Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 1874

FBI’ın dijital yetkilerinde sınırlar kalkabilir

0

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet Bakanlığı bir yasa değişikliği üzerinde çalışıyor. Suçların Ulusal Takip Süreçleri (Federal Rules of Criminal Procedure) kanunundaki bu değişiklik önerisi yerel kanun koruyucuların gerekli görüldüğü takdirde kaynağı belirsiz (anonim) bilgisayarlara uzaktan müdahale etme hakkını tanıyor. ABD’de ulus içindeki yasal suçların takibini FBI yapmakta ve FBI’ın ABD sınırları dışında herhangi bir yetkisi bulunmuyor. Üstelik ABD Adalet Bakanlığı yaptığı bir açıklama ile bu kanun değişikliğinin kesinlikle FBI’a yurt dışında faaliyet hakkı vermeyeceğini belirtiyor. Ancak bu yetki eğer geçerli olursa pratikteki uygulaması kesinlikle ABD sınırlarının dışına çıkacak. Neden mi? İşte cevabı;

Yasa düzenlemesi kimliği belirsiz bilgisayarlara uzaktan erişim hakkı tanıyor. Bu hak ile FBI yetkilileri şüpheli gördükleri herhangi bir bilgisayara geleneksel hackleme yöntemleri ile sızma hakkına sahip olacaklar. Anonim bir bilgisayarın ise konumunu tespit etmek pratikte her zaman mümkün olmayabiliyor. VPN veya TOR ağı üzerinden kullanılan bir bilgisayar rahatlıkla ABD’de gibi görünmesine rağmen dünyanın herhangi bir yerinde olabilir.

Bu gelişme kurulduğu günden bu yana FBI için dijital arenada, teoride öyle olmadığı halde, pratikte sınırsız bir yetki alanı tanıyacak.

Eğer bu yasa değişikliği geçerli olursa önümüzdeki günlerde ABD’de FBI ve CIA arasında nasıl tartışmalara yol açacağını hep birlikte göreceğiz. Öte yandan bu gelişme bize internetin sınırları ortadan kaldırıp bu güne dek yasaların çizdiği çerçevelerin giderek belirsizleşeceğini de gösteriyor.

“Türkiye, Avrupa ve Ortadoğu’nun veri merkezi olmaya aday”

1

Enerji yönetiminde dünya çapında uzman Schneider Electric, geleneksel olarak Dubai’de düzenlediği ‘Power to the Cloud – Veri Merkezi Çözümleri Konferansı’nı bu yıl ilk kez İstanbul’a taşıdı. 500’ün üzerinde Bilgi Teknolojileri ve enerji sektörü profesyoneli, konferans için Hilton İstanbul Kongre ve Sergi Merkezi’nde buluştu.

“Türkiye’nin en büyük veri merkezi etkinliği” olarak gerçekleşen Power to the Cloud için Schneider Electric Veri Merkezlerinden Sorumlu Global Başkan Yardımcısı Paul-Francois Cattier de İstanbul’a geldi. Cattier, “BT sektörünün geçirdiği evrim, iş modeli değişimleri ve hızla artan internet kullanımı, dünyada veri merkezi sektöründe tam anlamıyla bir devrim yaratıyor. Türkiye de konumu itibarıyla Avrupa ve Ortadoğu’nun veri merkezi olmaya aday” şeklinde konuştu.

Schneider Electric Türkiye Genel Müdürü Bora Tuncer ise “Küreselleşmenin rekabetin boyutunu değiştirdiği günümüzde ve sürekli gelişen dijital dünyamızda, dünyaya, artık enerjiyi verimli kullandıran, inovatif çözümler barındıran bir bilişim teknolojisi gerektiğini gördük. Enerji yönetimindeki uzmanlığımızı, BT sektörüne de taşımak istedik. Potansiyeline inandığımız Türkiye’de, bu alanda 4 yılda 3 kat büyümeyi hedefliyoruz” dedi.

 

Schneider Electric’in her yıl Dubai’de gerçekleştirdiği geleneksel ‘Power to the Cloud-Veri Merkezi Konferansı, bu yıl bilişim ve enerji sektörünün nabzını İstanbul’da tuttu. Hilton İstanbul Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşen konferansta 500’ün üzerinde profesyonel, bilişim sektöründeki son gelişmeleri tartışma ve kurulan stantlarda yerinde izleme fırsatı buldu.

 

Türkiye’nin en büyük veri merkezi etkinliği olarak gerçekleşen konferans için Schneider Electric bünyesindeki Veri Merkezi İşkolu Global Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Paul-François Cattier de İstanbul’a geldi. Cattier, “Ekonomilerin daha büyümesiyle birlikte sürdürülebilir akıllı şehirler ön plana çıkmaya başlıyor. Daha verimli ve etkili akıllı şehirler kurmanın yolu veri merkezlerinden geçiyor. Veri merkezlerinin etkin yönetilmesi ve işletilmesi önümüzdeki birkaç yıl içinde büyük önem kazanacak” dedi.

Küçük alanda büyük işler

0

Xerox,  çok fonksiyonlu ofis cihazlarına yenilerini ekledi. Xerox WorkCentre 5022/5024 küçük bir alanda fotokopi, tarama, yazdırma ve faks gibi ofis işlerini yapıyor, B5 ile A3 ebat arası her boy kâğıda baskı yapabiliyor. Düşük maliyetlerde hız ve kullanım kolaylığı sunan Xerox WorkCentre 5022/5024 ile küçük bir alanda standart ofis dokümanları dışında broşür, kitapçık gibi dokümanlar da düzenlenebiliyor.

Kesintisiz iş akışı ve verimlilik sunuyor

Xerox WorkCentre 5022/5024 yazıcı, faks, tarayıcı ve fotokopi işleri için ayrı ayrı cihaz kullanmadan, kişiye özel kullanılan masa üstü yazıcıları azaltarak ofislere tek bir cihaz üzerinden çok daha düşük maliyetlere, iş akışını kesintiye uğratmadan daha verimli çalışma imkanı sağlıyor. Küçük bir alanda A3 ebat büyük boy baskı işlerini de yaparak, A3 ebat baskıların ofis dışında yaptırılması ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Dakikada 22 – 24 sayfa baskı hızlarıyla Xerox WorkCentre 5022/5024, kesintisiz bir performansla az zamanda çok iş yapmayı sağlıyor.

Kitapçık ve broşürler ofis içinde basılıyor

Yüksek miktarda kağıt yükleme kapasitesi Xerox WorkCentre 5022/5024’ün, kağıt yüklemek için işlerin sık sık duraksamasını önlüyor. Yüksek hacimli baskı işlerini de kolaylıkla yapabilen Xerox WorkCentre 5022/5024, çoklu kâğıt türleri ve ayarları ile kitapçık, broşür gibi tanıtım dokümanlarının da ofis içinde yapılmasını sağlıyor.

