Bilişim dünyası Avnet FutureIT etkinliğinde buluştu

Teknoloji, uzun yıllardır dünyayı değiştirdiği gibi kendi içinde de imza attığı çeşitli yeniliklerle kendi dönüşümünü gerçekleştiriyor. Bu yenilenmenin başrolünde bulunan çeşitli firmaların üst düzey yöneticileri, Avnet Türkiye tarafından düzenlenen FutureIT etkinliğinde bir araya geldi. 11 Mayıs 2016 tarihinde Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center’da düzenlenen etkinlikte açılış konuşması Avnet Türkiye Genel Müdürü Hakkı Eren tarafından gerçekleştirildi. Eren, “Teknolojide Yeni Gelecek” başlıklı konuşmasında artık dijital dönüşümle özdeşleşen nesnelerin interneti ve bulut bilişim kavramlarının önemine dikkat çekerken, değişen müşteri beklentilerinin şirketleri ne tür bir geleceğe hazırlanmaları konusunda yönlendirdiğine vurgu yaptı. Eren’in ardından sahneye çıkan Tick Tock Boom Genel Müdürü Cüneyt Karakaya ise, “Kelime Satan Adam” başlıklı sunumuyla veri dünyasının ve veri kullanımının önemini katılımcılarla paylaştı. FutureIT etkinliğinde, Avnet’in portföyünde bulunan şirketlerin üst düzey yöneticileri de çeşitli sunumlar gerçekleştirirken, şirketlerinin sunduğu ürün ve çözümlerin geleceğin dünyasını nasıl etkileyeceği bilgilerini paylaştı. Brocade Genel Müdürü Feyyaz Atalay bu kapsamda “X Jenerasyonu Veri Merkezleri” başlıklı bir sunum gerçekleştirirken, EMC Türkiye Ülke Müdürü Sinan Dumlu ise “IT Vizyonu ve Stratejisi” adlı sunumuyla şirketlerin nasıl stratejiler geliştirmesi gerektiğine dair bilgiler paylaştı. EMC’nin daha etkin ürün ve çözümler sunmak amacıyla, teknolojinin değişen yapısı içinde Dell ile yaptığı işbirliğine de değinen Dumlu, yeni nesil depolama teknolojilerine ait trendlere ait bilgiler de paylaştı. Dumlu’nun ardından söz alan Extreme Networks Marmara Bölge Müdürü Nihat Onal ise Extreme Networks’ün getirdiği veri merkezi ve bilgi yönetimi konularına dair bilgiler aktarırken şirketin geçmişi ve Enterasys satın alması sonrası şirketin gelişen yeteneklerinden söz etti. Gün boyu devam eden Avnet Türkiye FutureIT etkinliğinin ikinci bölümünde ise “IT Yeniden Şekilleniyor: Hazır mısınız?” sunumuyla Hitachi Data Systems Ülke Müdürü Serdar Sayar; “HPE Stratejisi” sunumuyla, Hewlett Packard Enterprise Kanal Direktörü Merden Kahvecioğlu; “Digital Transformasyon ve Ticarete Etkileri” sunumuyla NetApp Ülke Müdürü Behçet Yumrukçallı; “Sanaldan Dijitale Yolculuk” sunumuyla VMware Ülke Müdürü Murat Mediceler, “Teknolojilerindeki Alışkanlıklarınızdan Kurtulun’’ sunumuyla; SimpliVity Türkiye, Malta, Kıbrıs, Yunanistan ve Türki Cumhuriyetler Ülke Müdürü Tarcan Serdaroğlu; “Dijital Dönüşüm Çağında İş Sürekliliğinin Yeri” sunumuyla, Veeam Ülke Müdürü Ozan İnan konuşmacılar arasında yer aldı. IBM sunumu Cognitive Çözümler Lideri Nicolas Anderson tarafından gerçekleştirilirken, IDC tarafından ‘’IT Trends for Near 5 Years’’ konulu sunum ile IT pazarınının gelecek 5 yılına yönelik öngörüler davetlilerle paylaşıldı.

Apple artık en değerli şirket değil

0
Apple’ın satışlarının düştüğünü gösteren raporlar ortaya çıktıkça, şirketin hisse değerleri de hızla değer kaybediyor. Geçtiğimiz yıl ilk defa iPhone satışlarının azaldığının ortaya çıkmasının ardından şimdi de şirketin önümüzdeki dönemde satacağı cihazların sayısının beklentilerin altında olduğu ortaya çıktı. Şirketin işlemcilerine dair raporda, beklenenden daha az sayıda işlemcinin üretildiğinin ortaya çıkması, Apple’ın yakın gelecekte fazla telefon, tablet ve bilgisayar satmayı beklemediğini ispatladı. Bu rapor sonrasında Perşembe günü Apple hisseleri hızla düşerek, Haziran 2014’teki seviyesi olan 90 dolara geriledi. Apple’ın şu andaki piyasa değer 493 milyar dolara gerilemiş durumda. Bu da, rakibi Google’ın ana şirketi Alphabet’in toplam değeri olan 498 milyar dolardan daha düşük bir rakam. Yani artık dünyanın en büyük şirketi Google ya da diğer bir deyişle, Alphabet. iPhone üreticisi firmanın bu yıl piyasaya süreceği iPhone 7 ve iPhone 7 Plus’un şirketin satışlarını arttırarak hisse değerlerini yeniden yükseltmesi bekleniyor. Ancak öte yandan rakibi Alphabet sadece telefon/tablet alanında değil, IoT, bulut servisleri, sürücüsüz otomobil teknolojileri, internet servis sağlayıcılığı gibi farklı alanlarda önemli hizmet veriyor ve bu sektörler teknoloji dünyasında giderek büyük önem kazanmaya başlıyor.

Kendini imha eden dronelar geliştirildi

0
Teknoloji firmalarının drone’lara olan ilgisi bitmiyor. Intel’den sonra şimdi de Xerox drone teknolojileri üzerinde çalıştığını açıkladı. Dünyaca ünlü AR-GE şirketi Xerox PARC; Amerikan DARPA’nın (İleri Savunma Araştırma Projeleri Ajansı) geride bir iz, kanıt bırakmadan kendini imha edebilen insansız hava araçları (Drone) üretmeyi hedefleyen ICARUS Programı’na (Inbound, Controlled, Air-Releasable, Unrecoverable Systems Program) destek veriyor. Xerox PARC; aldığı sinyal komutla kendini otomatik olarak imha edebilen Gorilla Glass cam bellek ve elektronik devre buluşunu bu projeye entegre etmeye çalışıyor. Xerox PARC’ın bu buluşu, DARPA’nın ICARUS Programı’nın kritik bileşenleri arasında gösteriliyor. DARPA’nın James Bond filmlerini aratmayan ICARUS Programı ile “Yok Olmaya Programlanabilir Elektronik Cihazlar” geliştirilmeye çalışılıyor. DARPA, drone cihazlarda donanım olarak Xerox PARC’ın geliştirdiği kendi kendini imha edebilen elektronik cam çipleri kullanacak. Böylece alınan bir komutla veya önceden belirlenen sürede droneların görevini tamamladıktan sonra kendini imha etmesi sağlanacak. Aynı zamanda drone üzerinde bulunan polimer paneller de cihazın geride bir iz bırakmadan imha olmasına imkan verecek. Drone sistemi için geliştirilen katı formdaki bu polimer paneller, direkt olarak gaz forma geçerek yok olacak. Elektronik devreleri barındıran cam ve polimer panellerin yok olması drone cihazına, taşıdığı malzemeye ve bilgiye dair geride hiçbir iz kalmamasını sağlayacak. Böylece görevini tamamlayan dronelar deyim yerindeyse buharlaşacak.

