Uydulara yakıt ikmalini robotlar yapacak

0
NASA, dünya yörüngesindeki uyduların ömrünü uzatacak ilginç bir proje başlattı. Yakıtları bittiğinde kullanım ömürleri de biten uyduların ömrünü uzatacak bu projeye göre, NASA’nın geliştirdiği robot uzay gemileri, yörüngedeki uyduları yakalayacak ve yakıt ikmali yapacak. ABD devletinin sipariş ettiği projeye başlayan NASA’nın 2020 yılında robot uzay gemisini yörüngeye göndermesi bekleniyor. Aslında insansız uzay gemileri uzay çalışmalarında ilk değil. Uzay istasyonuna erzak ikmali için Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX’in ürettiği insansız uzay gemileri kullanılıyor ancak bu gemiler, uzay istasyonuna kilitlenirken istasyondaki astronotlardan yardım alıyor. NASA’nın yeni robotik uzay gemileri ise kendi alanlarında bir ilk olacak. Küçük uydulara yakıt ikmali yapmak için dünya yörüngesinde çok büyük bir hızla uçan uyduları yakalamaları, yörüngelerini bozmadan onların yakıt tanklarını açmaları ve yakıtı transfer ettikten sonra yine hasar vermeden, mermi hızında uçan uydudan uzaklaşması gerekiyor. Üstelik, son derece yanıcı olan yakıtı hiç sızıntı olmadan transfer etmek de başlı başına bir uzmanlık işi. Dolayısıyla NASA’nın yeni robotlarının uzay çalışmalarında yeni bir devrim yaratması bekleniyor.  

WhatsApp’da sesli görüşmeler yoğunlaşıyor

0
WhatsApp ilk ortaya çıktığında dünya çapında GSM operatörlerinin SMS gelirlerine büyük darbe vurmuştu. Uygulama şimdi de GSM operatörlerinin sesli görüşme gelirlerini ellerinden almak üzere. Uygulamanın yeni açıkladığı rakamlara göre, mesajlaşma yazılımı üzerinde her gün 100 milyon sesli görüşme yapılıyor. 1 milyardan fazla kullanıcısı olan mobil mesajlaşma uygulaması, gençlerin klasik telefon görüşmesini “çok ağır ve gereksiz” bulması nedeniyle giderek daha fazla sayıda sesli mesaja aracılık ediyor. WhatsApp kullanıcıları hem internet bağlantısı üzerinden telefon görüşmesi yapabiliyor hem de kontak kişilere “bas konuş” sistemiyle sesli mesaj gönderebiliyorlar. Bu yetenekleri ile çok pratik bir mesajlaşma uygulaması haline dönüşen WhatsApp şimdi tüm dünyada GSM operatörlerinin en önemli rakibi haline gelmek üzere. Uygulama üzerindeki giderek artan telefon görüşmesi süreleri de bunun ispatı olarak görülüyor.

Twitter Fabric için yeni analiz aracı

0
Twitter’ın geliştirici süiti Fabric, Branch isimli yeni bir analiz aracına kavuşuyor. Pazar analizleri yapmaya yardımcı olan Branch, derin linkleme yeteneği ile pazarlama kampanyalarının ölçümünü ve karşılaştırmasını yapmayı mümkün kılan bir araç. Branch sayesinde, Fabric kullanıcıları farklı reklam ve pazarlama kampanyalarının sonuçlarını karşılaştırarak raporlama yapabilecekler. Böylece hangi kampanyanın daha etkili olduğunu görebilecek olan firmaların, Twitter üzerinde daha etkin reklam/pazarlama kampanyaları organize edebilecekler. Fabric ise, firmalara Twitter’da verileri analiz etme ve sorunları tespit edip hızla müdahale etme imkanı sunuyor. Branch’ın katılımıyla birlikte artık reklamverenlerin elinde çok daha güçlü imkanlar bulunacak ve daha isabetli kampanyalar yaratabilecekler. Ancak yine de bu yeni araç, Twitter’ın ihtiyaç duyduğu reklamveren akını için yeterli sebep olmayabilir. Kullanıcı sayısı bakımından Snapchat’ın bile altına düşen Twitter, reklamverenler için uzun zamandır ilk tercihlerden biri değil.

YouTube’a mobil canlı yayın geliyor

0
İnternetin video paylaşım devi YouTube, Periscope ve Facebook’a kaptırdığı canlı yayın tacını geri almak için nihayet hamlesini yapıyor. YouTube yaptığı açıklama ile servisin kullanıcılarının akıllı telefonları üzerinden mobil canlı yayın yeteneğine kavuşacağını duyurdu. Yeni güncelleme ile birlikte YouTube kullanıcıları istedikleri her yerden, her an, mobil telefonları ile canlı yayın yapabilecekler. YouTube aslında canlı yayın desteği veriyordu ancak bu işlem için ayrı bir kamera ve PC gerekiyordu. Rakipleri, mobil cihazlar üzerinden canlı yayın konusunda çalışmaya başlamışken YouTube’un bu detayı atlaması herkesi şaşırtıyordu. Yeni özellik bugün, bazı çok takipçili içerik üreticisi için denemeye açılacak ancak tüm YouTube kullanıcılarının mobil canlı yayın yeteneğine kavuşması biraz daha zaman alacak. Videp paylaşım servisine göre, bu canlı yayın yeteneği son derece basitleştirilmiş olarak kullanıcıların karşısına çıkacak ve mobil uygulamada canlı yayın düğmesine basmak, yayına başlamak için yeterli olacak.  

