Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1769

Apple: ABD yardım değil, hizmet istiyor!

0

San Bernardino şüphelisinin kilitli telefonuna erişebilmek için Apple’dan yardım isteyen ABD Adalet Bakanlığı’na şirketin yanıtı olumsuz olunca bilgi teknolojileri dünyasında yepyeni bir tartışma başlamış; araya giren üçüncü şahısların FBI’a konuyla ilgili yardım etmesi sonucu sorun çözülmüştü. Cuma günü bakanlı yetkililerinin Brooklyn mahkemelerinde bir başka telefon için aynı taleple Apple’ın karşısına çıkması ise adeta iPhone üreticisini şüphelerinde haklı çıkardı.

Kullanıcı gizliliğine devlet eliyle müdahale etmeyi doğru bulmayan Apple, devlet yetkililerinin bu gibi “destek” taleplerinin aslında gelecekte teknoloji şirketlerinden daha fazlasını, daha kolay alabilmek için emsal arayışı olduğuna inanıyor. Fast Company haberine göre Adalet Bakanlığı (DOJ – Department of Justice) dava dosyasında Jun Feng adlı bir metamfetamin kaçakçısının iPhone telefonuna erişim için desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.

Apple avukatı ise yaptığı açıklamada hükümetin San Bernardino davasındakine benzer bir isteği tekrarlamasından hayal kırıklığı duyduklarını söylerken, bunu bir “temyiz” olarak gördüklerini de sözlerine ekledi. Sözü geçen şüphelinin telefonuna erişebilecek beceriye sahip olmalarına karşın, ret taleplerini mahkemeye bildirdi.

Apple: “Bugün elimizi versek, yarın kolumuzu kurtaramayız”

“Şifrelenmiş bir üründe tek bir arka kapı oluşturmak bile, yanlış ellere düştüğü takdirde milyonlarca iPhone kullanıcısının güvenliğini tehdit edecektir.” Kaliforniya merkezli teknoloji devi bu görüşe sahip. Apple’a göre hükümetin bu doğrultudaki tek bir talebine uymak, sonrasında benzer davalardaki birçok talebi de karşılama zorunluluğu doğuracak: “FBI’in bir kez daha Brooklyn’de destek talep etmesi, San Bernardino davasının aslında hiçbir zaman tek bir telefon ile ilgili olmadığını kanıtlıyor. Bu aynı zamanda terörizm ile de ilgili değil.”

Brooklyn davasında yargıç tarafından açılan belgelerde FBI’ın daha önce Apple’dan en az dokuz defa iPhone için “arka kapı” talep ettiği görülüyor. Suçlamaları doğrudan hükümete yönlendirmeksizin konuşan şirketin baş avukatı Bruce Sewell, hükümetin politik bir oyun oynadığından yakındı ve “Federal bölge mahkemelerini kullanarak, bizi örnek gösterip teknoloji şirketlerinin, şifrelenmiş kullanıcı verilerini hükümet talebi doğrultusunda temin etmelerini sağlamak istiyorlar” açıklamasını yaptı. iPhone üreticisi tahmin edileceği üzere Brooklyn mahkemelerinden çıkan karara da itiraz etmeye hazırlanıyor.

300 dolarlık akıllı cihaz elde patlarsa…

1

Google Nest’in aldığı şok Revolv kararı, Nesnelerin İnterneti sözüyle hayatımıza girmeye çalışan akıllı ev teknolojileri için yepyeni bir soruyu gündeme getirdi; akıllı ev cihazlarının kullanım ömrü nedir? Bir akıllı telefon satın aldığınızda, çoğunlukla 2-3 yıl sonra yeni güncellemeler bu cihaz için yayınlanmamaya başlar. Ancak akıllı telefonun temel işlevleri olan arama, mesajlaşma ve internete bağlanma gibi araçlar güncelleme olmaksızın çalışabildiği için bu cihazların ömrü dolmuş sayılmaz.

Oysa akıllı ev cihazlarında durum böyle değil. Örneğin evdeki diğer aygıtlara kablosuz bağlantıyla erişerek onları kontrol etmenizi sağlayan bir cihazın tüm özelliği budur ve bu özellik için üretici desteği kesildiği sürece, elinizde 300 dolarlık bir kahve altlığı kalmış olur.

“15 Mayıs 2016 Revolv rezaleti”

Google’ın ana şirketi olan Alphabet’in bir parçası olarak çalışan ve akıllı ev teknolojilerine odaklanan Nest, 300 dolarlık Revolv ürün ailesine sunduğu desteği sonlandıracağını açıkladığında yaşanan da tam olarak bu oldu. Ev içinde aydınlatma ve güvenlik alarmı gibi aygıtları yönetmeye yarayan bu ürün için desteğin kesilmesi demek, bu cihazın hiçbir işe yaramayan bir oyuncağa dönüşmesi demek oluyor.

Geçtiğimiz hafta Nest tarafından yapılan açıklamaya göre şirket her bir müşteriyle tek tek ilgileniyor ve en iyi çözümü bulmaya çalışıyor. Bu çözümler arasında geri ödemenin de olabileceği belirtiliyor.

Nest ve Revolv bu noktaya nasıl geldi?

Nesnelerin İnterneti kavramının popüler hale geldiği dönemde Google, akıllı ev teknolojileri geliştiren ve hızlı yükselen startup Nest’i satın aldı. Bundan 9 ay kadar sonra, 2014 yılında ise Nest kendi alımını yaptı ve ev içi aydınlatma ve alarm gibi sistemleri kontrol eden bir akıllı ev cihazı üreten Revolv adlı şirketi bünyesine kattı. Bu satın almanın önceliği, ürün geliştiricilerini Nest bünyesine dahil etmekti.

Diğer bir deyişle Nest’in Revolv ürününe ihtiyacı yoktu ve bu cihazın satışını hemen sonlandırdı. Geliştiriciler ise Works with Nest adındaki yeni projeye kaydırıldı. Revolv cihazları “ömür boyu abonelik” garantisiyle satıldığı için mevcut müşterilerin ürünlerinde bir sıkıntı olması beklenmiyordu.

Ne var ki bir ay kadar önce Revolv, sunduğu servisi sonlandıracağını ve ürünlerinin Mayıs 2016 sonrasında çalışmayacağını açıkladı. Kurucu ortaklar Tim Enwall ve Mike Soucie tam olarak şu açıklamayı yaptı: “Tüm enerjimizi Works with Nest için kullanıyoruz ve burada yaptığımızdan büyük heyecan duyuyoruz. Ne yazık ki bunun anlamı artık Revolv için kaynak aktaramayacağımız oluyor ve servisi kapatmak zorundayız.”

Siz olsanız ne yapardınız?

