BlackBerry ABD Senatosu’nu da kaybetti
BlackBerry, en büyük prestiji kazandıran, en önemli müşterisini kaybetti. ABD Senatosu artık senatörlerin Kanadalı üreticinin telefonları kullanmayacağını açıkladı.
ABD yönetimi, başkandan senatörlere, gizli servis üyelerinden bakanlık personellerine kadar, tüm kurumsal iletişimlerini BlackBerry marka telefonlarla yapmak zorundaydı. Hatta Obama, bu zorunluluk nedeniyle yeni nesil akıllı telefonları kullanamıyor olmasından dolayı sık sık medya önünde şikayetçi oluyordu. Ancak Kanadalı firmanın ürettiği telefonlar, uçtan uca şifreli iletişim sağladığından en güvenli telefonlar olarak kabul ediliyordu. Başkanın ve diğer hükumet üyelerinin, senatörlerin kullandığı telefonlarda ayrıca CIA’nin yüklediği özel şifreleme ve güvenlik yazılımları yer alıyordu.
ABD senatosu ise artık üretimi bile yapılmayan o telefonlarını kullanılmayacağını açıklarken senatörler ve senato çalışanları için Samsung S6 veya iPhone SE modellerinin kullanıma alınacağının altını çizdi.
Bu kez Google’ın Madrid ofisini bastılar!
Avrupa Birliği, ABD’li teknoloji devlerini Prism skandalındaki rolleri nedeniyle pişman etmeye kararlı görünüyor. Fransa’da maliye müfettişlerinin organize bir suç örgütüne karşı girişilen ölçekte 2 yıllık gizli bir soruşturma yürüttükten sonra geçen ay Google Paris ofisini basmalarının ardından şimdi de İspanyol vergi müfettişleri şirketin Madrid ofisini bastılar.
Fransız maliyesi internet devinin Fransa’da 1,6 milyar dolarlık vergi kaçırdığını tespit etmişken, İspanyol maliyesi henüz rakam konusunda açıklama yapmış değil ancak İspanya’nın da diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi internet devine milyar dolarlık ceza kesmesi bekleniyor.
Google Avrupa’daki merkezini vergi cenneti İrlanda’ya kurmuş durumda ve Avrupa’daki tüm gelirlerini İrlanda üzerinden vergilendiriyor. Ancak İrlanda’nın %12,5 düzeyindeki vergi oranı, diğer Avrupa ülkelerindeki vergi oranlarından çok aşağıda, üstelik her yıl onlarca milyar dolar ciro yapan Google Irlanda, Irlanda hükumetine de sadece birkaç on milyon dolar vergi ödüyor zira kazandığı tüm parayı, yönetim gideri, danışma ücreti, Ar-Ge masrafı gibi gerekçelerle verginin sıfır olduğu Bermuda’da bir ada ülkesinde kurulu naylon Google şirketlerine aktarıyor.
Prism skandalı öncesinde Google, Apple, Microsoft, Facebook gibi ABD teknoloji şirketlerinin kazançlarına bu şekilde “takla attırmaları”na çok ses çıkarılmıyorken, Prism skandalı sonrasında ABD teknoloji şirketlerinin, Avrupa liderlerinin ve parlementerlerinin tüm gizli yazışmalarını ve telefon görüşmelerini NSA ve CIA gibi ABD istihbarat örgütlerine açmış olduklarının ortaya çıkmasıyla Avrupalılar şimdi bu şirketlere milyarlarca dolarlık vergi cezaları kesmeye başladılar.
İngiltere’de de 1,5 milyar Pound’luk cezaya çarptırılan Google, İngiliz hükumeti ile yakın ilişkileri nedeniyle cezayı 130 milyon Pound’a indirmiş ancak bu indirim İngiliz halkı arasında büyük tartışmalara neden olmuştu. Öte yandan diğer Avrupa Ülkeleri Google’a İngilizler kadar sıcak bakmıyor ve kestikleri milyarlarca dolarlık cezalarda indirime gitmeyecekler gibi görünüyor.
Şimdi de robot hamburgerci!
San Francisco, robot pizza restoranından sonra robot hamburgerci ile tanışmaya hazırlanıyor. Fast food sektöründeki çalışanlar ise çok endişeli.
İsviçre’de bir robot tasarım şirketine tasarlattığı pizza yapan robotlarla pizza restoranı açan ve hatta pizza pişiren bir kamyonet inşa eden pizzacıdan sonra şimdi de bir robot Start-up’ı kendi hamburger zincirini açmaya karar verdi.
Momentum Machines isimli bir start-up, birkaç yıl önce saatte 400 hamburger pişirebilen bir robot tasarlamış ve bu robotu görücüye çıkararak fon toplamaya başlamıştı. Aynı start-up şimdi kendi hamburger restoranını San Francisco’da açıyor. Şirketin planı, hem resotranı karlı bir yatırıma dönüştürerek kazanç sağlamak hem de robotları için show-case yaratarak, büyük fast food zincirlerinden robot siparişi almak…
Ancak bu “hamburger robotunu” elleri, ayakları, başı olan insansı bir robotla karıştırmamak gerekiyor. Cihaz daha çok bir “hamburger yapma makinesi” şeklinde tasarlanmış ve haznelerine konulan malzemeleri kesip, doğrayıp, pişirip, hazırlayıp, paketleyip, servise hazır bir hamburger şeklinde dışarı veriyor. Cihazın etkileyici olan kısmı ise, bu şekilde saatte 400 hamburger hazırlıyor olabilmesi ve hafta sonu, öğle izni, akşam paydosu, izin günü gibi talepleri olmadan günde 24 saat aralıksız çalışabilmesi. Dolayısıyla fast food endüstrisinin çalışanları bu gelişmelerden pek hoşnut değiller.
Google ve Facebook da LinkedIn’i satın almak istemiş
Geçen ay Microsoft tarafından 26,2 milyar dolarlık rekor fiyatla satın alınan kariyer sosyal ağı LinkedIn’in satış öyküsünün arkasından Google ve Facebook da çıktı.
Şirketin Microsoft’a satışını inceleyen bir devlet komisyonu yazdığı raporda, 5 farklı şirketin daha LinkedIn’e satış için görüşme yaptığını ortaya koydu. Raporda bu şirketler, Party A, Party B, Party C şeklinde isimlendirilse de, rapordaki bazı detaylardan bu şirketlerden ikisinin Google ve Facebook olduğu anlaşıldı. Üçüncü şirketin ise Salesforce olduğu zaten Salesforce’un CEO’su tarafından açıklanmıştı.
Ortaya çıkan bu iki yeni şirketle birlikte, fiyatın nasıl 26 milyar dolara yükseldiği de anlaşılmış oldu. Teknoloji ve internet dünyasının en büyük isimlerinin yarıştığı açık arttırmada LinkedIn’in yöneticilerinin fiyatı arttırmak için rekabeti acımasızca kullandığı tahmin ediliyor. Öte yandan raporda özellikle Google’ın satın alma için istekli olduğu, Facebook’un ise ilk teklifinin reddedilmesinden sonra yeni telif yapmadığı vurgusu dikkat çekiyor.
