Ünlü müzik grubu U2’nun New York’taki ünlü gösteri merkezi Madison Square Garden’daki konseri için satışa çıkan biletlerden en güzel koltuklara ait 1012’sinin sadece birkaç saniye içinde satın alınmış olması da durumun ciddiyetini gösteren önemli bir örnek.
New York ABD’nin en önemli kültür/sanat etkinliklerine sahne olan şehirlerinden biri ancak diğer şehirlerde de benzer sorunların yaşandığı rapor ediliyor ve New York’taki yeni ceza uygulamasının ABD’nin diğer şehirlerine de yayılması bekleniyor. Öte yandan, bu tür botların Avrupa’da veya Türkiye’de kullanıldığına dair henüz şikayet bulunmuyor.
Süper bilgisayar yarışında liderlik tahtını tekrar ele almak isteyen ABD’ye rağmen Çin liderliği bırakmamaya kararlı. ABD başkanının dünyanın en güçlü bilgisayarlarına ABD’nin sahip olması için özel çalışma emri vermesine rağmen, Uzak Doğu’nun lider ülkesinde geliştirilen yeni süper bilgisayar Sunway TaihuLight, kolay kırılamayacak bir rekora ulaştı.
93 petaflop işlem gücüne sahip olan süper bilgisayar saniyede 93.000 trilyon işlemi sonuçlandırabiliyor. Sunway TaihuLight’ın bu değerli, daha önce dünyanın en güçlü bilgisayarı olan Tianhe-2’nin iki katı. Tianhe-2 ise yine ejderhalar ülkesine ait bir süper bilgisayardı.
Sunway TaihuLight’ın görevi, öncüllerinde olduğu gibi, hava tahminleri, gelişmiş üretim hesaplamaları ve büyük veri analizi olacak. Elbette eski süper bilgisayarlar da devreden çıkmış değil.
Öte yandan bugün yayınlanan süper bilgisayarlar listesine göre Çin sadece liderliğini yeni bilgisayarla pekiştirmiş değil, tarihte ilk defa ABD’den daha fazla süper bilgisayara sahip oluyor. TOP 500 süper bilgisayar listesine göre ABD’nin listede toplam 165 süper bilgisayarı varken, Çin’in bilgisayarları 167 adete çıkmış durumda.
Oysa sadece 10 sene önce Çin’in sadece 28 süper bilgisayarı bulunuyordu ve 30’dan az süper bilgisayara sahip ülkeler listeye alınmıyordu. Öte yandan listenin ilk 10’unda yer alan bilgisayarların Çin, ABD, Japonya, İsviçre, Almanya ve Suudi Arabistan’a ait olması da dikkat çeken diğer bir ayrıntı.
ABD’nin iç güvenlik kurumu FBI hakkında hazırlanan bir teftiş raporu, kurum içinde yüz tanıma teknolojisini geliştirmek için kurulan FACE (Facial Analysis, Comparison, and Evaluation) biriminin 411 milyon fotoğraf üzerinde tarama yaptığını ortaya çıkardı.
Rapora göre, FBI’ın fotoğraf veri tabanı, ABD’deki tüm devlet kurumlarının elinde bulunan fotoğrafları kapsıyor. Fotoğrafların arasında, tüm dünyadan yapılan vize başvurularındaki fotoğraflar da yer alıyor. Diğer bir deyişle, eğer daha önce ABD için vize başvurusunda bulunduysanız, yüz fotoğrafınız FBI’n veri tabanında bulunuyor.
FBI ayrıca, Next Generation Identification (NGI) isimli bir tanımlama sistemi üzerinde de çalışıyor. Parmak izi ve iris taraması gibi biyolojik tanımları da içeren NGI’ın diğer devlet servislerinin kullanıma açılması konusunda ise tartışmalar yaşanıyor. Bu servisler arasında sağlık, sigorta, vergi daireleri hatta bankalar/finans kuruluşları gibi güvenlik dışı hizmetler de yer alıyor. Ancak FBI’ın topladığı verilerin başka kurumların kullanımına açılması ABD’deki mahremiyet yasaları nedeniyle henüz mümkün değil.
FBI’ın bu sistemi kullanarak delil sunmasının önünde de yasal engeller bulunuyor. Bir mahkeme, iç güvenlik kurumunun FACE ve NGI’a dayanan delillerinin kabul edilmesinden önce, sistemin isabetli olduğunun ispatlanması gerektiğini vurgulayarak NGI hakkında yıllık raporlar tutulmasına ve isabet oranlarının incelenmesine karar verdi. Dolayısıyla FBI, FACE ve NGI’ı şimdilik soruşturma takibinde kullanacak ancak bu sistemden alınan veriler mahkemede delil olarak kabul edilemeyecek.
LinkedIn ipuçları sıralarken sürekli olarak “profesyonellere yönelik sosyal ağ” tanımlamasını kullanıyoruz. Burada geçen sosyal ağ ifadesi onun Facebook, Twitter veya Instagram ile aynı kategoriye konmasına neden olabilir. Ne var ki LinkedIn aslında Sarı Sayfalar’ın daha şık tasarlanmış ve daha erişilebilir halinden ibaret.