Düşünün, henüz yeni gelişen bir alanda 300 dolarlık bir cihaza yatırım yaparak bir anlamda geliştiricilere de öncü olmaları için destek olmuşsunuz. Ürünü “ömür boyu çalışacak” garantisiyle satın almışsınız. Birkaç ay sonra şirketin sahipleri “biz parayı bulduk, artık bu işle uğraşamayız, servisi kapatıyoruz” anlamına gelen bir açıklama yapıyor. Ne hissederdiniz?

Konuyla ilgili Nest’in Business Insider‘a yaptığı açıklamayla bitirelim:

“Şubat ayında az sayıdaki Revolv kullanıcısı uygulama içi bildirim ve Revolv web sitesindeki bir mesaj aracılığıyla servisin 75 gün sonra, 15 Mayıs’ta kapatılacağı hususunda bilgilendirildi. Revolv web sayfası müşterileri iletişim adresine yönlendiriyor ve tüm taleplerle tek tek ilgilenerek en iyi çözümü bulmaya çalışıyoruz, buna geri ödeme de dahil.”

Sanıyoruz bu durumda geri ödemeden daha iyi bir çözüm bulmaları pek mümkün olmayacak.

Kredi kartına gerek yok, parmak basın yeter

0

Japonya için 2020 Tokyo Yaz Olimpiyatları için çalışmalarına hız verirken, ülkeye dünyanın dört bir yanından akın edecek turistlerin kendilerini güvende hissetmeleri için de gerekli önlemleri almakla meşgul. Bu yaz test aşamasına geçecek olan yeni bir sistem ise yabancı turistlerin ülkede gerçekleştirecekleri alışverişlerde ve kimlik kontrollerinde “parmak basarak” hızlıca işlem yapmaklarını sağlamayı hedefliyor.

Yabancı bir ülkede kredi kartı veya yüklü miktarda nakit para taşımanın yol açtığı stresi misafirleri için azaltmayı ve aynı zamanda olası suçları önlemeyi hedefleyen Japonya, parmak izi testlerinin ardından sistemin nasıl ne ölçüde başarılı olduğunu analiz edecek ve uygun ise 2020 öncesi devreye alacak.

Parmak iziyle ödeme nasıl çalışıyor?

Japonya, turist akınının başladığı yaz aylarında gerçekleştireceği denemelerde toplamı 300’ü bulan turist noktalarındaki mağazalar, restoranlar, oteller ve diğer işletmelere parmak izi okuyucular yerleştirecek. Ülkedeki mevcut yasalar otele giriş yaparken bir pasaport bulundurmayı zorunlu kılıyor. Ancak ödemelerde parmak izi teknolojisini kullanmak mümkün olacak.

Kayıp ve çalıntı banka kartlarıyla ATM makinelerinde yapılan işlemleri en aza indirmek ve kendi vatandaşları için de güvenliği artırmak isteyen Japonya, turistler özelinde geliştirdiği bu sistemden ayrı bir parmak izi altyapısını da bankaların ATM makinelerinde kullanacak. Böylelikle Japonlar sadece parmak basarak paralarını çekebilecekler.

Nagasaki’deki Huis Ten Bosch tema parkında geçtiğimiz yılın ekim ayında denemeleri yapılan parmak izi sisteminin başarıyla çalıştığı belirtiliyor. Özellikle çocuklu ailelerde bir yandan çocukları takip ederken bir yandan cüzdandan para veya kart çıkarma derdi böylelikle sona eriyor.

Türk startup Microsoft’un himayesinde

0

Yerli ve milli sağlık uygulaması FitWell’in büyüme grafiğinde yeni bir kırılıma gelindi; Türk startup Microsoft Ventures Hızlandırma Programının bir parçası oldu. Bu programa katılan ilk Türk girişim olma özelliğini taşıyan FitWell, Microsoft CEO’su Satya Nadella’nın Cumhurbaşkanlığı temasları kapsamında gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinde tanıştığı 3 Türk girişimden biriydi.

Microsoft’un hızlandırma programı katılım karşılığında hisse (equity) almıyor oluşu startup’lar için bir avantaj oluşturuyor. Ayrıca Microsoft ekosistemindeki en güncel teknolojiler ve mentor ağı, FitWell ve hızlandırma programına giren diğer girişimlerin büyümesine katkı sağlıyor.

FitWell yapay zeka için çalışacak

Microsoft Ventures Hızlandırma Programına dünyanın bir çok yerinden 400’e yakın girişim başvuruyor ve katılımcılar zorlu bir eleme sürecinden geçiyorlar. Tüm süreçleri başarıyla geçen ve Türkiye’den programa seçilen ilk girişim olan FitWell’in teknik ve yönetim kadrosu, Londra’da 4 ay sürecek yoğun bir eğitim ve çalışma sürecine dahil olacak. FitWell, Ocak ayında Türkiye’ye gelen ve Cumhurbaşkanlığı ile temaslarda bulunan Microsoft CEO’su Satya Nadella’nın tanıştığı 3 Türk girişimi arasında yer aldı.

Satya Nadella ile gelecek planlarını paylaşan FitWell kurucusu ve CEO’su Barış Özaydınlı, programa kabul edilmekten dolayı duydukları memnuniyeti ve bu fırsatı etkili biçimde değerlendirerek uluslararası büyümelerini hızlandırmayı hedeflediklerini belirtti. FitWell CTO’su Ahmet Taha Şakar ise uygulama kullanıcılarına daha akıllı bir mobil koçluk deneyimi sunmak için geliştirdikleri ‘makine öğrenmesi’ (machine learning) ve yapay zeka konularında bu heyecan verici fırsattan faydalanacaklarını belirtti.

Mobil platformlarda çalışan FitWell uygulaması, kullanıcılarına fit ve sağlıklı bir yaşam sürmeleri için kişisel koçluk yapıyor. Kullanıcılar, ‘Zayıfla ve Yağ Yak’, ‘Esnek Ol Fit Görün’, ‘Kuvvetlen’ gibi hedeflerin yanı sıra mevsimlere özel veya tematik, bölgesel programları kullanabiliyorlar. Kişiye özel beslenme ve egzersiz programları, kullanıcının tercihlerini öğrenerek ve performansını takip ederek sürekli yenileniyor ve kullanıcıyı motive ederek belirli sürede hedefine ulaşmasını sağlıyor. Beslenme uzmanları ve milli sporculardan oluşan eğitmen kadrosunun yanı sıra etkili bir yazılım geliştirme ekibi, uygulamayı sürekli olarak güncelliyor ve yeni teknolojik özellikler ekliyor.

