Rusya’da benzin istasyonlarına elektrik şarjı zorunluluğu geldi

0
480055442Rusya, elektrikli otomobiller konusunda öncü ülkelerden biri sayılmaz. Hatta Avrupa ve ABD’ye göre çok geride kaldığını da kabul etmek lazım. Dev Rusya coğrafyasında sadece 500 adet elektrikli otomobil bulunuyor. Ancak Rusya’nın dünyadaki enerji savaşından en ağır etkilenen ülkelerden biri olduğunu da kabul etmek lazım. ABD’denin Rusya’yı zayıflatmak için petrol ve doğalgaz ihraç eden ülkelere baskı yaparak fiyatları sürekli düşürmesi, yine bir enerji ihracatçısı olan Rusya’nın ekonomisi için çok ağır bir darbe oldu. Para birimi ağır darbe alan Rusya’nın şu günlerde Orta Asya ülkeleriyle ortak bir ekonomik alan kurarak bu alanda geçerli olacak ortak para birimi “Altın”a geçmek için hazırlık yaptığını da haber bültenlerinde duymuş olmalısınız. Rusya, enerji piyasasındaki savaş nedeniyle ülkenin ne kadar hasar alabildiğini görmüş olacak ki, şimdi gelecekteki krizleri daha hafif atlatmak için kritik bir karar aldı. Başbakan Medvedev’in açıkladığı yeni kanuna göre, Rusya’daki tüm benzin istasyonları, 2016 içinde elektrikli otomobilli şarj edebilecek düzenekleri kurmak zorunda olacaklar. Böylece Rusya’da elektrikli otomobillerin yaygınlaşması ve iç pazarda petrol ürünlerine olan talebin azalması bekleniyor. Elektrik konusunda da sorun yok çünkü Rusya dünyanın en büyük doğal gaz ihracatçılardan biri ve ülke çapındaki nükleer santraller ve doğal gaz santralleri sayesinde, elektrik açısından gayet rahatlar. Bu hamle ile iç pazardaki petrol talebini de yakın gelecekte iyice azaltmayı planlayan Rusya böylece petrol ithalatı için bütçe ayırmak zorunda kalmayacak. Elbette, Rusya’daki bu radikal kararın, Avrupa’da da karşılığı olacak. Dev komşuları Rusya’da elektrikli otomobillerin sayısı 2016’dan itibaren hızla artınca, bu bölgeden gelecek turistleri çekmek isteyen komşu kuzey Avrupa ülkelerinin de benzin istasyonlarını hızla şarj istasyonlarına dönüştürdüğünü göreceğiz, ki zaten Kuzey Avrupa ülkelerinin temiz enerji seçeneklerini kullanmak için her zaman istekli olduklarını da biliyoruz. Dolayısıyla, elektrikli otomobil devrimi dünyaya Rusya ve Kuzey Avrupa’dan yayılacak gibi görünüyor.

Sage ERP’yi buluta taşıdı

0
Sage Green LogoDünyanın önde gelen iş yazılım ve hizmetleri üreticisi olan ve Gartner verilerine göre en büyük üç küresel ERP firması arasında yer alan Sage’in ERP çözümü X3, Eylül başı itibarıyla tüm dünyada Bulut üzerinden erişime sunuluyor. Alışıldık ERP teknolojilerinin ötesinde özellikler sunan yazılımın ticari ismi de, Sage X3 olarak değiştirildi. Özellikle orta ölçekli şirketler Bulut Bilişim sayesinde Sage X3’ün sunduğu kullanım özelliklerine, bilindik bir ERP entegrasyonun getireceği iş yüküne katlanmadan ulaşabiliyorlar. Daha hızlı, daha basit, daha esnek iş yönetimi sunan Sage X3, bu özellikleriyle şirketlerin iş akışlarında tam kontrol sahibi olmalarını ve performans artışı elde etmelerini sağlıyor. Diğer yandan, Bulut üzerinde büyük ölçekli kurumsal iş yönetimi fonksiyonlarını, hali hazırda var olan servis sınırlarına bağlı kalmadan elde etmek isteyen kurumlar da, Sage X3’ün finans, dağıtım, üretim ve küresel operasyon yönetimi fonksiyonlarına tam erişim olanağı elde ediyor. Bulut tabanlı bir servis olarak sunulan Sage X3, en talepkar kurumsal beklentileri bile, üst sınıf kapasite, güvenlik ve performans özellikleriyle karşılıyor. Sage ERP X3 artık Sage X3 Olarak Anılacak Sage’in ERP X3 ürününün bundan böyle Sage X3 markasıyla sunulacak olması, ERP’nin alışılagelmiş kompleks yapısının çok ötesine geçen bir teknolojik ilerlemeyi simgeliyor. Sage X3, bir iş yönetimi çözümünden beklenen tüm özellikleri sunuyor: -Daha Hızlı: Birleşik iş yönetimi sistemi yapısına sahip olan Sage X3, satın alma, üretim, envanter, satış müşteri hizmetleri yönetimi ve finans işlemleri gibi tüm kritik iş proseslerinin daha hızlı yürütülmesini sağlıyor. -Daha Basit: Sage X3 şirket bazında farklılık gösteren ihtiyaçlara, kullanıcı tanımlarında ve kurumsal tercihlere tam olarak uyum sağlıyor. Kolay kurulum ve basit yönetim özellikleriyle Sage X3, kullanıcı dostu Web tarayıcı arayüzü ya da mobil cihazlar üzerinden kolay kullanımlı iş yönetimi fonksiyonları sunuyor. -Daha Esnek: Dağıtım, üretim ve servis sektörlerinde kullanıma hazır fonksiyonlarıyla yerel ve uluslararası iş yönetimi kolaylığı sunan Sage X3, aynı zamanda geniş kapsamlı bir parameter tanımlama ve kişiselleştirme kapasitesi sunuyor. Bu kapasite, şirketlerin kendi yapılarına ve sektörlerine bağlı spesifik ihtiyaçlara ve süreçlerine esnek bir şekilde uyum gösteriyor. İşler büyürken süreçler üzerinde kontrolün yitirilmesi riskinin, tüm dünyada iş dünyası liderlerinin zihnini kurcalayan bir gündem maddesi olduğunu dile getiren Sage Avrupa Kurumsal Pazarlar CEO’su Jayne Archbold, “Birleşik yapıya sahip, güçlü bir çözüm olan Sage X3, büyüyen iş organizasyonlarının bütünü üzerinde süreç ve performans kontrolünü elde tutmayı sağlıyor. İş dünyası liderlerinin karmaşık yönetim sorumluluklarını onlar için kolaylaştırıyoruz; böylece onlar da, en iyi yaptıkları şeye, yani yeni iş kazanımlarıyla büyümeye odaklanabiliyorlar” dedi. Becerikli yazılım Sage X3 Şirketlerin iş gündemi, BT stratejileri ve özellikli ihtiyaçları zaman içerisinde değişim gösterebiliyor. Çevik ve esnek yapılı Sage X3, şirketlerin nabzına ayak uydurabiliyor. Sage müşterisi şirketlere, Sage X3’ü kendi tercihleri doğrultusundan ya Bulut, ya kendi bilişim alt yapıları, ya da sertifikalı Sage iş ortakları tarafından sunulan alt yapı üzerine koşturma esnekliği sunuluyor. Bu seçeneklerin hepsi aynı fonksiyonları ve Web tarayıcısı ya da mobil cihaz üzerinden erişim ve yönetim özelliklerini barındırıyor. İş dünyası ve şirketlerin ihtiyaçları üzerine yorum yapan IDC KOBİ Araştırmalarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Ray Boggs, orta ölçekli şirketlerin özel gereksinimleri olduğunu dile getiriyor: “Orta ölçekli şirketlerin karşılaştığı zorluklardan biri, büyük şirketlere benzer karmaşıklıkta iş yönetimi ihtiyaçları olması, ancak bu ihtiyaçları karşılayacak zaman ve maddi kaynakların daha kısıtlı bir yapıda olmasıdır.” Boggs, Sage X3’nin hem fiyat, hem de alt yapı esnekliği noktasında, tam da orta ölçekli kurumların aradığı özellikleri sunduğunu belirtiyor. Buna ek olarak Sage X3’ün özellikleri, iş dünyasında giderek artış gösteren uzaktan erişim ve mobil iş gücü gereksinimlerini de karşılıyor. Bulut üzerinden erişilebilen yeni Sage X3 çözümü, alışılmış ERP sistemlerinin çok altında bir gider ve karmaşıklık yüküyle, işlerini büyütmeye odaklanan orta ölçekli şirketlerin gücüne, esnek iş yönetimi becerisi gücü katıyor.