Xerox WorkCentre 5022/5024, iki yıl Xerox güvencesiyle yetkili Xerox iş ortakları üzerinden satışa sunuluyor.

Takım oyununu şirkete taşımak

0

Inveon’un yönetici ortaklarından Emir Alkaş, 12 yıllık basketbol antrenörlüğü deneyiminin ardından Inveon’da aktif görevine başladı ve şirkete ‘takım oyunu’ stratejisini taşıdı. Teknoloji şirketlerinin basketbol takımları ile benzerlik gösterdiğini dile getiren Alkaş, “Şirketler, basketbol takımlarına benzer. Başarı ve başarısızlık herkesin ortak sorumluluğundadır” diyor.

Inveon’a 2008 yılında stratejik ortak olarak katılan Emir Alkaş, Efes Pilsen, Galatasaray, Anadolu Efes takımlarında yardımcı antrenörlük yaptı. ‘Takım ruhu’ yakalandığında beklentilerin üzerine çıkmanın hayal olmadığını ifade eden Alkaş şunları söyledi: “Bill Taylor’ın da dediği gibi ‘Maçları oyuncular kazanır, şampiyonlukları ise takımlar.’ Inveon’un başarısı, çalışanlarının adanmışlığına, iş yerini sahiplenmelerine, kendilerinden beklenen profesyonel taleplerinin ötesine geçmelerine, takımlarına değer katma kaygısı taşımalarından kaynaklanıyor. İyi takımların değeri, oyuncuların tek tek değerlerinin toplamından fazladır.”

Inveon’da, farklı renkleri bir araya getirerek yaratılan ahengin çok değerli olduğuna inandıklarını vurgulayan Alkaş, “Bir takımın parçası olabilmenin en gerçek koşulu kendini öyle hissetmektir. Takımın vizyonunun sağlıklı bir şekilde tanımlanmış olması, aidiyet hissini harekete geçirir. Inveon ekibindeki herkes için bu vizyon son derece net ve herkes bu yaklaşımın, vizyonun ve dolayısı ile takımın bir parçası. Bunu temin etmek biz yönetici ortakların –antrenörlerin– en temel görevi” diyor.

Emir Alkaş, basketbol takımları ile şirketleri başarıya götüren ortak 5 anahtarı şöyle sıralıyor:

  1. Doğru takımla çalışmak, doğru bireylerden takım kurmak, işe alım süreçlerine önem vermek
  2. Temel çalışma ilkelerini erken aşamada belirlemek, bu konuda minimum esnekliği yakalamak
  3. Rol ve pozisyondan bğımsız bir “dinleme kültürü” oluşturmak, herkesin konuşabileceği rahatlığı yaratmak
  4. Temel tekniğe hakim olmak, burada iyi olmanın belirleyici olduğunu kavramak
  5. Ahenk ile çalışmak, bunu yaparken kişisel özellikleri yitirmemek

 

BNTPRO Semih Yüksel’e emanet

0

Juniper Networks’ün Türkiye’deki tek yetkili eğitim ve en yetkin destek merkezi olan BNTPRO, yönetici kadrosunda değişikliğe gitti. Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin ve kamu kurumlarının ağ sistemleri altyapılarını kuran BNTPRO’nun başına, Semih Yüksel getirildi. Eylül 2014 itibariyle Genel Müdür Yardımcısı olarak atanan Yüksel, Juniper Networks ile birlikte uygulanan yepyeni bir iş modeliyle BNTPRO’nun dünya çapında başarıya ulaşmasında önemli bir rol oynamıştı.

2014 yılı ve sonrasını büyüme dönemi olarak gördüklerini belirten BNTPRO Kurucusu Bülent Morten bu önemli atama hakkında şöyle konuştu: “Bugün Juniper Networks ile kurduğumuz benzersiz iş ortaklığı modeli ile hem yerel hem de küresel pazarda önemli başarılara imza atmış bulunuyoruz. Kurduğumuz bu model, Juniper’ın tüm dünya ofislerine örnek gösterildi ve halen uygulanması gereken bir model olarak diğer ülkelere önerilmektedir. Bir Türk teknoloji şirketi olarak dünya çapında örnek gösterilmemizde çok önemli bir rolü olan Semih Yüksel’in ilk BNTPRO Genel Müdür Yardımcısı olarak atandığını duyurmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Yüksel’in, önümüzdeki yıllarda BNTPRO’yu daha da büyük başarılara taşıyacağına eminim.”

 

Türkiye ağ teknolojileri alanında bölge üssü olacak

Yeni göreviyle ilgili olarak konuşan Semih Yüksel, gelecekteki hedefleri hakkında şunları söyledi: “BNTPRO’yu büyüterek Türkiye’nin vazgeçilmez şirketlerinden biri arasına yerleştirmek, önümüzdeki 10 yılın en önemli hedefi olarak önümüzde duruyor. Bunun için öncelikle, 2 yıl içerisinde Juniper Networks’ün EMEAR bölgesindeki Professional Service Center’ı olmayı planlıyoruz. Halen Türkmenistan, Dubai, Bosna, Azerbaycan gibi bölge ülkelerinde işler yapıyor ve eğitimleri bu bölgeye veriyoruz. Gelecekte de eğitimi profesyonel hizmetlerle birleştirerek bölgeye daha fazla hakim olmayı ve Türkiye’yi ağ teknolojileri alanında bölge üssü yapmayı hedefliyoruz. BNTPRO organizasyonumuzu bu vesile ile büyütmeye başladık bile. Amacımız doğrultusunda ikinci adım olarak bu bölge ülkelerinde temsilcilikler ve ülke ofisleri de açıyor olacağız. Önce Türkiye’yi, daha sonra da EMEAR bölgesini çok güçlü bir destek operasyonu bulunan bir ağ teknolojileri merkezine dönüştüreceğiz.”

“Yeniliklerdir Bizi Dinç Tutan”

0

Organizasyonumuzun iş ortaklarımıza daha iyi hizmetler verebilmesi için sürekli fikir alışverişinde bulunuyor ve sektörümüzün ihtiyaçları doğrultusunda kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Kurulduğumuz 1991 yılından bugüne, bilişim sektöründe birçok uluslararası markanın Türkiye pazarında başarıyla yer almasına ve son kullanıcıya ulaşmasına  aracılık ediyoruz.

Bu açıklamamız ile Arena’daki son gelişmeleri sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Takip ettiğiniz üzere 2013 yılı, Arena  ailesi olarak iki yeni yatırımımızı hayata geçirdiğimiz bir dönem oldu.  Ülkemizin istikrarlı ve sürdürülebilir gelişimine katkı sağlamak amacıyla çalışırken, ekonomik büyümemize ivme kazandıracak niş alanlara yatırım yapıyor; sunduğumuz teknolojileri, finansman ve verimlilik araçlarıyla iş ortaklarımızla paylaşıyor ve ekonomimizin güçlenmesine katkı sağlıyoruz.