İnsanlar bu platforma iş bulmak, kariyerini bir üst basamağa taşımak için kaydoluyor. Madalyonun öbür yüzünde ise İK yöneticileri ya da bir sonraki çözüm ortağını arayan şirketler bulunuyor. Bu kitle de yetenekli personeli, başarısını kanıtlamış ajansları ve diğer çözüm ortaklarını arıyor. Kısacası herkes bir arayış içinde.
O nedenle LinkedIn’i karikatür paylaşmak için kullanmak, kariyeriniz açısından yapacağınız en büyük hatalardan biri olur. Elbette bu kadar bariz olmayan ve düzeltmek için bir kılavuza ihtiyaç duyabileceğiniz hatalar da var. Sarah Cronin, bu hataların dördünü ve çözüm yöntemlerini şöyle sıralıyor:
Hata 1: Doğru anahtar kelimeleri seçmemek
LinkedIn sosyal ağ maskesi altında gizlenmiş bir arama motorudur. İK yöneticileri veya çözüm ortağı arayan potansiyel müşteriler, diğer sosyal ağlarda olduğu gibi kedi videosu izlemek ya da tatil fotoğrafı paylaşmak için LinkedIn’e girmezler. Onların burada bulunmasının yegane sebebi; yeni yetenekler, yeni müşteriler ya da yeni yeni iş ortakları aramaktır.
Google’ın internet dünyasına arama konusunda öğrettiği en önemli ipucu, arama sonuçlarına yanıt vermenin, doğru anahtar kelimeleri seçmekten geçmesidir. Hedeflediğiniz sektör ve pozisyon her neyse, ona uygun anahtar kelimeleri profilinizin uygun noktalarına “ekmekten” geri durmayın.
Bunun için “Yetenekler” bölümü uygun bir başlangıç olacaktır. Profilinizdeki anahtar kelime sayısını en kolay buradan artırabilirsiniz. Ayrıca hedeflediğiniz sektöre özgü anahtar kelimeleri de profilinizin diğer bölümlerinde kullanmayı ihmal etmeyin. Burada atlamamanız gereken en önemli detay, şu an çalıştığınız iş için değil, sizi bulmalarını istediğiniz iş için uygun anahtar kelimeleri seçmektir.
Hata 2: Tüm profili üçüncü şahıs ağzıyla yazmak
LinkedIn’in sosyal yetenekleri, bir kişiyi diğerine bağlamakta gizli. Sıradan iş başvurularının aksine, burada yapılan her görüşmede karşınızda “Aday #21” değil, bir insan evladı var. Hal böyle olunca, bir özgeçmiş hazırlar gibi tamamı üçüncü şahıs ağzından yazılmış bir LinkedIn profili ihtiyaç duyduğunuz etkiyi sağlamayacaktır.
Elbette “Ben şunu yapıyorum, buradan mezun oldum…” gibi fazla kişisel yazmak da sonuç vermez. Bunun yerine profilinizi ziyaret eden kişiyle bir asansörde karşılaştığınızı düşünün. Onu etkilemek için sadece birkaç saniyeniz var, onunla konuşun ve kullandığınız her kelimeyi iyice ölçüp biçin. Neyse ki LinkedIn profili için birkaç saniye içinde bir şeyler üretmek zorunda değilsiniz. Gerekirse bir gününüzü bu işe ayırın ve akıcı, içinde “siz, sizin, size” gibi kullanımlarla diyalog formu verilmiş bir profil metni hazırlayın.
Hata 3: Standart bir davet metni kullanmak
İş dünyasında birine ulaşmak LinkedIn sayesinde o kadar kolay hale geldi ki; insanlar kuracakları bağlantının değerini ölçüp tartamaz oldu. Normal şartlar altında profesyonel ortamda yeni biriyle tanışacağınız zaman, iyi bir ilk izlenim bırakmak sizin için önem taşır. Özellikle bu kişi hedeflediğiniz iş alanında mühim biriyse.
Bu yüzden LinkedIn’de biriyle tanışırken yapılacak en büyük hata, “Merhaba, sizi LinkedIn’deki profesyonel ağıma eklemek istiyorum.” şeklinde yazılı standart davet metnini göndermek olacaktır. Burası Facebook değil, eklediğiniz her yeni isim sizin kariyerinizde bir adımı temsil ediyor olabilir. Bu nedenle o kişiye hak ettiği değeri verin ve davetiyenizi mutlaka özel bir mesajla iletin. Eğer bu kişi doğrudan kariyerinize destek olabilecek bir isimse, bu mesajda kendi sağlayacağınız faydalardan da bahsetmeyi ihmal etmeyin.
Hata 4: Tavsiyelere gerekli önemi vermemek
Özgeçmiş için referanslar bölümü neyse, LinkedIn için de tavsiyeler o işe yarıyor. Tavsiyeler sayesinde güvenilirliğinizi artırır ve rüştünüzü ispat edebilirsiniz. LinkedIn Yardım Merkezi bile bu konuda yaptığı açıklamada “İK yöneticileri ve yeni müşteri ya da iş ortağı arayanlar, tanıdıkları ve güvendikleri insanlar tarafından tavsiye edilen kişilerle çalışmak istiyor,” diyor.