Büyük yatırımlar ve işbirlikleri kapıda

Türkiye’den ilk defa FitWell’in katılacak olduğu ve 7 Mart’ta başlayan Microsoft Ventures Hızlandırma programı 4 ay sürecek. 30 Haziran’da Londra’da düzenlenecek demo gününde mezunlar dünyanın farklı yerlerinden 500’e yakın seçkin yatırımcı, risk sermaye şirketi ve sektör liderine sunum yapacaklar. Program süresince birçok değerli mentor, servis sağlayıcı ve teknoloji destekçisiyle işbirliği yapma fırsatı bulacak girişimler aynı zamanda 3 sene boyunca 500,000$ değerinde Microsoft Azure kredisi ve birçok teknolojiyi ücretsiz kullanma hakkı kazanıyor. Programın en önemli özelliklerinden biri diğer hızlandırma programlarının aksine girişimlerden hisse talep edilmiyor olması. Programın önemli bir başarı ortalaması söz konusu. Mezun girişimlerin %82’si sonraki aşamada yatırım almayı başarmış; aldıkları toplam yatırım ortalama 4.6 milyon $ civarında bulunuyor.

Bu uygulama sizi Instagram fenomeni yapacak

1

Önce fotoğraf vardı, sonra Instagram geldi ve filtreler hayatımıza girdi; bir sonraki durak ise Hippo Pics olabilir. Instagram’deki en iyi fotoğraf editörlerini bir araya getirerek, kullanıcılarına ücretsiz olarak fotoğraf düzenleme desteği veren iOS uygulaması, yüklediğiniz her fotoğrafın bir sanat eseri olmasını sağlıyor.

Fotoğraf düzenleme konusunda yetenekli insanlarla bir araya gelerek aynı fotoğraf üzerinde çalışabildiğiniz hizmet ile ayrıca başkalarının koleksiyonlarını inceleyerek neyin nasıl yapıldığı konusunda kayda değer fikirler edinebilirsiniz.

Uygulamayı indirip açtığınızda, uzman editörler tarafından düzenlenen fotoğraflardan oluşan bir galeriyle karşılaşıyorsunuz. Her biri muhteşem görünen bu fotoğrafların, daha doğrusu görsel çalışmaların, nasıl meydana getirildiğini görmek için tek yapmanız gereken herhangi bir fotoğrafa basılı tutmak: Hippo Pics görselin düzenlenme aşamalarını kademe kademe görüntülüyor ve böylelikle örnek üzerinden fotoğraf düzenlemenin inceliklerini görmeniz mümkün oluyor.

https://www.youtube.com/watch?v=r8CBJdp5rOg

Hippo Pics selfie çılgınları için değil

Mobil servisin en güzel tarafı, sadece daha iyi bir görsel düzenleyici değil, aynı zamanda daha sağduyu sahibi bir insan olmanıza da destek olması. Uygulamaya düzenlemek için yüklediğiniz fotoğraflar bir onay sürecinden geçiyor ve selfie çekimler ya da yemek fotoğraflarınız kabul görmüyor. Düzenlenmemiş manzara çekimleri, mimari yapılar ve kreatif portreleriniz mi var? Hippo Pics editörleri hizmetinizde!

Eğer uzman bir fotoğraf editörü olduğunuzu düşünüyorsanız, bu uygulama aracılığıyla diğer kullanıcılara da destek olabilirsiniz. Instagram denince aklınıza sadece akşam yemeği fotoğrafları ve caps’ler gelmiyorsa, Hippo Pics kendinizi geliştirmeniz için iyi bir fırsat sunuyor.

Facebook reklamları artık daha şeffaf

0

Facebook doğal reklam aracı, hem içerik üreticiler hem de yayıncılar için, doğal akış içerisindeki görsel ya da video gibi paylaşımlara reklam alınan “markalı içeriklerden” (branded content) daha istikrarlı bir iş modeli kurma imkanı tanıyor.

Facebook buna örnek olarak Lady Gaga’nın Intel teknolojisini kullanarak Grammy ödüllerinde sahnelediği yenilikçi gösteriyi veriyor. Ünlü popçunun kendi sayfasında doğal bir gönderi olarak paylaşılan içerik aslında bir reklam (markalı içerik) ve Facebook’un yeni markalı içerik politikası bu tür içeriklerin takibini kolaylaştırıyor.

Cuma günü yapılan güncelleme sonrası doğrulanmış Sayfalar artık markalı içerikleri paylaşabilecekler. Bu içerik metin de olabilir, bir fotoğraf da olabilir, 360 derece ya da canlı video da olabilir. Facebook’un bu güncelleme kapsamında yayınladığı araç ise reklamı veren markayı da etiketleyerek ilgili gönderiye dahil etmeyi mümkün kılıyor. Böylelikle reklamfacebook doğal reklam veren şirketin pazarlama analistleri yapılan paylaşımla ilgili erişim oranlarını ve diğer istatistikleri değerlendirebiliyor.

Facebook doğal reklam etik kodlarla geldi

Güncellenen markalı içerik politikasına göre, promosyonun ipinin ucunu kaçırmak yasak: Video öncesine standart reklam alımı ya da bir kanaat önderinin profil fotoğrafını değiştirerek reklam verenin ürününü öne çıkarması gibi durumlarda sıkıntı yaşanabilir. Buna karşın içeriğin kendisinde ürün yerleştirme veya sponsor logosu kullanılabiliyor.

Doğal reklam yönteminin sıkça kullanılmaya başladığı internet dünyasında etik değerleri koruyan her yayıncı gibi Facebook’ta markalı içerik kapsamında reklam alan Sayfaların net bir biçimde ilgili paylaşımın ücret karşılığında yapıldığını bildirmesi gerekiyor. Facebook tarafı bu tür reklamlardan herhangi bir pay almıyor ve bu nedenle ödeme kısmının doğrudan yayıncı ile reklam veren arasında çözülmesi gerekiyor.

Facebook’un bundan çıkarı ise daha fazla video içerik üretici ve yayıncıyı kendi platformuna çekerek, burada daha fazla paylaşım yapılmasını sağlamak ve Facebook’u hem son kullanıcılar hem de reklam verenler için (YouTube ya da diğer sosyal ağlara oranla) öncelikli yer haline getirmek.

Akıllı otomobil güvenliği nasıl sağlanacak?

0

Otomotiv şirketlerinin internete bağlı araçlar üretmeleri için mutlaka bir teknoloji geçmişlerinin olması gerekmiyor. Yüz yıllık markalar bile iyi bir yazılımı olmayan modellerin birkaç yıl içinde tükeneceğinin farkında. Ancak bu yazılımların güçlü ve güvenlikli olması da önem taşıyor.

Yakın dönemde bir Chrysler cipin seyahat halindeyken dijital saldırıya uğraması ve federal yetkililerin konuyla ilgili yaptıkları uyarılar, “akıllı otomobillerin” tıpkı akıllı telefonların ilk dönemine benzer bir süreçten geçtiğini hatırlatıyor.