Birincisi; katma değeri yüksek olan hizmet ve çözümler alanlarında odaklanma stratejimiz ışığında; 2008 yılından beri sektörümüzün danışmanlık, ileri düzeyde eğitim, sistem kurulumu ve güvenliği alanlarında önde gelen danışmanlık şirketi olan ADEO Bilişim’e hissedar olarak yatırımımız ve

İkincisi; elektronik güvenlik sektörünün lider firması olma misyonu ile yola çıkan, zayıf akım tedarikçisi  Sensonet Teknoloji ‘nin kurulması ve faaliyetine başlaması.

Her ikisi de faaliyetlerini, profesyonel yönetim organizasyonları ile 2013 yıl sonu ve 2014 yarı yıl hedeflerine paralel ve Arena konsolide sonuçlarımıza katkı sağlayarak sürdürdüler.

Nisan 2014 itibarıyla, son kullanıcıya giden ürünlere ait dağıtım tecrübemizin yanında, iş ortaklarımızın kamu ve kurumsal projelerinde, klasik marka distribütörlüğü sorumluluğumuza ek olarak yazılım, donanım ve servis ile satış öncesi ve sonrası danışmanlık, demo, teknik destek ve eğitim imkanları sunmayı hedeflediğimiz bir kurgunun temellerini attık.

Bugün ise en yeni yatırımımız; geçtiğimiz altı ayda yapılanma ve hazırlık sürecini tamamladığımız İş ortaklarımızın kamu ve kurumsal projelerinde Katma Değerli Hizmetler ilkesiyle çalışan ‘’Arena Value’’yi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Arena Value’nın bu kısa hazırlık sürecindeki hamlelerinin yarattığı etki ve verdiği sinyallere dayanarak söyleyebiliyorum ki; ekibi ve projeleriyle önümüzdeki dönemde kendinden çokça söz ettirecek ve başarılarını hep beraber gururla izleyeceğiz.

ARENA VALUE

Kurumsal pazardaki iş ortaklarımıza güçlü bir tedarikçi olmayı hedefleyerek, hızlı karar alma gerektiren, pazar dinamikleri farklı, Katma Değerli Ürün Grupları ve Satış Kanalları için çevik bir organizasyon yapısına sahip “Arena Value”, sektör beklentilerine göre şekillenmiş yeni bir iş modelidir.

İş ortaklarımıza eğitim, satış öncesi destek, satış sonrası destek, servis, kurulum ve danışmanlık alanlarında geniş çaplı bir hizmet ağı sunmayı hedefleyen Arena Value, %80’i mühendislerden oluşan uzman kadrosu ile, istenirse iş ortaklarımızın müşterilerine de danışmanlık ve eğitim hizmeti sağlayacaktır. Tüm bunların yanında, distribütör olarak iş ortaklığı yaptığımız markalarımızda demo ürünlerimizi de bugün itibariyle iş ortaklarımızın  ve müşterilerinin hizmetine açıyoruz. Arena iş ortaklarına, kendilerini evlerinde gibi hissedebilecekleri  bir demo ortamı sunmaktan onur duyuyoruz.

ARENA VOLUME

En Yaygın Teknoloji Dağıtıcısı olarak, 23 yıldır uzman olduğumuz son kullanıcı ürün grupları dağıtımında, Arena Volume çatısı altında aynı odak ve özenle, en yeni teknolojileri en uygun maliyetlerle sunmayı, alternatif finansal çözümler ve lojistik hizmetlerimiz ile iş ortaklarımızla çalışmamızı, işbirliğimizi daha da büyüterek devam ettirmeyi hedefliyoruz.

Value Grubunun Liderliğini, İcra Kurulu Üyemiz Atıf Büyüksoy,

Volume Grubumuzun Liderliğini de, yine İcra Kurulu Üyemiz Kenan Akbaş üstlenmişlerdir.

Arena’nın yatırımları ekonomik ve ticari açıdan verimli, etkin ve örnek bir yapılanmaya sahiptir. Bu son yapılanmamızın,  iş ortaklarımıza rekabet avantajı ve verimlilik getireceğine inanıyoruz. Tüm takım arkadaşlarım, Arena’nın öncü ve çevik yapısını korumak ve güçlendirmek için var güçleriyle çalışıyorlar.

Bu mesaj ile siz değerli basın mensuplarına yeni organizasyonumuzu duyuruyor, bugüne kadarki samimiyetiniz ve desteklerinize Arena A.Ş adına teşekkürlerimi sunuyorum. Hep birlikte sağlıklı ve huzur ile güçlenerek geleceğe umutla bakalım diyorum.

KOBİ’ler için ideal depolama cihazı

1

TechInside test merkezimizin bu seferki konuğu Synology’nin NAS ürünü DS214Play oldu.

Ne kadar reklam! O kadar ekmek!

1

Önceki yazımda, ucuz web sayfaları ile yüksek performans bekleyen yöneticileri eleştirmiş, 100 liraya sözde web sayfası yapan arkadaşlara az da olsa sitem etmiştim. Ufak tefek tepkiler almadı değilim, örneğin;

“Ya bizim firmamızın bütçesi bu!”

“100 liralık sayfada aynı işi görecek!, 1.000 liralık sayfada!”

Güzel tepkiler aslında, bunları okudukça konunun üzerine daha fazla gidesim gelmiyor değil. Vasat bir iş yapmaktansa, hiç yapmamak daha doğru geliyor bana.

Ancak durum bir tek web sayfaları ile sınırlı değil. İşim gereği, çevremdeki reklamlara çok dikkat ediyorum. Daha çok işim online reklamcılık olsa da, basılı medyadaki reklamları da takip ediyorum. Özellikle billboardlarda yayınlanan reklamlar beni bazen adeta çıldırtıyor.

Neden?

Bir iş seyahatim esnasında karşılaştığım billboard reklamından bahsetmek istiyorum. Devasa büyüklükte önemli bir noktada billboard kiralanmış. Büyük bir uçak resmi, bildiğiniz yolcu uçağı, ufak puntolarla yazılmış bazı cümleler. İlk baktığımda bir havayolu şirketi veya seyahat acentesi reklamına benzettiğim ancak yaklaştıkça evrim geçiren bir uygulama. Adeta karınca duası tarzındaki cümlede şu yazıyordu “Bu Ekmek Sizi Uçuracak!”. Yahu! Ne alakası var? Kim buldu bu reklamı? Bir ekmek fırınısın ve bu tarz bir reklam çıkıyorsun. Üstelik bütçem yetmedi deme hakkın yok çünkü kiraladığın nokta ve boyut oldukça pahalı. Nasıl bir ekmek satıyorsun, içinde ne var da uçuruyor, nasıl bir reklamcılıktır anlam veremedim. Firma sahibi görmüş müdür? Bilinmez.

Peki, ne yapmalıyız? Nasıl yapmalıyız?