Google Plus ile sosyal medya alanında aradığını bulamayan Google’ın, LinkedIn’i almış olsaydı sosyal medya alanına çok güçlü bir giriş yapabileceği tahmin ediliyor. Ancak Google bu gemiyi de kaçırmış gibi görünüyor.
Apple video kaydını engelleyebilecek
Apple, konser, konferans, sergi gibi ortamlarda, ziyaretçilerin etkinliği izlemek yerine full time kameramanlığa kalkışmalarını engellemek için yeni bir teknolojinin patentini aldı.
Konseri veya etkinliği izlemek isteyen seyircilerin önünde bir anda beliren havaya kalkmış yüzlerce el ve kayıt yapan akıllı telefonlar nedeniyle bu kişilerin arkalarında yer alan katılımcıların etkinlikleri sağlıklı izlemesi mümkün olmazken, çoğu zaman amatör ve kalitesiz çekimler olan bu kayıtlar da konserden/etkinlikten birkaç hafta sonra, telefonda fazla yer kapladığı için siliniyor. Apple şimdi bu çılgınlığı durdurmak için konser/etkinlik sahnelerine özel bir kızılötesi ampul yerleştirecek.
Patente göre, sahneye yerleştirecek bu kızılötesi ampulün gönderdiği sinyal, akıllı telefonlardaki alıcılar tarafından algılandığında, video kaydı kesilecek. Bu teknoloji, etkinliklerin ilk birkaç dakikasında hatıra fotoğrafı/kaydı almak isteyenler için devre dışı bırakılabilecekken, sonrasında kızılötesi ampul açılarak, video kaydı yapılmasının önüne geçilecek. Elbette telefonları ile kayıt alma yarışına giren seyircilerin telefonları çalışmazken, salonda bulunan profesyonel kameramanlar, gazeteciler, medya mensupları, profesyonel kayıt cihazları ile işlerine devam edebilecekler.
Öte yandan Apple’ın bu patenti hayata geçirip geçirmeyeceği de bilinmiyor zira akıllı telefon üreticilerinin kamera satışlarını destekleyen önemli bir faktör de, kullanıcıların cihazları ile özgürce video kaydı yapabilmek ve fotoğraf çekebilmek isteği. Dolayısıyla, bu teknoloji hayata geçerse, kızılötesi ampulleri tanıyan telefonların satışı düşecekken, bu teknolojiyi kullanan ve konser salonlarında çekime izin veren telefonların satışı hızla yükselecek. Diğer bir deyişle, Apple’ın yeni patentinin hayata geçmesi çok kolay görünmüyor.
Red Hat CloudForms’a önemli yenilikler geldi
Google Cloud Platform destekli Red Hat CloudForms 4.1 artık Google Cloud Platform, Microsoft Azure veya Amazon Web Services üzerinde hibrit bulut işyükleri çalıştırmak isteyen müşteriler için daha geniş seçenekler ve esneklikler sunuyor. Ayrıca Red Hat CloudForms 4.1, yazılım tanımlı networking (SDN) ile yönetim yeteneklerinin kapsamını da genişletiyor. CloudForms 4.1 son olarak da Ansible Tower entegrasyonu ile karmaşık BT süreçlerinin otomasyonunu kolaylaştırıyor ve müşterilerine daha basit, bulut-dostu abonelik modelleri sunuyor.
Red Hat, yönetimden sorumlu başkan yardımcısı Joe Fitzgerald, “Müşterilerimizden sürekli, hızla ilerleyen hibrit bulut stratejilerine odaklı talepler alıyoruz; fiziksel, sanal ve bulut ortamlarına bir tek ve istikrarlı bir yönetim bakışı ihtiyaçları olduğunu dile getiriyorlar. İşte CloudForms onlara bunu sunuyor ve CloudForms 4.1’in bu sektörde pazardaki en kapsamlı hibrit bulut yönetim çözümü olduğuna inanıyoruz. CloudForms bugün sadece dünyanın en büyük genel bulutlarını yönetmekle kalmıyor, otomasyonu da çarpıcı bir şekilde basitleştiren Ansible ile entegre halde geliyor” diyor.
CloudForms hem sanal makineleri hem de konteynerleri destekleyen ve hem fiziksel, hem de sanal ve bulut BT ortamları için ileri düzey bir açık kaynak yönetim platform. CloudForms, self-servis bir portal aracılığıyla BT kurumlarının birleştirilebilir hizmetler sunmasını sağlayarak, yapılandırma aşamasından hizmetten çekme aşamasına kadar yaşam döngüsünün tümünün yönetilmesini mümkün kılıyor. Ayrıca hem henüz gelişmemiş hem de mevcut ortamlarda uygulanabilecek ileri düzey uyum politikaları tanımlayarak risk yönetimini kolaylaştırıyor; operatörlerin kapasite planlama, raporlama ve mali yönetim özellikleri kullanarak birim maliyeti en uygun seviyeye getirmelerini sağlıyor.
Red Hat CloudForms 4.1 aşağıdaki gibi birçok yeni özellikle geliyor:
Google Cloud Platform desteği
ManageIQ kaynak komünitesinde Google ile kurulan yakın işbirliği sayesinde müşteriler artık Google Cloud Platform ortamlarını yönetmek için Red Hat CloudForms kullanabiliyorlar. Bu destek, yapılandırılmış sanal makinelerin baştan sona yaşam döngüsü yönetimini, politika uygulanmasını, harcama ibrazı ve yaşam döngüsü yönetimini de içeriyor.
Yazılım tanımlı networking desteği
İşletmeler, kurumsal bulut işyüklerini yönetmek için Red Hat CloudForms’u kullanmayı benimsedikçe, yönetim platformu bilgi işlemin, networking ve depolama işlerinin kotarılmasının da ötesine geçmek durumunda. CloudForms 4.1 bu amaçla OpenStack Networking (Neutron), Amazon Web Services, Google Cloud Platform ve Microsoft Azure için Onetwork yönetimi de ekliyor. Nuage Networks ile yakın işbirliği içinde geliştirilen CloudForms’un yeni SDN yetenekleri kullanıcıların, altyapının diğer bölümleriyle ilişkilerini görselleştirmelerini, yeni network ögeleri keşfedip yönetmelerini sağlıyor.
Red Hat Ansible Tower entegrasyonu
Dahili Ansible Tower entegrasyonu, CloudForms müşterilerinin özel otomasyon kodu aracılığıyla karmaşık uygulamalar ve hizmetler gerçekleştirmelerini şimdiye dek olmadığı kadar basitleştiriyor. CloudForms 4.1 artık Ansible otomasyon işlerini yürütmek için Ansible Tower’a erişebilir ve Cloudforms müşterilerinin popüler Ansible otomasyon dilinden faydalanmalarını sağlıyor. Dahası, Ansible Tower entegrasyonu ayrıca, yerli CloudForms servis katalog desteği ile Ansible Playbooks’u birleştirerek karmaşık hizmet kompozisyonlarının kolayca yapılmasını mümkün kılıyor.