Türkiye’de üretilen yazılım Fas’ta kulanılacak

0
Asseco SEE, yazılım ve hizmet gelirleri bazında Güney Doğu Avrupa’nın ve Türkiye’nin en büyük bilişim şirketlerinden biri. Finans, ödeme sistemleri, kamu ve telekom da dahil olmak üzere çeşitli sektörlere yönelik yazılım, bilgi ve iletişim teknolojileri çözümleri sunuyoruz. Asseco SEE, 40’dan fazla ülkede, 17 binden fazla çalışana sahip büyük bir ailenin parçası olarak, Güney Doğu Avrupa’da 13 ülkede çözümler ve hizmetler sunuyor. Biz de Asseco SEE Ülke Müdürü Hatice Ayas’tan aldığımız detaylı bilgileri bu videomuzda sizlere sunuyoruz.

AdBlock’un mobil versiyonu yayına hazır

1
adblock-browser-1441718756AdBlock, dijital reklamcıların “kabusu” olarak tanınıyor. Bugüne kadar ne yazık ki, masa üstü sistemlerde çalışan AdBlock aslında Android ve iOS için de uygulama geliştirmişti ancak ekosistemlerinin reklamlar sayesinde yükseldiğinin farkında olan Apple ve Google, tam anlamıyla bahane üzerine bahane bularak AdBlock uygulamasını marketlerinden çıkarmak için ellerinden geleni yapmışlardı ve başarılı da olmuşlardı. Aslında Apple ve Google tarafından bakınca da kendilerince haklı olduğunu görebiliyoruz çünkü mobil tarayıcıların, masa üstünde olduğu gibi bir eklenti desteği yoktu ve Adblock uygulaması kendini tarayıcıya eklemeye çalıştığı için sorun yaratıyordu. AdBlock sorunu yenmek için kendi mobil tarayıcısını geliştirmeye başlamıştı. Artık kullanıcılar, Android ve iOS ortamlarında, AdBlock tarayıcısını kullanabilecekler ve reklamları açmak veya kapamak özgürlüğüne sahip olacaklar. Böylece, küçük telefon ekranında bir sayfa okumaya çalışırken ekranın büyük bölümünü kaplayan mobil banner’lardan kurtulmak mümkün olacak. Aslında, daha önce yazdığım gibi, dünyada mobil reklamlara karşı büyük bir tepki var. İpinden kopmuş saldırgan köpekler gibi buldukları her yere saldıran mobil reklamlardan telefon üreticileri de, GSM operatörleri de, işletim sistemi geliştiricileri de hatta uygulama geliştiricileri de rahatsız zira bu reklamlar çok ağır kaynak kullanımı nedeniyle telefonların şarjlarını bitiriyor, GSM şebekelerini kilitliyor, uygulamaların çalışmasını engelliyor, kullanıcılar için tam anlamıyla bir kabusa dönüşüyor. Eğer AdBlock’un tarayıcısı popüler olmayı başarırsa, mobil reklam sektörü artık kendine bir çeki düzen vermek zorunda kalacak ve kapatmaya gerek duyulmayacak, kullanıcılara saygılı reklam kampanyaları geliştirme yoluna gidecekler. Elinizdeki telefonun şarjının çok hızlı bittiğinden şikayet ediyorsanız ve telefondaki uygulamaları, fotoğrafları, videoları, dosyaları harici sdkarta depolamanıza rağmen, yani dahili hafızayı olabildiğince boşaltmanıza rağmen hala şarjınız hızla bitiyorsa, iş o kabusun baş sorumlularından biri, bu saldırgan mobil reklamlar… Cache dosyalarıyla dahili hafızanızı doldurarak telefonunuza durduğu yerde şarj harcatan ayrıca sürekli kendini yenilemeye çalışarak internet bağlantınızı sömürürken telefonun modeminin fazla çalışarak şarj yakmasına da neden olan bu reklamlardan kurtulduğunuzda, şarjınızın daha insancıl boyutlarda tükendiğini fark edeceksiniz. Bu da aklınızda olsun. Eğer şarj yaşıyorsanız, AdBlock tarayıcısına bir göz atmanızı tavsiye ederiz.  

Fortinet’ten üstün koruma

0
sdn-automate-100589798-primary.idgeSiber güvenlik ve tehdit istihbaratı alanında yüksek performanslı çözümler sunan Fortinet, yeni güvenlik çözümü Yazılım Tanımlı Ağ Güvenliği (SDNS) platformu ile gerekli güvenlik unsurlarının tamamını modern ve çevik veri merkezleriyle entegre ederek işletmelere gelişmiş tehdit koruma seçenekleri sunuyor. HP, Ixia, PLUMgrid, Pluribus Networks, Extreme Networks ve NTT gibi teknoloji ortaklarının çözümleriyle entegre edilen çözüm, entegrasyon açısından sektördeki en geliştirilebilir ve genişletilebilir platform olma özelliğiyle de dikkat çekiyor. Gartner Research Başkan Yardımcısı Neil MacDonald, Temmuz ayında yayınlanan Hype Cycle for Virtualization adlı raporda, “Mevcut veri güvenliği altyapıları, hızla değişen tehdit ortamında etkili koruma sağlayamayacak kadar katı ve durağan. Neyse ki, her geçen gün daha fazla sayıda güvenlik şirketi, işletmelerin güvenlik yaklaşımlarını değiştirmek için somut adımlar atıyorlar ve donanım odaklı bir politikaya takılıp kalmak yerine, konumdan bağımsız olarak üstün esneklik sağlayan yazılım tabanlı bir yönetim anlayışına doğru evriliyorlar” diyor.   Ağ mimarisiyle siber güvenlikte inovasyon Fortinet’in yeni SDN Güvenliği platformu, ağ mimarisinin tüm aşamalarında şirketin uygulamaya geçirdiği yenilikleri içeriyor:
  • Veri Arabirimi (Data Plane) – Veri arabirimi ile sabit donanım kutularındaki  güvenlik motorlarının mantıksal örnekler içine alınarak ölçeklendirilebilir bir şekilde dağıtılmasını ve sanal anahtarlama sistemine ve soyutlanmış ağ akışlarına gömülmesini sağlar.
  • Kontrol Arabirimi (Control Plane) – Çevik ve hareketli ortamlarda iş yükü yoğunluğunun esnetilerek güvenlik politikasının orkestrasyonu ve otomasyonu ile güvenlik ve uyumluluk boşluklarının giderilmesine yardımcı olur.
  • Yönetim Arabirimi (Management Plane) – Fiziksel ve sanal mekanizmalarda, özel ve genel bulut ortamlarında ve tümleşik altyapılarda tutarlı ve uyumlu güvenlik yaklaşımları için güvenlik politikaları ve olayları kapsayan tek bir cam levhadır.
Fortinet Pazarlama Başkan Yardımcısı John Maddison, “Tüm işletmelerin ve hizmet sağlayıcıların standardizasyon sağlayabileceği tek bir SDN platformunun olmayışı, bizi tescilli ve açık kaynak Uygulama Programlama Arayüzleri (API) aracılığıyla farklı SDN platformlarını destekleyebilecek, kapsamlı bir ekosistem yaratmaya itti. Bu yaklaşımın temelinde orkestrasyon seviyesinde, talep üzerine temin edilebilen, ölçeklenebilir güvenlik modülleri yatıyor” diyor. Fortinet, yazılım tanımlı teknolojilere yönelik ilk adımını, her geçen gün daha fazla sanallaşan ve konsolide edilen veri merkezleri için bundan beş yıl önce tasarlanan FortiGate-VM sanal güvenlik duvarı ile adım atmıştı. Veri merkezlerindeki dönüşümü yakından takip eden Fortinet, buna bağlı olarak yeni ürün, çözüm ve girişimler ile işletmelerin SDN ihtiyaçlarına yanıt vermeye devam etti. Bunlar arasında; Microsoft Azure’u destekleyen yeni Fortinet güvenlik çözümleri, HP’nin SDN portföyü için üstün güvenlik sağlamaya yönelik HP AllianceOne program üyeliği, Cisco’nun uygulama odaklı altyapısı (ACI) ile entegrasyon ve VMware vSphere ile SDDC müşterileri için ağ güvenliği çalışmaları yer alıyor. Fortinet SDN Security partner ekosistemini geliştiriyor Fortinet, SDN kontrolörleri, orkestrasyon çerçeveleri, hipervizörler, bulut yönetimi, güvenlik yönetimi ve mantıksal analiz gibi temel altyapı platformlarına güvenlik uygulamalarını entegre etmek amacıyla, veri merkezi stratejisi doğrultusunda farklı iş ortaklarıyla birlikte çalışıyor. Fortinet şu anda, Fortinet’in gelişmiş SDN Security güvenlik çözümü aracılığıyla işletmeleri siber tehditlerden korumak için 25’ten fazla teknoloji sağlayıcısıyla işbirliği yapıyor.