Ufak tefek tüyolar lazım sanırım. Öncelikle, reklamınızı basan firmalara 50 lira karşılığında “hadi reklamı da sen tasarlayıver” demeyelim. Online reklamcılıktaki billboardlarınız banner tasarımlarınız olduğu için, mümkünse konuyu bu işin profesyonellerine bırakalım. Tabi ki yine bütçe denilecek, çok para isteniyor denilecek ancak unutmayın ki reklama harcamadığınız para size kötü imaj ve dönüşüm oranı düşük bir reklam olarak geri dönecektir.

Bütçeniz elverişli ise ve bir anda agresif reklamcılıkla ortalığı yıkmak istiyorsanız önemli sayfalarda homepage takeover reklamları yaparak markanıza katkı sağlayabilirsiniz. Önceki yazılarımda sosyal medya ve Google reklamcılığı konularının çok fazla üzerinde durduğum için tekrarlama gereği duymuyorum.

Önemli bir konuda aslında reklam malzemesi üretmek. Bu konuda çalışan çok ciddi firmalar var. Bazen markanızı tanıtmak için reklam malzemesi üretmek zorunda kalırsınız. Çünkü sunduğunuz hizmet veya sattığınız ürün piyasada çok fazla bulunan bir ürün veya hizmettir. Bu yüzden profesyonel ajanslar ürünlerinize veya hizmetlerinize bir reklam malzemesi bulup, diğerlerinden farklı hale getirmeye çalışırlar. Tabi ki bu uçuran ekmek gibi basit bir konuda değil.

Ucuza satmak her zaman istenilen etkiyi vermeyebilir.

Reklam malzemesi üretmek başlı başına bir meslek gibidir. Ayakkabı satan bir e-ticaret sitesine sahipseniz, rakiplerinizden sizi ayıran bir özellik bulmalısınız veya yaratmalısınız ki müşteriler sizi tercih etsin. Genelde bu tip durumlarda site sahipleri kampanyalardan destek almakta. 100 liralık bir ürünü rakiplerden 5 lira ucuza satarak müşteri çekmeye çalışmakta. Ancak, ucuza satmak her zaman istenilen etkiyi vermeyebilir. Bunun yerine, satın alma işlemlerini kolaylaştırmak, müşteri hizmetleri konusunda çok daha farklı yöntemler uygulamak, müşteriye kendini özel hissettirmek daha faydalı olabilir. Özellikle müşterinin kendini özel hissetmesi konusuna takılmanızı öneriyorum. Çünkü, kendini alışveriş yaparken farklı hisseden kişi markanızı benimser. Bunu uygulamanın bir çok yöntemi bulunuyor. Müşterinin doğum gününde ufak hediyeler göndermek, kendisine özel kampanyalar üretmek, seçtiği ürün tarzına göre yönlendirmeler yapmak gibi…

Özetlemek gerekirse, reklama para harcarken eğer profesyonel bir ajans ile çalışıyorsanız giden paralara üzülmeyin. Basılı medya olsun, görüntülü medya olsun, online mecralar olsun buralarda markanıza ait bir reklam verirken çok dikkatli olmalısınız. Her reklam faaliyeti bir risktir. Sadece bu riski göze alan firmalar pazarda tutunabilir. Reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığı ile yola çıkan bir reklam veren iseniz, bence hiç reklam vermeseniz markanıza daha faydalı olacaktır.

Kişisel bir tavsiye, yıllardır oyun sektörüne damga vuran FIFA serisinin son oyunu FIFA 15’in televizyon reklamını izlemenizi tavsiye ederim. Uzun süre hatırlayacağınızı düşündüğüm bir çalışma olmuş. İyi bir reklam nasıl yapılır konusunda fikir verebilecek nitelikte.

Görüntü algılama teknolojisi neden önemli?

1

Dünyadaki bazı teknolojik gelişmeler ile alakalı özel mücadeleler söz konusu. Örneğin Google’ın Ay’a bir araç indirme ile alakalı Google Lunar X Prize, Qualcomm’un Star Trek’dekine benzer şekilde hastalıkları tedavi edebilecek bir cihaz için Qualcomm Tricorder X Prize gibi ödüllü yarışları bulunuyor. İşin doğrusu her ne kadar bu hedefler kısa sürede elde edilemeyecek bile olsalar teknolojinin geliştirilmesi için sarf edilen çabanın ortaya konması ve sürekli yenilikçiliğin sürdürülmesi için önemli birer kulvar oluşturuyorlar.

Makine görüntüleme teknolojilerinde ise 2005 yılından bu yana düzenlenen bir mücadele söz konusu. 2005 yılından itibaren 2012‘ye kadar düzenlenen PASCAL VOC ve 2010 yılından itibaren düzenlenen ImageNet Large-Scale Visual Recognition Challenge.

Object-recognition

Bu yarışmalara katılan uygulama ve sistemlerin yapması gereken iki basit işlev bulunuyor. Birincisi gösterilen herhangi bir fotoğrafın içinde belirli bir objenin bulunup bulunmadığını tespit etmek. Örneğin bir fotoğrafta arabaların olduğunu ama kaplanların olmadığını anlamak gösterilebilir. İkincisi ise sadece belirli bir nesneyi bularak bu nesneyi kare ile işaretlemek. Ancak işin kendisi burada yazdığı kadar kolay değil.

Bu mücadeleye katılan sistemlerin 1.000 farklı kategoride bir milyondan fazla fotoğraf içinde bu görevleri başarıyla tamamlaması gerekiyor.

2012 yılına gelinene kadar bu mücadelenin gerçekten kayda değer bir ilerleme elde ettiğini söylemek oldukça güçtü. ancak 2012’de Toronto Üniversitesi’nden SuperVision adında bir algoritma ile mücadeleye katılan ekip tarihte görülen en büyük başarıyı elde etti.

SuperVision “deep convolutional neural networks” adı verilen bir yapay sinir ağları teknolojisi kullanarak bu başarıyı yakalıyor. Başarı oranını rakamsal olarak ifade etmek gerekirse mücadeleye katılan en iyi takım 2010 yılında yüzde 28,2 hata payına sahipti. Bu rakam 2011’de yüzde 25,8’e düştü. Ancak 2012 yılında SuperVision bu hata oranını yüzde 16,4’e çekmişti. O günden bu yana bu teknoloji geliştirilmeye devam ediyor.

Ekran Resmi 2014-09-16 16.15.15

Aslında bu teknik yeni değil. 1980’li yıllarda keşfedilmiş olmasına rağmen bilgisayarların bu işin altından kalkabilecek noktaya gelmesi 20 yıl zaman aldı.

SuperVision beş katmanlı bir yapıda 650,000 nörona sahip ve fotoğrafları tanımak için yaklaşık 60 milyon parametrenin düzgün şekilde ayarlanmış olması gerekiyor. Elbette bu işlem insanlar tarafından değil yine uygulamanın kendisi tarafından yapılıyor.