Yeni bulut-dostu abonelikler
Tüm Red Hat CloudForms müşterileri yeni esnek aboneliklere kolayca ulaşabiliyor; kullanıcılar fiziksel sunucular veya bulut işyükleriyle ilgili aboneliklere başvurabiliyor. Abonelik süresince, abonelikler gerektiği kadar her iki yöne de taşınabiliyor. Müşteriler ayrıca genel bulut işyükleri için gereken CloudForms abonelik sayısını belirlemek için yönetim altındaki ortalama bulut örneklerini de kullanabiliyor; böylece maksimum talep almaktan kurtuluyor. Yeni dahili raporlar ise belli bir zaman içindeki gerçek ve ortalama kullanımı anlamalarını sağlıyor.
Red Hat CloudForms 4.1’deki diğer geliştirmeler şöyle:
-Microsoft Azure için genişletilmiş destek içerisinde Microsoft Azure bulut görselleri, etkinlikler, ölçümler, özel görsellerden yapılandırma ve tüm yaşam döngüsü yönetimi destekleri gibi daha geniş bir işlev yelpazesi yer alıyor. CloudForms 4.1. ayrıca Microsoft Azure’a SmartState Analysis (aracısız VM ve konteyner iç gözlemi) getiriyor ve böylece kurumlar DevOps ve self servis sağlayabiliyor, önceleri sadece lokal olarak bulunan ileri düzey politika ve uyum uygulamaları sayesinde Gölge BT durumunun önüne geçiliyor.
-Güncelleştirilmiş harcama ibrazı modeli içerisinde özelleştirilebilir kurlar ve oran aralıkları
-Red Hat OpenShift Konteyner Platformu için yeni Yetenekler: SmartState Analysis, operasyonel kullanımı gösteren ısı haritaları, kalıcı veri hacimleri desteği
-İleri düzey self-servis kullanıcı arayüzü içerisinde ilaveten yeni bir alışveriş sepeti arayüzü ve uzaktan kumanda konsolu.
6 adımda tatili kariyer fırsatına dönüştürün
Turizm sektöründe yaşanan tıkanma, tatil planlarınızı etkilemesin. Yoğun geçen bir yılın ardından bir iki haftalık tatil yapmak hepimizin hakkı. Tatil denince mutlaka içinde deniz, kum ve güneş olması gerekmiyor. Günlük rutininizden biraz uzaklaşmak bile, zihninizi ve vücudunuzu dinlendirerek, yılın yorgunluğunu üstünüzden atmanıza yardımcı olacaktır.
İş hayatında geçireceğiniz bu “kayıp haftayı”, uzun vadeli planlarınız ve hedefleriniz için verimli bir sürece dönüştürmek ise sizin elinizde. Bu sürede yeteneklerinize yenilerini eklemek, bir hedef doğrultusunda ilerlemek ya da bir sonraki girişiminiz için plan yapmak hiç de zor değil. Üstelik bunların tamamını denizden, kumdan ve güneşten uzak durmaksızın yapabilirsiniz. Fast Company’den Gwen Moran bunu başarmanın altı adımını şöyle sıralıyor:
1. En çok ne istediğinize karar verin
Bu adımın hakkını verebilmek için, bir düşünmeniz gerekiyor. New York merkezli kariyer danışmanlık şirketi Reboot Partners kurucularından Jaye Smith, “Profesyonel ve kişisel hedeflerinizi enine boyuna masaya yatırın. Daha iyi, daha mutlu, daha memnun ve kendini işe daha adamış biri olabilmek için en çok neye ihtiyacınız olduğunu iyice düşünün.” Sonra da yeni bir fırsat oluşturmak adına tatilinizi değerlendirin.2. Önceden planlamaya başlayın
Yazar ve konuşmacı Chris Guillebeau, böyle bir tatil seyahatinde iki tip planlama olacağını söylüyor. İlk olarak yapmak istediğiniz şeyleri bir beyin fırtınasıyla oluşturursunuz, ardından bu hedefe giden gerçekçi adımları sıralamaya başlarsınız. “Bir sonraki büyük hedefinizde bazı kilometre taşları belirleyin.” Örneğin hedefiniz beş günde yeni gelir akışları belirlemek ise, bunu şöyle adımlara ayırabilirsiniz: – Yeni şirketinizde size destek olacak kişileri belirleyin – Seyahat sırasında mali hesaplamaları yapın – Katılmak istediğiniz sınıf veya seminerlere rezervasyon yapın – İhtiyaç duyacağınız materyal ve bilginin bir listesini yapın – Tatil için gerekli kişisel ve profesyonel randevuları organize edin – Tatildeyken, yapmak istediğiniz görev ve etkinliklerin listesi üzerinde çalışın “Bu adımların bazıları oldukça kolaydır, bazıları ise uğraş gerektirir. Ancak bu sıralamayı yaptığınızda, ilerlemenizi takip etmeniz çok daha kolay olur.”3. Gerçekçi hedefler belirleyin
Seçeceğiniz hedef hem ölçülebilir hem erişilebilir hem de sizi zorlayıcı nitelikte olmalı. Ne de olsa her şeyden uzaklaşıp başka bir konuda çalışabilme fırsatı her gün karşınıza çıkmıyor. Bu nedenle bu imkanı iyi değerlendirmeniz gerekiyor. “Hayatı düzene sok” ya da “40 bin dolarlık kredi borcunu hallet” bir haftalık vakit için gerçekçi hedefler değildir. Bunun yerine, “gelecekte yeni fırsatlar yaratabilmek için bir yan uğraş başlat” gibi hedefler belirlemek gerekiyor. Örneğin Guillebeau, kendi tatillerinde “Yeni başlatacağım blogun ilk düzine yazısını hazırla” ya da “almak istediğim işle ilgili gerekliliklerde usta ol” gibi hedefler seçtiğini anlatıyor. Ne yapacağınıza karar verince, bir zaman çizelgesi oluşturun ve bir oyun planınız olsun. Aksi halde yapmanız gerekenleri organize etmeye çalışırken vakit kaybedersiniz.4. Sınırları belirleyin
Tasarım uzmanı Dan Clements, tatilde yeni hedeflerinize doğru yol alırken her an mevcut işiniz, sosyal medya ya da diğer aktivitelerin daha cazip görünebileceğini söylüyor. “E-posta, sosyal medya ve cihaz kullanımıyla ilgili kendinize sınırlar koyun. Bütçeniz dahilindeyse mekan değiştirin. Çünkü günlük rutininizden çıkmak, alıştığınız dikkat dağıtıcıların da ortadan kalkmasını kolaylaştırır ve yeni deneyimler yaşamak yaratıcılığınızı kamçılar.”5. Kendinize zaman ayırmayı unutmayın
Chicago’da çalışan fizyoterapist Kelley Kitley, yılda bir iki defa New Jersey’deki ailesini ziyaret ettiğini ve orada hedeflerini yeniden gözden geçirdiğini anlatıyor. Her yıl iki defa, iki haftalığına, eşi ve dört çocuğuyla birlikte gittiği bu tatilde, iş ve pazarlamayla ilgili planlarını yapmanın yanı sıra, yakında çıkacak kitabının önemli bölümlerini kaleme alıyor ve sosyal medyadaki kitlesini genişletiyor. Ancak her seferinde kendine vakit ayırmayı da ihmal etmiyor. Sahilde oturarak, zihnini ve vücudunu dinlendiriyor: “Aralık ayında yaptığım tatiller yeni hedefler belirlemek için, yaz tatilleri ise bu hedeflerde geldiğim noktaları görmek için ideal.”6. Tatil sonrası uygulamaya koyulun
Yeni kariyer hamleniz için tatil boyu yaptığınız çalışma ne olursa olsun, boşa gitmesine izin vermeyin. Yaptığınız planı tatil dönüşünde uygulamaya koyun. Tatil boyunca çalıştığınız hedefler için, “devam görevleri” oluşturun. Örneğin yeni bir şirket açacaksanız, belirlediğiniz tüm adımlar için kendinize tarihler belirleyin. Tatil boyunca edindiğiniz her türlü deneyim ve beceriyi, çalışma düzenine döndüğünüzde günlük rutininize eklemeyi ihmal etmeyin.Hyperloop One’ın kurucusu şirketten ayrıldı
Kısa süre önce Hyperloop One adını alan yeni nesil raylı ulaşım sistemi olarak tanımlanan Hyperloop’un kurucu ortağı ve CTO’su Brogan BamBrogan şirketten ayrıldı.