SAP Bankacılık Zirvesi’nde sektör masaya yatırıldı

0
SAP_logo (1)Dünyanın 120 ülkesinde 12 binden fazla finansal kuruluşa bankacılık çözümleri ile değer katan; Türkiye’de ise de en büyük 10 bankadan 9’unun çözüm ortağı olan SAP, “Dijital Bankacılık” temasıyla düzenlediği SAP Bankacılık Zirvesi’nde sektörü bir araya getirdi. 10 Eylül’de İstanbul Raffles Otel’de 500’den fazla kişinin katılımıyla gerçekleşen SAP Bankacılık Zirvesi’nde, değişen müşteri profili ve beklentileri, tüm bankacılık ekosistemini etkileyen yenilikçi teknolojiler, bu teknolojilerin şekillendirdiği dijital dönüşüm ve bankaların bu dönüşümü nasıl yönetilebileceği gibi önemli konu başlıkları her yönüyle masaya yatırıldı. SAP Bankacılık Zirvesi’nin açılış konuşmasını yapan SAP Genel Müdürü Zeynep Keskin, şu değerlendirmede bulundu: “Günümüzde tüketim kuralları değişiyor, sektör yalnızca iç değil dış piyasalardan da etkileniyor. Dalgalı bir denizde olduğumuzu söylemek mümkün… Ancak rotamızı iyi biliyorsak ve iyi bir mürettebata sahipsek koşulları lehimize çevirebiliyoruz. Bankacılık değişiyor ve dijitalleşiyor. Bu sadece bankacılığın müşteriye dokunan kısmının dönüşmesi değil, İK’dan ön sistemlere kadar her şeyin dijitalleşmesi anlamına geliyor. Özetle dijitalleşme bankaları farklılaştırıyor ve rekabette öne geçmelerine destek oluyor SAP olarak stratejimizi bu doğrultuda oluşturarak basit, hızlı ve esnek bir şekilde verinin anlamlandırılmasını sağlayan çözümler sunuyoruz. SAP’nin bankacılık sektörüne sunduğu çözümlerle gelen rekabetçilik ve operasyonel verimliliğin ekonomimize güç katacağına inanıyoruz.” SAP Bankacılık Zirvesi’nin açılış konuşmasını gerçekleştiren Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş ise “Bankacılıkta üst yönetimin en büyük kuşkusu sistemde bir sıkıntı yaşanması ihtimalidir. Bu da bizi mevcut sisteme sıkı sıkı sarılmaya iter. Ancak performansımızı yerine getirmenin en önemli kriteri kuşkusuz teknolojidir. Teknoloji beraberinde farklılaşmayı getirir. İnovatif olmadan fark yaratmak mümkün değil. Ancak işinizi doğru yapıyorsanız ve teknolojiniz de sizi destekliyorsa farklılaşabiliyorsunuz. DenizBank’ın DNA’sında inovasyon ve yenilik var. Bu vizyon ile 2004 yılında IP tabanlı sistemlere geçme kararı verdik. Böylece DenizBank’ın dönüşümü başladı. Çevik olup çevik kalabilmek için inovasyona odaklandık. Çünkü dünya dijitalleşiyor, bankacılık dijitalleşiyor. Böyle bir dönemde müşterinin ne istediğini bilebilmek ve ona hızlı çözümleri sunabilmek gerekiyor. Bu dönemde müşterinin ‘cebine’ girebilen kazanıyor. Çünkü müşteri işini hızlı gerçekleştirmek istiyor. Bu da ancak teknoloji ve inovasyon ile sağlanabiliyor. Biz bunu başardık. Dijitalleşme ile aynı zamanda ciddi bir maliyet avantajı da elde ediliyor. DenizBank olarak dijitalleşme ile 4 maliyet kaleminden üçünü doğrudan azalttık. Teknolojiyi insan ile birlikte faaliyetlerimizin tam ortasına yerleştirdik.” dedi SAP EMEA Finansal Servisler ve Endüstriler Genel Müdürü Rob Hetherington, dijitalin hem küçük hem de büyük bankalar için bir fırsat olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Dijital bankacılık ile geleneksel bankacılık arasında ciddi farklılık var. Tam anlamıyla dijital bankacılık yapmak istiyorsanız uçtan uca dijital çözümler sunmalısınız. Bunun için de teknoloji size büyük imkanlar sağlıyor.” Santander Group’un SAP ile Dijital Dönüşümü Zirvede bir araya gelen bankaların teknoloji hamleleri ve SAP’nin inovatif çözümleriyle elde ettikleri başarı öyküleri dinleyicilerden ilgi gördü. İspanyol Santander Group’un SAP ile gerçekleştirdiği dönüşümü anlatan Isban Santander Group Dijital Bankacılık Global Direktörü Jose De Ramon, dijitali yaşamayan bir şirketin müşterilerine dijitali satamayacağını söyleyerek; “Santander için dijitale geçiş aslında bir dönüşüm hikayesi; SAP ile birlikte gerçekleştirdiğimiz bir dönüşüm bu. Biz dijital markamızı iki itici güç üzerine inşa ettik. Biri çalışanlarımız; 200 bin çalışanımız için ev ile iş arasındaki duvarları yıktık. Diğer ise 100 milyonu aşan müşterilerimiz; akıllı bankacılık, çoklu kanal yapımız, sosyal medya bankacılığı ve inovasyon yaklaşımımız sayesinde müşterimiz için dijital bir marka yaratmayı başardık” diye konuştu. SAP Bankacılık Sektörüne Değer Katıyor Geleceği bir bulut şirketi olarak karşılamayı hedefleyen SAP, bankaları dünya standartlarında teknolojik çözümlerle tanıştırarak maliyet avantajı sağlıyor. SAP’nin bankacılık sektörüne sunduğu İş Analitiği çözümleri sayesinde hızla değişen müşteri davranışlarını anlık olarak analiz etmek ve yeni ürün ve hizmetleri hızla pazara sunarak rekabette öne geçmek mümkün oluyor. Bellek içi teknoloji ve vaka tabanlı analizlerle bankaların müşteri ihtiyaçlarını anında yakalamasını sağlayan SAP Müşteri İlişkileri Yönetimi çözümleri, bankaların kişiye özel teklifler sunmasını kolaylaştırıyor. Bankalar için kurum stratejilerini şeffaflaştıran SAP İnsan Kaynakları Yönetimi çözümleri, her bir çalışanın performansının banka hedefleriyle paralel gelişimini sağlayan yönetim yapısını destekliyor. SAP Business One platformu, KOBİ’ler başta olmak üzere kurumsal müşterilerle banka arasında doğrudan entegrasyon sağlanmasına yardımcı oluyor.

Microsoft, iOS cihazlarda Office’i güncelliyor

0
office-ipad-proApple’ın dün duyurduğu yeni iPhone’lar ile birlikte ortaya çıkan iOS 9, Apple mobil cihaz kullanıcılarına çoklu görev ve bölünmüş ekran özellikleri getiriyor. Microsoft da zaman geçirmeden, iOS 9 için hazırladığı güncellemenin ipuçlarını verdi. Buna göre yeni iOS cihazlarında kullanıcılar Office yazılımlarını bölünmüş ekranlarda kullanabilecekler veya bir ekranda Excell açıkken, diğer ekranda Word ile işlem yapabilecekler. Yani artık iOS cihazları da masa üstü sistemler gibi çoklu görev yeteneğini kullanabilecekler. Microsoft ayrıca, sık sık sunum yapmak zorunda olan profesyonelleri de unutmamış. Kullanıcılar artık, cihazın bağlandığı büyük ekranda slide’ları gösterirken kendisi tablet veya telefon ekranında, farklı notları açıp okuyabilecek. Öte yandan yeni Office versiyonunda, Apple’ın yeni dijital kalemi Pencil’a da destek geliyor. Artık kullanıcılar, Office yazılımları açıkken, Pencil ile ekranda notlar alabilecek ve bu notlar ayrı bir dosya şeklinde kaydedilebilecek veya yazıcıya gönderilebilecek. Microsoft’un Apple Watch için gelen güncellemeleriyle de Outlook uygulaması artık yaklaşan toplantıların uyarılarını, yeni gelen e-postaların detaylarını dijital saatin ekranı üzerinde gösterecek.