Ekran Resmi 2014-09-16 16.15.30

2012 yılından bu yana SuperVision teknolojisi farklı gruplar tarafından geliştirilmeye devam ediyor. Bu sene Google mühendislerinin oluşturduğu GoogLeNet ekibi hata payını yüzde 6,7’ye düşürmeyi başardı. Burada esas sorulması gereken soru şu; bu hata payı bir insandan ne kadar iyi?

Yapılan çalışmalar eğitimli bir insan gözünün GoogLeNet tarafından elde edilen başarıdan sadece yüzde 1,7 oranla daha iyi olduğunu ortaya koyuyor. Kısacası makineler artık insan kadar iyi görüntüyü algılayabiliyor ve yorumlayabiliyor. Çok kısa bir süre içinde insanlardan daha iyi hale gelmiş olacaklar.

Şimdi sorulması gereken soru şu oluyor; bu teknoloji neden bu kadar önemli?

Bu soruya cevap vermeden önce sizinle bir haber paylaşalım. Yaklaşık 24 saat önce Qualcomm Avrupa merkezli bir girişim olan Euvision Technologies firmasını satın aldığını açıkladı. Amsterdam Üniversitesi‘nde ortaya çıkıp geliştirdikleri bir yapay zeka uygulaması sayesinde bu noktaya gelen Euvision firmasının iOS ve Android için Impala adında bir uygulaması bulunuyor. Bu uygulama telefonunuzdaki fotoğrafları tarayarak farklı kategorilerde gruplayabiliyor. Üstelik bunu telefonunuzun içinde gerçekleştiriyor, bulut servislerine gerek duymuyor.

Euvision-Impala

Şimdi sorumuza geri dönelim; Görüntü algılama teknolojisi neden bu kadar önemli?

Genel olarak günlük hayatta gerçekleştirdiğimiz işlemlerin yüzde 90’nında gözlerimizi kullanıyoruz. İnsan için bu denli önemli olan bir organın karar verme mekanizmalarımız üzerindeki etkisini göz önüne aldığımızda aslında nihai hedef öncelikle görüntüleme teknolojilerini ticari amaçlar için kullanmak ancak hedefler bunun ile sınırlı değil.

Savunma sektöründen, sağlık sektörüne, güvenlikten, trafik kontrole kadar görüntüleme teknolojileri hayatımızın her alanında uzun süredir kullanılıyorlar. Bu etki gelecek günlerde giderek artacak. Bizlerin sorması gereken soru bu teknolojinin neden önemli olduğu değil. Cep telefonlarımızın, gözlüklerimizin veya ceket düğmelerimizin baktığımız, gördüğümüz, fotoğrafladığımız her şeyi bizden daha iyi tanır hale gelip anlamlandırdığı bir dünyada bu yetenek nasıl servislere dönüştürülebilir? Bu sorunun cevabını verecek kişi ve işletmeler gelecek yıllara şekil verecek.

 

Bankaların eğitiminde e-öğrenmenin payı arttı

1

E-öğrenme’nin çalışanların görev alanlarına yönelik zorunlu eğitim programları toplamı olmaktan çıkartılıp, bireysel gelişimi de sağlayacak bir bilgi platformu olarak konumlandırılmaya başlanması ile kurumların eğitim programları içerisindeki payı arttı.

Enocta’nın bankacılık sektörüne yönelik yaptığı araştırma, 2012-2013 yılları arasında çalışan başına atanan eğitim sayısında yüzde 38, kurumların toplam eğitim faaliyeti içerisinde e-öğrenmenin payında ise yüzde 26 oranında artış olduğunu gösterdi.

Enocta aracılığıyla eğitim alan 17 bankanın 112 bin çalışanını kapsayan araştırmaya göre 2012- 2013 yılları arasında atanan toplam adam-eğitim sayısı  2 milyon 435 bin’den, 3 milyon 341 bine, kişi başına atanan eğitim sayısı ise 22’den 30’a çıktı. Aynı dönemde atanan eğitim sayısı artışına paralel olarak kurumların eğitim faaliyetleri içinde e-öğrenmenin oranı ise yüzde 23’den yüzde 29’a çıktı.

E-öğrenme kullanıcılara zaman ve mekana bağlı kalmadan etkin ve ölçülebilir bir eğitim alma, kurumlara ise eğitim maliyetlerini optimum seviyede oluşturma olanağı sağlıyor.

Farklı mobil ve sabit cihazlar aracılığıyla eğitim alma e-öğrenmeye teknolojik açıdan, öğrenme faaliyetinin animasyon ve video filmler ile desteklenmesi, sosyal medya paylaşımına ve dijital platformu kullanmaya uygun olması da içerik zenginliği ve öğrenme etkinliği açısından önemli avantajlar sağlıyor. Türkiye’de  1 milyon 400 bin çalışan Enocta aracılığıyla eğitim alıyor.

Labris UTM, 10. yaşına giriyor

0

Labris Networks çözümleriyle Türkmenistan’dan İngiltere’ye, Slovakya’dan Tayland’a kadar 20 den fazla ülkede, askeri kurumlar, bakanlıklar ve özel şirketlerin dahil olduğu 3.500’den fazla orta ve üst düzey kurum ve kuruluşa güven ve güç veriyor. Sektöründe ABD ve İsrailli güvenlik şirketleri ile global ölçekte rekabet eden,  yüzde 100 Türk sermayeli, ulusal bir şirket olan Labris Networks, siber güvenlik denilince akla gelen ilk firmalardan birisi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Labris Networks, Ortak Kriterler (Common Criteria) EAL4+ seviyesinde sertifikasyon sürecini başarıyla tamamlamış, dünyanın en saygın 12 ağ güvenlik geçidi üreticisinden biri. Listedeki tek Türk şirketi olan Labris Networks imzasını taşıyan UTM 3.0 sürümü yeni nesil güvenlik mimarisi, yeni nesil kullanıcı yönetimi, log izleme, analiz, ağ trafiklerini takip edebilme özellikleri ile kullanıcılarına yönetilebilir güvenliği sunarken, gelecek tehditlere karşı yüksek seviyede yakın koruma sağlıyor.

Labris Yeni Nesil Güvenlik Mimarisi ile 2000 den fazla uygulama üzerinde tam hakimiyet sağlanırken, tüm modüllerin kullanıcı tanımlama ve yetkilendirmeleri merkezi kullanıcı dizininden gerçekleştiriliyor. Güvenli ve Yedekli Erişim yeni sürümle birlikte çok daha geniş kapsamlı ele alınıyor. Bantwidth kıstasları ve yönetimi, çok çıkışlı 3G router modu, geliştirilmiş yedekli WAN ve VPN yeni gelen özelliklerden sadece birkaçı.