Nevada’daki ilk testini bir aydan kısa süre önce gerçekleştiren Hyperloop One’ın CTO’su, Elon Musk’ın yeni nesil toplu taşıma hayalini gerçeğe dönüştürmekte en önemli isim olarak kabul ediliyordu. Elon Musk’ın uzay gemisi inşa eden Space X şirketinin önemli mühendislerinden biri olan BamBrogan, Musk’ın Hyperloop sistemini geliştirmek üzere Hyperloop One’ın kuruluşunda yer almıştı. Ancak BamBrogan şimdi, “şirkete daha fazla yarar sağlayamayacağına inandığını” vurgulayarak görevinden ayrılırken yerine şirketin mühendislik bölümü başkan yardımcısı Josh Giegel geçiyor.
Bu sürpriz ayrılığın, şirket içindeki önemli görüş ayrılıklarından kaynaklandığı düşünülürken şirketin CEO’su, Hyperloop teknolojisi ile ilk insan taşınmasının 2021 yılında gerçekleşeceğini ama bundan çok önce Hyperloop trenleri ile şehirler arasında mal taşımacılığının başlayacağını vurguladı. CEO ayrıca, Rusya ile de anlaşmaya vardıklarını ve Rusya’nın istediği bölgere Hyperloop rayları kuracaklarını açıkladı.
BMW Intel ile beraber otonom otomobil üretecek
Alman otomobil devi BMW, ilk otonom otomobilini 2021 yılında otoyollara çıkarmak üzere plan yaptığını açıklamıştı. Ancak şirketin bu hedefini gerçekleştirecek otonom sürüş teknolojilerine sahip olmadığını da herkes biliyordu. Alman otomobil üreticisi şimdi bu eksiğini kapatmak üzere Intel ile işbirliğine gideceğini açıkladı.
Markanın planlarına göre, Intel, BMW ve Mobileye şirketleri ortak çalışmayla güçlü bir otonom sürüş platformu oluşturacaklar. Bu platform sadece BMW otomobilleri için değil, otonom otomobil üretmek isteyen diğer otomobil şirketleri tarafından da kullanılabilecek. Yani bir anlamda, BMW, Intel ve Mobileye, Google’ın Android işletim sistemi gibi, tüm otomobil üreticilerinin kullanabileceği bir otomobil işletim sistemi geliştirecek.
Öte yandan, Mobileye’nın sensörlerinin kullanıldığı Tesla Model S otomobillerinde dün ilk ölümcül kazanın yaşanması ve Mobileye’ın, kazanın sensörlerin göremediği noktadan geldiğini açıklaması, otomobil endüstrisinin otonom sürüş için henüz çok yol alması gerektiğini de düşündürtüyor. Benzer kazaların sayısının artmasıyla, devletlerin otonom otomobillerin piyasaya çıkışına izin vermeyi çok öteye itelemesi de mümkün görünüyor.
Tesla Model S’in sürücüsünün ölümüyle sonuçlanan kazada araçtaki Mobileye sensörlerinin, yerden fazlaca yüksek tasarıma sahip bir traktör römorkörünü algılayamadığı ve aracı son hızla römorkörün üzerine sürdüğü anlaşılmıştı.
Bu 5 basit adımla hafızanızı geliştirin
İnsana bahşedilen en büyük becerilerden biri olan hafıza, akıllı cihazların hayatımızı ele geçirmesiyle birlikte yerini “anımsatıcılar, notlar, Wunderlist, Evernote” gibi “hafıza ipucu içeren” mobil uygulamalara bırakmaya başladı. Hatırlamayı unutmaya başladık. Her toplantıyı takvim uygulamalarına kaydediyoruz, uzun zamandır gitmediğimiz yerler için yol tarifini navigasyona bırakıyoruz, aklımıza gelen fikirler için bile kalem kağıt yerine not alma uygulamalarını kullanıyoruz.
Oysa insan hafızası, tüm mobil geliştiriciler bir araya gelse bile kodlayamayacakları kadar karmaşık ve eşsiz özellikler barındırıyor. Daha başarılı olmak için, işe hafızamıza güvenmekten başlamamız gerekiyor. Neyse ki günümüzde her alanda olduğu gibi bu alanda da bir uzmanlık bulunuyor ve “hafıza atleti” adını taşıyan uzmanlar, dünyayı gezerek hatırlama becerilerini sergiliyor.
Hatırlarsanız bizim de bu konuda göğsümü kabartan bir isim, Dünya Hafıza Şampiyonu Melik Duyar, adına “Mega Hafıza” dediği eğitim yöntemiyle her birimizi birer hatırlama ustasına dönüştürme misyonunu sırtlanmıştı. Bugün ise dünyada farklı hafıza şampiyonları var ve onların Business Insider için verdikleri bu beş basit hafıza ipucu, hafızanızı güçlendirmenize yardımcı olarak hayatınızı kolaylaştıracak:
1. Bir hafıza sarayı yaratın
Mekansal hatıraları, belirli kelimelerden veya cisimlerden çok daha iyi hatırlarız. Evinizin yerini, mutfakta çatalların nerede durduğunu düşünmek için uğraşmazsınız bile. Dünya Hafıza Şampiyonu Alex Mullen, hafıza sarayının da bu durumdan faydalanmak için bir taktik olduğunu söylüyor. Ama hafıza sarayı deyince Sherlock’un üçüncü sezon finali gibi karmaşık yöntemler aklınıza gelmesin. Küçük adımlarla başlayın. Örneğin bir sonraki alışveriş listenize göz attığınızda, her bir maddeyi evinizdeki bir mekanla bağdaştırmaya çalışın. Örneğin çocuklarınız oturma odasında elma yiyor, eşiniz mutfakta havuçları doğruyor, banyodan bir kağıt havlu koparıp alıyorsunuz… Zihnimizin mekanlarla ilgili verileri çok daha güçlü bir korumaya alması, bu şekilde kurguladığınız hafıza sarayları ile her şeyi daha iyi hatırlamanızı sağlayacaktır.2. Bir sahneye odaklanın
İnsan beyni görsel hatıraları tıpkı bir kamera kaydı gibi saklar. Gördüğümüz her şey, beynimizin derinlerine işlenir ve buna “dizgileme” ya da kodlama denir. Gün içinde çok fazla defa tekrar ettiğimiz işler ise aynı yere tekrar tekrar işlendiği için bulanıklaşır. Örneğin Üsküdar’daki işime Marmaray ile giderken, Kazlıçeşme’deki dev otoparkta her gün aracımı bırakır, her akşam bulmakta zorlanırdım. Çünkü her gün park etme işlemi yapıyordum ve her gün başka bir yere park etmek zorundayım. Benzer şeyi anahtarları nereye koyduğunuzu unuttuğunuzda da yaşarsınız. ABD Hafıza Şampiyonu Joshua Foer’in bu konuda oldukça faydalı bir tavsiyesi bulunuyor; bir dahaki sefere aracınızı park ederken aklınızda belirli bir sahne oluşturun. Detaylara özen gösterin. Araç kaldırıma ne kadar uzakta? Yakınlarında göze çarpan neler var? Yolun asfaltlanmış kısmında mı yoksa mıcırların içinde mi? Otoparktaki sabit objelerden hangisine yakın? Bu objenin rengi nedir? Park ettikten sonra Marmaray’a çok yürümeniz gerekiyor mu? Bu gibi ipuçları, akşam dönüşte 15 dakika boyunca açık otoparkta aracınızı aramanızı önleyecektir.