Yıllar önce akıllı telefonlar için de hack saldırısı, malware ya da virüs gibi terimler çok uzak görünüyordu. Ancak teknoloji yaygınlaşıp, siber suçlular için cazip bir platform oluşturunca mobil cihazlar üzerindeki dijital tehditler PC’yi bile solladı!

Araç içi siber güvenlik konusunda yapılan çalışmalar ve toplantılar yakın gelecekte meyvesini verecek. Bu konuda çalışmalarıyla öne çıkan oyunculardan ilki Karamba Security oldu.

Araçtaki harici cihazlara Wi-Fi, Bluetooth ya da USB yuvalarıyla bağlantıyı sağlayan Elektronik Kontrol Üniteleri (ECU) için güvenlik sağlayan Karamba, yetkilendirilmemiş hiçbir kodun araç içinde çalışmasına izin vermiyor. Böylelikle bir hacker’ın uzaktan müdahaleyle otomobilinizi ele geçirmesi önleniyor. Benzer şekilde daha sonra kötü niyetle kullanılabilecek bir “dropper” kodun da ECU’ya yüklenmesi halinde üretici uyarılabiliyor.

Karamba Security otomotiv dünyasını ikna edebilecek mi?

İsrail merkezli bir startup olarak hayata geçen Karamba, aldığı 2,5 milyon dolarlık ilk yatırım ile otomotiv şirketlerini, hem üretim bandında hem de yollarda olan araçlarda kendi teknolojilerini kullanmaları için ikna etmeye çalışacak.

Her ne kadar günümüzde antivirüs ve güvenlik duvarı gibi önlemler işletim sistemlerinde arka planda çalışır hale gelmiş olsa da, yeni yükselen akıllı araç teknolojisinde sürücüler her türlü güvenlik önleminin göz önünde ve kolay ulaşılabilir olmasını tercih edecektir.

WordPress CMS kullanıcıları Google’da bir adım önde!

3

WordPress bugün internetin dörtte birinden fazlasına hayat veriyor; bu nedenle onun daha güvenli bir internet hedeflemesi demek, internetin daha güvenli hale gelmesi demek oluyor. Bir süredir “.wordpress.com” uzantılı kişisel blog sayfalarını şifrelenmiş HTTPS’e taşıyan içerik yönetim sistemi (CMS), bundan böyle altyapı olarak kendisini kullanan tüm siteleri de HTTPS ile güvenli hale getireceğini duyurdu.

Admin paneli için WordPress kurduğunuz, kendi alan adına sahip tüm yeni web sitelerindeki sayfalar bundan böyle daha güvenli bir veri trafiği sağlayan HTTPS ile oluşturulacak. WordPress ayrıca geçmişe dönük bir çalışma da başlattı. Bunun anlamı, internetin dörtte birini oluşturan WP tabanlı web sayfaları yakın gelecekte HTTPS’e geçecek. Üstelik standart HTTP üzerinden gelen tüm istemci talepleri otomatik olarak HTTPS ile güncellenmiş yeni sayfalara yönlendirilecek.

Google’ın çağrısı WordPress için itici güç oldu

İçerik yönetim sisteminin bu hamlesinde, Google’ın daha önce gerçekleştirdiği atılımın da payı büyük olsa gerek. Arama motoruyla “internetin giriş kapısı” sayılan Google, web siteleri için büyük önem taşıyan arama motoru sonuçlarında HTTPS ile güvenliği sağlanan sitelere öncelik tanıyacağını duyurmuştu.

Let’s Encrypt (Hadi Şifreleyelim) adlı proje kapsamında kendi platformundaki web sitelerinin HTTPS güvenlik sertifikasını alma sürecini otomatiğe bağlamak için çalışan şirketin bu geçişi gerçekleştirmesiyle birlikte, Google’ın an itibarıyla HTTPS sertifikası olmadığı için güvensiz olarak kabul ettiği CNN ve eBay gibi WP altyapısında çalışan büyük portaller de mutlu sona kavuşacak.

İşte Amazon’un yeni patronları

0

Amazon’a tek CEO yetmedi, Jeff Bezos’un yanı sıra iki CEO pozisyonu daha oluşturdu. Online perakende işini ve bulut bilişim departmanını yöneten iki isim, Jeff Wilke ve Andy Jassy de artık birer Amazon CEO’su oldu. Şirketin resmi blog sayfasında yapılan duyuruya göre Jeff Wilke Worldwide Consumer CEO’su olurken, Andy Jassy ise TechInside sayfalarında da sıkça bahsettiğimiz Amazon Web Services (AWS) CEO’su olarak atandı.

Her iki isim de daha önce kendi bölümlerinden sorumlu başkan vekilleri olarak tüm şirketin CEO’su olan Jeff Bezos’a bağlı çalışıyordu. Business Insider haberine göre Bezos’un konumu değişmedi.

Amazon artık üç temel sütun üzerinde çalışıyor

Teknoloji devinin e-ticaret işinden bu yıl elde ettiği 100 milyar doların yanında AWS’nin yıllık 10 milyar dolar cirosu sönük gibi görünebilir. Ancak iki pazar birbirinden çok farklı ve bulut işinde büyük potansiyel olduğunu, geleceğin bulutta olduğunu Jeff Bezos da biliyor. Öte yandan AWS halen en çok kullanılan bulut servisi olarak listeleniyor.

Şirketin yönetim kurulu bu nedenle üç ana sütun üzerinde konumlandırdığı işlerini, Jeff Bezos başta olmak üzere ilk çalışanlar arasında yer alan Wilke ve Jassy’e emanet ediyor. Üç CEO ile yola devam etmenin kesinlikle bir yeniden yapılanma işareti olmadığının altını çizen blog yazısında, bu atamaların daha çok “ilgili çalışanların bir süredir üstlendikleri rolü kendilerine teslim etmek” olduğu belirtiliyor.

Jeff Bezos’tan sonra ne olacak?

Beş yıl önce “Steve Jobs giderse Apple ne olur?” sorusunu soruyorduk. Bugün aynı soru Jeff Bezos sonrası Amazon için gündeme geliyor. Başarılı lider, şirketin devamlılığı için bir “Bezos sonrası” planı yapmak zorunda. Daha önceki bir röportajında kendisinden sonraki şirket patronunu yetiştirme planı üzerinde çalıştıklarını belirten Jeff Bezos, yerini kimin alacağını açıklamamıştı. Ancak bu hafta açıklanan iki yeni CEO Amazon’u geleceğe taşıyacak bir sonraki “ekipler amiri” olarak uygun adaylar oluşturuyor.

5 yıl önce 10 yıl sonra #9 – Süper kahraman teknolojileri

0

TechInside.com’da Cuma akşamları saat 17.00’de gerçekleştirdiğimiz “5 gün önce 10 yıl sonra” adlı canlı yayınımızda, sektörün geçen haftadaki önemli olaylarını ve 10 yıl sonrayı konuşmaya devam ediyoruz. Bu hafta ise sektör gündeminin biraz dışına çıkarak bir başka merak edilen konuyu, süper kahraman teknolojilerini işliyoruz.