Labris Wauth+ modülü artık sadece ağdaki misafir kullanıcıları değil, merkezi kullanıcı dizini ile entegre çalışarak iç kullanıcıların yetkilendirilmesine de olanak sağlıyor. Dış programlarla entegrasyonuna da yeniden el atılan modülün yeni sürümle bir çok otel yazılımına entegre hale getirildi (Fidelio Otel yazılımı, Sentez Otel Yazılımı, Akınsoft Volwox 6.0 Entegrasyonu, Rmos Otel Yazılımı, Amonra Otel Yazılımı, Asyasoft vb.).

Filtre+ ve IPS+ modülleri  Labris’in şu an mevcut web filtre karaliste ve IPS veritabanlarına ek olarak sunulan yeni veritabanları çok daha geniş bir içeriği üzerinde barındırıyor. Webfiltre+ veritabanı ile 6 milyar üzeri web sayfası, IPS+ ile 20.000 zafiyet imzası tanımlanmış şekilde sunuluyor.

Network Visibility modülü ile web tabanlı olarak anlık trafik izlenebiliyor ve kırılımlı görsel analizler gerçek zamanlı olarak yapılabiliyor. Aktif olarak kurulan bütün bağlantıların görülebildiği modül ile seçili arabirim üzerindeki anlık kullanım takip edilebiliyor, akıllı arama özelliğiyle trafik oluşturan tüm noktalar da görülebiliyor. Tasarlanan ekranlarla belirli IP’nin tüm bilgilerine ulaşılabiliyor.

Log View, Log Analiz sistemi ile operasyonel, güvenlik duvarı ve UTM fonksiyon log tipleri izlenebiliyor, raporlanabiliyor. Özelleştirilebilen dashboard ile tarihsel kayıtlar filtrelenebiliyor, özel tarihler verilerek tarihsel kayıtlar oluşturulabiliyor. Labris SoC (Security Operation Center) entegrasyonu ile yeni sürümle birlikte tüm Labris ve Harpp cihazları Labris merkezi izleme ve müdahale merkezine bütünleşik bir yakın korumaya dahil olabiliyor.

Kliksa kategori direktörlüğüne Hakan Kayaman atandı

1

Sabancı Topluluğu’nun online alışveriş platformu Kliksa’nın Kategori Direktörlüğü görevine Hakan Kayaman getirildi. Kayaman, Kliksa’nın tüm kategorilerinin satın alma stratejilerinin yönetimi ve planlanmasının yanı sıra tedarikçi kurumlarla koordinasyonun sağlanması ve satış hedeflerinin yönetiminden sorumlu olacak.

Hakan Kayaman

1995’te Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü’nden mezun olan Kayaman, profesyonel kariyerine 1996 yılında Roche firmasında Satış Temsilcisi olarak başladı. Kayaman, ardından Profilo’da Ürün Uzmanı olarak görev yaptı. 1998 yılında Sabancı Topluluğu bünyesine katılan Kayaman, İklimSA’da Ürün Yönetimi ve Satış Planlama Müdürü olarak göreve başladı. 2004 yılında Teknosa İç ve Dış Tic. A.Ş.’de Kategori Grup Müdürlüğü’ne ve 2010 yılında Pazarlama Direktörlüğü’ne atandı. TeknoSA’da edindiği tecrübenin ardından 2012-2014 yılları arasında Gittigidiyor/eBay’de sırasıyla Satış ve Pazarlama Direktörlüğü ile Ticari Direktörlük görevlerini üstlendi. 2014 yılında Kliksa İç ve Dış Tic. A.Ş.’ye Kategori Direktörü olarak geçen Kayaman, evli ve 3 çocuk sahibidir.

e-Dönüşüm 2.0 için hazır olun

1

Geride bıraktığımız 2000’lerin başında yoğun olarak konuştuğumuz e-Dönüşüm kavramı tekrar hayatımıza giriyor. Başlarda şirketlerin BT altyapıları kurmaları ve bu altyapılar üzerine işlerini inşa etmeleri olarak özetleyebileceğimiz bu kavram bireylerden kurumlara kadar her şeyin artık “e” olacağı günleri müjdeliyor adeta.

Özellikle büyük kurumların önemli çalışmalar yaptığı bu kavram ne kadar hayata geçti tartışılır. Zira o dönemde danışmanlık yaptığım ülkemizin e-Dönüşüm sürecinde lokomotif rol üstlenmiş büyük gruplardan bir tanesinde önemli çalışmalara imza atılmıştı. Ancak her konuda olduğu gibi bu konuda da değişim, dönüşüm, bunları yönetmek ve dahası devamlılık ana şart. Durum böyle olunca da işin ne kadar sürdürülebilir olduğunu başka bir platformda tartışabiliriz.

Nedir bu e-Dönüşüm 2.0

Bu sorunun cevabı aslında çok basit. Kurumlarda başlayan ve işi BT doğru seçilip kurulmuş BT altyapılarının üzerine kurma sürecinin kurumlara olduğu kadar bireylere ya da diğer bir deyişle vatandaşa götürme işlemi bu. Yani artık devletten bireye kadar her başlığın “e” olmasından bahsediyoruz.

Yavaş hayatımıza giren e-imza, e-arşiv, e-defter ve e-fatura gibi kavramlar öncü uygulamalar diyebiliriz aslında. Birey olarak birçok bürokratik sıkıcı işlemi bu uygulamalarla kolayca yapabilmek önemli tabii ki. Ancak şirketler tarafından bakacak olursak saatler alan onlarca işlemin birkaç dakika içinde yapılabilmesi inanın yine e-Dönüşüm döneminin moda terimleri etkinlik-verimlilik ikilisinin tekrar sahne alması anlamına geliyor.

Her zamanki gibi kısa keselim ve bireyler ve kurumlar olarak e-Dönüşüm 2.0 için hazır olduğumuzu söyleyelim. Kanunlar ve mevzuatlar tarafında yapılacak her girişime destek olacağımızın altına da çizerek tabii ki.

PayPal Apple’a karşı sert oynayacak

3

Apple 9 Eylül’de gerçekleştirdiği etkinliğinde iPhone 6 ürün ailesini Apple Watch akıllı saati ve yeni servisi Apple Pay‘i tanıtmıştı. Hatırlayacak olursak; Apple Pay, iPhone 6 ailesi ile gelen NFC özelliği aracılığıyla, kolay ödeme yapılmasını sağlayan bir ödeme sistemi. Bu servis mevcut ödeme sistemleri için ciddi bir tehdit oluşturuyor. En azından çok büyük bir rakip olarak ortaya çıkıyor. Bu durumu göz önüne alan PayPal ise oyunu sert oynamaya kararlı gibi görünüyor.

paypal-apple-fight-war

PayPal The New York Times‘a verdiği tek sayfalık bir ilan ile “Biz insanlar paramızın selfie fotoğraflarımızdan daha iyi korunmasını istiyoruz. PayPal insanların ekonomisini korur.” mesajı ile yayınlandı. PayPal açık bir şekilde geçtiğimiz günlerde yüzlerce Holywood yıldızının ele geçirilen özel fotoğraflarına gönderme yaparak Apple’ın güvenlik açısından yeterince iyi olmadığını vurguluyor.