3. Duygusal bir bağ kurun
Bir nesne veya yer ile bağlantı kurabilmek, onun detaylarını daha iyi hatırlamamıza yardımcı oluyor. Harvard ve MIT bilim insanları yakın zamanda yaptıkları bir araştırmada, insanların birkaç basit karenin rengini mi yoksa bazı fotoğrafları mı daha iyi anımsadıklarını test etti. Genel sonuçta, insanların fotoğraflardaki detayları çok daha iyi hatırladıkları görüldü. Araştırmacılar bunun sonucunda şu çıkarımı yaptı: “İnsanlar fotoğrafları daha iyi hatırladılar çünkü gördükleri şeyleri kendi hisleri ve hatıralarıyla bağdaştırdılar, bu da hafızalarını daha diri tutmalarını sağladı.”4. Bir hafıza ipucu kullanın
Liseyi bitireli yıllar oldu ama “paran varsa ne rahat” (PV=nRT) ya da “fıstıkçı şahap” (f,s,t,k,ç,ş,h,p ünsüzleri) gibi ipuçlarını unutmak mümkün değil. Benzer şekilde OBEB, OKEK veya diğer kısaltmaların, formüllerin ortaya çıkmasının mantıklı bir gerekçesi var. Bu tür ipuçları daha hızlı öğrenme için değil, öğrendiğimiz şeyleri daha kolay hatırlamamızı sağlayacak zihinsel yapılar oluşturmak için kullanılıyor.5. Yeni bilgileri eskilere bağlayın
Fırıncılık yapan birini hatırlamak, soyadı “Fırıncı” olan birini hatırlamaktan çok daha kolaydır. Joshua Foer, yaptığı bir TED konuşmasında bunun sebebini bir soyisim olarak “Fırıncı”nın herhangi bir anlam ifade etmemesine bağlıyor. “Kafamızın içinde dönüp duran sayısız hatırayla bağdaştıramazsınız. Oysa mesleği fırıncı olan birini bilirsiniz. Üstlerinde beyaz önlükleri vardır, elleri una bulanmıştır.” Yeni öğrendiğimiz bilgileri, sahip olduğumuz bilgilerle ne kadar iyi ve detaylı açıklayabilirsek, edindiğimiz bu yeni bilgiler de hafızamızda o kadar iyi yer eder. Yeni ve eski arasında kuracağımız bu hafıza ipucu kümesi, daha sonra o bilgileri hatırlamakta bize fayda sağlayacaktır.Schneider Electric, edge uygulamaları çözümlerini tanıttı
Enerji yönetimi ve otomasyon alanında çözümler üreten Schneider Electric, bilişim kaynaklarını üst sınırlarda kullanmayı düşünen kurumlar ve bulut ve hizmet sağlayıcılarını destekleme stratejisini tanıttı. “Son kullanıcı veya veri kaynağına yakın konumlandırılan bilişim teknolojileri kaynakları” olarak tanımlanan “edge” uygulamaları ile ilgili olarak tanıtılan stratejinin bir parçası olarak Schneider Electric, edge uygulamalarından etkilenen beş ortamı ve bunları desteklemek için tasarladıkları altyapıyı anlattı.
Bölgesel sunucu barındırma / telco veri merkezleri müşterilerinin yüksek bant genişlikli içerik ve gecikmeye duyarlı uygulamalar kullanması bu etki alanlarının büyümesini desteklerken Schneider Electric’in InfraStruxure mimarisi ve prefabrik modülleri, pazara hızlı erişim ve düşük işletim maliyetleri için bölgesel bir veri merkezinin hızlı bir şekilde modüler olarak oluşturulmasına olanak tanıyor.
Öte yandan “edge” uygulamaları kapsamında, özellikle perakende ve bankacılık sektöründe müşteri deneyimini zenginleştirmek için uzak ve şube ofis konumlarına yönelik olarak bilişim teknolojileri hizmetleri sunuluyor. Schneider Electric’in SmartBunker CX ve NetShelter SX çözümleri söz konusu uzak tesisler ve şubeler için son derece güvenli, güvenilir ve uzaktan yönetilebilen tek kabinli çözümler getiriyor.
Sunucu odalarının, uygulamalar, gecikme, güvenlik ve uygulama esnekliği gibi çeşitli nedenlerle tesiste barındırılması gerektiğini belirten Schneider Electric, sayısı her geçen gün artan bu uygulamaların, bilişim teknolojileri altyapısının uygulanmasını ve kullanımını kolaylaştıran yakınlaştırılmış ve hiper-yakınlaştırılmış altyapı üzerinde barındırıldığını aktardı. Schneider Electric bu ortamı desteklemek için InfraStruxure ve prefabrik Mikro Veri Merkezleri çözümleri, edge uygulamalarını kullanan kurumlara yönetim, güvenlik ve ölçeklendirme kolaylığı sağlıyor.
Edge uygulamalarından etkilenen bir diğer ortam olan ağ kabinetleri ise bugün çalışanların tüm IT kaynaklarına güvenilir bir şekilde bağlanması, şirketin verimliliği için hiç bu kadar kritik önem taşıyor. Bu ortamlarda çalışan personel, dağınık tesislerin yönetimini kolaylaştırmak ve potansiyel ekipman arızaları, güvenlik riskleri ve çevre sorunlarının kesintilere neden olmadan önce belirlenmesini sağlamak için Schneider Electric entegre, bağlı çözümlerini ve StruxureWare Data Center Operation yazılımını sunuyor.
Endüstriyel tesisler de edge uygulamalarından etkilenen bir ortam olarak uygulamaların git gide daha bağlantılı olduğu ve süreçleri işletmek için verilerden faydalanılan yerler olarak karşımıza çıkıyor. Bilişim Teknolojileri ve İşletim Teknolojisinin yakınlaşması, klasik bilişim teknolojileri donanımının potansiyel olarak zorlu ortamlara yerleştirilmesini gerektiriyor. Bu tesisleri destekleyen Schneider Electric’in SmartBunker FX, endüstriyel kontrol ve IT ekipmanını güvenli bir şekilde barındırmak için dayanıklı hale getirilmiş ve uzaktan yönetilen çözümler sunuyor.