Gidip dönmeyen drone

Drone teknolojisi ile ilgili açıklamada bulunan DARPA’nın ICARUS Programları Yöneticisi Troy Olsson, Xerox PARC gibi proje partnerleri ile geliştirdikleri teknolojiler kullanılmaya başlandığında, askeri ve sivil amaçlı operasyonel işlere yönelik bilgi ve veri güvenliğinin en üst düzeyde sağlanacağını söylüyor. ICARUS Programı ile üretilen dronelar, gönderilecek bir sinyalle veya belirlenecek bir süre sonunda çevreye zarar vermeden kendini imha edecek. Daha düşük maliyetlerle tek seferlik kullanılabilecek şekilde üretilecek bu droneları geri döndürmek için harcanan enerjiden de tasarruf edilecek.

Blockchain geliştiricileri bu platformda buluşuyor

0
Fintech alanında tüm otoritelerin bir sonraki yıkıcı dalga olarak gördüğü teknoloji aynı: Blockchain. Bu alanda uygulama ve teknoloji geliştiren fintech startup’ları ve Bağımsız Yazılım Satıcıları (ISV) artık Red Hat’in yeni programıyla bir araya gelebilecekler. . OpenShift Blockchain Girişimi, bir taraftan Red Hat’in OpenShift Dedicated hizmeti aracılığıyla platform uygulama dağıtımını gerçekleştirirken bir taraftan da finansal hizmetler endüstrisi müşterilerine katma değer sağlanması amacıyla tasarlandı. Aralık 2015 tarihinde başlatılan OpenShift Dedicated girişimi, müşteriler için popüler bir uygulama platformu olarak ortaya çıktı. Açık kaynaklı Docker platformu ve Kubernetes yönetim yazılımı teknolojileri, operasyonlar ile destek ekiplerine Red Hat mühendisliği tarafından yönetilen OpenShift çekirdek platformunun güç ve esnekliğini sağlıyor. OpenShift Dedicated, blockchain alanında yer alan startup’lar için ideal bir seçenek sunuyor. Böylelikle, fintech Bağımsız Yazılım Satıcıları ile geleneksel finansal kuruluşlar, blockchain tabanlı uygulamaları keşfetmeye başlıyor.

OpenShift Blockchain için ne vadediyor?

OpenShift Dedicated ile fintech startup’ları, Bağımsız Yazılım Satıcıları ve finansal kuruluşlar, açık kaynak teknolojilerinin katkısıyla geliştirilen; güncellenebilir işlemsel uygulamaların daha şeffaf ve güvenli bir platform üzerindeki gelişimlerine katkıda bulunan blockchain tabanlı bulut servislerini keşfedebilir. Red Hat’in, Dedicated OpenShift hizmeti, veri uygulama platform teknolojisiyle blockchain çözümlerini daha da güçlendiriyor ve birçok endüstri kolu ile işletme ve yazılım sistemleri için uygulanabilir bir zemin sağlıyor. Bağımsız Yazılım Satıcıları, yeni OpenShift Blockchain girişimiyle OpenShift Dedicated ortamlarına erişebilecek, OpenShift Commons açık kaynak topluluğuna üye olabilecek ve eğitim çalışmalarının yanı sıra gerekli materyaller ile kullanıcı deneyimini artırabilecekler. Red Hat, kısa bir süre önce blockchain teknolojisini geliştirmek amacıyla başlatılan Hyperledger Projesi’ne katıldığını duyurarak blockchain çözümlerine bağlılığını ortaya koyuyor. Açık bir yönetim projesi olan Hyperledger Projesi, blockchain teknolojisini merkezine alan, bağımsız yönetilebilir, açık bir platform yapısıdır. Red Hat, sürekli ilerleyen çalışmalarıyla finans, üretim, bankacılık, sigorta ve nesnelerin interneti (IoT) endüstrilerinde değerlendirilebilecek dağıtılmış ledger (defter) teknolojisinin gelişimine katkı sağlıyor.

Facebook Onaylanmış Sayfalar arasına kendi sayfanızı nasıl eklersiniz?

0
Facebook sayfa onaylatma işlemi, aslında ilk önce Twitter’ın yaptığı bir girişimdi. Bu sayede ünlü kişiler, çok takipçili farklı birçok kurum veya kuruluş sayfalarını onaylatarak hesabın yanında mavi tık işareti çıkmasını sağlayabiliyor ve takipçilerine sayfanın güvenilirliğini arttırıyor. Peki, Facebook sayfa onaylatma nasıl yapılıyor?

Facebook Onaylanmış Sayfalar

İngilizcede “Verified page” olarak isimlendirilen Facebook onaylanmış sayfalar, direkt olarak Facebook tarafından güvenilirliği ve doğruluğu kabul edilmiş sayfa anlamına geliyor. 16-05/10/facebook-sayfa-onaylatma-2.png Facebook‘tan sayfasını onaylatan profiller, işlem sonrası profillerinde mavi tık işaretini görüyorlar. Böylece sayfayı ziyaret eden diğer Facebook kullanıcıları bu sayfanın onaylanmış ve güvenilir bir sayfa olduğunu görüyor.

Facebook Sayfa Onaylatma Nasıl Yapılır?

Normal şartlarda Facebook sayfa onaylatma işlemi direkt olarak Facebook’un yardım merkezi üzerinden yapılıyor. Bu işlemin gerçekleştirilebilmesi için sayfanızın belli bir kitleye ulaşmış olması, günlük erişim istatistiklerinin belli bir noktada olması gibi farklı kriterler mevcut. Ancak şu anda Facebook’un “Nasıl sayfamı doğrularım?” bölümüne gittiğiniz zaman “Şimdilik bulunduğunuz bölgede gri doğrulama kartı isteklerini kabul etmiyoruz.” uyarısı ile karşılaşıyorsunuz. Yani bir başka deyişle ülkemizde direkt olarak Facebook’a başvuru yaparak sayfa onaylatma işlemi gerçekleştirilemiyor. Peki, diğer yollar neler? Ülkemizde birçok onaylanmış Facebook sayfası bulunuyor. Bu da genellikle Facebook partneri olan, Facebook ile işbirliği içerisinde olan sosyal medya ajansları aracılığı ile yapılabiliyor. Örneğin ülkemizde Facebook ile yakın ilişki içerisinde olan sosyal medya ajansı Sosyopat, sayfa onaylatma işlemini belli bir ajans danışmanlık ücreti ile müşterilerine sunuyor. Sonuç olarak ne yazık ki Facebook sayfa onaylatma işlemi şu anda yurtdışında olduğu gibi ülkemizde kullanılamıyor. Ancak böyle bir desteğe ihtiyacınız varsa [email protected] mail adresi üzerinden veya iletişim formu bölümünden Sosyopat sosyal medya ajansına ulaşabilir ve gerekli desteği oradan alabilirsiniz. Kaynak: ShiftDelete.Net

Müşteri bilgilerinizi kime emanet ediyorsunuz?