Batman v Superman filmiyle bir kez daha konuşulan gündemler arasına giren süper kahramanların yetenekleri pek çok kişiyi kıskandırır nitelikte. Kurşun işlemeyen kıyafetler, gelişmiş robotik materyaller, yapay zeka, uçabilme ve çok daha fazlası pek çok kişinin kurulan hayaller listesine yer alıyor. Biz ise bu programda süper kahramanlarda gördüğümüz bu yeteneklerin gerçekte olup olmadığını, işin maliyetini ve bir süper kahramanı finanse eden şirketin yöneticisi olsaydınız ne kadarlık bir Ar-Ge bütçesine sahip olmanız gerektiği gibi konuları işleyeceğiz.

İçeriğiyle benzersiz olacağını düşündüğümüz programımızda canlı yayın sırasında da sorularınızı iletebilirsiniz.

Programımız YouTube üzerinden canlı olarak yayınlanıyor ve daha sonra kaydediliyor. Kaçıranlar diledikleri zaman tekrarını izleyebiliyor. Kanalımıza abone olarak TechInside’da yayınlanan tüm videolara erişebilirsiniz.

Saat 17:00‘de bu sayfa üzerinden ya da YouTube kanalımızdan canlı olarak izleyebilirsiniz.

 

Ericsson Türkiye 126 yaşında

0

Lars Magnus Ericsson, 1876’da sadece 13 metrekarelik bir ofiste kurduğu şirketinin bugün geldiği noktayı görse ne derdi bilemiyoruz. Ancak neredeyse 1,5 asrı geride bırakan şirket bugün 180 ülkedeki 115 bin çalışanı ve 39 bin patentiyle global devlerden biri haline geldi.

7 Nisan 2016’da 140. kuruluş yılını kutlayan şirket, aynı zamanda Türkiye’deki 126. yaşını da kutluyor. Ülkemizdeki ilk işi 1890 yılında Dolmabahçe Sarayı’na telefon hattı döşemek olan şirket yıllar içinde iletişim anlamında pek çok projeyi başarıyla tamamladı.

Türkiye’de cep telefonlarının hayatımıza girdiği 1990’lı yılların ardından ismini geniş kitlelere tanıtma fırsatı bulan şirketin Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Başkanı Rafiah İbrahim, 140. yıldönümü sebebiyle yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bölgemizde, her şeyin birbirine bağlı olacağı ‘Networked Society (Bağlantılı Toplum)’ye doğru hızlı adımlarla ilerliyoruz. Bölgede pek çok ülkede önemli adımların atıldığını görüyoruz, yine de hala atılacak çok adım bulunuyor. Bu yatırımlar giderek daha fazla kurumun teknolojiden faydalanmasını, dönüşüm sayesinde gelir tabloları güçlenirken kendi alanlarında değişimi yönetmelerini sağlayacak. Bölgede belli bir altyapı olgunluğuna ulaşarak entegre ve dijital bir Bağlantılı Toplum kültürünün avantajlarını sağlamayı hedefliyoruz”.

Cep telefonu, Bluetooth teknolojisi, 4G, nesnelerin interneti ve 5G gibi pek çok yeniliğin hayatımıza girmesinde ya da girecek olmasında önemli bir rolü bulunan şirket Crea World gibi platformlarla teknoloji alanındaki girişimcilerin kendilerini göstermesinde de etkin rol oynamıştı.

TechInside olarak Ericsson’un yeni yaşını kutluyoruz.

Office 365 Türkiye’de 8 milyon kişiye ulaştı

1

Şirketlerin iş yaşamındaki en büyük yardımcılarından Office uygulamaları bir süredir Office 365 olarak bir bulut hizmeti olarak da kullanılabiliyor. Türkiye’deki 3,5 yılında 8 milyon kullanıcıya ulaşan Office 365 için “Şirketlere sunduğumuz buluttaki üretkenlik hizmeti” yorumunu yapan Microsoft Türkiye Office Pazarlama Grup Müdürü Çiğdem Kayalı ile Office 365’in yeteneklerini ve 2016 yılındaki yeniliklerini konuştuk.

WhatsApp şifreledi, e-posta neyi bekliyor?

0

Uçtan uca şifreleme bulunmayan bir iletişim sistemi, kapalı bir zarfla gönderilmemiş mektuba benziyor. Beyaz bir sayfaya yazdığınız mektubu postacıya verdiğinizde sadece onu taşıyan değil, yolda denk gelen ve merak eden herkes okuma şansına erişecektir. Dijital dünyada bunun karşılığı Aradaki Adam Saldırısı (Man in the Middle).

İstenmeyen kişilerce mesajların okunmaması için, içeriğin uçtan uca şifrelenmesi şart. Yakın zamanda anlık mesaj servisi WhatsApp tarafından kullanılmasıyla yeniden gündeme gelen uçtan uca şifreleme, mesajı göndericiden çıktığı andan itibaren şifreliyor ve alıcıya varınca çözüyor. Araya giren kötü niyetli kişiler bu mesaja herhangi bir aşamada erişse bile tek elde ettikleri anlamsız rakam ve harflerden ibaret oluyor.

Uçtan uca şifrelemeyi kullanan ProtonMail gibi güvenilir e-posta servislerini size daha önce tanıtmıştık. Ancak Kaspersky Lab Baş Güvenlik Uzmanı Aleks Gostev, Gmail ve Outlook gibi en yaygın servislerde uçtan uca şifreleme tümüyle kullanılmadıkça bu “yan alternatiflerin” gerçekçi bir çözüm üretmeyeceğine dikkat çekiyor.

https://www.techinside.com/guvenli-mail-uygulamasi-protonmail/

Kaspersky Lab’den uçtan uca şifreleme açılımı:

Hiç de sürpriz olmayan bir şekilde e-posta, siber saldırılar için öncelikli vektörlerden biridir. Kötü niyetli aktörlerin kullanıcının/şirketin ağına, bilgilerine ve hata parasına erişim sağlamasına olanak tanıyor. E-postaların içeriği saldırganlar için bir hedef teşkil ediyor. Kaspersky Lab’da biz, e-posta veritabanlarını hedefleyen saldırılarla sık sık karşılaşıyoruz. E-postalara erişim sağlama amacıyla şirketlere saldıran, Çince konuşan aktörleri her geçen gün daha sık görüyoruz. En yeni ve kesinlikle en büyük veri sızdırma örneklerinden biri olan “Panama Belgelerinin” de geçen yıl gerçekleşen bir e-posta sunucusu ihlalinin ardından ortaya çıktığı düşünülmekte. Saldırganlar için düz metinlerdeki mesajlara el atmak korkutucu şekilde kolay.