Hem mevcut iş arkadaşlarınızdan hem de eskiden birlikte çalıştığınız kişilerden tavsiye isteyebilirsiniz. Bunu yapmanın en kolay yolu ise ilk olarak sizin bir tavsiye yazmanız, sonrasında dönüş beklemenizdir.
LinkedIn ipuçları ile profilinizin doğru kitleye ulaşmasını ve kariyerinize destek olmasını istiyorsanız, işe sık yapılan bu dört hatayı düzeltmekle başlayabilirsiniz.
IBM, Goole Glass ile kullanılmak üzere pratik bir gece görüş teknolojisinin patenti aldı. Bu da, şirketin gece görüşlü Google Glass gözlükleri üretebileceğine dair beklenti oluşturdu. Diğer olasılıksa, Google Glass gözlükleri üretecek firmalara bu teknolojiyi lisanslaması.
Arttırılmış gerçeklik gözlüğü Google Glass, ev kullanıcılarının gündelik kullanımına yönelik geliştirilen bir ürün olmasına rağmen toplumdan aldığı tepki nedeniyle gündelik kullanımdan çekilerek, hastaneler, şantiyeler, teknik çalışanlar için özelleştirilmiş bir donanım olarak geliştirilmeye devam ediyor.
Yeni gece görüşü yeteneği ise Google Glass ile düşük ışık ortamında çalışan mühendislerin, teknisyenlerin, alt yapı işleriyle uğraşan kamu çalışanlarının ortamı daha rahat görmesini sağlayacak.
IBM’in yeni teknolojisinin Google Glass’a ne zaman adapte edileceği veya bu yeteneğe sahip Google Glass’ların ne zaman piyasaya çıkacağı ise henüz belli değil.
Topluluk tarafından fonlanabilecek bir risk sermayesi oluşturarak, yatırımcıların hangi projelere fon aktarılacağını kendilerinin belirlemesini sağlamak hiç kuşkusuz kulağa oldukça yenilikçi gelen, heyecan verici bir fikir. Üstelik projeyi bankacılık sisteminin yüklerinden arındırmak için gerçek para yerine kripto para kullanmak da dahice bir yaklaşım.
Yatırımcılar böylesi bir fikre oldukça sıcak baktı ve tarihin en büyük topluluk fonlamalarından biri sonucunda 150 milyon dolarlık risk sermayesi oluşturuldu. Sürpriz bir başarı hikayesi yazılıyor derken, devreye kötü niyetli kullanıcılar girdi…
Stephen Tual ismini bir ay öncesine kadar bilen çok fazla kimse yoktu. Ancak Mayıs ayında kurduğu Decentralized Autonomous Organization (DAO) adını taşıyan “kendi kendine çalışan” risk sermayesiyle bu genç girişimci, kripto para (cryptocurrency) dünyasının parlayan yıldızına dönüştü. DAO yatırımcılardan dolar veya diğer para birimleri yerine, tıpkı Bitcoin gibi bir kripto para olan Ethereum ile ödeme yapabiliyordu. Tüm para dijital dünyada var olduğu için, herhangi bir hükümet veya bankanın müdahalesine gerek kalmıyordu.
DAO bir başarı hikayesi olarak başladı ama…
Her yatırımcı, yatırımına bağlı sayıda bilet kazanıyor ve bu biletlerle DAO platformunun fonlayacağı projeleri belirlerken oy kullanabiliyordu. Projeler getiri sağlarsa herkes kazanıyordu. Böylelikle fonların yönetimi için bir lidere ya da CEO’ya gerek kalmıyordu. Yatırımcılar, riziko ettikleri para (Ethereum) ölçeğinde yatırımın hangi projelerde kullanılacağına kendileri karar veriyordu. Böylesi basit bir sistem, pek çok yatırımcıyı kendine çekti ve DAO’ya adeta “ether” yağdı. Henüz bir hafta öncesine kadar, 150 milyon dolar değerinde Ethereum bu platform üzerinde fon olarak birikmişti bile.
Ne yazık ki bu başarıyı yakından takip eden tek kitle basın değildi; hacker’lar da sistemin açıklarını kollamaya başlamıştı. Geçtiğimiz günlerde, DAO platformunun Ethereum kripto para birimini kullanma yöntemiyle ilgili potansiyel açıkları olabileceği ortaya çıktı. Bu fona yatırım yapan biri parasını geri çekmek istediğinde yapması gereken; ikinci bir hesap açıp, ether’ini bu hesaba transfer etmekti. Ardından 27 günlük bir bekleyiş sonucunda sahip olduğu para başka yerlerde kullanılabilir hale geliyordu. Bu sistemin açığı ise, kötü niyetli kullanıcılara yatırdıkları paradan çok daha fazlasını çekebilme olasılığı sunmasıydı.
53 milyon doları kim çaldı?