Instagram tercümeye başlıyor

0
Facebook’un fotoğraf paylaşım uygulaması Instagram, fotoğraf açıklamalarının ve kullanıcı yorumlarının farklı dillere tercümesini mümkün kılan bir güncellemeye hazırlanıyor. Instagram’ın duyurusuna göre, önümüzdeki ay yayına girecek güncelleme ile aktif olacak özellik sayesinde artık, dünyanın her yerinden paylaşılan fotoğraflar ve yapılan yorumlar, herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek. Fotoğraf paylaşım uygulaması yorum ve açıklamaları orijinal dilinden, kullanıcının seçmiş olduğu dile çevirecek. Bu detay da uygulamanın ayarları içinden değiştirilebilecek. Yabancı metinlerin çevrilmesini isteyenler, metnin altında yer alan tercümeyi gör düğmesine tıklayarak kendi dilindeki tercümeye ulaşabilecek. Bu yeni hamle ile birlikte dil bariyeri ortadan kalkacağı için fotoğraf paylaşım ağının daha hızlı şekilde yeni kullanıcıları kendine çekmesi bekleniyor.

Brexit gerçekleşirse Google ve Amazon’un işi zor

0
İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkmasını ifade eden Brexit oylaması bugün İngiltere’de devam ederken tüm dünyanın gözü bu referanduma çevrilmiş durumda. Dünya piyasalarında önemli etkileri olabilecek bu ayrılığın Google ve Amazon için ise çok daha ağır faturası olabilir. İki firma da Avrupa Birliği içindeki operasyonlarını Londra’daki merkezlerinden yürüttükleri için, AB’den çıkan İngiltere, iki firma için de yeni bir AB merkezi kurmalarını gerektirecek. Bu aynı zamanda basit bir “ofis taşıma” işleminden daha ağır bir fatura anlamına da geliyor çünkü bu iki dev ABD şirketinin merkezlerini Londra’da tutmalarının bir nedeni de İngiltere ve ABD arasındaki yakın ilişkiler. İngiltere her ne kadar AB’nin üyesi olsa da ABD ile diğer Avrupa ülkelerinden daha yakın ilişkiler içinde. Oysa AB’nin ağır topları arasında yer alan Almanya ve Fransa ise, özellikle Prism skandalı sonrasında ABD’ye karşı sert bir tutum içindeler. Fransa daha çok kısa süre önce, maliye müfettişleri 2 yıl süren gizli bir operasyonun sonunda Google’ın ofisini basmış, ABD’li şirkete uluslararası bir suç örgütü muamelesi yapmışlardı. Aynı şekilde Almanya da ABD teknoloji şirketlerine karşı bilenen Avrupa ülkelerinin başında geliyor zira Almanya Başbakanı Merkel’in telefonundaki özel yazışmaları ve konuşmaları, CIA ajanı Edward Snowden’in dünyaya açıkladığı Prism skandalı belgelerinin içinde yer alıyordu. NSA’nın Merkel’in telefonunu 7/24 dinlediği de bu şekilde ortaya çıkmıştı. Şimdi eğer İngiltere AB’den ayrılacak olursa, Google ve Amazon’un AB merkezlerini Paris’e veya Berlin’e taşıması gerekecek ki, Google ofislerini basan Fransız müfettişlerinin çok daha geniş belgelere ve delillere ulaşabileceği merkez ofisini de basmak için bu gelişmeyi heyecanla beklediğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Aynı şekilde ABD’li teknoloji şirketlerine milyarlarca dolar vergi cezası kesen Fransız ve Alman maliyeleri artık çok daha güçlü bir konumda olacaklar. Oysa, ABD’li şirketlerin yöneticileri, Londra’yı AB’nin ağır ve acımasız bürokrasisine karşı bir yumuşatma yastığı olarak görüyorlardı. Şirketler, Londra’daki kamu görevlileri ile çok daha sıcak bir ilişki kurabiliyor ve İngiltere’de de kesilmiş olan milyar dolarlık vergi cezalarının affını isteyip ödemeyi birkaç on milyon dolara kadar düşürebiliyorlardı. Aynı şekilde, İngiliz bürokratlar AB içindeki nüfuzlarını kullanarak dev ABD şirketlerinin ağır saldırılara uğramasını engelleyebiliyorlardı. Diğer bir deyişle, Brexit gerçekleşecek olursa, özellikle Google ve Amazon’un Avrupa’daki operasyonları büyük hasar alabilir.  

Facebook CNN’e neden 3 milyon dolar ödedi?