Edge uygulamalarının, genellikle uzakta olan ve yerel bilişim teknolojileri personelinin desteklemediği klasik veri merkezlerinin sorunlarından farklı, kendine özgü güçlükleri bulunuyor. Bu uygulamaların kullanım ömürlerinin daha uzun olmasının yanı sıra yönetimi, korunması ve uygulanması daha kolay ve daha dayanıklı olması gerektiği için bu durum, klasik veri merkezininkinden farklı bir stratejiye ihtiyaç duyulduğu anlamına geliyor.
Schneider Electric Veri Merkezi Stratejisi ve Teknoloji Başkan Yardımcısı Kevin Brown gerçekleştirilen strateji tanıtım toplantısında konuyla ilgili olarak “Günümüzün ve geleceğin bilişim teknolojileri gereksinimlerini desteklemek için daha fazla bilişim gücü, merkezden edge ağında dağıtılıyor. Bu harekete yön veren Nesnelerin İnterneti (IoT) kavramı, yüksek bant genişlikli içerik ve gecikmeye duyarlı uygulamalar gibi güçlerle Schneider Electric, bu benzersiz ortamların ihtiyaçlarını karşılayan çözümler ve hizmetler sunuyor.” şeklinde konuştu.
Tesla sürücüsü Harry Potter seyrederken öldü
Dün hazırladığımız haberde, otonom sürüş teknolojisinin ilk ölümcül kazasını yaptığını ve şoförün korkunç kazada öldüğünü duyurmuştuk. Tüm dünyanın yoğun ilgi gösterdiği bu olayın perde arkasındaki detaylar da soruşturmada ortaya çıkıyor. Tesla Model S otomobilini sürücüsüz moda alarak son hızla ilerleyen ve karşı yola geçmeye çalışan traktörün römorkörüne çarpan talihsiz sürücünün, kaza sırasında araba içinde film seyrettiği ve büyük ihtimalle yola bakmadığı anlaşıldı.
Kazaya karışan traktörün sürücüsünün ifadesine başvuran soruşturma ekibi, sürücünün kazadan hemen sonra, Tesla aracının savrulup yol kenarındaki telefon direğine çarptığı sırada araçtan Harry Potter filmine dair sesler duyduğunu söylemesi üzerine araçta yapılan incelemede gerçekten de medya oynatıcının içinde bir DVD player bulundu.
Soruşturma ekibi şimdi Tesla sürücüsünün dikkatini yoldan çekerek film seyrediyor olması ihtimali üzerinde duruyor çünkü aracın otomatik pilotu fren yapmaya kalkışmamış olsa da, sürücünün de frene hiçbir şekilde basmamı olması, gözünün yolda olmadığına dair şüpheleri güçlendiriyor.
Tesla’nın ‘autopilot’ özelliği devreye girdiğinde bunun sadece bir sürüş yardım teknolojisi olduğunu ve şoförün elini direksiyondan çekmemesi, gözünü yoldan ayırmaması gerektiğine dair uyarı yapıyor. Ancak buna rağmen YouTube’da paylaşılan sayısız videoda Tesla Model S sürücülerinin koltukta kitap okuduğu, film seyrettiği, uyuduğu görüntüler dikkat çekiyor. Hatta, otomatik pilot özelliğinin devreye girdiği ilk günlerde bazı sürücüler son sürat giden otomobilde arka koltuğa geçerek video çekiyor ve YouTube’da paylaşıyordu. Bunun üzerine Tesla ön koltuk sensörlerini de devreye alarak şoför koltuğunda kimsenin oturmadığı bir durumda aracın otopilotunun devreye girmemesi veya devredeyse aracı kenara çekip durdurmasını sağlayan bir güncelleme yaptı.
Tesla Model S’in otopilot sensörlerini tasarlayan Mobileye şirketi ise, traktör römorkörünün fazla yüksek tasarımı ve rengi nedeniyle sensörlerin yolu boş olarak algıladığını vurgularken, henüz çok yeni olan bu olayın ilerleyen günlerde hem otonom sürüş teknolojileri konusunda önemli tartışmaları beraberinde getirmesi hem de büyük bir tazminat davasına konu olması bekleniyor.
Startupbootcamp İstanbul 2016 girişimleri belli oldu
Erken aşama girişimler için Türkiye’nin ilk ve tek global hızlandırma programı olan Startupbootcamp İstanbul’un 2016 programı için dünyanın dört bir yanından yapılan başvurular, 28-29 Haziran 2016 tarihlerinde gerçekleşen Seçim Günleri (Selection Days) kapsamında titizlikle değerlendirildi ve programa katılacak 10 değerli girişim seçildi.
Son iki yılda programdan mezun olan 16 girişimi toplam 3.5 milyon dolar yatırım alan Startupbootcamp Istanbul’a seçilen takımlar, Ağustos – Kasım ayları arasında gerçekleşecek üç aylık hızlandırma programı sayesinde 220’den fazla üst düzey yönetici, kurumsal iş ortağı ve yatırımcıyla tanışma fırsatı bulmanın yanı sıra, 3+9 ay ücretsiz ofis alanı desteği ve 20 bin dolara kadar finansal destekle girişimlerini günden güne geliştirebilecekler. Üstelik programı tamamlayan girişimciler, StartersHub’dan 250 bin dolara ulaşan ek yatırım alma şansına da sahip olacak.