Geçtiğimiz haftalarda bu sorunu gündeme getiren yatırımcılara kulak veren geliştirici Stephen Tual, hızlı bir çözüm üretti ve sorunun çözüldüğünü iddia etti. Önceki gün yaşanan skandal ise Tual’in yanıldığını gösteriyordu; bir kullanıcı ikincil DAO hesabına 53 milyon dolar değerindeki Ethereum’u aktarmayı başardı. Eğer bahsi geçen 27 günlük süre içinde bu soruna bir çözüm üretilmezse, bu para kripto para ekosistemi içinde (büyük ihtimalle hırsızıyla birlikte) kaybolup gidecek.
Konuyla ilgili çalışmalar sürerken, Ethereum Vakfı kendi çözümüyle masaya geldi: DAO’nun temelindeki yazılımı ‘fork’layarak, izole hale getirmek ve hacker’ın gerçekleştirdiği işlemin yetkisini kaldırmak. Bu adımın ardından çalınan 53 milyon dolarlık Ethereum tekrar DAO’ya aktarımını sağlayacaklar.
Ne var ki böylesi bir müdahale, DAO’nun varlık sebinin sorgulanması için yeterli. Yatırımcıların bu sisteme akın etmesinin tek sebebi, merkezi bir yapının olmaması ve tüm süreçlerin kendi kendini yürütecek şekilde tasarlanmasıydı. Bu gibi sorunlarla karşılaşıldığında masaya ağırlığını koyacak bir merkezi otorite olacaksa, bu Ethereum Vakfı ya da bir başkası olabilir, o zaman DAO’nun tüm büyüsü kaybolur.
Ethereum’un geleceği karanlık
Öyle ki Inc.com haberine göre yatırımcılar, gerçekleşen hırsızlıktan daha çok böylesi bir dış müdahalenin düşünülmesine tavır almış görünüyor. Çoğu yatırımcı, böylesi bir uygulamanın merkezi sistemi olmayacak şekilde tasarlanan bir sistem için tehlike arzettiğine inanıyor. Hatta çalınan paranın 27 gün sonra kaybolmasını, merkezi bir otoritenin kuralları belirlemesine tercih ettiklerini belirtiyorlar.
Üstelik sadece DAO değil, tüm kripto para ekosistemi merkezi otoriteden uzak durmak isteyen yatırımcılar sayesinde dönüyor. Bu nedenle Ethereum Vakfı’nın da yazılımı fork’lama ve kaybolan parayı geri getirme konusunda tek taraflı bir karara varması mümkün değil. Ethereum kurunu destekleyen bilgisayarları çalıştıran sayısız insanın da ikna edilmesi gerekiyor.
DAO skandalı nasıl bir sonuca ulaşacak, bunu 27 gün içinde öğreneceğiz. Ancak kesin olan bir konu var ki; lidersiz bir risk sermayesi deneyi başarısızlıkla sonuçlandı. DAO kurucuları dükkanı kapatıp yatırımcıların parasını geri ödemekten başka çıkış yolu görmüyor. Ethereum ise yaşanan olayların ardından dolar karşısında yüzde 33 değer kaybederek dibe vurdu. Bakalım yaşanan bu fiyaskonun ardından kripto para dünyasında dengeler nasıl değişecek…
Alman otomotiv devi BMW, rakiplerinin otonom sürüş teknolojilerindeki çalışmalarına daha fazla kayıtsız kalamadı ve şirketin elektrikli/temiz otomobil teknolojilerini geliştiren Ar-Ge ekibini otonom sürüş teknolojilerine odaklama kararı aldı.
BMW’nin yönetim kurulu üyesi Klaus Fröhlich’in yaptığı açıklamada, otonom sürüşün otomotiv endüstrisini yeniden şekillendireceği vurgusu da dikkat çekti.
Bundan sonra markanın “i” harfiyle tanımladığı otomobil serisinin, otonom sürüş teknolojileriyle geliştirileceğinin altını çizen yönetim kurulu üyesi, şirketin rakipleri gibi bir otomobil paylaşım uygulamasına sahip olup olmayacağı sorusuna ise yanıt vermedi.
Otomobil üreticileri, otonom sürüş teknolojileri standart hale dönüştüğünde büyük şehir sakinlerinin otomobil satın almaktan vazgeçmesini bekliyorlar. Büyük şehirlerde otomobil satın almak yerine, Uber gibi otomobil paylaşım servislerinden otonom/robot bir otomobili evin kapısına kadar çağırmak daha avantajlı olacak. Dolayısıyla General Motors Lyft’i satın almışken, Volkswagen Gett’e yatırım yaptı, Toyota ise Uber ile ortaklık anlaşmasını imzalamış bulunuyor.
Otomobil üretme planları olan Apple ise Çin’in en büyük araç paylaşım uygulaması Didi Chuxing’e 1 milyar dolar yatırdı, aynı hesaplar içinde olan Google da kendi araç paylaşım uygulaması Waze Rider’ı yayınladı.
Şimdi Alman otomobil devlerinden de benzer şekilde, kendi uygulamalarını duyurmaları bekleniyor.
Ev sahiplerinin evlerini veya evlerindeki belli odaları, kısa süreliğine ve düşük fiyatla kiraya vermesini amaçlayan, bu sayede turistlerin kalacak yer sorununu ekonomik olarak çözmesiyle ünlü ev paylaşım uygulaması Airbnb, ABD’de çok büyük tepkiler almaya başladı.