0
Bugün içinizde, akıllı telefonunuzu alıp bir canlı yayın çekme isteği yoksa, emin olun birkaç ay içinde olacak. Canlı yayın, live-streaming, gelişen internet hızlarının ve görüntü teknolojilerinin bize bahsedeceği bir sonraki iletişim yöntemi olacak. Üstelik bu sahayı herkesten önce sahiplenmek isteyen biri var: Facebook. Facebook canlı yayın işinde ne kadar ciddi ve ısrarlı olduğunu bir kez daha kanıtladı. WSJ haberine göre şirket, ünlülerden ve yayıncılardan oluşan 140 kadar yüksek profilli sayfa sahibine toplam 50 milyon dolarlık ödeme yaptı. Ortalamaya vurunca Facebook Sayfası başına 350 bin dolar gibi görünse de, bundan çok daha yüklü ödemeler alanlar da mevcut.

Üç medya devi başı çekiyor

Listeye göre medya devleri BuzzFeed, New York Times ve CNN, 3’er milyon dolarlık ödemeyle listenin zirvesinde yer alıyor. Bu 3 milyon dolar karşılığında CNN ve diğer yayıncılar, Mart 2016 ile Mart 2017 arasındaki bir yıl boyunca sık sık Facebook üzerinden canlı yayın yapacaklar. Listede Kevin Hart ve Gordon Ramsey gibi ünlülerin de adı geçiyor. Canlı yayın aslında çoğu kullanıcının herhangi bir ücret almadan benimsemeye hazır olduğu bir iletişim yöntemi. Bizzat kullanmasanız bile, arkadaş listenizdeki pek çok kişinin günün çeşitli vakitlerinde yaptıkları canlı yayın denemelerine denk gelmişsinizdir. Teknoloji ve bağlantı hızları ileri doğru adım attıkça, canlı yayın yapan kullanıcı sayısı artmaya devam edecektir. Facebook bu artışı hızlandırmak için elinden geleni yapıyor. Üstelik buradaki tek amaç, canlı yayınların benimsenmesini hızlandırmak değil, sosyal medya devi aynı zamanda bu bütçeyle hangi tür içeriklerin canlı yayında daha fazla tercih edildiğini bizzat gözlemlemek istiyor. Bu konuda mümkün olduğunca geniş bir yelpazede yayıncı ve ünlüyle anlaştıklarını belirten Facebook, canlı yayında neyin işe yaradığını ve neyin yaramadığını böylelikle çözmeyi hedefliyor.

3D hissine sahip ilk drone geliyor

0
Intel’in, RealSense teknolojisini kullanan ilk drone Typhoon H, ön siparişe çıktı. Typhoon H, üzerindeki kamera vasıtasıyla etrafındaki objelerin derinliğini ölçebiliyor ve bulunduğu ortamı 3D olarak tarayabiliyor. Böylece çevredeki engellere çarpmadan, alanı 3D olarak haritalayarak ilerleyebiliyor. Intel’in RealSens teknolojisi ile mümkün olan bu yetenek ilk defa bir drone’da kullanılıyor. 1900 dolara ön satışa çıkan drone şimdilik kendi başına uçma yetisine sahip değil. Ancak pilot drone’u kullanırken, drone kendisini çevredeki nesnelere çarpmaktan koruyabilecek. Ağaç dallarına, duvarlara, insanlara çarpma riski azalacak. Drone kullanıcıları kameradan görüntü alarak aracı kullanırken, kameranın görüş açısına girmeyen yukarıdaki pervaneler veya drone’un altındaki ayakları, çevredeki nesnelere veya daha önemlisi, insanlara çarpma riski oluşturabiliyor. Bu çarpışma riski nedeniyle de ABD’de Federal Havacılık Otoritesi, drone sahiplerine kamera görüntüsü üzerinden drone kullanmayı yasakladı. FAA drone yönetmeliğine göre Pilotlar drone’u, araç ile göz temasının kesilmeyeceği şekilde kullanmak zorundalar. Intel’in RealSense teknolojisi sayesinde, şimdi robotlar, pilotun göz ve el koordinasyonuna gerek kalmadan, kendilerini çevredeki nesnelere çarpmaktan alı koyabilecekler.

Mark Zuckerberg de webcam üzerine bant takıyor

0
Güvenlik uygulamaları, dijital dünyadaki güvenliğin çok önemli bir parçası. Sayısız kişisel kullanıcı antivirüs uygulamaları ile bilgisayarlarını koruma altında tutarken, dijital güvenlik uygulamalarının kurumsal çözümleri çok daha ağır koruma önlemleri içerebiliyor. Ancak, 1,5 milyar kullanıcıya sahip Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’in hala, çok basit ve dijital dünyanın ilk günlerinden kalma bir güvenlik önlemiyle kendini korumaya çalışması, dünyada şaşkınlık yarattı. Instagram’ın 500 milyon aktif kullanıcıya ulaşmasını kutlamak amacıyla Facebook hesabından bir fotoğraf yayınlayan Zuckerberg’in masasında duran Macbook’un üzerindeki bant dikkat çekti. Cihazın webcam’ini bant ile kapatmış olduğu anlaşılan Zuckerberg’in, dijital güvenlik uygulamalarına güvenmediği da böylece anlaşılmış oldu. mark2  

Peki Zuckerberg bu endişelerinde haklı mı?