Geleceğin Kablosuz İletişim Teknolojileri Çalıştayı

0
5Özyeğin Üniversitesi (ÖzÜ) Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Uysal’ın başkanlığında ÖzÜ Çekmeköy Kampüsü’nde 7-8 Eylül tarihlerinde toplanan 4. Uluslararası Optik Kablosuz Haberleşme Çalıştayı (IWOW 2015) 50’den fazla dünyaca ünlü bilim insanını bir araya getirdi. 5G Altyapısı için İdeal Çözüm Çalıştay Başkanı Prof. Dr. Uysal’ın çalıştayda yaptığı açıklamaya göre, optik kablosuz iletişim teknolojileri önümüzdeki 5 yıllık sürece damga vuracak ve gerek fiber optik, gerekse klasik kablosuz iletişim teknolojilerine güçlü bir alternatif olacak. Örneğin, lazer vericiler kullanılarak fiber optik kablo kullanmaya gerek olmadan havadan kilometrelerce öteye terabit (1000 gigabit) hızında iletişim yapmak mümkün olabilecek. Ayrıca bu lazer linklerin, ultra yüksek kapasiteli olacağı öngörülen 5G baz istasyonlarını birbirlerine bağlamak için aday bir teknoloji olacağı ve 2020 yılından sonra yaygın olarak kullanılacağı da öngörülüyor. Ampülden Internete Bağlanma Teknolojisinin İlk Demoları Çalıştay Kapsamında Sergilendi Diğer bir kablosuz optik iletişim teknolojisi ise ev ve iş yerlerindeki aydınlatma tesisatının Internete bağlanmak için kullanılması. Bu tür bir sistemde LED ampüller verici olarak kullanılarak insan gözünün algılayamayacağı kadar yüksek frekanslarda modüle ediliyor. WiFi teknolojisine alternatif olan bu sistemler gigabit (saniyede 1 milyar bit) hızlarına kadar çıkabiliyor. LiFi olarak adlandırılan bu tür sistemlerin ilk demoları da çalıştay kapsamında sergilendi. Otomobiller Birbirleriyle Konuşacak LED’lerin yaygın olarak kullanılmaya başlandığı bir sektör de otomotiv. Optik kablosuz iletişim teknolojisi kullanan araçlar LED tabanlı ön ve arka farlarını kullanarak birbirleriyle haberleşebilecek. Bu şekilde yol ile ilgili bilgilerin gerçek zamanlı olarak kullanıcıya aktarılması ve sürüş güvenliğinin arttırılması mümkün olacak. Çalıştayla Eş zamanlı Eğitim Okulu Verdiği örneklerin, optik kablosuz uygulamalardan sadece birkaçı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Uysal, geniş uygulama alanları ve getirdiği büyük avantajlarla optik kablosuz iletişimin geleceğin teknolojisi olmaya aday olduğunu vurguluyor ve böyle önemli bir çalıştayın Türkiye’de toplanmasının öneminin altını çiziyor. Çalıştayla eş zamanlı olarak düzenlenen eğitim okulunda da Türkiye’den ve Avrupa’dan 40’ı aşkın yüksek lisans ve doktora öğrencisine optik kablosuz iletişim teknolojileri konusunda dersler ve seminerler verildi.

VMware’den yeni yazılımlar

0
VMware_Murat_Mediceler4EVO: RACK kod adıyla anılan VMware’in yeni ürünü EVO SDDC, Yazılım Tanımlı Veri Merkezleri’ni entegre bir sistem olarak sunan, tam otomatik ilk yazılım seti olma özelliğini taşıyor. Yeni VMware Virtual SAN 6.1 ise, sektör liderliğini elinde bulunduran Hiper-Bütünleşik Altyapı Yığını’nı geliştiren kabiliyetler ile birlikte geliyor. VMware Türkiye Genel Müdürü Murat Mediçeler, yeni çözümlerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Her geçen gün daha fazla sayıda işletme, iş süreçlerinde çeviklik ve esneklik kazanarak rekabetçi avantaj ile karlılıklarını artırmak için yazılım tanımlı veri merkezi mimarisine geçiş yapıyor. VMware EVO SDDC, içinde bulunduğumuz dijital dönüşüm sürecinde VMware inovasyonlarının tamamını, yazılım tanımlı veri merkezi portföyümüzde uygulamaya döküyor; kurulumu, çalıştırması ve ölçeklendirmesi kolay, kapsamlı ve entegre bir sistem olarak kurumsal müşterilerimizin karşısına çıkıyor. VMware Virtual SAN 6.1 ise, geliştirilmiş uygulama kolaylığı, üstün veri koruma özelliği, yeni flash donanım desteği ve iyileştirilmiş yönetim ve sorun giderme kabiliyetleriyle depolama alanında kurumsal müşterilerimizin tüm gereksinimlerini karşılıyor.” VMware EVO SDDC: Yazılım tanımlı veri merkezlerinde benzersiz kolaylık İşletmelere ve hizmet sağlayıcılara sanal altyapıyı bir hizmet olarak kurma ve çalıştırma imkanı tanıyan VMware EVO SDDC; özel, genel ve hibrit bulut ortamlarını oluşturma ve işletme süreçlerinde etkinlik, çeviklik ve denetim kabiliyeti sunuyor. Yeni yazılım seti, VMware’in Tümleşik Hibrit Bulut platformunun belkemiğini oluşturan hiper-bütünleşik altyapı ürününün temel bileşenlerini içeriyor. Yazılım; bilgisayar, depolama ve ağ oluşturma işlemlerini, herhangi bir x86 altyapısıyla çalışabilen, tek bir entegre yazılım katmanında birleştirecek. Aynı zamanda kurumsal mobiliteden uygulama ve altyapı dağıtım otomasyonlarına, yüksek elverişlilikten dayanıklı altyapıya kadar veri merkezi ölçeklendirme gereksinimlerinin tamamını, güvenlik, denetim ve seçme özgürlüğünden ödün vermeksizin kolaylıkla karşılayabilecek. Akıllı otomasyon ve yaşam döngüsü yönetimi VMware EVO SDDC’nin içinde bulunan yeni ve akıllı otomasyon motoru VMware EVO SDDC Manager, performans ve elverişlilik gereksinimleri doğrultusunda iş yükü alan kapasitesini belirlemek üzere sanal ve fiziksel kaynakların hepsini tek bir “sanal rafta” birleştirecek. Yazılım seti ayrıca, bilgisayar (VMware vSphere), depolama (VMware Virtual SAN), ağ oluşturma (VMware NSX)ve bulut yönetimi (VMware vRealize Operations, VMware vRealize Log Insight™) için kullanılan mevcut donanımların ve VMware entegre yazılım yığınının tamamında otomatikleştirilmiş yaşam döngüsü yönetimini devreye sokabilecek. VMware EVO SDDC’nin içinde bulunan Donanım Yönetimi Hizmetleri de, iş ortaklarının katkılarıyla donanım uyumluluğunun geliştirebilmesi için açık kaynak çözümü olarak sunulacak. 2016’ın ilk yarısında piyasaya çıkması planlanan VMware EVO SDDC, ilk etapta VMware’in iş ortakları olan Dell, QCT (Quanta Cloud Technology) ve VCE firmalarından entegre sistem çözümü olarak temin edilebilecek. Yazılım seti, bir süre sonra VMware’den satın alınabilecek. VMware Virtual SAN 6.1: VMware’in Hiper-Bütünleşik Altyapısının temeli VMworld’de duyurusu yapılan bir diğer ürün de, işletmeler için kritik öneme sahip ortamlarda veri korumasını, performansı, esnekliği ve ölçeklenebilirliği artıran VMware Virtual SAN 6.1. Yeni Stretched Clusterve geliştirilmiş VMware vSphere Replication (kopyalama)  özelliklerini barındıran çözüm, beş dakika önce girilen veriler için bile Kurtarma Noktası Hedefi (RPO) sunuyor ve daha düşük gecikme süresiyle oluşabilecek maliyetleri de azaltıyor. VMware vSphere sanal makineleri için en ideal depolama çözümü olarak tasarlanan VMware Virtual SAN’ın son sürümü, aynı zamanda VMware vRealize Operations ile entegrasyon sağlayarak gelişmiş bir yönetim ve takip olanağı tanıyor. Performans takibi, kök neden analizi ve kapasite planlaması için de yazılıma Health Check (Sağlık Kontrolü) Eklentisi eklenmiş durumda. VMware Virtual SAN 6.1’in 2015’in üçüncü çeyreğinde piyasaya sürülmesi planlanıyor.