Önce San Francisco’da başlayan protestolar şimdi de New York’a sıçramış durumda. San Francisco’da, şehir meclisinin Airbnb’yi yasaklamak için oylama yapmasına kadar giden süreçte protestocular şehirdeki ev fiyatlarının Airbnb yüzünden aşırı şekilde arttığından şikayet ediyorlardı.
Aslında ev sahiplerinin, kendi yaşadıkları evin içindeki bir odayı uygun fiyatla ve kısa süreliğine kiralaması mantığı ile hayata geçen Airbnb kısa sürede ev sahiplerinin içinde yaşamadıkları boş evleri de kiraya vermek için kullandıkları bir mecraya dönüştü. Boş evlerini Airbnb üzerinden günlük/haftalık kiraya vererek, aylık kiralamadan çok daha fazla para kazanmaya başlayan ev sahipleri bu işi düzenli bir ticari operasyon haline getirince, hem şehirde yaşamak için kiralık ev bulmak zorlaştı hem de ev sahipleri vergi ödemeyen, ticari kaydı olmayan, korsan otel işletmecilerine dönüşerek vergi kaybına neden olmaya başladılar. Elbette resmi turistik otel işletmeleriyle haksız rekabet yapmaları da işin bir diğer yönü.
Dolayısıyla Airbnb’den, kullanıcıları dışında herkes şikayetçi olmaya başladı ve San Francisco’da çok büyük eylemlere neden olan ev paylaşım uygulaması şimdi de New York sakinlerinin tepkisini topladı. New York’ta da ev kiraları abartılı bir şekilde yükselmeye başlayınca halk sokaklara döküldü. Protestocular belediye başkanından Airbnb’nin efektif şekilde engellenmesini istiyorlar. Aslında New York’ta, tüm bir evi 1 aydan az süreliğine kiralamak yasa dışı kabul ediliyor. Şehir Airbnb’nin kiraları yükseltmemesi için bu kararı çıkarmış durumda ancak uygulamada sıkıntılar yaşanıyor ve ev sahipleri evlerini diledikleri gibi kiraya veriyorlar.
New York yasalarına göre, ev sahibi kendi oturmadığı evini bir aydan az süreliğine kiraya verecek olursa, ilk yakalamada 1000 dolar ceza ödüyor. İkinci yakalamada 5000 dolar, üçüncü ve sonrasında ise 7500’er dolar ceza alıyor. Ancak ev sahiplerini durdurmak mümkün değil. “Ben de bu evde oturuyorum, burası yazlık evim, dinlenme evim, bir odasını home-ofis olarak kullanıyorum, Airbnb’den gelen misafir diğer odada kalıyor, ben bir haftalığına tatile/yazlığa/diğer evime gittim, bu sırada misafirim evde kaldı” şeklinde beyan veren ev sahipleri, minareyi kılıfına uydurarak oturmadıkları evlerini günlük/haftalık kiraya veriyorlar.
Airbnb, kira fiyatlarının son derece yüksek olduğu şehirlerde kiralık ev arayan halkın ve resmi otellerin yeni kabusu olmuş durumda ve New York protestoların yükseldiği son şehir olmayacak gibi görünüyor.
Airbnb yöneticileri ise yaşananlardan çok rahatsız. Şirket, ev sahiplerini yasa dışı kiralamaya karşı uyarmasına rağmen uygulamanın amacı dışında kullanılmasını önleyemiyorlar. Şirketin en büyük korkusu, Berlin’de olduğu gibi uygulamanın kullanımına toptan yasak getirilmesi.
LaGuardia Topluluk Koleji’nde geçtiğimiz Salı günü düzenlenen mezuniyet töreni, iş dünyasının devlerinin akınına uğradı. Goldman Sachs’in 10.000 Küçük İşletme adını verdiği yeni girişimci yetiştirme programının 20. mezuniyet töreni yine burada gerçekleşiyordu.
Dünyanın en varlıklı insanları listesinin zirvesinden inmeyen, Berkshire Hathaway’in 85 yaşındaki CEO’su Warren Buffett da girişimcilik maratonunun henüz başında bulunan bu çiçeği burnunda iş adamlarına bir konuşma yaptı. Ticaret kanunlarından yetenek alımlarına, siber güvenlikten girişimcilik serüvenlerine kadar pek çok konunun farklı isimler tarafından konuşulduğu etkinlikte Buffett, her girişimcinin ustalaşması gereken bir ipucu verdi:
“Yarın sabah uyandığınızda, aynaya bakın ve bir rujla ‘müşterime haz vermeliyim’ yazın, ‘müşterimi memnun etmeliyim’ değil.” Son aldığı otomobilin kaç para olduğunu hatırlamadığını, ancak satın alma deneyimini çok iyi hatırladığını anlatan işadamı, işletmelerin ‘haz verdiği’ her müşteriyi ücretsiz çalışan birer satışçı olarak görebileceklerini söyledi: “Siz onlara memnuniyetin bir adım ötesinde bir haz sağlarsanız, ürünlerinizi almak için geri gelirler ve bu ürünlerden diğer insanlara da tutkuyla bahsederler.”