Edaward Snowden’in, ABD’nin güvenlik kurumu NSA’nın gizli raporlarını açığa çıkarmasıyla yaşanan Prism skandalında ABD ve İngiltere gizli servislerinin, 2008 ve 2010 yılları arasında Yahoo sunucularına sızarak, milyonlarca kullanıcının webcam’inden görüntüler aldıkları ortaya çıkmıştı. Elbette, Facebook gibi 1,5 milyar kişiye ulaşan dev bir servisin kurucusu ve yöneticisi olarak Zuckerberg’in de, tüm istihbarat örgütlerinin ve hacker’ların hedefinde olduğu yadsınamaz. Geçmişte bu örgütlerin başardığı hacking öyküleri de dikkate alınacak olursa, Zuckerberg’in webcam’ini bantla kapatmak için basit ama etkili bir önlem alması şaşırtıcı değil. Aynı önlemin, tüm PC kullanıcıları için yararlı olabileceğini de vurgulamak önemli. Bu nedenle bazı laptop modellerinde webcam önünde kapak bulunduğunu da unutmamak gerekiyor.

Tiwilio milyar dolar barajını geçti

0
Hisselerini New York borsasına işleme açan Tiwilio’nun hisse değeri 15 dolara çıkarak, şirketin halka açılmada öngördüğü 1 milyar dolarlık sınırı da geçerek, 1,23 milyar dolar değere ulaştı. Tiwilio, mobil uygulama geliştiricilerin telefon/SMS servislerini uygulamalarına adapte etmelerini sağlayan hizmetler sunuyor. Örneğin, WhatsApp’a abone olurken, telefon numaranız üzerinden kimliğinizi doğruluyorsunuz veya Uber’den taksi çağırırken telefon numaranız şoförlere iletiliyor. Şirket, hisselerinin borsada 12-13 dolar seviyesinde değerleneceğini planlanıyordu. Ancak hisseler ilk günde 15 dolar seviyesine yükselerek beklentilerin üzerine çıktı. Fakat şirketin önünde hala aşması gereken başka sınavlar var. Teknoloji şirketlerinin borsadaki ilk günleri çok başarılı geçerken sonrasında hisse değerlerinin hızla aşağı düştüğü sık görüldüğü için firmanın değerinin yarıya kadar düşme tehlikesi bulunuyor. Şirketin ani değer kaybetme riskini yükselten bir neden de, piyasada çok geniş kullanıma sahip olmasına rağmen, kar marjının çok düşük olması ve yatırımcılar tarafından, yeterince para kazanmayan bir şirket olarak tanımlanması. Dolayısıyla bu endişelerin, şirketin borsa değerinin aniden düşmesine neden olabileceği düşünülüyor.

İsrail IoT ile vuracak

İsrail Hava Kuvvetleri (IAF) geçtiğimiz günlerde ülkedeki yüzlerce askeri yöneticiyi bir araya getirerek Nesnelerin İnternetinin savaş alanında nasıl kullanılacağını konuştu. Ülkenin ulusal gazetelerinden Jarusalem Post’ta yer alan habere göre, devletin askeri kanadında 400’ün üzerinde teknoloji yöneticisini Hayfa’da bir araya getiren etkinlikte, en son savaş teknolojileri konuşuldu. Askeri teknoloji geliştiren uzmanların burada tanıttıkları projelerin bir bölümünün, İsrail’in gelecekteki askeri becerilerine eklenmesi bekleniyor. Tanıtılan projelerden biri ise özellikle Nesnelerin İnterneti alanında dikkat çekiyor. Bu proje hayata geçerse, savaş alanında pilotlara sunulan desteğe bir de bağlantılı cihazlar eklenebilir. Hava kuvvetleri inovasyon biriminin başındaki isim Teğmen Guy Cohen, sanal gerçeklik sayesinde savaş alanının bir simülasyonunun hızlıca hazırlanabileceğini, burada pilotların çatışmaları üzerine senaryolar üretilebileceğini anlatıyor ve ekliyor: “Nesnelerin İnterneti ile kendi mıntıkamdaki tabur komutanını, hava kuvvetleri kontrol merkezinde bulunan birine kolayca bağlayabilirim.” Böylesi inovasyonlar sayesinde saldırı, alan taraması ve iletişim gibi konularda devrim niteliğinde gelişmeler sağlanabileceğine değinen Cohen, “Bu gibi gelişmeleri İsrail Hava Kuvvetleri’ndeki emir-komuta zincirine nasıl adapte edebileceğimiz konusunda sürekli çalışıyoruz,” açıklamasını yaptı. IAF konferansında tanıtılan projelerden bir diğeri, bu yıl sonunda aktif hizmete sunulacak F-35 beşinci nesil savaş jetlerine teknik destek sağlayacak birimlerin VR teknolojisiyle eğitilmesi üzerineydi. “Yatarak kontrol” de savaş teknolojilerinde önemli inovasyonlardan biri olarak görülüyor. Etkinlikte bir örneği tanıtılan bu sistemde, pilotlar özel olarak hazırlanmış bir yatakta uzanırken, vücut hareketleriyle insansız hava araçlarını (drone) kontrol edebiliyor: “Savaş alanındayken kendinizi düşman ateşinden sakınmanız gerekir. Bu nedenle sensörler kullanarak, yatar pozisyonda duran askerlerin drone’ları kontrol etmelerini sağlayabiliriz.”