0
Dış kaynak kullanımında doğru iş ortağı seçerken dikkat edilmesi gereken bir çok önemli kriter var: Esneklik, ileri teknoloji, yatırıma girmeden hizmet alma ihtiyacı, uzmanlık bunlardan bazıları. Bunlara ek olan bir kriter var ki son yıllarda çok önem kazanmış durumda… O da bilgi güvenliği. Bilgi güvenliği, günümüzde kanunlar, yönetmelikler ve regülasyonlarla eskiye göre çok daha sıkı düzenlemelere tabi tutuluyor. Basından da takip ettiğimiz gibi, bilgi sızdırma ve bilgi hırsızlığı gibi suçlar giderek daha çok işlenmeye başladı. Bu konuda her ne kadar yüklü cezalar verilse de, ortaya çıkan bir bilgi güvenliği problemi, söz konusu kurumların itibarında uzun yıllar düzelmeyecek yaralar açılıyor. Güvenlik açıkları her yerde bulunabiliyor. Bu konu için bankacılıktan birörnek verilebilir. Nasıl kişisel birikimlerimizi bir bankaya teslim etmeden önce bankanın ne kadar köklü, ne kadar sağlam ve ne kadar güvenli olduğunu sorguluyorsak, şirketler de dış kaynak firması seçerken bu faktörleri sorgulamalı. İK işe alım, IT altyapı, yazılım, temizlik, güvenlik ve çağrı merkezi hizmetleri güvenlik uygulamaları konusunda değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Çok sayıda ve farklı sektörlerden müşterilere hizmet sunan kurumlar bina ve sistemlerinize girip çıkıyor, birçok ortama erişim sağlıyor. Bilgi güvenliğinin sağlanması konusunda birçok unsura hakim olmak gerekiyor. Çalışan güvenlik elemanlarının sayısı ve niteliği, işe giriş çıkış prosedürlerinin ve ziyaretçi süreçlerinin güvenli bir şekilde sağlanması, IT sistemlerinde kullanıcı adı ve şifre açma-kapama süreleriyle ilgili politikalar, bina içlerinde göreve göre sistem ve oda yetkilendirmesi olup olmadığı gibi konular, bilgi güvenliğinin sağlanması açısından büyük önem taşıyor. İnternet kullanımıyla ilgili düzenlemeleri de bilgi güvenliğine en faydalı şekilde hizmet eden bir unsur olarak görüyoruz. İnternet ve e-posta erişimlerinin kime ve hangi zaman aralıklarında açık olduğu, bu konuda bir güvenlik politikasının olup olmadığı, akıllı ve kameralı cihazlarla girilebilen ortamların belirlenmesi de bu konuda alınan önlemlerin başında gelmeli.
Teleperformance GM Engin Utkan
Teleperformance Türkiye Genel Müdürü Engin Utkan
Müşteriler ile yapılan sözleşmelere, bilgi güvenliği ile yukarıda sayılan önlemler, bu konuyla ilgili denetlemelerin kimin tarafından ve ne sıklıkla yapılacağı ve ilgili teminatların eklenmesi faydalı olacaktır. Ve unutulmamalıdır ki, bilgi güvenliğinin şirket içinde en alttan en üst pozisyona kadar bütün çalışanlarca benimsenmesi ve sağlanması için üst yönetimin odak ve desteği olmazsa olmazdır. Hangi alanda faaliyet gösterirse göstersin, her kurumun hizmet kalitesi kadar önem vermesi gereken bir diğer konu da müşterilere ait ve kurum içi bilgilerin en iyi şekilde korunmasıdır. Günümüzde, kurumların uluslararası bilgi güvenliği standartlarına sahip olmaları çok önemli. Tüm faaliyetlerini güvenlik odaklı olarak sürdüren şirketlerde, güvenliğe bakış açısı, bu konudaki kuvvetli politikalar ve sertifikalarla desteklenmelidir. Bilgi varlıklarına yönelik güvenlik uygulamaları ve standartları kesinlikle göz ardı edilemez. Sistemleri güncel tutmak için güvenlik konusunda dünyadaki tüm gelişmeleri sürekli takip etmek her şirketin öncelikleri arasında olmalıdır. Kendi çalışma alanımızdan örnek vermek gerekirse; Bilgi Güvenliği Yönetimi Sistemi (ISMS) gereksinimlerini tanımlayan tek uluslararası denetlenebilir standart olan ISO/IEC 27001 sertifikası ve kredi kartıyla işlem yapan firmalar için kritik bir standart olan PCI DSS sertifikası gibi sertifikasyonlar mükemmel bir güvenlik yaklaşımı oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda iş sürekliliği ve sağlam bir altyapı da sunar. Böylelikle müşterilere ve onların hizmet verdiği kurum ya da kişilere en güvenli hizmeti sunmak, etkili müşteri deneyimleri yaşatmak mümkün olacaktır. Yazar: Engin Utkan, Teleperformance Türkiye Genel Müdürü

E-ticaret işine girmeden önce bir avukata danışın

0
Önceki gün İstanbul MEF Üniversitesi’nde gerçekleştirilen, E-Ticaret ve İnternet Hukuku Derneği ve MEF Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen etkinlikte konuşulanları TechInside sayfalarında sizlerle paylaşmıştık. Etkinlik sonrası sohbet etme fırsatı bulduğumuz Avukat Gökhan Uğur Bağcı, özellikle e-ticaret gibi hukuki yönü önem taşıyan projelere başlamadan önce mutlaka bir avukatla görüşmek gerektiğini hatırlatıyor. Türk insanının işe başlamadan önce avukata danışmak gibi bir alışkanlığının olmadığını da itiraf eden Bağcı, sadece maddi sıkıntı yaşayan girişimcilerin değil, dev şirketlerin dahi işin hukuki boyutlarını araştırmadan işe girdiğini anlatıyor.