Elbette bu durumda PayPal’ın da geçmişte güvenlik açıkları ile karşılaştığını ve PayPal’ın sahibi olan eBay’in sistemine sızan saldırganların milyonlarca hesap bilgisini ele geçirdiğini göz ardı edemeyiz.

Ödeme sistemleri arenasındaki savaş her geçen gün daha fazla kızışacak gibi görünüyor. Bekleyip gelişmeleri izlerken Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren işletmelerin aktif olarak kendi stratejilerini geliştirmeleri gerekiyor.

Microsoft Minecraft’ı neden satın aldı?

2

Microsoft son yıllarda yaptığı satın almalar ile şaşkınlık yaratmaya devam ediyor. Büyük satın almalara şöyle bir bakacak olursak; önce 8,5 milyar dolar bedelle Skype’ı satın aldı. Akabinde 7,2 milyar dolar bedelle Nokia’nın cihaz bölümünü satın aldı. Son olarak gençler arasında oldukça popüler olan Minecraft oyununun sahibi olan Mojang’ı 2,5 milyar dolara satın aldı. Skype ve Nokia satın almasını çok konuştuk, şimdi Mojang (Minecraft) satın alması üzerinde konuşalım.

minecraft

Öncelikle; Minecraft Nedir?

Wikipedia sayfasından alıntı yapalım; Minecraft, küplerle çeşitli tasarımlar yapmanızı sağlayan 2 ve 3 boyutlu oynanabilen bir oyundur. Programın ilk sürümleri Markus “Notch” Persson tarafından yazılmıştır ve Notch’un kurduğu Mojang şirketi çatısı altında geliştirilmektedir. 16 Mayıs 2009’da yayınlandığı günden bu yapana PC, iOS, Mac OSX, Android, PS3 ve Xbox 360 için versiyonları çıkmıştır.

Yüz milyonlarca kişi tarafından oynanan oyunda oyuncular aklınıza gelebilecek her türlü şeyi (hatta bazı ülkeleri) bile inşa etmiş durumdalar.

minecraft-country

Microsoft Minecraft’ı neden satın aldı?

Microsoft çaresiz bir şekilde genç nesle ulaşmaya ve onları müşterisi haline getirmeye ihtiyaç duyuyor. Skype ve Nokia yatırımlarına rağmen gençlerin Windows tabanlı telefonlar ile ilgilenmediği bir gerçek ve Microsoft’un bu açığı kapatmak için yeni bir şeye ihtiyaç duyuyor.

Windows Mobile‘ın hâlâ ciddi bir uygulama problemi bulunuyor. Microsoft bu açıdan kasanın ağzını açıp milyonlarca dolar parayı uygulama geliştiricilere saçmaya devam etse de bir türlü istediği başarıyı yakalayamıyor. Üstelik Minecraft’ın henüz bir Windows Mobile versiyonu da bulunmuyor.

Minecraft şu anda pek çok farklı platformda zaten mevcut. Microsoft bu satın alma ile birlikte Sony PlayStation, Mac ve iOS cihazlarına girmenin yeni bir yolunu elde etmiş oldu. Microsoft Minecraft’ın yeni versiyonlarını bu platformlar için çıkartmayabilir. Bunu göreceğiz.

kid-playing-minecraft

Minecraft şu anda 7 dolar fiyatı ile iTunes Store üzerinde en popüler ikinci uygulama konumunda bulunuyor. Şu ana kadar tüm platformlarda 50 milyon adetten fazla satıldı ve bu yaygınlık Microsoft’un ilgisini çekiyor.

Minecraft asla sonu olmayan bir oyun. 8 yaşındaki çocuklardan yetişkinlere kadar pek çok hastası var. Minecraft için dijital dünyanın Lego’su diyebiliriz.

LEGO-Minecraft

Gerçek dünyada Lego ve Minecraft işbirliği kuruyor. Gerçek Lego parçaları ile yaptıklarınızı Minecraft dünyasına taşımak veya tersi bir durum çocukların aklını başından alan yeni bir pazar oluşturuyor.

Minecraft oyuncuları oyunlarına akıl almaz ölçüde fanatik şekilde bağlılar. Bu Microsoft’un bu güne kadar elde edemediği bir başarı. Haliyle karşısında Apple gibi bir rakip varken Microsoft bu fırsatı kaçırmak istememiş olabilir.

İşin doğrusu Minecraft bir oyundan çok bir yaşam şekli olarak değerlendirilebilir. Oyuncular bir şeyler inşa ettikten sonra oyunu bırakmıyorlar. İnşa etmeye devam ediyorlar. Oyun her geçen saniye daha da büyüyor.

want-play-more-minecraft-teacher-will-show-your-parents-its-education

Minecraft’ı sadece oyuncular değil eğitim kurumları da seviyor. Google’ın Chromebook ile okullara girme stratejisi karşısında artık Microsoft’un elinde bir koz olacak.

Üstelik aileler çocuklarının Minecraft oynamasına kızmıyor tam aksine destekliyorlar zira çocuklarının yeteneklerini geliştirdiğine dair olumlu bir algı bulunuyor.

Microsoft’un Minecraft’ın başarısını devam ettirmesi için yapması gereken hiç bir şey yok. Zaten kendi kendine büyüyen bir işi sahiplenmiş olacak.

İşin doğrusu Microsoft için 2,5 milyar dolar para değil. Microsoft’un kasasında 85 milyar dolar nakit var ve Microsoft dilediği firmayı satın almaya devam edebilir. Zaten yaklaşık iki yıl önce Minecraft’ın programcısı kendisine 2 milyar dolar verecek herkese şirketini satacağını söylemişti. Microsoft’un bu kararı alması için gereğinden fazla zaman kaybettiğini bile söyleyebiliriz.

Cep telefonları şirketler için tehdit mi?

1

Artık cep telefonu kullanmayan kaldı mı? Hayır.

Akıllı cep telefonu kullanmayan kaldı mı? Evet. Ancak bu durumun bankacılık, finans, satış, bilişim gibi sektörlerde pek rastlanılan bir durum olmadığının altını çizmek lazım. Bu noktada sizler için kötü bir haberimiz var; bu telefonlar şirketinizin başını gerçekten çok ağrıtabilir.

Bilgi teknolojileri ve danışmanlığı sunan Gartner’ın yaptığı bir araştırmaya göre 2015 yılında piyasadaki akıllı telefonların yüzde 75’i en temel güvenlik testlerinden bile geçemeyecek. Bu durumda şirketlerinin ağlarında akıllı telefonlarını kullanan, uygulama indiren ve bunları kullanan çalışanlar büyük bir güvenlik tehdidi oluşturacaklar.

Gartner temel araştırma analistlerinden Dionisio Zumerle bu durumu şöyle açıklıyor; “Mobil bilgisayar kullanan ve kendi cihazını kendin getir (BYOD – bring your own device) politikasına izin veren işletmeler şayet mobil uygulamalar için güvenlik testi ve risk yönetimi yapmadıkları takdirde güvenlik tehditleri ve zafiyeti ile karşı karşıya kalacaklar.”