Startupbootcamp İstanbul 2016 İçin Seçilen 10 Değerli Girişim:
Airpost – Kırgızistan Hidrojen yakıt pili kullanan dünyanın ilk otonom insansız hava aracı (drone) sistemi; posta ve kargo gönderileri için 3 kat daha hızlı ve verimli çözüm. Botler – Birleşik Arap Emirlikleri Seyahat, eğlence, yiyecek-içecek ve e-ticaret gibi talep bazlı hizmetleri kolayca kullanmak için insan yardımlı yapay zeka kullanan mesajlaşma bazlı akıllı dijital asistan. Composy – Bulgaristan Herhangi bir dijital içeriği zenginleştirmek için eşsiz, uygun fiyatlı ve algoritmik bir şekilde müzik üretebilen bir servis. ECG for Everybody – Sırbistan Erken teşhis ve hastane sonrası tedavilerin takibi için uzaktan ölçümlenebilen kalp monitörü. Human Electric – Yunanistan Büyük park yerlerinde en yakın boş park yerini bulmaya ve park edilen aracın yerine tekrar ulaşmaya yardımcı olan IoT bazlı çözüm. Moodnode – Polonya Enerji verimliliği sağlayan ve kişiselleştirmeye imkan tanıyan, “tak ve çalıştır” özellikli akıllı ev aydınlatma çözümü. Slothes – Türkiye Tekstil ve gömülü teknolojileri birleştiren spor, güvenlik ve outdoor aktiviteleri için işlevsel ürün şirketi. Testributor – Yunanistan Yazılım geliştiricilerin kendi bilgisayarlarını kullanarak otomatize edilmiş testleri daha hızlı ve kolay yapabilmelerini sağlayan Sürekli Entegrasyon (Continuous Integration) platformu. Umut Biotechnology – Türkiye Nüfus ve etnik kökenlere özel olarak göğüs kanseri riski ölçüm testlerinin DNA biyomarker kullanılarak yapılabilmesini sağlayan teknoloji. VRex – Gürcistan Turistlerin daha kolay karar alıp plan yapabilmesi için tatil bölgelerinin ve otellerin 360 derece dolaşılabilmesini sağlayan Sanal Gerçeklik içerik platformu. StartersHub Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Dorman, Startupbootcamp İstanbul 2016 Seçim Günleri sonrası ortaya çıkan sonuçla ilgili olarak şu ifadeleri kullandı “Bu sene Startupbootcamp İstanbul için 5 kıtadan, 223 farklı şehirden 830 başvuru aldık; hem nicelik hem de nitelik olarak seçim yapmak çok zor oldu. Mentorlarımızın da desteğiyle programa katılmak üzere belirlenen 10 girişimin çok başarılı olacağına ve adlarından söz ettireceğine inanıyorum. Önümüzdeki 4 ay hem girişimcilerimiz hem de bizim için çok heyecanlı geçecek; girişimlerin adım adım gelişmesine şahit olacağız.” Hızlandırma programı süresince, ulusal ve uluslararası müşterilere, yatırımcılara ve yatırım ağlarına erişim sağlayabilecek girişimciler, programın global ortaklarının sunduğu desteklerden faydalanarak toplamda 550 bin dolar değerinde hizmet ve bu şirketlerin ağları aracılığıyla mentorluk alabiliyor. Her girişim, Google’dan ve Amazon Web Services’den 100 bin dolarlık ücretsiz bulut kredisine, Salesforce tarafından üç adet ücretsiz SalesCloud Enterprise hesabına, Intel ve anlaşmalı Girişim Sermayesi (VC) bağlantılarına erişebiliyor. Girişimciler, bu iş birlikleri sayesinde dünyanın en büyük markalarının temsilcileriyle bire bir görüşmeler yaparak fikir alışverişinde de bulunabiliyor.Microsoft BizSpark Plus ayrıcalığı
Yazılım sektöründeki girişimlerin erken evrelerinden itibaren başarılarına katkı sağlamak amacıyla tasarlanmış global bir program olan Microsoft BizSpark’ın Türkiye’deki sayılı üyelerinden biri de StartersHub ve bünyesindeki tüm girişimler, ücretsiz yazılım, servis, teknik destek ve Azure Bulut çözümünden faydalanabiliyor. Girişimler, üçüncü yılın sonunda indirdikleri tüm yazılımlara ücretsiz olarak ulaşabilecek, aynı zamanda 120 bin dolarlık bulut kredisine de sahip olabilecekler.Apple ve Spotify kavgası sertleşti
Apple ve Spotify arasındaki rekabette, taraflar birbirlerine sert yumruklar indirmeye başladılar. Apple, online müzik alanında en büyük rakibi olarak gördüğü Spotify’ın iOS uygulaması için bu hafta yayınladığı bir güncellemeyi, AppStore politikasına uymadığı gerekçesiyle reddederek müzik servisini zor durumda bıraktı.
Daha önce de Spotify, iOS uygulaması içindeki ödeme servisini devre dışı bırakmıştı. Böylece iPhone/iPad kullanıcısı Spotify servisin abonelik ücretini ödemek için tarayıcı üzerinden Spotify web servisine bağlanıp abonelik ücretini tarayıcı üzerinden ödemek zorunda kalmıştı. Spotify böylece milyonlarca kullanıcının iOS uygulaması üzerinden ödeme yapmasını engelleyerek Apple’ı önemli bir gelir kaynağından ettiği gibi, kendisi de Apple’a ödemek zorunda kaldığı yüklü komisyondan kurtulmuş oldu.
Apple’ın Spotify’ın iOS uygulaması için yayınladığı güncellemeyi reddetme nedeni olarak da, uygulama içinden ödeme yapma seçeneğini kaldırması gösteriliyor. Spotify’ın iOS uygulaması üzerinden ödenen ücretin %30’unu Apple alıyor. Müzik servisi bu yüksek komisyonu protesto etmek için 2014 yılında, normalde aylık 10 dolar olan abonelik ücretini 13 dolara yükseltmişti. Fiyatını yükseltmesine rağmen yine de abone kazanmaya devam eden Spotify böylece önemli bir gelir kaynağı elde ederken her ay abonelerden müzik servisine akan büyük miktardaki para Apple’ın da iştahını kabartmış ve kendi ücretli müzik servisini hayata geçirme planlarını hızlandırmıştı.
Instagram popülaritesini mi kaybediyor?
Instagram hakkında yeni ortaya çıkan rakamlar, ünlü fotoğraf paylaşım servisinde giderek daha az fotoğraf paylaşıldığını ortaya koyuyor.
Fotoğraf paylaşım platformunda 2013-2015 yılları arasında her kullanıcı tarafından paylaşılan ortalama fotoğraf sayısına bakıldığında, rakamın önceki yıllara göre düşüş gösterdiği anlaşılıyor. Ancak bu rakamın düşmesi platformun popülaritesini kaybettiği anlamına gelmiyor. Facebook’un patronu Mark Zuckerberg daha birkaç gün önce Instagram’ın 500 milyon aylık kullanıcıya ulaştığını bildirmişti. Yine de platformda fotoğraf paylaşımını azaltan kullanıcıların zamanlarını Snapchat’te geçirdikleri tahmin ediliyor zira Snapchat de günlük 150 milyon kullanıcı kapasitesiyle Facebook’un fotoğraf paylaşım servisinin hemen arkasında yer alıyor. Instagram’ın günlük aktif kullanıcı sayısı ise 300 milyon kişi.
Facebook şimdi, fotoğraf paylaşım platformunda daha fazla paylaşımı motive etmek için, kullanıcılara bildirim göndermek gibi yeni yöntemler denemeye başladı. Buna göre, takip edilen belli kullanıcılar yeni fotoğraf paylaştığında, takip eden kullanıcıya bir uyarı ulaşıyor. Ayrıca uzun zamandır fotoğraf paylaşmayan bir kullanıcının yeniden fotoğraf paylaşması durumunda takipçileri haberdar ediliyor.
Facebook’un raporlarına göre, kullanıcıların günde ortalama 21 dakikalarını fotoğraf paylaşım platformunda geçiriyorlar. Mark Zuckerberg bu rakamdan memnun olduğunu açıklasa da şimdilik peşinden gelen Snapchat’ta, özellikle genç kullanıcıların daha fazla zaman geçirdiği biliniyor. Bu da Zuckerberg’in en büyük korkusunu, yani Snapchat tarafından geçilme ihtimalini tekrar gündeme getiriyor. Facebook Snapchat’i henüz çok yeni bir start-up iken satın almak için 3 milyar dolar teklif etmiş ancak Snapchat’in kurucusu Evan Speigel bu dev teklifi reddederek medyanın manşetlerine taşınmıştı. Zuckerberg’in sonraki dönemde de Speigel’le çok kez tanışmak ve görüşmek için teklifler gönderdiği ancak Speigel’in Zuckerberg’i geri çevirdiği biliniyor.