Procat ve SalesForce’tan iş birliği

0
Procat 1Procat, dünyanın en önemli bulut bilişim firmalarından birisi olan Salesforce’un stratejik iş ortağı oldu. Söz konusu iş ortaklığı, 8 Eylül Salı sabahı Sait Halim Paşa Yalısı’nda düzenlen bir etkinlik ile duyuruldu. Procat CEO’su Tarkan Ersubaşı ve Salesforce Satış Direktörü ThomasHickey’in açılış konuşmalarını gerçekleştirdiği ve yeni iş ortaklığının boyutları hakkındabilgi verdiği “Müşteri Deneyimi Yol Haritası” semineri etkinliğinde, Emirates AirwaysMarkave Müşteri İlişkileri Kıdemli Eski Müdürü Craig Lee ve Mulberry Consulting firması EskiBaşkanı David Hicks de bir workshop aracılığıyla müşteri memnuniyetinde mükemmeliyetin nasıl yakalanacağına ilişkin tüyolar verdi. Yapılan iş ortaklığı anlaşması ve Procat’in teknoloji yatırımları konusunda bilgiler veren Procat CEO’su Tarkan Ersubaşı, çağrı merkezi sektörünün teknolojik yeniliklere en açık sektörlerden birisi olduğunu vurgularken, bu alanda yaptıkları iş ortaklıkları ile sektöre öncülük etmekten duydukları mutluluğu dile getirdi. Ersubaşı konuşmasında şunları söyledi: “Procat, kurulduğu 2004 yılından bu yana sektöründe farklı ve yenilikçi uygulamalar ve hizmetler oluşturma stratejisiyle çalıştı. Bu bağlamda müşteri  memnuniyetini artırmak, öncelikli hedeflerimizden birisiydi. Müşterileriniz ile olan iletişimde deneyimi mükemmelleştirmek için müşterinizin nerede olduğunu bulmanız öncelikli önem arz ediyor. SMS veya e-Mail kampanyaları ile veya elinizdeki dataya outbound aramalar yaparak müşterinize ulaşmak gün geçtikçe zorlaşıyor. E-Maillere ve SMS’lere geri dönüşler de azalıyor. Çünkü akıllı cihazlara, giyilebilir teknolojilere, sosyal medya mecrasına ilginin arttığı yepyeni bir dönemdeyiz. Bu yeni dönemde, müşterinin tüm kanallardaki yolculuğuna hakim olmak ve yenilikçi uygulamalar geliştirmek adına dünyanın en büyük bulut bilişim firmalarından Salesforce ile iş ortaklığı yaptığımız için son derece mutluyum.” Salesforce Stratejik İş ortaklıklarından Sorumlu Türkiye Direktörü Richard Doyle ise, Salesforce’un başarılı müşteri ilişkileri yönetimi alanında sahip olduğu deneyime ve firmanın güven odağına dikkat çekerken bu deneyimi Procat gibi son derece yenilikçi, güvenilir bir teknoloji firmasıyla paylaşmaktan mutluluk duyacaklarını söyledi. Hickey konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Türkiye genç ve dinamik bir nüfusa sahip ve hızla gelişmekte olan bir ülke. Aynı zamanda coğrafi konumu itibarıyla bölgesel bir merkez olma özelliği de olan Türkiye’de yeni teknolojilerin benimsenme oranları hızla artıyor. Bu bağlamda değerlendirildiğinde müşteri ilişkileri yönetimi pazarının Türkiye’de çok önemli bir pazar olduğu ve gün geçtikçe önemini daha da artıracağı düşüncesindeyiz. Procat gibi yenilikçi ve öncü bir firmayla çalışacak olmak bize mutluluk veriyor.” Procat’in Teknolojiden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Yıldırım Duyargil ise konuşmasında; Salesforce teknolojisinin kurumlara ne gibi faydalar sağlayacağına değindi. Duyargil, Satış, Hizmet, Pazarlama, Community, Uygulamalar ve Analiz olarak Salesforce’un bulut hizmetlerini gruplandırdığını, Procat olarak bu yapıların tamamına destek verebildiklerini belirtti. Duyargil ayrıca çözümün herhangi bir noktasında gerçekleştirilen değişikliğin / alınan aksiyonun 360 derece yönetim mantığında anında tüm Salesforce bileşenlerine, mobil uygulamalarına, raporlarına, dashboardlarına yansıdığının, böylelikle satış ve destek ekiplerinin yöneticilerine olabilecek en yüksek hızda ve şeffaf izlenme imkanı verdiğinin altını çizdi. Hızlı inceleme, karar alma ve aksiyona geçmenin öneminin hızla arttığı günümüzde Salesforce’un kurumlara müşterilerinin yeni yolculuklarının her noktada eşlik etme imkanı tanıyan yegane yapı olduğunu söyleyen Duyargil, sözlerini şöyle sürdürdü: “Big data dünyasında hızlı aksiyon alabilen kurumlar, prestijlerini ve müşteri hizmet kalitelerini koruyabilecek ve geniş kitlelere daha kolay ulaşabilir olacaklar. Bunun da bulut tabanlı Saleforce çözümü ile mümkün olduğunu düşünüyorum.

BTK raporuna göre e-imza yükselişte

0
e-guvenBTK’nın raporuna göre, 2015 Haziran sonu itibarıyla 1.465.146’sı elektronik imza ve 370.034’ü mobil imza olmak üzere toplam 1.835.180 elektronik sertifika oluşturuldu. 2015 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki döneme göre elektronik imza sayısında yüzde 5,5, mobil imza sayısında ise yüzde 0,9 oranında artış gerçekleşti. E-GÜVEN’in Genel Müdürü Can Orhun, Türkiye’nin ilk elektronik imzanın üreticisi olarak BTK verilerinin umut verici bulduğunu ifade ederek, “Türkiye’deki ilk e-imzayı üretmemizin üzerinden 10 yıl geçti. Bugün sadece E-GÜVEN olarak e-imza ile ayda ortalama 10 milyon doğrulama ve 550 bin imzalama işlemi yapıyoruz. E-imza ile devletler vatandaşlara, şirketler de müşteri ve çalışanlarına daha iyi hizmet veriyor. Kurumların yanı sıra birey tarafında da e-imza ile yapılabilecek işlemler her geçen gün artıyor.” dedi. E-imza kullanımının 2015 yılı sonunda kadar daha yüksek ivme kazanacağına dikkat çeken Orhun: “Bugün e-imza ile patent, ikametgah taşıma ve iş yeri adresi değiştirme gibi işlemler farklı platformlar üzerinden kolayca yapılabiliyor. Platformların sayısının artmasıyla kamu kurumlarının ve şirketlerin yanı sıra bireyler tarafında da e-imzanın kullanım alanları genişliyor. Örneğin Kamu Alımları İzleme Raporu’nun 2014 yılı istatistiklerine göre EKAP üzerinden e-imza ile ihale dokümanı indirme sayısı 517.330, mobil imza ile indirme sayısı da 13.067 olarak gerçekleşti. E-imza ve mobil imza ile doküman indirme sayısı idareden doküman alma sayısının yaklaşık iki katı oldu.  Yakın zamanda ise ülkemizde e-imza ile noter huzurunda olmadan işlem yapılmaya başlanacak. Böylece vatandaşlar çeviri, tescil, defter onayı gibi işlemlerini e-imza ile fiziki olarak belge düzenlemeyerek sadece elektronik ortamda saklayabilecek.” dedi. Bireyler tarafında kimlik doğrulama ve imza gerektiren süreçlerde büyük kolaylık sağlayan e-dönüşüm sürecinin temel uygulaması olan e-imza ile sektörün büyümesine katkı sağlayarak zaman ve operasyon verimliliği ile ekonomiye çok yönlü katkı sağlaması amaçlanıyor. Ülkemizde 2005 yılında E-imzanın kanununun yürürlüğe girmesiyle başlayan e-dönüşüm süreci içerisinde 2018 yılı itibariyle e-devlet kullanıcı sayısının 30 milyon, hizmet kaleminin ise 3 bin olması hedefleniyor. Elektronik İmza Kanunu’nun yürürlükte olduğu 11 yıl içinde yarım milyondan fazla nitelikli elektronik sertifika üreten E-GÜVEN, sunduğu e-imza çözümleri ile onay işlemlerinde ıslak imzanın neden olduğu zaman kaybını ve kağıt kullanımıyla çevreye verilen zararı büyük ölçüde azaltıyor. E-GÜVEN, e-imza sayesinde hem zaman tasarrufu hem de daha etkin ve güvenli bilgi alışverişi sağlanmasında rol oynuyor.   