Uçtan uca şifreleme, kötü niyetli aktörün kullanıcı ve sunucu arasındaki e-postayı yakaladığı Man in The Middle olarak bilinen saldırıları engelleyecektir. Ancak nedense bu seviyede bir koruma nadiren sağlanıyor.

E-postayı varsayılan olarak veya kullanıma hazır olarak şifrelemek zor. Deneyimli bir kullanıcının kullanabileceği araçlar ve eklentiler bulunuyor olsa da şifreli postayı düzgün bir şekilde kurmak ve kullanmak için belirli bir seviyede bilgisayar bilgisine sahip olmanız gerekiyor. İnternet kullanıcılarının çoğu bu becerilere sahip değil. Piyasada her ne kadar ProtonMail gibi ücretsiz şifreli e-posta hizmetleri bulunuyor olsa da bir milyar kullanıcıya sahip olmadıkça bu hizmetler, güvenliksiz e-posta sorununa global bir çözüm olamaz.

E-posta şifrelemeye en fazla ihtiyaç duyulan haberleşme yöntemidir. Ne kadar kısa sürede, o kadar iyi. Çözümün, Microsoft Outlook Exchange’de olduğu gibi en yukarıdaki e-posta yazılımı geliştiricilerinden gelmesi gerekmektedir.

WhatsApp doğru olanı yapmıştır: bir milyar kullanıcı için her şeyi tek seferde şifreleyerek. E-posta, haydi şimdi sıra sende.

Yaratıcı endüstriler ve girişimcilik ekosistemi CreateUp’da buluşuyor!

0

Endeavor Etkin Girişimci Destekleme Derneği’nin Girişimcilik Vakfı ortaklığında yürüttüğü ve İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA)’nın desteklediği “CreateUp” projesinin Açılış Etkinliği 5 Nisan’da gerçekleşti.

Avantgarde Collection’ın ev sahipliğinde gerçekleşen etkinliğe yaratıcı sektörler ile girişimcilik ekosistemlerini temsilen özel sektör temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarından katılımcılar, girişimciler, yatırımcılar ve akademisyenler dâhil olmak üzere yaklaşık 80 kişi katıldı.

Küresel ölçekte rekabet edebilecek yaratıcı girişimcilerin sektöre kazandırılmasının hedeflendiği “CreateUp” projesinin açılışında, yaratıcı işleri ticari faaliyete dönüştürürken yaşanan teknik ve duygusal zorluklar, bu zorlukların aşılması için yapılması gerekenler, Türkiye’nin bu alanlardaki rekabet gücü, teşvikler gibi konular konuşuldu.

Etkinlikte proje kapsamında yürütülecek “Yaratıcı Girişimci Odaklı Atölyeler” tanıtıldı.

CreateUp projesi ile İstanbul’un yaratıcı sektörlerdeki girişimcilik ruhu ve becerisini arttırmak, yaratıcı sektörler ve girişimcilik ekosistemleri arasındaki diyaloğu arttırmak, dayanışma fırsatlarını tespit edip takibini sağlamak ve küresel ölçekte rekabet edebilecek yaratıcı girişimci kazandırmak amaçlanıyor.

Proje kapsamında Nisan ve Mayıs aylarında yürütülecek toplam dört adet  “Yaratıcı Girişimci Odaklı Atölyeler” ile ürün ve iş fikri oluşturulmasından iş modeli kanvasına, sunum tekniklerinden liderlik becerilerine ve networking tekniklerine kadar birçok konu katılımcılara sunuluyor.

Reklamcılık, sinema, müzik, video oyunları, yayıncılık, mimarlık, tasarım, sanat, el sanatları ve gösteri sanatları gibi yaratıcı endüstrilerde faaliyet gösteren girişimcilerin yanı sıra sektörüyle ilgili değişim yaratacağına inandığı bir fikri olan girişimci adayları CreateUp’a başvuru yapabiliyor.

Başvuru Kriterleri

İstanbul’da ikamet eden, üniversite öğrencileri veya mezunları;

Ticarileştirmeye ve markalaşmaya uygun,

Ölçeklenebilir büyümeye açık,

Sürdürülebilir,

Yeni-istihdam yaratmaya elverişli yaratıcı ürün, hizmet, fikri olan veya geliştirmek isteyen girişimci veya girişimci adayları 11 Nisan’a kadar başvuru yapabiliyor.

Sahte CEO’lara 2,3 milyar dolar gönderdiler

0

Patronunuzdan “acil paraya sıkıştım, üzerinde ne varsa yolla” şeklinde bir e-posta alsanız ne yapardınız? Her şeyden önce böyle bir mesajı ciddiye alır mıydınız? FBI tarafından yayınlanan son verilere göre ABD’de sadece son iki yılda 17 binin üzerinde kişi bu senaryoyu yaşadı ve sahte CEO masalını yutup olumlu dönüş yaptı.

Profesyonel e-postalar üzerinden yapılan kimlik sahtekarlıkları sonucu dolandırıcılara kaptırılan para ise iki yılda toplam 2,3 milyar doları aştı. Üstelik sadece kendi memleketlerinde değil, ABD vatandaşları 79 ülkede daha benzer şekilde dolandırıldı. Ocak 2015’ten bu yana mağdurlardan gelen şikayetlerin yüzde 270 artması ise bu yöntemin daha da yaygınlaşacağını gösteriyor.

Sahte CEO en az 25 bin istiyor

Yakın dönemde Snapchat çalışanlarından birinin de başına gelmesiyle gündeme oturan “sahte patronlar”, genelde büyük bir şirketin CEO’sunun ismine çok benzeyen bir e-posta hesabı alıyor ve gözüne kestirdiği bir şirket çalışanına profesyonel bir şablon içerisinde “acil nakit ihtiyacı olduğunu” öne sürerek kendisine havaleyle para gönderilmesini talep ediyor.

Sahte CEO borç ister de personel elini cebine atmaz mı? FBI raporuna göre Arizona eyaletinde bu tür dolandırıcılıklarda tek seferde 25 bin ila 75 bin dolar arası para sahte patronlara kaptırılıyor. Sahtekarların şirket mailini taklit etmek için büyük uğraşlar gösterdiğini ya da sosyal mühendislik kullanarak CEO taklidi yaptıklarını belirten federal yetkililer, bu yüzden özellikle çok fazla yurtdışı tedarikçisi bulunan ya da çok sık havale yapan şirketlerin hedef alındığını açıkladı.