Warren Buffett, Amazon CEO’sunu örnek verdi
Silikon Vadisi’nin zirvesindeki isimlerden Amazon Kurucusu Jeff Bezos için ‘müşterisine haz vermeyi bilen ideal bir örnek’ benzetmesi yapan Buffett, Bezos’un 20 yıl önce çok küçük bir işletmenin başında olduğunu hatırlattı ve anlatmaya başladı: “Ancak her gün müşterilerine haz vermek için ne gerekiyorsa yaptı; daha hızlı kargo, daha düşük fiyatlar… Üstelik bugün bile hala tek düşündüğü şey müşterilerine haz vermek; o bundan asla vazgeçmiyor.”
Inc.com’da Helena Ball imzasıyla yayınlanan makalede bir diğer milyarder, kendi soyadını taşıyan dev finans şirketinin kurucusu ve mevcut CEO’su Michael Bloomberg de Warren Buffett ile aynı fikirde görünüyor: “Müşteri her şey demektir. Ancak bir şirketin en büyük gücü çalışanlarıdır. Her türlü ayrı ofisten kurtulun; çalışanlarınızın arasında oturmanız gerekiyor. Duvarları yıkın; açık bir ofis planı yapın. Şirkette ben bunu uyguladım ve tek bir kişiden 20 bin personele ulaşmamda açık ofis politikasının büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.”
Jack Dorsey: “Çalışanlarınızla iletişim kurun”
Aynı etkinlikte söz alan bir diğer isim, Twitter ve Square kurucusu Jack Dorsey de çalışanlarınızla sürekli olumlu diyalog kurmanız gerektiğini hatırlatıyor; “İyi insanları şirketinize çekmek için, amacınızın ne olduğu konusunda iyi bir fikriniz olması gerekiyor.” Şirketinizin hedefi ve gayesi nedir? Doğru yolda olduğunuz ve yoldan saptığınız noktalar nelerdir?
Twitter CEO’su bu konuda çalışanlarıyla sık sık fikir alışverişi yapmaktan çekinmediğini anlatıyor: “Neden buradasın?” diye sormaktan çekinmeyin. “Eğer ortak bir gaye için duyulan tutku görürsem, her türlü becerinin öğretilebileceğini bilirim.”
Kendini online haber merkezi olarak konumlandırmaya çalışan Twitter’a kötü haber, Columbia Üniversitesi ve French National Institute’den geldi. İki kurumun hazırladığı araştırmaya göre, kullanıcıları sosyal ağda paylaşılan haberlerin büyük bölümüne “tıklamıyor”, yani okumuyorlar. Araştırmaya göre, mikro blog sitesinde yayınlanan haberlerin %60’ı hiç tıklama almıyor ve okunmuyor.
Sosyal ağ servisinde paylaşılmış 2,8 milyon haberi inceleyen araştırmada haberler iki ayrı kategoride incelendi. Birinci kategoride, Bit.ly gibi URL kısaltma servisleri üzerinden paylaşılan haberler, diğerlerinde ise doğrudan haber kaynağının linki ile paylaşılan haberler yer aldı. Araştırmacılar bu şekilde, haberlerin nasıl viral haline dönüştüğünü de tespit etmeye çalıştılar.
Sonuçlara göre, haberlerin %60’ı hiç tıklanma almazken, kullanıcıların haberlerin sadece başlığını ve özetini okumayla yetindiğini, daha detaylı bilgi almak için linke basma gereği duymadığı ortaya çıktı. Böylece bilgi tüketimi konusundaki yeni alışkanlığın, sadece başlık ve özet okumak olduğu anlaşıldı.
Kullanıcıların sadece çok ilgi çekici buldukları başlıklara tıklıyor olması gerçeği de, haber kanallarında artık “clickbait” adı verilen tuzak manşetlerin yoğunlaşabileceği anlamına geliyor. Tıklanma sayısı giderek azalan haberlere ilgi çekmek için çoğu haber kanalının tuzak manşetlerle sitesine ilgi çekmeyi yeni haber yazma alışkanlığı olarak kabullenmesi, habercilikte önemli bir tehlike olarak görülüyor.
Öte yandan, araştırma sonuçları, Twitter’ın kendisini yeni haber mecrası olarak konumlandırmakta hata yaptığını da ortaya koyuyor. Sosyal medya servisinin ya bu hedeften vazgeçmesi ya da kullanıcılarını haberleri okumaya teşvik edecek tasarımsal düzenlemeleri hayata geçirmesi gerekecek
NASA, petrol ekonomisinin sona yaklaştığının farkında olsa gerek, elektrikli araç geliştirme yarışına yeni bir uçak prototipi ile katıldı. X-Planes isimli eski uçak geliştirme programına geri dönen uzay ajansı, yeni projede ilk deneysel uçak olan Maxwell X-57’yi geliştirdi.