Avrupa robot hakları için yasa hazırlıyor

0
Avrupa Birliği içinde bazı parlamenterlerin, yakın gelecekte sosyal hayatı yakından etkileyecek robot çalışanlar konusunda yasal düzenlemelerin nasıl olması gerektiğini araştırmaya başladığını ve yasa teklifleri hazırlamaya çalıştığı ortaya çıktı. AB’de hazırlanan yeni yasa tekliflerine göre robotlar “elektronik kişiler” olarak kabul edilecek ve belli bazı haklara sahip olacaklar. İş yerlerinde çalışan robotlar için aynı gerçek insanlar gibi, sosyal güvenlik primleri ödenmeye devam edecek. Bu prim elbette robotlar yaşlandığında emekli maaşı alsın diye değil, ülkelerin sosyal güvenlik kurumlarının çökmemesi ve yaşlı, bakıma muhtaç, emekli maaşı alan vatandaşların hayatına devam edebilmesi için ödenecek. Zira, bir ülkedeki işletmelerin çoğu robot çalıştırmaya başladığında ve sosyal güvenlik kurumlarına prim ödemeyi bıraktığında, o ülkedeki sosyal güvenlik sisteminin çökmesine kesin gözüyle bakılıyor. Yasa taslaklarına göre, şirketlerin insan yerine robot çalıştırarak sosyal güvenlik primi ödemelerinden ne kadar tasarruf ettiklerini deklare etmesi zorunluluğunun da getirilmesi düşünülüyor. Bu tasarrufun özel bir vergi oranı ile vergilendirilmesi de mümkün. Robotlar için ödenecek düşük tutarlı sigorta primlerinin bir kullanım alanı da robotların yaratabileceği hasarların tazmini olacak. Yapay zeka tarafından kullanılan bir taksi kaza yaptığında hasar tazmini için bu sigorta devreye girecek. Fabrikada işlem yapan bir robot bozulup çevresine veya insanlara zarar verecek olursa, gerekli masraflar yine bu sigorta fonlarından karşılanacak. Tüm çalışmaların şimdilik hazırlık aşamasında olduğunu unutmamak gerekiyor ve tüm üye ülkelerin her teklifi kabul etmesi beklenmiyor. Ayrıca yıllar içindeki gelişmelere göre yasa taslaklarının yeniden şekillenmesi mümkün olacak. AB yetkilileri bu hazırlıkların 10 sene içinde hayata geçmeyeceğini ama 50 sene içinde artık yürürlüğe girmesi gerekebileceğinin altını çiziyorlar.

Tesla SolarCity’yi satın mı alıyor?

0
Tesla ve SolarCity iki “kardeş” şirket. İkisi de Elon Musk tarafından kurulmuş ve elektrik enerjisi alanında hizmet veren şirketler. Tesla, elektrik enerjisi ile çalışan otomobiller üretirken SolarCity ise ABD’de evlere ve kurumlara güneş enerjisi panelleri kurarak, güneş enerjisi ile elektrik üretimine dair hizmet veriyor, kurulan sistemlerin bakımını yapıyor. İki şirketin kurucuları aynı olsa da hissedarları farklı ve ayrı ayrı yönetimlere sahip. Her ne kadar iki şirketin kurucusu Elon Musk olsa da şirketlerin karar mekanizmaları farklı işliyor ve hesap verdikleri hissedarlar farklı. Elon Musk şimdi, SolarCity’nin güneş enerjisi teknolojilerine dair üretim kapasitesini ve uzmanlığını otomobil üreticisi firma ile birleştirip iki şirketi Tesla adı altında yöneterek daha üretken, hızlı ve etkili bir operasyon yaratmayı planlıyor. Bu amaçla da otomobil şirketi şimdi Solar City’yi satın almak için teklif yaptı. İlk teklifin 2,5-3 milyar dolar arasında olduğu ve SolarCity yönetim kurulunun bu teklifi az bularak reddettiği söyleniyor. Dolayısıyla Musk’ın kendi kurduğu şirketi satın almak için kesenin ağzını açması gerekecek. Öte yandan, SolarCity hissedarlarının ve yönetim kurulunun şirketin satışı konusuna sıcak bakmasının piyasada duyulması halinde, farklı alıcıların da oyuna dahil olmak için fiyat vermesi ihtimali var ki, bu durumda yakın gelecekte Tesla otomobilleri için kritik öneme sahip olacak SolarCity’nin güneş enerjisi teknolojilerinin, başka şirketlerin eline geçme riski oluşacak. Yine de Musk’ın, kurucusu olduğu iki şirketi birleştirmek için şirketler üzerindeki etkisini kullanacağından kimsenin şüphesi yok. Şimdi tek merak edilen konu, bu birleşme elektrikli otomobil üreticisine kaç milyar dolara mal olacak ve bu alışveriş yüzünden yakın gelecekteki otomobillerinin fiyatlarına zam yapılıp yapılmayacağı… Bekleyip göreceğiz. Bu arada, SolarCity’nin CEO’su da çalışanlarına gönderdiği memoda, bu sürpriz satın alma teklifi hakkında sosyal medyada hiçbir yorum yapmamaları konusunda çalışanlarını uyarmış bulunuyor, dolayısıyla iki şirketin içinden de şimdilik bilgi almak kolay görünmüyor.