ABD’de 5G testleri başlıyor

0
470461440Ülkemizde 4G ihalesi geciktiği için hala 3G iletişim teknolojilerini kullanıyoruz ancak ABD de aslında 4G’yi daha yeni yeni kullanmaya başlıyor. Servisler bir süredir hizmete açıktı ancak 4G’nin yaygın kullanıma girmesi henüz yeni. Ancak ABD’deki GSM operatörleri, müşterileri 4G’ye daha yeni alışmışken artık 5G testelerine başlıyorlar. VeriZone,  2016 yılında 5G testlerinin başlayacağını ve 2017’de deneme amaçlı bazı servislerin genel kullanıma açılabileceğini açıkladı. Verizone’un testte kullanacağı 5G teknolojisi, 4G’den 50 kat daha hızlı olacak ve mobil internet bağlantıları artık karasal geniş bant bağlantıların hızına erişmiş olacak. Öte yandan aslında henüz finalize edilmiş, dünya çapında standart olarak kabul edilmiş bir 5G teknolojisi henüz bulunmuyor. Dolayısıyla, ABD’deki testte kullanılan teknolojiyi çalıştırabilen bir telefonun, Avrupa’daki testlere de uyumlu olmasının garantisi yok. Üreticilerin de hangi 5G teknolojilerini cihazlarına yerleştireceklerini tespit edebilmeleri için dünya çapında kabul gören standartların belirlenmesi gerekiyor.

Şimdi de ABD Başkanı olmak istiyor!

1
john-mcafee-net-worth2[1]McAfee markası, teknoloji dünyasının en iyi bilinen markalarından biri. Teknoloji dünyasının ilk ticari antivirüs yazılımı olan McAfee’yi geliştiren yazılımcı ve girişimci John McAfee, daha sonra şirketini Intel’e satmış ve şirketle tüm ilişkisini keserek Latin Amerika’ya yerleşip, silahlar ve kadınlarla dolu, macera dolu bir hayat yaşamayı seçmişti. Yeni hayatından görüntüleri de, henüz Instagram’ın olmadığı yıllarda, özel blogundan yayınlayarak yine teknoloji dünyasının ilk foto-blog yıldızlarından birine dönüşmüştü. Başka bir deyişle, Instagram’da fenomen olarak ortaya çıkan Dan Bilzerian‘dan çok daha önce, John McAfee vardı. Elbette o dönemde, “McAfee” ismini sadece teknolojiyle yakından ilgilenen kesimler, teknoloji sektöründeki insanlar biliyordu ama buna rağmen John’un blogunun büyük ilgi gördüğünü de kabul etmek lazım. McAfee blogunda sadece, kucağına oturttuğu sayısız güzel kız ve elindeki ağır makineli silahlarla Latin Amerika’daki kumar masalarında çektiği fotoğrafları paylaşmıyor, aynı zamanda teknoloji dünyasına dair önemli olayları yorumluyor, dijital güvenlik konusunda makaleler kaleme alıyordu. Bu insanın, dünyanın en önemli dijital güvenlik uzmanları arasında olduğunu da unutmamak lazım. 10[1]McAfee’nin hayatındaki ilginç bir gelişme ise, tüm bu kumar-kadın-silah-macera dolu yaşamı sırasında Guatemala’da cinayetle suçlanarak aranmaya başlaması oldu. McAfee, böyle bir cinayet işlemediğini ve Guatemala’daki devlet yetkililerinin servetine el koymak için ona kumpas hazırladığını dile getirerek tutuklanmadan önce kaçıp saklandı ve kaçak yollardan, saklana saklana ABD’ye geri döndü. ABD’de ise hakkındaki suçlamalar düştü. Sansasyonel hayatı, medyaya verdiği abartılı fotoğraflarla hep ilgi çeken bir karakter olan McAfee herhalde en çok, saygın ve güvenilir bir Antivirüs ürünü olarak McAfee markasını satın alan Intel’in yöneticilerini çıldırtıyordur ancak şimdi ABD’li politikacılar da ona “sinir olanlar” kervanına katılacak gibi görünüyor zira John McAfee 2016 başkanlık seçiminde aday olacağını açıkladı. Aslında ABD’de başkanlık seçimlerine, bireyler de aday olabiliyor ve çok sayıda aday ortaya çıkıyor. Ancak bunlar, oturdukları semtin ötesinde oy alamadıkları için isimlerini duyan olmuyor. Öte yandan, McAfee bu geleneği değiştirebilir zira kendisi teknoloji dünyasının çok iyi bilinen bir ismi ve dobralığı ile gençler arasında sevildiği de bir gerçek. Dolayısıyla, kimse Demokrat ve Cumhuriyetçi Parti adaylarını geçmesini beklemiyor ancak ülke çapında hatırı sayılır bir oy alarak, yarışı üçüncü bitirebileceğini düşünüyorlar. Yine de bunun ABD politikasına bir etkisi olabilir çünkü gençlerin McAfee’ye verdiği oylar nedeniyle, asıl iki büyük aday arasındaki oy dengesi değişebilir, yani ABD Başkanlık seçiminde McAfee’nin büyük bir etkisi olabilir. ff_mcafee4_large[1]Hatırlayalım, daha önceki seçimlerde başkan adayı Al Gore’un, daha fazla oy almasına rağmen kaybettiği seçimde, her eyaletteki sandıklarda bir-iki oy farkı seçimin sonucunu belirlemiş ve ABD başkanı, Al Gore’den daha az oy alan George W. Bush olmuştu. Şimdi bakalım, teknoloji dünyasında dijital güvenlik alanında çığır açan bu renkli ve ironik karakter, ABD siyasetinde bir iz bırakabilecek mi? Ezkaza, John başkanlık yarışını kazanıp Beyaz Saray’a yerleşecek olursa da, artık herhalde Beyaz Saray’ın içinde çekilmiş, çıplak kızlarla dolu kokain ve kumar partileri fotoğraflarına alışmamız gerekebilir.

3D teknoloji şovu başlıyor!

0
image002Mayıs ayında Londra’da start alan 3 boyutlu baskı çözümlerine dair teknoloji şovu, İstanbul’un ardından sırasıyla California, Paris ve Dubai ile devam edecek. Yapay organ ve doku üretiminden protezlere, mimari projelerin prototiplerinden, otomobil ve uçak yedek parçalarına, ayakkabı ve elbiseden takılara, hatta yiyeceklere kadar hemen her şeyin 3 boyutlu çıktısını alabilen yeni nesil baskı çözümleri, SIGN İstanbul fuarının 11. Salonunda açılan 3D Printshow özel bölümünde sergilenecek. 3D baskı teknolojilerinin ve bu teknolojiler ile üretilen birbirinden ilginç ürünlerin sergileneceği etkinlik boyunca, ziyaretçilerin katılımına açık, ücretsiz seminer programı da gerçekleştirilecek.

Depolamada yeni trend: Synology DS 214

0
Synology DS 214, hem KOBİ’ler hem de ev kullanıcıları için 1500 TL’lik fiyatıyla avantajlı bir seçenek sunuyor. Bu hafta test merkezimize ulaşan Synology DS 214’ü sizler için deneyimledik. Ürün hakkındaki görüşlerimiz ise her zaman olduğu gibi videomuzda.