X-57’nin kanatları arasında 14 küçük elektrikli motor bulunuyor, en dıştaki iki motor ise diğerlerine oranla daha büyük boyuttalar. Küçük motorlar, uçağın inişi ve kalkışı sırasında gerekli güç ve kontrolü sağlarken, uçak uçuş yüksekliğine çıktıktan sonra sadece kanat uçlarındaki iki büyük motorla uçmaya devam edebiliyor.
ABD’nin uzay ajansı, elektrikli uçaklar vasıtasıyla yakın gelecekteki araştırma çalışmaları için ihtiyaç duyacağı uçak filosunda önemli tasarruf yapmayı planlıyor. Saatte 280 km hız yapabilen 4 kişilik uçak, standart uçaklara göre çok hızlı sayılmaz ancak NASA mühendislerini çeşitli bölgelerdeki araştırma çalışmaları arasında götürüp getirmek için ideal bir çözüm oluşturacak. Bakımı kolay, inişi, kalkışı kolay, yakıt masrafı çok küçük olan bu uçaklar sayesinde NASA hava alanı olmayan noktalarda düzlük alanlara bile kolayca inip kalkabilecek.
Henüz test aşamasında olan X-57 aynı zamanda ABD uzay ajansının 10 yıl süren elektrikli uçak çalışmalarının son aşamasını temsil ediyor. Uçağın isminin X ile başlaması da bir rastlantı değil, ABD’de devletin 1947 yılında başlatmış olduğu X Planes programı, yeni uçaklar geliştirme amacını taşıyan bir program ve programda bugüne kadar 56 uçak modeli denendi. ABD uzay ajansı, elektrikli uçaklar konusunda yeni prototipleri de geliştirdiğini altını çiziyor. Yani yakında başka X uçakları da göreceğiz.
Kendine nakit para akışı arayan ve bu amaçla reklam verenleri nasıl cezbedeceğini düşünüp duran sosyal medya ağı Twitter, şimdi yeni bir araçla reklam verenlerin karşısına çıkıyor: Emojiler.
Twitter’ın yeni reklam modeli emojileri temel alacak. 2014 yılından beri 110 milyar emojinin tweetlendiği sosyal medya servisinde artık reklam verenler kullanıcıların ruh hallerini emojiler vasıtasıyla tespit edip, ona göre reklam gösterecekler.
Örneğin, hamburger, yeme, içme emojsi paylaşan bir kullanıcının aç olduğuna kanaat getiren fastfood restoranları kullanıcıya kendi reklamlarını gösterecekler. Tatil, yelkenli, güneş, deniz emojileri paylaşan bir kullanıcının tatile gitme modunda olduğu varsayılarak, tatil reklamları görmesi sağlanacak. Otomobil, giyim kuşam, makyaj, televizyon, aşk, flemenko dansı, saç kesim, spor, fitness gibi başka emojilerle bu örnekleri genişletebiliriz. Her emojinin temsil ettiği ruh hali ve kullanıcı ilgisi, ilgili sektördeki reklam verenlerin reklamlarını o kullanıcılara yöneltmesini sağlayacak.
Diğer sosyal ağlara da yayılabilir
Diğer bir deyişle, artık kullanıcılar Twitter’da emoji kullandıkça daha çok reklam görecekler. Üstelik Twitter’ın bu yeni hamlesi, Facebook, Instagram, Messenger, Whatsapp, Snapchat gibi diğer “emoji yoğun” mecralarda da kısa sürede benimsenecek gibi görünüyor. Sadece Facebook Messenger’e geçen ay 1500 yeni emoji eklendiğini de unutmamak gerekiyor. Emojiler gerçekten reklam verenler için yeni “hedef kitle tespit aracı” olabilir.
Arttırılmış gerçekli gözlüğü Google Glass büyük umutlarla geliştirildikten sonra halkın ağır tepkisi nedeniyle geri plana çekilmek zorunda kalmıştı ancak aynı şey Snapchat’in de başına gelmek zorunda değil. Canlı yayınlar ve anlık fotoğraflarla Twitter’dan bile büyük bir kitleye sahip olan Snapchat’in şimdi gizli bir kameralı gözlük üzerinde çalıştığı söylentisi var.
Sosyal ağ servisinin gözlük üzerinde bir seneden uzun süredir çalıştığı ve hatta çalışan prototiplere de sahip olduğu düşünülüyor zira şirketin kurucusu ve CEO’su Evan Spiegel’ın geçtiğimiz yıl Corsica’da yaptığı tatil sırasında taktığı güneş gözlüklerinin çerçevesine kamera saklanmış olduğu fark edildi. Ayrıca gözlüğün iki sapının da normalden çok daha kalın olduğu dikkat çekti ki, bunların da dijital gözlüğün pillerini saklamak amacıyla tasarlandığı düşünülüyor.
Paparazzilerin Corsica’da görüntülediği Evan Spiegel’in, Snapchat’in tasarladığı akıllı gözlüğü denediği anlaşıldı.
Paparazzilerin Corsica’da çektiği fotoğraflar bir yıllık olmasına rağmen kimsenin fotoğraftaki gözlükten şüphelenmemiş olması Snapchat’in gözlük tasarımındaki başarısı olarak kabul ediliyor. Şirketin gözlük projesinin ortaya çıkmasıyla anlam kazanan eski fotoğrafların ötesinde, şirket içinden sızan bilgiler bu alanda çok sayıda mühendisin işe alınmış olduğunu da doğruluyor. Ayrıca şirketin düzenli olarak Çin’e giderek üreticilerle toplantı yapan bir ekibi de var.