Bitcoin’e Kanadalı alternatif geliyor

0
Blockchain teknolojisinin işlem yaparken sunduğu üstün güvenlik özellikleri ve kolay kullanım, dünyanın dört bir yanındaki ülkeleri harekete geçiriyor. Henüz önceki gün İsveç’in benzer bir teknolojiyle tapu sicil süreçlerini blockchain’e taşıma planlarının duyulmasının ardından, şimdi de Kanada Merkez Bankası’nın özel bir etkinlikte yaptığı sunum gündeme geldi. Payments Panorama adını taşıyan bu etkinlikte Kanada’nın en yetkili finans kuruluşu, adını CAD-Coin olarak belirledikleri ve blockchain teknolojisini baz alacak bir dijital “kripto para” geliştirdiklerini duyurdu. Kanada Merkez Bankası, bankalar arasındaki para akışını daha kolay ve güvenli hale getirmek için böyle bir teknolojiye geçmeyi planlıyor. CAD-Coin’in tasarım, geliştirme ve test süreçlerinde ise New York merkezli, blockchain alanında uzmanlaşmış R3 adlı startup danışmanlık veriyor. https://www.techinside.com/devlet-daireleri-de-blockchain-kullanmaya-basliyor/ Ülkedeki en büyük beş banka bu geçişi dört gözle bekliyor. Aynı zamanda R3CEV adlı blockchain konsorsiyumu üyesi olan Bank of Montreal, Canadian Imperial Bank of Commerce, RBC, Toronto-Dominion Bank ve Scotiabank; blockchain teknolojisine geçişle birlikte kendi aralarında kolayca para transferi gerçekleştirebilecekler.

CAD-Coin sistemi nasıl işliyor?

Henüz test aşamasında olan sistem, fintech teknolojilerinin yükselen yıldızı blockchain bazlı çalışıyor. Blockchain’i ise sadece finansal değil, her türlü “işlem” için kullanılabilen, farklı veritabanlarını tek platformda toplamaya ve burada güvenle işlem yapmaya olanak tanıyan dev bir hesap defteri gibi düşünebilirsiniz. Dijital paranın hayata geçmesiyle birlikte Kanada Merkez Bankası sisteme dahil olan bankalardan nakit parayı alacak ve bunları kripto para birimine dönüştürecek. Hızla gerçekleşecek bu adımın ardından bankalar, kendi aralarında CAD-Coin cinsinden para transferi gerçekleştirebilecekler. Nakde ihtiyaç duyan banka yine Merkez Bankası üzerinden kripto parasını “bozdurarak” Kanada dolarıyla dolu torbaları şubelerine taşıyabilecek. Kanada fintech konusunda pek çok farklı proje üzerinde çalışıyor ve CAD-Coin bunlardan sadece biri. Ülkenin blockchain teknolojisini perakende ve diğer sektörlerde de nasıl kullanabileceğini araştırdığı biliniyor. CAD-Coin’in ise şimdilik sadece bankalara özel bir sistem olarak kalacağı, Kanadalı vatandaşların bankaya gidip CAD-Coin hesabı açtıramayacağı söyleniyor.

Apple’da inovasyon bitti mi?

0
Steve Jobs döneminden beri Apple’ın iPhone modellerini tasarlamayla ilgili yol haritası değişmemişti; bir yıl büyük değişiklikler içeren ana model piyasaya sürülür, ertesi yıl ise sonunda “S” takısı bulunan bir ara model çıkarılırdı. Ne var ki WSJ kaynakları, bu iki yıllık döngünün 2016 yılında yayınlanacak yeni modelle birlikte kırılacağını öne sürüyor. Adı iPhone 7 mi olacak, yoksa iPhone 6.5S mi bilmiyoruz, ancak habere göre bu yıl tanıtılacak olan iPhone modelleri son çıkan iPhone 6S ve 6S Plus’tan çok da farklı olmayacak. Cihaz ekranı yine sırasıyla 4,7 inç ve 5,5 inç boyutlarında olacak. Yeni iPhone’un tek kayda değer değişikliği, kulaklık girişinin komple kaldırılması ve böylece cihazın daha da ince ve suya dayanıklı hale getirilmesi olacak. Tıpkı yeni MacBook’ta kullanılan tek USB Type-C giriş gibi bu kulaklık girişi kararı da Apple’ın başını ağrıtacak gibi görünüyor. Büyük ihtimalle basın dünyası ikiye bölünecek; kulaklık girişinin aslında ne kadar önemsiz olduğunu ve Apple’ın yine müthiş bir inovasyona imza attığını düşünenler ve ellerinde 300 dolarlık Beats kulaklıklarıyla ortada kalanlar… Elbette Apple bunun da önlemini almış ve cihazı piyasaya Lightning girişi 3,5 mm kulaklık girişine çeviren bir aparatla sürecek.