Facebook bağış toplama aracını yayına aldı
Facebook’un Kickstarter gibi topluluk fonlama servislerinde dönen milyar dolarları kendi bünyesine çekme operasyonunda ilk adım atıldı. Uzun süredir, bağış toplama modülü üzerinde çalıştığı bilinen sosyal medya devi nihayet o aracı yayına aldı.
Zuckerberg’in 1,5 milyar aboneli dev sosyal medya servisi şimdilik, Kickstarter ve Indiegogo’ya rakip değil zira uygulama sadece kar amacı gütmeyen hayır amaçlı vakıflar yararına bağış toplamaya izin veriyor. Uygulama ayrıca kullanıcıların sadece Facebook içinden bağış yapmasına imkan tanıyor, yani kullanıcıları bağış bahanesiyle dış sitelere yönlendirmek mümkün değil, bu da bağış yapmak isteyen hayır sever kullanıcıları kandırmaya çalışacak kötü niyetli kişileri engelleyecek bir önlem.
Yeni uygulamanın arkasında Facebook’un Social Good isimli ekibi yer alıyor. Bu ekip sosyal medya kullanımını güvenli ve yararlı bir deneyime dönüştürme amacı taşıyor. Ekip, bağış toplamak isteyen yardım kuruluşları için de sosyal medyada etkili şekilde bağış toplamak için bilinmesi gerekenler hakkında bir rehber hazırlamış durumda.
Peki Facebook bu bağışlardan komisyon alacak mı?
Facebook, komisyon alacağını inkar etmiyor ancak bunun operasyonu yürüten ekibin masraflarını karşılayacak, çok küçük bir oran olacağını vurguluyor. Bu oran ise %5 olarak belirlenmiş durumda. Bu kesintinin %2’si bu projelerle ilgilenen ekibin ve gerekli donanım, trafik maliyetlerinin karşılanması için harcanacak. %3’ü ise Facebook’un parayı ilgili hesaplara veya kişilere ulaştırması için bankalar tarafından istenecek komisyonlara ayrılacak. Kampanyayı düzenleyenler, fonda biriken paranın %95’ini alabilecek.
Sosyal medya devinin bu yeni “bağış sistemi” ile, sosyal medyada bağış ve para toplama konusundaki operasyonlarını test edip mükemmelleştireceği, tüm sorunları çözdükten ve kullanıcıları sosyal medya üzerinden bağış yapmaya alıştırdıktan sonraysa, Kickstarter benzeri, ticari amaçlı fon toplama operasyonlarına başlayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Elbette, bu operasyonlarda Zuckerberg’in aldığı komisyon oranının %5’ten daha fazla olacağını tahmin etmek de zor değil.
Ve otonom otomobiller ilk ölümlü kazayı yaptı
Otonom otomobillerin güvenliği konusunda tartışmalar zirvedeyken, Tesla’nın otonom sürüş teknolojisine sahip Model S aracı, otomatik pilot kontrolündeyken bir traktör römorkörüne çarptı ve aracın sürücüsü hayatını kaybetti. Bu, otonom sürüş teknolojilerine sahip akıllı otomobillerin karıştığı ilk ölümlü kaza olma özelliğini taşıyor.
ABD’deki Ulusal Karayolu Güvenlik Yönetimi ise kazayı soruşturma altına aldı. Tesla’nın açıklamasına göre, traktör aracın yolunu kesecek şekilde karşı yola geçmeye çalışırken ne otomobilin yapay zekası ne de sürücü frene basması ve araç yüksek hızla doğrudan traktörün römorkuna çarptı. Tesla’nın incelemesine göre güneşin fazlasıyla parladığı bir günde beyaz renkli römorku fark etmek son derece güçtü ve aracın sensörleri de sürücünün gözleri de bu ışık oyununu fark edemedi.
Ayrıca otomobil gelişmiş çarpışma güvenlik sistemi de devreye girmedi çünkü aracın ön kısmı römorkun altındaki boşluğa girdi ve araç römorka ön cam bölümünden çarptı, dolayısıyla çarpışma güvenlik sistemleri de devreye girmedi ve şoförün kurtulma şansı kalmadı.
Ancak kazanın bahanesi ne olursa olsun, bu yaşanan olay, akıllı otomobillerin henüz kontrolü ele almak için yeterli olmadığını gösteriyor. Sensörlerin güneş ve beyaz boya nedeniyle kör olması ve önündeki dev römorku görmeden son hızla traktöre çarpması, akıllı otomobil geliştiren şirketlerin hala kat etmesi gereken çok yol olduğunu ortaya koyuyor.
HP, Oracle’dan 3 milyar dolar alacak
HP ile Oracle arasındaki bir dava, jürinin Oracle’ı 3 milyar dolar tazminat ödemeye mahkum etmesiyle sonuçlandı.
2011 yılında HP’nin Intel Itanium tabanlı sunucuları için yazılım üretmekten vazgeçen Oracle, HP tarafından aralarındaki sözleşmeye uygun davranmamakla suçlanmış ve dava edilmişti. Oracle ise Itanium tabanlı sunucuların artık hayatının sonuna geldiğini ve bu sunucular için yazılım üretmenin mantık dışı olduğunu iddia ediyordu.
Mahkeme jürisi ise Oracle’ın 2012’de de devam eden bir sözleşmesi olduğuna ve sözleşmeye uygun davranmadığına karar vererek, Oracle’ı şirkete verdiği zarar nedeniyle 3 milyar dolar ödemeye mahkum etti. Oracle şimdi bu davayı temyiz etmeye hazırlanıyor. Oracle, Intel’in ve HP’nin Itanium işlemci ve sunucuları geliştirmeyi yıllar önce bırakmasına rağmen Oracle’ı bu işlemcilere yazılım üretmeye zorladığını savunarak kararın temyizini isteyecek.
HTC sanal gerçeklik için 10 milyar dolar topladı
Sanal gerçeklik pazarında hızlı bir büyüme bekleniyor ve bu büyümeyi sağlayacak firmalar bir araya gelerek 10 milyar dolarlık bir Ar-Ge fonu oluşturduklarını duyurdular. HTC önderliğinde kurulan VR Venture Capital Alliance (VRVCA) grubunda 27 teknoloji ve finans şirketi bulunuyor.
HTC’nin VR departmanının Çin yöneticisi Alvin Wang Graylin aynı zamanda VRVCA’nın da yöneticisi olacak. Şirket daha önce de kendi sanal gözlüğü Vive için 100 milyon dolarlık Vive X isminde bir Start-up hızlandırma fonu kurduğunu duyurmuştu.
VRVCA, San Franciso ve Beijing’te her iki ayda bir düzenlenecek toplantılarla, sanal gerçeklik alanında ürün geliştiren firmalarla bir araya gelerek, bu şirketlere yatırım yapıp yapmamayı tartışacak. Böylece VR alanında ürün geliştiren firmalar da motive olacak ve sektörde hızlı bir gelişme yaratacaklar.
HTC’nin bu yeni girişimi başarılı olursa, 2017 ve 2018’den itibaren, günlük hayata etkileri olan önemli sanal gerçeklik ürünleri ile karşılaşmamız mümkün görünüyor. 10 milyar dolarlık fonun peşine düşecek olan mühendislerin ve geliştiricilerin, şimdiden kendi VR start-up’larını kurmak için hazırlıklara başlamış olabilecekleri de düşünülüyor.