Röportajın tamamını izleyin:

https://www.youtube.com/watch?v=5TiiWRC4-k0  

Amazon Web Services 50 milyar dolarlık ortak buldu

IoT devrimi beraberinde bulut servislerinin yoğun kullanımını da getiriyor. Dolayısıyla, akıllı evler, akıllı minik cihazları girdikçe bulut servislerine olan ihtiyaç da katlanarak büyüyor. Microsoft bu ihtiyaca cevap vermek için bulut servisi Azure için Azure IoT servisini duyurmuştu. Ancak Microsoft bu alanda rakipsiz değil. Elektronik ticaret devi Amazon’un bulut servisi sunan şiketi Amazon Web Services de IoT devrimi için bulut hizmetleri sunuyor. Amazon şimdi bu yolculukta kendine çok önemli bir iş ortağı bluldu. Amazon Web Services bugüne kadar Netflix, Capital One benzeri büyük müşterilere hizmet vererek gücünü kanıtlamıştı ancak şimdi çok daha büyük bir müşteriye hizmet vermek için hazırlanıyor. 50 milyar dolar değeri ile çok önemli bir bulut yazılım şirketi olan Salesforce, Amazon Web Services ile iş ortaklığı konusunda anlaşmaya vardı. Böylece Salesforce, geliştirdiği çözümlerde bulut servisi olarak Amazon Web Services’i kullanacak. Salesforce özellikle kendi IoT Cloud servisini Amazon Web Services üzerinden kullancak. Bu servis, Salesforce ekosistemi içindeki tüm IoT cihazlarının iletişim, veri alışverişi, analizi ve depolama ihtiyaçlarına cevap veriyor. Salesforce’un IoT Cloud servisi aslında büyük oranda şirketin kendi bünyesindeki sunucuları üzerinde çalışıyor. Ancak AWS ile yapılan ortaklık artık daha büyük bir kapasiteye ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.

Pazar büyüyor, rekabet artıyor

Salesforce’un AWS ile çalışmaya başlaması Amazon için büyük bir prestij anlamına da geliyor. Pek çok büyük teknoloji firması şu sıralar bulut servisi için firma arayışı içinde. 2016’da 10 milyar dolar gelir bekleyen ve sonraki yıllarda da gelirini katlayarak büyütmeyi hedefleyen Uber de servislerini bulut üzerine taşımak istiyor ve bunun içinde Google, Microsoft ve Amazon ile görüşüyor. Amazon Web Service, şu anda Amazon holdingi içindeki en karlı şirket durumunda. Geçen yıl 2,6 milyar dolar kazanan şirketin giderleri ise sadece 600 milyon dolar. Yani şirket 600 milyon dolar harcayarak 2 milyar dolar kar elde etmiş durumda. Deutsche Bank’ın yaptığı analize göreyse, AWS’nin yakın gelecekte 160 milyar dolarlık bir şirkete dönüşebileceği düşünülüyor.

Kickstarter bağışlarıyla kendine ev yaptı

1
Kickstarter veya benzeri topluluk fonlama servislerinde, bağışçıların paralarını topladıktan sonra ortadan kaybolanların sayısı artmaya başladıkça bu servislere yönelik şüpheler de hızla yükseliyor. Kickstarter, kendi sitesinde yayınlanan projelerin güvenilirliğini arttırmak adına bir dizi önlem aldı. Örneğin, video oyunu veya yazılım geliştirmek için fon toplamak isteyen yazılımcıların artık çalışan bir demoyu sunması gerekiyor. Böylece bağışçılar karşılarında bu işi yapabilecek yeteneklere sahip gerçek bir geliştirici grubu olduğuna ikna olarak daha rahat bağış yapabiliyor. Öte yandan, Kickstarter bir yandan da geçmişte fon toplamış ancak sonuçlanmamış projelerin arkasından gidip soruşturma yapmaya devam ediyor. Avuç içi akıllı drone’lar için toplanan büyük miktarda bağışın ardından bu projenin yetersiz ön çalışma nedeniyle batmış olduğunu tespit eden Kickstarter şimdi de 2014’te 100 dolarlık 3D yazıcı ve tarayıcı projesiyle 650 bin dolar bağış toplayan ancak daha sonra projeyi iptal eden girişimcinin peşine düştü. house Kickstarter’ın soruşturması ise çok korkunç bir sonuca ulaştı. Projenin ortaklarından biri (David Boe) kendi payına düşen 350 bin doları alıp ortadan kaybolmuştu. Daha sonra ise kendine bir malikane inşa ettiği ortaya çıkmıştı. Diğer ortak (Rylan Grayston) projeyi geliştirmeye çalışsa da, kaçan ortağın götürdüğü para nedeniyle zor zamanlar yaşıyordu. Kaçan ortak ise, parayı taksitler halinde geri ödeme sözü verip ilk iki taksidi ödedikten sonra ödemelerden vazgeçmişti.

Savcı da şaşkın

Kickstarter’ın bulgularına göre, Graystone, Boe’nin parayı çalıp kendine dev bir ev inşaa ettirdiğini itiraf ettiği bir video da kayıt etmişti ve 2015’te bunu polise vererek şikayetçi olmuştu. Yine de hukuki olarak, Boe’nun başını ağrıtacak bir durum bulunmuyor çünkü bağışçılar para gönderirken, projenin başarısız olabileceğini de kabul etmiş oluyorlar. Grayston, ortağına dava açmak için başvurmuş olsa da savcının da henüz davayı açmak veya açmamak konusunda kararsız kaldığı da dikkat çeken detaylar arasında.

Google IoT standartlarını oluşturuyor

0
Google tarafından satın alınan Nest termostatları, birçok açıdan ev otomasyonunda, yani akıllı ev segmentinde önemli bir ürün. ABD’de çok popüler olan Nest’in kaynak kodlarını paylaşmayı amaçlayan Google’ın Thread ağ protokolüne bugüne kadar 30 şirket dahil olarak bu protokol üzerinden IoT cihazları geliştirmeye başladılar. Ancak Thread protokolü tam anlamıyla bir açık kaynak kod sistemi değil, Google’ın izin verdiği ölçüde Nest’in yeteneklerine ve içeriğine ulaşma imkanı veren bir sistemdi. Google şimdi, daha fazla katılımı sağlamak ve daha özgür bir geliştirme ortamı sağlamak için Thread protokolünü açık kaynak olarak tasarlayarak OpenThread protokolünü oluşturdu. Bu protokol ile dileyen herkes akıllı ev uygulamalarını kullanabilen bağlantılı cihazlar geliştirebilecekler. Google’ın asıl amacı ise OpenThread’ın piyasada kabul gören bir standarda dönüşmesi. Aynı Android’de olduğu gibi, üreticilerin protokolü benimseyip tüm ürünlerini bu protokole uyumlu geliştirmeleri.

Microsoft ve Apple da sırada

Arkasında Google desteği olduğu için OpenThread’ın IoT cihazlarını internete ve birbirlerine bağlamak isteyen geliştiriciler tarafından ilgi görmesi bekleniyor ancak IoT ve akıllı ev standartları üzerinde tek çalışan firma Google değil ve Apple ile Microsoft’un da bu konuda söyleyecek sözleri olacak. Microsoft halihazırda Azure platformunu IoT cihazları için standart iletişim ve depolama çözümü olarak pazarlamaya çalışıyor.