FBI ayrıca bu tür kimlik sahtekârlıklarında mağduriyet yaşanmaması için bazı temel ipuçları vermekten de geri kalmadı:
– Sadece e-posta ile gelen acil havale taleplerine karşı dikkatli olun
– İş ortağınızın talebini mutlaka kendisine telefon açarak teyit edin
– Taklit edilmiş e-posta adreslerine karşı tetikte olun
– Çok adımlı doğrulama gibi güvenlik önlemleri kullanın

Yahoo satışa çıktı, talipler belli oldu

1

Hissedarların yoğun baskısına şirketin CEO’su Marissa Mayer de karşı koyamadı ve bir zamanların en büyük arama motoru Yahoo, temel operasyonlarını satışa çıkardığını duyurdu. İlk tur teklifler için 11 Nisan son tarih olarak belirlenirken, iletişim dünyası devlerinden ABD merkezli Verizon ilk teklifi yapanlar arasında yer aldı. Verizon’un karşısındaki en büyük rakip henüz teklif oluşturma aşamasındaki Google olacak.

Bloomberg haberine göre isimleri potansiyel alıcılar arasında görülen AT&T ve Comcast satışa olan ilgilerini kaybetti ve 2008 yılında eski rakibini komple ele geçirme çabası boşa çıkan Microsoft bu sefer teklif yapmayacağını söyledi.

Time Inc. ve özel sermaye fonları da Yahoo’nun peşinde

Teklif yarıştırması beklenen bir diğer talip ise Time Inc. olarak görülüyor. Tıpkı Google gibi Time Inc. de şu anda teklif taslağını gözden geçirmekle meşgul. Ayrıca özel sermaye şirketleri Bain ve TPG ya bizzat ihaleye girecekler ya da alıcılardan birine stratejik destek sağlayacaklar.

Verizon eğer ihaleyi kazanırsa mevcut CEO’yu kapı dışarı ederek, AOL CEO’su Tim Armstrong’u yeni Yahoo patronu olarak atayacak. Verizon Kıdemli Başkan Vekili Marni Walden ise kurulacak müşterek yapılanmada yönetime destek olacak. Pazar değeri 213 milyar doları aşan şirket ayrıca Yahoo’nun Japonya operasyonlarıyla da ilgileniyor.

Resmi tekliflerin ortaya konması için sadece 3 gün kaldı. 11 Nisan Pazartesi günü Yahoo internet işiyle ilgilenen taliplerden son teklifleri alacak ve ilk tur kapanmış olacak. O güne kadar yeni alıcılar da çıkabilir, Microsoft veya AT&T bir sürpriz yaparak teklifte de bulunabilir. Hisseleri Perşembe günü akşamı itibarıyla bir puan daha düşerek New York borsasında 36,32 dolardan işlem gören Yahoo bakalım kimin elinde kalacak.

Yeni HP logosu nereden geliyor?

0

İkiye bölünerek bilgisayar işini ayrı bir şirket üzerinde organize eden bir markanın çıkardığı ilk bilgisayarın her detayı önem taşır; ultra ince HP Spectre 13 dizüstü bilgisayar modelinin üzerindeki yeni HP logosu olan dört dikey çizgi de bu nedenle bir logodan fazlasını barındırıyor. Spectre x360 adlı 2015 modelinde Hewlett-Packard yazarken, bu modelde minimalist bir logoyla markanın temsil edilmesinin bir sebebi var.

Daha agresif bir marka kimliğiyle öne çıkmak ve küçülme raporlarıyla tüm teknoloji devlerine endişe veren bilgisayar pazarında eski günlerine kavuşmak isteyen HP bu yeni ve fütüristik tasarımı sadece üst sınıf dizüstü bilgisayarlarında kullanacağını açıkladı. İtalik yazımla “hp” harflerini simgeleyen dikey çizgilerin aslında beş yıl önceki bir marka yenileme çalışmasının ürünü.

Yeni HP logosu aslında 2011’de tasarlandı

HP’nin marka kimliğini yenilemek adına yeni bir logo tasarlamak için tuttuğu Moving Brands tarafından hazırlanan çizgiler, o dönemde fazla agresif bulunduğu için kabul görmedi ve rafa kaldırıldı. Ancak yıl 2016 oldu ve HP’nin bilgisayar pazarında tutunmak için agresif davranmaya ihtiyacı var.

Hewlett-Packard değişen pazar koşullarına ayak uydurabilmek ve daha çevik davranmak için Kasım 2015’te iki ayrı şirkete bölünmüştü. HP Enterprise (HPE) kurumsal çözümleri ve servis işlerini üstlenirken, HP Inc. ise teknoloji mağazalarında raflarda görmeye alışık olduğumuz bilgisayar ve yazıcı gibi son kullanıcıya yönelik donanım ürünlerine odaklanıyor.

14 milyon doları personele dağıtıyor

0

Veri merkezi alanında en hızlı yükselen startup’lardan biri olan Nutanix’in kurucu ortağı ve mevcut CEO’su Dheeraj Pandey, personelin halka arz öncesi motivasyonunu sağlamak amacıyla toplam değeri 14 milyon dolara ulaşan kişisel hissesini çalışanlarına prim olarak dağıtıyor.

Business Insider haberine göre 2016 yılının başından bu yana devam eden halka arz kısırlığını da çözmesi beklenen Nutanix’in halka arzı, hafta başında yapılan SEC güncellemesiyle hız kazanacak. Yatırımcıların taze teknoloji şirketlerine karşı ilgisinin azalması ve “teknoloji balonu” söylentilerinin artması nedeniyle halka arz süreci sekteye uğramıştı. Şimdi ise Nutanix sadece borsaya açılmakla kalmıyor, personelini de oldukça mutlu edecek bir hamleye imza atıyor.

Nutanix performansa dayalı prim dağıtacak

Yüzde 9’luk hissesiyle şirketin en büyük bireysel hissedarı olan kurucu ortak ve CEO Dheeraj Pandey, toplam 1,9 milyon hissesinin 1,3 milyonluk kısmını çalışanları arasında dağıtacak. Bu kısıtlanmış hisse birimleri (RSU) önümüzdeki dört yıl içinde performansa dayalı olarak personele prim şeklinde sunulacak.

Toplam 1,9 milyon hissenin 21,53 milyon dolar değerinde olduğunu açıklayan Nutanix, bu hesapla personele önümüzdeki dört yıl boyunca 14,7 milyon dolarlık hisse dağıtacak. Üstelik halka arz sonrası şirketin değeri artarsa, çalışanların alacağı prim de aynı oranda artış gösterecek.

nutanix ceo dheeraj pandey“Ona hırsız diyoruz, çünkü bizim kalbimizi çaldı” – Nutanix çalışanları

Dheeraj Pandey geçtiğimiz yıla ait yaklaşık 200 bin dolarlık performans primini ve geçmişe dönük maaş artışını da geri çevirdi. Şirketin yönetim kurulu başkanı olarak da görev aldıktan sonra yıllık maaşına 232.500 dolarlık zam alan Pandey, bu ücretin geriye yönelik olarak Nisan 2014’ten bu yana işlenmesini sağlayan bir teklif almıştı.