Yapay zeka platformu IBM Watson, uçak yolcularının türbülanslardan zarar görmemesi için yeni bir hizmeti hayata geçiriyor.
IBM’in süper bilgisayarları ve öğrenen yapay zeka yazılımlarını birleştirerek oluşturduğu yapay zeka platformu Watson, uçaklarda WiFi hizmeti veren Gogo servisi ile işbirliği içinde, pilotların rotaları üzerindeki hava boşluklarını tespit edip pilotlara haber verecek. IBM Watson’ın hava boşluklarını tespit etmek için danışacağı adres ise IBM’in kısa süre önce 2 milyar dolar ödeyerek satın aldığı hava tahmin servisi Weather Company olacak.
Pilotlar, uçaklarda WiFi hizmeti veren Gogo servisi üzerinden rotolarını anı anına Watson ile paylaşacaklar, Watson ise Weather Company’den gelen anlık verileri hızla analiz ederek, pilotlara karşılaşabilecekleri muhtemel türbülans noktalarını iletecek. Pilotlar bu bilgileri yine Gogo üzerinden anı anına takip edebilecekler. Böylece uçaklar türbülansa girmeden çok önce rota değiştirmek için gerekli işlemleri tamamlayıp sarsıntıdan kurtulabilecekler.
IBM’in hesaplamasına göre, dünyada türbülanslar nedeniyle hava yolları her yıl toplam 100 milyon dolar zarar ediyor. Uçak ve uçuş sayısı arttıkça, bu rakam da hızla büyüyor. Mevsimsel anormalliklerin arttığı yıllarda ise rakam daha da artıyor. Aşırı sarsıntılarda ise yolcular ve kabin memurları arasında ağır vakalara varan yaralanmalar yaşanabiliyor.
Hakkında çok az şey bilinmesine rağmen teknoloji dünyasından topladığı milyar dolarlık yatırımlarla ilgi odağı olan Magic Leap, Star Wars karakterlerinin yer aldığı bir klip yayınladı.
Arttırılmış gerçeklik alanında yeni kurulmuş bir start-up iken yayınladığı kliplerle ilgi toplayan ve Google, Alibaba gibi dev teknoloji şirketleriyle eğlence endüstrisinden 1,4 milyar dolar yatırım alan şirket artık mixed reality kavramıyla birlikte anılıyor.
Genç şirket şimdi Star Wars’un yaratıcısı Lucasfilm ile stratejik ortaklık kararı aldıklarını açıkladı. Anlaşmanın duyurulması sırasında da içinde Star Wars karakterlerinin yer aldığı yeni bir klip de yayınlandı. Videonun, doğrudan Magic Leap teknolojisiyle oluşturulan görüntülerle çekildiği ve başka özel efekt kullanılmadığı da vurgulandı.
Bu yeni ortaklık, 3D sinema, video oyunları ve sanal gerçeklik sektöründe yeni gelişmelerin hızla hayatımıza girme olasılığını da beraberinde getirdi. Sonuç odaklı bir firma olan Lucasfilm, bugüne kadar satın aldığı, yatırım yaptığı veya ortak olduğu teknoloji şirketlerini hızla kendi filmlerine, oyunlarına ve diğer ürünlerine adapte etmesiyle biliniyor.
Duyuru sırasında yayınlanan videoyu aşağıda izleyebilirsiniz:
Facebook, WhatsApp ile birlikte dünyanın en büyük mesajlaşma yazılımına dönüşen Messenger’ın 900 milyondan fazla kullanıcısını etkileyecek önemli değişiklikleri yayına almaya hazırlanıyor.
Facebook’un blog üzerinden yaptığı duyuruya göre, mesajlaşma uygulamasında artık en son yapılan sohbetler, aktif sohbetler listesinin en üstünde görünmeyecek. Kullanıcılar, bazı sohbetleri favori olarak işaretleyerek, bunların en tepede görünmesini sağlayabilecek. Böylece farklı nedenlerle yapılan sohbetler, önemli sohbetleri listenin altına itemeyecek.
Diğer bir yenilikse, sosyal ilişkilerde çok önemli olan, doğum günü kutlamalarına kolaylık getiriyor. Artık Messenger kullanıcıları, kontak kişileri içinden doğum günü olan arkadaşlarını sohbet listesi içinde görebilecek ve doğum günü için kutlama mesajı gönderebilecek.
Mesajlaşma uygulamasının son sürprizi ise büyük tepki toplayabilir zira uygulama kullanıcılarının online olup olmadığını göstermeye hazırlanıyor. Active Now isimli özellikle, hangi kullanıcının online olduğunu görmek mümkün olacak ama Facebook’un dileyen kullanıcılar için bu özelliği kapatacak ayarları da hazırlayacağına inanılıyor.
Yeni özellikler, önümüzdeki haftalarda yayınlanacak güncellemelerle hayata geçecek.