Siber saldırılarda ısmarlama dönemi başladı

0
Ağ ve uç nokta güvenliği şirketi Sophos, siber suçluların saldırı yöntemlerini ve siber saldırı araçlarını bölgelere ve ülkelere göre özelleştirme eğiliminde olduklarını ortaya koyan araştırma sonuçlarını açıkladı. Araştırma, SophosLabs tarafından dünya geneline yayılmış milyonlarca uç nokta güvenlik çözümünden gelen bilgilerin analiziyle gerçekleştirildi. Siber suçlular, daha fazla kurbanı ağlarına düşürmek için artık tuzak mesajlarını yerel dil, kültür, marka ve ödeme sistemleriyle uyumlu hale getirerek daha ikna edici bir yöntem izliyor. Fidye yazılımlarını (ransomware) içeren linklere tıklamayı özendirmek için hazırlanan mesajlar, bölgenin resmi kurumlarından gönderilmiş gibi logolarla süslenerek uygun bir dille hazırlanıyor. Yerel posta ofisinden, resmi vergi ve emniyet kurumlarından veya büyük şirketlerden gönderilmiş gibi görünen bu mesajlar, gönderilen paketin adrese teslim edilemediği, elektrik ve telefon faturalarının ödenmediği, ödenmemiş trafik cezası bulunduğu gibi merak uyandırıcı içeriklerle kişiyi zararlı yazılımların olduğu bağlantılara yönlendiriyor. SophosLabs’ın araştırması, bu tarz mesajlarda sıkça rastlanan gramer ve noktalama hatalarının giderek azaldığına ve dilin profesyonelleştiğine özellikle dikkat çekiyor. Siber dolandırıcılık için kullanılan yöntemlerin giderek daha profesyonel bir hal alması, özellikle ev kullanıcılarını büyük risk altında bırakıyor. Sahte e-posta bildirimlerini gerçek olanlardan ayırmanın gün geçtikçe zorlaştığına dikkat çeken Sophos Kıdemli Güvenlik Danışmanı Chester Wisniewski, özellikle yaşadığınız bölgede insanları tuzağa düşürmek için uygulanan taktikler hakkında bilgi sahibi olmanın giderek daha fazla önem taşıdığının altını çiziyor.

Her bölgenin yazılımı farklı, Türkiye favoriler arasında

SophosLabs’ın araştırması, kullanılan fidye yazılımlarının niteliğinin de bölgelere göre değiştiğini ortaya koyuyor. CryptoWall fidye yazılımı daha çok ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, Almanya ve Fransa’yı hedeflerken, TorrentLocker’in öncelikli hedefleri arasında İngiltere, İtayla, Avustralya ve İspanya yer alıyor. TeslaCrypt’in favorileri ise İngiltere, ABD, Kanada, Singapur ve Tayland. Sophos’un Ocak-Nisan ayları arasında ülke başına 1.000 uç nokta güvenlik ürünü üzerinden gelen verileri karşılaştırarak ortaya koyduğu Tehdide Maruz Kalma Oranı (Threat Exposure Rates – TER) analiz raporları da ilginç sonuçlar içeriyor. Örneğin batılı ekonomiler daha öncelikli hedefler olmalarına rağmen, TER oranları nispeten düşük. Fransa’da bu oran yüzde 5,2 iken Kanada’da yüzde 4,6, Avustralya’da yüzde 4,1, ABD’de yüzde 3 ve İngiltere’de sadece yüzde 2,8. Bununla birlikte Cezayir yüzde 30,7, Bolivya yüzde 20,3, Pakistan yüzde 19,9, Çin yüzde 18,5 ve Hindistan yüzde 16,9 ile en çok tehdide maruz kalan ülkeler arasında. Türkiye ise yüzde 9,9 ile ortalamanın üzerinde tehdide maruz kalan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.

Mağaza hediye çekleri fidyecilerin yeni gözdesi

Yeni kullanılan tekniklerde para aklama yöntemlerinin bile yerelleştiğini ifade eden Wisniewski, kredi kartı gibi takibi kolay ödeme yöntemleri suçlular için risk teşkil ettiği için fidye taleplerinde farklı ödeme yöntemlerinin öne çıkmaya başladığını söylüyor. Wisniewski bunlar arasında çeşitli marketlerde para yerine geçen hediye çekleri başta olmak üzere pek çok alternatife rastlamaya başladıklarına dikkat çekiyor. Saldırı için belli ülkelerin hedef alınma eğiliminin de arttığına değinen Wisniewski, bunun olası sebeplerini şöyle açıklıyor: “Siber suçluların saldırılarını planlarken belli ülkeleri ve belli dillere ait klavye dizilimlerini es geçme eğiliminde olduklarını gözlemiyoruz. Belki de suçlular bu sayede daha kolay yakalanabileceklerini düşündükleri bölgelerde iş yapmaktan kaçınmayı tercih ediyorlar. Milliyetçi duygular nedeniyle kendilerini yakın hissettikleri ülkelerden uzak durmak, veya belli bölgeleri saldırı alanının dışında tutarak şüphelerin bu bölgelerde yoğunlaşmasına neden olma çabası da bunun sebepleri arasında olabilir.”

Bankacılığa yönelik zararlı yazılımlar dev bir endüstriye dönüştü

Bankalara yönelik saldırılar da, siber suçluların amaçları için kullandıkları yazılımları farklı bölgeler için özelleştirdiklerini ortaya koyan bir tablo çiziyor. Türkiye distribütörlüğü Lidyum Bilişim tarafından gerçekleştirilen Sophos’un araştırmasında yer alan siber suçluların kullandığı Truva atlarının ve zararlı yazılımların farklı bölgelerde kullanımına dair veriler şöyle: • Brezilya için Brazilian banker Truva atı tercih ediliyor. Wisniewski’nin aktardığına göre özellikle Brezilya’daki bankaları hedefleyen yazılımları hazırlamak üzere dev bir yeraltı endüstrisi mevcut. • ABD ve Almanya’da Dridex popüler. • Trustezeb özellikle Almanca konuşulan ülkelerde daha yaygın. • Yebot’a Hong Kong ve Japonya’da daha fazla rastlanıyor. • En yaygın örneklerden Zbot, özellikle ABD, İngiltere, Kanada, Almanya, Avustralya, İtalya, İspanya ve Japonya’yı hedef alıyor.

Girişimcilikte doğru ortağı bulmanın 3 altın kuralı

0
İş hayalinizi hayata geçirdiniz veya geçirmeyi umuyorsunuz. Peki, bu meşakkatli yolculukta yanınızda kimler olacak ya da kimse olmalı mı? Bir işi kurmak da büyütmek de kolay değil. Pek çok işi gerçekleştirmek, farklı yetenek ve becerilere sahip insanların bir arada çalışmasını gerektiriyor. İstatistiklere göre en başarılı start-uplar 2-3 ortakla kurulanlar. Sadece stresi paylaşmak bile ortaklarınızın olması için önemli bir neden. İşte ortaklara neden ihtiyaç olunduğu konusunda ikna olmayanlar için fikirlerini değiştirebilecek nedenler!