Apple bu yılı neden komple pas geçmedi?

Yeni iPhone modelinin çıkış tarihinden ziyade, başta bahsettiğimiz döngü daha fazla zihinleri kurcalıyor. Çünkü eğer gerçekten yeniliklerle gelecek model için inovasyon periyodu iki yıldan üç yıla çıktıysa, arada kalan iki yılda bir yerine iki cihaz çıkarmak (üreticinin yapacağı pazarlama sonucunda elde edeceği tonla para dışında) kullanıcılar açısından çok anlamlı gelmiyor. İki ara model yaparak üç yıl arka arkaya cihaza pazar sürmek yerine, bir ara model ve çok daha iyi bir yeni cihaz daha mantıklı görünüyor. Öte yandan, tic-toc olarak bilinen iki yıllık döngünün sadece akıllı telefon pazarında değil, işlemcilerden televizyonlara kadar teknolojinin her alanında kullanıldığı düşünülürse, Apple’ın bu zinciri kırması aslında bir yandan “akıllı telefonda (ya da Apple’da) inovasyon ateşi sönüyor mu?” sorularını beraberinde getiriyor. Son 2-3 yılda hem Apple hem Samsung hem de diğer Android markaları tarafından geliştirilen teknolojilere baktığımızda, parmak izi okuyucu ve köşeleri de ekrana dahil edilmiş telefonlar dışında elle tutulur bir yenilik, bir devrim göremiyoruz. Kamera çözünürlükleri, işlemci hızları ve RAM büyüklüklükleri, kısacası “rakamlar” artıyor o kadar… Apple’ın çıkardığı son ana model olan iPhone 6’daki en büyük “inovasyon” ekran boyutunun 4,7 inç ve 5,5 inç şeklinde artmasıydı. Android cihazlar yıllardır bu boyutlarda piyasaya sürülüyor. Kısacası, gerek Apple gerek diğer şirketler için akıllı telefon özelinde konuşacak olursak inovasyon trendinin sonuna yaklaştığımızı söylemek çok da yanlış olmaz. Bundan sonra cihazlar değil, yazılımlar konuşacak. Farkı iPhone ve Galaxy değil, iOS ve Android belirleyecek.

Bir ihtimal daha var…

Şirket bu yıl iPhone 7’yi tanıtsaydı, önümüzdeki yıl bir iPhone 7S ile karşımızda olacaktı. Oysa 2017 yılı, iPhone’un 10. yılını temsil ediyor. Küçük bir ihtimal de olsa, 10. yılda “S” takılı bir ara model yayınlamak istememiş ve sadece tek seferliğine iki yıllık model döngüsünü kırmış olabilir. Ancak durumun gerçekten bu olduğunu öğrenmek için 2019’a kadar beklememiz gerekebilir.

Samsung IoT için 1,2 milyar dolar harcayacak

Nesnelerin interneti konusunda söz sahibi olmak isteyen Samsung, önümüzdeki dört yıl içinde ABD’deki Ar-Ge çalışmalarına 1,2 milyar dolar harcama planı yaptığını açıkladı. Akıllı evleri ve akıllı şehirleri mümkün kılacak küçük internet nesneleri geliştirmek konusunda istekli olan Güney Koreli teknoloji devi bu yatırımı hem kendisi hem de sahibi olduğu küçük start-up’lar üzerinden yapacak. Samsung’un geliştireceği internet nesneleri arasında akıllı tencereler, akıllı tişörtler/giysiler, ampuller, çeşitli ev aletleri ve kişisel ürünler bulunuyor. Ayrıca firma, yaşlıların hayatlarını bağımsız olarak sürdürebilmeleri için internet nesnelerine ihtiyaç duyacaklarını da düşünüyor. Böylece bir bakıcıya muhtaç kalmadan hayatlarını çok daha kolay idame ettirebilecekler. Giderek artan yaşlı nüfusu ve onların ihtiyaçları, şirketin bu alana ilgi duymasının bir diğer nedeni.

Yasalar hazırlanırken söz sahibi olmak istiyor

Samsung’un da kurucuları arasında olduğu ABD’deki “National IoT Strategy Dialogue” (Ulusal IoT Stratejisi Paneli), IoT teknolojilerinin ABD’deki geleceği hakkında önemli çalışmalar yapıyor ve Güney Koreli şirket de bu çalışmalarda söz sahibi olmak adına, yatırımdan geri durmayacakmış gibi görünüyor. Söz konusu kuruluş aynı zamanda ABD’de internete bağlı küçük cihazlar hakkında oluşturulacak yasalarda söz sahibi olmayı da amaçlıyor. ABD devletinin kurula böyle bir görev yükleyip yüklemeyeceği bilinmiyor ancak firma gelecekte ABD pazarında ürünleriyle güçlü konumda olmak için tüm kozlarını kullanıyor.