Mevcut yapıda şirketin 11,3 milyon hissesine sahip olan Pandey’in parayla çok derdi yok. Şirket halka arz sonrası geçtiğimiz yıl özel yatırımcılardan aldığı hisse başı 13,49 dolar değerden bile işlem görse, Pandey’in hisseleri 153 milyon doların üzerinde değere sahip oluyor. Elbette bu servet, Pandey’in yaptığı şık hareketi gölgelemiyor.

Kredi kartlarının yüzde 60’ı e-ticaretle tanışmadı

0

Türkiye’nin e-ticaret ve perakende sektörünü masaya yatıran Positive a Digital Approach, Türkiye’deki 55 milyon kredi kartından 33 milyonunun henüz bir kez bile internetten alışverişte kullanılmadığını açıkladı.

Şirketin analizine göre, e-ticaret 2015 yılında toplam 25 milyar TL’lik hacme ulaşırken, e-perakende genel perakende pazarından sadece yüzde 1,3 pay aldı. Dünyada e-perakendenin ortalaması yüzde 7, İngiltere’de ise yüzde 11. Positive Kurucu Ortağı Caner Istı, Türkiye’deki e-perakendenin genel perakende pazarına oranının çok düşük olduğunu belirterek, “Bu alanda yatırım yapacak olan markalar için çok büyük bir fırsat var. Verilere göre 2016 yılının 31 milyar TL civarında bir e-ticaret hacmi ile kapatacağımız bekleniyor. Bununla birlikte e-perakendenin genel perakende içindeki payının yüzde 1,3’ten yüzde 2’ye çıkmasını bekliyoruz.” dedi.

Perakendecilerin 3’te 1’i, süpermarketlerin 4’te 3’ü e-ticarete henüz geçmedi

Positive a Digital Approach’un analizine göre, Türkiye’deki en büyük 10 perakende şirketi, tüm perakende sektörünün cirosunun yüzde 57’sini oluşturuyor. Bu da yaklaşık 47,5 milyar TL ediyor. 47,5 milyar TL ciro yapan bu 10 markadan 5’inin bir e-ticaret sitesi henüz bulunmuyor. En büyük ilk 100 perakendeciye bakıldığında ise 35’inin e-ticaret sitesi olmadığı görülüyor.

Perakende sektöründeki en yüksek ciro oranı süpermarket kategorisinde görülüyor. İlk 100 içerisinde 17 süpermarket markası, yaklaşık 42,6 milyar TL ciro yapıyorlar. Bu 17 markanın 13’ünün e-ticaret sitesi bulunmuyor. Bu konu ile ilgili olarak Istı; “Artık kullanıcılar örneğin taze gıda alımı konusunda da internetten alışverişe sıcak bakıyorlar. Sektörde uzun süredir internetten market ürünleri satışı sağlayan lider firmanın açıkladığı istatistiklere göre mağazada her 5 kullanıcıdan 1’i et ürünü almayı tercih ederken, internet alışverişi yapan her 5 kullanıcıdan 2’si et ürünü almayı tercih ediyor. Ayrıca aynı markanın sepet ortalamasının internet üzerinden yapılan alışverişlerde daha yüksek olduğu belirtildi. Bu da e-ticaretin potansiyelinin ciddi bir potansiyel barındırdığının en somut göstergesidir” diye ekledi.

positive_analiz1

Kredi kartlarının yüzde 60’ı internette hiç kullanılmadı

Analize göre, Türkiye’deki 55 milyon adet civarındaki kredi kartının 22 milyonu e-ticaret işlemlerinde de kullanılmış. Yani kredi kartlarının geriye kalan yüzde 60’ı hiç internette kullanılmamış olarak duruyor. Positive Kurucu Ortağı Caner Istı, “Bu veri bize Türkiye’de kredi kartı sahibi olup da, henüz internetten ilk alışveriş deneyimini yaşamamış büyük bir kitle olduğunu gösteriyor. Henüz hiç e-ticaret ile tanışmamış kart kullanıcıları internetten alışveriş yapar hale geldiğinde e-ticaret hacminde ciddi bir büyüme olacağını öngörüyorum. Önümüzdeki günlerde özellikle de hızla olgunlaşmakta olan e-perakende sektöründe ciddi büyüme oranları görülecek. Positive olarak markalara bu büyük fırsatı değerlendirebilmeleri için altyapımızı her geçen gün büyüyen sektörün ihtiyaçları doğrultusunda daha da geliştiriyoruz.” dedi.

Angry Birds filminin faturası ağır oldu

0

Yeni bir çağa ayak uyduramadıktan sonra o çağı sizin başlatmış olmanız bir şey değiştirmez; Angry Birds geliştiricisi Rovio Entertainment’ın son mali raporu da bunun kayda değer bir örneği oldu. Basit mobil oyun furyasını iPhone’a yıllar önce çıkardığı Angry Birds ile başlatan Rovio, son iki yılında gelir düşüşü raporlamıştı ve bu yıl grafiğin eksi kısmına geçiş yaptı.

Rovio tarafından yayınlanan bilançoda 13 milyon euro zarar görülüyor ve bunun sebebi geçtiğimiz yıl gerçekleşen büyük ölçekli yeniden yapılanma ve 3 boyutlu çekilen Hollywood filmine yapılan yatırım olarak gösteriliyor.

Mobil oyun geliştiricisi lisans gelirlerinde düşüş yaşıyor. Geçen yıl işgücünü üçte bir oranında azalttı ve Hollywood standartlarında çekilen Angry Birds 3D filmi büyük bir yatırım gerektirdi. Ancak bunların yanı sıra şirketin iş modeli olarak da bazı hataları bulunuyor.

 

Rovio yeniliğe uzak kaldı

Tüm sermayeyi Angry Birds serisine yaslayan Rovio, aynı başarıya yaklaşacak yeni bir oyunu piyasaya sürmeyi başaramadı. Dünya genelinde pek çok ülkede akıllı telefon pazarının doyuma yaklaşması sonucunda da asabi kuşların çeşitli maceralarını denemeyen neredeyse kalmadı ve buna bağlı olarak satışlar hissedilir şekilde düştü. Önceki yıl 158 milyon euro olan satışlar, 2015’te 142 milyon euroya kadar geriledi.

Rovio’nun şimdilik en büyük umudu önümüzdeki ay vizyona girecek olan Angry Birds filmi. Bu film ile birlikte oyun satışlarının tekrar artmasını ve mağazalarda çıkan peluş oyuncaklara benzer yeni lisans anlaşmaları yapmayı umut eden şirketin CEO’su Kati Levoranta, yaptığı açıklamada “Bu yılın ilk çeyreği şimdiden kârlı geçiyor ve 2016’nın geri kalanına da olumlu bakıyoruz” ifadesini kullandı.