1) Kendi zayıf ve güçlü yönlerinizi iyi tanımlayın ki sizi kimin tamamlayacağını bilin

Ortaklarınızla birlikte çalışırken doğal akış içinde uyumu yakalayın ve ortak bir hedefe kitlenin. Silikon Vadisi’ni kendinize örnek alıp, start uplarla ilgili her şeyi araştırarak öğrenebilirsiniz. Rollerinizi her bir ortağın güçlü yönlerine göre belirleyerek daha çok iş çıkarabilirsiniz. Birbirinizin fikirleri üzerine çalışarak herkesin diğerlerinden bir şeyler öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

2) Ekibinizin birlikte çalışma becerisini test edin, aranızda doğal bir uyum olduğundan emin olun

İyi bir ekip kurmanın birinci kuralı bu ekibin unsurlarını seçebileceğiniz geniş bir sosyal çevrenizin olması. Eğer iyi bir çevreye sahipseniz, iyi ve başarılı insanlarla çalışırsınız. Benim girişimcilik serüvenimde tanıştığım insanların büyük faydasını gördüm. Fakat sadece bu yeterli değil. Ekibinizle ya da ekibinize katacağınız yeni arkadaşınızla işe koyulmadan önce mutlaka, küçük de olsa, bir proje üzerinde çalışın.

3) Toplantılara, konferanslara, etkinliklere katılın ve harika insanlara tanışarak networkünüzü inşa edin

Farkı yaratanın doğru ekip olduğuna inanın. Eğer başarılı bir takım kurmak istiyorsanız ilk işiniz doğru ortakları bulmak olmalı. Network çalışmalarınıza küçük işletme sahipleri ve girişimciler için her ay düzenlediğimiz ücretsiz eğitimlere katılarak başlayabilirsiniz.

Uzay Üssü Değil “Otomobil Stüdyosu”

0
Hyundai’nin Güney Kore’de açmaya hazırlandığı, ülkenin en büyük otomobil merkezi Hyundai Motorstudio’yu dışarıdan gördüğünüzde farklı beklentiler aklınızda oluşabilir. Önümüzdeki yıl, ülkenin Goyang şehrinde hizmete açılması beklenen otomobil merkezi, markanın üreteceği yeni nesil modeller kadar kültürel faaliyetlere de ev sahipliği yaparak sosyal sorumluluk çalışmalarında etkin bir rol oynayacak. “Hyundai Motor Company Başkan Yardımcısı Eui-Sun Chung, yeni kurulacak marka merkeziyle ilgili olarak “Hyundai Motorstudio, müşterilerimizin hayatını zenginleştirmeye bir ömür boyu ortak olmak için Hyundai Motor’un uzun vadeli vizyonunu ve hedeflerini temsil ediyor. Yeni tesislerimiz sayesinde müşterilerimizle daha fazla iletişim kuracağımıza inanıyorum. Sadece otomobil üretmek yetmez, bunun çok daha üstüne çıkmalıyız ve kendilerine benzersiz deneyimler sağlamalıyız” dedi. Hyundai Motorstudio

Güney Kore’ye yolunuz düşerse uğrayın

Seul’e sadece 30 dakikalık mesafede bulunan Hyundai Motorstudio, gökyüzü temalı bina yapısıyla hemen dikkat çekiyor. Avusturyalı mimarlık firması DMAA tarafından tasarlanan merkezin ilk üç katı, bilim kurgu filmlerindeki uzay gemilerini andırıyor. Bu katların çevresi tamamen camdan oluşuyor. Yerden yukarı dokuz, bodruma doğru da dört katı bulunan binanın toplam 14 katı bulunuyor ve 16 bin metrekareden fazla alana yayılıyor. Otomobillerin gelişim süreçlerinde önemli rol oynayacak olan bu merkez aynı zamanda Hyundai markasının imajına da katkıda bulunarak müşterilerine ürettiği otomobilleri hakkında detaylı bilgiler verecek. Hyundai Motorstudio, özel sergiler, Hyundai marka kültürü, sanatsal aktiviteler, sürüş temalı deneyimler, servis merkezleri, yiyecek ve içecek imkanları ve özel mağazaları sunmayı planlıyor. Hyundai, başta Pekin olmak üzere dünyanın bir çok büyük şehirlerinde Hyundai Motorstudio’nun şubelerini kurarak müşterileri ile iletişimini genişletmeyi planlıyor.

ABD Kongresi’nde Yahoo Mail yasaklandı

0
ABD hükumeti ve Başkan Obama, ABD’ye yönelik siber saldırılar konusunda rahatsızlıklarını sık sık dile getiriyorlardı. Çin Devlet Başkanı ile Obama’nın geçen yılki görüşmesinde en önemli konu başlığı siber saldırıların durdurulmasıydı ki, bu alanda kısmen bir başarı sağlandı. Ancak saldırıların tek kaynağı Çin değil ve ABD devlet kurumları hala siber saldırıların tehdidi altında. Son olarak ABD’nin yasama birimlerinden ABD Kongresi, pishing saldırıları konusunda yeterince önlem almayan Yahoo Mail servisini, kurum içinde kullanıma kapadı. Böylece kongre üyeleri artık ofislerinde Yahoo Mail hesaplarını açamaz durumdalar. Symantec’in raporuna göre, ransomware içeren pshing saldırılarının oranı 2015’teki tüm saldırıların %35’ini oluşturuyor. Kongre üyeleri de bu artan yoğunluktaki saldırılardan nasibini alıyor. Kongrenin IT departmanına göre, kongre üyelerinin tanıdığı isimlerden gelen ve zekice belirlenmiş konu cümlelerinin ardına gizlenmiş pishing saldırıları eğitimli kongre üyelerini bile kolayca kandırabiliyor. Sonuç olarak pishing e-postasını açan kongre üyesi, önemli devlet sırlarını barındırabilen bilgisayarlarının kontrolünü hacker’ların eline vermiş oluyor. Ayrıca fidye karşılığında bilgisayarları kilitleyen hacker’lar da işin diğer can sıkıcı kısmı. Yahoo ise bu sorunun çözümü için ABD Kongre kurumuyla yakın işbirliği içinde çalıştıklarını ve uygun bir filtreleme sistemi geliştireceklerini açıkladı. Dünyanın en iyi korunan kurumlarından biri olan ABD Kongresi bile fidye yazılımcıların ve hacker’ların kurbanı olabiliyorsa, şirketinizin başına neler gelebileceğini tekrar düşünmek faydalı olabilir. Bu konuda şirket içi eğitimlerle çalışanların bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Türkiye’de hukuk e-ticaretin gerisinde