Çalışan verimliliğin anahtarı mobilite

0
150902_Mobility_report_Turkey_Infografic2Citrix’in hazırladığı, Türkiye Mobilite Araştırma Raporu’na göre, çalışanlar da şirketlerden mobil teknolojilere artık daha çok yatırım yapmasını talep ediyor. Mobilite ve mobil cihazların gelişimi şirketleri değişime zorlarken, bu dönüşüm daha etkin bir mobilite yönetimini de zorunlu kılıyor. Araştırmaya göre; şirketleri mobiliteye yönlendiren faktörlerin başında kurumsal pazar genelinde yüzde 62 ile çalışan verimliliğini arttırma ve yine yüzde 62 ile cihaz konfigürasyonu ve BT çalışanlarından destek alabilme yer alıyor. Bu noktada üçüncü sırada ise yüzde 60 ile çalışanların kullandığı kişisel cihazların üstündeki güvenlik endişelerini gidermek var. Büyük ölçekli firmalarda ise çalışanların artan mobilite talebini karşılama isteğinin de yüzde 73 gibi bir oranla önemli bir faktör olduğu görülüyor. Ofis dışından çalışmaya gelince, pazar genelinde şirketlerin yüzde 40’ı uzaktan çalışmaya olanak sağlayacak mobil uygulamaların sağlanması konusunu an itibarı ile gündemlerine almış durumda. Bu oran firma ölçeği büyüdükçe azalsa da mobil uygulama sağlama konusu pazar genelinde incelenip değerlendirilen bir konu. Büyük ölçekli firmaların yüzde 75’i bunu en azından gündeme alıp Uygulamanın yer alması düşünülen cihazların başında ise tüm firma ölçeklerinde kuruma ait cihazlar ilk sırada yer alıyor. Mobilitenin yönetiminde bilgi güvenliği kaynaklı endişeler var  Mobilitenin yönetimi konusu da araştırmada üstünde durulan konulardan biri oldu. Yönetime dair karşılaşılan sorunların başında yüzde 49 ile destek ve bakım süreçlerini yürütme, yine yüzde 49 ile İç birimler ve paydaşların memnuniyeti ve yüzde 48 ile bilgi güvenliği konusunda endişeler geliyor. Şirketlerin neredeyse yarısının mobilite yönetiminde bu üç faktörde endişeli oldukları görülüyor. Mobilite yönetiminde halen bilgi güvenliği endişesi yaşandığı bir gerçek. Büyük ölçekli firmaların yüzde 62’i bu Bu noktada ilgi çeken bir nokta, maliyetlere dair endişelerin ilk 3’te yer almaması. Uyumluluk ve veri gizliliği standartlarına dair yaşanan zorluklara ise büyük ölçekli firmalarda daha sık rastlanıyor. Mobilite diğer yandan olumlu değişimlerin itici gücü oluyor. Kurumsal pazar genelinde; mobilitenin değişime teşvik ettiği alanların başında yüzde 78 ile ofisin son teknoloji ekipmanlarla donatılması geliyor. Diğer firma ölçeklerinden farklı olarak büyük ölçekli firmalarda ise yüzde 80 gibi bir oranla uzaktan çalışan kişilerin ihtiyaç duyduklarında ortak bir masaüstü paylaşımı programı ile çalışmaları bulunuyor. Mobilite firmaların yüzde 66’sını ise mekan bağımsız esnek çalışma ve evden çalışma yönünde bir dönüşüme yönlendiriyor. Çalışanların istediği yerde çalışması halen yeterince desteklenmiyor Kurumsal pazar genelinde firmalarının yarısından fazlasının çalışanların istedikleri yerde çalışmasını destekleme konusunda bir çalışmalarının olmadığı görülüyor. Firma ölçeği büyüdükçe; çalışanların bu konuda desteklenme oranları yükseliyor. Mobilite büyük ölçekli firmalarda esnek ve evden çalışma trendini artırıyor, büyük ölçekli firmaların yüzde 78’inde bu trendin artışı söz konusu. Çalışanlar trafikteyken de kahve dükkanındayken de veriye ulaşıyor Çalışanların uygulama ve verilere ulaşım yerleri ve mekanları da mobilite için önemli bir kriter. Pazar genelinde çalışanların yüzde 74’ü ofislerinden verilerine ulaşırken, yine yüzde 74’ü şirketlerinin proje bölgelerinden veya sahadan verilere ulaşabiliyor; yüzde 54’ü evlerinden de ulaşırken, ilginç bir sonuç ise yüzde 61 ile şahsi araçlarından ulaşıyor olmaları. İstanbul gibi trafiği çok yoğun bir kentte bu sonuç mobilitenin önemini gösterir nitelikte. Diğer dikkat çekici bir sonuç ise kahve dükkanlarından erişimle ilgili de yüzde 46’lık bir oran olması. Şirketlerin BYOD uygulamaları için desteklediği veya desteklemeyi düşündüğü cihazların başında akıllı telefonlar geliyor. BYOD eğilimi için firmalar en çok akıllı telefonları destekliyor, bu oran akıllı telefonlar için yüzde 68. Firma ölçeği bazında inceleme yapıldığında; diğer ölçeklerden farklı olarak büyük ölçekli firmalarda tablet ve dizüstü bilgisayarlar daha öne çıkıyor. Çalışanların veriye ve uygulamalara erişim düzeyini limitleme unsurlarının başında ise veriye ulaşabilmek için kullanılan cihaz geliyor. Kurumsal mobilite yönetimi ve sanallaştırma vazgeçilmezler olma yolunda Araştırmadan çıkan sonuçlardan biri; masaüstü sanallaştırmanın artan önemi. Şirketlerin yüzde 51’i mobil bir organizasyon için masaüstü sanallaştırmanının önemine inanıyor ve gerekli görüyor. Yine yüzde 51’i uygulama sanallaştırmayı aynı önemde görürken, bu iki sonuç sanallaştırmanın mobilitedeki yerini her geçen gün daha da güçlendirdiğini gösteriyor. Şirketler mobil destekli bir organizasyon olmak adına ayrıca yüzde 63 ile web tabanlı uzaktan desteğe, yüzde 59 ile dosya paylaşımı ve depolama hizmetlerine, yüzde 57 ile de kurumsal mobilite yönetimine büyük önem veriyor. En çok satış ve pazarlama departmanları mobil çözümleri talep ediyor Mobil çözümler kullanan veya kullanacak departmanların başında; satış ve pazarlama departmanları geliyor. Pazar genelinde yüzde 74 ile satış ve pazarlama bölümleri ilk iki sırayı alırken, idari, kurumsal yönetim birimleri ve satın alma bölümleri de yüzde 73 ile üçüncülüğü paylaşıyor. Büyük ölçekli firmalarda ise bilgi sistemleri departmanları ilk sırada yer alıyor. Bu birimler mobilitede öncülüğü üstlenen birimler olarak öne çıkıyor. Araştırma sonuçlarıyla ilgili görüşlerini açıklayan Citrix Türkiye Ülke Lideri Altan Cengiztekin, şunları söyledi: “İş dünyasında son yılların gündemi belirleyen ve tüm süreçleri dönüştüren olguların başında mobilitenin gelişimi yer alıyor. Mobilite ve mobil cihazların bu başdöndürücü gelişimi şirketleri de değişime zorluyor. Tüm bunlar şirketler için ayrıca daha etkin bir mobilite yönetimini de zorunlu kılıyor. Citrix’in yaptırdığı Mobilite Araştırma Raporu’nun Türkiye’de birçok farklı sektöre ve teknoloji dünyasının gelecek dönemine ışık tuttuğunu, önemli bulgular ortaya koyduğunu Metodolojiye dair Araştırma Citrix tarafından Method Research Company’e yaptırılırken, araştırmacının amacı küçük, orta ve büyük ölçekli firmalarda BT yöneticilerinin mobilite hakkında tutumlarının ve gelecek eğilimlerinin belirlenmesiydi. Araştırmada sonuçları ele etmek için kamu, bankacılık, sigorta, sağlık, telekomünikasyon, üretim ve imalat sanayii sektörlerindeki orta ve büyük ölçekli firmalarla, KOBİ’lerdeki 402 şirket yöneticisi, CIO ve IT müdürünün görüşlerine başvuruldu. Araştırma, 2015 yılının Nisan ayında gerçekleştirildi.