Aslında Zumerle’nin söyledikleri yeni bir şey değil. Pek çok işletme son bir kaç yıldır bu konu hakkında bilgi sahibi ve yatırımlarını bu yönde yapıyor. Ancak yeni olan Gartner’ın araştırmasına göre 2017 yılından itibaren dijital saldırıların akıllı mobil cihazlara odaklanacağı. Bu durumda işletmelerin özellikle mobil cihazlara yönelik güvenlik analizi ve korunma politikalarına ağırlık vermesi gerekiyor.

Röportaj: Yüksel Samast – TÜRKKEP

0

KEP nedir? KEP ile alakalı gerçekleştirilen yasal düzenlemeler neler? E-Tebligat nedir ve zorunlu mudur? Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) neden e-Tebligatı zorunlu kıldı? Bu zorunluluk işletmelere ne gibi yükümlülükler getiriyor? Tüm sorularımızın cevaplarını TÜRKKEP Genel Müdürü Yüksel Samast cevapladı.

Radyo teknolojisinde devrim kapıda

2

Nesnelerin İnterneti veya Her Şeyin İnterneti kavramlarını konuştuğumuz şu günlerde bu alandaki teknolojik gelişmeler de hız kesmeden devam ediyor.

Bu gelişmelerden birisi Stanford Üniversitesinde geliştirilen ve yaklaşık bir karınca büyüklüğündeki (3,7 x 1,2 mm) radyo çipleri. Bu çiplerin üzerinde herhangi bir enerji kaynağı bulunmuyor zira enerjilerini kendilerine gönderilen radyo dalgalarından alıyorlar, sinyali işliyorlar ve tekrar geri gönderiyorlar. Üstelik maliyetleri 5-10 kuruş civarında.

Bu çipler endüstriyel olarak kullanılabilir hale geldiklerinde, yıllardır gelişen ancak bir türlü etiket fiyatları istenen seviyelere inmeyen, RFID gibi teknolojilere alternatif olacak. Kullanım alanları marketlerden, sağlığa, otomotivden, giyime aklınıza gelebilecek her noktada kendine yer bulacak.

Bu teknolojiyi geliştiren ekip şu anda yarıiletken üreticileri ile iletişim halinde ve gelecek bir yıl içinde bu teknolojinin piyasada satılabilir hale gelmesi bekleniyor.

Cisco’ya taze kan

0

Cisco, Türkiye’deki faaliyetlerinin başına Genel Müdür olarak Cenk Kıvılcım’ı atadığını duyurdu. Cisco Orta Doğu liderlik ekibinin bir üyesi olacak olan Kıvılcım, Cisco Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Rusya/BDT ülkeleri (EMEAR) bölgesi kapsamındaki gelişmekte olan pazarlardan Orta Doğu Bölgesi Başkan Yardımcısı Mike Weston’a bağlı çalışacak.

Cenk Kıvılcım, Cisco’ya katılmadan önce Alcatel Lucent bünyesinde ALU Teletaş Başkanı ve Türkiye ile Azerbaycan Ülke Grubu Lideri olarak görev yapıyordu. 15 yılı aşkın bir süre ALU bünyesinde Gana ve Nijerya Genel Müdürü, Güney ve Doğu Afrika ile Hint Okyanusu Carrier Satış Direktörü, Avrupa ve Güney İhracat, Erişim ve Veri Direktörü gibi görevler üstlenen deneyimli bilişim yöneticisi Cenk Kıvılcım, kariyerine Siemens’te başlamıştı.

TÜBİSAD, İstanbul Teknik Üniversitesi Mezunlar Derneği ve Beşiktaş Spor Kulübü üyesi olan Cenk Kıvılcım, Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü’nden onur derecesiyle mezun olduktan sonra INSEAD ve Manchester Business School’da yüksek lisans dereceleri aldı.

 

Cisco Türkiye Genel Müdürü Cenk Kıvılcım
Cisco Türkiye Genel Müdürü Cenk Kıvılcım

Cisco Türkiye Genel Müdürü Cenk Kıvılcım, yeni görevi hakkında: “Türkiye’nin önemli destekçilerinden biri olan Cisco’nun bu bölgedeki faaliyetlerini yürütme ve hedeflerini bir sonraki adıma taşıma görevini üstlenmekten büyük mutluluk duyuyorum. Hükümetin ülkenin dönüşümüne olan odağını artırması ve toplumsal değişime hız vermesinin teknoloji alanında büyüme olarak yansıdığı önemli bir dönemden geçiyoruz. Cisco’nun hedefi hem özel sektör hem de kamu kuruluşlarını destekleyerek bu sosyal evrimin bir parçası olmak. Bunun bir parçası olmak için sabırsızlanıyorum” açıklamasında bulundu.

TechInside basılı dergisi çıktı

3

TechInside-Dergi-Sayi-001Değerli TechInside Takipçileri ve Ziyaretçileri,

Henüz yayın hayatımıza başlayalı üçüncü ayımızı yeni dolduruyoruz. TechInside markası ile sitemiz sadece üç aydır sizlere hizmet veriyor. Üstelik fark ettiğiniz gibi Beta sürecimiz devam ediyor zira sürekli yeniliklere imza atıyoruz. İşte bu yeniliklerden birisi daha karşınızda; artık basılı bir dergimiz var.

TechInside Basılı Dergisi aylık olarak ve her ayın 15’inde yayınlanacak. Bayilerde satışı olmayacak ve kontrollü bir abonelik ile 3 binden fazla C seviye yöneticiye ve sektör çalışanlarına ücretsiz olarak gönderilecek.

Yüzlerce sayfalık, sadece bakıp geçeceğiniz bir içerik yerine, işinize yarayacak, size fazla zaman kaybettirmeden bilgi sahibi olmanızı sağlayacak, size vizyon kazandıracağını düşündüğümüz bir dergi hazırlamaya çalıştık.

İlk kapak konumuz oldukça yeni, hatta bize ait olan bir kavram üzerine: Rekaberlik.

Size burada içerik ile alakalı bilgi vermeye gerek görmüyoruz zira TechInside Basılı Dergi‘mizi ücretsiz olarak indirebilir ve kendiniz okuyabilirsiniz.

Eğer herhangi bir işletmede yönetici, medya veya PR ajansı çalışanı iseniz ücretsiz olarak dergimize bu formu doldurarak abone olabilirsiniz.

Henüz kaydolmadıysanız haftalık e-posta bültenimize de kaydolmanızı tavsiye ediyoruz.

Umarız okurken keyif alır ve faydalanırsınız. Lütfen bizimle görüşlerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.

Kısa sürede bize hızla ivme veren sizlere, desteğiniz ve ilginiz için tekrar teşekkür ediyoruz.