1
İlki 2015 yılında düzenlenen “Güncel Gelişmeler Işığında Elektronik Ticaret ve İnternet Hukuku Sempozyumunun” ikincisi İstanbul MEF Üniversitesi’nde gerçekleşti. E-Ticaret ve İnternet Hukuku Derneği (E-Hukuk Derneği) ve MEF Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen etkinlikte e-ticaret, ödeme sistemleri, bitcoin ve pazar yerlerine ilişkin güncel konular sektör temsilcileri, üniversite öğretim üyeleri ve sektörde uzman avukatlar tarafından tartışıldı. Herkese açık ve ücretsiz olan etkinlik, MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin, MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Havva Karagöz ve E-Hukuk Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Av. Gökhan Uğur Bağcı’nın açılış konuşmaları ile başladı. “Hukuk girişimciliği sınırlıyor” E-tohum Kurucusu Burak Büyükdemir, “Yatırımcı Gözüyle Hukuk” başlıklı konuşmasında, “Türkiye’de hukuk girişimciyi sınırlıyor. Bu nedenle girişimci hızla harekete geçiyor, daha sonra hukuku arıyor.” diyerek bunu önlemek için girişimcilere ilk olarak hukuku öğrettiklerini belirtti. Türkiye’nin girişimcilik için standart bir ülke olmadığını ve bu nedenle Türk girişimcisinin strese ve kaosa daha dayanıklı olduğunun altını çizen Büyükdemir, “Sektördeki gelişmeleri ve hukuk sistemindeki yenilikleri dikkate alarak iş modelimizi her yıl yeniliyoruz” dedi. E-Hukuk Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Av. Gökhan Uğur Bağcı ise konuşmasında, Türkiye’deki yatırım ortamının belirsizliğinin bir risk olmasına rağmen, İsrail’in de benzer politik karmaşaya sahip olduğunu ve yine de dünyanın en gelişmiş 2. girişimcilik merkezi olduğunu belirtti. Türkiye’de hukukun girişimcilerin işini kolaylaştırması gerektiğini söyleyen Bağcı, bardağa dolu tarafından bakarak Türkiye’nin de bunu başarabilmesine yönelik çalışmalara odaklandıklarını ifade etti. “KOBİ’lerin hukuki bilgisi yetersiz” Büyükdemir’in ardından IdeaSoft CEO’su Seyhun Özkara “E-Ticarette Hukuki Sorunlara Sektörden Bir Bakış” konulu konuşmasında, e-ticaretin hukuki açıdan tam olarak oturmuş bir yapıya sahip olmadığını aktarırken, özellikle KOBİ’lerin hukuki sorunlar ile karşılaşmadan önce hukuki konuları bilmeleri gerektiğine dikkat çekti. “Ödeme Sistemleri” konulu panelde ise PayU CEO’su Yunus Emre Güzer ve Ödeme ve Elektronik Para Derneği (ÖDED) Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Eliaçık, Bağcı’nın moderatörlüğünde bilgi ve tecrübelerini katılımcılar ile paylaştı. Güzer, PayU olarak bankalarla rekabet etmediklerini, onların üstlenemedikleri riskleri üstlendiklerini belirtti. “E–Ticaret Kurulu kurulabilir” Av. Gökhan Ahi’nin moderatörlüğünde yapılan “E-ticaret Mevzuatında Güncel Gelişmeler” konulu ikinci panelde de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Fatih Aydoğan, gelişen e-ticaret sektörüyle hukukçuların işinin bir yandan zorlaşıyor olduğunu ancak bu gelişmelerle beraber sektörde hukukçuya olan ihtiyacın da arttığını kaydetti. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan Gümrük ve Ticaret Uzmanı Ömer Faruk Ergün ise, hükümetin e-ticaretin gelişimine son derece önem verdiğini, 10. Kalkınma Planı’nda ve 64. Hükümet Eylem Planı’nda e-ticaretin geliştirilmesine ve önünün açılmasına yönelik birçok düzenleme yaptıklarını kaydetti. Hükümetin e-ticaretin daha güvenli hale gelmesi için üzerinde çalıştığı “Güven Damgası” konusunda katılımcılara detaylı bilgiler aktaran Ergün, e-ticaret faaliyetlerini izleyip denetlemek ve e-ticaretin gelişmesine engel olan hususları ortadan kaldırmak amacıyla bakanlık bünyesinde “E–Ticaret Kurulu” kurmayı planladıklarını belirtti. BTS Hukuk Bürosu’ndan Av. Tuğrul Sevim da panelin devamında hukukta yapılan tüm düzenlemelerin kendilerine bir takım yükümlülükler doğurduğunu ve bu doğrultuda avukatların ve hukuk bürolarının kendilerini sürekli geliştirmeleri gerektiğini söyledi. “Artık kişinin açık rızası olmadan kişiye ait veriler işlenemeyecek” Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Nilgün Başalp “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu” hakkında detaylı açıklamalarda bulundu. “Hassas Veri” kavramı üzerinde duran Başalp, artık açık rıza olmadan kişiye ait verilerin işlenemeyeceğini vurgulayarak, nelerin hassas veri olduğunu, nelerin olmadığını örneklerle açıkladı. Başalp, yurtdışında kişisel verilerin paylaşılması konusundaki cezaların 250 bin eurodan, yıllık cironun %4’üne çıkarıldığını da aktardı. MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Kadir Berk Kapancı ise “Bitcoin: Yeni bir para?” başlıklı oturumda hukuki olarak bitcoinin para olarak geçmese de pratikte para ile aynı özellikleri taşıdığına dikkat çekti. “Dolandırıcılıkta Türkiye vaka ülke” Sempozyumun son panelinde ise Av. Yunus Emre Berk’in moderatörlüğünde “E-Ticarette Pazaryeri İş Modelinde Karşılaşılan Sorunlar” konulu son panelde konuşan GittiGidiyor.com/eBay Türkiye Hukuk Direktörü Av. Serdar Yılmaz, pazar yerlerinin hala tartışılan bir iş modeli olduğunu ifade etti. Yılmaz, sektörde kontrolsüz bir büyüme olduğunu, özellikle bilinçsiz alıcı ve satıcılar nedeniyle sorunlar yaşadıklarını, uymaları gereken çok fazla yasa ve kanun olduğunu ve bunların sürekli yenilenmeye devam ettiğine dikkat çekti. Yılmaz’ın ardından n11.com Hukuk İşleri ve Uyum Müdürü Av. Dilek Akdaş Kökenek, hukukun e–ticaretle birlikle geliştiğini, kendi hukuklarını süreçle birlikte kendilerinin yarattığını söyledi. Özellikle Türkiye’deki dolandırıcılık faaliyetlerini örneklerle açıklayan Akdaş, “Yurt dışındaki yazılım firmaları Türkiye’deki pazaryeri dolandırıcılıklarını kendi yazılımlarını geliştirmek için vaka olarak izliyor, çünkü hayal dahi edilemeyecek yöntemler ortaya çıkabiliyor.” dedi. Yemeksepeti.com Hukuk Müşaviri Av. Duygu Tanıt ise Yemeksepeti.com olarak özellikle hızlı tüketim grubu olmalarından kaynaklı yaşadıkları zorlukları katılımcılara aktardı. Günün sonunda katılımcılar, E – Hukuk derneği tarafından düzenlenen kokteylde canlı müzik eşliğinde günün yorgunluğunu attı.