Epson’dan eğitim kalitesini artıran projeksiyon üçlüsü

0
EPSON EB-1430Wi-görsel - sunumGiriş seviyesi EB-S18, parmak dokunuşlu ve çift kalemli EB-1430Wİ ve 3D çift katlı projektör modeli EB-W16SK eğitimde kaliteyi arttırarak fark yaratıyor. 3.000 lümen eşit derecede yüksek Beyaz veya Renkli Işık Çıkışı (CLO), SVGA çözünürlük ve dijital yakınlaştırma özellikleri sayesinde EB-S18 ile eğitmenler ve öğrenciler gün ışığında da canlı ve parlak sunumlar yapabilir. 10.000:1 kontrast oranlı bu LCD projektör opsiyonel kablosuz LAN birimi kullanımıyla da farklı cihazlardan içerik görüntülemeye olanak tanır. Parmak dokunuşlu ve çift kalemli model: EB-1430Wİ Epson’un ultra kısa gösterimli projektör modeli EB-1430Wİ ile dersler sırasında ekran üzerine notlar almak mümkün oluyor. Doğrudan ekrana notlar eklemek için parmaklarınızı kullanın…  Çift kalem özelliğiyle hem öğretmen hem de öğrenci aynı anda görüntünün üzerine not alabiliyor.  100 inçe kadar ekran ile çok kaynaklı video konferans ve sunumlar, görüntü boyutundan taviz verilmeden bölünmüş ekranda görüntülenebiliyor. Ayrıca EB-1430Wi’nin ultra kısa gösterimli tasarımı, büyük resimleri oldukça kısa mesafeden, gölge ve parlamayı en aza indirerek sunmaya olanak tanıyor. Eğitimde 3D dönemi:  Anatomi ya da sanat tarihi… Tüm görüntüler her detayda aslına uygun Epson EB-W16SK projektör sistemi, özel tasarlanmış bir montaj sistemiyle bir araya getirilmiş iki ayrı projektör ünitesinden oluşuyor. Epson 3LCD teknolojisi ile geniş bir renk yelpazesinde, aslına uygun şekilde doğal ve canlı renkler sağlayan Epson EB-W16SK, çeşitli ortam aydınlatmalarında parlak 3D görüntüler için 3.000’er lümenlik Beyaz ve Renkli Renk Çıkışı özelliklerine sahip.

Patronunuz telefonunuzu ne kadar görebiliyor?

0
businesswoman-walking-with-smartphone-webMobil cihazlar iş dünyasının vazgeçilmez bir parçası haline geldi ancak her yıl gelişen teknoloji, gelişmelerden geri kalmak istemeyen bir profesyonelin neredeyse her yıl akıllı telefonunu değiştirmesini gerektirmeye başladı. Bu da bir çalışanın her yıl 1000 dolar civarında bir cihaz satın alması anlamına gelebiliyor. Bazı büyük kurumlar, çalışanlarına iş için kullanacakları akıllı telefonları sağlayabiliyorlar ancak bu cihazların çoğu özel izleme uygulamaları ile yüklü olarak kullanıcıya teslim ediliyor. İzleme uygulamaları, kullanıcının yani şirket çalışanının e-postalarını, SMS’lerini, telefon görüşmelerini hatta fotoğraf arşivini bile yöneticilerin kontrolüne açıyor. Kullanıcılar, aynı anda iki telefon taşımak istemediği için çoğu zaman özel ilişkilerini de şirket telefonu üzerinden yürütebiliyor, bu durumda şirketin yöneticileri, çalışanların tüm özel hayat sırlarına da şahit olabiliyor. Peki, mobil cihazlardaki verilerin ne kadarını izlemek mümkün? Bir diğer deyişle, patronumuz telefonumuzdaki hangi bilgileri görebiliyor ve bu izleme faaliyeti ne kadar yasal? Öncelikle şunun altını çizelim. Bir izleme uygulamasıyla, bir mobil cihazdaki tüm verilere ulaşmak mümkün. Hatta anı anına canlı izleme bile yapılabilir. Yani yöneticiler telefondaki tüm yazışmaları, tüm uygulama loglarını, SMS’leri, arama kayıtlarını, Facebook mesajlarını, WhatsApp kayıtlarını, fotoğraf ve video arşivlerini, gezindiğiniz web sitelerini, telefona kayıtlı hesap isimleri ve şifreleri görebildiği gibi, eğer kullanılan izleme uygulaması izin veriyorsa, telefonun kamerasını veya mikrofonunu açıp, anlık olarak telefon üzerinden ortam dinlemesi ve kaydı da yapabilir. Ancak bu son kısmın etik olmaması nedeniyle kurumsal alanda kullanılan izleme uygulamalarında bu özelliklere yer verilmediğini biliyoruz. Yine de etik kuralları çok önemsemeyen ve endüstri casusluğuna karşı en sert önlemleri almak isteyen bir şirketin, ortam dinlemesi de yapabilen bir yazılımı yüklemesini engelleyen tek şey yasalar, ki o yasaları işe girerken imzaladığınız sözleşme ile devre dışı bırakan da yine biziz. ABD’de ve Avrupa’da, telefonlarının izlendiğini sonradan fark eden çok sayıda çalışan ilk şoku atlattıktan sonra mahkemeye başvruyor olsa da, çalışanların işe girerken imzaladıkları sözleşmelerde, şirketin çalışana vereceği cihazlara her türlü izleme ve dinleme uygulamaları kurabileceğini ve bu uygulamaları dilediği gibi kullanabileceği hükümleri yer aldığı için bu davalar iş veren lehine sonuçlanıyor. Aslında, çalışana bir telefon teslim ederken, telefondaki izleme uygulamaları konusunda onu hem yazılı, hem sözlü olarak ve açık şekilde bilgilendirmek, iş yerinde huzur ve güven ortamını sağlamak açısından önemli. İş vereninin onu habersizce ve gizlice izlediğinden şüphelenen çalışanın şirkete olan bağlılığı hasar görürken elbette iş veriminin düştüğünü de kabul etmek gerekiyor. Öte yandan, izlenmek istemeyen, özel verilerinin şirket yöneticilerinin eline geçmesini istemeyen çalışanların da elinde iki seçenek bulunuyor. Ya yöneticileriyle oturup pazarlık yaparak, şirket cihazındaki izleme uygulamalarının kaldırılmasını, yani kendisine temiz bir telefon verilmesini sağlayabilir, ya da tamamen kendine ait olan bir telefon satın alarak kullanabilir. Türkiye’de de şirket telefonu kullanırken telefonunun izlenip izlenmediğini merak eden çok sayıda çalışan bulunuyor ve buradan onlara merak ettikleri o sorunun cevabını verelim: İzleniyorsunuz. Özellikle bankalar, borsa kurumları, GSM şirketleri, büyük devlet kurumları, dev ticari operasyonlar yapan holdingler gibi büyük kurumların hassas bilgiler ve büyük bütçeler üzerinde kontrol yetkisi olan kritik çalışanları, şirket telefonları üzerinde izleme yazılımı bulunduğuna emin olabilirler zira şirketiniz ve patronunuz, milyon dolarlık satın alma yaptığınız işlemde kendinize el altından komisyon alıp almadığınızı merak ediyor ve bunu öğrenebilmek için tüm dijital iletişiminizi izliyor. Emin olabilirsiniz.

YouTube reklam istatistiklerinde daha şeffaf olacak

0
youtubeYouTube reklamları, kullanıcılar olarak çoğumuzu rahatsız edebiliyor. Hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkabilen ve giderek sinir bozucu olabilen bu reklamlar aynı zamanda YouTube’un ve içerik üreticilerinin tek gelir kaynağı. Dolayısıyla YouTube’un ayakta kalması ve işlevine devam edebilmesi için hayati önem taşıyor. Ancak Unilever ve Kellogg gibi iki büyük reklamveren, YouTube’daki reklamların izlenme istatistiklerinin yeterince şeffaf olmadığından şikayet ederek reklamları geri çekme kararı alınca işler karıştı. YouTube şimdi reklamverenlerini memnun etmek için yeni reklam analiz araçlarını yayına almaya hazırlanıyor. Buna göre, artık bir reklamın “nasıl” izlendiği de detaylıca incelenebilecek. Reklamverenler, reklam izlenme sayılarının gerçeği yansıtmadığını dile getirerek YouTube’un, aslında izlenmeyen reklamlar için de para aldığından şikayet ediyorlardı. Reklamverenlere göre bir reklam gösterilmeye başladığında kullanıcı sayfayı aşağı kaydırmış ve  alt taraflardaki yorumları okuyor olabiliyor, bu durumda reklam sayfaya yükleniyor, oynuyor ama kullanıcı aslında reklamı görmüyor. Veya reklam oynamaya başladığı sırada kullanıcı sayfayı tekrar yükleme tuşuna bastığında reklam sadece birkaç saniye oynadıktan sonra aynı video bu kez reklamsız olarak yükleniyor, böylece YouTube reklamı oynatmış olduğunu sayarken aslında kullanıcı reklamı izlemeden videoyu seyredebiliyor. Şimdi YouTube bu özel durumları da içeren yeni bir reklam izlenme analizi rapor yayınlayacak ve elbette reklamverenlere de bu yeni analize göre fatura kesecek. Bakalım YouTube’un kazancı ne kadar düşecek?