ABD’de ticari drone kuralları esniyor

0
ABD’de Federal Havacılık Otoritesi (FAA), ticari drone’ların kullanımı hakkındaki yönetmeliği esneteceğini açıkladı. Mevcut kurallar dahilinde ticari drone’lar pilotun görüş sahasından dışarı çıkamıyor ve 120 metreden fazla yükselmesi de yasak. Ayrıca güneş battıktan sonra drone uçurmak da yasak. Ticari drone’ların kayıt edilmesi açılan online sisteme ise bugüne kadar 5300 drone kayıt yaptırmış durumda. Bu ABD’deki milyonlarca drone’ın içinde çok küçük bir rakam. Ticari drone’lar, inşaat şantiyelerinde, video prodüksiyonlarında, güvenlik uygulamalarında veya gösteri/eğlence organizasyonlarında sık sık kullanılıyor. Ancak tüm bu drone’ların sahipleri ağır kurallar nedeniyle şikayet etmekteydi. FAA ise şimdi geceleri uçuş yapmak isteyen ticari drone’ların en az 3 mil mesafeden görülebilecek uyarı ışıkları takarak geceleri uçabileceğini duyurdu. Ağustos’ta kullanıma girecek yönetmelikteki asıl rahatlatıcı madde ise FAA’nın online sayfasına yerleştireceği bildirim formu. Farklı projeler için yönetmelikteki kuralların dışına çıkarak uçuş yapmak gerektiğinde, drone pilotunun bu formla online bildirim yapması gerekecek ve FAA, uçuşun çevrede zarara neden olmayacağına kanaat getirirse, yönetmelik kurallarının dışında uçuşa izin verilecek. Örneğin 120 metre üzerinde uçuşlar yapılabilecek, drone kullanıcının görüş alanından çıkabilecek vs…

Özel mülk ve mahremiyet tartışması

Öte yandan Amazon ve Walmart gibi, akıllı drone’ları pilot olmaksızın kullanarak çok uzak mesafelere sipariş teslim etmek isteyen firmaların talepleri şimdilik bekliyor. FAA konu üzerinde çalışıyor ve araştırmaları sürüyor. Ticari drone’ların kullanımında bir diğer sorun da arazi sahiplerinin hak iddiasından kaynaklanıyor. Kentucky’de süren bir davada, bir arazi sahibi arazisinin dikey olarak havadaki izdüşümü üzerinde drone uçurulamayacağını iddia ederek açtığı dava, bir arazisinin ne kadar yukarısının mülk sahibine ait olabileceği tartışmasına şahitlik ediyor. Mahkemenin vereceği karara göre, ticari drone’ların bu yüksekliğin altına inmeden özel mülklerin üzerinde uçması mümkün olacak veya tamamen yasaklanacak çünkü mülk sahibinin iddiasına göre, ne kadar yüksekten uçarsa uçsunlar drone’lar kendisinin ve ailesinin mahremiyetini ihlal ediyor. Üzerindeki kameralar sayesinde, arazisinin üzerinde durup özel hayatlarını kayıt altına alabilen bu araçların arazisinin üzerinde uçmasının yasaklanması gerekiyor. ABD’de bu arazi sahibine hak verenlerin sayısı hiç de az değil.

Instagram yarım milyar kullanıcıya ulaştı

0
Fotoğraf paylaşım platformu Instagram’ın aylık aktif kullanıcı sayısı yarım milyara ulaştı. Facebook’un patronu Zuckerberg’ün Facebook üzerindeki bir post ile duyurduğu gelişmeye göre, günlük aktif kullanıcı sayısı ise 300 milyona yükselmiş durumda. Zuckerberg’ün 2012 Şubat ayında 1 milyar dolara satın alıp Facebook renklerine kattığı fotoğraf paylaşım servisi, filtreler sayesinde fotoğraflara pratik şekilde profesyonel görünüm kazandırmasıyla bir anda büyük ilgi toplamış ve iOS üzerindeki bir uygulama olarak hızla popüler olmuştu. Instagram 2 Facebook’un yayınladığı rapora göre fotoğraf paylaşım ağında her gün 95 milyon fotoğraf ve video yayına giriyor. Bu sırada, fotoğraf paylaşım servisinin en büyük rakibi olarak adı geçen Snapchat’in ise günlük 100 milyon aktif kullanıcısı bulunuyor. Snapchat ise, Instagram’ın aksine, Zuckerberg’ün 3 milyar dolarlık satın alma teklifini geri çevirmiş olmasıyla anılıyor. 500 milyon kullanıcı sayısına ulaşan fotoğraf paylaşım servisi şimdilik, Facebook konusundaki rahatsızlıklar ortadan kalkmış görünüyor. Zuckerberg’ün servisi satın almasıyla beraber, popüler Instagram kullanıcıları fotoğraflarını yayından kaldırarak, Facebook’un onların fotoğrafları üzerinden para kazanmasına tepki göstermişlerdi. Ancak bu protesto çok uzun soluklu olamadı ve dünya çapında yarım milyar kullanıcı şu anda fotoğraf paylaşım uygulamasının cazibesine kapılmış görünüyor.