Hyperloop’un ismi değişti

0
Hyperloop, vakumlu tüpler içinde hareket edecek yeni nesil tren olacak. Elon Musk’ın girişimi olan ve vakumlu tüpler içinde hareket edecek kapsüllerden oluşacak Hyperloop’un ilk aşamada ABD’de büyük şehirleri birbirine bağlaması ve süper hızlı kapsülleri sayesinde şehirler arası yolculukları bir saatin altına indirmesi bekleniyor. Hyperloop Technologies şirketi bugün yaptığı duyuruda ise markanın isminin Hyperloop One olarak değiştiğini açıkladı. Şirketin ismi ise Hyperloop Technologies olarak kalacak. 80 milyon dolarlık bir yatırım daha aldığını da duyuran şirket 2016 için sene sonu hedefini, tam ölçekli bir model üzerinde testlere başlamak olarak belirledi. Firma ayrıca, Finlandiya ve İsveç’te Hyperloop One’ın kullanımının ekonomik ve sosyal etkileri üzerine yapılacak fizibilite çalışmalarını da fonlayacağını açıkladı. ABD’de ise Long Beach ve Los Angeles arasındaki yoğun trafik ve hava kirliliğini nedeniyle oluşan toplu taşıma ihtiyacının Hyperloop One ile karşılanması için ön araştırma yapılacak. Hyperloop’un kendi ülkesinde nasıl kullanılabileceğine dair araştırma yapmak isteyenler içinse Hyperloop One Global Challenge programı duyuruldu. Bu programa katılmak isteyenler içinse son başvuru tarihi 15 Eylül 2016. Los Angeles’te, 150 kişilik bir ekiple çalışan şirketin çalışmaları şu anda Hyperloop One kapsüllerinin tasarımını geliştirme aşamasında.  

HP para yatıracak startup arıyor

0
Donanım üreticisi HP için işler bir süredir çok iyi gitmiyordu. PC satışlarındaki düşüşten payını alan HP’yi yeni ürünler de kurtamadı. Firma şimdi, geleceğini garanti altına almak için daha farklı bir yöntem deneyecek. Umut vaadeden startup’lara ortak olacak veya satın alacak. HP, bu amaçla kurduğu yeni şirketi HP Tech Ventures’ı basına duyurdu. Palo Alto ve Tel Aviv ofislerindeki takımlardan oluşan yeni şirket, yatırımcı arayan Startup’larla görüşecek ve IoT, yapay zeka, akıllı makineler, hiper mobilite gibi alanlarda çalışmalar yapan genç şirketlere ortak olacak veya onları satın alacak. Şirket 75 yıllık deneyimi, sayısız patenti ve gelişmiş üretim-dağıtım ağı sayesinde genç şirketlerin ürünlerini geliştirmesine, pazara ulaştırmasına ve hızla büyümesine de katkıda bulunacak. HP’nin yöneticilerinden Andrew Bolwell tarafından yönetilecek HP Tech Ventures hakkındaki detaylar şimdilik fazla değil ancak daha fazla bilgi almak isteyenler şirketin web sitesini ziyaret edebilirler.

Jef Bezos üç ayda 18 milyar dolar zenginleşti

0
Dünyaca ünlü e-ticaret sitesi Amazon’un yatırımcıları hayatlarının en güzel üç ayını geçirmiş olabilirler çünkü şirketin hisse senetlerinin değeri üç ayda  neredeyse ikiye katlandı. Üç ay önce borsada bir Amazon hissesinin değeri 482 dolar iken bugün bir hissenin değeri 703 dolara yükselmiş durumda. Bu da şirketin piyasa değerini 332 milyar dolara taşıdı. Aynı zamanda şirketin %17,6 hissesine sahip olan CEO Jeff Bezos’un şahsi mal varlığı üç ayda 18 milyar dolar artmış görünüyor. Elbette bu 18 milyar dolar nakit olarak Bezos’un cebine girmiş değil, şirketin hisse değerlerinden kaynaklanan bir artış ve eğer hisse değerleri düşecek olursa, Bezos’un toplam mal varlığı da azalmış olacak. Ancak Bezos bugün bütün hisselerini satıp emekliye ayrılacak olursa, 58 milyar dolar nakitle ömrü boyunca dünyanın en zenginleri listesinin tepesinde kalacak kadar büyük bir şahsi servete ulaşmış bulunuyor. Amazon son dönemlerde sadece e-ticaret üzerine değil, Echo veya Kindle gibi cihazları ile donanım üreticisi olarak da dikkat çekiyor. Ayrıca Amazon Prime servisi ile online video yayını yaparak Netflix gibi servislere de rakip olmuş durumda. E-ticaret sitesi üzerinde sanal dükkana sahip iş ortaklarına mal alıp satmaları için doğrudan kredi veriyor olması da dikkatlerden kaçmıyor ve artık dünya çapındaki bankalar da Amazon’u rakip bir finans şirketi olarak görmeye başladılar.

PayPal’dan Kickstarter’a darbe

0
Kickstarter veya Indiegogo gibi popüler topluluk fonlaması servislerinde geçtiğimiz dönemde çok popüler olan, yüz  binlerce dolar hatta bazen milyonlarca dolar fon toplayan ancak daha sonra bitirilemeyen ve hatta vazgeçilen projeler, bu sistemin güvenilirliğinin sorgulanmasına neden oldu. Avuç içi boyutundaki küçük bir drone yaratacağını söyleyen bir girişimcinin elindeki prototiple çektiği video ile Kicstarter’da yüz binlerce dolar toplaması ancak daha sonra drone’ları üretmede karşılaştığı teknik problemler nedeniyle projenin iptal edilmesi, toplanan paraların ne olacağı sorusunu ilk defa gündeme getirmişti. Bu yeni yöntemin, insanlara hayal satıp daha sonra “olmadı” diyerek paraları alıp kaçmak için bir üçkağıtçılık girişimine dönüşmemesi için Kickstarter da bitirilemeyen projelerle ilgili özel soruşturmalar başlatmıştı. Şimdi devreye PayPal da giriyor ve bazı ülkeler dışında, topluluk fonlaması projelerinde PayPal’ın satın alama koruma sistemini devreden çıkarıyor. PayPal’ın 25 Haziran’dan itibaren devreden çıkaracağı satın alma koruması programına göre, ABD, Kanada, Japonya, Avustralya ve Brezilya gibi bazı ülkeler dışında yer alan kullanıcılar, topluluk fonlamalarında yanan paralarını geri alamayacaklar. Örneğin, çoğu Avrupa ülkesi ve İngiltere’deki kullanıcılar için Kickstarter ve İndiegogo’da yapılan bağışlarda, projenin çökmesi halinde PayPayl’ın parayı geri göndermesi sözkonusu olmayacak. Bu yeni gelişmenin, Kickstarter ve Indiegogo’daki kampanyalara destek verecek olan bağışçılar için önemli çekince yaratabileceği düşünülüyor. Pennsylvania Üniversitesi’nde 50 bin kişinin katılımıyla yapılan bir araştırmaya göre, topluluk fonlamasına bağış yapan kişilerin %10’u ödüllerini alamadıklarını dile getirirken, harcanan paranın  %8’inin ise tamamen iptal olan, başarısız projelere harcandığı anlaşılıyor.